M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 148.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Ve'salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn seyyidinâ ve senedinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İn entümü'tteba'tüm eznâbe'l-bakari ve tebâya'tüm bi'l-îneti ve terektümü'l-cihâde fî sebîli'llâhi le-yülzimennekümu'llâhu mezelleten fî a'nâkıküm sümme lâ tünzeu minküm hattâ terciû ilâ mâ küntüm aleyhi ve tetûbû ila'llâhi Teâlâ.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Çok aziz ve muhterem cemaat-i müslimîn!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selâmı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı dünya ve âhirette cümlemizin üzerine olsun. Allahu Teâlâ hazretleri bu mübarek cuma gecesinde uzaklardan yakınlardan zahmetler ihtiyar ederek Peygamber Efendimiz'e sevgimizin, saygımızın, bağlılığımızn nişanesi olmak üzere şu hadîs-i şerîfleri dinlemek üzere buraya toplanmanızı rahmetine vesile eylesin.

Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okumaya geçmeden önce şu mübarek cuma akşamında rûh-ı pâkine hediye olsun diye, cümle âlinin, ashâbının, etbâının ve ahbâbının ruhlarına ve sâir enbiyâ-i mürselînin ervâhına hediye olsun diye, yine evliyâullahın ve hâsseten Ümmet-i Muhammed'in mürşitleri olan hakiki verese-i enbiyâ, sâdât ve meşâyih-i turuk-u aliyyemizin ruhlarına hediye olsun diye, himmetleri üzerimize hâsıl olsun diye, Allahu Teâlâ bu mübarek kullarının yolundan ayırmasın diye, bu beldeleri canlarını mallarını ortaya koyarak cihad ederek fethetmiş ve bize emanet bırakmış olan ecdadımızın ruhlarına hediye olsun diye, âhirete göçmüş bütün sevdiklerimizin, yakınlarımızın; bu beldelerde bu ibadethaneleri, hayırları yapıp yaşatanların kendilerine ve geçmişlerinin ruhlarına hediye olsun diye, beldemizin medâr-ı iftihârı Hüseyin Gazimiz, Hacı Bayram-ı Velîmiz, Taceddin Sultan ve sâir enbiyânın ruhlarına hediye olsun diye ve uzaktan yakından bu hadisleri dinlemek üzere gelmiş ve burada toplanmış bulunan siz kardeşlerimizin de âhirete göçmüş olan boynu bükük, bize de biri dua etsin, diye dua bekleyen sevdiklerinin ve yakınlarının geçmişlerinin ruhlarına hediye olsun diye, biz yaşayan müslümanlar da Rabbimiz'in rahmetine erelim, rızasına ulaşalım, Peygamber Efendimiz'in sünnetini ihyâ edelim de çok büyük hayırlara erelim diye bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım, ruhlarına hediye edelim, öyle başlayalım.

Metnini okumuş olduğumuz hadîs-i şerîf, mezhep imamı Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh'in Müsned'inden alınmış, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ tarafından rivayet edilmiş olan bir hadîs-i şerîftir ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bizleri ikaz ve irşad etmek üzere şöyle buyuruyorlar:

İn entümü'tteba'tüm eznâbe'l-bakar. "Eğer siz sığırların kuyruklarına tâbî olursanız; öküzlerin ineklerin peşine takılırsanız." Ve tebâya'tüm bi'l-hîleti. "Hileli, şer-i şerîfe uymayan alışverişler yaparak kazanç sağlamaya koşuşursanız, haramı helali düşünmezseniz." Ve terektemü'l-cihâd. "Ticaretle meşgul olacağız derken cihadı terk ederseniz." Fî sebîli'llâh. "Allah yolunda cihad etmeyi terk ederseniz." Le yüzlimennekümu'llâhu mezelleten fî a'nâkıküm. "Allahu Teâlâ hazretleri sizin boyunlarınıza öyle bir zillet yapıştırır ki." Sümme lâ tünzeu minküm. "O zilleti çekip boyunlarınızdan çıkarmak sizi o durumdan kurtarmaz."

Neden?

Çünkü siz ticaretin zevkine takıldınız, paranın zevkine düştünüz, Allah yolunda çalışmayı terk ettiniz.

Çare?

Hattâ terciu ilâ mâ küntüm aleyh. "Siz evvelce olduğunuz çizgiye dönmedikçe; doğru hatta, doğru yere, doğru noktaya gelmediğiniz müddetçe bu zillet boynunuzda kalmaya devam eder." Ve tetûbû ila'llâhi Teâlâ. "Tevbe edip Allah'a dönmedikçe bu zillet boynunuzdan çekilip ayrılmaz."

Muhterem kardeşlerim!

İslâm dininin kurulması, yayılması, gelişmesi cihad farzıyladır. Öyle olmuştur, öyle olmalıdır, öyle olacaktır. Onun için bu cihad sözünün kelime mânasından başlayarak üzerinde biraz durmamız lazım.

Cihad, mufâale babından, "mücadele ve cihad" mastardır. Müşareket ifade eden mânası vardır. Cihad; size karşı koymaya çalışan insanlara sizin cehd edip karşı koymanız demek." cihad. Size karşı gelenlere siz de mukabil olarak cehd sarf etmeniz, demek. "Cehidleşmek" demek, "karşılıklı cehd sarf etmek" demek.

İslâm'ın başlangıcından bugüne kadar ve bugünden de kıyamete kadar ve hatta Hz. Âdem atamızdan bu zamana kadar maalesef dünya üzerinde akl-ı selim ve adalet-i tâmme yerleşmemiş. Allah'ın yaratışının takdirinin hikmeti; daima bir şeytan ordusu mevcut olmuş, şeytanın askerleri, şeytanın partisi, şeytanın hizbi, şeytanın yolunun yolcuları, şeytanın taraftarları mevcut olmuş; bir de Rahmân olan, Rahîm olan Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunu kabul eden, imanını benimseyen, emirlerini tutan zümre mevcut olmuş.

Ta Hz. Âdem aleyhisselam zamanında başlamış. Nuh aleyhisselam zamanında devam etmiş, Lut aleyhisselam zamanında devam etmiş, İbrahim aleyhisselam zamanında devam etmiş, Musa aleyhisselâm zamanında misalleri var.

Kur'ân-ı Kerîm ve peygamberler tarihi -aleyhimüssalâti vesselam- neyin tarihidir?

İmanla küfrün mücadelesinin tarihidir. Bir taraftar mütevazı, Allah'a sevgili, saygılı, bağlı peygamberler, salihler, mü'min-i kâmiller; bir tarafta da azılı, şirret, muzır, arut bir zümre daima mevcut olmuş. Eğer Allahu Teâlâ hazretleri dileseydi onlar parmaklarının ucunu kıpırdatamazdı. Allahu Teâlâ hazretleri onlara mühlet ve fırsat vermeseydi hiçbir şey yapamazlardı, mevcut olamazlardı.

Allahu Teâlâ hazretleri âyetlerini gösterseydi hepsi inanmak zorunda kalırdı. Allah'ın âşikâre zâhir ve bâhir âyetlerini görünce diz çöküp, secdeye kapanıp, iman etmekten başka çareleri olmazdı. Olmazdı ama o zaman da imanın kıymeti olmazdı.

Allah; herkesin hiç tereddüt etmesine gerek kalmadan mecburen inanmasına sebep olacak âşikâr bir delil göstermiş. Herkes amennâ ve saddaknâ diyor, secdelere kapanıyor. Nitekim bazı kereler Allahu Teâlâ hazretleri böyle deliller göstermiş.

Mesela Musa aleyhisselam zamanında sihirbazlar secdeye gelmişler. İnsanlar toplanmış seyrediyorlar, sihirbazlar bir tarafta Musa ve Harun aleyhimesselam bir tarafta.

"Hadi bakalım en büyük sihirbaz bunlar; bu sihirbazları yenmek için siz daha kuvvetli sihirbazlar getirin." diyor.

Bütün şehirlerden, beldelerden en usta hokkabazları, sihirbazları topluyorlar, Musa aleyhisselam ile Harun aleyhisselam ile yarıştıracaklar.

"Hadi buyur, hünerini göster."

"Hayır, sen göster."

Musa aleyhisselam diyor ki;

Kâle bel elkû. "Bakalım siz ne yapacaksınız? Yapacağınız ilkâyı yapın."

Onlar büyülerini yapıyorlar, sihirlerini yapıyorlar.

Ve câû bi-sihrin azîm. "Büyük bir sihirbazlık hüneri yapıyorlar."

Olur mu böyle şey?

Bizim köye bir hokkabaz gelmiş, adamları kahveye toplamış. Bunun zamanımızdan misalini vermek için söylüyorum.

Çanakkale'nin Ayvacık kazasının Ahmetçe köyüne bir hokkabaz gelmiş. Maksadı köylüyü eğlendirip para almak. Hoşça zaman geçirtmesinin karşılığında parasını toplayacak. O zamanlar sinemalar yok, tiyatrolar yok. Ya Karagöz Hacivat oynayacak ya da Zati Sungur gibi biri çıkacak, hokkabazlık yapacak, şapkanın içinden saatler, tavşanlar, civcivler çıkaracak; böyle bir şey.

Kahvede bizim köylülerin gözlerini bir büyülemiş; "Tavana bakın." demiş, tavana bakmışlar. Kahvenin tavanının her tarafı asma. Nasıl üzümler sarkıyor.

"Hepiniz bir üzüm salkımının ucundan tutun, sapından tutun."

Tutmuşlar. O zaman bizim köylerde kuşak vardı; kuşaklarına da kınında bir bıçak sokarlardı. Köyde bir şeyler kesmek için lazım olur; bıçak her zaman yanlarında gezerdi. Bazıları da boynu büküm çatal olurdu, sapları gümüş olurdu; güzel bir şeyler, antika bir şeyler olurdu. Herkesin cebinde vardı.

Ben de çocukluk hevesiyle kendime bile yaptırmıştım.

"Herkes bıçağını çıkarsın."

Çıkarmışlar.

"Sapına dayasın ama sakın kesmesin!" demiş.

Herkes asılan salkımı, mükemmel üzüm sapını da tutmuş, bıçak ellerinde.

"Ben söylemeden kimse sapını kesmesin!" demiş.

Nasıl göz boyadıysa ne yaptıysa... İşini bitirmiş. Bir de bakmış herkes burnunu tutmuş. Köyde bu hadiseyi görenler anlatıyorlar. Adam bıçağı vursa burnunun ucunu kesecek. Sihir!

Dün buradaki doktor arkadaşlar anlattı:

"Sizinle tanıştırdığımız filanca kardeşimiz hipnotizma yoluyla hastaları uyutuyor, ameliyat yaptırabilecek durumda; benim yanımda da yaptıracak." diyor.

Hipnotizmayla uyutacak, doktor gelecek, bıçağı vuracak, neşteri vuracak, yarayı açacak, kesecek, biçecek, temizleyecek; ne narkoz ne bayıltma ne lokal anestezi hiçbir şey olmadan ameliyat yapacak.

Demek ki böyle şeyler oluyor.

Musa aleyhisselam'ın karşısındaki sihirbazlar bir sihir yapmışlar İnsanların gözlerini büyülemişler, aldatmışlar, büyük sihir hünerleri ortaya koymuşlar.

Musa aleyhisselam kendi kendine endişelenmiş.

"Vay, bu ne biçim iş!"

Allahu Teâlâ hazretleri diyor ki;

"Yâ Musa! Elindeki âsâyı yere at, bakalım!"

Elindeki âsânın da bir başka özelliği yok.

Tur dağında ona;

"Yâ Musa! Bu âsâ ile ne yaparsın?" diye soruyor.

E tevekkeü aleyhâ ve ehüşşü bihâ alâ ğanemî. "Yâ Rabbi! Ben buna dayanırım. Onunla koyunlarımı güderim."

İşte bu kesilmiş bir âsâ."

"At!"

Yere atınca bir ejderha oluyor. O âsâ yine orada nasıl ejderha olmuşsa olmuş, onların bütün sihirlerini yutmuş.

Nasıl yuttu, nasıl oldu?

Tabi o sahnede değiliz. Kur'ân-ı Kerîm'de kısa cümlelerle bildiriliyor. Böyle olmuş.

Sihirbazlar o hünerlerini başka yerlerde de yapıyorlardı ama böylesini görmedikleri için bütün hepsi secdeye kapanıyorlar:

Kâlû âmennâ bi Rabbi'l-âlemîn. Rabbi Mûsâ ve Hârûn. "Alemlerin Rabbine iman ettik! Musa'nın, Harun'un aleyhimesselam bize tanıttığı Allah'a inandık!" diyorlar.

Halbuki Firavun'un adamlarıydı; onları Firavun tutmuştu. "O iki peygamberi güya mağlup etsinler." diye getirmişti.

Ondan sonra nasıl kuvvetli inanıyorlar.

"İnandık." deyince Firavun diyor ki;

"Keserim sizi!"

Nasıl keserim?

"Bacaklarınızın birini, kollarınızın birini keserim; sonra sizi hurma dallarında sallandırırım!"

"Ne yaparsan yap!" diyorlar.

"Biz Rabbimiz'e inandık, âhirete nasıl olsa göçeceğiz. İstersen öldür, yolumuzdan dönmeyiz!"

İman...

İman bir geldi mi insanı tanktan daha kuvvetli yapar! Bir de gitti mi sinekten daha âciz duruma düşürür!

Ne yaparsan yap! Asarsan as!

İnnemâ takdî hâzihi'l-hayati'd-dünyâ. "Sen bu dünya hayatında ne hükmedersen edersin. Tek olsa öldürürsün. Öldürsen ne olur? Ölünce biz cennete gideceğiz ya!" deyip Firavun'dan korkmuyorlar. Firavun'un işi bitiyor.

Firavun zamanında böyle olmuş. İbrahim aleyhisselam zamanında böyle olmuş. Peygamber Efendimiz zamanında böyle olmuş. Sahabesi zamanında böyle olmuş. Okuyun.

Peygamberler tarihini okuyalım, sahabeler tarihini okuyalım, İslâm tarihini okuyalım. Siret-i Nebeviyyemiz'i okuyalım. Peygamber Efendimiz'in mücadelesini bilelim.

Ne olmuş? Bizim bu Müslümanlığımız bakalım kaç derecelik Müslümanlıkmış? Kaç okkaymış? Halep oradaysa arşın burada. Arşınlayalım, ebadını ölçelim; bir anlayalım.

Biz müslüman mıyız, kukla mıyız, taklit miyiz, hakikat miyiz, rüya mıyız, hayal miyiz, oyun mu oynuyoruz, sahiden mi müslümanız? Şaka mı yapıyoruz, ciddi miyiz; o zaman anlarız. İman başka bir şey. İman bizim kitaplarda okuduğumuz, rüyalarda gördüğümüz bir şey ama hayatımıza çok az girmiş.

Ama bugünde aynı mücadele var. Bugün de bir tarafta küfür.

Neye inanıyorsun?

Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî mina'llâhi Teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti, hakkun.

Alıyorsun âmentü'yü. Kâfir de alıyor senin âmentü'yü.

"Sen Allah'a mı inanıyorsun; ben inanmıyorum!"

Şöyle şöyle şöyle, açıyor ağzını, yumuyor gözünü, sıralıyor.

"Sen peygambere mi inanıyorsun? Ben onunla alay edeceğim."

Alıyor eline kalemi, yazıyor.

"Sen âhiret gününe mi inanıyorsun? Kah, kah, kah. Kih, kih, kih. Vah, vah, vah. Yazıklar olsun sana! Yaşa, hayata bir kere gelmişsin, kâm almaya baksana. Peygamberlerin kitaplarına mı inanıyorsun?"

Hadi onlara bir çatmak..

Sen ne yapıyorsun, ben ne yapıyorum?

Sövsün, saysın, hücum etsin! Kimin peygamberine, kimin kitabına, kimin dinine?

O bir cehd sarf ediyor, uğraşıyor; kâfir. Burnundan soluyan boğa gibi bacağıyla yeri eşeleyip eşeleyip İslâm'ın üstüne saldırıyor. Güldür güldür yerler sallanarak toslayacak.

Sen?

O bir cehd sarf ediyor, burnundan soluyor ki; "Yeryüzünde Allah'a ibadet edilmesin, şeytana ibadet edilsin. Allah'ın emri hakim olmasın, şeytanın hükmü hakim olsun. Ahlâk, edep, ırz, namus, haysiyet, adalet yok olsun. Ye Mehmed ye, devlet malı deniz, yemeyen nokta nokta..."

Bir tarafta öyle bir tarafta böyle.

Sen ne yapıyorsun?

"Hocam, ben on bir ay ticaretten öyle yoruldum ki on ikinci ay dinlemek üzere Bodrum'a, Marmaris'e, deniz kenarına güneşlenmeye, kızarmaya gidiyorum."

Sanki on bir ay, Allah'ın dinine hizmet etmiş gibi on ikinci ayda yine nefsine hizmete gidiyor. Bizim memleket gibi gül gülistan memleket bulunmaz! Haftanın yedi günü var; beş günü çalış iki günü keyif.

Ne mutlu ki sana beş gün çalışma vermişler, iki gün serbest. Bu iki günü de âhirete çalışsana!

"Hayır, beş günde yoruldum iki günde keyif yapacağım. En güzel keyif yapma yeri neresi, söyle bakayım bana!"

Millet bunu yapıyor.

Böyle olmaz!

Mü'minin İslâm'ı koruma cehdi, kâfirin cehdine karşı gelecek, cehdleşecekler.

Cihad ne demekmiş?

"Karşılıklı cehdleşmek."

Kâfir niçin yaratılmış?

Küfrünü ilan etmek için, müslümanın Müslümanlığını yenmesi için yaratılmış.

Şeytan neden yaratılmış?

Bir hikmeti var.

Kâfir neden yaratılmış?

Bir hikmeti var.

Sen imtihandasın. Eğer sen bu kavgada, bu savaşta, bu cihatta, bu uğraşta Allah'ın dininin tarafını tutarsan ki Allah'ın sana bana ihtiyacı yok, dilerse hepsini kahreder, ama sen kendin bu tarafı tutarsan sen kazanırsın.

Tutmadın?

Paşa gönlün bilir; ne yaparsan yap! Bu dünya senden önce nice insanlar gördü; nice kâfirler, nice zalimler, nice münafıklar, nice tembeller, nice haylazlar, nice yan gelip sırt üstü yatanlar gördü. Sen de onların ortasında kal!

Ve mâ ekserü'n-nâsi velev haraste bi-mü'minîn. "Ey Resûlüm! Ne çırpınır durursun? Bu insanların ekseriyeti ne kadar uğraşsan inanacak değiller."

Ekseriyet nasıl ekseriyet?

Bir tulum derisini kes, yeryüzüne yay; kocaman bir sığır derisi, kıllı. Siyah derinin üzerinde bir tanecik beyaz kıl var. İşte cennete girecekler o kadar.

Bütün insanların kalabalığı arasında cennete girecek olanlar o kadar. Sen o bir tanecik kıl kadar olan zümrenin içine girebilirsen;

Fe-men zühziha ani'n-nâri ve üdhile'l-cennete fekad fâz. "Cehennemden paçayı kurtarıp da cennete girersen ne mutlu sana!"

Yapmadın?

Yazıklar olsun! Vah sana, yazık sana ki gitti! "Şu iki paralık dünya hayatı için âhiretini sattın, âhiretin için çalışmadın." durumu olur.

Bu bir mantıktır muhterem kardeşlerim! Kur'ân-ı Kerîm, hadîs-i şerîfler, salihlerin sohbetleri, alimlerin ilmi bize hep bunu anlatır, durur.

Herkesin önünde tabak gibi açılmış iki tane tercih, iki tane yol var:

Ya Allah'ın yolunu tutarsın, mihnetlere zahmetlere katlanıp Allah'ın yolunda yürürsün; geceleri uykunu terk edersin, gündüzleri rahatını terk edersin, cebinden zar zor kazandığın paraları Allah yolunda sarf edersin.. Bu bir yoldur! Hep meşakkat yolu.

Bir tarafta da keyif, zevk, sefa, eğlence, davul, dümbelek, saz, söz, köçek, çengi, dansöz, oryantal şimdiki tabirlerle.

Buyur! Hangi tarafı istersen iste. Bu taraf dosdoğru cehenneme gider! Hem de böyle kendini koyversen, meyilli bir şeyin üstünde kızak kayar gibi dosdoğru cehenneme doğru kayar, düşer.

Bu tarafta emekleye emekleye, titreye uğraşa, ter döke döke, tırmana tırmana cennete çıkarsın. Bu tepeyi geçtin mi, bu engeli aştın mı cennete gidersin.

Cennetin yolu zordur, cehennemin yolu kolaydır. Allah'ın rızasını kazanmak biraz fedakârlık ister. Ne birazı, çok fedakârlık ister!

İşte bu iki tercihten birisini yapacaksın. Allah'ı kandırmak mümkün değil. Yaptığımız tembellikleri gizlememiz mümkün değil. Günahları saklamak mümkün değil. Ya Allah'ın has kulu oluruz, Allah yolunda yürürüz, Allah'ın affına ereriz; ya da mü'min olsak bile münafık oluruz, facir oluruz, fasık oluruz. Veya kâfir ya da müşrik olur, cehennemde yanar, cezasını çekeriz.

Allah rızası için cehd edeceğiz! Kâfirler İslâm'ı yıkmak için çalışıyorlar. Birçok beldelerimizi elimizden aldılar. Bizi Türkiye gibi küçücük bir yere sıkıştırdılar. Burada da tazyik yapıp duruyorlar. Öteki İslâm ülkelerinin her birisinin başına belaları sardılar. Senin diğer müslüman kardeşlerinin imdadına yetişmen lazım. Ona da imkân bulamıyorsun. Kendi memleketinde rahatsın.

Rahat mısın?

Rahatım elhamdülillah; yediğimiz önümüzde yemediğimiz yanımızda hazır, buzdolabımızda bir haftalık gıda, kilerimizde mutfağımızda bir aylık yemek, bir senelik imkân var. Tarlalarımız, bahçelerimiz, bağlarımız, apartmanlarımız, katlarımız, ticaretlerimiz, meskenlerimiz, dükkanlarımız...

Eğer bunlar sana Allah'tan, Allah'ın Resûlü'nden ve onların yolunda cihad etmekten daha sevgili geliyorsa onların peşinde gidiyorsan;

Fe-terabbesû hattâ ye'tiya'llâhu bi-emrih, vallâhu lâ yehdi'l-kavme'l-fâsıkîn. "O zaman başına geleceklere hazır ol. Allah fasık kulları sevmez."

Âhireti bırakıp dünyayı tercih edenleri, yolunu bırakıp şeytana uyanları sevmez. O zaman Allah'ın cezasını bulursun. Kendin kaşınmışsın; o zaman o köteği yersin. O sille ensende patlar! O darbe-i tedip seni yerlere yıkar.

Allahu Teâlâ hazretleri bize uyanıklık versin. Merdâne, erkekçe, mertçe Allah'ın dinine yardım eden kimselerden eylesin.

Mine'l-mü'minîne ricâlün sadakû mâ-âhedu'llâhe aleyh, fe-minhüm men kadâ nahbehû ve minhüm men yentezir ve mâ beddelû tebdîlâ. "Mü'minlerden öyle er kişiler vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sâdık olduklarını ispat ettiler..." diyor.

Biz hangi şey üzerine Allah'a ahdettik?

Allah'a inanacağız, peygamberlerine inanacağız, kitaplarına inanacağız, âhirete inanacağız; hesaba, cennete, cehenneme, mizana, Kur'an'a inanacağız ve Allah yolunda çalışacağız. Ahdinde sadıksan, ersen, sözünün eriysen, dürüstsen, dürüstlük et, Allah yolunda çalış.

Öyle değilsek; vaazlar bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıkıyorsa, dinlediğimiz okuduğumuz bize kâr etmiyorsa, tesir etmiyorsa bir gün gelir senin de benim de defterimi kapatırlar, dürerler.

"Hadi bakalım geri cepheye!" emri gelir, bu dünyadan göç emri gelir, göç davulu çalınır, o zaman bir saniye geriye gitmez, tehir etmez, tehire uğramaz!

"Aman yâ Rabbi! Bana mühlet ver, iyi kul olacağım, iyi işler yapacağım, tevbe edeceğim, hakları ödeyeceğim, haramlardan sıyrılacağım."

Geçmiş ola!

Âhirette müşrikler, münafıklar, kâfirler çok pişmanlık duyup da dünyaya dönmek isteyecekler. Sen şimdi dünyadasın ya. Şu anda yaşıyorsun işte! Âhirete gidip pişmanlık yemekten dünyadayken aklını başına devşirmek akıllı insanlara daha uygun değil mi?

Onun için Allah yolunda çarpışacağız, vuruşacağız.

"Nasıl çarpışalım hocam? Sopaları, silahları alalım; nereye?"

Mü'minin düşmanları çok. Bir; nefsi, kendisi ilk düşman.

Neden?

Sana "yat" diyen kim?

Nefsin.

"Boş ver ya, yat aşağı, keyfine bak, uyu. Bu dünyayı sen mi düzelteceksin? Başka müslüman mı kalmadı?"

Öyle diyorlar. Evet, başka müslüman kalmadı! Dünyada bir tek müslüman ben kaldım, Allah'ın dininin bekçisi bir ben kaldım! Herkes gitmiş! Kendi nefsimiz, bir.

Şeytan, iki. Şeytan bizim dışımızda ayrı bir varlık. Kurnaz mı kurnaz, hain mi hain, melun mu melun!

Ta Hz. Âdem atamızdan beri bizim etrafımızda dolaşmaya alışmış. Kuzuların parçalayıcısı, düşmanı nasıl uluyan kurtlar ise insanoğlunun kurdu da şeytan. İnsanoğlunun etrafında aç kurtlar gibi durur.

İnne'ş-şeytâne leküm adüvvün fe't-tehizûhü adüvvâ. diyor Allahu Teâlâ hazretleri.

"Şeytan sizin için apâşikâr, şeksiz şüphesiz, tereddütsüz hakiki bir düşmandır."

İnne'ş-şeytâne leküm adüvvün fe't-tehizûhü adüvvâ. "Şeytan sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman belleyin. İnnemâ yed'û hızbehû li-yekûnû min ashâbi's-saîr. "'Onunla beraber cehenneme gitsinler.' diye o, insanları kendi partisine, kendi yoluna çağırır."

Şeytanı düşman belleyeceğiz. Münafıklar, müşrikler, zalimler, günahkârlar, kâfirler başka türlü şeyler var. Dünya var, dünyanın kendisi. Dünya düşman!

Nasıl düşman?

Şu manzara ne kadar güzel! Şu ağaçlar ne kadar hoş! Şu kuşlar ne güzel ötüyor! Şu kelebekler ne güzel uçuyor! Şu gülün kokusu ne şahane! Aman şuranın havası çok latif! Suyu fevkalâde leziz!

İşte bunlar da insanı aldatıyor. Fâni dünyanın zevkleri de insanın düşmanıdır.

Fâni dünya hoştur ama akibet mevt olmasa.

Sonu ölüm olmasa hoştur. İnsanların çoğunu bu dünya allıyor pulluyor süslüyor, öyle aldatıyor. İnsanların çoğu Allah yoluna ondan gelmiyor.

Yaz gününde Ankara boşalıyor.

Nerede?

Hepsi deniz kenarında! Zevk var orada, safa var, eğlence var. Tatlı- su başları, deniz kenarları, göl kenarları, manzaralı yerler, güzel yerler...

"Hadi Allah yoluna gel, Allah için çalış."

Gençler gruplar halinde deniz kenarlarına gidiyorlar.

"Köylere gidin, Allah'ın dinini köylülere anlatın. Kasabalara gidin, kahvelere gidin. Oturun kahveye; Allah'ın bir kulunu yakalayın, hak söz söyleyin!"

Bir hoca efendiyle kasabadan İstanbul'a, Ankara'dan buraya gidiyoruz, geliyoruz. Hoca efendi vızır vızır konuşuyor; "Hızlı konuşuyor." diye ben utanıyorum. Sonradan anladım; "Otobüstekiler duysun." diye hızlı konuşuyormuş. "Orada duyanlardan birisi etkilenir." diye.

Muhterem kardeşlerim!

Bir kere dünyaya çok çalıştıklarından zengin oluyorlar. Bir de gayelerini tahakkuk ettirmek için keselerinin ağzını açıp hayır yapmasını da çok iyi biliyorlar. Amerika'da, Almanya'da, dünyanın başka yerlerinde bunu hep görüyoruz.

Münih şehrine gittim; "Münih şehrinin üçte biri papazların mülküdür, kiliselerin mülküdür." dediler. Koca Münih şehrinin üçte biri hastaneleri, üniversiteleri, fakülteleri, yurtları…

"Hıristiyan yapsınlar." diye bizim talebeleri yurtlara bedava alıyorlar. Her türlü imkânlar, oluk gibi para…

Bizim burada Heybeliada Ruhban okulunun tamiri için para istemişler; Amerika, istediklerinin kaç misli parayı buraya göndermiş. Buradakiler demişler ki; "Biz sizden bu kadar para istememiştik!"

Adamlar kesenin ağzını açıyorlar, kiliselerine büyük yardımlar yapıyorlar.

Bizim de dedelerimiz de vakıflar bırakmış, hayırlar hasenâtlar yapmış. Ama vakıfları da koruyamamışız. Bir kısmı zaten yabancı ülkelerde kalmış. Bulgaristan'da şu arazi, bu arazi, hadi bakalım git de al! Bir kısmı da bizim memlekette satılmış.

Vakıf satılır mı?

Satılmış! Şöyle olmuş böyle olmuş, koruyamamışız. Allah bizleri ve satanları ıslah eylesin! Mallarımıza sahip olmayı nasip eylesin.

Şimdi yeni yeni şeyler yapıyoruz.

Kime kalıyor?

Dar gelirli vatandaşa kalıyor. Bu işleri yapmak sana kalıyor, bana kalıyor. Birçok dinî hayırları yapmak bize kalıyor.

İmam Hatip okullarını biz yaparız, Kur'an kurslarını biz yaparız, camileri biz yaparız, biz döşeriz. İşte uğraşa didine "Ha bugün şurasını yapacağız, bugün kubbe parası, bugün minare parası..."

Bu iş böyle oluyor.

Gel bakalım hayırlı yola çalışmaya!

"Yok! Bugün ekim günüm, bugün biçim günüm, bugün çapalama günüm, bugün hasat günüm, bugün satış günüm, bugün tohum ekme günüm, ilaçlama günüm…"

Böyle aldatır durur. Bir de hileli alış verişler...

İslâm'da ticaret de var ama karşı tarafı aldatmaca yok. İnsanları para hırsı kapladığı için çeşitli aldatmacalarla aldatıyorlar; bu da ticaret yoluyla hırsla para kazanmayı sembolize ediyor. Ötekisi de ziraat yoluyla o işlerle meşgul olup Allah yolunda çalışmamayı gösteriyor.

Böyle yapar da cihadı terk ederse Allah insanın boynuna zilleti takar, halka gibi geçirir.

Niye halkaya benzetmiş?

Hani insanlar bazı hayvanlarına sahip olmak için boynuna tasmasını, halkasını takıyorlar o hayvan kaçamıyor, bir yere bağladı mı kalıyor. Onun gibi. Eğer zilletlikten kurtulmak istiyorsak cihad edeceğiz. Nefsimizle cihad edeceğiz; onu günahlara salıvermeyeceğiz. Şeytanla cihad edeceğiz; bizi şaşırtmasına izin vermeyeceğiz. Küfürle, ehl-i küfürle cihad edeceğiz.

Kitaplar çıkarıyorlar, mecmualar çıkarıyorlar, gazeteler çıkarıyorlar, müstehcen filmler çeviriyorlar, yasak videolar yayınlıyorlar, her şeyle çalışıyorlar.

Sen ne yapıyorsun, ben ne yapıyorum? Bütün gücümüzle çalışmamız lazım muhterem kardeşlerim!

İnsanlar cihadı sadece Afganistan'da yapıldığı gibi silahla sanıyor.

Çok yanlış!

Bak Afganistan'da tüfekler var, toplar var. Bir tane Rus uçağını düşürmüşler, üç tane Rus tankını tahrip etmişler.

Geçmiş ola!

O iş işten geçtikten sonra yapılan cihad; en son noktası. Afganlıların kahraman cihadı. Kahraman cihadı ama iki milyon Afganlı gitmiş.

Afganlılar bu cihada on beş yıl evvel başlasalardı, şimdi bir uçak almak için bir bomba almak için sarf edilen parayı Allah yolunda dini öğretmek için İslâm'ı müdafaa etmek için yaysalardı, insanların iyi yetişmesinde kullansalardı ortalık gül gülistanlık olurdu.

Biz şimdi o durumdayız. Memleketimiz hür, her türlü imkân elimizde.

Bir hadis okudum da onun peşini bırakmıyorum.

Neden?

Hürüz, rahatız, zenginiz, sıhhatliyiz, afiyetteyiz. Memleketimiz güzel, havamız güzel, suyumuz güzel, gıdamız bol, güneşimiz var, suyumuz var; her şeyimiz var. Şimdi Allah'ın yoluna hizmet eder de Allah'ın dinine yardım edersek, destek verirsek, cihad edersek o zaman memleketimiz kurtulur.

Ben artık gazeteleri okuyamaz duruma geldim. Adam sırtına çıplak kadını -affedersiniz mahsus böyle ş harfini şeddeleyerek söyleyeceğim- eşşek gibi almış. Gazetenin muhabiri de karşısına geçmiş, bunların resmini çekmiş. Adamın sırtında çıplak kadın; ikisi de pişmiş kelle gibi sırıtıyor.

Her gün her gün buna benzer binbir çeşit rezalet sahnesi. Eğer utanma duygusunu kaybettiysen, eğer reaksiyon kabiliyetini kaybettiysen, eğer nefret hissini kaybettiysen, eğer bunu ayıplamak şuurunu artık unutmuşsan, senin için geçmiş!

Karpuzu bir kesiyorsun puf diyor bir patlıyor; içi kırmızı ama ekşimiş. Çünkü hava yapmış; o karpuzun içi geçmiş, at çöpe. Dışı yeşil, müslüman görünüyor, içini kesiyorsun; ekşimiş, bitmiş, bir şey kalmamış.

Çalışacaksın, üzüleceksin, titreyeceksin, cehd edeceksin, cihad edeceksin!

"Ben bunun çaresini nasıl bulurum?" diyeceksin.

"Şu kötü yola düşen kızları nasıl kurtarırım? Düşmemiş olanları düşmekten nasıl korurum? Sapıtan delikanlıları nasıl doğru çizgide tutarım? Memleketin ahlâkını nasıl korurum? Aile yuvasını nasıl hıfzederim? Nasıl olur da millî bünyeyi, örfümü âdetimi tahrip ettirmem? Bunun için neler yapmam lazım? Para mı harcamam lazım? Yapabileceğim bir şey var mı?" diye hepimiz kara kara düşünüp elimizden geldiği kadar gayret etmek zorundayız.

Muhterem kardeşlerim!

Harp çıksa, Rusya bize hücum etse, binlerce uçak düşer. Bir uçak bilmem kaç milyardır. Bu bin uçağın yarısının yarısının yarısı kadar parayı bugün müslümanlar harcasalar memleket kale gibi olur! Ne komünizm, ne ahlâksızlık, ne dinsizlik, ne imansızlık girer!

Kız anlatıyor:

"Hocam, bizim fakültede bir doçent var. Bizleri topladı; kendisinin eskiden beri nasıl müslümanlardan nefret ettiğini, nasıl bir hacı hoca gördüğü zaman küplere bindiğini, nasıl onları böyle bir kaşık suda boğmak istediğini uzun boylu anlattı anlattı anlattı... 'Ya başlarınızı açarsınız, benim istediğim çizgiye gelirsiniz ya da bu fakültede sizi okutmam.' dedi." diyor.

E hani memlekette hürriyet, demokrasi, eğitim hürriyeti, insan haklarına saygı, sevgi nerede kaldı?

Bak ne hâle gelmiş! Sen de ben de oturuyoruz; evlatlarımıza ihtimam göstermiyoruz, müesselerimizi kurmamışız. Bu memleketin yüzde doksan dokuzu müslüman; şu hâle bak!

Aşağısı nasıl, öbür tarafı nasıl?

Madem bu memleketin sahibiyiz; bunların her birinin çaresini düşüneceğiz, tedbirini alacağız. Ahlâkı, imanı, güzelliği, sevgiyi, saygıyı, adaleti, hakkâniyeti yerleştirmek için gayret sarf edeceğiz!

Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Başka dinlere mensup olan, İslâm'a düşman olan milletler size saldıracaklar, sizi yağmalayacaklar."

Nasıl yağmalayacaklar?

Yemek yiyenlerin kaşıklarıyla saldırıp yemek tabağında ne var ne yok yiyip bitirdikleri gibi öyle size saldıracaklar.

"Yâ Resûlallah! O zaman müslümanların adedi az olacak da ondan mı böyle yapabilecekler? O zaman bu müslümanları yağmalamaları, pilav yer gibi, hoşaf kaşıklar gibi kaşıklayıp bitirmeleri nasıl olacak?" diye soruyorlar.

Diyor ki;

"Hayır!"

Bel entüm kesîrün

"Çok olacaksınız ama selin üstündeki çer çöp gibi..."

Bir sel var; güldür güldür, bir taraftan gelmiş öbür tarafa doğru akıyor. Üstünde çer, çöp, saman, toz, dal parçası, hepsi o selle sürükleniyor.

Müslüman böyle olmaz! Müslüman kale gibi olur, dağ gibi olur, bent gibi olur! Durduğu zaman oradan su, sel filan geçemez, engeller; engellemesi lazım.

Şimdi camiler dolusu müslüman var; hepsi hasta! Ailelerinde, kendilerinde, kafalarında, kalplerinde hastalık var. İmanlarında zaaf var.

Ondan sonra biz de diyoruz ki;

"Türkiye'de Müslümanlık var!"

Bazıları da diyor ki;

"Ben Türkiye'nin elli sene daha yaşayacağına inanmıyorum!"

Kemal Kurdaş mıydı neydi, seksenden önceki yıllarda Ortadoğu Üniversitesi'nin rektörüydü.

"Ben Türkiye'nin 50 yıl daha yaşayacağına inanmıyorum." diyor.

Devlet-i ebed müddetiz evelallah. Devledi ebed müddetiz; kıyamete kadar hakkı tutan, hakkı destekleyen bir taife, bir grup, hak yolda yürüyen, hak için çalışan insan mevcut olacak. Allah bizi onlardan eylesin. Allah bizi gafillerden, cahillerden eylemesin.

Bu zillet, horluk, aşağılık... Tepenize binerler!

Müslümanlığın izzeti nerede kaldı?

"Hiçbir şey kalmaz, mahvolursunuz, ayaklar altında ezilirsiniz. Dininizi dönmedikçe, Allah'a tevbe etmedikçe bu geçmez!" diyor.

Yâ Rabbi! Bilerek bilmeyerek yaptığımız her hatadan tevbe ettik, pişman olduk; bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast eyledik.

Yâ Rabbi! Senin varlığına birliğine inandık, Peygamberi'nin yolundan gitmeye azimliyiz. Peygamber Efendimiz'in sünnetini ihyâ etmek istiyoruz, günahlara bir daha düşmemek istiyoruz yâ Rabbi! Bizi Resûlullah'ın yolundan ayırma, sünnet-i seniyyesinden ayırma. Senin sevdiğin razı olduğun yoldan ayırma! Sevdiğin amelleri işlemeye muvaffak eyle. Sevmediğin amellerden, yollardan, hallerden, huylardan, insanlardan, mekanlardan, mahallerden bizi uzak eyle! Bizi de onlardan uzak eyle, onları da bizden uzak eyle yâ Rabbi! Kusurlarımız varsa affeyle yâ Rabbi!

Bu cihadın savaş şekli; ordu toplanıyor, düşmanın üstüne hücum gidiliyor. Adam silahını almış, düşmanın üstüne gidiyor. Onunla ilgili bir hadîs-i şerîf. Onu okuyacağım, sayfa tamamlanıyor.

İn kâne harece yes'â alâ veledihî sığâren fe-hüve fî sebîli'llâhi. Ve in kâne harece yes'â alâ ebeveyni şeyhayni kebîreyni fe-hüve fî sebîli'llâh i ve in kâne harece yes'â alâ ehlihî fe-hüve fî sebîli'llâhi ve in kâne harece yes'â tefâhuren ve tekebbüren fe-hüve fî sebîli'ş-şeytân.

Adam silahını kuşanmış, zırhını giymiş, atına binmiş, Allah yolunda cihada gidiyor. Cihad ordusuna katılmış gidiyor. Sevap alacak mı cennete girecek mi daha belli değil; niyetine göre...

İn kâne harece yes'â alâ veledihî sığâren fe-hüve fî sebîli'llâhi. "Eğer bir insan evinden çıktığı zaman 'Küçük çocuklarımın rızkını kazanayım.' diye çıkmışsa, 'Bunları kimseye muhtaç etmeyeyim, yazıktır. Fukaracıklar, zavallıcıklar benim çalışmama bakıyorlar, ben bunlara helal rızık getirirsem yerler, büyürler. Şu çocuklarımı aç açık bırakmayayım, ağlatmayayım.' diye onlara helal para kazanmaya çıkıyorsa veyahut cihad edip de ganimet alıp da 'Onlar yoksulluk çekmesin.' diye çıkıyorsa bu çıkışı Allah yolundadır, fîsebîlillah'tır."

Muhterem kardeşlerim!

"Kazançların en hayırlısı nedir?" diye fıkıh kitaplarımız yazar.

Birinci sırada hangisi vardır biliyor musunuz?

Birçok kazanç var; ticaret, ziraat... En kazançlı yol, cihattır! İnsana anasının ak sütü gibi helaldir. Allah yolunda cihad edersin, kâfirin malı ganimet olur, helal olur.

Eğer "Aman, çoluk çocuğum muhtaç olmasın." diye yapmışsa Allah yolundadır. Eğer "Yaşlı ihtiyar ana babasına hizmet edeyim, onları muhtaç etmeyeyim, onların ihtiyaçlarını göreyim.' diye çıkmışsa Allah yolunda çıkmadır. Eğer "Ailesimi muhtaç etmeyeyim, işlerini göreyim." diye çıkmışsa Allah yolunda çıkmıştır. Eğer tefâhur etmek için, tekebbür için, böbürlenmek için, başkalarına fiyaka yapmak için çıkmışsa, fe-hüve fî sebîli'ş-şeytân, "O zaman onun çıkışı, şeytan yolundadır."

"İnsan cihada çıktı." diye, hemen sevaba yazmazlar. Kalbine bakarlar.

İnsan hicret ediyor; bir şehirden bir beldeden bir beldeye hicret ediyor. Kalbine bakarlar.

Kim için çıktı? Kadın için mi çıktı, para için mi çıktı, kız için mi çıktı, ticaret için mi, menfaat için mi, siyaset için mi? Hepsine bakarlar.

Allah rızası için olduğu zaman Allah yolunda olur. O zaman fîsebîlillah cihad etmenin, gayret etmenin, sa'y etmenin ecrini ve sevabını alır.

Muhterem kardeşlerim!

Bu bir hadîs-i şeriftir; buradan bize çıkacak ders şudur:

Her işimizde ilk mesele kalbimizdeki niyetimizi yoklamak, hatası varsa tashih etmek olmalı.

Konya'dan otobüse bindim; "Sevaptır." diye Ankara'da hadis dersi dinlemeye gidiyorum. "Sevaptır." diye kardeş ziyaretine gidiyorum. Başka bir maksatla olursa, dünyevî bir maksatla olursa o maksadına göre olur.

Her işimizi Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına uygun bir tarzda yapmak için niyetlerimizi tashih edelim.

Hepimiz azm ü cezm ü kast edelim; her birimiz Allah'ın dinine hizmetçi, Allah'ın yolunun bekçisi, Allah yolunun askeri olacağız.

"Bundan sonra her işimizde evvela Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını düşüneceğiz; İslâm'ın yayılmasını, müslümanların korunmasını, gelişmesini düşüneceğiz." diye niyet edelim.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz'in şefaatine erdirsin. İzzet ve şeref ile âfiyet ve saadet ile yaşayıp iman-ı kâmil ile ve buyurun Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh diyerek cennetteki yerlerimizi göre göre, Efendimiz'in cemalini müşahede ede ede âhirete göçmeyi nasip etsin. Azabına giriftar olmadan itâbına, kahrına, gazabına uğramadan affına erip, rahmetine batıp ilk girenlerle cennetine dâhil olmayı nasip eylesin.

Cennet içinde bizi Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin ve cemâlullah'ı gören bahtiyarların zümresine bizleri lütfuyla dâhil eylesin.

Bi-hürmeti esmâike'l-hüsnâ ve bi-hürmeti habîbihi'l-müctebâ ve bi-hürmeti'l-leyleti'l garrâi leyleti'l-cumua ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı