M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Regâib

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Muhterem kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuş ki;

"Kul bir dua ettiği zaman o dua, semada asılı durur. O kul bana salât u selâm getirmedikçe dergâh-ı izzete vâsıl olmaz."

Âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;

"Allah celle celâlüh ve melekleri Resûlullah'a salât ederler. Ey iman edenler! Siz de Resûlullah'a salât eyleyin, selâm getirin."

Bismillâhirrahmânirrahîm

İnna'llâhe ve melâiketehû yüsallûne ale'n-nebiy. Yâ eyyühe'llezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.

Allahu Teâlâ hazretleri, Resûlullah hürmetine ibadetlerimizi kabul eylesin. Şefaatine bizleri nâil eylesin.

Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedini'llezî tenhâllü bihi'l-ugadü ve tenfericü bihi'l kürebü ve tukdâ bihi'l-havâicü ve tünâli bihi'r-reğâibü ve hüsni'l-havâtimi ve yüstesğa'l-ğamâmü bi-vechihi'l-kerîmi ve alâ âlihî ve sahbihî fi külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma'lûmin lek.

Allâhümme şeffi'hü fînâ bi-câhihî indek. Allâhümme şeffi'hü fînâ bi-câhihî indek. Allâhümme şeffi'hü fînâ bi-câhihî indek.

Allahu Teâlâ hazretleri şu mübarek cuma gecesinde, Regâib kandili gecesinde şimdiye kadar yapmış olduğumuz günahlardan bizi pak eylesin. Bize tevbe-i hakîki nasip eylesin. Günahlarımızı afv u mağfiret eylesin.

Buyrun, bilerek bilmeyerek eylediğimiz günahlarımıza diyelim;

Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah el-Azîm, el-Kerîm er-Rahîm ellezî lâ ilâhe illâ hû el-Hayye'l-Kayyûm ve netûbu ileyh. Ve es'elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ innehû hüve't-tevvâbün rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ yemlikü li-nefsihî mevten ve lâ hayâten ve lâ nüşûrâ.

Allâhümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri ma sana'tü ebûü leke bi-ni'metike aleyye ve ebûü bi-zenbî fa'ğfirlî fe-innehû lâ yağfirü'z zûnûbe illâ ent.

Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bi-hamdik ente Rabbî ve ene abdük, zalemtü nefsî va'teraftü bi-zenbî fa'ğrifli zünûbî cemîan fe-innehû lâ yağfirü'z-zünûbe illâ ent.

Vehdînî li-ahseni'l-ahlâk lâ yehdînî li-ahsenihâ illâ ent. Va'srif annî seyyiehâ lâ yesrifu annî seyyiehâ illâ ent. Lebbeyke ve sa'deyke ve'l-hayrü küllühû fi yedeyke ve ileyk ve'ş-şerrü leyse ileyk, enâ bike ve ileyk, tebârekte nestağfirüke ve etubû ileyk.

İlahi yâ Rabbi, ilahi yâ Rabbi, ilahi ya Rabbe'l-âlemin!

Mesuliyet çağımdan, sinn-i bülûğumdan bugüne kadar gözümden, kulağımdan, elimden, ayağımdan ve sâir âzâ-ı cevârihimden senin rızana mugayir günah, kusur, kabahat, isyan her ne vâki olduysa ben onların cümlesine nâdim oldum, pişman oldum, tevbe eyledim, bir daha etmemeye azm ü cezm ü kast eyledim. Şu mübarek akşamda tevbemi kabul eyle yâ Rabbi!

Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah bi-adedi küli istiğfârin istağferehü'l-müsteğfirûn.

Sübhâneke'llâhümme ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfirüke ve etûbü ileyk.

Âmentü bi'llâhi ve bimâ câe min indi'llâh ve âmentü bi-resûli'llâhi sallallahu aleyhi ve sellem ve bi-macâe min indi resûlillâh. Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî mina'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l-mevt. Hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.

Allâhümme innî ürîdü en üceddide'l-imâne ve'n-nikâha tecdîden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri üç aylar geldiği zaman -ki şimdi biz Receb ayının ilk haftası içindeyiz, Recebin hilali şu mavi gökyüzünde dışarıda pırıl pırıl parlıyor.-

Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şa'bâne ve belliğnâ Ramazân diye dua eylerdi.

"Yâ Rabbi! Bize bu Receb ayını, Şaban ayını mübarek eyle, bizim hakkımızda hayırlı, bereketli bir ay eyle. Bunun hayrından bereketinden bizi gafil eyleme, bizi yanlış yollarda ömür sürmeye devam ettirme, Ramazan'a eriştir, yâ Rabbi!"

Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in duası gibi dua eder, senden -bu ayın- Şaban ayının hayrını, bereketini isteriz.

Bu Recep ayının ilk cuma gecesi; -İsterse Receb'in biri cumaya rastlasın; o zaman birinci günü olur, perşembeye rastlarsa birinci günü olur.-

Receb'in ilk cumasına "Regâib gecesi" derler.

Ecdadımız camilerde kandiller yakarak, hayırlar yaparak, tesbihler çekerek, zikirler ederek, camilerde şevkle kutlamışlar. Bu mübarek ayın içine öyle tatlı girmişler ki. Allahu Teâlâ hazretleri o aşkı, o muhabbeti, o Allahu Teâlâ hazretlerine can u gönülden ibadet etme duygusunu, zevkini, safâsını bizlere de ihsan eylesin.

Burada bu mübarek akşamda iki tane hayır, iki tane nur üst üste geliyor. Birisi Receb'in hayrı, bereketi, güzelliği; ötekisi cuma gününün hayrı, bereketi, güzelliği.

İki hayır bir araya gelince nûrun alâ nûr, nur üstüne nur, bereket üstüne bereket oluyor. Bilirsiniz hacda da eğer arefe günü cuma gününe rastlarsa, hacılar Arafat dağına çıktıkları zaman cuma günü oluverirse artık yetmiş hac sevabı var.

İki sene üç sene önce öyle oluverdi; "Bu yetmiş haccın bereketine erelim." diye bütün her taraftan hacılar nasıl sökün ettiler, yığıldılar.

Bu cuma çok mübarek bir gündür, Recep ayı da mübarek bir gündür. Receb'in ilk cuma günü ister birine rastlasın, ister altısına rastlasın "Regâib gecesi" oluyor. Melekler buna rağbet etmişler; bunun içinde Allahu Teâlâ hazretlerinin ikrâmı çoktur, hayırları bereketi çoktur.

Bu kandil Ramazan ayının müjdecisidir. Yolun üzerinde bu mübarek ışıltı, bu mübarek nur Ramazan ayının ışıltısıdır. Ama biz Ramazan ayına birden bire giriversek ticaretimizin gürültüsü içinde, dünya telaşlarımızın arasında, aklımızı başımıza devşirmeden, işin iç yüzüne kendimizi hazırlamadan, birden Ramazan'a geliverirsek Ramazan'da bile aklımız başımıza gelmez.

Ramazan çıkar gider de; "Hay Allah, biz bu güzel ayı kaçırmışız." diye hayıflanır, diz döveriz. Ama bu iş Receb'ten başlıyor. Mübarek Receb'in kandilinden başlıyor. Yirmi yedisinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine miraç nasip olmuş.

Sen ki mirac eyleyip kıldın niyaz.

Ümmetin miracını kıldın namaz.

Bizim de inşaallah bu Receb ayının hayrından, bereketinden faydalana faydalana bakalım namazlarımız miraç gibi tatlı, feyizli olacak mı? O gayretin içine girelim.

Allahu Teâlâ hazretleri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i zaten methetmiş, yaratmış. Her şeyi güzel; yüzü güzel, siması güzel, huyu güzel, hâli güzel, sıfatı güzel, vazifesi güzel, şerefi güzel, mevkii güzel, makamı güzel.

Ama bu Receb ayı geldiği zaman ibadetine biraz daha fazla güzellik katıp daha da fazla ibadet ederdi. Bu Recep ayında çok oruç tutardı.

Biliyorsunuz oruç, usûlüne uygun tutulduğu takdirde, âdâbına riayet edildiği takdirde Allahu Teâlâ hazretlerinin çok sevdiği bir ibadettir, sabır ibadetidir.

İnsan kendisini tutmasını öğrenecek, iradesini kuvvetlendirmeyi öğrenecek. Allah'ın nimetleri karşısında durduğu halde onlardan Allah rızası için vazgeçmesini öğrenecek.

"Karşıda nimet var ama ben Rabbimin rızasını daha çok severim, vazgeçiyorum." diye diye sonunda Allah'ın rızasına uygun olmayan şeyler için sağlam durabilecek. Şeytanın oyununa gelmeyecek ve Allah rızası için çok şeylerden vazgeçebilecek.

Malımızdan vazgeçeceğiz, icabında canımızdan vazgeçeceğiz. Tabi oraya gelmeden keyfimizden vazgeçeceğiz, tembelliğimizden vazgeçeceğiz, kusurlarımızdan vazgeçeceğiz. Allahu Teâlâ hazretleri için fedakârlık etmeyi öğreneceğiz.

Sevgi nasıl ölçülür?

"Ben filanca arkadaşımı çok seviyorum."

Nerden?

"Çok fedakâr, yemez bana yedirir, etrafımda pervane gibi döner, en sıkıntılı zamanımda yanıma gelir."

Tamam, vefalı arkadaş imiş. Senin için fedakârlık yapıyormuş.

Müslümanın da Allah'a iyi kul olduğu, fedakârlığı ile ölçülecek. Bakalım Allah rızası için nelerden fedakârlık yapabiliyor?

Şimdi şu İslâm âleminin hâline şöyle bir başınızı çevirip bakıverin. Irak ile İran şu mübarek gecede bile savaşıyor.

Neden?

İnsanların içinde nefisler var ya, insanların en büyük düşmanı o nefisler. O nefisler dünya sevgisinden, zevklerden, safâlardan, lezzetlerden dolayı başkasının canına bile kast ediyor. Hiç bir şey tanımıyor, kayıt tanımıyor, duvar tanımıyor, engel tanımıyor.

O nefis; "İlla o istediğimi elde edeceğim." diye her türlü hatayı yapmaya girişiyor. O nefislerin terbiye olması lazım. Eğer İran'ın idarecileri, Irak'ın idarecileri iyi müslüman olsa bu iş olmaz.

O da müslüman o da müslüman; silah patladığı zaman atan da müslüman, kurşunu yiyen de müslüman oluyor. Bunlar hep nefislerin terbiye edilmemesinden, iradelerin zayıf olmasından, Allah yolunda fedakârlık yapılamamasından dolayı oluyor.

Allah yolunda fedakârlık yapmayı öğreneceğiz. Allah rızası için, Allah'ın emirleri ne ise hoşumuza gitse de gitmese de ona tâbi olacağız.

Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş ki:

"Bazı şeyler vardır ki siz onu sevmezsiniz, beğenmezsiniz ama o sizin için hayırlıdır; bazı şeyler vardır siz onu istersiniz ama o şerdir."

Onun için biz keyfimizle zevkimizle hareket etmeyeceğiz, Allah'ın iradesine teslim olacağız.

Müslüman ne demek?

"İradesini Allahu Teâlâ hazretlerine teslim etmiş kişi" demek.

"Yâ Rabbi! Ben senin iradene teslim oldum."

Zamanımızda nasıl askerlik çağı gelmiş olan bir genç, çantasını alıp gidip de askerlik şubesine; "Ben askerliğimi yapmaya geldim, teslim oldum, nereye gönderirseniz giderim." diyor, oradan ölçün.

Müslümanların Allahu Teâlâ hazretlerine teslim olması lazım. Allah'ın emirlerini başının üstünde, öpüp başına koyarak taşıması, tutması lazım ki İslâm âlemi hayırla feyizle, bereketle dolsun. İşte onun tatbikatı.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu mübarek geceye eriştirdi. Nice senelere sıhhatle, âfiyetle eriştirsin.

Ama böyle seneden seneye bir şeyin gelmesi, bize başka bir şeyi hatırlatmıyor mu?

Geçen sene aramızda olan insanların hepsi şimdi var mı? Bu sene burada olan insanların hepsi bir dahaki sene Regâib kandilinde burada olabilecekler mi? Veyahut burada olmasalar dünyada olacaklar mı?

Böyle şeylerin mükerreren, tekrar tekrar dönüp gelmesinden ibret alacağız. Bak hava karardı ama gündüz ortalık aydınlıktı, güneş kalktı gitti, yarın sabah yine doğacak. Sabah oluyor akşam oluyor; sabah oluyor akşam oluyor.

İnsanın ömrü de doğuşu sabah dersek ölümü akşam; işte bize bir ibret daha.

Nasıl bu gündüzler akşam oluyorsa bu ömürler de bitecek. Nasıl bu mübarek aylar, geceler, kandiller seneden seneye karşımıza geliyorsa bir dahaki seneye çıkamayanlar olacak. Allah bize iman selametliği versin.

Geçen seneden bazı kimselerin bu seneye yetişemediği gibi Allahu Teâlâ hazretlerinin takdiri üzerimize gelecek, içimizden bazıları da bir dahaki sene bu vakte erişemeyecek.

Onun için Rabia-i Adeviyye rahmetullahi aleyha gibi kendimize şöyle diyelim:

"Ey nefis! Senin bir dahaki seneye Regaib kandiline çıkmaya bir garantin var mı? Garantin yok. Gel bu sefer işi başından ciddi tut. Bu işe başından sağlam ve sıkı sarıl."

Bu üç aylar, bu mübarek mevsim, Receb Şaban Ramazan…

Receb ekim ayı, Şaban bakım ayı, Ramazan hasat, biçim ayı. Mahsulün biçileceği ay da Ramazan. Oraya kadar aklımızı başımıza devşirip Allahu Teâlâ hazretlerinin has, halis, iyi kulu olmanın çaresine bakalım.

Şimdiye kadar geçen seneler geçti, bir türlü istediğimiz hâle gelemedik. İnşaallah bundan sonra Allahu Teâlâ hazretlerinin iyi kulu olalım. Şu mübarek akşam yaptığımız şu tevbe, hakiki tevbe olsun. Bir daha geriye dönüşü günaha, kusura, eksikliğe doğru olmayan bir yolun başlangıcı olsun. Allahu Teâlâ hazretleri bizi tevbesi kabul olanlardan, yolunda dâim zikrinde kâim olanlardan eylesin.

İnsanlar kandilleri kandil simitlerinden bilirler, camilerin ışıklarından bilirler, takvimlerdeki yazılardan bilirler. Gelirler o akşamı ihyâ ederler, camilerde namazlar kılarlar. Güzel. Allahu Teâlâ hazretleri rahmetine vesile etsin. Şu bizim küçük, âcizane nâçizane davranışlarımızı rahmetine vesile eylesin.

Çünkü biz O'nun rahmetini zaten paramızla alacak durumda değiliz. Gücümüz yetmez. O kadar kıymetli şeyleri alacak paramız yok. Fakiriz, boynumuz bükük, dermansızız, güçsüzüz. Ne gücümüz var ne kuvvetimiz var, ne paramız var ne halimiz var. Allah bizim azımızı çoğa sayıp o bizim layık olmadığımız pırıl pırıl nimetlerini, izzetlerini, rahmetlerini bizim üzerimize saçsın.

Asıl güzel Müslümanlık devamlı olan müslümanlıktır. Güzel Müslümanlık devamlı olan müslümanlıktır. Şimdi bu akşam tevbe ettik mi tevbe ettik. Allah kabul eylesin.

Ondan sonra artık Allah'ın iyi kulu olacağız.

"Kandil gecelerinde güzel ibadet edip ondan sonra bırakalım, Ramazan'da güzel ibadet edip ondan sonra bırakalım. Hacca gidip bir ibadet edelim, ondan sonra bırakalım!"

Olmaz!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

"Allah amellerden az da olsa devamlı olanını sever."

Az da olsa öyle istikrarlı, muntazam, aksatmadan gitmeyi sever. Allahu Teâlâ hazretleri bizden çok ibadet istemiyor. Tâkat getirmeyiz. Peygamber Efendimiz de çok fazla ibadet etmekten ashâbını, etbâını men eylemiştir.

Mesela bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;

Ve'k'lefû mine'l-ameli ma tutîkûn. "Amellerden güç yetirebileceğiniz kadarına girişin."

Öyle bir ara fazla ibadet, taat edip de ondan sonra yorulup, dermansız düşüp, ibadetten soğuyup, kenara çekilmek doğru değil.

Fe-inna'llâhe lâ yemellü hattâ temellû. "Çünkü Allah sizin yapacağınız ibadetlerden bıkmaz."

"Kulum çok ibadet etti, artık etmesin." demez amma kul bıkıverirse mahvolur. Namazdan bıkıverirse, oruçtan ibadetten bıkıverirse, bu yoldan dönüverirse, bu güzel yolu bıraktı mı bundan sonraki yolların hiçbirisi cennete götürmez.

Haktan gayrı yol, insanı cehenneme götürür. Allah saklasın.

Onun için amellerden güç yetirebileceğimiz kadarına girişeceğiz. Az da olsa öz, dikkatli, devamlı olacağız. Boynumuzu bükeceğiz;

"Yâ Rabbi! Zaten senin bana verdiğin nimetleri ben hiçbir şekilde ödeyemem. Benim kusuruma bakma. Azımı çoğa say." diye yaptığımız ameli halis yapmaya çalışacak, kalbimizi pak eylemeye, temiz tutmaya çalışacağız.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi, devamlı güzel kulluk eden, bir günü öteki gününe eşit olmayan, günden güne daha terakki eden, her günü bir gün öncesine göre daha hayırlı, kazançlı olan müslümanlardan eylesin.

Hepimiz Allahu Teâlâ hazretlerinin sevgisini isteriz, rızasını isteriz. Allahu Teâlâ hazretleri de sevgisini bazı sebeplere bağlamıştır.

Mesela;

İnna'llâhe yuhibbü'l-müttekîn. "Allah takvâ ehli kulları sever."

buyuruyor.

Kimleri sever?

Kur'ân-ı Kerîm'den bir âyet-i kerîme hatırımıza geldi:

"Allah takvâ ehli kulları sever."

İnna'llâhe yuhibbü'l-muhsinîn. "Allah muhsin kullarını sever."

İnna'llâhe yuhibbü't-tevvâbîne ve yuhibbü'l-mütetahhirîn. "Allah tevbeyi çokça eden, boynu bükük, hata yapsa bile hemen dönüveren, dergâh-ı izzete iltica eden, tevbe eden kullarını sever. Temiz, pak kullarını sever. Hem tevbe edip mânevî temizliğe girişen hem de maddî bakımdan da içini dışını temiz tutan kimseleri sever."

İşte bu temizliklere, bu sıfatlara dikkat edeceğiz.

"Allah muhsin kullarını sever."

Ne demek muhsin?

İhsan eden kullarını sever.

İhsânın birkaç mânası var:

Birisi cömertlik. Malından, parasından çıkarıp birisine ihsan eylemek, ikram eylemek.

Bu aylarda hayrımızı, bereketimizi çok yapacağız.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir hadîs-i şerîfini okudum:

"Bir kul çarşamba günü oruç tutsa, perşembe günü oruç tutsa, cuma günü peş peşe oruç tutsa, çarşamba perşembe cuma günü orucuna da dikkat etse..."

Oruçlu olan insan namahreme bakar mı?

Bakmaz.

Oruçlu olan insanın ağzından kötü söz çıkar mı?

Çıkmaz.

Oruçlu olan kimse başkasını incitir mi?

İncitmez.

"Diliyle eliyle hiç kimseyi incitmeden, âdâbına uygun olarak oruç tutmuş bir kimse; -çarşamba tuttu, perşembe tuttu, cuma günü tuttu- cuma günü de az veya çok bir sadaka verirse, Allahu Teâlâ hazretleri onu anasından doğduğu gün gibi günahlardan pak eyler." buyuruyor.

İnşallah önümüzdeki hafta hatırınızda olsun, çarşamba gününden oruç tutmaya başlayın. Çarşambayı tutun, perşembeyi tutun, cumayı da tutun. Cuma günü de bir cömertlik yapın, etrafınızdaki muhtaç insanları kollayın.

İyi insanlar el açıp dilenmez, utanır, Allah'tan korkar, dilenmez. Siz muhtaç insana etrafınızda bakın. Onların bazıları dış görünüşü itibariyle iffetinden zengin gibi durur. Meslekten olan insan, bilmem ayağı kolu sağlamsa bile oraya bir ciğer sarıyor, üstüne kanlı bir bez koyuyor. O meslekten –dilencilikten- para almak için yapıyor. Koluna onu sardı.

Ama asıl fakir sesini çıkarmaz, çırpınır, yedi sekiz tane çocuk perişan durumdadır bakarsın kadıncağızın yüzü sapsarı, bakarsın beyin beli iki kat olmuş.

Neden?

Zorluk çekiyor. İşte öylelerini bulursanız daha iyi olur. "Yâ Rabbi! Benim sadakam yerine varsın" diye Allah'tan da dilersiniz:

Böyle şeylere dikkat edin.

İşte bak "Tevbe yâ Rabbi!" demek bir affolma sebebi ama üç gün oruç tutup da insan bir de böyle ihsânda bulundu mu tertemiz oluyor.

Demek ki bu da başka türlü bir yol.

"Allah takvâ ehli insanları sever."

Bir okuduğumuz âyet-i kerîmede de öyle buyurdu:

"Takvâ ehli insanları sever."

Muhsin kullarım, bir de şöyle anlaşılabilir:

Muhsin ne demek?

İhsan yapmak, ihsan ne demek?

"Bir şeyi güzel yapmak" demektir. İbadeti güzel yapana "muhsin" derler. Cebrail aleyhisselam Peygamber Efendimiz'e; "İbadette ihsân nasıl olur?" diye sordu:

Ve me'l-ihsânü yâ Resûlallah?

"İhsan nedir?"

"İhsan, Allahu Teâlâ hazretlerini görüyormuş gibi ibadet etmektir."

Bizim şu gözlerimiz güneşe bile bakmaya tahammül edemiyor. Allahu Teâlâ hazretlerinin tecellîsine dağlar dayanamamış, Tur dağı parça parça olmuş da Musa aleyhisselam baygın, yere düşmüş. Tabi gözümüzle göremeyiz ama O bizi görüyor. Her yerde hâzır ve nâzır.

"Bana benden daha yakın, şah damarımdan daha yakın." diye bir edebimizi takınıp da kulluğumuzu ihsan derecesinde güzel, görüyormuş gibi yapabilsek işte Allah'ın sevgisini kazanmanın bir yolu. Herkesin yapabileceği bir şey:

"Rabbim beni görüyor, Allah benim yaptıklarıma şahit, her yerde hâzır ve nâzır."

İşte ihsan böyle de olabilir. Cebinden çıkarıp para vermek suretiyle yapmak, o cömertlik, güzel ama bir de böyle "mânevî ihsan" diye bir şey vardır; o da bu tarzda olur.

Sonra insanın her yaptığı şeyi güzel yapması lazım:

Oruç tutmuş; dikkat edip güzel oruç tutsun. Derviş olmuş; dikkat edip güzel dervişlik yapsın. Namaz kılıyor; dikkat edip güzel namaz kılsın, usûlüne erkânına uyarak şuuruna vara vara, tadına vara vara damla damla, yudum yudum lezzetli bir meşrubat içer gibi, çay içer gibi, öyle güzel güzel ibadet etsin. Abdest alıyor, abdestini güzel alsın.

Şapır şupur şapır şapur alırken bak dirseğinin arkası ıslanmadı. Burası ıslanmayınca olmaz ki, dirsek ıslanacak, şöyle her yerini güzelce yıka. Şap şap şap üç defa yüzüne vurdu, gözlerinin kenarlarına gelmedi veyahut burasını yıkadın, alnın üst tarafı kaldı, yanağının kenar tarafı kaldı. Güzel yapacak.

Allah her şeyi güzel yapmayı, müslümanların boynuna borç kılmıştır. Neyi yaparsa güzel yapacak. Müslümanın kendisi güzeldir, efâli güzeldir, ahlâkı güzeldir. Onun elinden gelen her iş güzel olacak.

Demek ki öyle olursak Allah bizi sevecek. Evlatlık yapıyoruz, güzel evlatlık yapalım. Anneyiz, güzel annelik yapalım. Babayız, güzel babalık yapalım. Kardeşiz, güzel kardeşlik yapalım.

Allah bizi birbirimize kardeş etmiş mi?

İnneme'l-mü'minûne ihvetün.

Kardeş etmiş. Hadi bakalım, kardeşliği güzel yapalım. Her işimizi bu tarzda yapmaya dikkat edelim. Allah takvâ ehli, günahlardan sakınan, çekinen insanları sever.

"Acaba benim yaptığım iş, Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına muvafık mı değil mi? Böyle yaparsam Allah razı gelir mi gelmez mi?" diye düşünerek her yaptığı işi sakına çekine güzel yapacak.

Bir şey daha var:

Bir hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Hakkat mahabbetî li'l-mütehâbbîne fiyye.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem, Allahu Teâlâ hazretlerinin böyle buyurduğunu bize nakleylemiş:

"Benim sevgim, muhabbetim birbirleriyle muhabbetleşenlere hak oldu."

O halde birbirimizle samimi dost olacağız. İçli dışlı, samimi. İçi başka dışı başka olmayan, kalbi pak olan...

Birbirimizle hediyeleşeceğiz, birbirimizi seveceğiz, birbirimizin yardımına koşacağız. İşte bu gibi yollardan Allahu Teâlâ hazretlerinin sevgisini kazanacağız.

Nereden olduğunu, nasıl geldiğini anlayamazsın. Bir Müslüman, bir müslüman kardeşinin işine koşar, Allahu Teâlâ hazretleri onun kendi işinin müşkülünü kaldırır, bir sıkıntısını giderir.

"Sen müslüman kardeşini sevdin, müslüman kardeşinin yardımına koştun." diye Allahu Teâlâ karşılığında onun kıyamet gününde bir başka sıkıntısını giderir.

Birbirlerinin işlerini daha kolay masa başında hallediyorlar. Kavgaya, gürültüye, çarpışmaya varmadan halletmesini becermeye başladılar. Biz başaramıyoruz.

Onun için bu Müslümanlığı, şeklî müslümanlıktan kurtaralım. Şu Müslümanlık, bizim dilimizden aşağıya içimize sinsin, kalbimizin tahtına gelsin otursun, bize hükmetsin, padişahımız olsun.

İçimize girsin, akıl padişah olsun. Ondan sonra güzel ahlâk onun askeri olsun, içimize onlar hükmetsin. Yoksa böyle şeytan hükmetti mi, nefis hükmetti mi müslümanlar iyi müslüman olmadığı zaman İslâm âlemi harap oluyor.

Hadi harap olmasına; "Dünyadır." diyelim, "Dünya gelip geçicidir." diyelim, âhiretler de harap oluyor.

Onun için bu güzel günleri fırsat bilelim, Allahu Teâlâ hazretlerine yalvaralım,; yalvarma zamanıdır. Kulun yalvarmaktan başka yapabileceği başka güzel bir şey yoktur. Her şey Allahu Teâlâ hazretlerinin elindedir. Boynunuzu bükersiniz, el açarsınız, gözyaşı dökersiniz, yalvarırsınız:

"Yâ Rabbi! Beni affeyle."

Ola kim rahmet kıla ol padişah.

Ol Kerîm ü ol Rahîm u ol İlâh.

Allahu Teâlâ hazretleri; "Duaları kabul edeceğim." diye vaat buyurmuş. Öyle boyun büküp yalvarıp yakardığımız zaman, o vaadi hürmetine bizim de candan pişmanlığımız dolayısıyla umulur ki bizi afv u mağfiret eyler.

Çok dikkat edeceğiz ki şekildeki Müslümanlık, nüfus kâğıdındaki Müslümanlık olmayacak. Müslümanlığımız, hakiki Müslümanlık olacak. Müslümanlık özümüze işleyecek, içimize işleyecek.

İçimize işlediği zaman hangi kabın içinde hangi madde varsa dışarısına o sızar.

Küllü inain yeteraşşehu bimâ fîhi. "Hangi testinin içine hangi maddeyi koyarsan dışına sızan odur."

Yağ koyarsan yağ çıkar, su koyarsan su, pekmez koyarsan pekmez; dışına onu sızdırır. İçimiz iyi olduğu zaman dışımızdan da iyi fiiller çıkacak, hareketlerimiz iyi olacak, sözlerimiz iyi olacak. Tetikte olacağız, akıllı olacağız, başımıza öyle dalavereci insan geçirip de mahalleyi birbirine kattırmayacağız. Birbirimize yumruk yumruğa, silah silaha geçip de çarpışmayacağız.

Allahu Teâlâ hazretleri hastalığı da indirmiştir, devayı da indirmiştir. Hepsinin yolunu göstermiştir.

"Şunları şöyle yapmazsanız şu hastalıklar sizi sarar. Şunları şöyle yaparsanız bu hastalıklardan tedavi olursunuz." buyurmuştur.

Emr-i mâruf nehy-i münker, o şifalı şeylerden birisidir. İyiliği emredeceğiz, kötülükten men edeceğiz.

Kendimiz iyi olacağız; ilk adım kendimizin iyi olması. Tamam, kendimi bataklıktan kenara çıkardım, ayağımı yere sağlam bastım.

İkincisi; oradaki, bataklıktaki başka kimselerin elinden tutup onları da çekip onları o bataklıktan çıkarmaya çalışacağız.

Dünya için çalıştığımız kadar, Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda dinine hizmet için çalışacağız. Bak cumartesi pazar oldu mu bazıları başka işlere geliyorlar. Pazartesiden cumartesiye işlerde çalışıyor da cumartesi pazar günleri; "Biraz daha para kazanayım." diye, başka işler yapıyorlar.

Onun için biz de hiç olmazsa boş zamanlarımızda Allahu Teâlâ hazretlerinin dinine hizmet etmekte, yardım etmekte çalışırsak gayret edersek Allahu Teâlâ hazretleri bize yardım eder.

Buyuruyor ki;

Yâ eyyühe'llezîne âmenû kûnû ensara'llah, kemâ kâle Îse'bnü Meryeme li'l-havâriyyîne men ensârî ila'llâh. Kâle'l-havâriyyûne nahnü ensâru'llâhi fe-âmenet tâifetün min benî isrâîle ve keferet tâifetün fe-eyyede'llezîne âmenû alâ adüvvihim fe-asbehû zâhirîn.

Hz. İsa aleyhisselam Allah'ın peygamberlerinden bir hak peygamberdir, Meryem validemizin oğlu, Allahu Teâlâ hazretlerinin bir peygamberi, aleyhissalatü vesselam. Annesi sıddıka, ibadet ehli bir kimse, kendisi de Allah'ın vazifeli peygamberlerinden bir peygamber.

Vazifelenince insanlara dedi ki;

Men ensârî ila'llâh? "Allah yolunda bana kim yardım edecek, bu vazifeyi yapmakta, bu dini yaymakta kim yardım edecek?"

İnsanların çoğu kenara kaçtılar.

"Dere kenarında çamaşır yıkarlarmış, "havârî" o mânaya gelir, diyorlar.-

Havariler;

Kâle'l-havâriyyûne nahnü ensâru'llâh. "Tamam, Allah'ın dinine bizler yardım edeceğiz."

Çamaşır yıkayıcı, işçi insanlar, on on iki kişi neyse, adetleri mâlum. Onlar; "Biz yardım edeceğiz." dedi.

"Onlardan ne olur? Vali değil, komutan değil, çok büyük zengin değil, parası pulu olan insan değil, etrafında kavmi kabilesi olan insan değil, bunlardan ne hayır olacak?

Hayır Allah'tan. Sen onun yoluna gir bakalım ne olacak?

Onlar; nahnü ensâru'llâh dediler. "Biz Allah'ın dininin yardımcılarıyız. Tamam, emrindeyiz ya İsa!" dediler, onun emrine girdiler.

Ne oldu?

Fe-âmenet tâiefetün min benî İsrâîl. "Benî İsrail'den bir taife onların buyruklarını dinleyince, tebliğlerini dinleyince müslüman oldu." Ve keferet tâifetün. "Bir kısmı da dinlemedi; onlar da kâfir oldu, inkâr ettiler, kabul etmediler."

Mucizeleri gördükleri halde bir kısmı da kabul etmedi.

Olsun, olabilir. Her zaman illa güzel netice olmaz. Gidersin bir topluluğa dersin ki;

"Allah'ın yoluna gelin, Allah'ın emrine itaat edin, Allah'ın yolundan izinden ayrılmayın."

Kaldırırlar, çenene bir yumruk vururlar, dişlerini kırarlar, burnunu da kanatabilirler; öylesi de olur. O da Allah yolunda cihad. Onun öyle büyük ecri var ki!

Veyahut hakaret ederler; "Sen kendi işine bak!" derler.

Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Birisi bir insana nasihat ettiği zaman; 'Sen kendi işine bak!' demesi ona günah olarak yeter."

Hakaret ederler, "sus" derler şöyle derler, böyle derler fakat onun harpte kılıç yarası yemiş gibi, gazi olmuş gibi sevabı vardır. Ne yapalım bazısı kabul eder bazısı kabul etmez. Kabul edenler bizimdir, kazanmışız. Onların yaptığı bütün ibadetler ve taatlerden biz de sevap kazanırız.

Kabul etmeyen?

Sanki biz kabul etmeyenlerle savaş etmişiz de gazi olmuşuz gibi rütbe alırız. Kendisi bilir.

Demek ki Allah ona nasip etmedi. Demek liyakati yokmuş da Allah onu yoluna kabul etmiyor, camisine sokmuyor, evine almıyor

Elhamdülillah bizi evine kabul etmiş de burada yatsı namazını kılmışız, mescidinde ibadet ediyoruz, Allah'ın âyetlerini hadislerini dinliyoruz, söylüyoruz. Elhamdülillah kabul etmiş.

Ya kabul etmeseydi?

Ya kabul etmeseydi de sinemada, kahvede, tiyatroda, eğlence yerinde, meyhanede olsaydık!

Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu kabulden sonra reddetmesin. Bu Müslümanlığın izzeti gibi izzet olmaz.

Hz. Ömer radıyallahu anh Kudüs'e asker gönderdi. Kudüs'ü teslim edecekler, Kudüslüler baktılar ki imanlı bir ordu geldi, teslim olacaklar.

"Teslim ederiz ama devlet reisine teslim ederiz; o gelsin." dediler.

Medine-i Münevvere'ye haber gönderdiler. Medine-i Münevvere'den ne kadarlık yol yürüyecek de Kudüs'e kadar gelecek.

Hz. Ömer bir kölesini aldı. Bir kendisi, bir o. Arkasında uzun, üç yüz beş yüz kişilik kafileler yok. İki kişi yola çıktılar. Deve de bir tane, çoğunuzun bildiği gibi deve bir tane. İki kişi nöbetleşe bindiler. Bazen halîfe-i rûy-i zemîn yürüdü bazen köle yürüdü.

O da insan ya, ona da insanlıktan dolayı, güzel huydan dolayı; "Gel, sen de bin." diyordu. O hep yürümeye razı.

Cahiliye zamanındaki eski efendiler olsa köleyi hep yürütür ama bu Hz. Ömer, şimdi İslâm geldi. "Gel bakalım, senin de canın var." dedi, arada onu bindirdi kendisi yürüdü, devenin ipinden kendisi çekti, arada kendisi bindi.

Kudüs'ün yakınına geldiler. Dere var, suyu geçecekler. Hz. Ömer eteklerini topladı, paçalarını sıvadı.

Karşıdan müslümanların savaş komutanı geldi.

"Yâ Ömer! Bunlar şehrin eşrafı. Bunların karşısında yalın ayak, paçalar sıvanmış şekilde durman izzeti nefsimize uygun düşmez."

"Onların karşısında ayıp olur." demek isteyince Hz. Ömer onun göğsüne bir vurdu, dedi ki;

"İzzet Allah'ındır. Yaya yürüyor olabiliriz ama izzet müslümanların!"

Allahu Teâlâ hazretleri müslümanları aziz kılmış. Bu izzetten bizi küfür zilletine düşürmesin. Kabirden sonra reddetmesin. İmandan sonra küfre düşürmesin. Bize itibar nasip ettikten sonra ittibarsızlık durumuna getirmesin. Yolunda dâim eylesin.

Fe-eyyedne'llezîne âmenû alâ adüvvihim.

Nusret kimden, zafer kimden?

Allah'tan.

Allahu Teâlâ hazretleri diyor ki;

"O on iki kişi havârî idi ama..."

Fe eyyedne'llezîne âmenû alâ adüvvihim. "Düşmanlarına karşı biz iman edenleri destekledik, takviye ettik de galip geldiler." Fe-asbehû zâhirîn "Onlar üstün geldiler."

Evet, on iki tane çamaşır yıkayıcı işçi idi ama sonunda izzet, itibar sahibi onlar oldu, Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda yürüdükleri için onlar kazandı.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki;

"Ah, şu kardeşlerimize bir mülâkî olsaydım, kardeşlerime bir kavuşsaydım!"

Peygamber Efendimiz, böyle bir hasretli söz söyledi.

Dediler ki;

"Yâ Resûlallah!"

Elesnâ ihvanek? "Bizler senin kardeşlerin değil miyiz? İşte karşındayız ya, sen kimlerle kavuşmak istiyorsun?"

Bel entüm ashâbî "Sizler benim ashâbımsınız." dedi.

"Benim ihvanım, benden yıllar sonra, asırlar sonra gelip de beni görmedikleri halde bana iman edip de yolumca yürüyenlerdir."

Resûlullah bize şevk duymuş. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

"Ah, o ihvanımı bir görsem bir onlarla karşılaşsam!" diye o zamandan temenni etmiş.

Niye "bize" diyorum?

Biz işte aradan bin dört yüz sene geçti, görmediğimiz halde iman etmişiz. Allahu Teâlâ hazretleri Resûlullah'ın şefaatine, iltifatına, teveccühüne bizi mazhar eylesin. Rüyada cemâlini görmeyi nasip etsin, âhirette komşuluğu nasip etsin. Havz-ı kevserinden doya doya içmeyi nasip etsin.

Ümmetin bozulduğu zamanda Peygamber Efendimiz'in sünnetine uyanlara yüz şehit sevabı vaad edilmiş.

Ne kadar güzel!

"Aman şu sünnet nedir?" diye hemen bugünden itibaren kitapları açalım, "Neymiş bu sünnet ki insan o sünneti ihyâ ettiği zaman yüz şehit sevabı alıyor?"

Ümmetin fesada uğradığı zamanda Peygamber Efendimiz'in sünnetine uyanlara yüz şehit sevabı var.

Resûlullah'ın; "Ah bir kavuşsam, ah bir görsem!" diye şevk duyduğu insanlar olmayı istemez miyiz? Yüz şehit sevabı almış, şehitlik mertebesine çıkmış insanlardan olmak istemez miyiz? O insanlardan olmak istemez miyiz?

İsteriz ama çalışacağız, çalışacağız.

Beni birkaç günlüğüne bir komisyona çağırdılar. Sabahtan akşama kadar devam ediyor. Arkadaşlarım da, komisyonlarda çalışan kimseler de oradan profesör, buradan bilmem kim? Sigara içiyorlar. Biraz zor da geliyor ama işte bir dünya işi için öyle çalışıyoruz.

Âhiretin sevapları kazanılacak, insan şehit rütbesi alacak. Allahu Teâlâ hazretlerinin sevgili kulu olacak, sevdiği kulu olacak.

Peygamber Efendimiz'in; "Ah, bir kavuşsaydım!" diye temenni ettiği, "kardeşim" dediği insanlar olacak.

Biz ashaptan değiliz.

Biz Peygamber Efendimiz'in ashâbı mıyız?

Hayır.

Peygamber Efendimiz'in ashâbı onun sohbetine ermiş kimseler.

Peki kardeşi?

Bak Peygamber Efendimiz bize kardeşlik sıfatı vermiş. Kendisinden sonra gelip de görmediği halde kendisine inanan insanlara Peygamber Efendimiz "kardeşim" diye hitap etmiş, "o kardeşlerim" diye hitap etmiş. "Ah o kardeşlerime bir kavuşsam!" diye hitap etmiş.

Ne büyük rütbe! Resûlullah Efendimiz'in ihvanı olmak, onun kardeşi olmak sıfatı, ne güzel bir sıfattır!

Şu mübarek günler hürmetine Allah bizi Resûlüne en güzel tarzda uyanlardan eylesin. Şu ümmetin bozulduğu, fesada uğradığı, günahların çoğaldığı zamanda sünnetini ihyâ edenlerden eylesin. Sakalımızla, kılığımızla kıyafetimizle, güzel huyumuzla ahlâkımızla...

Ne kadar hoşuma gidiyor. Bakın kız babaları, oğlan babaları, aile reisleri, dikkat edin!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yanına kızı Fatımatü'z-Zehra geldiği zaman ne yapardı biliyor musunuz?

Resûlullah Efendimiz ayağa kalkardı. Kızının elinden tutardı, iltifat ederdi:

"Gel kızım" diye onu oturduğu yere oturturdu. Bin dört yüz sene önce. Çöllerin kumların arasında ama kumların arasında pırlanta.

Şimdi şu medeniyet dediğimiz diyarlarda ne var?

Çirkef, günah, kabahat, kusur, kaş çatıklığı, zulüm.

Demek ki medeniyet asıl içte olan bir şeymiş, kalpte olan bir şeymiş.

Resûlullah Efendimiz'in medeni seviyesinin yüksekliğine kim erişebilmiş?

Kızı gelince ayağa kalkıyor da iltifat buyuruyor. "Öperdi." diyorlar; kızını alnından öpermiş.

Ondan sonra elinden tutarmış, oturduğu yere oturturmuş. Kainâtın Efendisi, gelenlerin geleceklerin en üstünü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz...

Bakın evlada muhabbet nasıl oluyormuş?

Kendisinden yaşça küçük; büyük, ak sakallı değil. Kendisinden yaşça küçük bir kimseye yapılan muameleye bak. İşte öyle evlatlar asil evlat olur.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

"Evlatlarınıza asil insan muamelesi yapın."

Biz nasıl yapıyoruz?

"Otur! Kalk!"

Bizim Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymamız nerede kaldı?

Tasavvufta, tarikatte bir şey vardır. İnsan fenâ fi'ş-şeyh olacak. Sonra fenâ fi'r-resûl olacak. Ondan sonra fenâ fi'llâh makamına erecek.

Resûlullah'ın ahlâkıyla ahlâklanmadan, Resûlullah'ın sünnetini hazmedip de hayatında her hâliyle onu göstermeden fenâ fi'r-resûl olunur mu?

Her hâlimiz Resûlullah'a benzeyecek.

"Benzeyelim hocam, ama Resûlullah Efendimiz nasıldı?"

Oku! Bir günde kaç sayfa gazete okuyoruz, kaç sayfa kitap okuyoruz? Telefizyonların başında, telef makinelerinin başında kaç saat harcanıyor?

Zamanı telef makinelerinin karşısında nice zamanlarımızı harcıyoruz.

Resûlullah'ın sünnetini okumuyoruz. Şemâilinden haberimiz yok, sünnetinden haberimiz yok. Dinimizin emirlerinden haberimiz yok.

Allahu Teâlâ hazretleri bize Kur'ân-ı Kerîm göndermiş de Kur'ân-ı Kerîm'i okumuyoruz.

Bak kardeşlerimiz kâğıt gönderdiler "Dört tane hatim var." diye yazmışlar. Dört tane hatim, Kur'ân-ı Kerîm dört defa okunmuş.

Neden okuyoruz?

Kur'ân-ı Kerîm ölülere hediye edilmek için mi okunuyor? Kur'ân-ı Kerîm, ölülerden çok dirilere lazım. Ölülere de lazım ama bizim hayatımızı tanzim edecek, biz onunla Allah'ın ahkâmını öğreneceğiz de Allah'ın rızasını kazanacağız.

Onun için Kur'ân-ı Kerîm'i hatmetmek güzel ama bir de başından sonuna mânasını okuyalım. Elimize kalem alalım, yanımıza defteri koyalım, Kur'ân-ı Kerîm'i de şuraya koyalım, okuyalım.

Ne buyurmuş?

Ne buyurmuşsa aklımızın aldığı kadar buraya yazalım, bir.

"Bugün okuduğum Kur'an ayetlerine göre Allahu Teâlâ bana şöyle buyurmuş." yazalım, tatbik edelim.

Allahu Teâlâ hazretleri bilmediğini öğrenen, öğrendiğini de yaşayan, tatbik eden hakiki müslüman eylesin. Dudak müslümanı etmesin. Dil müslümanı, söz müslümanı etmesin. Gönülden müslüman olmayı nasip eylesin. Sonra etrafımıza da İslâmca davranıp cemiyetimizde de cemaatimizde de İslâmlığı göstermeyi nasip etsin.

Ailemiz de İslâmlık olacak, karımızla çocuğumuzla münasebetlerimizde komşularımızla münasabetlerimizde Müslümanlık görülecek. Cemaatimizde, cemiyetimizde görülecek. Şehirlerimizde görülecek. Devletimizde görülecek, ümmetimizde görülecek.

Her yerde İslâm'ın ahkâmı, ahlâkı zâhir olacak, pırıl pırıl...

Burası İslâm diyarıdır, huduttan bu tarafa geçtiğin zaman taşı toprağı pırıl pırıl göreceğiz. Öyle olması lazım. Her şeyimizin öyle intizamlı olması lazım.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi gaflet uykusundan uyandırsın, cehaletten kurtarsın. Gönüllerimize mârifetullahın nurlarını yağdırsın. Gönüllerimizi aydınlatsın, gönüllerimizin pasını gidersin.

Bir ayna paslanırsa göstermez. O gönül âyinesinin pası giderse mârifet-i ilâhiyyeyi insan oradan müşahede eder.

Mârifetullaha eren, muhabbetullaha sahip olan halis, hakiki müslüman olmayı Allah cümlemize nasip eylesin. Şu mübarek cuma akşamı hürmetine, şu mübarek Recep ayı hürmetine, şu mübarek kandil hürmetine...

Allahu Teâlâ hazretleri Recep ayı için buyurmuş ki Receb el-esab. Sıfatlarından bir tanesi Receb el-esab.

Bu ay, rahmet-i İlâhînin bol bol sâb olduğu, güldür güldür çağlayanlardan dökülür gibi rahmet-i İlahinin döküldüğü bir aydır. O rahmetlerden istifade edemezsek, çağlayanın yanında susuzluktan kavrulup da susuz ölürsek yazık! Allah bizi onlardan kana kana içip de içini dışını nurlandıranlardan eylesin.

Fâtiha-ı şerife mea'l-Besmele-i Şerife.

Sayfa Başı