M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 426.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn seyyidinâ ve senedinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men sâme yevme arefete ğafera'llâhu lehû seneteyni: seneten emâmehû ve seneten halfehû.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek hadislerinden bir miktar Râmûzü'l-ehâdîs isimli hadis kitabının 426. sayfasından okuyacağız.

Bu hadîs-i şerîflerin izahına başlamadan önce, başta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri olmak üzere bütün din büyüklerimizin, ashâb-ı kirâmın, tâbiînin, müctehidînin, ulemâ-ı âmilînin, meşâyihimizin, evliyâullahın, sâir enbiyâ ve mürselînin, eseri telif eylemiş olan Hocamız Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddîn Efendi hazretlerinin, kendisinden feyz aldığımız Hocamız Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin, bu eserlerin içindeki hadislerin bize kadar gelip bizim tarafımızdan okunmasında emeği geçmiş olan bütün râvilerin, alimlerin, çalışanların; uzaktan yakından bu hadisleri dinlemek üzere gelen siz kardeşlerimizin âhirete göçmüş bütün sevdiklerinin ve yakınlarının; içinde şu ibadeti yapabildiğimiz, hadisleri okuyabildiğimiz mescidi bina etmiş olan İskender Paşa'nın ve bu binanın bugüne gelinceye kadar ayakta durmasına yardımcı olmuş olanların geçmişlerinin ruhları için, sâir ashâb-ı hayrât u hasenâtın ruhları için; bu beldemiz mübarek insanlar diyarıdır, bu beldede sahâbe-i kirâmdan nice insanlar var, bu beldenin mübarekleri sahâbe-i kirâmın ve evliyâullahın ruhları için, bu beldeleri Allah Allah diye diye canını Allah rızası için ortaya koyup da fethetmiş olan fatihlerin, gâzilerin, mücahitlerin, muvahhitlerin ruhları için; sâir mü'minîn-i mü'minâtın, müslimîn-i müslimâtın da hissemend ü hissedâr olması için buyurun bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım. Allahu Teâlâ hazretleri onlara rahmet eylesin, bize de rızasına uygun ömür sürmeyi nasip eylesin, huzuruna sevdiği razı olduğu bir kul olarak yüzü ak alnı açık varmamıza vesile olsun.

Bu derste sad harfi var. Bu hadîs-i şerîfler alfabetik sırayla dizilmiştir. Sad harfi dolayısıyla oruç tutmak ve namaz kılmakla ilgili hadîs-i şerîfler peş peşe geliyor. Sayfanın başındaki birinci hadîs-i şerîf Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden bize nakledilmiş. Sahih bir hadîs-i şerîf olduğu kitaplarımızda kaydedilmiştir.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Men sâme yevme arefe. "Kim arefe gününde oruç tutarsa..." Ğafera'llâhu lehû seneteyni. "Allah onun iki senesinin günahlarını bağışlar." Seneten emâmehû. "Bir senesi önündeki sene." Ve seneten halfehû. "Bir senesi geçmiş senesi."

"Geçmiş ve gelecek iki senesinin günahlarını bağışlar."

Arefe günü hangi gündür?

Kurban Bayramı'ndan bir gün önceki gündür.

Kurban Bayramı Arabî aylardan Zilhicce'de olur. Zilhicce'nin ilk on günü çok mübarek günlerdir. Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinde Zilhicce'nin ilk on gününün mübarekliği üzerine yemin buyurmuştur.

Çok kıymetlidir.

Şimdi herkesin cebinde takvim bulunuyor, açsın, hemen o günleri işaretlesin.

Maksat nedir? Bu hadisleri niçin dinliyoruz?

Tatbik edelim diye.

Madem sahih bir hadîs-i şerîfmiş, madem bu kadar da kârlıymış, herkes takvimini cebinden çıkarsın, "Kurban Bayramı'ndan bir gün önce, bugün oruç tutacağım." diye yazsın. Bak hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki;

"Arefe gününde kim oruç tutarsa Allah onun geçmiş ve gelecek senesinin günahlarını bağışlar."

Unutuveririz; çünkü aradan gün geçecek, daha üç aylar gelecek, Ramazan geçecek, Şevval geçecek, ondan sonra Zilkade, Zilhicce... Biraz vakit var. Unutmayalım.

Akıllı insan tedbirli, metotlu olur. Müslüman metotlu olacak. Cümle hasımlarımız metotlu. Hepsi her şeyi kaydederek, ölçerek, biçerek ince hesaplarla yapıyorlar. Matematikte ilerlemişler, fende ilerlemişler. Aya füze gönderiyorlar, uzaya füze gönderiyorlar, düşmanın kendisine atacağı bombaları daha kendi memleketlerine gelmeden havada patlatalım da bizim memleket zarar görmesin diye âletlerini ona göre hazırlıyorlar. Yıldızlar savaşına göre hazırlıyorlar.

Bizim hesaptan, kitaptan, intizamdan haberimiz yok. Nerede kaldı bizim Müslümanlığımız?

Bir kere şunu çok iyi öğreneceğiz:

-Her derste ben keşke besmele çeker gibi arkasından hemen söylesem.-

Müslümanlık sadece namaz kılmaktan ibaret değil. Allah'ın emirleri çok. Çünkü hayatta yaptığımız işler çok. Her işimizin İslâm'a uygun veya uygun olmama durumu olabilir.

Kalkıp bir yere gidiyorsun. Nereye gidiyorsun? İslâm'a uygun yere mi gidiyorsun? İslâm'a uymayan yere mi gidiyorsun?

Açtın ağzını konuşuyorsun. İslâm'a uygun mu konuşuyorsun? Günaha girecek tarzda mı konuşuyorsun?

Gözlerini diktin, bakıyorsun. İslâm'a uygun mu bakıyorsun? İbretle mi bakıyorsun? Harama bakıp günaha mı giriyorsun?

Aklımızı başımıza devşirirsek her ânımız kazanç ve ibadet olabilir. Aklımızı toplamazsak, savruk olursak her ânımız ziyan olur, her tarafımızdan dökülür gideriz. Onun için intizamlıysak intizam..

Bizim büyüklerimiz Kur'ân-ı Kerîm'i hıfzetmişler, ezbere biliyorlarmış. Ama hafızlığın ne kadar zor şey olduğunu hafızlar bilir. İnsan biraz çalışmasa unutuverir. Kur'ân-ı Kerîm'den bir kelime geçti; bil bakalım hangi sûrenin hangi âyetiydi? Bir de benzeyen âyetler var; bazen başlangıcı benzer başlıyor, sonu başka bitiyor. İnsan karıştırıverir. Çok kuvvetli hafızlar olacak da hiç şaşırmadan okuyacak, yoksa insan unutuyor. Kendinizden pay biçin ki siz üç beş tane sûre biliyorsunuz, onu bile bazen şaşırırsınız. Hafızlar da şaşırır.

Ne yapmış gâvurlar?

Müslümanları incelemişler. Gavur diyor ki;

"Ben düşmanı bileyim; meziyetini de bileyim, kusurunu da bileyim, şunun zayıf tarafından yakalayayım."

Mesela arıcı arıyı tutar; ama öyle bir yerinden tutar ki sokturtmaz. Bilmeyen insan avuçlar, sokturur, her tarafı davul gibi şişer. Bunun zararı nerede?.. Akrep; zararı kuyruğunun ucunda, aman dikkat et! Yoksa onun kıskacında, ağzında bir [zarar] yok. Bazı mahluk vardır, zararı ağzındadır, bazısının kuyruğundadır, bazısı başka türlü bir şeydir... Her birisini tanımak lazım.

Onun için, ilk iş tanımak. Tanıdıktan sonra insan tedbir alacak.

Onlar bizim Kur'anımız'ı bizim kadar okumuşlar. Bizim içimize papaz göndermişler, bizim kadar Kur'an biliyor, âyet okuyor. Hatta bazıları Beyrut'ta, şurada burada müslümanları kandırmış da filanca camide şu kadar zaman imamlık etmiş. Giderken de; "Kıldığınız namazları ödeyin, ben hıristiyandım." demiş, gitmiş. Yapacağını yapmış da giderken öyle gitmiş.

Nasıl yapmışlar?

Kur'an'ın her âyetini, her kelimesini fişlemişler, liste yapmışlar. Hele bir dinî kitabın kenarında bir kelimesi geçsin, o geçen kelimeyi cetvelden bakıyorlar, tamam şu âyette, buluyorlar. Âlet yapmışlar, kolayca biliyorlar.

Bizim hafız efendi şaşırır...

Biz kitap yazıyorduk, Hocamız sağlığındayken vazife vermişti; "Şu kitabı yazın." Babamla beraber oturduk, ben daktilo yazıyorum, babam söylüyor. Âyet-i kerîme geliyor; hangi sûrenin hangi âyeti olduğunu yazalım. Hangi sûredeydi? Araştırıyoruz, karıştırıyoruz, insan şaşırıveriyor. "Ya dur bakalım, En'âm sûresinde miydi?.. Çevir. Yok, bu değilmiş. A'râf'ta mıydı, Nuh sûresinde mi?.."

Ama adam cetvel yapmış. Âlet yapar, el öğünür. Âlet yapmış adam, ondan sonra da işlerini çabuk götürüyor, yürütüyor. Biz intizamsızız.

170 kişilik, 200 kişilik, 300 kişilik uçak... Bakıyorsun tekerleği var, kanadı var, kuyruğu var, içine de 300 kişi biniyor, alt tarafına istediğin kadar da bavul yüklüyor. Kuş gibi yerden kalkıyor, kuş gibi yere iniyor. Bu birden olmaz ki... Resim yapar gibi yapmakla olmaz. Bu çalışa çalışa olur, dikkat ederek olur, etrafını inceleye inceleye olur.

Dünya üzerinde petrol bitiyormuş, öyle diyorlar. Petrolü hesaplıyorlar, ölçüyorlar, biçiyorlar... Su olsa dayanmaz. Denizler petrol olsa dayanmaz. Yollardan vasıta akıyor, her birisi homur homur yakıt kullanıyor. Dünyanın her yerinde böyle. "25, 50, 75 yıl [içinde] bu petrol bitecek." diyorlar. Ama Avrupalılar kutuplarda araştırma yapmış, bir dergide okudum: Orada su molekülleri donarken içine metan gazını da hapsedip öyle donuyormuş. Metan hidrat meydana geliyormuş. Bu metan hidratın içinde o kadar çok gaz varmış ki bunu bir ısıtıp bir çözüp içinden gazı alıp kullanmayı becerdin mi, çaresini buluverdin mi, o zaman 300 sene daha dünyayı idare edecek enerji çıkar, diyorlar. Bu petrolümüz, dünya üzerinde insanoğlunun kullanacağı petrol 25-50 sene kalmış, o 300 sene yetecek. Bak, ilim nasıl [yol gösteriyor...]

Bizim memlekette petrol bitecek, adamlar ilimleri sayesinde bu sefer yine ileri gidecekler. O zaman gelecek başımıza; "Namazı kılma." [diyecek.] "Yık camisini şu heriflerin!" deyip başımıza yıkacaklar, bir şey yapamayacağız.

Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de ne buyurmuş?

Ve eiddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin. "Gücünüz ne yetiyorsa din düşmanlarına, Allah'ın düşmanlarına ve kendi düşmanlarınıza kuvvet hazırlayın."

Su uyur, düşman uyumaz. Kuvvet hazırlayacaksın, sapasağlam olacaksın, bilgili olacaksın, tedbirli olacaksın; âletine karşı âlet, bombasına bomba [yapacaksın.]

Eskiden Osmanlılar'ın yaptığı kılıçların emsâli yokmuş. Selahaddin Eyyûbî havaya tülbendi atmış, kılıcı altına tutmuş da kılıç tülbendi ikiye bölmüş. Havadan nazlı nazlı inen tülbendi ikiye bölmüş. Usturadan keskin kılıçmış demek ki... Ne güzel yapmışlar.

Bir zaman Osmanlılar çalar saat yapmış. Avrupa'ya, Avrupa kralına hediye göndermişler. "Bunun içinde cin mi var, böcek mi var?.." Kıyısını kenarını kurcalarken bozmuş. Yani o zaman çalar saati anlayamamış.

Sonradan iş dönmüş dolaşmış, şimdi biz onların yaptığı işlere akıl erdiremiyoruz. "Allah Allah... Ankara'dan yayın yapıyor, televizyonun ekranından, buradan seyrediyorsun. Allah Allah... Koca demir parçası suyun üstünde yüzüyor. Koca demir parçası kuştan daha hızlı havalarda gidiyor..." diyoruz. Biz şaşırıyoruz.

Adamlar bu muvaffakiyeti nasıl sağlamış?

İnce ince, çalışa çalışa...

Onlar kadar çalışmadan bu iş olur mu?

Olmaz. Onlar kadar çalışmakla da olmaz. Onlardan daha çok çalışmakla olur. "Yâ Allah!" diyeceğiz, Bismillâhirrahmânirrahîm diyeceğiz, işin içine bir gireceğiz, laboratuvarımıza gireceğiz, "Yâ Rabbi! Sen bana yardım et!" diyeceğiz; onların bilmediği şeyleri bulacağız, onların yapmadığı şeyleri yapacağız.

Ama kalbi olan mü'min lazım. Diri müslüman lazım, ölü değil...

Yığın, bir sürü müslüman; işe yaramıyor, birbirlerini öldürmekle meşguller. Birbirlerinin şehrine bomba atmakla meşguller. İslâm'dan uzaklaşmışlar, edepten, ahlâktan, insaftan, merhametten uzaklaşmışlar. Karşındaki zâtın da canı var, onun da acısı var, sevinci var. Onun da içinde arzuları var, o da bir ananın evlâdı, kuzusu... Onun da öldüğü zaman arkasından ağlayacak karısı var, yakınları var.

Nasıl kıyarsın bir cana?!

İnsanlar canavarlaşmış. Tankı yürütüveriyor üstüne, otomobiliyle beraber içindekileri çatır çatır ezip geçiyor. Köyden topluyor; "İntikam alıyorum." [deyip] şu kadarını öldürüyor.

İslâm gitti mi kâinatın cildi kopar, tesbihin ipi kopmuş demektir.

Melekler ne demiş?

İnnî câilün fi'l-ardi halîfeten. "Ben yeryüzünde halife olacak insan neslini yaracağım." deyince Allahu Teâlâ hazretleri, melekler demişler ki; e tec'alü fîhâ men yüfsidü fîhâ ve yesfikü'd-dimâ'. "Orada fesat çıkartan, kanlar döken insanoğlunu mu yaratacaksın yâ Rabbi?" Ve nahnu nüsebbihu bi-hamdike ve nükaddisü leke. "Biz sana zikr ü tesbih ediyoruz, seni takdîs eyliyoruz, sana kulluğumuzu yapıp dururken o kan dökücü, o âsileri, o fesatçıları mı yaratacaksın yâ Rabbi?"

O hâle gelmiş, o meleklerin söylediği canavarlar...

O canavarlıktan insan nasıl kurtulur? Bunun çaresi, tedavisi, ilacı ne?

Bunun tedavisi İslâm! Bu menhus hastalığın, bu uğursuz hastalığın, bu korkunç hastalığın, bu cemiyet kanserinin ilacı İslâm!

Hiç kimse o ilaca yanaşmıyor, ödleri patlıyor. Hastalar "iyi olacağız" diye ödleri patlıyor, iyi olmak istemiyorlar. O kadar delirmişler ki, o kadar şaşırmışlar ki;

"Gel şifa var burada." diyorsun.

"Şifa istemem, başına çalınsın şifa! Ben hastalıktan memnunum, böyle yaşayacağım." diyor.

Çünkü hastalık kafasını da bozmuş, kafaya da girmiş. Hastaya ilacı verirsin; "İç... Ya iç şunu, iyi olacak." Ağzına alır,

"Ya niye içmedin? Tüh! Şu kadar ilaç ziyan oldu."

Deli, hasta, şuuru yerinde değil.

İnsanlık deli... Bu hastalığın tedavisi İslâm; ama gel de delilere anlat...

Kim yapacak bu işleri?

"Bulutların arkasından Allah melekleri saf saf indirsin, düzeltsinler."

Utanmıyor musun sen?

Musa aleyhisselâm'ın kavmine benzedin! Musa aleyhisselam diyor ki;

"Gelin bakalım, Allah emretti, cihat edeceğiz."

Musa aleyhisselâm'ın kavmi diyorlar ki;

Fe'zheb ente ve rabbüke. "Sen Rabbinle git." Fe-kâtilâ. "İkiniz çarpışın, savaş edin." İnnâ hâhünâ kâidûn. "Biz burada oturup bekliyoruz." diyorlar.

Vay akıllılar vay!.. Öyle demişler. Hem Firavun'dan Allah kurtarmış, hem de çöllerden geçirirken bıldırcın göndermiş, etle, kudret helvasıyla beslemiş... O kavim; "Hadi gelin bakalım, cihat, Allah emretti." deyince ne diyorlar?

"Sen git Rabbin'le çarpış, biz burada bekliyoruz." diyorlar.

Öyle mi diyeceğiz? "Melekler gelsin, kurtarsın." mı diyeceğiz?

Bizim vazifemiz ne?

Allah'ın sayılamayacak kadar nimetlerinin şükrünü nasıl ödeyeceğiz biz?..

İşte bak el, ayak, sıhhat, âfiyet vermiş. Açlıktan öleniniz var mı içinizde?

Varsa söylesin... "Açım, ölüyorum." diyen varsa çaresini buluruz; evvelallah memleketimiz bolluk, bahar da geliyor, dışarıda kuşlar cik cik ötüyorlar, güzel mevsimler, o karların arkasından buğdaylar fışkıracak... Bereket, güzellik, her şey var elhamdülillah... Allah'ın lütfu çok...

Peki, İslâm için çalışsana!

Yok!

"Hocam Allah'ı düşünmem benim karnım doyuncaya kadar, bir de hasta olduğum zaman düşüneceğim. Hasta olursam; 'Yâ Rabbi! İyi et.' derim. Acıktığım zaman da; 'Yâ Rabbi! Acıktım.' derim. Karnım doydu mu o zaman unuturum. O zaman ne ibadet aklıma gelir... Hele biraz zenginlersem, hele biraz para pul sahibi olursam, o zaman nerede eğleneceğim? Cebimde para dolu, 200 bin lira harcarım, 2 milyon harcarım... Denizde kum, bende para. Bende para var; gelsin eğlence, gitsin eğlence..."

İnsan böyle yapıyor.

Halbuki insan rahat zamanında Allah'a kulluk etmese darlık zamanında Allah duasını kabul etmeyeceğini hadislerde buyuruyor.

Sen şimdi rahat zamanındasın, dua etmiyorsun; ya başına Allah bir felaket gönderirse? Ya bir zelzele gönderirse? Ya bir hasım, düşman gönderirse? O zaman dua edeceksin, ne olacak?

"Yâ Rabbi! Beni buradan kurtar! Yâ Rabbi! Beni bundan kurtar!.."

Kime yalvaracaksın? Başka kim var?..

Onun için, bu güzel günlerde Allah'ın dinine sıhhatle âfiyetle yardım edeceksiniz. Hepimiz öyle olacağız.

Camimiz dolu elhamdülillah... Allah cümlenizden razı olsun, ağzına kadar doluyor, taşıyor. Dışarıda oturacak yer kalmamış. Kolay, herkes gelirken koltuğunun altına bir hasır alır, girerken de bırakır; "Benim hayrım olsun, vakfım olsun..." diye... Avluları da hasırla doldururuz, namazı sokaklarda da hasırla kılarız. Gönüller bir olunca neler neler olur... İki gönül bir oldu mu samanlık seyran olur. Gönüller bir oldu mu her şey yapılır.

Allah bize böyle bir dikkatli Müslümanlık versin. İyi, dikkatli müslüman olmayı nasip etsin.

Cebimizde kalemimiz, yapacağımız işleri yazacağız. "Arefe gününde oruç tutacağım, iki senelik sevap var." diye defterimize yazın bakalım. Biz vakfımızdan takvim bastırdık, boşuna bastırmadık, oraya yazın bakalım. O orucu tutacaksınız.

Men sâme ramadâne fe-arefe hudûdehû ve yetehaffezu mimmâ yenbeğî en yetehaffeza minhü kuffire mâ kablehû.

Ahmed b. Hanbel ve diğer kaynaklarda yine Ebû Saîd el-Hudrî'den yine oruçla ilgili bir hadîs-i şerîf.

Bu ikinci hadîs-i şerîfin mânası nedir?

"Her kim Ramazan ayını tutarsa, oruçlu olarak geçirirse..."

Fe-arefe hudûdehû. "Ama hududunu bilirse..."

Sınırı nerede? Oruç tutmanın şartları nedir? Neleri yaparsam oruçlu olmuş olurum? Nelere dikkat etmezsem orucun sevabı uçar gider?

Ve yetehaffezu mimmâ yenbeğî en yetehaffeza minhü. "Sakınılması gereken şeyden de sakınırsa..."

Millet sadece namazı Müslümanlık sandığı gibi orucu da sadece aç kalmaktan ibaret sanıyor. Cahillik yaygın ya halkımızda, uzun zaman Müslümanlığı görmediler, öğrenmediler, okumadılar, kendilerine büyükleri tâlim etmedi... Bir de; "Canım eski hikâyelermiş onlar." dediler, "Bize Batı lazım." dediler...

Ama Batı da senin İslâm'ına muhtaç, şaşkın! Batıdakiler de okur okur da çok yüksek olursa, filozof olursa, cemiyetinin bağlamış olduğu bağlardan kendisini kurtarıp hür bir iradeye sahip olursa, getiriyor parmağını kaldırıyor; eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûlühû diyor, müslüman oluyor da bir de senin memleketine geliyor, tereciye tere satıyor, sana "Müslümanlık iyidir." diye anlatıyor. Sen de dinliyorsun; "Vay be, bizim dinimiz neymiş!" diye ondan öğreniyorsun. Bu millet ne şaşkınlık, ne devreler geçirmiş...

Allah akıl fikir versin.

İslâm hayattır. İslâm'ı çektin mi cemiyet ölür. Denendi. Denenmemiş bir zamanda bunu söyleseydik "Hoca ne anlar bu işlerden." derlerdi. Ama şimdi öyle diyemiyorlar. Denediler, gördüler; her türlü şeyi kendi istedikleri gibi yaptılar, yaptılar, yaptılar; bir nesil yetişti. Evet, müslüman olmadı; çünkü müslüman yetiştirmedi. Müslüman olmadı ama ne oldu?

Kâfir oldu, dinsiz oldu, imansız oldu, vicdansız oldu!

Rüşvet; getir getirebildiği kadar. "Devlet malı deniz, yemeyen domuz." Öyle bir atasözü var ya...

"Ya bu müslümanların malında yetimin, dulun hakkı var; yeme bunu!"

"Ne yapalım, maaşımız yetmiyor." diyor.

Sen çekil oradan, o maşa razı olup da orada Ümmet-i Muhammed'e güzel hizmet edecek insan var, onu bulamayanlar var.

İçki, kumar, sahtekârlık, mafya çeteleri, şunlar bunlar... Ondan sonra başladılar başka devletlerden para alıp da memleketin istikbaliyle oynamaya... Başladılar birbirlerinin boynuna tel sarıp sıkmaya... Halk mahkemeleri, bilmem neler derken kardeşin kardeşi öldürmesi başladı.

Günaydın, sabâh-ı şerîfler hayırlı olsun!

Anladın mı bir milleti dinsiz imansız bıraktığın zaman ne oluyor?

İşte böyle olur!

Ne zaman anlaşılır?

40 senede, 50 senede anlaşılır. Bu devlet işi, millet işi, kültür işi 100 sene sürer, 200 sene sürer, 300 sene sürer, 500 sene sürer. Kültür dediğin şey öyle birden [oluşmaz.]

Şimdi niye ayaktayız?

Hala o eski hız devam ediyor da ondan. Arabanın motoruna benzin gelmezse motoru durur; yol düzse daha uzun zaman gider, o hızla gider, çünkü hızlıydı. Ondan gidiyoruz.

Yine bu milletin içinde namuslu insan var. Yine bu milletin içinde Allah'tan korkan insan var. Yine bu milletin içinde Allah rızası için canını verecek insan var. Yine bu millet içinde Allah rızası için parasını, malını verecek insan var da ondan yaşıyoruz. Yoksa bir sürü sahtekârın arasında kalsak hiçbir şey olmaz!

Gazetelere baktığım zaman güneş ışığı altında içim kararıyor; hırsızlık, arsızlık, edepsizlik, namussuzluk... "Aman eksik olsun!" kapatıp atıyorum.

İşte İslâm gitti mi öyle olur.

İslâm geldi mi; Müslümanlık, iman, mesuliyet duygusu, vebal, haram helal fikri, âhiret fikri, hesap fikri, Allah'ın azabı, gazabı veyahut rızası, rahmeti, cehennemi veya cenneti... Onu düşündüğü zaman polise lüzum yok; tıkır tıkır çalışır, gece gündüz çalışır, ne hayırlı işler yapar... Camiyi de o yapar.

"Canım bu müslümanlar hep cami yapar."

Hayır! Mektebi de o yapar. Yolu da o yapar. Çeşmeyi de o yapar. Suyu da o getirir. Yetime de o bakar. Dula da o bakar. Hepsini o imanlı insan yapar.

"Müslümanlar paralarını camiye harcıyorlar, hacca harcıyorlar."

Harcıyor da ondan sonra gönlünden çıkan o iman nuruyla öteki hayırları yapıyor.

Sen ne yapıyorsun?

Gidiyorsun, Avrupa'ya kürkleri alıp geliyorsun. Monte Carlo'nun kumarhanesinde yutulup geliyorsun. Onları hiç hesaplamıyorsun!

Biliyor musunuz, duydum da şaşırdım; tüfeğini alıp Afrika'ya, Kenya'ya cumartesi pazar ava gidenler varmış. Türkiye'de... Biz o kadar [zengin] miyiz; biz fakir memleketiz, bizim o kadar lükse [harcayacak] hâlimiz yok ki... Oraya gideceğine gitmeyiver. Oraya gidişi gelişi 300-500 bin midir, 1 milyon mudur, 2 milyon mudur... Şurada bir hayır yap... Sokaklarımızda çamurdan geçilmiyor, suyumuz yok...

Soğuk bir kış oldu, borular dondu, susuz kaldık, yakacak bulamaz duruma düştük.

Allah baharı getirmezse ne olacak hâlimiz?

Altı ay daha böyle devam etse hepimiz ölürüz. Rahmetinden O öyle yapıyor, sonra böyle döndürüyor.

"Müslümanlar hududunu bilecek." sözünden bu [sözleri] açtık.

Müslümanlık sadece namaz değildir, oruç da sadece aç kalmak değildir.

Oruç nedir?

Oruç, Allah rızası için irade terbiyesidir. Çelik gibi bir fren, bastığın zaman koca kamyon 'zınk' diye duruyor. Çelik gibi bir irade; karşısında gıda var, yiyecek var, içecek var, haram var, helal var; gözünü kapatıyor, Allah rızası için sabrediyor. Oruç bu.

Gözüyle harama bakmayacak. Diliyle malayani, gıybet, dedikodu etmeyecek. Kulağıyla çalgı türkü, malayani dinlemeyecek. Eliyle kimseyi incitmeyecek. Her âzânın oruçta vazifesi var, yapacağı var. Millet onu bilmiyor. "Akşama kadar aç durdum. Ondan sonra orucu bozdum, sevabı kazandım." sanıyor.

Bak ne diyor Peygamber Efendimiz;

"Kim Ramazan orucunu tutarsa..."

Ama nasıl?

Fe-arefe hudûdehû. "Bunun şartlarını bilirse..."

Yasaklarını bilirse... Ramazan'da neler yapılır, oruçlu neyi yapacak, neyi yapmayacak?..

Kimseyi incitmeyecek. Kimseye uymayacak. Birisi gelip çatsa, sövse bile diyecek ki; "Ben oruçluyum. Hadi, ben sana uymam, oruçluyum." diyecek.

"Ahlâkına dikkat ederek, günahlardan sakınarak kim oruç tutarsa..."

Ve yetehaffezu mimmâ yenbeğî en yetehaffeza minhü. "Sakınılması gereken şeyden de kendisini koruyarabilerek..."

"Şartlarına riayet ederek, sınırları çiğnemeden, haddi aşmadan oruç tutarsa..."

Kuffire mâ kablehû. "Geçmiş günahları afv u mağfiret olunur."

Allah kapatır, örter, üstüne bir silgi; geçer gider, günahlar kalmaz, defterden silinir gider.

Ama o şartla...

Peygamber Efendimiz başka hadîs-i şerîfinde;

"Nice oruç tutan insan vardır, akşama aç ve susuz kalmaktan başka bir kârı yoktur."

İşte şartlarına riayet etmeyen adam; gitti kahvede oturdu, zevzeklik etti, gıybet etti, orucun sevabını kaçırdı. Gitti harama baktı, orucun sevabını kaçırdı. Gitti haram dinledi, yasak dinledi, orucun sevabını kaçırdı.

Müslümanlığı iyi öğrenin. Oruç sadece aç kalmak değil. Müslümanlık sadece namaz kılmak değil. Allah'ın her emri aynı derecede kıymetlidir. Allahu Teâlâ hazretleri; "Namaz kılın." demiş. Geldik, kıldık işte... Ramazan da geliyor, iki ay sonra gelecek, Ramazan'da orucu tutacağız. O da emir, o da emir. "Zekât ver." dediği zaman da vereceğiz. "Yok, hocam parama dokunma." demek olmaz. Zekât deyince zekâtı da verecek. Hac deyince hac da olacak.

Başka?

Ve eiddû lehüm me'steta'tüm min kuvvetin ve min ribâti'l-hayli turhibûne bihî aduvvallâhi ve aduvveküm.

Düşmanların ödünü patlatacak, korkutacak hazırlık yapmak, silahlanmak da boynuna borç! Allah düşmanlarını ve senin düşmanlarını korkutacaksın.

Adam senden korkmuyor, seni saymıyor; "Ne kadar uçağı var? Ne kadar gemisi var? Nesi var?.." diyor. Öyle bir hazırlanacaksın ki Türkiye tepeden tırnağa cephanelik, hele gelsin bakalım; sokak sokak, kat kat, boğaz boğaza 45 milyon asker...

Ne yapabilir?

"Aman! Bunlara dalaşmaya gelmez!" der, yekvücut olursak...

Düşmana karşı hazırlıklı olmak da Allah'ın emri.

Buna ne derler?

Bu çok kolay bir şeydir, buna "düşmanı caydırmak" derler. Düşman hiç heves edemez. Caydırıcı kuvvet... Sen güçlü kuvvetli olursun, adam bir bakar; dağ gibi bir insan, levent gibi geniş omuzlu, adaleli, pazılı, bastığı zaman yer sarsılıyor... Kendisine bakar; cüce, sıska, çelimsiz... "Ya ben bununla güreşemem, başa çıkamam!" der, kenara çekilir. "Buyur paşam." der, "Geç arslanım." der, "Estağfirullah, ne münasebet; emret, istediğini yapayım." der.

Demek ki Allah'ın emirleri bir bütünmüş. Yarısını yapıp yarısını yapmazsa insan ne olur?

Gümbür gümbür yıkılır gider.

Müslüman diyarları böyle gitti. Allah'ın bazı emirlerini tutup bazı emirlerini tutmadıkları için koca koca İslâm diyarları gümbür gümbür gitti arkadaşlar.

Bu millet onun acısını bile duymayı unuttu.

Tarih kitaplarını okurken kahroluyoruz, yüreğimiz kanıyor, kanımız içimize damlıyor. Koskoca bir imparatorlukken küçücük kuşa dönmüş bir devlet... Leyleğin kanadını kes, gagasını kes, bacağını kes, kuyruğunu kes, orasını kes, burasını kes... O hâle düştük; kanatsız, kuyruksuz, burunsuz, öyle bir hâle geldik.

Neden?

Allah'ın bazı emirlerini tutup bazı emirlerini tutmamaktan oldu.

Allah'ın başka bir emri nedir?

Allah'ın bir emri de;

"Müslümanlar ancak kardeştir. Müslümanların arasını ıslah ediniz. Tefrika çıkartmayınız. Tefrikaya düşmeyiniz."

Bu da Allah'ın emri. Bunu da dinlemiyoruz.

Namaz kılmamaktan korkuyorsun. Şaşkın adam! "Namaz kılmazsam başıma yıldırım düşer!" sanıyorsun, korkuyorsun. Oruç tutmadığın zaman korkuyorsun; "Tevbe estağfirullah!" Acı bir şey söylediğin zaman "Başıma bir şey gelir mi?" diye korkuyorsun da tefrikaya düşmekten korkmuyorsun, müslümanları birbirine düşürmekten korkmuyorsun, arayı bozmaktan korkmuyorsun. O da olmadı.

Allah'ın her emrini birden bir bütün olarak tutacağız. Aksi takdirde her yerde rezil rüsva oluruz. Emr-i mâruf nehy-i münker yapacağız; yani hakkı söyleyeceğiz, hakkı yaptıracağız, şerri yaptırtmamaya çalışacağız, "Olmaz böyle şey!" diyeceğiz. Aktif olacağız. Tembel olursak olmaz.

İşte Müslümanlığın özü budur. Müslümanlık bir bütündür, yarısını alırsan olmaz.

"Sayın acente müdürü, benim param az, şu otomobilin iki tekerleğini alayım, şimdilik bu bana idare eder."

Olmaz ki, bir işe yaramaz. Ne yapacaksın? Dört tanesini alsan ne olacak? Her şeyini alsan, motorunu almasan ne olacak? Motorunu alsan da karbüratörünü almasan ne olacak?

Hepsi lazım. Bir bütündür. Bütünü olmadığı zaman bu makine çalışmaz.

Böyle müslüman olun.

Men sâme yevmen tetavvuan fe-lev a'tâ mil'e'l-ardi zeheben mâ vefâ ecrehû dûne yevmi'l-hisâbi.

Bu hadis de yine oruçla ilgilidir.

Ramazan gelmeden de oruç tutulabilir. Ona ne derler?

"Nafile oruç" derler.

Ramazan'da farz, şartlarını taşıyan herkes tutacak.

Ramazan'ın dışında bir insan oruç tutar mı?

Tutar. Onlara da "sevap kazanmak için tutulan oruçlar" derler, tatavvu orucu derler.

Bu hadîs-i şerîf de onun hakkında. Mânası:

"Her kimi tatavvu olarak bir gün oruç tutarsa..."

Yani sevap kazanmak için Ramazan'ın dışında bir gün niyetlenivermiş; "Hadi bugün Allah rızası için oruç tutuvereyim." demiş, bir oruç tutmuş.

Fe-lev a'tâ mil'e'l-ardi zeheben. "Eğer o adama bir dünya dolusu altın verilse..."

Dünyanın büyüklüğünü; dağlarını, ovalarını, denizlerini biliyorsunuz...

"O adama bu koca dünya kadar altın verilse..."

Mâ vefâ ecrehû. "O tuttuğu orucun sevabı karşılanmaz." Dûne yevmi'l-hisâb. "Kıyamet gününde, hesap gününde Allah verecek, o zaman karşılanacak."

Başka türlü bir şekilde, altınla gümüşle bunun sevabının ölçülüp de karşılanması; "Tamam bu kadarı yeter, artık orucun karşılığı budur." demek mümkün değil. O kadar çok sevap...

Neden?

Oruç tuttuğu zaman insan kendisine hâkim olmayı öğreniyor.

Zaten bütün edepsizlikler, günahlar da kendisine hâkim olamamaktan oluyor. Zayıf müslüman; dayanamıyor, nefsi bastırıyor, içinden inat ediyor, şımarık çocuk gibi "İsterim de isterim!" diye tepiniyor, o da dayanamıyor, o kabahati yapıyor. Kendisini tutmayı öğrendiği zaman iyi müslüman olacak.

İşte onu öğrettiği için altınla gümüşle ölçülmeyecek kadar, dünyalar dolusu altınla karşılanmayacak kadar büyük sevaplar kazanır.

Dûne yevmi'l-hisâb. "Hesap gününün ötesinde veya berisinde" mânasına gelir. "Hesap günü olmadan bunun ödenmesi mümkün olmaz, dünyevî imkânlarla ödenmesi mümkün olmaz." mânasına gelir. Veyahut inde yevmi'l-hisâb mânasınadır, yani "Hesap gününde Allah öder, başka zaman ödenemez." demek olur. Hepsi aynı kapıya çıkıyor.

Mâlum, Allahu Teâlâ hazretleri sabredenlere ecrini hesapsız ihsan edecek.

İnnemâ yuveffe's-sâbirûne ecrehüm bi-ğayri hisâb. "Hesaba sığmaz tarzda bol bol ikram edecek."

"O zaman Allah nasıl verirse, ne kadar bol verirse ancak o zaman karşılanabilir." demek oluyor.

Dördüncü hadîs-i şerîf:

Men sâme yevme tetavvuan lem yettali' aleyhi ehadün lem yerda'llâhu lehû bi-sevâbin dûne'l-cenneti.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten.

Bu hadîs-i şerîf de yine oruçla ilgili, yine Ramazan dışındaki sevap kazanmak için tutulan nafile, tatavvu oruçla ilgili.

Buyurmuş ki;

Men sâme yevme tetavvuan. "Kim tatavvu maksadıyla, sevap kazanmak için farz orucunun dışında bir gün serbest bir zamanda kendiliğinden Allah rızası için oruç tutarsa..." Ve lem yettali' aleyhi ehadün. "Ona hiç kimse muttalî olmazsa..."

Yani "Bu adam oruçlu." diye anlattırmazsa; saklıyor, övünmüyor, riya gösteriş yapmıyor, belli etmiyor.

"Kimse anlamazsa, hiçbir kimse ona muttalî olmadan o orucu akşama becerebilirse..."

Lem yerda'llâhu lehû bi-sevâbin dûne'l-cenneti. "Allah onun o orucuna karşılık cennetten başka bir sevaba razı olmaz."

"O kuluma cenneti verin." der.

Riyasız, gösterişsiz oruç tuttu. Cennetten başka bir sevap ile Allah onu karşılamaya razı olmaz, "O kullarıma cennetimi verin." [der.]

İşte buradan anlaşılıyor ki oruç tutacağız. Büyüklerimiz de bize; "Pazartesi perşembe oruç tutun." diye hep tavsiye ederlerdi. İşte fırsat buldukça insan böyle oruç tutarak bu sevapları kazanmalı.

Men sâme yevme'l-erbiâi ve'l-hamîsi ve'l-cumuati sümme tesaddeka yevme'l-cumuati bimâ kalle min mâlihî ev kesüre ğufire lehû küllü zenbin amilehû hattâ yesîre ke-yevme veledethü ümmühû.

Bu hadîs-i şerîf de İbn Abbas radıyallahu anh, İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş.

İnsan hiç olmazsa arada bazı haftalar bunu yapmalı. Önümüzdeki hafta mesela isterseniz tatbik edebileceğiniz bir şey...

Men sâme yevme'l-erbiâi ve'l-hamîsi ve'l-cumuati. "Kim çarşamba, perşembe, cuma günü peş peşe oruç tutarsa..."

Sümme tesaddeka yevme'l-cumuati bimâ kalle min mâlihî ev kesüre. "Sonra cuma günü olunca malından az veya çok bir miktar sadaka da verirse, tasaddukta da bulunursa..." Ğufire lehû küllü zenbin amilehû. "O kulun işlemiş olduğu her günah bağışlanır." Hattâ yesîre ke-yevme veledethü ümmühû. "Anasının onu doğurduğu gün nasıl günahsızdı, -bebecik olduğu zaman- o günkü gibi günahsız oluncaya kadar Allah her günahları bağışlar."

Bu hadîs-i şerîfi de inşaallah önümüzdeki haftadan başlayalım, bir tatbik edelim.

Hep oruçtan geldi ama epeyce kârlı; ovuşturun bakalım ellerinizi...

Altıncı hadîs-i şerîf:

Men sâme yevme'z-zîneti edreke mâ fâtehû min siyâmi's-seneti. Ya'nî yevme âşûrâe.

Abdullah b. Amr b. Âs'tan rivayet edilmiş.

"Her kim ziynet günü oruç tutarsa..."

Edreke mâ fâtehû min siyâmi's-seneti. "Geçmiş senenin kaçırmış olduğu sevaplı oruçlarının sevabını yakalar."

Neymiş bu ziynet günü?

Ya'nî yevme âşûrâ'. "Aşure günü."

Muharrem'in 10'udur. Aşure günü orucu hakkında bu hadîs-i şerîf vârid olmuş. O gün oruç tutan, senenin geçmiş vakitlerinde tutması mümkün olsaydı sevap kazanacaktı, tüh kaçırdı, işte o kaçırdıklarını yakalar.

Biz Aşure gününü bir gün evvelden başlarız, 9'unda ve 10'unda tutarız veyahut 10'unda ve 11'inde tutarız, ondan biraz farklı olsun diye. İslâm'da taklit yok. Müslüman kendisi başlı başına her şeyi tamam kâmil bir insandır. Müslümanın içi tamamdır, nurludur; dışı tamamdır, nurludur; işi tamamdır, nurludur; fikri, aklı, her şeyi güzeldir. Başka hiçbir şeye Allah bizi muhtaç etmemiş. Allah İslâm ile beraber bize her nimeti vermiş.

Bak ne güzel, şu hadis kitabını okudukça, ben okutuyorum, burada da okutuyorum, başka yerde de okutuyorum, Allah'a hamd ü senâlar olsun, bana bunu nasip etti, okutuyorum. Resûlullah Efendimiz her şeyi bize öğretmiş; ne güzel, Allah'a hamd ü senâlar olsun...

Eski ümmetlerin hallerini düşünüyorum, acıyorum. Peygamberlerinden böyle şeyler kalmamış ki... Hiçbir şey kalmamış, kitapları bile karıştırılmış. Eğrisi doğrusu birbirine karışmış. Onlar ne bilecekler böyle âdâbı, erkânı?

Onlar bizden o bakımdan çok geri, biz bu bakımdan çok zenginiz.

Zengin olan, kıymetli olan, güzel olan mı çirkine tâbi olacak?

Biz güzel olduğumuza göre... Temizlik bizde her çeşidi var; ibadetin her çeşidi, güzelliği var...

Müslüman olmuş bir Avrupalı, soruyorlar:

"Niye müslüman oldun?"

Diyor ki;

"Ben memuriyetim dolayısıyla Uzakdoğu'da bulundum, Hindistan'ı gördüm, Hindiçin'i gördüm, Laos'u, Tayland'ı vesaireyi gördüm, oraları biliyorum. Oraların ahâlisini de inceledim. Kendim de Avrupa'da yetiştim, Avrupa'yı da biliyorum. Başka dinlerin ibadetlerine baktım; mânasız, hiç ipe sapa gelir tarafları yok. Ama müslümanların her ibadetini ibretli, hikmetli, faydalı gördüm."

Namazımız günde beş vakit; vakitleri isabetli, güzel. Sabah güne başladığın zaman, öğlen iş ortasında, günün ortasında, ikindi tam işin ortasında, akşam güneş batarken, yatsı tam yatma vaktinde... Günün beş kritik zamanı... Zamanı güzel. Hareketleri güzel; ayakta duruyorsun, el pençe divan duruyorsun, Allah'a rükû ediyorsun, ondan sonra secde ediyorsun. Ne güzel... Şekilleri güzel, mânası güzel, sözleri güzel... Müslümanların namazına hayran kalmış, ibadetine hayran kalmış, kaldırmış parmağını, müslüman olmuş.

Orucu güzel... Orucumuz ne kadar güzel bir ibadet; müslüman egzersizle kendi kendini terbiye ediyor, nefsini dizginlemeyi öğreniyor, irade terbiyesi. Avrupalı bunu yapmak için milyonlar harcıyor da beceremiyor. Müslüman bunu dininin gereği olarak [yapıyor.]

Haccımız ne kadar güzel... Dünya müslümanları toplanıyor, yılda bir kongresi var, orada toplanıyor gibi oluyor. Sonra o peygamberler diyarına gidiyorsun, o kumların arasında o Arafat dağında, o mübarek yerlerde ne feyizler, ne lütuflar, ne ikramlar...

Allah tekrar tekrar nasip eylesin.

İnsan oraya kapkara gidiyor, pırıl pırıl, ışıklanmış, nurlanmış dönüyor. Hepsi güzel...

Zekât... Zekâtın güzelliğine doyum mu olur?

Zengin, kardeşi için parasını ayırıyor, mecbur olmadığı halde fukarâya veriyor. Kendisi kazanmış olduğu halde, kendisinin öz malı olduğu halde, ötekisinin olmadığı halde vazife olarak çıkartıp veriyor. Ne güzel...

Her ibadetimiz güzel, her emri güzel...

Resûlullah'ın hadislerindeki her cümlesine bakın; her birisi bin atasözü kuvvetinde! Her sözü ne derya imiş Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ki 15 cilt, 20 cilt, 100 cilt... hadislerini oku oku bitmiyor. Ağzını açtığı zaman inciler, mercanlar, elmaslar, yakutlar saçılmış etrafa... Her şeyi, her günü, her hâli [kaydedilmiş.]

Elhamdülillah alâ ni'meti'l-İslâm. "Yâ Rabbi! İslâm nimetine hamd ü senâlar olsun!"

Yâ Rabbi! Bizi müslüman yarattın, müslüman yaşat! Yâ Rabbi! Bizi müslüman yaşatıyorsun, müslüman öldür; huzuruna müslüman olarak, sevdiğin razı olduğun kul olarak gelmeyi nasip et!

Men sabere ale'l-kûti'ş-şedîd sabren cemîlen eskenehu'llâhu mine'l-firdevsi haysü şâe.

el-Berâ b. Âzib radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Mevzu değişti. Birkaç hadis, ondan sonra namazla ilgili hadisler gelecek. Bu hadîs-i şerîf sabırla ilgili.

Men sabere. "Her kim ki sabreder..." Ale'l-kûti'ş-şedîd. "Şiddetli bir kıt kanaat azığa kim sabrederse..."

Geçimi dar; giyeceği, yiyeceği az... Dehşetli sıkıntı, mâlî tazyik altında...

"Kim böyle bir duruma sabrederse..."

Sabren cemîlen. "Güzel bir sabırla sabrederse..."

Kimisi başına bir bela geldiği zaman açıyor ağzını, yumuyor gözünü, edepsiz, kulluğa yakışmayacak şeyler söylüyor. Hele dolmuşların, minibüslerin içine bir girin, hele onların o plaklarını, bantlarını bir dinleyin; ne herzeler var, ne saçmalar var, ne insanı dinden imandan çıkartan laflar var... Allah Allah... Kim bunları bestelemiş, kim bunları buraya böyle [koymuş]? O şoförün hiç mi aklı yok; açtırtıyor da bunu böyle dinlettiriyor?

"Allahım bana bunu böyle mi yapacaktın!" da bilmem ne de... Açıyor ağzını, yumuyor gözünü, bir sürü saçma sapan şey... "Şarkı" diye millete öyle saçma sapan [sözleri] dinlettiriyorlar.

Öyle değil. Sabren cemîlen. "Güzel sabır." Boynunu büküyor, kimseden bir şey istemiyor; "Bu da geçer." diyor, Allah'ın verdiği rızka kanaat ediyor, hırsızlık yapmıyor, arsızlık yapmıyor, isyan etmiyor, herkesin eline yakasına yapışıp "Ver bana! Ver bana!" diye dilenmiyor.

"Sabr-ı cemîl ile kim sabrederse..."

Eskenehu'llâhu mine'l-firdevsi haysü şâ'. "Allah onu Firdevs cennetinde nereyi dilerse orada iskân eder."

"Buyur, cennetimin her tarafı sana serbest... Buyur, neresini beğenirsen, seversen..." diye cenneti nasip eder.

Onun için, müslüman her ânı kâr olan insandır. Sıkıntıda sabreder, kazanır; nimette şükreder, kazanır; her anda kazanması mümkündür.

Allah bizi sabredecek sıkıntılarla, meşakkatlerle terbiye etmesin. Lütfuyla perverde eylesin. İki cihanda aziz bahtiyar eylesin; âfiyette, saadette, selâmette eylesin.

Eğer hasbelkader...

Ne demek hasbelkader?

Allah'ın takdiri gereği, olur ya imtihan sorusu öyle çıktı, ne yapalım...

"Hocam bu soruyu niye bana sordun?"

"Ben hocayım, sorarım. Sen talebesin, cevap vereceksen ver, vermezsen imtihanı kaybetin. Çık dışarıya!" der, gider.

Hocaya; "Niye bu soruyu sordun?" denmez.

Hocaya denmez de kâinatın yaratıcısı Allahu Teâlâ hazretlerine; "Yâ Rabbi! Bana bunu niye takdir ettin?" diyebilir misin?

Ne haddine!..

Lâ yüs'elü ammâ yef'alü.

Sorgu sual edilecek makam mı o makam?

Müslüman sabr-ı cemîlle sabredecek. O zaman ecr-i cemîl alır, ecr-i cezîl alır, çok sevap kazanır.

Allahu Teâlâ hazretleri fakirlik göstermesin. Fakirliğe dayanmak zordur. Allah elimizi bol eylesin, geniş eylesin. Dünyanın öteki yerlerindeki müslüman kardeşlerimize de hayırlar ihsan eylesin. Afrika'da açlıktan kırılan kardeşlerimiz var, onlara yardımcı olmamızı nasip eylesin.

Kendimizi toparlayalım da inşaallah daha bizi ne hizmetler bekliyor... Biz adam olacağız, burada adam olacağız da daha yapacağımız ne hizmetler var... O zavallı zenciler bizden medet umar, o Asyalılar bizden medet umar... Dünyanın her yerinde... Avrupalı bizden medet umuyor. Amerikalı bizden medet umuyor...

İsveç'ten gelmiş de;

"Ya bizim memlekette intiharlar çok."

İntihar ediyor boyuna... Adamların yiyeceği içeceği var, parası var pul var, sosyal imkânları var, garantileri var, çalışmayan insana bile maaş bağlı; intihar ediyor!

Ya belalını mı arıyorsun be adam, niye intihar ediyorsun?

Her şeyi var; intihar ediyor.

Neden?

İntihar nerede az oluyor?

Türkiye'de az oluyor.

Uçağa atlamışlar, geliyorlar;

"Ya sizde intihar neden az oluyor?"

Niye az olacak; bizde İslâm vardı, İslâm!

İslâm'da kula can emanettir, Allah'ın emanetidir. Bu vücut bize emanettir. Biz emanete o gözle bakarız. Biz yemek yerken bile; "Aman şu emaneti hor kullanmayayım, Allah benden sorar." diye, ona [dikkat ederiz.] Gerçi şu devirde yaşayanların çoğu unuttu ama... O hızla gidiyoruz da ondan intihar az. Yoksa biz hiç intihar etmeyiz; çünkü intihar etti mi insan cehenneme gider. Ondan, o imandan.

Sen de gel, İslâm'ı İsveç'e al, öğret, o zaman intihar kesilir.

Avrupa bizden medet umuyor. Amerika bize -mânevî bakımdan- muhtaç. Ama biz adam değiliz ki!

Avustralya'ya gittim. Orada müslüman olmuş birisi bizim arkadaşlara anlatmış, öyle kabiliyetli bir insanmış ki bakan yapacaklar, o kadar kıymetli bir insan.

"İyi ki ben sizi görmeden evvel müslüman oldum. Sizi görseydim belki müslüman olmaya karar veremezdim." demiş.

Bizim hâlimiz o kadar fena ki gören müslüman olacaksa vazgeçiyor.

Aklımızı başımıza devşirelim! Temiz pak olalım. İntizamlı olalım. Tatlı dilli olalım. Şuurlu olalım. Akıllı olalım. Basiretli olalım. Müslüman olacak bir insanı kaçırtsak, bizim yüzümüzden kaçsa büyük vebal!

Sevinerek söylenecek bir şey: Bir doktor kardeşimiz Amerika'ya ihtisasa gitmiş. Hocası onun güzel ahlâkından müslüman olmayı sevmiş. Olmuş mu olmamış mı bilmiyorum. Müslüman olayazmış, neredeyse müslüman olacakmış.

İşte müslümanın böyle olması lazım. Vazifeye muntazam geliyor, işi muntazam yapıyor, çalışıyor, edepli, terbiyeli... Etrafındakiler âşık, hayran; "Bunların dini hak dindir, böyle bir insanın dini hak dindir, ben de böyle olayım, ben de bu nura kavuşayım."

Böyle bir insanın müslüman olmasına vesile olursan kendine dünyadan ve dünyanın içindeki her şeye sahip olmaktan daha büyük bir kazanç kazanmış olursun. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte öyle buyurmuş.

Allah bize hem hâlimizle başkalarına iyi numune olanlardan eylesin, hem de çalışıp da başkalarını İslâm'a çekenlerden eylesin.

"Hocam ben başkasına söz geçiremem." der, biliyorum. Umumiyetle ben böyle söylüyorum, onlar da öyle düşünüyorlar.

Kendi çocuğuna sahip ol, o da aynı hesaptan... O çocuk kâfir olacakken onu müslüman yetiştirirsen ondan da o ecri alırsın. Karına sahip ol, müslüman olsun, ondan o ecri alırsın. Kadınsan kocana sahip ol, idare et, ne yapacaksan yap, onu çek çevir, müslüman eyle. Akrabandan sözünü dinleyen bir kimseye, işçine, etrafındaki komşuna bu işi yap. Hep beraber çalışacağız.

Şimdi öyle bir hadîs-i şerîfe geldik ki o hadîs-i şerîf için bir ders harcamaya değecek uzun bir hadîs-i şerîf. Vakit de doldu... Onu bir daha ki haftaya bırakalım.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi şu İslâm'ın güzelliklerini anlayan hakiki müslümanlardan eylesin. Elindeki nimetin kadrini kıymetini bilmeyen cahil ve gafillerden eylemesin. Okuduklarımızdan feyz almayı, ibret almayı, faydalanmayı ve Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği razı olduğu salih amelleri işlemeyi, hayrât u hasenât yapmayı Allah bizlere nasip eylesin.

Bi-hürmeti Resûlihi'l-müctebâ Muhammedini'l-Mustafâ...

Fâtiha-ı şerîfe mea'l-Besmele.

Sayfa Başı