M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Acele tevbe etmek lazım

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Cumanız mübarek olsun.

Allahu Teâlâ hazretleri nice cumalara, kandillere, mübarek günlere, sıhhat afiyetle eriştirsin ve o mübarek günlerin bereketinden, feyzinden, rahmetinden, sevabından istifade eden, faydalanan kullardan eylesin cümlrnizi.

Receb ayı tevbe ayıdır.

Tevbe: Allahu Teâlâ hazretlerine sağlam, samimi, candan, gerçek bir dönüşle dönüp Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği bir kul olmaya karar vermektir. Tevbe budur. Günahları bırakmak, "Bundan sonra ben iyi bir insan olacağım, Allah'ın istediği bir kul olacağım." diye düşünmek, karar vermek, azmetmek, azm ü cezm ü kast eylemek ve o azminde sabit olmak, sebat göstermek; sözünde sadık, vefalı olmak, günahlara dönmekten, Allah'ın istemediği yollara tekrar rücu etmekten sakınmak, çekinmek; Cenâb-ı Hakk'ın yolunda günden güne daha güzel bir gelişme göstererek ilerlemektir!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "İki günü müsavi olan ziyandadır!" diyor. Kitaplarda da yazılmış ki; "Bir insanın bugünü dünden daha fenaysa çok büyük ziyanda, zararda demektir. Onun için ölüm daha iyidir çünkü her yaşadığı gün zararı biraz daha artacak! " Bu da tabii çok anlamlı bir söz! Ölüm işin içine girince zaten insanın yüreği hopluyor ve aklı biraz başına gelir gibi oluyor.

Ölüm daha iyi olacak bir durum. Ölüm olacak ama zararda iken, elinde bir kâr yokken Allah'ın huzuruna yüzü kara varmak çok kötü bir şey! Tevbe ile, iyi niyetle varmak, iyi bir şeyler yapmaya azmetmişken ve ömrü boyunca da imkânı yettiğince onları yapmış olarak ölmek güzel şey!

Araplar nehmâ emken, "imkân olduğu nispette" diyorlar.

Karınca kararınca, kulun gücünün yettiğince, güzel bir şey yapmaya çalışarak, hüsnü niyetini arz ederek, "Yâ Rabbi! Senin dergâhına layık değil ama…" [diyerek], her ne kadar layık değilse de yine Allahu Teâlâ hazretlerinin yoluna baş koyarak, ibadet yolunda ömrünü geçirerek yaşayıp huzuruna Allah'ı, Allah'ın yolunu severek varmak çok daha güzel bir şey!

Binâenaleyh tevbe ilk adım, önemli bir adım olmuş oluyor. Üç aylar mevsimi böyle bir adım için çok müsait bir ortam ve zaman teşkil etmiş oluyor. Binâenaleyh herkese iletmek istiyorum ki hayatımızın bir ciddi yorumunu, muhasebesini yapalım; "Şimdiye kadar geçirdiğimiz hayatın Allahu Teâlâ hazretlerinin nazarında değerlendirilmesi nedir, mizana konulduğu zaman acaba sevap tarafı mı ağır gelecek günah tarafı mı ağır gelecek?.." diye düşünmeliyiz.

Hz. Ömer radıyallahu anh bizlere nasıl tavsiye buyurmuş?

Zinû a'âeleküm kable en tûzenû. "Ölüp de âhirette, mahkeme-i kübrâda amelleriniz tartılmadan önce dünyadayken siz amellerinizi kendiniz tartınız. Kendi aklınızla, fikrinizle; kârda mısınız zararda mısınız kendi muhasebenizi bir yapınız, kendinizi bir kontrol ediniz!" buyuruyor.

Hayatımıza kuşbakışı, tepeden ve umumi bir bakışla; "Acaba benim hatalı olan şeylerim nedir ve benim bu görünen geçmiş hayatım nasıl geçmiştir, bunun sonucu ne olur, bunlar tartılırsa lehime mi bir sonuç çıkar aleyhime mi bir sonuç çıkar?.." diye hepimizin düşünmesi lazım.

Bunu ibadet yolunda olan insanların dahi düşünmesi lazım. Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerine layık güzel kulluk etmek ince bir iştir, kolay değildir. İnsan bir şeyler yapıyorum sandığı zaman bile çok yanlışların içinde olabildiğinden, çok dikkatli ve müteyakkız olmalıdır. Ama bir de Allah'ın umumi, herkese emretmiş olduğu farzlarını dahi yapamayan, haramlarından dahi kaçınmayan, tamamen feci durumda olan insanlar var. Onların da hesabını çok ciddi yapması lazım.

Bu gibi kimselerle ilgili bir hadisi şerifi nakletmek istiyorum. Biliyorsunuz, Hadîs-i şerîflerin içinde bir kategori, bir cins olan hadîs-i şerîfler var, onlara kutsî hadisler deniliyor. "Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyurur, buyuruyor…" diye Peygamber Efendimiz'in Allahu Teâlâ hazretlerinden naklederek bize bildirdiği sözlere hadîs-i kutsî deniliyor. Bunlar çok tatlı ve çok önemli, tüyleri diken diken edici, ürpertici, insana saygı, haşyet ve huşu duyguları verici oluyor. Özellikle Allahu Teâlâ hazretlerinin böyle buyurduğunu Resûlullah'ın ağzından duymuş olunca insan çok etkileniyor.

Bu hadîs-i şerîfleri muhtelif kitaplarda toplamışlar. Bizim İstanbul Müftülüğü de yapmış olan bir dostumuz, kardeşimiz, -hatta bir ara benim sınıf arkadaşım da olmuştu- rahmetli Fikri Yavuz var. Bu mübarek Cuma gününde ruhu şad olsun.

Allah cümle geçmişlerimizle beraber âhirete göçmüş analarımıza, babalarımıza, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, dostlarımıza rahmet eylesin. Kabirleri nur dolsun, ruhları şad olsun, makamları yüksek olsun. Allahu Teâlâ hazretleri onların nurlarını, sürurlarını, kabirlerinde ziyade eylesin, kabir istirahatleri daha artık olsun, daha güzel durumda olsunlar. Geçmişlerimize, vefat etmiş yakınlarımıza dua ediyoruz.

[Fikri Yavuz] bir kitap terceme etmiş. Eski Osmanlı alimlerinden, Kâdirî şeyhlerinden Muhammed Mekkî isimli bir zâtın [kitabını dilimize terceme etmiş]. Trabzonlu'ymuş ama Mekke'de ve Medine'de bulunduğu için bu isimle anılmış. 1123 hicrî yılında, 1711'lerde Medine-i Münevvere'de vefat etmiş. Onun naklettiği hadîs-i şerîfleri rahmetli Fikri Yavuz terceme etmiş. Bu Kâdirî şeyhine de Allah rahmet eylesin, makamı yüce olsun.

Allah'ın sevgili kullarının Allah indinde nice makamları vardır. Mevlâ'mız makamlarını daha da yüksek eylesin. Bu büyüklerimizin mânevî iltifatlarına, himmetlerine, teveccühlerine cümlemizi nail eylesin.

Böylece hem Fikri Yavuz kardeşimizi rahmetle anmış hem de merhum müellif efendiyi kaddessallâhu sırrahu, bütün şeyhlerimizle birlikte ona da Allah yüksek makamlar ihsan eylesin.

Onun kitabından naklettiği bir hadîs-i şerîfi biz okuduğumuz için tabii ona da sevap gidecek.

Hadîs-i şerîfi can kulağıyla dinleyelim, içinde çok etkili sözler var:

Yekûlullâhu Teâlâ. "Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki…" diyor Peygamber Efendimiz.

Kendisi naklediyor, hadîs-i kutsîdir.

Yebni âdem ilâ metâ tatlubu't-tevbete ve tüsevvifü'l-evkât.

"Ey Âdemoğlu!.."

Hepimiz Hz. Âdem babamızın torunlarıyız, evlatlarıyız. Hz. Âdem'den türemiş cins olarak âdemoğullarıyız, kadın-erkek hepimiz insan nesliyiz. Yebni âdem, "Ey Âdemoğlu" dediği zaman bu hitabın muhatabıyız.

Allahu Teâlâ hazretleri bir soru ile âdemoğluna hitap ediyor, bizlere sesleniyor:

İlâ metâ tatlubu't-tevbete ve tüsevvifü'l-evkât. "Ne zamana kadar tevbeyi isteyeceksin ama zamanı tehir edeceksin? Ne zamana kadar tevbeyi canın istediği hâlde geciktireceksin, zamanı öteleyeceksin?!.." diye soruyor.

İyi şeyleri tehir etmek biz insanoğullarının bir kusurudur, şeytanın bizi aldatmasıdır. Vaktinde yapmamak, daha sonraki bir zamana ötelemek, bırakmak; buna tesvif deniliyor.

Sevfe ef'alü. "İlerde yapacağım."

"Yaparım inşaallah, şu kadar zaman sonra, şu kadar sene sonra veya yarın yaparım…" bile dese şimdi yapmayıp tehir etmesi doğru değil!

Bir insan tevbeyi, iyi bir müslüman olmayı ve Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmeyi istiyorsa hemen girsin! Niye tehir ediyor, niye bir saniye sonraya bırakmayı, niye yarına bırakmayı, bir yıl, elli yıl sonraya, kırk yaşını geçtikten sonraya [bırakıyor]?!..

"Haccı yapıp ondan sonra yapacağım, emekli olacağım ondan sonra yapacağım…" diye ilerdeki bir tarihe bırakıyor.

O tarihe çıkacak mı çıkmayacak mı?

Çıkmayabilir, çıkmayanları görüyoruz! Etrafımızda gelinlerden, kızlardan, gençlerden, delikanlılardan, hatta bebeklerden nice insan var; aramızdan ayrılıyor, gözyaşlarıyla defnediyoruz. Yaşlılar kalıyor da gençler gidiyor: Hastanın başında hastaya bakmak için nöbet tutan insana ecel geliyor, ölüyor da hasta hastalıktan kurtuluyor, daha nice yıllar yaşayabiliyor…

Tevbeyi istiyorsan, Cenâb-ı Hakk'ın yolunun iyi olduğunu hissediyorsan, iyi müslüman olmayı arzu ediyorsan niye tehir ediyorsun, hemen Cenâb-ı Hakk'ın yoluna gir!

Accilû bi't-tevbe. "Tevbeye acele et!" Tevbeyi hemen yapmak lazım!

Tevbe; sözle, "Tevbe yâ Rabbi! Beni affet yâ Rabbi!.." demek değildir. Tevbe; hayat tarzını, yönünü, kafasını, gönlünü değiştirmektir. İnsanın gayelerini, ideallerini değiştirmesidir, güzel tarafa dönmesidir, kötülükleri bırakmasıdır, hayatında dönüş yapmasıdır.

"Falanca adam vardı bir dönüş yaptı çok iyi müslüman oldu." diyoruz.

Daha önce nasıldı?

"Meyhaneden çıkmazdı, içki içerdi, kumar oynardı; haylazdı, yol kesiciydi, hayduttu…"

Tarih kitaplarında böyle insanlar var: Haramiymiş, dağ başlarında kervan soyarmış, silah çekermiş, soygunculuk yaparmış. Allah bir vesile ile gönlüne bir yumuşaklık vermiş, dönmüş; Allah'ın yoluna girmiş. Çok gözyaşı dökmüş ibadetler etmiş, ondan sonra çok iyi insan olmuş. Tarihe çok büyük insan olarak geçmiş.

Hakikaten de insan pişman olup da iyi yola girdiği zaman Allahu Teâlâ hazretleri geçmiş günahlarını defterden siliyor; o olayların cereyan ettiği araziye, bölgelere, eşyalara, meleklere her şeye o olayı unutturduğunu bildiriyor! Affetti mi, tam sildi mi kimsenin bilmeyeceği bir hâle getirebiliyor. Mâzîsi ne kadar karanlık olsa, suçlarla dolu olsa Allahu Teâlâ hazretleri bir insan iyi bir dönüşle döndü mü onları affedebiliyor.

"Falanca artist açık idi, sonradan dönüş yaptı, örtündü. Filanca sanatkâr şöyle şöyle kötü bir ömürden sonra şöyle bir dönüş yaptı, örnek bir insan oldu. Filanca hapishaneden filanca azılı, sabıkalı bir tevbe etti, ondan sonra bir numaralı müslüman, mütedeyyin Allah'ın sevgili kulu, hayırlara koşan, insanlara faydalı olan iyi bir kişi hâline geldi…" diyoruz.

Amerika da bir şehirde bana camide çok güzel hizmet eden, yaşlı zenci bir müslümanı gösterdiler. Yaşlanmış ama çok güzel hizmet ediyordu. Cleveland şehrinde.

"Hocam, bu kim biliyor musunuz?" dediler.

Oraya ilk defa gittiğim için; "Bilmiyorum." dedim.

Onlar meraklandırmak, sonucun önemini belirtmek için soru sorarak söze başlıyorlar:

"Bu şahıs buranın mafya çetesinin reisiydi, gangsterdi ama sonradan işte böyle düzeldi, müslüman oldu, şimdi de çok güzel Müslümanlık yapıyor!" diye söylediler.

New York'ta birisini söylediler: Teksas'ta petrol kuyuları olan bir yahudi müslüman olmuş.

"Samimi, gerçekten müslüman olmuş mu?" dedim.

"Çok güzel müslüman hocam, caminin hizmetlerini yapıyor, eşikte oturuyor, gayet güzel ahlâk sahibi, çok mütevazı, çok güzel hizmetler, ibadetler ediyor…" dediler.

Dönüş, tevbe bu: Gerçek bir dönüş, hepimiz için gerekli!

Hepimiz hayatımızın geriye dönük muhasebesini yapıp bir dönüş yapmalıyız.

Nereye dönüş yapmalıyız?

Güzelliğe, fazilete, iyiliğe, dindarlığa, Allah'ın sevdiği yola, Allah'ın sevdiği bir insan olmaya dönüş yapmalıyız.

Hocamız, şeyhimiz Mehmet Zahid Efendi hazretleri rahmetullâhi aleyh son, yaşlı günlerinde hasta hâliyle, -Allahu âlem herhalde ne zaman vefat edeceğini de hissettiği bir zamanda- buyurmuş ki;

"Hayatta her şey boş; mevki, makam, rütbe… İster dünyevî rütbe, ister askerî rütbe olsun; komutan olsun, mareşal olsun, general, bakan, başbakan, reisicumhur olsun… İster manevî makam olsun; derviş olsun, şeyh olsun… Mühim olan Allah'ın sevgili kulu olmak!" buyurmuş. Mühim olan o!

Allah'ın sevdiği bir kulu olmalıyız çünkü onun huzuruna varacağız. Bu dünya hayatı ne kadar çok olsa da bitiyor, bitecek, az kaldı. Yunus Emre'nin güzel şiirleri var, kendi tabiriyle;

Tez geçer sağışlı gün diyor. Sağışlı gün, "sayılı gün" demek. Tez geçer sağışlı gün. Ne kadar çok olsa da günlerimiz bitecek, Allah'ın huzuruna varacağız, O'nun divanına duracağız, O'na hesap vereceğiz ve yaptıklarımızın karşılığını O'ndan bulacağız.

Her gün en az kırk defa okuduğumuz Fâtiha'da ne buyuruluyor?

Mâliki yevmi'd-dîn. "Allah kişilere, ettiklerinin; cezalarının ve mükâfatlarının verildiği günün mâliki olan Allah!"

Herkes ettiğini bulacak, kimsenin ettiği yanına kalmayacak! Zerre kadar hayır işleyen, âhirette işlediği hayrın karşılığını görecek; zerre kadar şer işleyen, işlediği şerrin cezasını görecek! Bunu biliyoruz, o hâlde iyi ve faydalı insan olmaya, Allah'ın sevdiği kul olmaya dönmemiz lazım ve bu dönüşü de ilerdeki bir tarihe atmamamız lazım.

"Hocam, haklısın, ağzından yağ bal akıyor, çok güzel söylüyorsun, ağzına sağlık, sağ olasın, var olasın, tamam yapacağım hocam. Hele bir on sene geçsin…"

"Olmadı!"

"Hele bir sene geçsin…"

"Olmadı!"

"Hele bir gün geçsin…"

"Olmadı!"

"Hele bir saat geçsin…"

"Olmadı, hemen, acele tevbe etmek lazım!" Çünkü bir saat ya da bir dakika sonra yaşayacağımızı bilmiyoruz.

"Tevbe Yâ Rabbi! Senin yoluna döndüm, bundan sonra iyi kulun olacağım!" dememiz lazım. Bu tesvif dediğimiz ileriye bırakmak, şeytanın bir oyunudur.

Şeytanın çok çeşitli oyunları var. Şeytan gücü yeterse bir insana, doğrudan doğruya kötülük yaptırtıyor: "Şu kötülüğü yap, şu cinayeti işle, şu hırsızlığı yap, şu günahı işle..." diyor. Eğer insan biraz ona mukavemet gösterecek bir terbiye almışsa; "Yok, yapmam!" dediği zaman da çeşitli hilelerle onu günaha düşürmeye çalışıyor. Yine de günaha düşmezse hayırları yaptırmamaya çalışıyor. Hayırları yapmakta da ısrarlıysa, "Sonra yaparsın!" diye tehir ettirip unutturmaya çalışıyor. Onun için tehir de doğru değil!

Bu hadîs-i şerîfin bu cümlesi, bu soru, bu hitap…

Yebni âdem. "Ey Âdemoğlu" İlâ metâ tatlubu't-tevbete ve tüsevvifü'l-evkât.. "Ne zamana kadar, tevbeyi isteyip durduğun hâlde vakitleri geriye atacaksın, tevbeyi tehir edeceksin?!.."

"Olur mu böyle şey, yapma!" demek.

Böyle sorulara istifham-ı istinkarî derler; soru soruyor ama "Böyle yapmamalısın, olur mu böyle şey…" mânasına soruluyor.

Devamında buyuruyor ki;

Ve tergabu fi'l-âhireti ve tetriku'l-amel. "Hem âhireti, cenneti istiyorsun hem de cenneti kazanmana yardımcı olacak, âmâl-i sâlihâyı, hayrât u hasenâtı işlemeyi terk ediyorsun, böyle şey olur mu?!.."

İnsan bir şey istediği zaman o şeyi elde etmeye yarayacak teşebbüse de başlaması lazım.

"İyi bir insan olarak çocuğumu yetiştirmek istiyorum. Allah bana bir güzel evlat verdi, akıllı, mâşaallah, cin gibi, sevimli de kerata, çok seviyorum. Aman şunu iyi yetiştireyim, iyi bir okulda okutayım, senelerce ne masrafı olursa yaparım, kolejlere gönderirim, yabancı dil öğretirim, yeter ki evladım iyi insan olsun…" diyoruz. Esbâba tevessül ediyoruz. Onun büyük, iyi insan olması için nice seneler önceden hazırlıklara, fedakârlıklara girişiyoruz.

Hepimiz cenneti istiyoruz; duyduk, sevdik, temenni ediyoruz. Allahu Teâlâ hazretleri bizi cennetlik eylesin, cennetine dâhil eylesin. Çünkü bütün iyi kulları cennette olacak. Onlarla orada bulaşalım; bütün nimetler cennette olacak, o nimetlerden istifade edelim, mahrum kalmayalım diye hepimiz can u gönülden cenneti istiyoruz.

Ve tergabu fi'l-âhireh "Âhirette cennete gireyim, diye rağbet ediyorsun, içinde bir sevgi, istek var ama" ve tetriku'l-amel "ama ameli terk ediyorsun!"

Cenneti kazanmana yarayacak olan ameller nedir, [diye] hiç etrafına sordun mu? Kendi kendine sordun mu; "Acaba benim cennete girmem için neler yapmam lazım? Acaba beni cehenneme girmekten alıkoyacak bir şeyler yapıyor muyum? Ben cennete girmek isteyip dururken; 'Senin gibi bir insan cennete giremez, dur bakalım, sen şöyle yaptın, böyle yaptın…' diye benim yaptığım bazı işlerden dolayı acaba cennete girmekten men olunabilir miyim? Engellenebilir miyim? Öyle bir şeyler varsa hemen terk edeyim, başımı dertlere uğratmayayım. Kötü şeyleri bırakayım, iyi şeyleri yapayım…"

Kötü şeyler neler, iyi şeyler neler sordun mu, bir deftere yazdın mı?

"Şu tarafta iyi şeyler var; şunları yapmalıyım, yaparsam cenneti kazanma ihtimalim var, cennete girmek için bunları yapmak lazım."

Sol tarafta da birtakım şeyler var: "Şunları da bırakmalıyım, yapmamalıyım. Çünkü bunları yaparsam cenneti elden kaçırabilirim, cennete giremem. Üstelik de cehenneme düşer yanarım, Allah'ın kahrına gazabına uğrarım…" diye bir hesap, bir araştırma yaptın mı, bir soru sordun mu, bunları deftere yazdın mı?

İnsanın not defterleri [oluyor], cebinde kalemi oluyor: "Bunu unutmayayım, bu çok önemli. Vergimi ne zaman yatıracağımı unutmayayım, cezalı olur. Şu işi kaçırmayayım. İlacımı vaktinde içeyim…" diye mühim şeyleri yazıyor. Her şeyin zamanını düşünüyor, kolluyor, kalkacağı zamanı hesaplıyor; "Saat dört buçukta kalkmam lazım, yoksa uçağı kaçırırım. Çantamın içine akşamdan şunu koyayım, sonra sabahleyin telaştan unuturum…" diye önceden tedbir alıyor, saatini ona göre kuruyor.

"Ve tergabu fi'l-âhireh" Ahirette cennete girmeye rağbet ediyorsun. Cenneti neyle kazanacaksın? Nelerle kazanacaksın? Neler yapman lazım? Cehenneme girmekten seni neler alıkoyabilir? Bunları sordun mu? Sormadın. Araştırma yapmak lazım.

"Acaba benim cennete girmem için neler lazım, benim cennete girmeme neler kesin olarak engel olur?" bu soruları sorun! Bir defter alın kırtasiyeden; sağ tarafına cennete götürecek şeyleri yazmaya başlayın, sol tarafına da cehenneme düşmeye sebep olacak şeyleri veya cennete girmeme cezasına çarpılmaya sebep olacak şeyleri yazmaya başlayın!

Cennete girmenin birinci şartı mü'min olmak; sağlam, doğru bir akideye, inanca sahip olmak, Allah'ın varlığını bulmak, bilmek, Allah'ın birliğini tanımak!

Dünya üzerinde milyonlarca, milyarlarca dindar insan var…

Dindarlık yetmiyor! Avrupalılar'da böyle bir moda var: "Dindar insanı seviyoruz, hangi dinden olursa olsun!" diyorlar. Biz öyle düşünmüyoruz, biz doğru dinden olanları alkışlıyoruz, yanlış dinden olanlara sıcak bakmıyoruz; çünkü yanlış! Yanlışa prim verilmez, alkış tutulmaz. Yanlış, tasvip edilmez!

Eliyle yapmış olduğu puta tapıyor. Dağın kenarında bir taş idi, sanatkâr bu taşı alıyor, eline taş yontmaya mahsus aleti alıyor, küt küt vurarak güzel bir şekil meydana getiriyor. İşte bu put. Herkes karşısına geçiyor, tapınıyor. Veyahut madenci güzel bir kalıp yapıyor, o kalıba döküyor. İşte Buda heykeli; koca göbekli bağdaş kurmuş şişman bir adam oturmuş.

"Kim bu?"

"Bu Buda."

"Ne olacak?"

Bunun karşısında geçecek, tapınacak.

"Az önce bu bir madendi, bunu sen yaptın!"

"Bu bir sembol…"

Öyle şey olur mu, sembol de olsa Buda yaşayan bir insandı.

Buda'nın yaşamasından önceki insanların dini ne olacaktı?

Hristiyanlar Hz. İsa'ya tapıyor:

Hz. İsa'ya niye tapıyorsun? Hz. İsa yokken bir asır önce gelen insanlar ne yapacaktı? Onların dini Hristiyanlık olamıyordu, ne olacaktı?..

Bizim dinimiz bu konularda ne kadar güzel söylüyor. Hz. Âdem'den beri Allah'ın gönderdiği peygamberlerin bildirdiği akide bir tane, Allah'ın varlığının, birliğinin ifadesi hepsi aynı şeyi ifade etmişler ve aynı akideye insanları çağırmışlar. Hz. Âdem de Hz. İbrahim de lâ ilâhe illallah demiş, Hz. Musa da Firavunun karşısına, "Sen yanlış bir iş yapıyorsun, kendine taptırıyorsun!.." diye çıkmış. Hz. İsa da lâ ilâhe illallah diye söylemiş.

İnancın doğru olması en önemli oluyor. Binâenaleyh Amerikalı, Avrupalı, Fransız, İngiliz, Afrikalı, Asyalı, Japon, Hintli… herkesin ilk önce inancının doğru olması lazım. İnanç doğru olmayınca cennet yok, inanç yanlış olduğu zaman cennete girmek mümkün değil, cehennemde ebedî yanma cezası var! İlk önce inancın doğru olması lazım; herkesin Hz. Âdem'den, Musa aleyhisselam'dan, İsa aleyhisselam'dan, İbrahim aleyhisselam'dan Peygamber Efendimiz'e kadar bütün peygamberlerin söylediği lâ ilâhe illallah akidesine gelmesi lazım. Allah'ı tanıması, Allah'ın birliğini kavraması lazım.

İkincisi: Allahu Teâlâ hazretleri güzel şeyleri emretmiştir. Çirkin, zararlı şeyleri yasaklamıştır. Bütün güzel şeyleri işlemek lazım. İbadet olarak, âdet olarak, yaşayış, uygulama olarak, çirkin şeyleri bırakmak lazım. Bunların detayı kitaplarda yazılıdır. Onun için ilim öğrenmek çok önemli oluyor. İnsanın ciddi, sağlam kitaplardan doğruyu öğrenmesi ve uygulaması lazım.

Sayfa Başı