M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Receb Muazzam Bir Aydır

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve üsvetü'l-haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihi ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ehlü'z-zevki ve's-safâ-ı ve'l-vefâ.

Emmâ ba'd:

Fe kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem:

Recebün şehrun azîmun yüdâifullahu fîhi'l-hasenât.

Bugün, zaman olarak Receb ayına girmiş bulunuyoruz. Receb ayı, Arapların eşhur-u hurûm dedikleri, haram aylar dedikleri -haram demek "muhterem, hürmet edilmesi gerekli, çekişme çatışma kavga gürültünün yapılmaması gereken muhterem ay" demektir- haram aylardan bir tanesidir. Kesin, çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de de geçiyor:

Fe-iza'n selaha'l-eşhuru'l-hurûmu. diye âyet-i kerîmelerde de yer almış ve İslâm, ayların muhteremliğini Kur'ân-ı Kerîm tescil etmiş. Garanti belgesi, damgası var. Bu ay mübarek bir aydır. Hiç şek ve şüphe yok. Uzun uzun âyetler okuyabiliriz, tefsirlerden uzun uzun anlatabiliriz ama kısacası, kesin sonuç, mübarek bir aya girdik.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de bu ay girdiği zamandan itibaren zaten güzeller güzeli olan ömrünü, hayatını, ibadetlerini daha da ziyadeleştirirdi. Kesin, bu da kesin…

Burada Peygamber Efendimiz'den rivayet edilmiş olan hadîs-i şerîflerden üç tane hadîs-i şerîf okuyacağız. Ama Receb'in faziletlerine dair daha başka kaynaklarda daha başka hadîs-i şerîfler de var. Daha pek çok hadîs-i şerîflerde var, sadece üç tanesini okuyacağım.

İslâm'da bazı gecelerin hayırlı olduğuna Kadir sûresi delalet ediyor.

İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadri.

Ve bu sûrede buyuruluyor ki;

Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehr. "Kadir gecesi 1000 aydan daha hayırlıdır."

Demek ki bazı geceler üstün oluyor gayet tabii, üstün hiç kimse buna bir söz söyleyemez. Bazı insanlar bazı insanlardan daha üstün, elbette takvası nispetinde ötekisinden daha üste çıkar. Üstünlerin üstü de Peygamber-i Zîşânımız, Makâm-ı Mahmûd'un sahibi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Kesin, şek şüphe yok.

Bazı insanlar çok üstün, bazı zamanlar çok üstün, bazı mekânlar da çok üstün.

Mekke'nin üstünlüğüne bir söz söyleyecek var mı?

En şerefli belde, mübarek belde…

Mescitlerin bazısı da en üstün.

Kâbe-i Müşerrefe'nin üstünlüğünü kabul etmeyecek bir mü'min var mı?

En şerefli. Hatta bütün insanların kabul etmesi lazım. Çünkü Hz. Âdem'den beri yeryüzünün en eski en mübarek mescidi.

İnne evvele beytin vudi'a li'n-nâsi lellezî bi-bekkete mübareken ve huden li'l-âlemîn.

Âyet-i kerîme ile sabit.

O halde bir ayın, bir gecenin üstünlüğüne böyle misaller olduğuna göre, bir zamanın, bir mekânın, bir insanın üstünlüğüne Kur'ân-ı Kerîm'den kesin belgeler olduğuna göre birilerinin bu aylara, bu gecelere sataşması, dil uzatmasını bir kere mesnedi yok.

Bazı geceler daha üstün oluyor var mı bir diyeceğin?

Diyemezsin bir şey işte Kur'ân-ı Kerîm, işte Kadir sûresi, işte Peygamber Efendimiz'in hayatında uyguladığı ve söylediği sözler, uyguladığı bilgiler…

Bu gecelerin ihyasına, bu gecelerin ibadetle şenlendirilmesine, değerlendirilmesine, müminlerin bu gecede aşk ile şevk ile gözyaşlarıyla ibadet etmesine gelince; bu da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yaptığı bir şeydir. Sonra bu üç ayların -Receb, Şaban ve Ramazan'ın- mübarek aylar olduğunu, mübarek bir mevsim teşkil ettiğini üçünün birden, hadîs-i şerîflerden yine biliyoruz.

Ne buyurmuş Peygamber Efendimiz?

Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şâ'bâne ve belliğnâ Ramazan. "Yâ Rabbi! Receb'i ve Şaban ayını bize hayırlı, bereketli birer ay eyle ve bizi gözümüzün nuru mübarek Ramazan'a sağlıkla, afiyetle ulaştır." diye dua etmiş.

İşte böyle kesip kesip evlilere dağıtırsınız.

Gelelim Receb ayının faziletinin bir adım daha önüne ilerleyerek Receb'in ilk Cuma gecesinin faziletine;

Receb'in ilk Cuma gecesi, bu gece, "Receb'in ilk Cuması" demek "ertesi günü Cuma olan gece" demek. Şu anda… Bunun da adına melekler "Regaib gecesi" demişler. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın rağbet edilecek, imrenilecek, özenilecek, istenilecek çok mükâfatlarının saçıla saçıla, bol bol kullara verdiği bir gece imiş.

Bunu nereden öğreniyoruz?

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden öğreniyoruz. Bunları Abdulkâdir-i Geylânî Efendimiz gibi herkesin maddî, mânevî ilmini, irfanını tasdik ettiği, kendisine hürmet duyduğu zât-ı muhteremler eserlerini yazmışlar.

Mesela Abdulkâdir-i Geylânî hazretlerinin Gunyetü't-tâlibîn denilen asıl adı da [el-Gunye li-tâlibî tarîki'l-hak] isminde olan kitabında bunlarla ilgili bilgiler var. İmam Gazzâlî'de de bunlarla ilgili bilgiler var. Sonra bu hadîs-i şerîfler var.

Sonra, bu mübarek gecelere itiraz eden insanlar ne yaptırmak istiyorlar?

İbadet yapmak isteyen birtakım insanları durdurmak istiyorlar.

Senin aklın mı yok ya?

Yapacaksan bir zulmü durdur. Yapacaksan müslümanlara yapılan bir haksızlığı durdur.

Müslüman, geceleyin, mübarek Cuma gecesinde ibadet edecek, ne gocunuyorsun? Sana ne [zararı] var ki bu mübarek gecelere dil uzatıp aleyhinde konuşma yapıp engellemeye çalışıyorsun?

Bizim hocamız hadis alimi, geçtiğimiz asrın ondokuzuncu yüzyılın ve yirminci yüzyıl başının en tanınmış hadis alimlerden biri ve tarih kitaplarında ismi geçmiş yüzden fazla büyük alim, talebe yetiştirmiş, halife yetiştirmiş Gümüşhaneli hocamızın hadis kitabı…

Kendisi hadis âlimi, hadislerin hakkında kendisine soru sorulacak insan. "Efendim ne dersiniz bu hadîs-i şerîfe" denilecek bir insan…O mübarek kitabına almış. Takva ehli, ilim erbabı, herkesin hürmet ettiği bir zât-ı muhterem.

Bu kitapta var da başka kitaplarda yok mu?

Hayır, başka kitaplarda da var, kaynaklar gösterilmiş. Şimdi biz bu hadîs-i şerîflerden bir tanesini okuyoruz. Bunu kitabına almakla Gümüşhaneli Efendimiz hazretleri demiş oluyor ki; "Ben bu fikirdeyim, ben uygun görüyorum." demiş oluyor.

Recebu şehrün azîmün. Receb ya gayr-i munsarif'tir, Arapça'da özel bir kelimedir ya da munsarif'tir. Munsarif olduğuna göre recebün diye okunur. Gayr-i munsarıf olduğuna göre recebu diye okunur, Arapçanın özelliği…

Recebu şehrün azîmün. "Receb muazzam bir aydır."

Ne bakımdan muazzam bir aydır?

İçindeki sevapların, mükâfatların çokluğu bakımından.

Receb ayında ne var?

İki tane mühim olay hatırlıyoruz. Peygamber Efendimiz'in mübarek, hususi, mânevî, Peygamberâni hayatından; bir Regaip gecesi, iki Miraç gecesi.

27 Receb'te; 26'yı 27'ye bağlayan gecede Cenâb-ı Hakk Teâlâ, Peygamber Efendimiz'e Miracı nasip etmiş. Mübarek bir ay olduğundan ona ikramı bu ayda ihsan eylemiş.

Şehrün azîmün. "Muazzam, kıymetli, hürmetli, izzetli bir aydır."

Yüdâifullahu fîhi'l-hasenât. "Allah bu ayda yapılan ibadetleri iyilikleri kat kat fazla mükâfatlandırır."

Böyle bir şey var mıdır?

Evet, böyle şey vardır. Allahu Teâlâ hazretleri Ramazan'da da yapılan ibadetleri başka aylarda yapılmış olacağı takdirde alacağı sevaptan kat kat fazla olarak mükâfatlandırıyor. Onun için mesela bir insan zekâtını sâir ayların birisinde verse -tabii zekât vermenin mükâfatı, sevabı var- kazanacak. Ramazan'da verdiği zaman kat kat alır. Demek ki Cenâb-ı Hakk bazı zamanlarda ibadeti teşvik ediyor ve o zamanda yapılan ibadetlere mükâfatı fazla veriyor.

Yılın bazı aylarında fazla olduğu gibi haftanın bazı günlerinde de fazla. Mesela Cuma gecesinin fazileti kesin, hiç kimse itiraz edemez. Radikali, bilmem nesi, akıllısı, fikirlisi, şusu, busu hiç kimse itiraz edemez. Cuma mübarek bir gecedir.

Günün bazı saatleri mübarektir. Mesela; seher vakitlerinin mübarekliği kesin, güneş doğduktan sonraki zaman mübarektir, kesin. Güneşin batmasına yakın mübarektir, kesin. Bu hususta çok deliller var. Allahu Teâlâ hazretleri Receb'te yapılan hayırları kat kat mükâfatlandırıyor.

Kardeşimiz iftar yemeği verdi. Eğer bir gün önce verseydi. Allah bir sevap verecekti. Ama bugün verdiği için Allah'tan kat kat mükâfat alacak. Çünkü Yüdâifullahu fîhi'l-hasenât. "Receb ayında Allah mükâfatları kat kat fazla olarak mükâfatlandırıyor."

Peygamber Efendimiz sevap çok diye Ramazan'dan sonra en çok Receb ayında oruç tutardı. Orucun mükâfatını daha çok alması için Receb ayında daha çok oruç tutardı. Burada da buyuruluyor ki;

Fe men sâme yevmen min recebin fe-keennemâ sâme seneten. "Kim Receb'te bir gün oruç tutarsa sanki bir sene oruç tutmuş gibi sevap alır." Ve men sâme minhu seb'atü eyyâmin. "Kim Receb ayında yedi gün oruç tutarsa bu…" Ğullikat anhu ebvâbu cehennem. "Ona cehennemin kapıları kapanır." Yedi cehennem var ya yedi cehennemin kapıları kapanır.

Ve men sâme minhü semâniyete eyyamin. "Sekiz gün oruç tutarsa…" Fütihat lehû semâniyetü ebvâbi'l-cenneti. Buyur gel gir gibilerden "Sekiz cennetin sekiz kapısı ona açılır." Ve men sâme minhu aşerete eyyâmin. "On gün oruç tutarsa…" Lem yes'elillâhe şey'en illâ e'tâhü. "Allah'tan ne isterse Allah istediğini ona verir…"

Allah'tan bir şey istedi mi?

Bu hadîs-i şerîf, istediyse ne isterse Allah onun istediğini verir diye müjdeliyor.

Ve men sâme minhü hamsete aşera yevmen. "Kim on beş gün oruç tutarsa…" Nâdâ münâdin mine'ssemâi. "Gökten bir melek ona seslenir." Kad ğufira leke mâ medâ. "Geçmiş günahların hadi af oldu." Fe'ste'nifi'l-ameli. "İşe yeniden başla." Defterin tertemiz, günahların silindi. Haydi mübarek olsun, tertemiz bir defterle hayatın yeni başlamış gibi, yeniden başla.

Ve men zâde zâdehu'l-lâh. "Kim daha artırırsa Allah da mükâfatını artırır."

Ve fî Recebe hamala'llâhu nûhan fi's-sefîneti. Peygamber Efendimiz, bu Receb ayının mazide de, insanlık tarihinin önemli çağlarında da hayırlara vesile olduğunu bildiriyor. Allah, Nuh aleyhisselam'ı gemiye Receb ayında bindirmiş. Gemiye bindirdi, "tufandan kurtardı" demek. Receb ayında "Müşriklerin, kâfirlerin zulmünden kurtardı. Tufanda boğulmaktan kurtardı" demek.

Fesâme Recebe ve emera men me'ahû en yesûmû. "Onun üzerine Receb'te Nuh aleyhisselam gemiye binince, Receb'i kendisi oruçlu geçirdi ve yanındakilere de oruç tutmalarını emretti." Nuh aleyhisselam, ulu peygamber, çok yaşamış olan aksakallı mübarek dedemiz, hepimizin dedesi. Hepimizin dedesi Nuh aleyhisselam dedemiz. Torunlarını da unutmasın.

Feceret bi-himu's-sefinetü sittete eşhurin. "Altı ay gemi onları taşıdı." Tufanın suyu üzerinde altı ay taşıdı. Âhirü zâlike yevmu âşûrâe "Bu altı ayın en sonu da âşure günüdür." Muharrem'in 10'u… Gemi artık o zaman karaya oturmuş, sular çekilmiş, gemideki bütün yiyecekleri toplamışlar, bir yemek yapmışlar. Âşure de onun için mübarek. Tatlı ama içinde her şey var. Fasülye, nohut bile var. Her şey var…

Ehbata ale'l-cüdiyyi veyahut ühbite ale'l-cüdiyyi. "Nuh aleyhisselam'ın gemisi Cudi Dağı'nın üzerine konduruldu. Fe-sâme Nûhun ve men me'ahû ve'l-vahşu şukren lillahi. "Nuh aleyhisselam ve yanındakiler ve gemiye aldığı hayvânât-i vahşiyye hepsi Allah'a şükrolsun, tufan bitti, ayağımız yere değdi, kurtulduk diye oruç tuttular." Şükran lillahi ve azze ve celle. "Aziz ve celil olan Allah'a şükür babında."

Ve fî yevmi aşûrâ feleka'llâhü'l-bahre li-benî İsrâîl. Bu âşure gününde, onun da –Muharrem'in onuncu günü onun da tarihi güzel, anıları var- feleka'llâhü'l-bahre li-benî İsrâîl. "Allah İsrailoğulları'nı geçsinler denizi diye ikiye ayırdı." Yol yol ayrıldı, İsrailoğulları geçtiler. Firavun'un orduları geldiği zaman boğuldular. Bu olay meşhur, kesin…

Ve fî yevmi âşûrâe tâbe'llahû alâ Âdeme. "Ve yine âşure ayında Allah, Âdem aleyhisselam dedemizin tövbesini kabul etmiş." Ve alâ medinet-i Yûnus. "Yunus aleyhisselam'ı şehrine lütfeylemiş." Ve fîhi vulide İbrâhim. "Ve İbrahim aleyhisselam da âşure gününde doğmuş."

Böyle özellikleri olan gün, âşure günü… Ama sözün başında Receb ayının mübarekliğini Peygamber Efendimiz'in hadisinden öğrendik.

Recebün min şuhûri'l-harâmi

İkinci hadîs-i şerîfe geçiyoruz. Ebû Said hazretlerinden;

Recebün min şuhûri'l-harâmi ve eyyâmuhû mektûbetün alâ ebvâbi's-semâi's-sâdiseti ise. "Receb haram aylardandır." Eşhuru'l- hurûm dediğimiz dört haram aydan biridir.

Bu haram aylar hangileridir?

O, haram aylardan, muhterem aylardan,Zilkade, Zilhicce, [Muharrem] bir de Receb dört haram [ay] vardır. Savaşma kan dökme kavga gürültü yapılması olmasın diye emredilmiş aylardandır.

Ve eyyâmuhû mektûbetün alâ ebvâbi's-semâi's-sâdiseti. "Ve bu ayın günleri altıncı semanın kapılarına yazılıdır." Fe-izâ sâme'r-racülü minhu yevmen. "Bu ayda, Receb ayında adam, insan, kişi -kadın da olsa erkek de olsa tamam ama kişi diye geçiyor.- Bir gün oruç tutarsa ceddede savmehû "ve orucunu da pırıl pırıl, yepyeni, zedelemeden, tap taze tutarsa…"

Oruçlu insan nasıl olacak?

Hem yemeği yemeyecek, içmeyecek hem de diliyle kötü söz söylemeyecek, gözüyle harama bakmayacak, kulağı ile haramı dinlemeyecek. Öyle yapmazsa; mesela gıybet, dedikodu yaparsa orucun sevabı kaçar.

Ceddede savmehû. "Orucunu da pırıl pırıl, cedit, tertemiz tutarsa, çizmezse, zedelettirmezse." bi-takva'llâhi. "Allah'tan korkarak, Allah'ın gazabından korkarak." Allah'ın sevgisini kaybetmeyim diye endişe ederek düşüne düşüne orucunu öyle tamamlarsa; o zaman;

Nataka'l-bâbü. "Kapı konuşur." Ve nataka el-yevmü. "O gün konuşur." Fe-kâlâ. "Derler ki:" Yâ Rabbi'ğfirlehû. "Yâ Rabbi! Bu oruç tutan, bugün oruç tutanı mağfiret eyle" derler.

Ve izâ lem yütimme savmehu bi-takva'llâhi. "Allah korkusuyla, takvâ ile orucunu tutmaz da zedelettirirse, orucu öyle bozuk tutarsa" lem yasta'ğfirâ . "Bunlar -kapı ve o gün- Allah'a onun için mağfiret dilemezler."

Ve kîle. "Denilir ki: Hade'atke nefsüke. "Nefsin yine seni aldattı." derler buna. "Oruç tutan iyi tutamazsa ona denilir ki; "Yine nefsin seni hakladı, yine seni aldattı." denilir.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

İnsanları mahveden başkası değil. En çok insana zarar kendi nefsinden geliyor. Onun için nefsini terbiye eden kurtulur, felah bulur. Terbiye etmeyip de nefsinin hevâsına uyan, şehevâtına kapılan, sevapları kaçırır.

Şimdi kardeşlerimiz burada bir şeyi düşünebilir;

"Allah Allah, gün konuşmuş, kapı konuşmuş. Oruç tuttuğu gün konuşmuş. Altıncı semadaki kapı konuşmuş. Bu nasıl olur?"

Cenabı Hakk Kur'ân-ı Kerîm'de kesin olarak sizin de bildiğiniz bir ayette, bizim konuştuğunu bilmediğimiz bazı şeylerin konuşacağını bize bildiriyor.

Yâsîn sûresinde ne buyuruluyor?

Ve teşhedü ercülühüm bima kânû yeksibûn. "Ayakları işlediklerine şehadet edecek."

Ve tükellimüna eydihim. "Elleri şahadet edecek, konuşacak."

"Yâ Rabbi! Bu inkâr ediyor ama bu herif bu ellerle, bizimle o hırsızlığı yaptı." diye şahadet edecek.

Mesela; adam hırsızlık yaptı ise inkâr ediyorsa Allah, eli konuşturacak, ayağı konuşturacak ve hatta bir yerde bir günah işlemişse duvarları konuşturacak, duvarlar şahitlik edecek, zemin şahitlik edecek. Ağacın altında bir günah işlemişse ağaç konuşacak, taş konuşacak. Cenâb-ı Hakk her şeyi konuşturmaya kadir. Nitekim günahkâr kul âzâlarına diyecek ki:

Lime şehidtüm aleynâ

"Yahu olur mu şimdi sizin bu yaptıklarınız niye aleyhimize şahitlik ettiniz?" diyecekler. Onlar diyecek ki:

Entekana'llahullezî enteka külle şeyin. "Her şeyi konuşturmaya kadir olan Allah konuşturdu, ne yapayım?"

Şimdi ben bugün bir ayar yapmış bilgisayara balıklar oradan gidiyor, buradan geçiyor vesaire, guluk guluk guluk su sesleri geliyor, pınar takılıyor, dökülüyor. Ben Re'fet'e şaka yaptım;

"Bu bilgisayar içini su doldurmuşsuz, bu aletler zarar görmez mi?" dedim. "Balık doldurmuşsun. Öyle oynuyorlar

İnsanoğlu böyle şeyler yapabiliyor. Nihayeyet alet ama insanın hayret edeceği şeyler gösteriyor. Yeri göğü yaratan Allahu Teâlâ hazretleri, ayağa konuş deyince, ele konuş deyince konuşmam mı diyecek?

Her şeyi konuşturmaya kadir olan Allah konuşturuyor. Zaten zaten Kur'ân-ı Kerîm'de bir âyet-i kerîme var, pek çok âyet-i kerîmelerde de bu mâna tekrar tekrar bildiriliyor:

Ve in min şey'in illâ yüsebbihu bi-hamdihî velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum.

"Zaten Allah'ı tesbih etmeyen, zikretmeyen hiçbir mahlûk yok amma siz anlayamıyorsunuz onun tesbihini" buyuruyor.

Demek ki bizim alışkanlığımızdan söylediğimiz bir şey var, insan konuşur da taş konuşmaz. İnsan konuşur da ağaç konuşmaz. Çünkü konuştuğunu görmemişiz. Peki, onun da ses çıkardığını duysak…

Mesela, Avustralya'da küçük bir bitki var. Çayırda, çimende, otların arasında, biz böyle dokunduk mu ortasına böyle kapanıyor. Çekiyoruz elimizi açılıyor.

Şuuru var, dur bakalım, bir deney yaptık. Karıncayı getirdik, üzerine attık ne yapacak karıncaya diye. Ona bir şey yapmadı. Bak karıncayla beni ayırıyor. Ben dürttüğüm zaman kapanıyor, karıncaya bir şey yapmıyor, o bizden diyor, bu yabancı diyor. Mesela bize, bu Türkiye'den gelmiş diyor, kapanıyor.

Biz etrafımızdaki varlıkları şimdiye kadarki alışkınlıklarımızla tanıyoruz, alışkanlığın dışında veya algılayamadığımız şeyleri kavrayamıyoruz. Onun için Allah bu elleri konuşturur. Bu kulaklar, bu diller, bu ağızlar konuşacak. Bu dağlar, bu taşlar, bu tepeler, bu hacca gidenlere bu Hacer-i esved şahitlik edecek:

"Evet yâ Rabbi! Geldi, bana elini sürdü, istilam eyledi. Bismillâh-i Allahu ekber dedi. Şap diye öptü, buna yüzünü gözünü sürdü" bunları söyleyecek.

Nasıl söyler?

Allah söylettirirse söyler. Bizim bilgisayar o kadar hünerler yapıyor da garipsemiyorsunuz.

İnsaf! Eski zaman insanları inkâr etseydi neyse ama siz bari inkâr etmeyin. Görüyorsunuz ki neler olabiliyor. İkinci hadîs-i şerîfte bu...

Bundan ne anladık, birinciden ne anladık?

Bir kere artık bu ayda yapılan bütün sevapların kat kat mükâfatlandırıldığını anladık. Yeni bir devreye girmişiz. Ya yok mu otellerde bile season, out of season yok mu?

Bir zaman fiyatlar şöyle, bir zaman fiyatlar düşüyor, bir zaman zamlı öyle olmuyor mu?

Cenâb-ı Hakk işte bu sefer bu ay girer girmez ibadet mevsimi girdi diye ibadetlerin sevabını fazla veriyor.

Var mı bir diyeceğiniz?

Var.

Ne diyeceksiniz?

Elhamdülillah, çok şükür yâ Rabbi! diyeceksiniz, başka bir şey denmez. Öbür tarafta da bazıları çırpınıyor, tepiniyor, yok efendim bunlar hıktır da mıktır da fıktır da aleyhinde konuşuyor ya âyet var hadis var, insaf kardeşim!

Üçüncü hadîs-i şerîf…

Recebün şehru'llahi. "Receb Allah'ın ayıdır." Ve Şa'bânü şehrî. "Şaban da ben Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem'in ayıdır." diyor. Peygamber Efendimiz Şa'bânü şehrî. "Benim ayımdır." diyor.

Ramedânü şehrü ümmetî. "Ramazan da ümmetimin ayıdır."

Allah, Allah! Savulun!

Ramazan bizim ayımızmış. Bilmiyorduk, öğrendik.

Ramazan bizim ayımızmış ne demek? Ben ne anladım bu işten? Geçtiğimiz Ramazan ayında bir düşün bakalım ne anladıksa Ramazan senin ayınmış ne demek?

Ramazan senin istifade edeceğin aydır. "Gözünü aç, istifade et." demek. Yoksa Allah'ın ayları mânevî bir şey. Yoksa ay değince tutulmaz, çarşıdan alınmaz. Torbaya konulmaz kilo ile tartılmaz, Ramazan kaç kilo gelir diye ölçemezsin. Metreyle ölçemezsin, boyu ne kadardır eni ne kadardır diye ölçemezsin, Ramazan mânevî bir şey…

Ramazan bizim ayımız ne demek?

Gözünü aç Ramazan'da Allah sana eğer güzel çalışırsan çok mükâfat verecek demek. Anlaşılması bu kadar kolay. Geriye gidelim; Şa'bânü şehrî. Peygamber Efendimiz "Şaban da benim ayımdır." diyor. Demek ki Şaban ayında da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Cenâb-ı Hakk'ın nice nice özel ikramları oluyor.

Ve Receb de, şehru'llah. "Allah'ın ayı." Bütün aylar, yıllar, günler, saniyeler, saatler, yerler, gökler, varlıklar, ağaçlar, kuşlar, insanlar, her şey Allah'ın…

"Receb Allah'ın ayı" ne demek?

"Allah'ın kullarını çok afv u mağfiret eylediği, rahmetinin coşa geldiği ay demek. Elhamdülillah, bu güzel aya eriştiren Allah'a; sağlıkla, afiyetle, müslüman olarak, şuurlu olarak yetiştiren Allah'a hamdolsun. Dışarıda bir sürü insan var; müslüman olup gafil olup da, meyhanede oturup da kadeh tokuşturanlar var. Bilmiyor. Allah hidayet versin…

Cenâb-ı Hakk bize nasip etmiş, ibadethanede toplamış, mü'min olarak, bir mescitte, bir yerde tutulmuş, mescit olarak ayarlanmış…

Ne yapmış?

Toplamış.

Bir de bize bu Receb'in faziletini duyurdu şimdi. Vesileleri, bahaneleri bir tarafa bırakın, sebepleri bırakın da Müsebbibu'l-esbâbı düşünün. Cenâb-ı Hakk işte duyuruyor. Sonra biz burada sayfayı açtık okuyoruz;

Okuyorduk, okuyorduk bu akşam hadisler de Receb'e geldi.

Bu tesadüf mü?

Ben arayıp da Receb'le ilgili hadisleri bulmuş değilim. Ama bu akşam sıra o hadîs-i şerîflere geldi.

Cenâb-ı Hakk bin bir türlü bin bir şekilde çok lütuflar yapıyor bize de... Lütuf, lütuf, lütuf; ikaz ikaz, ikaz; hatırlatma, hatırlatma, hatırlatma; uyarı, uyarı, uyarı; şefkat, şefkat, şefkat; bizim bir türlü çıramız tutuşmuyor, bir türlü aklımız başımıza gelmiyor, bir türlü uyanmıyoruz, Cenâb-ı Hakk yoksa nice nice vesilelerle lütfediyor.

Karadenizli adamın birisi el açmış, onun telaffuzunu ben tam bilemeyeceğim ama "Madem ki yâ Rabbi! Vericeksun, niçun yalvartıyursun da?" kendi tipiyle üslubuyla filan diye böyle şeyler söylüyormuş.

Bir tanesi oradan sataşmış;

"Ya vereceğini nereden biliyorsun" demiş.

"Sus! Cahil o vermeyecek olsaydı dua ettirtmezdi." demiş.

Bana duayı nasip etti, dua yapmayı nasip ettiğine göre verecek ki yapıyor, yoksa sevmediği insana duayı aklına getirtmez. Sevmediği insana dua ettirtmez. Allah hepinizden razı olsun…

el-Fâtiha…

Sayfa Başı