M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mina’da-Terviye Günü

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzu billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdu lillâhi Rabbi'l-âlemîn hamden kesîran tayyiben mubâreken fîh alâ kulli hâlin ve fî kulli hîn. Hamden yuvâfî ni'amehû ve yükâfî mezîdeh hamden kemâ huve ehlüh. Ve'ssalâtu ve'sselâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn Muhammedini'l-Mustafâ ve âlihî ve sahbihî ecma'în ve men tebi'ahû bi ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bizleri uzak diyarlarımızdan, nice müşküllerden geçirerek; dağları, denizleri aşırarak, İslâm'ın en büyük menâsikinden, ibadetlerinin en şereflilerinden olan hac ibadetini yapmak üzere bu diyarlara getiren, gelmemizi nasip eden, şu güzel günlere erdiren, şu mukaddes ve mübarek mahallere konduran Rabbimize sonsuz hamd u senalar olsun. O'nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz, rehberimiz, serverimiz, efendimiz, habîb-i edîbi Muhammed-i Mustafâ'sına hadsiz-hesapsız, sonsuz salât u selâm olsun. Allahu Teâlâ hazretleri bizi rızasına vasıl eylesin, Habîb-i edîbinin sevdiği, razı olduğu ümmet olmayı nasip ve müyesser eylesin.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Şu hac ibadetinin ne kadar muazzam, ne kadar muhteşem bir ibadet olduğunu görüyorsunuz. Kanadalı devlet adamlarından Güneydoğu Asya'da vazife gören ve sonradan müslüman olan bir şahıs kitaplar yazmış; -Yıldız Sarayı'na gelmişti, kendisiyle de karşılaşmıştık- niçin müslüman olduğunu sormuşlar da; "Ben Batı medeniyeti içinde yetiştim. Hıristiyanlığın ibadetlerini biliyorum. Güneydoğu Asya'da, Vietnam'da, Laos'ta, Tayland'da Budistler'in, Brahmanlar'ın ibadetlerini gördüm, onların mâbedlerini gezdim, rahipleriyle görüştüm. İslâm'ı tanıdım, İslâm'ın ibadetlerini de gördüm. İslâm'ın ibadetlerindeki hikmetlerden, güzelliklerden dolayı İslâm'a hayran olup dinimi değiştirdim, İslâm'a girdim. İslâm'da öteki dinlerle mukayesesi mümkün olmayacak kadar muhteşem ibadetler var, hikmetli ibadetler var. Aklın, mantığın, kalbin hayran kaldığı, güzelliğini itiraf ettiği, kabul etmek zorunda kaldığı muhteşem ibadetler var." diyor. Mina'da bulunduğumuz şu günlerde o zâtın bu sözlerini hatırladım. Şu diyarları bir düşünüverin. Hz. Âdem atamız buralarda dolaşmış.

Bismillâhirrahmânirrahîm. İnne evvele beytin vudia li'n-nâsi lellezî bi bekkete mübareken ve hüden li'l-âlemîn. Fîhî âyâtün beyyinâtün makâmu İbrâhîm ve men dehalehû kâne âminen veli'l-lâhi âle'n-nâsi hiccu'l-beyti menisteta'a ileyhi sebîlâ ve men kefera fe innallâhe ğaniyyun ani'l-âlemîn.

Âyet-i kerîmelerinden bilindiği üzere, yeryüzünde Allah'a ibadet için yapılmış ilk ibadethane, mâbed de buralarda, o Kâbe-i Müşerrefe'nin olduğu yerde bina edilmiş. Buralar nice peygamberlerin ziyaretgâhı olmuş, cevelangâhı olmuş, devran ettiği yerler olmuş. Rükn ile Makam arasında, Hicr-i İsmail'de, Kâbe-i Müşerrefe'nin çevresinde nice peygamberin medfun bulunduğunu kitaplarımız yazıyor. İbrahim aleyhisselâm, gördüğü rüya üzerine İsmail aleyhisselâm'ı annesi süsleyip, tarayıp, yıkayıp, temizleyip babası İbrahim'e teslim etmiş o da, İsmail'i buralara getirmiş. Nasıl baba ki Allahu Teâlâ hazretleri; İnne İbrâhîme le evvâhün halîm, "Çok âh u enîn eden, çok gözyaşı döken, çok merhameti olan, sevgisi ve şefkati sonsuz olan…" buyuruyor. Hatta bir rivayete göre İbrahim demek, ebün rahîmün demektir. Onların o zamanki dillerine göre; "çok rahmetli, merhametli baba, peder" demektir, böyle tarif edilen bir kimsedir. Lût aleyhisselâm'ın âsi, mücrim, kâfir, müşrik kavmine bela geleceği zaman meleklerle mücadele eder Hz. İbrahim, "Affetsin Rabbimiz, bağışlasın, bu azabı indirmesin." diye. Yucâdilünâ fî kavmi Lût, diye Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen İbrahim aleyhisselâm böyle dua eder. Yıllar yılı bekleyip de sonra sahip olduğu o güzîde, en sevdiği evladını -ki yıllar yılı çocuk sahibi olamamışlar- gördüğü rüya üzerine kurban etmeye niyet ettiği yerler burası. Bıçağı alıp da evladının boynuna sürmeye kastettiği yerler. O merhametli babanın, Allah yolunda en sevdiği varlığını feda etmesinin büyüklüğünü düşünün. Yani şuralarda… O kadar büyük merhamet sahibi bir insan, o kadar sevdiği evladını gördüğü rüya üzerine kurban etmeye razı oluyor, itiraz etmiyor. Allah'ın emrini yerine getirmek istiyor ve Allahu Teâlâ hazretlerinden; Kad saddakte'r-ru'yâ, "Rüyanın sana işaret ettiği şeyi yapmaya azmettin, sıdkını, sadakatini, bağlılığını gösterdin." diye taltif alıyor, İbrahim aleyhisselâm. O genç İsmail aleyhisselâm da nasıl bir müstesna genç ki; Yâ ebetif'al mâ tü'mer "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap." diyor. Setecidünî inşâallâhu mine's-sâbirîn. "İnşaallah beni sabreden bir insan olarak görürsün." "Tabii bu vazifeyi yapacaksın. Yaparken belki ben dayanamam, belki çırpınırım ama sabredenlerden göreceksin, inşallah." babasına, canını Allah yolunda vermek üzere boyun uzatabilen bir insan. Öyle bir diyar burası.

Böyle muhteşem insanların, Allah yolunda fedakârlık yapan insanların, bize numune, rehber, server olan insanların dolaştığı yerler buraları. Aşr-ı Zilhicce, o muazzam ibadetin seyahatinin başladığı günler ve bu terviye günü, Arafat yoluna kefenlere bürünmüş gibi dünya nimetlerinden, rütbelerinden, izzetlerinden soyunmuş, Ebulbeşer Hz. Âdem'in evlatları olarak, kardeşler olarak, birbirinden farkı olmayan insanlar Allahu Teâlâ hazretlerinin engin rahmetinden istifade etmek üzere yollara düşmüşler. Saçları açık, karma karışık, tozlanmış, güneşten terlemişler kurumuş; terlemişler kurumuş, ayakları topukları çatlamış olarak ibadetlere geldikleri yerler... Boyunlarını büküp gözyaşı döküp de Allah'tan affolunmalarını istedikleri yerler.

Bizlere Allahu Teâlâ hazretleri şu diyarlara gelmeyi nasip etmiş. Allah'a hamd u senalar olsun. Verilen nimetin kadrini bilmesi lazım, şükrünü eda edebilmesi lazım kulların. Lebbeyk allâhümme lebbeyk diyoruz. Ne demek bu? Allahu Teâlâ hazretleri İbrahim aleyhisselâm'a buyurmuş ki:

Bismillahirrahmanirrahim, ve ezzin fi'n-nâsi bi'l-hacci ye'tûke ricâlen ve 'alâ külli dâmirin ye'tîne min külli feccin amîk. "Ey İbrahim! Seslen insanlara, seslen insanoğullarına; bu diyarı senin, benim emrim ile yapmış olduğunu, tekrar inşa etmiş olduğunu ve insanlığın ilk mâbedinin bulunduğu yerde yeniden yaptığın şu Kâbe-i Müşerrefe'yi ziyaret etmelerini insanlara seslen. Ezan gibi dört bir yana seslenerek bildir yâ İbrahim!" diye emir buyurmuş… İbrahim aleyhisselâm boynunu bükmüş, seslenmiş; Allahu Teâlâ hazretleri duyuracağı kullara duyurmuş. "Buraya haccetmeye gelsinler." diye o nidaya biz Allah'ın daveti olduğunu bilerek icabet ediyor; Lebbeyk Allahumme lebbeyk, tekrar tekrar, kat ve kat, "Yâ Rabbi, buyur yâ Rabbi! Emrindeyim, fermanındayım yâ Rabbi! Madem çağırmışsın, buyur yâ Rabbi!" diyoruz.

Bu hac seyahatinde en çok hoşuma giden sıfatlardan birisi, Cidde yolunda kenara yazılmış olan, ki hadis kitaplarında da vardır, din kitaplarımızda da vardır: Merhaben bi'd-duyûfi'r-Rahmân, "Hoş geldiniz, merhaba ey Rahman'ın misafirleri!" hitabıdır. Rahman olan Allah'ın rahmeti kâfiri, mümini, hiç kimseyi ihmal etmeip, kendisine küfreden, âsi olanın bile rızkını kesmeyip yaşatır. O, rahmanlığından yeryüzündeki cümle mahlûklara rahmedip ihtiyaçlarını giderendir. Herkesin ümidi çoğalsın, şevki artsın diye duyûfu'r-rahmân. Rahmetine eş, emsal, misal, denk olmayan, tarifi mümkün olmayan o engin rahmetin sahibi Rahman'ın misafirleriyiz. Evet günahımız çok ama Rahman'ın misafirleriyiz.

Yüzümüz kara ama işte böyle bir misafirlikle öyle bir davete lebbeyk, "Buyur yâ Rabbi!" demişiz. Tekrar tekrar "Buyur yâ Rabbi! demişiz. Sanki yerimizde oturmuşken ok gibi fırlayıp "Emret, tekrar tekrar emrindeyim, fermanındayım yâ Rabbi!" diyoruz. Bu mânayı, bu manzarayı gözümüzün önünden uzak etmeyelim. Biz bir davetliyiz, Rahman'ın davetlisiyiz. Bir şey emrolunmuş: "Benim beytimi ziyaret edin, gelin bu vazifeleri yapın." diye emrolunmuş. Biz de; "Buyur yâ Rabbi! Geliyoruz yâ Rabbi! Emrindeyiz yâ Rabbi! Fermanını kabul ettik yâ Rabbi! Buyur!" diye kalkmış gelmişiz. Böyle deyip de şu hac yolculuğunda, hac yolculuğunun âdâbına sığmayan halleri işlemeyelim. Rahman'ın misafiri olup da şeytana, nefse uymayalım, gaflete dalmayalım. Bu zamanın, bu mekânların kadrini kıymetini bilmeyip fırsatları fevt edenlerden olmayalım. Ne kadar yüce bir makamın misafiri olduğumuzun idrakinde olalım.

Ve hüve me'akum eyne mâ küntüm, her nerede olursanız O sizinledir. Ve nahnu akrabu ileyhi min habli'l-verîd, bize şahdamarımızdan daha yakın olan Rabbimizin yakınlığını bilelim. Kâbe'yi gördüğümüz zaman Rabbu'l-Kâbe hatırımızdan hiç çıkmasın. Lebbeyk Allahumme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, "Senin hiçbir şerîkin yok yâ Rabbi, nazîrin yok, eşin ortağın yok yâ Rabbi. Vâhid u Ehad u Ferd u Samed Rabbimizsin! Bunu itiraf ediyoruz, biliyoruz, anlamışız ve senin davetine icabeten gelmişiz yâ Rabbi!"

İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, "Her türlü övgüler, medihler, sitâyişler, senâlar senin içindir yâ Rabbi, hepsi sanadır yâ Rabbi, her türlüsü sana layıktır yâ Rabbi. Her neyi översem o da sana gelir yâ Rabbi. Bir gülün renginin güzelliğini görsem, övsem; yaratanı sensin yâ Rabbi. Bülbülün sesini duysam, hayran olsam; ona o sesi veren sensin yâ Rabbi. Manzaraların güzelliğini görsem; bu dağları, ovaları, çiçekleri yaratan sensin yâ Rabbi. Yediğim nimetleri, soframın üzerindeki bolluğu görsem; bu nimetleri bana veren sensin yâ Rabbi."

Bismillâhirrahmânirrahîm, ve in teuddû ni'metallahi lâ tuhsûhâ.

Allahu Teâlâ hazretlerinin nimetlerini saymakla bitiremeyiz. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke yâ Rabbî. Hamd de senin yâ Rabbi, nimetler de senin yâ Rabbi. Hepsini senin verdiğini anlayan bir kulunum yâ Rabbi. Gafil değilim, senin azametini, kudretini, nimetini, kudretinin âsârını, üzerime saçtığın ihsanı anlamışım yâ Rabbi. Hamd sana yâ Rabbi, bütün bu nimetler senden yâ Rabbi. Hangi vasıtayı kullansam, hangi vasıtayla göndersem, müsebbibü'l-esbâb sensin yâ Rabbi; sebepleri de harekete geçiren sensin yâ Rabbi, sebepleri de yaratan sensin yâ Rabbi. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke vel mülk. Şu kâinatın hâkimiyeti, egemenliği, tasarrufu, yönetimi, olayların olması, olmayanların olmaması senden yâ Rabbi. Senin eşin, nazîrin, şerîkin yok. Her şey senin yâ Rabbi. Şu kâinatta senin hükmün câri yâ Rabbi. Senin fermanın yürüyor yâ Rabbi, mülk senin yâ Rabbi. Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım isteriz. Ancak sana şükrederiz, ancak sana kulluk ederiz. Sana bağlandık yâ Rabbi, senin emrine uyduk yâ Rabbi. Seni sevdik, yolunu sevdik ondan buralara geldik yâ Rabbi, demiş oluyoruz. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk lâ şerîke lek. Tekrar perçinliyoruz ki şerîkin, nazîrin yok yâ Rabbi. Yani gönlümüzü mâsivaya, mâsivallaha, Allah'tan gayrıya bağlamamayı dile getiren ne güzel bir ifade. Her şey Allahu Teâlâ hazretlerinin mülkünde, elinde, kudretinde; O'ndan ve O'na. Her türlü övgü O'na.

Bu, lebbeyk Allahumme lebbeyk duasını mânasını idrak ede ede çok söyleyeceğiz. Bu yolun, bu vazifenin zikri budur. En çok bunu söyleyeceğiz. En çok Allah'ın nimetlerinin çeşitlerini gözümüzün önünde canlandırmaya çalışacağız. En çok Allahu Teâlâ hazretlerinin şerîksiz, nazîrsiz, Vâhid u Ehad u Ferd u Samed olduğunu, cümle kulların, cümle mahlûkatın hâcetlerinin O'nun dergâhında reva olduğunu, her hâcet sahibinin O'na yöneldiğini, her şeyin O'ndan istenildiğini düşüneceğiz. O'ndan isteyeceğiz ve boynumuzu bükeceğiz.

Ben kardeşlerime dedim ki: "Burada çok konuşmalar yapmayın, cemaati çok meşgul etmeyin. cemaati çok meşgul etmeyin. Herkes Rabbi ile baş başa kalsın. Söndürün elektrikleri, çekilin bir köşeye, bükün boynunuzu…" Allahu Teâlâ hazretleri yüzümüzün karasına, elimizin boşluğuna, günahımızın çokluğuna bakmasın. Bizi buralara kadar davet etti, misafir etti; mahrum döndürmesin, edepsizlik yaptırmasın, misafirliğin âdâbına sığmayan durumlara düşürmesin. Dergâhından kovmasın, rahmetinden mahrum etmesin, kapısına gelmişken eli boş döndürmesin. Haclarınızı mebrur, makbul hac eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki; "Helal bir mal ile, âdâbına uygun; kimseyi üzmeden, kırmadan, refes ve füsûka sapmadan, edep dışı kelam etmeden, edep dışı hareket yapmadan, Allahu Teâlâ hazretlerinin evâmiri, buyrukları, fermanları dairesinden dışarıya taşmadan, azgınlık ve taşkınlık yapmadan kim haccederse bunun mükâfatı cennetten başka bir şey değildir. Yurduna anasından doğduğu gün gibi günahsız olarak döner ve hacc-ı mebrûrun ahiretteki mükâfatı da kulun cennete girmesidir." Bu şekilde cenneti kazanmaya vesile olacak, ömürde birkaç defa ele geçebilen, bazı insanlara ise nasip olmayan bir ibadetin çok önemli bir günündeyiz.

Çok önemli günlerinden birindeyiz. Terviye günüdür, Arefe'den bir gün öncedir. Bugün tevriye... İşte burada dört vakit namaz geldi geçiverdi; öğle namazı, ikindi namazı, akşam namazı, yatsı namazı. Bir sabah namazımız kaldı. Sabah namazını kıldıktan sonra teşrik tekbirlerini getireceğiz. Ondan sonra, yarınki gün, Arefe günü işte başlamış oluyor ve Arafat'a yürüyeceğiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki: "Bir insan yaya olarak haccederse, her bir adımına yedi yüz Mekke hasenesi verilir." Yedi yüz Mekke; o zaman bir adımına yetmiş milyon oluyor. Tabi güç yetirenler yapabilse, yaya hac yapabilse. Hiç olmazsa sabahleyin giderken -belki güneş çarpar, belki Arafat'taki zikir ve ibadetleri yapmasında zorluk olabilir-. Hiç olmazsa Arafat'tan dönerken yapabilecek arkadaşlarımız Müzdelife'ye yaya olarak dönerse çok büyük bir sevap. Bu sevabın, bu mükâfatın kaçırılacak bir mükâfat olmadığı görülüyor. Yaya dönerse, her adımına yetmiş milyon haseneyi kazanarak, inşaallah iyi bir kazanç elde etmiş olarak Müzdelife'ye; Arefe'den sonra, yatsıdan sonra ulaşmış olur. Allahu Teâlâ hazretleri bizleri sevdiği ibadetleri yapmaya muvaffak eylesin. Geceleyin teheccüd namazını muhakkak ihmal etmemek lazım. Teheccüd namazı vakti gelmeden, yatma zamanı gelince abdest alıp dört rekat namaz kılıp abdestli yatmaya dikkat etmek lazım. Abdestli yatan kimsenin bütün uykusunu, gecesini Allahu Teâlâ hazretleri ibadet ve taate sayacağından gecesi hayırlı ve bereketli bir tarzda geçmiş olur.

Onun için siz de abdestli olarak, dört rekat namaz kılıp ondan sonra abdestli olarak uyumaya gayret edin, buna dikkat edin. Geceleyin de teheccüd namazına kalkarsınız, teheccüd namazının faziletinden ve bereketinden de istifade edersiniz. Zamanınızı mâlâyâni ile, fuzulî kelam ve boş işler ile geçirmemeye gayret edersiniz.

Sayfa Başı