M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 354.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayra halkıhî Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn ve men tebî'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-din.

Emmâ ba'du: Fa'lemû eyyühe'l-ihvân! Fe-inne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Len yecme'allahu 'alâ hâzihi'l-ümmeti seyfeyni seyfen minhâ ve seyfen min 'adüvvihâ."

Sadaka Resûlullah fi-mâ kâl ev ke-mâ kal.

Çok aziz ve muhterem müslüman kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selâmı, rahmeti, bereketi, lütf u keremi üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz'in ehâdîs-i şerîfesinden müyesser olan bir miktarını size okuyup izah edeceğiz.

Bu hadîs-i şeriflerin okunup izahına geçmeden önce, evvelen ve hâssaten Efendimiz Muhammed-i Mustafâ hazretlerinin rûh-u pâki için ve sâir enbiyâ ve evliyaullahın ruhları için, Peygamber Efendimiz'in âlinin, ashabının ve etbâının ruhları için, cümle sâdâd ve meşâyih-i turuk-u aliyyemizin ruhları için, bu eserin müellifi hocamız Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî hazretlerinin ruhu için, bu eserdeki hadîs-i şerîflerin bize kadar gelmesine emek sarf etmiş olan ulemanın ve ravilerin ruhları için, hocamız Mehmed Zahid-i Bursevî hazretlerinin ruhu için, uzaktan yakından bu hadîs-i şerîfleri dinlemek üzere şu mescide cem olmuş olan siz kardeşlerimizin de âhirete intikal ve irtihal eylemiş olan cümle yakınlarının ve sevdiklerinin ruhları için, biz yaşayan müslümanların da Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına uygun ömür sürüp sonunda huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak çıkmamıza vesile olması için bir Fâtiha üç İhlâs-ı Şerîf kıraat edelim.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri metnini mukaddemede okumuş olduğum hadîs-i şerîfte buyuruyor ki;

Len yecme'allahu 'alâ hâzihi'l-ümmeti seyfeyni. "Allahu Teâlâ hazretleri bu ümmetin üzerine iki kılıcı beraberce toplamayacak." Seyfen minhâ. "Bir kılıç kendinden." Ve seyfen min 'aduvvihâ. "Bir kılıç düşmanından."

Bu ne demek?

Seyf'ten murat, kılıç çekip birbirleriyle uğraşmak, çarpışmak, çatışmak. Allahu Teâlâ hazretleri bu ümmetin üzerinde iki çatışmayı birlikte var etmeyecek.

İki çatışmadan murat nedir?

Seyfen minhâ. "Bir çatışma kendi içinde, bir çatışma da düşmanın ona saldırması suretiyle meydana gelen savaş." Bu ikisi bir arada olmayacak. Yani düşman saldırırsa hep beraber olacaklar; o zaman içte bir çatışma olmayacak. Düşman saldırmadığı zaman kendi aralarında çatışma olabilecek.

Peygamber Efendimiz ümmetimin arasında hiç ihtilaf olmasın diye dua etmiş. Birçok duaları kabul olduğu halde o husustaki duasının Allahu Teâlâ hazretleri tarafından kabulü uygun görülmemiş. Onun için bu ümmetin içinde maalesef eski zamandan beri ihtilaf olur. Hak ümmet olduğu halde, Allahu Teâlâ hazretlerinin en sevgili Resûlünün ümmeti olduğu halde, eski peygamberlerin, ümmeti olmak için can attıkları bir peygamberin ümmeti oldukları halde aralarında ihtilaf olur, aralarında çatışma olur. Tarih kitaplarını açarsanız taa Hz. Osman zamanından, hatta Hz. Ebû Bekir zamanından beri yani Peygamber Efendimiz'in hemen arkasından ihtilaflar başlamıştır.

Eh bu ihtilafların olması ihtilafı çıkaranları mazur gösterir mi?

Hayır, asla ve kat'a ihtilafı çıkaran mazur görülmez. İhtilafı, kavgayı çıkartan, ümmetin birliğini bozan kimse cezasını çekecek. Ama Allahu Teâlâ hazretlerinin hikmetleri var.

Allahu Teâlâ hazretleri bu dünyayı bir dâr-ı imtihan olarak yaratmadı mı? Kur'ân-ı Kerîm'de;

Li-yeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ. "Hanginiz daha güzel amel edeceksiniz, bunu imtihan etmek için, denemek için bu hayatı, ölümü yarattım." demiyor mu? Demek ki imtihan dünyası. İmtihan dünyası olduğu için sorular çeşitli yerden çeşitli şekillerde geliyor. Allahu Teâlâ hazretleri şeytana da fırsat vermiş;

Uğraş bakalım, kimi aldatabilirsen aldat.

Peygamber de göndermiş insanlara hak yolu da göstermiş. Bir taraftan şeytan çalışıyor bir taraftan insanlara hak yolu gösteren peygamberler ve mürşitler ve rehberler var. İkisinin hitabı insanlara eşit olarak geliyor ve insanlar da istedikleri yolu, karşısına çatal olarak çıkmış olan yol ayrımındaki yollardan istediğini seçiyor; ya cenneti kazanıyor ya da cehennemi boyluyor. Mesuliyet dünyası, imtihan dünyası olduğu için böyle gelmiş böyle gitmiş ama ikisi bir arada olmayacak. Yani ikisi birden, hem içinde ihtilaf hem de tepesine bir düşman şeyi olmayacak.

Onun için müslümanlar burada uğraşırken öbür taraftan bize kafirler hücum etmiş, kafirler hücum ettiği sırada onlarla çarpışmışız. [Onlar] olmadığı zaman öbür taraftan İran ile, Mısır ile, Suriye ile çarpışmışız. Böyle gelmiş böyle gidiyor. Düşmanla çarpıştığımız hiç yetmiyormuş gibi Osmanlıların son zamanında, Mısır'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan beri kurulmuş olan idare Osmanlıların üzerine ordu çekmiş, Suriye'den yürümüş, Adana'da harp etmiş, Kütahya'ya kadar gelmiş.

Yahu sen bahadırsan, babayiğitsen güçlü kuvvetli ordun varsa işte düşman! Dünya düşman dolu! Ne diye Osmanlıya saldırıyorsun?

İşte... Hikmet!

Tabii yapanlar hepsi cezasını çekecek ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

Len yebraha hâze'd-dînu kâimen yükâtilu' aleyhi 'usâbetün mine'l-müslimîn hattâ tekûme's-sâ'atü. "Bu İslâm dini daima ayakta duracak, kâim olacak, ayakta sapa sağlam duracak ve bunun üzerinde bu dini korumak yolunda daima bir taife, kıyamet kopuncaya kadar dine sâdık bir taife mevcut olacak." Onlar, İslâm'ı korumak için çalışan çarpışan bir zümre daima mevcut olacak. Ayrılan ayrılacak, sapıtan sapıtacak, şaşıran şaşıracak dünyaya uyan dünyaya uyacak, şeytana uyan şeytana kapılacak, nefse uyan haksızlıkları yapacak ama bir taife daima hakkı destekleyecek. Hakkı destekleyen bir has, halis zümre kıyamet kopuncaya kadar mevcut olacak.

Allah bizi onlardan eylesin. Allah bizi tefrikaya düşenlerden eylemesin. Kardeşine silah çekenlerden eylemesin. Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna suçlu mücrim çıkanlardan eylemesin.

Len yehlike'n-nâsü hattâ ya'zürû min-enfüsihim.

Diğer hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;

Len yehlike'n-nâsu. "İnsanlar helâk olmayacaklar." Hattâ ya'zürû. "Cezayı, azabı hak edip mazeretleri kalmayıncaya kadar."

Demek ki insanların aslında helaki yok. Allahu Teâlâ hazretlerinin lütfu insanların üzerine şâmil, lütf u keremi ile yaşamaları normal şekil ama kendileri cezayı hak edince, müstehak olunca Allahu Teâlâ hazretlerinden [af dileyecekleri] bir mazeret kalmayınca [öyle değil.] Suçları günahları yüklenip, yanlış yollara sapıp, Allah'ın yolundan ayrılıp, ahdini bozup, tevbesini kırıp yanlış yola girip de bir mazeret, bir tutunacak dalları kalmayıncaya kadar helâk olamayacaklar. Öyle bir duruma düştükleri zaman helakleri olacak demek. Bu ifadenin altından çıkan manâ o ki;

Kullar Allah'a olan ahitlerini bozarlarsa, Resûlullah'ın yolundan ayrılırlarsa, dini imanı geriye atarlarsa, şu dünyanın fâni aldatıcı oyunlarına zevklerine takılırlarsa, tuzaklarına tutulurlarsa o zaman helâk olurlar demek. Demek ki Allahu Teâlâ kullarına zulmedici değil.

Ve lâkinne'n-nâse enfüsehüm yazlimûn. "Kullar kendi kendilerine zulmediyorlar." Kabahati başkalarında aramasınlar.

Neden geldi başına?

Kaza gelmez kula Hak yazmayınca

Bela gelmez kula, kul azmayınca.

Allah'ın hükmü ancak Allah yazınca gelir. Bela da gelmez kula kul azmayınca. Azınca tepesine bir iner.

Neden geldi bu?

Şimdi bir arkadaş anlatıyor; vakıf, hayır, hasenât olarak bir yerden kumaş alınmış terziye verilmiş dikilecek, fakir çocuklara dağıtılacak. Terzi demiş ki;

Kumaştan üç metre kaldı.

O da kalkmış dükkâna gitmiş terzi dükkânda yok. Aramışlar taramışlar nerede bakalım üç metre kumaş, bakmışlar bütün bir top duruyor.

Terzi nerede? demiş.

Bıçaklandı.

"İşte onu bu top bıçaklattı." demiş. Bu kenara konulan, hani bitti denilen top var ya, işte o top bıçaklattı, çünkü hak etti.

Onun için başınıza bir şey gelince tabii Hak'tandır ama düşünün ki sizin yaptığınız bir hatadan dolayı gelmiş olmasın! Başınıza böyle bir ceza bela gelmesini istemiyorsanız Allahu Teâlâ hazretlerine âsi olmayın. Allahu Teâlâ hazretlerinin yolundan sapmayın, Allahu Teâlâ hazretlerine karşı ileri sürülecek bir hüccetiniz olmayacak duruma kendinizi düşürmeyin. Cezayı hak eder duruma, şamarı yemek için müstehak bir duruma düşürmemeye gayret edin. Allah'a itaat edin. Allah'ın emirlerini tutun, Allah'ın yasaklarına riayet edin.

Efendim ben içki içiyorum bir şey olmuyor başıma taş yağmadı.

Yağmaz ama birikir birden yağar. Yağmaz ama birden bir gelir nasıl geldiğini anlamazsın, feleğini şaşırırsın.

Kaç defa namaz kılmadım bir şey olmadı.

Benî İsrail zamanında bir âbid ibadet ederken sapıtmış, doğru yolu bırakmış yanlış yola girmiş ama bir taraftan da yine içinde bir vicdan var ya, vicdanından bir ses geliyor onu boyuna rahatsız ediyor. İçine bir fikir gelmiş demiş ki;

Ben Allah'ın yolundan saptım, başıma bir ceza bela gelmedi. Gelmiyor, Allah Allah! Allahu Teâlâ hazretleri o zamanın peygamberine vahyeylemiş;

Ey peygamberim o âsi kuluma git de ki; "Ben onu cezalandırdım da farkında değil. Ben onun ağzından bana kulluk ve ibadetin lezzetini almadım mı? Yetmez mi o ceza? Allah'ın sevgisini kaybetmek cezası yetmez mi? Allah sevmedikten sonra dünyada paşalar gibi yaşa İran şahı gibi yaşa istersen. Mısır'ın mülkü senin olsun, Mısıra sultan ol, Amerika, Avrupa senin olsun, milyarlar senin olsun Allah sevmedikten sonra ne olacak? Allah alnını secdeye getirtmiyor, o cezanın en büyüğü!

Yirmibeş yıldır hiç abdest almadım demiş herifin birisi. Affedersiniz herif diyorum, bir de övünerek söylüyor. "Evladım suyla ne oynuyorsun? Çamur suyla pek oynamaya gelmez. Ben evvelce bir kılmıştım ama 20-25 senedir artık namaza hiç yanaşmıyorum." demiş. Sana o ceza yeter daha ne istiyorsun edepsiz adam! Ne övünüyorsun! Allah seni huzuruna kabul etmemiş. Yirmibeş sene Allah seni huzuruna almamış anlamıyor musun cezayı? Dışarılarda âvâre dolaşıyorsun o sultanın dergâhına bârgâhına kabul olunmamışsın [bu ceza] yetmiyor mu sana?

Len yenfe'a hazerun min kaderin ve lâkinne'd-du'âe yenfe'u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil fe 'aleyküm bi'd-duâi 'ibâdallah.

Bu hadîs-i şerîfi de dikkatle dinleyin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

"Korku kadere fayda vermez." İstediğin kadar kork çekin Allah'ın takdiri başına gelir. Faydası yok, takdir neyse, ne takdir etmişse o olur çaresi yok.

E ne olacak hocam?

Korkma ya, korkma! Allah'ın emirlerini yapmaktan korkma. Allah'ın yolunda yürümekten korkma.

Efendim ben bu içkiyi satmazsam müşteri gelmiyor da para kazanamıyorum.

Korkma yahu! Rızkı Allahu Teâlâ hazretleri verir, imanın yok mu senin? Allahu Teâlâ hazretlerinin Esmâ-i Hüsnâ'sından bir tanesi de er-Rezzâk."Rızkı bol bol verici."

İnanmıyorsun değil mi? Müminim diyorsun ama inanmıyorsun.

İnansan hiç o er-rızku 'alallah levhasının yanına sıra sıra biraları içkileri rakıları şarapları dizer misin? Kaldır onları diyoruz, kazanamam aç kalırım diyorsun. E oraya er-rızku alallah. "Rızk Allahu Teâlâ hazretlerine aittir, o kullarına rızkını verir merak etme." diye yazmışsın ya.

O levhayı indir o zaman kâfir! Madem inanmıyorsun, için inanmıyor, teslim olmuyorsun madem o levhayı ordan indir. Sen rızkını o şişelere bağlamışsın. O zaman o levhayı ordan indir, onun yanına yakışmıyor. Ya o levhayı indir ya o şişeleri indir! İkisi birbiriyle bağdaşacak durumda değil. Korkma, kaderde ne takdir edilmişse o gelir. Yani bu rızık hususunda olduğu gibi başka şeyde de öyle.

Efendim askere gidersem ya ölürsem?

Ölürsen öl! Takdirde ne varsa o. Ölümden kaçabilecek misin zaten? Münafıklar öyle demişler;

"Bizim sözümüzü dinleselerdi de Medine'den dışarı çıkmasalardı bu müslümanlar ölmezlerdi." Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

"Madem öyle, hadi bakalım siz üzerinizden kendi ölümünüzü atın, size ölüm gelmesin." Madem o kadar bilgilisiniz, o kadar ustasınız o kadar zekanız var hadi bakalım siz ölmeyin? "Muhakkak ki üzerlerine ölüm takdir edilmiş olan insanlar Medine'den çıkmamış bile olsalardı yine bu öldükleri yere gelmiş uzanmış olurlardı." Savaş için Medine'nin dışına çıkmamış bile olsalar allem kallem olurdu ne olursa olurdu yine gelirlerdi de burada uzanmış olurlardı. Evde kalıp da kendilerini korumaya niyet etmiş bile olsalar... Kasırga eserdi, şöyle böyle olurdu pat oraya düşerlerdi, orada uzanıp kalırlardı. Çünkü o yerde öyle uzanıp kalıp ölmek takdir edilmiş, mümkün değil o olacak. Hiçbir çare yok, kaçmak mümkün değil.

Hz. Süleyman aleyhisselam'ın yanına bir genç gelmiş. Konuşurlarken Azrail aleyhisselam gelmiş gence şöyle bir bakmış sonra gitmiş. Gençin ödü patlamış demiş ki;

Çok korktum ey Allah'ın peygamberi bu kim böyle? O söylememiş tabii. Genç gitmiş [Hz. Süleyman aleyhisselam] demiş ki;

Yâ Azrail! Niye öyle baktın o gence? Demiş ki;

"Ben şaşırdım! Allahu Teâlâ hazretleri bunun canını Hindistan'ın filanca şehrinde almak üzere bana emir verdi. Yarın canını Hindistan'da alacağım halbuki burada, nasıl olur? Ta Filistin'den Hindistan'a bir günde bu adam nasıl gider diye şaşırdım da ondan baktım."

Ha demiş, o genç senden korktuğu için; "Ey Allah'ın peygamberi! Beni uzak bir yere sevk et, buralardan kaçır." dedi, ben de yele emrettim yel onu Hindistan'a götürdü demiş.

Bak nasıl kaderine gidiyor! Azrail aleyhisselam canını Hindistan'da alacak ya. Süleyman aleyhisselam'ın peygamberliği mucizesi yele, rüzgara hakim olması onu Hindistan'a götürtüyor. Kaderden kaçılmaz. İmanını sağlam tut, Allah'a kulluğu iyi yap. Öyle korkuyla [kurtulamazsın,] üstelik insanın korktuğu başına gelir. Zıttına, tersine insanın korktuğu başına gelir. İşte bu böyle bir esrarengiz iştir. Bu Allah'ın işidir.

İbn Ömer radıyallahu anhümâ bakmış Medine'de bir kısım insan bir köşeye birikmişler titreşiyorlar.

Ne oluyor ya demiş. Demişler ki;

Ey Ömer'in oğlu bak şu yola! Dönmüş bir de bakmış ki bir çöl aslanı yolun üstüne kedi gibi yatmış orada sakin sakin duruyor. Bu adamlar da kaleden çıkıp gidemiyorlar. Yolun üzerinde arslan yatıyor, yüreğin varsa git! Hz. Ömer'in oğlu yürümüş gitmiş. Yanına kadar varmış, ne okuduysa ne dediyse aslanı kulağından yakalamış sürükleye sürükleye köpek götürür gibi, keçi veya koyun götürür gibi yolun kenarına almış, daha öteye kışalamış dönmüş insanlara gelmiş demiş ki;

Haydi yolu açtım gidin. Haydi gidin demiş. Sadaka Resûlullah. "Resûlullah ne doğru söylemiş ne haklı söylemiş!" Ben Resûlullah'tan duydum ki;

"Allahu Teâlâ hazretleri âdemoğluna korktuğu şeyi başına musallat eder. Neden korkuyorsa onu başına musallat eder. Eğer âdemoğlu Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmasaydı hiçbir şey ona zarar veremezdi."

Resûlullah, "Hiçbir şey ona zarar veremezdi." dedi, hakikaten siz onun dediği gibi çıktınız diye söylemiş, ondan sonra insanlar yürümüş gitmişler.

"Korkak insan her gün ölür." derler. Her dakika ölür. Erkek insan da ömründe bir defa ölür. Eceli gelir ölür, tamam. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah der, verir canını, gider.

Ne olacak?

Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil;

Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim.

diyor şair. [Fuzûlî]

Sevgili istemiş canı ver demiş, vermemek olur mu? Ne senin ne benim, can O'nun. Feda olsun yoluna diye ver diyor.

Lafı kolay da, Allah bize o şuuru da versin.

"Gönlünde şehit olmak arzusu olmadan ölen bir müslüman münafıklık alametlerinden bir alâmet üzere ölür." diyor Resûllullah Efendimiz.

Var mı şehitlik arzusu gönlünde?

Geçtiğimiz hafta nasıl hadis-i şerif geçti. "Allah yolunda cihatta şöyle birazcık durmak 60 yıllık ibadetten hayırlıdır." demedi mi geçen hafta Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfi?

Yaşamak çok tatlı hocam, ben bu köşkleri nasıl bırakayım? Şu Boğaziçinin mehtabını, Emirgan'ın çayını, Çamlıca'nın sefasını, boğazları, adaları, çamları; hele o Ege'nin koylarını dağlarını, derelerini, kumluklarını, kumsallarını nasıl bırakayım?

Nasıl olsa bırakacaksın, istesen de istemesen de bırakacaksın! Nasıl olsa gelip geçecek bu dünya!

Mecû dürüstî-i ahd ez cihân-ı süs nihâd

Ki în acûze arûs-ı hezâr dâmâdest (Hâfız)

Bu acûze, ihtiyar, koca karı gibi büyücü karı gibi bu dünyadan vefâ mı bekliyorsun? Kaç kişiyi aldattı, şimdiye kadar senden önce binlerce insanı aldattı, bundan vefâ mı bekliyorsun? Bu dünya aldattı aldattı helâk etti.

O halde korkmayacağız. Korkacaksan Allah'tan kork. Korkacaksan endişe duyacaksan âhiretin gamını endişesini çek; acaba benim âhirette halim ne olur ki, benim bu gidişimin sonu ne olacak? Ey nefis! Sen beni nereden nereye sürüklüyorsun? Sen beni taştan taşa mı vuracaksın, ateşlere mi atacaksın ne yapıyorsun? diye korkacaksan âkibetinden kork. Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna çıktığı zaman cevap verememekten kork!

Ben buyurdum, buyruğumu tutmadın!

Derse Mevlâm ben ne cevap vereyim!?

diye onun tasasını çek çekeceksen.

Ve lâkinne'd-du'âe yenfe'u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil. Yalnız kader değişmez diye sakın ey kullar Allah'a ilticayı bırakmayın. Peygamber Efendimiz bu manayı ifade etmek için buyuruyor ki;

Ve lâkinne'd-du'âe yenfe'u. "Fakat dua fayda verir." Mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil. "İnmiş olana da inmemiş olana da." Yani Allah'ın takdirinden inmiş olana da inmemiş olana da dua fayda verir. Fe-'aleyküm bi'd-duâi. "O halde Allah'a dua edin." 'İbâdallah. "Ey Allah'ın kulları!" Allah'a dua edin, Allah'a dua etmek güzeldir.

Kul mâ ya'beu bi-kum rabbî levlâ du'âüküm. "Sizin duanız olmasaydı neyiniz var zaten? Kul olarak ne yaparsınız?"

Allah için dağları mı devireceksiniz, ne yapacaksınız?

Hiçbir şey yapamayız, sadece bir duamız var. Boyun büküp de yâ Rabbi dememiz yok mu?

Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte diyor ki; "Kul bir defa yâ Rabbi der. Suçunun çokluğundan Allah ona icabet eylemez. Bir daha yâ Rabbi der, dergâh-ı izzette boyun büker ısrarla yalvarır yine icabet etmez. Bir kere daha yâ Rabbi deyince Allahu Teâlâ der ki;

Yâ melâiketî! "Ey benim meleklerim! Şahit olun ben bu kulumdan utandım. Benden başka Rabbi olmadığını bildi benim dergâhıma geldi, yâ Rabbi diyor benden istiyor. Ben bunun duasına icabet etmemekten utandım. " Fe-kad ğafertü lehû. "Onu afv ü mağfiret ettim."

Onun için dua! Buyurun! Dünyanız, ahiretiniz, işiniz, imanınız, sıhhatiniz, çocuğunuz, arkadaşınız, dostunuz, memleket, din iman için edebildiğiniz kadar dua edin. Dua ibadettir.

ed-Du'âu hüve'l-ibâdetü. "Dua ibadetin ta kendisidir."

ed-Du'âu cündün min cünûdilllâhi teâlâ. "Dua Allah'ın askerlerinden, ordularından bir ordu gibidir." Yeruddü'l-kadâe ba'de en yübrame. "Kazâ-i ilahîyi, Allah'ın hükmünü geriye çevirir." Dua çıkar karşısına hükmü değiştirir. Allah'ın hükmünü yine Allah duayı kabul eder, değiştirir. Onun için dua edin. Sakın takdir böyleymiş ne yapalım filan diye şey yapmayın. Dua insana mutlaka faydalıdır.

Len yufliha kavmün vellev emrahümü'mraeten.

Bu da Ahmed b. Hanbel'de, Buhârî'de, Tirmizî'de, Nesâî'de olan bir hadîs-i şerîftir ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bir haber gelmiş, İranlılar Kisra'nın kızını kendilerine kraliçe seçmişler Peygamber Efendimiz'in zamanında. Kisra ölünce Kisra'nın yani İran Keyhüsrev'inin kızını kendilerine hükümdar seçmişler. O zaman böyle buyurmuş. Resûlullah Efendimiz demiş ki;

Len yufliha. "Felah bulmayacak." Kavmün. "Bir kavim ki..." Vellev emrahüm imraeten. "İşlerinin başına bir kadını tayin etmiş olan bir kavim felah bulmayacak."

Öyle kadından başkan oldu mu hayır bereket yok diye o zamanın İran'ı hakkında söylenmiş ama umumi bir şeydir.

Neden?

Kadının onda dokuz hissi galiptir. Allah ona çocuğuna baksın, evine bağlansın diye şefkati, sevgiyi fazla vermiş, onun yaradılışı başka türlü. Erkeğe de dışarıda çalışsın çabalasın diye daha başka hasletler vermiş. Ondan sonra Kur'ân-ı Kerîm'de emir buyurmuş ki;

er-Ricâlu kavvâmûna 'ale'n-nisâi. "Erkekler kadınların başına hâkimdir, onların işlerini yürütmek üzere başlarında kâimdir."

Emretmiş, ifade eylemiş, o halde ailenin reisi de erkek oluyor. Dışarıda çalışmak ve evin rızkını, [ailedekilerin] giyimini, kuşamını, kadının barınmasını sağlamak, onu hiç kimseye muhtaç duruma düşürmemek de onun vazifesi olmuş oluyor. Aksi şekilde, bir memleketin idaresi de erkeklerin işi oluyor; cihat edecek, harp edecek, savaşacak. Peygamber Efendimiz, "Kadını başlarına geçirirlerse o zaman öyle bir kavim felah bulmaz." diye buyurmuş.

Len yezdâde'z- zemânu illâ şiddeten ve len yezdâde'n-nâsu illâ şuhhan ve len tekûme's-sâ'atü illâ 'alâ şirâri'n-nâsi.

Bu hadîs-i şerîfin ikinci cümlesi yani; Ve len yezdâde'n-nâsu illâ şuhhan hal cümlesidir, onun için tercümesinin şöyle olması doğrudur. Bir kavim, insanlar, cimrilikçe arttıkça yani insanların cimriliği, bahilliği, ellerinin sıkılığı arttıkça, zaman da kıtlığını arttıracak." O öyle olduğu müddetçe zaman da kıtlığını arttıracak. İnsanlar o halde bulundukça Allah da kıtlık verecek demek.

Yani ne oluyor?

Onlar ellerindekini sımsıkı tutuyorlar, kimseye vermiyorlar, hayır hasenât yapmıyorlar, sadaka zekât vermiyorlar, merhamet etmiyorlar, fakire fukaraya acımıyorlar. Ellerindekini tutuyorlar.

Neden?

Yarınımız tehlikeye girmesin, sıkıntıya düşmeyelim, fakir düşmeyelim, parasızlık pulsuzluk, gıdasızlık çekmeyelim diye.

Siz misiniz öyle yapan?

Allah kıtlık veriyor. İnadına, onların yaptıklarının tersine başlarına kıtlık artıyor. Cömertlik yaptıkça Allah bereket veriyor. Cimrilik yaptıkça Allah kıtlığı arttırıyor. Hiç şeksiz şüphesiz denenmiş, tecrübe edilmiştir. Belki sizler de kendi hayatınızda tecrübe etmişsinizdir. Bir verirsiniz on gelir. Bire on, en aşağısı. Bir verirsiniz on gelir, nereden geldiğini anlayamazsınız. Onun için cimrilik etmeyin, korkmayın. Allah Rezzâk-ı âlemdir; sana da başkasına rızkı O taksim ediyor, O veriyor. Siz Allah yolunda hayr u hasenât yaptıkça Allahu Teâlâ da etrafa bereketi saçacak.

Ve len tekûme's-sâ'atü illâ 'alâ şirâri'n-nâsi. "Ve kıyamette ancak Allah'ın şerli kulları üzerine kopacak."

Demek ki burada zamanın akışına ait bir tarif de var. Demek ki insanlar Peygamber Efendimiz'in zamanından sonra imanları zayıfladıkça, Allah'a tevekkülleri azaldıkça cimrileşecekler, para vermemeye, depo etmeye başlayacaklar. Sandıkları, kasaları doldurmaya başlayacaklar, hazineler kasalara dolacak. Kıtlık artacak artacak artacak, hiç hayır bereket sahibi insan kalmamaya başlayacak ve kıyamet şerli insanların kafasına kopacak. Onların başına patlayacak.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evine bir rızık girdi mi gece olmadan dağıtırdı, ertesi güne bir şey bırakmazdı. Gece kalmışsa uykudan uyanıp kalkıp yine dağıtırdı onu. Yevmün cedîd rızkun cedîd. "Yeni bir gün yeni bir rızık." Allah verir diye elindekini dağıtırdı, depo etmezdi biriktirmezdi.

Şimdi biz?

Hepimizin evinde en aşağı bir senelik yiyecek vardır.

Giyecek?

Gardroplar almaz.

Her evde kaç kişi var?

Beş kişi. Beş tane gardrop lazımdır çünkü üç beş çeşit palto, sayısız gömlek, kravat, çorap...

Ne oluyor?

Hepimiz böyleyiz, Allah affetsin. Hani birimizin ötekisinden bir daha temiz yanı yok. Değişmişiz... Resûlullah'ın hayatına hareketine bak, bizim hayatımıza hareketimize bak. Sonra da müslümanız diyoruz. Müslümanlığı hiç kimseye bırakma niyetinde değiliz, en iyi müslüman biziz filan gibi geliyor ama eyne's-serâmine's-süreyyâ. "Nerede gökteki Süreyya yıldızı nerede yerdeki toprak!" Ne kadar mesafe var bak araya. Nerede ashâb-ı kirâm nerede âhir zamanın şu bozuk düzen müslümanları!

Biz müslüman olsaydık dünyanın hali böyle mi olurdu?

Bir tarafta Rus gavuru, bir tarafta Amerikan gavuru dünyaya kan kusturuyorlar.

Neden?

Bir zaman aslanların cevlân ettiği yerde şimdi aslanların yokluğundan istifade kurnaz tilkiler dolaşıyor.

Aslanlar ne olmuş?

Toprağın altında. Allah rahmet eylesin. Geriye tilkiler, daha başka canavarlar kalmış.

Müslümanlar müslüman olsaydı böyle mi olurdu dünyanın hali?

"Höt" derdik o zulüm olmazdı; sus derdik bu zulüm olmazdı.

Kanuni Süleyman Fransa'ya krala mektup yazmış, demiş ki; "Duydum ki orada sizin halkınız dans diye bir şey yapıyormuş. Öyle bir şey geldi kulağıma, bundan sonra öyle edepsizlik yapmayın." Adamlar Fransa'da dansı kesmişler.

Fransa nerede İstanbul nerede? Nerede İstanbul nerede Fransa?

Kanuni Süleyman Avrupadaki dansı engelliyormuş.

E gitti aslanlar şimdi geride hiç kaldı. Ondan sonra adamlar Afrika'ya saldırdılar Afrika'daki müslüman kardeşlerimizin köylerini bastılar aldılar Amerika'ya götürdüler, tarlalarda çalıştırdılar, kırbaçladılar, köpek diye, gel köpek git köpek diye hitap ettiler. Baskı yaptılar; ne din ne ırz ne namus bir şey kalmaz ki? Her şey hürriyetle olur, hürriyet elden gittikten sonra ne yapacaksın!? Doğru düzgün hiçbir şey yapamazsın. Git sor bakalım sorabilirsen; bir zaman müslüman diyarı olup da şimdi hürriyetleri elden gitmiş diyarlara müslümanların hallerini bir sor bakalım Müslümanlıkları kalmış mı?

Kafir, hem beldeyi alıyor hem de ondan sonra ellerinden Müslümanlıklarını alıyor, hiç bir şey kalmıyor. Bir kısmı var bizim memlekete hicret etmiş, görüyoruz, adam kominist olmuş.

Neden?

Yahu sen keşke ölseydin daha iyiydi. Sen seni yenen, senin babalarını dedelerini kesen, senin anana bacına her türlü kötülüğü yapmış olan insanların kölesi olmuşsun, onun fikrinin içine girmişsin!

Ne oldu senin hissiyatın? İş mi yapıyorsun yani?

Efendim, iktisadi nizam, miktisadi nizam!

Allahu Teâlâ hazretlerinin ahkamını bırak da sen onun bunun uydurduğu saçma sapan adaletsiz düzene düzen diye benimse gel bir de burada propagandasını yap.

Sen ananı babanı kesen adamın hoparlörü müsün, propaganda aleti misin, utanmıyor musun?

İslâm gitti mi hiçbir şey kalmaz, hürriyet gitti mi o İslâm kalmaz. Onun için hürriyet, insanın hür olması çok güzel bir nimet. Oh elhamdülillah;

Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

Ne demek bu?

İnlesin, Allahu Ekber deyince gel, sen şurada rahat huzur içinde namazını kıl; İslâm'ı, Allah'ın emirlerini tut. Allah'ın yolunca yürü, yaşa dediği şekilde yaşa öl dediği zaman öl.

"Len tehlike'l-ümmetü ve in kânet dâlleten mudilleten izâ kâneti'l-eimmetü hâdiyeten mehdiyyeten ve len tehlike'l-ümmetü izâ kânet dâllaten müsîeten izâ kâneti'l-ümmetü hâdiyeten mehdiyyeten."

Bu hadîs-i şerîf de bir ilahî kanunu bize anlatıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Len tehlike'l-ümmetü. "Ümmet helâk olmayacak."

Hangi ümmet?

Resûlullah'ın ümmeti, Ümmet-i Muhammed helâk olmayacak.

Hem de nasılken?

Ve in kânet dâlleten mudilleten. "Hem kendisi sapıtık olsa hem de başkalarını saptırıcı olsa yine ümmet helâk olmayacak." Allah Allah! Ümmet şaşırmış. Başkalarını da şaşırtmak için yalan yanlış şeyler söyleyip duruyor yine de helâk olmuyor.

Nasıl oluyor? Arkasına dikkat et!

İzâ kâneti'l-eimmetü hâdiyeten mehdiyyeten. "Başındaki imamlar, yöneticiler, idareciler, başkanlar, emirler hâdi doğru yolda, mehdî Allah'ın doğru yola hidayet etmiş olduğu has halis kimseler oldukça." Baştaki imamlar önderler has halis kimseler oldukça bu ümmet yolunu sapıtmış şaşırmış da olsa, helâk olmayacak. Baştakiler iyi oldukça... Yine söylüyor Peygamber Efendimiz mükerreren, "Bu ümmet kötülük yapıcı da olsa sapıtıcı da olsa baştakiler doğru yolda olduğu müddetçe helâk olmayacak." Hidayet üzere olduğu müddetçe, Allah'ın hidayetini takip ettiği müddetçe.

Demek ki çok mühim, baştakilerin durumu yani ümmeti idare edenlerin durumu fevkalede önemli. Onlar doğru yolda oldu mu avamın sapıtıklığı ziyan etmiyor.

Allah onlara doğru yolu göstersin, doğru yoldan, Hak'tan ayırmasın.

Avam koyun sürüsü gibidir. Koyun sürüsü koca bir sürü hayvandan meydana gelir. En öndeki nereye giderse arkadaki bu nereye gidiyor diye bakmaz yürür gider. Bir tanesi kendisini uçuruma atsa hepsi peş peşe uçuruma atar. En öndeki koyun kendisini uçuruma atsa bir kaza bir kızgınlık bir korku bir ürkme hepsi peşinden gider çobanlar durduramaz. Önüne gelirsin, o gitti diye durmaz, atlar sağdan soldan kaçar hop uçuruma. Avam koyun gibidir

Demek ki buradan şu çıkıyor ki; eğer bir insan idareci durumundaysa omzunda çok büyük mesuliyet var. Arkasındaki sürünün mesuliyeti var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun için buyuruyor ki:

Küllüküm râ'in ve küllüküm mes'ûlün 'an ra'iyyetihî. "Hepiniz çobansınız. Hepinizin sürüsü var, hepiniz de o sürüden sorguya suale çekileceksiniz." Peygamber Efendimiz, hepiniz mesuliyetlisiniz, hepinizin vebali var diyor. Yok benim hiç öyle bir önderliğim başkanlığım yok filan deme, sen de bir evin reisi değil misin, sen de bir baba değil misin, senin de bir sözünü dinleyen üç beş kişi yok mu, evin yok mu senin?

Var.

Birkaç kişi yok mu senin kazandığın parayla senin yanında geçinen yaşayan?

Var.

İşte sen de onların başkanısın. Vebali senin omzunda. Onların doğru yolda olması, Hakyolu öğrenmesi, Allah'ın sevdiği kul olmasının o tarzda yetiştirilmesinin vebali senin omzunda.

Hepimize sorgu sual var. Hani insan imamlar, baştakiler filan diye hep kabahati yukarıya atar atar da kendisini temize çıkarmak ister. Hepimizde bu mesuliyetin payı vardır. Hepimiz hiç olmazsa kendi ailemizi düzeltiriz. Nasıl insanın vücudu hücrelerden meydana geliyorsa bu cemiyet de ailelerden meydana geliyor. Bu cemiyetin hücreleri ailelerdir. Aileler iyi oldu mu umumiyetle cemiyet iyi olur. Aileler müslüman oldu mu cemiyet müslüman olur. Aileler müslüman oldu mu çocuklar müslüman olur. Dürüst iş yaparlar, hile hud'a, yalan yanlış iş yapmazlar, her iş muntazam gider.

Hiçbir şeye güvenemiyorsun ki! İlaç alıyorsun, sıkıyorsun tüp boş çıkıyor. İçine hava basmışlar. Eczaneden ilaç yaptırıyorsun, müessir maddesi yok sürüyorsun sürüyorsun şifa bulmuyorsun. Memuru arıyorsun yerinde yok, ruhsat çıkartacaksın mâlum zorluklar, bilmem neler. Bakıyorsun en olmadık yerde [değişik binalar.] Hani burada üç kattan fazla olmaması lazımdı? Beş kat çıkmış. Herkes yalan yanlış iş yapıyor, yani parayı gördü mü yanlış işler gırla gidiyor, çok yapılıyor ama herkes iyi olursa bunlar yapılmaz.

Len tezâle ümmetî 'alâ sünnetî mâ lem yentazıru bi-fıtrihim tulû'a'n.

Bu hadîs-i şerîf de biraz oruçla ilgili biraz da ümmetin durumuyla ilgili. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Benim ümmetim sünnetime uymaya devam edip duracaklar." Sünnetim üzere yaşamaya devam edip duracaklar.

Ne zaman?

Mâ lem yentazıru bi-fıtrihim tulû'a'n-nucûmi. "İftar etmek için yıldızların doğmasını beklemedikleri müddetçe sünnetim üzere yaşamaya devam edecekler."

Ha ne demek bu?

Yahudiler, Nasraniler oruç gibi ibadetleri yaptıkları zaman güneş iyice batıp aydınlık kaybolup da göğe yıldızların çıkmasını beklerlermiş geciktirirlermiş. Halbuki bizim sünnet-i seniyyemizde, Peygamber Efendimiz'in bize tavsiye ettiği şeyde oruç tutmuşsa iftarı acele etmek lazım.

Mesela yarın akşam kandil akşamıdır. Hem pazartesidir hem kandildir, oruçlu olmak iyi. İnsan yarın oruca niyetleniverse iyidir. Akşam hemen açmak lazım yani ezanla beraber hemen birazcık su birazcık üzüm veya yanında gezdirdiği bir şeyle hemen açıvermeli. İftarda acele etmek sünnettir, müstehaptır. Eğer onu geciktirirlerse huyları değişmiş, sünneti unutmuş, ümmet şaşırmış demektir. Burada şerhte diyor ki; Allah'ın emirlerini Peygamber Efendimiz'in tavsiyelerini değiştirip kendi akıllarına tâbi oluyorlar. O zaman ortada sünnet filan kalmıyor.

Biz iyi müslüman olarak nasıl yaşamalıyız?

Aklımı kullanırım efendim.

Aklını öyle gelişi güzel kullanamazsın. Hintli de aklını kullanıyor öküze tapıyor.

Bunun da aklı yok mu?

Var ama öküze tapıyor. Onun aklı onu öküze taptırtıyor.

Neden tapıyorsun bu öküze?

Canım ne mübarek hayvan, bak tarlaları sürüyor bereket sembolu bilmem ne. Bırak ya zavallı hayvan işte! Bir şey söylesen yanında bir şey yapsan iki saat sonra başını çevirir. Bunun öyle tapılacak bir tarafı var mı? Anlatamazsın!

Öyle başlı başına akıl yok. Akıl şaşırdığı için Allah peygamber göndermiş. Dünya üzerinde ne kadar insan varsa o kadar akıl vardır. Herkesin aklı ötekisinden farklıdır. Hiçbirisi ötekisine benzemez, herkes bir başka türlü düşünür. Senin en beğenmediğin şey ötekinin yanında makbuldür.

Şimdi biz duyuyoruz Avrupa'da faşing (fasching) denilen bir şeyler varmış, faşing. O zaman herkes zil zurna sarhoş oluyor, deli divane gibi eğleniyor, yerlere yatıyor sokaklarda nara atıyor, ses çıkartmaca yok. Allah Allah! Ne rezalet! Kocasının yanında kadına sarılıyorlar, böyle acayip, garip garip şeyleri anlatıyorlar. Allah Allah! Bu gavurlar deli mi, ne biçim şey filan der insan değil mi? Bizim normal mantığımız öyle diyor.

Bizim arkadaşlardan birisi İngilizce derslerine kursa gittiği için orada başka kimselerle de bir arada bulunuyor. Onlardan birisi demiş ki;

Faşingler ne güzel!

Neresi güzel bunların, niçin güzel?

E insan her türlü kötülüğü yapıyor deşarj oluyor!

İyi ki bir deşarj olmayı öğrenmişsin! Deşarj oluyormuş, ne güzelmiş o rezaletler! Zil zurna sarhoş olup yolun kenarına sızmak ne güzelmiş!.. Bak akla!Demek ki o adamı başa geçirsek, herkes deşarj olsun diye milleti zil zurna sarhoş edecek. Akla bak! Olmaz!

Aklı şer'i şerif yani kainatı yaradan Allahu Teâlâ hazretleri yönlendirirse, şeriat terazisinde tartılırsa [işe yarar.] Teraziyi eline alırsın iyiyi kötüyü doğru ölçer, yoksa iyinin kötünün hiçbir ölçüsü yoktur. Sana göre iyi olan bir şey, karşı tarafta cerbezeli çenesi kuvvetli olan bir adam çıkar, tam aksi olan şeyi müdafaa eder. Senin iyi dediğine kötü der, kötü dediğine iyi der.

O zaman hakem ne?

Uyuşamıyoruz hocam, beş kişiyiz beşimizin de fikri ayrı ayrı.

Adalet nereden olacak, hakem ne?

Hakem şeriat. Hakem Kur'ân-ı Kerîm, hakem Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Bir insan Resûlullah'ı kendisine hakem tayin etmedikçe ve onun hükmüne de razı olmadıkça müslüman olmaz. Âyet-i kerîme var hakkında. Resûlullah'ı hakem seçeceksin; ne buyurduysa öpüp başına koyacaksın, tamam diyeceksin, içinden itiraz gelmeyecek, kalbinde bir sıkıntı duymayacaksın. Resûlullah böyle buyurmuş canım kurban diyeceksin. Ne âlâ! Öyle demezsen iyi müslüman değilsin, tam müslüman olmadın. Ayet-i kerimelerde böyle bildiriliyor. O halde insanın oruçta, namazda, abdestte, mesh vermekte vesairede şunda bunda [olan şeyleri mantıkla çözmesi zordur.]

Benim mantığım bunu kabul etmez.

Dur, senin mantığın filan yok, dur bakalım. Resûlullah bir şey söylemiş mi söylememiş mi? Senin mantığın nedir ki? Sen nesin ki? Âciz nâçiz bir insansın! Seni bir hokkabaz karşısına alır elini şöyle yapar böyle yapar uyutur, aldatır, ikna eder. Sen nesin ki, benim aklım almaz ne demek? Şeriatta öyle mi değil mi? Allah'ın Resûlu şöyle buyurmuş mu buyurmamış mı? diyeceğiz.

Bana göre böyle!

Sen kimsin? Dur, sana göre [diye bir şey] yok. Hadîs-i şerîfte nasıl geçiyor? Mezhebimizde nasıl, dinimiz nasıl buyurmuş?

Efendim domuz etinin ne şeyi varmış?

Olmaz! Allahu Teâlâ hazretleri domuz etini yasak etmiş, bitti. İsterse faydaların milyon tanesini toplanmış olsun onun üzerine, bitti. Ama zararın milyon tanesi toplanmış. Elhamdulillah ki Allahu Teâlâ hazretlerinin her emrinde her yasağında hikmet var.

Ama imtihan için bize bir başka bir şeyi de yasaklasaydı ne yapacaktık?

Yine tutacaktık. Ne dediyse onu yapmamız lazım. Madem Rabbimiz, madem biz O'na iman ettik, madem âmenna ve saddakna dedik amentü billah dedik dediğini yapacağız.

Şu hadîs-i şerîfe de dikkat edin!

Len tü'minû hattâ tehâbbû. "Biribirlerinizle sevişmedikçe, sen onu o seni sevmedikçe, karşılıklı bir muhabbet içinde olmadıkça iman etmiş olmayacaksınız." Len tü'minû. "İmana erişememiş olacaksınız, erişemeyeceksiniz imana." Hattâ tehâbbû. "Biribirinizi sevmedikçe."

Karşılıklı birbirinize karşı muhabbet olacak sevgi olacak. O olmadıkça imanınız kâmil bir iman olamayacak. Nâkıs, eksikli, kaba saba yarım yamalak olacak.

Evelâ edüllüküm 'alâ mâ tehâbbûne 'aleyhi. "Onu yaptığınız zaman biribirinizi seveceğiniz bir şeye sizi delalet edeyim mi, göstereyim mi, öğreteyim mi, kılavuzlayayı mı?" Size bir şey tavsiye edeyim mi onu yaptığınız zaman aranızda sevgi olsun? diyor Peygamber Efendimiz. Ve arkasından emrediyor;

Efşu's-selâme beyneküm. "Aranızda selâmı yayın." Vellezî nefsî bi-yedihî. "Şu canım, şu nefsim kudreti elinde olan Allah'a and olsun ki..."

Hepimizin öyle değil mi?

Canımız Allahu Teâlâ hazretlerinin yed-i kudretinde. Ne dilerse öyle yapar; yaşatırsa yaşatır, öldürürse öldürür. "Canım kudreti elinde olan Allah'a and olsun ki;"

Lâ tedhulûne'l-cennete hattâ terâhamû. "Biribirinize merhametli olmadıkça cennete girmeyeceksiniz. Dediler ki;

Kâlû yâ rasûlallah küllünâ rahîmün. "Ey Allah'ın Resûlü! Hepimizde merhamet var, hepimiz merhametliyiz, acırız." Kâle innehû leyse bi-rahmeti ehadiküm hâssaten. "Benim söylediğim bir kişinin merhameti değil..." Ve lâkinne rahmete'l-'âmmeti rahmete'l-'âmmeti. "Fakat umumun merhametidir. Veyahut umuma karşı olan merhamettir."

Buradan iki mânaya çıkıyor; yani içinizden iki üç kişi merhametli olmuş mühim değil. Gerisi gaddarsa, zalimse, karşısındakileri kıvrandırmaktan sadistçe zevk duyuyorsa üç beş kişinin merhametli olmasının kıymeti yoktur. Veyahut da biribirinizi küçük küçük seversiniz, komşunuzu, akrabanızı, hemşehrinizi seversiniz ama umumen müslümanları sevebiliyor musun? O mana da gelebilir, yani umuma karşı bir gönül merhameti...

Efendim ben Sivaslıyım, benim memleketimdekileri severim ama şu hududun öbür tarafındaki Kayserililere diş bilerim.

Olmadı! Şurası Kayseri il hududu, biz bir futbol maçı yapmıştık, o futbol maçında aramızda kavga çıkmıştı, aramızda münaferet var! Şu Kayseri ili hududunun bu taraftakine diş biliyorum, bu taraftakiler benim kardeşim Sivaslı hemşerilerim tamam. Öbür taraf elime düşmesin.

Olmaz! İnsanların çizdiği çizgiden öyle şey [düşmanlık] olur mu?

Herkesi seveceksin. Bütün müslümanları seveceksin. Hepsine karşı içinde bir sevgi varsa o zaman cennete girecek insan. Hele bir yoklayın bakalım kalbinizi. Hele bir yoklayın bakalım ne kinler vardır kalbimizde. Ne kızgınlıklar vardır, ne kırgınlıklar vardır, yüzüne gülüp de arkasından birbirimize ne yaka silkeriz.

Şairin birisi diyor ki; Allah düşürmesin! Düşmanlara fırsat kalmadan dostlar insanı öyle bir yağmalar ki insanın aklı şaşar. Düşmanlara kalmadan insanı dostlar yağmalar!

Hakikaten insanların bir acayip tabiatı vardır. Müslümanlık işte böyle şeyler. Bir bakıma Müslümanlık kolay, lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diyorsun müslüman oluyorsun ama kalbin pak olacak, bütün müslümanlara karşı sevgi, merhamet dolu olacak. Öyle Sivas-Kayseri, doğu-batı yapmayacaksın.

Efendim ben Kürt asıllıyım şimdiye kadar Türkler efendi olmuş şimdi de ben efendi olacağım.

Ya kim çıkarttı bunu? Biz eskiden beri hiç Kürt Türk ayırdık mı? Vallahi ayırmadık. Ayırmadık paşa yaptık ağa yaptık. Ne hudutta ayırdık, ne tahsilde ayırdık, ne terbiyede ayırdık.

Karadenizliye bir şaka yaparız, "hay sen celdin cittun" dedi diye, ötekisinin başka bir konuşmasına takılırız ama birbirimizi severiz. Öyle bir ayrım yapmayız yapmadık, bunu aramıza düşman sokuyor.

Ne olacak yani, sen oraya ayıracaksın, ayrı şeyin [ülken] olacak da ne olacak?

Rus'un ağına düşeceksin. Petrol bölgesine insin diye oradan seni kopartacak, buradan ötekisini kopartacak. İran'dan, Kafkasya'dan Basra'ya kadar bir mıntıkaya sahip olacak sen de uzaktan bakacaksın.

O zaman hasretle, tüh! Bir zamanlar ben buraya vize almadan giderdim, ne güzel buraları dolaşır gelirdim, benim diyarımdı dersin. Bırakmaz kâfir.

Şimdi öyle değil mi bak?

Hacca gideceksin bir bizim memleketten bir Suudi Arabistan'dan müsaade alacaksın. Gideceksin Suriye sefaretine dil dökeceksin; Ürdün, Irak sefaretiyle uğraşacaksın; Kuveyt adamı yanına sokmaz.

Ne o?

Hacca gideceksin, dolaşacaksın geleceksin.

E 70 yıl önce her taraf senindi! Yetmiş yıl önce yazın o buraya gelirdi sen oraya giderdin. Hiçbir farkı yoktu. Okuduğumuz şu Mevlid-i Şerîf'in yazılmasıyla alakalı deniyor ki;

Vâizin birisi çıkmış da olmadık bir söz söylemiş, o zaman Bursa'daki alim bir Arap kalkmış;

"Sen bu âyeti yanlış tefsir ediyorsun Hz. Muhammed peygamberlerin en üstünüdür." diye münakaşa etmiş. Şimdi bu kıssayı hep bilirsiniz de; ben bunu okuyunca kendi kendime dedim ki, Demek ki o zaman da Arabistan'dan kardeşlerimiz Bursa'nın havası, suyu güzel diye geliyordu orada kalıyordu. Ne güzel! Onlar buraya geliyordu biz oraya gidiyorduk, ne güzel oluyordu! Onların petrolü bize gelirdi bizim meyvamız ona giderdi. Ne güzel olurdu beraber olsaydık!

Düşman ayırdı bizi, düşman geldi ayırdı, Suriye'yi düşman aldı. İtalyanlar, Fransızlar aldı. Lübnan'ı ayrıca ayırdılar, Filistin'i parça parça, lokma lokma ayrı ayırdılar, hepsi bizimdi. Benim dedem oralarda şehit oldu toprağı bile belli değil, yeri belli değil. Hepsi bizimdi gitti.

Bizim derken kim yani?

Hem sen, hem ben, hem Arap. Fark yoktu ki? Hem Kürt, hem Türk, hem Çerkez, hem Boşnak... Müslüman olduktan sonra ne olacak? Hepsi kardeşim, başımın üstünde yeri var, ne olmuş yani? Güzel, terbiyeli, Allah'a iman etmiş bir kul olsun, Allah'a hamd ü senâlar olsun, ne var?

Biribirimizi sevmek önemli. Kin gütmeyeceğiz. Çocuklar böyle değil. Biz şimdi burada böyleyiz de sen git bir de delikanlıları seyret bakalım. Yeni yetişen delikanlılar bölgelere göre milletlere göre nasıl ne duygularda bakalım. Hacca giderken ben bir Arap memleketinden geçiyorum da; Türkler! Gidin memleketinize diyor.

Ne olmuş ne yapmış Türkler?

Gidin memleketinize diyor. Bak nasıl düşmanlık [tohumları ekilmiş]!

Biz de pis Arap diyoruz, demiyor muyuz?

Arabın birisi Libya'da bana boynunu büktü; "Siz Türkler Arapları sevmiyorsunuz." dedi.

Yapma dedim severiz, kardeşimizdir, yok böyle bir şey.

Yok, sevmiyorsunuz dedi.

Nereden çıkarttın dedim? Doktor adam, üniversitede hoca, sıradan birisi değil.

Ben İstanbul'a geldim durumu biliyorum dedi.

Yapma yahu? dedim.

Evet, Mısır çarşısında meyve alıyordum, manav yanındaki köpeğe "Arap Arap Arap" diyordu dedi.

Eyvah, eyvah! Doğru! Dedim ki;

Yahu doğrusun ama yine yanlışsın. Çünkü biz ona Arap derken onun Arap kavminden olduğunu düşündüğümüzden söylemiyoruz. Türkçe'de Arap sözü esmer, kara mânasına gelir de, kara renkli köpeğe Arap Arap deriz ama demek ki dememek lazım.

Eyvah dedim, bu fikir nasıl bozmuş arayı. Diyor ki;

Siz Türkler hakaret edersiniz bize.

Etmeyiz ya diyorum, adam bana inanmıyor. Delil olarak bunu getiriyor.

Sözümüze dikkat edeceğiz. Tabii köpeğe Arap denir mi? Kara de, karalığını söylemek istiyorsan "Kara gel!" de. Hakikaten yanlış bir şey. Hata bizde!

Allah birbirimizi sevmek, birbirimize muhabbet etmek nimetini cümlemize ihsan eylesin. İçimiz biribirimize karşı sevgiyle merhametle dolsun taşsın da gül gibi yaşayalım. Âhirette de Allahu Teâlâ hazretlerinin cennetine el ele tuta tuta girelim. Türkü, Kürdü, Acemi, İngilizi... İngilizden Amerikalıdan nice müslüman adamlar var. Sakal bırakmış sarı sarı. Sarık sarmış, cübbe giymiş. Bu Londra'nın içinde güzel Müslümanlık yapılmıyor demiş, çekilmiş civar kasabaya. Bir çiftlik almış, helal olsun diye koyunları kendisi kesiyor, hanımlarını örtüyor, çocuklarına Kur'an'ı öğretiyor.

Ben Mâlikî mezhebindenim diyor. İmam Mâlik hazretlerinin Muvattâ kitabını ezberliyor. Hadîs-i şerîfleri okuyor gözleri yaşarıyor, ibadet ediyor. Allah diyor. O benim kardeşim değil mi?

Allahu Teâlâ hazretleri bizi hakîki müslüman etsin, İslâm'ın ahkamını bilen kullar eylesin. Rızasına uygun yaşayan kullar eylesin. Huzuruna yüzü ak, alnı açık olarak, sevdiği, razı olduğu kullar olarak, "Gel kulum!" diye iltifat ettiği kimseler olarak gelmeyi, girmeyi nasip eylesin.

Fâtiha-ı şerîfe mea'l-Besmele.

Sayfa Başı