M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hac ve Haccın Çeşitleri

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, dünyada, âhirette üzerinize olsun.

Size Mekke-i Mükerreme'den cuma gününde hitap etmekten bahtiyarım.

Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük, en derin, en güzel, ilk müfessiri, en salahiyetli müfessiri; yine en güzel uygulayıcısı, teyit eden, hiç şüphe yok ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'dir.

Şimdi bu on günü siz orada geçirdiniz, biz Mekke-i Mükerreme'de, nasip oldu, geçirdik. Çok kıymetli ilk günler bitti, sevapların bol dağıtıldığı, günahların afv u mağfiret olduğu günlerdi ve nihayet hacılar sekizinde yevm-i terviye denilen günde Mina'ya hareket ediyor. Normal şartlarda, durumlarda sünnet-i seniyyeye uygun hac yapmak isteyen kimseler Mina'ya gidiyorlar. Mina'da öğle namazı kılınıyor. Mina, Mekke-i Mükerreme'nin civarında, hemen yakınında bir yer. Meskûn mahal değil, ibadet için tahsis edilmiş bir yer. Binalar var. Fakat sair zaman, halka açık, mesken olan bir yer değil. İbadetlerin yapıldığı bir yer, tarihî yönden de Hz. İbrahim aleyhisselam'ın İsmail aleyhisselam'ı kurban etmeye götürdüğü, yine giderken de karşısına şeytan çıkıp onu Allah'ın emrini tutmaktan alıkoymak için çeşitli oyunlar, hileler, akıl çelici fikirler ortaya attığı zaman onu taşladığı yer. Binaenaleyh şeytan taşlamak ve kurban kesmek işlerinin, Allah'ın; "Ey İbrahim, sen emrettiğim şeyi yapacağını gösterdin, bana itaatli olduğunu, salih olduğunu, hâlis birisi olduğunu, sadık olduğunu gösterdin. Ben oğlunun kesilmesini aslında istemiyorum, onun yerine bir koç kurbanı gönderiyorum ama sen imtihanı kazandın, senin kalbinin temizliği ortaya çıktı, senin bağlılığın belli oldu." dediği yerler. Kurban kesildiği yer, şeytanların taşlandığı yer...

Biz o tarihî olayları derin derin yaşayarak tekrar ediyoruz. Sembolik olarak tekrar ediyoruz. İbrahim aleyhisselam şeytanı taşlamış, biz de şeytanı taşlıyoruz. Şeytan insana vesvese veriyor, aklına ters fikirler veriyor. Diyor ki;

"Yâ İbrahim! Bırak, Allah'ın emrini tutma, Allah'ın emrini yapma, bu olmaz, vazgeç."

Orada İbrahim aleyhisselam eline aldığı taşlarla şeytanı taşlıyor. Biz de taşlıyoruz. Biz de sembolik olarak diyoruz ki;

"Yâ Rabbi! Şeytan benim karşıma çıkarsa, beni sana güzel kulluk yapmaktan alıkoymak isterse, senin emirlerini tutmamı engellemek isterse, işte ben de onu taşlıyorum, ben de ona uymayacağım, ben de onu dinlemeyeceğim."

Evet, bizim dışımızda görünmeyen, çok âşikâr bir düşman, mânevî bir varlık var, hem içimizde hem dışımızda. Bizim dışımızda dediğim, yani bizden farklı bir yapısı ve benliği, kişiliği olduğu içindir. Bizden ayrı olan, kişiliği olan şeytan denilen bir düşman.

İnne'ş-şeytâne leküm adüvvün fe-ttehızûhu adüvvâ.

"Şeytan sizin düşmanınızdır! Siz de onun düşman olduğunu bilin, hilelerine karşı uyanık olun!" diye Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın bizi uyardığı bir varlık. İçimizden, bizim aklımızdan, gönlümüze fikirler, vesveseler veriyor, bizi kandırmaya çalışıyor. Yanlış işler yaptırmaya, günah işletmeye çalışıyor. Negatif işler yaptırmaya çalışıyor, Allah'ın sevmediği işler; başka insanları üzen, cemiyetin nizamını bozan, ahlâka aykırı, dünya hayatına zararlı, âhiret hayatı için çok zararlı işleri yaptırmaya çalışıyor. Şeytanın ana vazifesi bu. İmtihan dünyasına kötü şeyleri hatırlatmak, yapmak için teşvik etmek, ayağını kaydırmaya çalışmak, vesvese vermek, kandırmaya çalışmak…

Biz Mina'da şeytan taşlarken; "Kanmayacağız, Allah'ın emrini tutacağız, biz duygularımızın esiri olmayacağız, şeytanın esiri olmayacağız!" demiş oluyoruz. Mina böyle bir yer.

Şimdi hacılar -tabii daha önceden de gelmiş olabilir, biraz geç kalmış olabilir ama- bu Zilhicce'nin on gecesi Allahu Teâlâ hazretlerinin önemli, ant içtiği on gece. Bu on gece ibadetle geçiyor. Sekizinci günü için yevm-i terviye derler, re harfi önce. Tevriye olsaydı edebî bir sanat olur, o değil.

Yevmü't-terviye: Meyvelerin iyice sulanıp ibadete hazırlandığı, iyice suya kandırıldığı gün olduğu için o isim verildi, diye rivayet edilir.

Yevmü't-terviye'de Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme'den sakin bir şekilde hareket ederdi ve Mina denilen o iki dağın arasındaki vadiye varırdı. İbrahim aleyhisselam'ın oğlu İsmail aleyhisselam'ı yedi yaşlarındayken, Allah'ın emrini tutmak için kesmeye götürdüğü yer. Müthiş bir olay! Bütün dinlerin bildiği; yahudilerin, hıristiyanların bildiği bir olay, müthiş bir hadise. Yani en sevdiği kimseyi Allah yolunda kurban etmesi, emredilince -tabii çok zor bir şey ama- onu yapmaya tereddüt etmemek, İbrahim aleyhisselam'ın Allah'a bağlılığını gösteriyor. İşte o yevm-i terviye'de Zilhicce'nin sekizinde oraya giderdi Peygamber Efendimiz Mescid-i Hayf denilen bir mescit var, orada kalırlardı. Mina'da kalırlardı Peygamber Efendimiz ve hacca niyetlenmiş insanlar.

Öğle namazı orada kılınır, bir. İkindi orada kılınır, iki. Akşam orada kılınır, üç. Yatsı orada kılınır, dört ve gece ibadetle geçirilir. Zaten bütün on gün oruç, hayır, sadaka, zikir, Kur'an ve ibadet günleri hep; çok önemli günler. Dokuzu olur gece çektikten sonra dokuzuncu günü yani arafe gününün sabahı Mina'dan, Peygamber Efendimiz Arafat'a hareket ederdi. İşte 10-15 kilometre bir mesafe. O mesafeyi alırdı. Arafat'a ulaşırdı arefe gününde. Arefe günü Arafat'ta ve öğle ile ikindi namazını öğlenin vaktinde, ilk ezanla ikişer rekât olarak iki kamet getirerek, öğleyi iki rekât kılar, arkasından bir kamet daha getirir ikindiyi kılar. Böylece öğlenin vaktinde öğle ve ikindiyi kılardı. Buna cem'-i takdim deniliyor. Yani iki namazı cem etmek, birleştirmek ama önceki namazın zamanına almak suretiyle cem etmeye cem'-i takdim deniliyor.

O günün sonunda Arafat'ta o gün akşama kadar kalınacak, akşamdan önce çıkmak cezayı gerektirir. Akşama kadar orada tazarru, niyaz, gözyaşları içinde Allahu Teâlâ hazretlerine ibadet ü taat edebilecek; akşam tekrar geriye dönüş başlıyor. Mina'dan Arafat'a gelirken geçilen yerlerden tekrar geriye dönüş başlıyor. Arefe günü akşam namazından sonra ve Müzdelife'den de yakın Mina'ya üç-dört kilometre mesafesi olan bir mıntıkada hacılar duruyorlar.

Mina'da da vazifeler var. Mina'da da akşam namazı, yatsı namazının vaktinde kılınıyor, yollarda kılınmıyor, vakit geçse bile kılınmıyor. Mina'ya ulaştığı zaman artık yatsının vakti geçtikten sonra yine bir ezan, iki kametle akşam ve yatsı namazı kılınıyor. Meş'ar-i Haram'ın orada Cenâb-ı Mevlâ'ya tazarru ve niyaz ediliyor. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de;

Fe-izâ efadtüm min-'arafâtin fezkurullahe 'inde'l-meş'ari'l-harâmi. diye emir buyurulduğundan, o emir tutuluyor hacılar tarafından ve Müzdelife'de böylece arefe gününün gecesi, arefeyi bayrama bağlayan gece geçiriliyor. Çok önemli bir gece, yılın beş önemli gecesinin birisi, çok sevaplı mübarek gecelerinden birisi de bu.

Tabii hacca gelemeyen müslümanlar için de mübarek, o geceleri iyi değerlendirmek lazım. Arefe gününde oruç tutarlarsa bir geçmiş senenin bir de gelecek senenin günahları affolur. Arefe günüyle, bayram gecesinin ihyası çok sevaptı. Hacıların Müzdelife'de kaldıkları ve ertesi sabah yani Zilhicce'nin onuncu günü olan bayramın ilk günü, buna yevmü'n-nahr denilir. Kurbanların nahr edilmesi, develerin, kurbanların kesilme günü…

Bayramın birinci günü sabah namazı orada kılınır, orada vakfe yapılır. Arafat'ta da vakfe yapılıyor, Müzdelife'de de vakfe yapılıyor.

Vakfe ne demek?

Cenâb-ı Mevlâ'ya duaya, mülahazaya durmak demek. Yani orada da dua, tazarru ve niyaz olacak. Sabah namazından sonra dualar edilecek, afv u mağfiret olunmak istenecek, gönlünün muradını arz edecek ve hacılar o gün geriye, Mina'ya varacaklar. Peygamber Efendimiz'in gelmiş olduğu Mina'ya yani Hz. İbrahim'in Hz. İsmail aleyhisselam'ı kurban etme olayının olduğu, şeytanın taşlandığı yere onuncu günü gelecekler, sabah namazını Müzdelife'de kıldıktan sonra.

Türkiye'deki veya başka bir yerdeki müslümanlar bayram sabahı abdest alırlar, güzel giyinirler, kokuları sürerler, bayramlık elbiselerini giyerler, sabah namazı kılarlar, sabah namazından sonra bir buçuk saat bekleyip bayram namazı vaktinde bayram namazını kılarlar. Bayram olur, eve sevinçli giderler. "Babamız geldi." diye ev halkı da elbette el öperek karşılar, kapıda karşılar, eve bayram gelir. Bir güzel neşeli durum. Bu durum Müzdelife'de oluyor.

Sabahleyin Müzdelife'de tekbirlerle sabah namazı kılındıktan sonra, Müzdelife vakfesi yapılıyor. Yani dualar ediliyor. Bunlar bizim mezhebimizin, Hanefî mezhebinin söylediğine göredir. Sonra Mina'ya geçiliyor. Bayramın birinci günü sabah namazı Müzdelife'de kılındı. Üç-beş kilometre daha Mekke'ye doğru gelindi.

Mina'da Cemretü'l-Akabe denilen üç bölge var, orada şeytanın taşlandığı. Birinci bölgeye el-Cemretü'l-ûlâ, ikinciye el-Cemretü'l-vustâ, üçüncüye el-Cemretü'l-akabe deniliyor.

Türkçe kısaca bunları bizim hacıların kendi tabirleri de var. Küçük şeytan, orta şeytan, büyük şeytan diyorlar.

Cemretü'l-akabe; büyük şeytanı taşlama işlemi yapılıyor o gün, tamam. Bayram günü hacıların yaptığı mühim işlerden birisi bu oluyor. Sabah namazını da Müzdelife'de kıldıktan sonra gelip Cemretü'l-Akabe'yi îfâ etmek. Yani büyük şeytanı taşlamak. Yedi taş atılıyor sembolik olarak.

"Ben şeytana uymayacağım, şeytanın düşman olduğunu biliyorum, İbrahim aleyhisselam'ı kandırmaya çalıştı. Elbette ben Allah'ın emrini tutacağım, Allah'a itaatli bir kul olacağım." gibi göstermiş oluyor. Bu hareketlerin mânası bu.

Hac üç çeşittir;

Bir çeşidi hacc-ı ifrad'dır.

Bakıyorum kitaplar bile doğru yazmıyor. Hacc-ı ifrad sonundaki -de harfi olması lazım. İfrat başka, yani müfrit etmek demek. Bu hacc-ı ifrad, yani "tek hac", umresiz hac demek. Hacc-ı ifrad yapanlara kurban kesmek yok. Onlar şeytan taşladıktan sonra saçlarını tıraş ederler, üzerindeki ihram denilen elbiselerini çıkartırlar.

Tahallü'l-evvel deniliyor buna. İhramın sıkı nizamının yasakları var, birçok insan; koku sürünmez, tıraş olunmaz vesaire. İlk bölümünün kalktığı, yasakların kaldırıldığı bir bölük yasakların kaldırıldığı bir tahallü'l-evvel böylece oluyor.

Bir de umre de yapmış olanlar, hem umreyi hem haccı beraber yapmış olanlar büyük bir sevap kazandıkları için bunun şükrânesi olarak kurban kesmeleri lazım. Şeytanı taşladıktan sonra kurban işlemine girerler, saçlarını onlar o zaman tıraş ederler veya kısaltırlar. Ya kökünden kazınıyor, ya da bir miktar kesiliyor ve saç tıraşından sonra üzerindeki ihram çıkartılıyor, normal dikişli elbise giyilebiliniyor. Eskiden giyilemiyordu, ihramlı durulduğu zaman, ihram olduğu zaman dikişli elbise giymek yasaklardan biriydi. Böylece bayramın ilk günü kurban kesenler kesmeyenler şeytanı taşladıktan sonra her ikisi de tahallü'l-evvelîn denilen bir yerde durup rahatlığa kavuşuyorlar, yasakların bir kısmı kalkıyor. Normal elbiseleri giyiyorlar.

Bayramın ilk günü böylece şeytan taşlamaktan kurban kesecekler, kurban kesmeye geçiyor. Mina vadisinde insan dolu, araba dolu. Herkes bu vazifeleri yapmaya koşuşuyor. Çok telaşlı, çok izdihamlı yerler. Türkiye'deki bayram bir başka türlü, oradaki bayram gününün olayları bunlar.

Sonra hac vazifelerinin en önemlilerinden birisi olan farz tavafı var. Gidecekler Kâbe'yi yedi kez dönerek "İfâda Tavafı" denilen farz tavafı, sa'y denilen Safâ ile Merve arasında yedi sefer yürüyecekler. Gidiş, geliş iki; bir daha, bir daha altı; bir daha Safâ'dan Merve'ye gidiş yedi. Bu da Hacer validemizi İbrahim aleyhisselam'ın böyle kendisini oraya yerleştirdikten sonra veda edip buruk, üzgün bırakıp giderken arkasından Hacer validemiz şaşırıyor.

"Yâ İbrahim! Bizi; böyle ekinsiz, taşlık, evsiz barksız, tenha, ücra bir yerde böyle çocuğumla beni bırakıyorsun gidiyorsun, bu Allah'ın emri mi?"

"Evet, Allah'ın emri."

Çünkü orada kutsal mâbedin yeri var, Hz. Âdem zamanında kurulmuş olan. Allah oraya İsmail aleyhisselam'la annesini yerleştirmesini emretti.

Eskentü min-zürriyyetî bi-vâdin ğayri-zî-zer'in inde-beytike'l-muharremi. diye dua et.

"Yâ Rabbi! Senin emrin üzere ben hanımım ve evladımın nüfusunu buraya, bu kutsal evin yanında, ekin bitmeyen bu vadide kumların arasında bıraktım." diye dua etti.

Verzukhüm mine's-semarâti. "Yâ Rabbi! Sen bunları aç açık bırakma, meyveler, içecekler ihsan eyle!" diye dua ederek gitti. Emir böyle.

"Allah emretti." deyince, Hacer validemiz;

"O halde Allah bize yardım eder. Madem o emretmiş bizi bırakıver." diye teslim oluyor.

Gönlü mutmain oluyor. Ama su lazım, ekmek lazım, yanında bir yavrucuğu var. Safâ tepesine çıkıp, Safâ mahallenin bir yüksek taşlık kısmı, oraya çıkıp da etrafı iyi göreyim diye, oradan vadiye tekrar yürüdü, koştu, öbür tarafında Merve kayalıkları tepesine doğru koştu, çıktı. Oradan bakındı yani "Buradan görünmeyen manzara oradan görünür de çadır, ağaç, duman veya bir şey görebilir miyim?" diye düşünüyor. Bir daha geldi, gitti, derken yedi defa.

Bir de o kendisinin hayatını devam ettirmesi için böyle bir çare aradı. Oradan oraya gidip geldiği gibi, biz de Safâ ile Merve arasında sa'y ediyoruz.

Bir de ne yapıyoruz?

Allah'ın yardım etmesini diliyoruz. Bayram günü büyük şeytanı taşladıktan, kurban kestikten sonra bir vazifen o Kâbe'yi farz olan haccın önemli bir vazifesi olan tavafın ve sa'yin yapılması gerekiyor. "Farz Tavafı" deniliyor buna. Çünkü tavaf birkaç çeşit; kudüm tavafı var, farz tavafı var, veda tavafı var. Bu farz olan tavaf yapılıyor.

Arafat'a çıkılmazsa hacı olunmaz. Farz tavafı yapmazsa insan hacı olamaz. Onun için bayram günü muazzam izdiham; çünkü yüz binlerce insan hareket hâlinde oluyor.

Böylece hacılar on mübarek günü geçirmiş oluyorlar. Arefe gününü de geçiriyorlar. Üzerine güneşin doğduğu günlerin en kıymetlisi, en sevaplısı, en önemlisi arefe günüdür. Yani Zilhicce'nin dokuzudur. O gün gözüne, diline sahip olan, kendisine hâkim olan, günahlardan korunmasını bilen, sevapları güzel işlemesini bilen bütün mü'minler, Arafat'ta mağfiret olunuyorlar. Arafat'ta mağfiret olunmayanlar ertesi gün Müzdelife'de mağfiret oluyorlar. Müzdelife'de de mağfirete eremeyenler, Mina'da kurban kesince, şeytan taşlayınca mağfirete mazhar oluyorlar ve bayramın birinci gününe kadar böylece on günlük zaman içinde çok muazzam rahmet-i ilâhî tecelli ediyor ve kullar mağfiret olunuyor. Cehennemden âzat olunuyor, cennetlik oluyor.

Güzel bir hac yapıldığı zaman, usûlüne uygun bir hac yapıldığı zaman mükâfatı mutlaka cennet. O haccı güzel yapmak meselesi… Helâl para ile ve usûlünü güzel uygulayarak, edepli, tatlı, hassas bir şekilde hac yapıldığı zaman mükâfatı cennet oluyor. İşte böylece bu güzel on gün geçmiş oluyor. Bayramın ondan sonraki ikinci günü, üçüncü günü, dördüncü günü şeytan taşlama var; küçük şeytan, orta şeytan, büyük şeytan. Mina'da oturup ibadet etmek, bazı mezheplere göre sünnet, bazılarına göre vacip…

Mina çok izdihamlı oluyor. Şeytan taşlamalarda çok izdiham olduğu için hacıların dikkat etmesi lazım. Hangi zaman sakindir, hele gençler ayrı ama yaşlılar, ihtiyarlar, hanımlar onlar sakin zamanları gözlemeli, şeytan taşlamayı öyle yapmalı. Tavafı da münasip zamanlarda yapmaya çalışmalı.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadîs-i şerîfte buyurmuş ki;

İnne't-tevbete tağsilu'l-havbete. "Allah'a yöneliş, tevbe etmek, günah işleri", ve inne'l-hasenâti yüzhibne's-seyyiâti, "yaptığı iyilikler, iyi işler, ibadetler, hayır hasenât, ikramât, sadakât ve sair güzel işler yapılmış; kötü işleri, günahları, seyyieleri götürür, siler, yok eder, insanı onlardan kurtarır." Ve izâ zekera'l-abdü rabbehu fi'r-rahâi encâhü fi'l-belâi. "Allahu Teâlâ hazretlerini kul rahatken, sıkıntıda değilken zikrettiğinde Allah onu dara düştüğü zaman mükâfat olarak duasını kabul eder, onu afv u mağfiret eyler." diye hadîs-i şerîflerde geçiyor.

İşte böyle kulların tevbe ettikleri, Hakk'a yöneldikleri, gözyaşları içinde işlemiş oldukları hatalı fiillere merhamet gösterip Allah'tan afv u mağfiretlerini istedikleri ve Allahu Teâlâ hazretlerinin de kullarını falanca kabilenin koyunları tüyleri sayısınca kimseyi affettiği güzel günler geçmiş oldu.

Allahu Teâlâ hazretleri böyle güzel günleri hepinize göstersin. Nice nice defalar güzel günlere erdirsin ve makbul haclar, umreler yapmayı nasip etsin. Hac ve umre yapmadığınız yıllarda da memleketinizde iken bu güzel günleri değerlendirmeyi nasip etsin. Nice nice bayramlara erdirsin.

Yaşlı, Osmanlı terbiyesi almış, Osmanlı üslubuyla konuşan bir dostumuz vardı. İstanbul'da, güleç yüzlü zât-ı muhterem, o Osmanlı üslubuyla derdi ki;

"İydiniz saîd, ömrünüz mezîd, her rûzunuz iyd olsun efendim."

Hoşuma giderdi bu söz. Müsecca', sec'ilik kelimeleri birbirlerine böyle uyumlu, ses benzerliği olan bir dua ve tebrik.

İydiniz saîd olsun. İyd Arapça'da bayram demek. Sizin bayramınız saadetli olsun. Saîd olsun, saadetli, mutlu olsun demek. Bayramınız hakîkî bir bayram olsun. Hakikaten Allah'ın mağfiretine ermiş olup, hakikaten içiniz, dışınız şen olsun, kalbiniz nurlu olsun, saadetli olun. Dünyada ve âhirette saadetli olun, iydiniz saîd olsun, bir.

Ömrünüz mezîd olsun. Mezîd ziyade demek. Ömrünüz çok olsun. Nice nice defalar böyle bayramlar yapmaya erişin, bayramlar yapmak sizlere nasip olsun, ömrünüz uzun olsun da bu güzel günlere erişin. Bir de en son cümle hoş;

"Her rûzunuz bir iyd olsun." Rûz gün demek. Rûznâme, gündem demek. Her rûzunuz bir iyd olsun. Yani her gününüz bayram olsun.

Bu da çok güzel bir dua. İnsanın senede iki defa bayram görmesi başka, bir de Allah'ın lütfuna, özel lütuflarına mazhar olması, her günün bayram olması, hani o evliyâullah gibi, o evliyâullahın her zaman Allah'ın güzel tecellileri oluyor. Tecellilerle, nimetlerle, Allah'ın rahmetine gark olmuş olarak her günleri bayram oluyor. Onun gibi, iydiniz saîd, yani bayramınız saadetli, ömrünüz mezîd, yani ömrünüz uzun ve her gününüzde bir bayram ve her rûzunuz bir bayram olsun.

Allah rahmet eylesin, o zât-ı muhterem o da büyüklerinden duymuştur.

Ben de sizlere aynı şeyleri temenni ediyorum. Bayramlarınız kutlu olsun, ömürleriniz saadetli olarak uzun olsun, bahtiyar olarak yaşayın, nice bayramlara erin, her gününüz bayram olsun. Asıl, hakîkî bayram -bu dünya hayatı gelip geçicidir- âhirete vardığı zaman insanın Allah'ın rahmetine ermesidir, mağfiret olmasıdır, cehenneme düşmemesidir. Cehenneme düşmeyip cennetine girmesidir. Allah'ın ebedî ikramlarına cennette, hüm fî-hâ hâlidûn, ebedî olarak mazhar olmasıdır. Asıl her günün bayram olmasından da önemli olan âhiretin saadetli olmasıdır.

Dünyada, âhirette ben de hepinize saadetler diliyorum.

Allahu Teâlâ hazretleri hepinizi iki cihanda bahtiyar eylesin. Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin, sevdiklerinizle, dostlarınızla, evlatlarınızla, arkadaşlarınızla beraber.

es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Sayfa Başı