M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hacla Umreyle İlgili Hadîs-i Şerîfler

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Ve men tebiahu biihsanin ila yevmiddîn emma ba'd.

Aziz ve muhterem kardeşlerim, hacla, umreyle ilgili hadis-i şerifleri derslerimizin konusu yapıyorduk, bugün de aynı şekilde hadîs- i şerîflerin okunmasına devam edeceğiz.

İbni Abbas radıyallahu anhadan (Peygamberimizin Amcası Abbas'ın oğlu Abdullah) Allah ikisinden de razı olsun, şefaatlerine erdirsin.

Kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyurdu:

"Hamsu daavatin la tureddu. Davetul hacci hatta yubsira ev yestura ve davetul gazi hatta yercia ve davetul mazlum hatta yunsara ve davetul marid hatta yebree ve davetul ehi liahihi bilğaybi esrau hauali icabeten davetül ahi liahihi bizahril gaybi."

Sa'd İbni Cübeyr'den İbni Abbas'tan rivayet edilen sahih bir hadîs-i şerîf okudum. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki, beş kişinin duası Allah'ın divanından reddolunmaz, geri çevrilmez, kabul olunur. La tureddu yani reddedilmez, geri çevrilmez, kabul olunur.

Bir, davetul hacci, hacının duası makbuldür ve reddolunmaz; Allah, yaptığı duayı, kabul etmedim senin duanı, istemiyorum, vermeyeceğim demez. Hatta yastura ev yustira geri dönmek demek, (hatta veda tavafına tavaf-ı sader de derler, yani geri dönüş, artık hacı geri dönüyor onun için o tavafın adı da veda tavafı denildiği gibi tavaf-ı sader de denir.) Demek ki hacı dönünceye kadar hacının duası makbuldür. Ne zaman başlar bu makbullük? Ulemamızın beyanına göre, hacı evden hac niyetiyle çıkınca, beldesinden başlar, tekrar beldesine evine girinceye kadar devam eder. Onun için hacıyı karşılamaya çıkıyorlar, filan evine gelmeden evvel, büyük merasimlerle ta hudutlardan karşılıyorlar. Çünkü daha evine gelmedi, evine gelinceye kadar duası makbul, duasını almak için böyle yapıyorlar.

Ve davetul ğazi hatta yercia gazaya çıkmış olan bir mücahidin de duası evine dönünceye kadar makbuldür. Onun duasını da Allah reddetmez. Hacının duasını da reddetmez, gazinin duasını da reddetmez.

Ve davetul mazlumi hatta yunsara Allah, mazlumun (zulme uğramış olan bir insanın) duasını da reddetmez. Kendisine zulüm yapan kimseye karşı Allah'ın nusreti gelinceye kadar, yani zulümden kurtuluncaya, zulüm defoluncaya kadar, adam zulümden kurtuluncaya kadar mazlumun duası makbuldür.

Bir yerde anlatıyor, muhtarın birisi muhtarlık salahiyetini kullanarak birisinin hanesini veya yerini istimlâk etmiş. O da dul bir kadınmış. Gözün çıksın, diye beddua etmiş. Çok ibretli şeyler, hayatımızda bunları göz önünde çok bulundurup dikkatli olmamız lazım. O da amin amin, demiş. Karşısındaki ona gözün çıksın diye beddua ediyor, o da amin amin, demiş. Sonra da demiş ki, köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı. Yani senin duan kabul olmaz demek istiyor, ona; ama hayret edilecek bir şey, adamın iki gözü kör oldu. İnsanın yapacağı işleri çok dikkat ederek yapması lazım, kimsenin hakkını yememesi lazım, kimseye zulüm etmemesi lazım, mazlumun duası çıkar. Bizim zulmetmememiz lazım, kendimiz zulme uğramışsak, o zaman da bilelim ki duası makbul oluyor mazlumun. O zaman ilk önce insan Yarabbi sen beni cennetlik et, madem bu zulme uğradım diye ilk önce cenneti istemeli, cennetini garantilemeli, teminat altına almalı. Yarabbi, şunu isterim, bunu isterim, sıralamalı.

Ve davetul maridi hatta yebree Hastanın duası da iyileşinceye kadar makbuldür, iyileşti mi artık bitiyor, devre kapanıyor. İyileşinceye kadar hastanın duası da makbuldür. Onun için hastanın duasını kazanmaya da dikkat etmeli, hasta kardeşini aramalı, sormalı, ziyaret etmeli, gönlünü almalı, bize dua et, senin duan makbuldür, demeli. Ne mutlu demeli, duan makbuldür, demeli. Hastanın hakikaten mükafatları çok, Allah öteki insana hastalık vermiyor, sağlıklı yaşatırken, bu insana hastalık veriyor, yatağa yatırıyor; ama bu sefer mükafat da veriyor. Sabrederse, sabreden hastaya mükafatı çok veriyor. Bir kere, günahlarından tertemiz ediyor hastayı. Anasından doğduğu gündeki gibi günahları kalmıyor. Hadi bakalım defterin temiz oldu, bundan sonra haline dikkat et, diye hastalıktan öyle kalkıyor. Duası makbul oluyor, işte burada da gördük. Uykusu ibadet oluyor. İniltisi tespih oluyor; ah, vah, aman, oh, ah, iniltisi tespih yerine geçiyor, öyle yazılıyor. Sağlıklı iken yapageldiği, ama şimdi hasta olduğu için yapamadığı tüm ibadetleri yapıyormuş gibi sevap veriliyor. Bu adam bu hastalığa düşmeden önce gece teheccüde kalkardı, yazın teheccüd sevabını. Bu adam bu hastalığa düşmeden önce günde şu kadar cüz Kur'ân okurdu, yazın sevabını. Şöyle yapardı yazın sevabı, böyle yapardı yazın sevabı, talebe okuturdu, Kur'ân öğretirdi, hadis okuturdu, yazın sevabı, yazın sevabı. Yapmadığı şeyleri, hastalığı dolayısıyla yapamadığı şeyleri, evvelce adeti olan yaptığı şeyleri şimdi yapamıyor, yapıyormuş gibi sevap verilir. Uyuduğu halde uykusu bile ibadete yazılır. Onun için hastalık istenmez ama, hastalık bir insana gelmişse sabretmeli, dişini sıkmalı, çok istifadeler var, hastaya çok mükafatlar var çünkü. Hastanın da duası iyileşinceye kadar makbul. Etti dört.

Bir daha sayalım;

En başta hacının duası evine dönünceye kadar makbul.

İkincisi, gazinin duası savaştan eve dönünceye kadar makbul.

Üçüncüsü, mazlumun duası makbul, zulüm kalkıncaya kadar, o zulüm bitinceye kadar [makbul].

Dördüncü, hastanın duası hastalık geçinceye kadar makbul.

Beşincisi de, davetul ehi liehi liehihi bilğaybi yanında yokken, kendisi orada değilken (gıyabında) bir müslüman kardeşin bir müslüman kardeşe yaptığı dua da makbuldür. Mesela burada şimdi yanımızda olmayan bir kardeşimiz var, (Türkiye'de, şehrimizde bizim komşumuz, çok seviyorduk) burada ona dua ediyoruz mesela, o burada değil, gösteriş yok, riya yok, yağcılık yok, adamın gönlünü alacağım, diye yapmıyoruz. Sevdiğimiz için o burada yokken ona dua ediyoruz. Yarabbi, şu kardeşimin de şu derdi var, o dertten kurtulsun, şu isteği var şu isteğini, ver ona yarabbi! Allah versin, Allah kurtarsın. Kardeşin kardeşe gıyabında yaptığı dua da makbuldür, reddolunmaz.

Esrau haulai icabeten bu duaların en çabuk kabul olanı hangisidir? Allah'ın hemen ifa ettiği, istediğini hemen verdiği bu duaların kabul bakımından en çabuk olanı hangisidir? Tutun bakalım aklınızdan, hangisi olabilir; acaba hacının duası mı, gazinin duası mı, mazlumun duası mı, hastanın duası mı, kardeşin kardeşe duası mı? En çabuk hangisi kabul olur diye aklınızdan bir tanesini tutun, bence şu diye, sonra ben okuyayım.

Davetul ehi liheihi bilğaybi Kendisi yokken kardeşin kardeşe onun için yaptığı dua, en çabuk kabul olan bu. Şimdi bunlardan hangisi sizin elinizde, şimdi sizin elinizde bunlardan hangisi var? Bir kere hacısınız, hacılık duası var, hacının duası makbul, haccı yapıyorsunuz, onun için duanız makbul, bir. Başka, gazi değilsiniz; ama işte bir çeşit cihat gibi de sevabı var, ayrı, onu atlıyoruz.

Hasta da değilsiniz, Allah sağlık afiyet versin, sağlıkla, afiyetle haccınızı yapın, çünkü burada sağlık çok önemli. Yani, sıhhatli olmak lazım. Hatta o kadar sevaplı olduğu halde arefe günü hacıya oruç tutmak yok. Yani, hacı kuvvetli olacak da vazifelerini güzel yapacak. Elinizde başka ne var? Bir de kardeşinize dua etme imkanı var. İki şey var. Bir hacılıktan dolayı duanız makbul, bir de bir kardeşe gıyabında dua ederseniz makbul. Onun için şimdi düşünün kendi kendinize, sevdiğiniz kardeşlerinizi düşünün memleketteki, tanıdığınız, oradaki, buradaki, neredekiyse yani, kardeşlerinize dua edin. Yani, hacı olmayan için de bu öyle. Hacı olarak annene babana dua edersin. Müslüman kardeşin müslüman kardeşe duası diyor. Has kardeşe de demiyor, yani has kardeşe zaten dua eder insan. Annesine, babasına, has kardeşe zaten dua eder de, bunun Allah indinde kıymetli olmasının sebebi, bunların arasında akrabalık yok, menfaat yok, bir şey yok, sırf bunlar Allah için birbirlerini seviyorlar diye Allah onun için bu mükâfatı veriyor.

Şimdi burada bu meseleyi iyice anlatalım. Müslümanın müslümanı Allah rızası için sevmesi çok sevaplıdır, çok kıymetlidir, çok karlıdır, çok menfaatlidir. Çünkü Müslüman müslümanı Allah rızası için sevdi mi, hem bu dünyada, hem ahirette çok büyük faydalar sağlıyor. Onun için bizler birbirlerimize ondan kardeş oluyoruz. Ahiret kardeşi olmamızın sebebi ondan dolayı. Bir kere arş-ı alânın gölgesinde gölgelendiriyor Allah. Mahşer günü herkes aşağıda izdihamda, sıkıntıda, arş-ı alânın gölgesinde nurdan minberlere oturtuyor. Sen o kardeşi sevdin, o kardeş seni sevdi, ahiret kardeşi oldunuz, ahbap oldunuz, hadi orada arşın gölgesinde gölgeleniyorsunuz.

Şimdi biz geçtiğimiz cuma günü geldik harem-i şerifin yolları kapalı, avlular dolu, geçit yerlerine de oturmuşlar, zar zor geçtik. İleri de gidiyoruz ama ilerisi daha kalabalıksa halimiz ne olacak filan diye korka korka, 11 buçuğu geçmişti, yani biraz geç kaldık, daha erkenden gelmemiz lazımdı ama olmadı. Şimdi geçtik geçtik geçtik, yürüyen merdivenler de yukarıya doğru iptal edilmiş, polisler sokmuyor, askerler işaret ediyor, hadi şu tarafa doğru gidelim dedik, sarayla aradaki o aralığa doğru gitmeye başladık ama şöyle baktığın zaman orası da kalabalık görünüyor. Neyse, yarı yolda gittik bir de baktık ki yürüyen merdivenin arka tarafına müsaade ediyorlar yukarı çıkmaya. Hadi çıkalım dedik, yukarıda yer buluruz inşallah. Yukarı çıkacağız, millet korkusundan gölge, başka yer bulamam diye yürüyen merdivenin merdivenlerine bile oturmuş. O yürüyen merdivenin şu masa üstü kadarcık yerine, 70 santim boya, Allahu ekber diyecek namaza duracak, orayı zapt etmiş, sen zor geçiyorsun. Yürüyen merdivenler de onların yüzünden çalışmıyor. Üst kata kendi gayretinle çıkıyorsun, merdiven çıkartmıyor yani seni. Neyse, zar zor, çocuk da vardı yanımızda, onu kollayarak falan üst kata kadar çıktık, askere de sorduk, ya üst kata çıkıyoruz ama aynı izdiham orada da varsa fena olacak. Asker dedi ki üst kat bomboş, fâdı feza, yani üstü boşluk, bomboş diyor, millet yollara oturmuş, bilmiyor. Üst kata çıktık ki bir ferahlık, oh elhamdülillah, dedik. Bir de orada tanıdığımız birisi vardı, onun dairesine gittik, oh, hem gölge, hem mükeyyif, hem rahatlık, hem de özel ses cihazı koymuşlar gümbür gümbür sesi de rahat duyduk, hutbeyi de rahat dinledik, elhamdülillah. İyi oluyor, yani özel muamele görmesi insanın hoşuna gidiyor.

Şimdi mahşer yerinde aşağıda millet böyle birbirine girmişken, üryan, çıplak, terden yerler ıslanmış, ter dizlerine gelmiş, boğazına gelmiş, ağzının hizasına, kulağının hizasına gelmiş, güneş tepesini kaynatıyor, sıkışık, mahkeme-i kübrâyı bekliyorlar, acaba halimiz ne olacak diye korkuyorlar. Şimdi acaba öyle bir günde Cenâb-ı Hakk'ın hükmü ne olacak diye insanların korkudan titreştiği, korktuğu günde Allah bazı kullarını arş-ı alâsının gölgesinde gölgelendirecek, nurdan minberlere oturtacak, nurdan, yüzleri nur, elbiseleri nur, oturduğu koltuklar nur, her şeyi nur, aşağıdan yıldız gibi mahşer halkı onlara bakacaklar böyle yukarıya doğru, bizim yerden yıldızları seyrettiğimiz gibi aşağıdan yukarıya bakacak, merak edecekler, bunlar kim? Bunlar peygamberler mi, şehitler mi acaba? Arşın gölgesinde bunlara bu kadar yüksek makamlar verilmiş diye. Kim onlar? Birbirlerini Allah için seven, ahiret kardeşi olan el mütehabbine fillah denilen insanlar, birbirini Allah için seven insanlar. Şu dereceye bak, şu güzelliğe bak yani, bunu istemez mi insan? İşte onun için ihvan ne demek? İhvan, kardeşler demek. Arapçada eh, kardeş demek; ehî, kardeşim demek; ihvan, kardeşler demek. Niye ihvan oluyoruz? Ahirette böyle olalım diye, arşın gölgesinde gölgelenecek. Birisi cennete gitti, ötekisini kurtaracak. Birisinin cennette derecesi çok yüksek, ötekisinin aşağıda; aşağıdakinin derecesini Allah kardeşinin yanına kadar gidebilsin diye ona kadar yükseltecek. Bunlardan bir tanesi cennetteki köşkünün balkonuna çıktığı zaman, cennetin loş, gölgelik yerleri aydınlanacak, pırıl pırıl ışıyacak. O zaman anlayacak cennet ehli, birbirini Allah için seven mübarek insanlardan bir tanesi köşkünün balkonuna çıktı da ışık saçıyor etrafa, onun için bu gölgelikler aydınlandı, diyecekler. Gidelim şunu seyrana gidelim, seyredelim diyecekler, Allah için birbirini seven insanların yüzüne bakmaya gidecekler. Onun için bu kadar güzel bir şey Allah için sevmek, duaları da makbul, birbirlerine yaptıkları dualar makbul. O, ona dua ediyor, o ona dua ediyor. Yarabbi, sen şu kardeşimi affeyle, mağfiret eyle, işini rast getir, vücuduna sıhhat, afiyet ver, vs, vs.

İki tane imkânınız var. Bir, hacı olduğunuz için duanız makbul. İki, ahiret kardeşi olduğunuz (başka, Türkiye'deki) kardeşlerinize dua ederseniz, onlara da duanız kardeşlikten dolayı makbul. Onlar da size dua ederlerse o da [makbul olur]. Telefon edin, siz bize dua edin, biz size dua edelim diye anlaşma yapın, kar var, bu işte karşılıklı büyük kar var.

Kardeşimiz diyor ki biz cümle ümmet-i Muhammed'e diye dua ediyorduk. Tamam öyle bir dua var. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, duanın en faziletlisi, en sevaplısı, Allahümmerham ümmeten rahmetten âmme demektir, Yarabbi, ümmet-i Muhammed'e umumi bir lütfedişle rahmeyle Yarabbi diye dua etmektir. Tamam, bu umumi dua, yap yine. Bir de özel olarak kişiye, özel olarak özel dua makbul. Ashabtan, tâbiinden, tebe-i tâbiinden, evliyaullahtan öyle kimseler var ki kendisine dua ısmarlamış olan kimselere, (60-70 kişi) ismen sayarak dua ediyorlar, yani o da ayrı bir şey. Çünkü insan rahatsızlandığı zaman doktora gidiyor, bir derdi olduğu zaman bir arkadaşına gidiyor. Yani, kardeşin kardeşe özel ihtiyacı oluyor, sen öyle ümmet-i Muhammed'e umumi olarak rahmeyle dediğin zaman o ayrı. Ama bir de o kardeşimize tam yarayacak şekilde dua edersek, Yarabbi, sen onun işini rast getir, hastalıktan kurtar, ticaretindeki sıkıntıyı gider, çocuğunu hayırlı evlat eyle, ailesinde biraz sorunlar var, meseleler var. Onları düzelt. Bilmem falancanın melek gibi kızı var, süslenmediği için, boyanmadığı için, sokağa çıkıp kırıtmadığı, sırıtmadığı için kimse kıymetini bilmiyor, şuna hayırlı bir kısmet ver. Bizim oğlan büyüdü, hala bir yuva kuramadı, diyor filanca kardeşim, işte onun o oğlunu hayırlı bir gelinle karşılaştır da iyi bir yuva kursun vs. Filanca kardeşimizin çocuğu olmuyor, Yarabbi sen ona hayırlı evlat ver. Yani, nasıl hoşuna gider. Bizim bir kardeşimiz vardı ihvanımızda, çocuğu büyüdü, 7 yaşına kadar konuşmadı, yani o yaşlara kadar, hani böyle 1 yaşında, 2 yaşında konuşmaya başlar çocuk ve konuştukça çok güzel olur. Türkiye'den tanıdıklarımız var, 3 sene, 5 sene, 7 sene… evlenmiş, kaç sene geçmiş, çocuğu olmamış, çocukları oldu elhamdülillah, iyi oluyor yani. Böyle özel durumu olan, hususi derdi olan kardeşlerinizi hatırlayın, onlara dua edin, bakalım ne olacak, görelim Mevla ne eyler.

Hocam, işte bu güzel de, buraya gelirken de çok paralar harcanıyor yani, az da değil yani. Nelerle kazanıyoruz o paraları da, harcanıyor derseniz, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz de buyurmuş ki:

Ennefakatu fil hacci kennefekati fi sebilillah ed-dirhemu bi sebi mieit di'fin

Ahmed İbni Hanbel ve İbn Ebi Şeybe müsnedlerinde bunu rivayet etmişler. Hacının masrafları, nafakası, harcadığı paralar, masraflar ne gibidir? Cihada sarf edilen para gibidir. Fi sebîlillah cihada sarf edilen para gibidir. Onun yani hesabı nedir, miktarı nedir, katsayısı nedir? ed dirhemu bi sebi mieti di'fin Bir dirhem 700 misli fazlasıyla mükâfatlandırılır. Hacının harcadığı bir dirhem 700 misli, 1'e 700, yani mükâfatı, kazancı 1'e 700'dür. 1 milyon harcıyorsan 700 milyon harcamış gibisin. Kaça geliniyor şimdi, bir hacının buraya gelişi Türk parasıyla? Dolar değil Türk parası. 1 milyon.700 milyon harcamış gibi, mükâfatı o kadar çok oluyor, 700 milyon harcamış gibi.

Dün akşam söylemiştik, hacının harcadığı parayı Allah ne yapacak? Telafi edecek, yerine koyacak. Ve in enfaku uhribe aleyhim Eğer masraf yaparlarsa -ki yapıyorlar- masraflar oluyor, onun telafisini harcananın yerine Allah verecek tabii. Mükafatı da 1'e 700 bin. İnnallaha telala yakulu li melakietihi Allahu Teâlâ hazretleri meleklerine buyurur ki, ahrifu leküm mâ enfaku bu hacıların harcadıklarının yerine (keselerine) harcadıklarının halefini koyun diye meleklerine emreder.

Bir hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bildiriyor ki, Cenâb-ı Mevla'nın melekleri varmış dua ederlermiş ki, Allahumme a'ti munfikan halefen Yarabbi, infak edene halefini ver, yani yerine koy parasını ve a'ti munsiken telefa Parayı hayra harcamayıp da, cimrilik yapıp tutana da telef ver. Harcayana halef ver; harcamayana, cimrilik yapana telef ver. Halef ne demek? Yerine gelmek. Mesela, filanca gitti, onun yerine falanca halefi, o geldi diyoruz, onun yerine o geliyor. Parayı harcadı, yerine Allah başka halef, başka para getirecek, gene ziyan olmayacak. Tutuyor, harcamıyor Allah yoluna, harcamadığına da melekler nasıl dua edermiş? Telef et Yarabbim. Yangın geliyor, fırtına geliyor, kasırga geliyor, hırsız geliyor, bilmem dünyayı saran global kriz diyorlar, yani âlemşümul, sarsıntı geliyor, şöyle oluyor böyle oluyor. Bizim ihvanımızdan bir ağzı dualı patikçi, terlikçi bir ihvanımız vardı. Pıtır pıtır hem böyle terlik yapardı, dikerdi, diktiklerini asardı, yapılmışları satardı gelen müşteriye vıdır vıdır vıdır vıdır. Kapalı Çarşı'daydı dükkânı, Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın, iyi ihvandı, sağlam, kale gibi, çelik gibiydi. Demişler ki, Kapalı Çarşı'da yangın çıkmış. Yanıyormuş Kapalı Çarşı'nın içi. Hangi sene, bir yangın oldu, hangi yıllardaysa, yüzlerce dükkân yandı. Omuz silkmiş demiş ki, Mevlam kendisi bilir. Nasıl isterse öyle yapar. Ben malımın zekâtını verdim kendisi bilir, demiş. Vallahi billahi, tallahi, yangın onun dükkânının yanına kadar geldi, ben bunu başka vaazlarda da söyledim ve tamir yaptıkları zaman, tamirata geçtikleri zaman, tahta perde yaptılar içeride işçiler çalışacak falan diye, yanan kısımları tahta perde ile ayırdılar, tahta perde onun dükkânının yanına böyle yapıldı. Yani, bıçak gibi, onun dükkânında durdu, onun dükkânını yakmadı yani. Allahu ekber. Yukarıdan geldi geldi yaktı yaktı yaktı, onun dükkânında durdu, tahta perdeyi böyle onun dükkânının önüne koydular. Ama onun sözü çok mühim; kendisi bilir, yani bir şey olursa da, ona rızası var yine, Allah'ın takdirine itirazı yok, kendisi bilir, yakarsa yakar, bırakırsa bırakır. Ama ben malımın zekâtını verdim, bilerek suç işlemedim, cimrilik yapmadım verdim, kendisi bilir demiş. Allah da bildiğini işlemiş, tabii ne yapmış? Yakmamış. Ama ağzı dualı bir insandı, nur içinde yatsın, çok ciddiydi. Konuşurken de, malı satarken de, müşteriyle konuşurken de ciddiydi. Şu kadara olmaz mı? Fiyatı şu kadar derdi. Fazla da öyle mücadele de etmezdi, fazla da tezgahtarlık yapıp yalan yanlış söz de söylemezdi. Namaz vakti geldi mi, Bismillahirrahmanirrahim, önlüğünü çıkartır, çiviye asar, dışarıdaki terlikleri içeri alırdı, çalmasın kimse diye, kapıya kilidi takardı, namaz vakti geldi, öğlen namazı, ikindi namazı, neyse, Kapalı Çarşıda bu ikisi var, sabah namazı yok. Akşam namazı bazen kış gecelerinde olur, yatsı namazı yok. Kilidi kapatırken veya terlikleri toplarken müşteri gelirse namazdan sonra, derdi. Aman etme işim var, işte bana şunu satıver. Namazdan sonra. Ağzından bir laf çıkardı, değiştirmezdi, namazdan sonra. Bu müşteri kaçıyor; kaçarsa kaçsın. Yani o müşteriye evet dese, içeri bir girdi mi, arkasından şeytan bir müşteri daha gönderir. Şeytan insana müşteri gönderir mi? Gönderir. Namazı, cemaati kaçırsın diye 40 tane müşteri gönderir. Ona kalsa, içeri girse, hem de şeytanın işi nasıl olur tahminime göre. Adam meşgul eder, eder. Şu terliği indir, bu terliği indir, ayağıma takayım bilmem ne, ondan sonra da beğenmez almaz, hem alışverişi olmaz, hem de namazı kaçırır, şeytanın işi öyledir, kâr da ettirmez ha. İçinizden birisinin aklına geldiyse, tamam ben cemaate gitmem, 40 tane müşteri kazanırım dediyse, onun cevabı bu. Şeytan öyle, şeytanın işinden kâr da olmaz, ona aldanmamak lazım. Allah yolunda yürüyenin hali başka. Çok ciddi insanlar tanıdım, çok çok ciddi hanımefendi, yaşlı, tekke teyzesi, hanımefendi, sağlam Müslüman insanlar tanıdım. Nur içinde yatsınlar, evliya, hacı teyze, eli tesbihli, başı başörtülü, ciddi, tatlı dilli, güleç yüzlü, hiç kalp kırmaz, gayet yumuşak, cadaloz değil, köyde öyle hacı teyzeler tanıdım ki vallahi saraylarda olmaz, saraylarda öyle sultanlar o kadar kibar olmaz, öyle güzel yetişirdi eskiden. Tekkelerde o güzel terbiyeyi, edebi alan insanlar öyle yetişirdi. Takva ehli, edep sahibi, tatlı dilli, halim selim, böyle hayran olmamak mümkün değil, o da öyleydi işte. Kendisi bilir demiş, ben zekatımı verdim, neylerse eyler demiş.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin, bir müjdeli hadîs-i şerîfi daha:

Erbaun hakkun alallahi azze ve cella avunuhum el gâzi vel mütezevvic velmükateb vel hacc

Buyurmuş ki Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz, dört insan vardır ki aziz ve celil olan Allahu Teâlâ hazretlerinin onlara yardım etmesi haktır, muhakkaktır, kesindir, Allah onlara mutlaka yardım eder.

Bir El gâzi, Allah gaziye yardım eder, gazaya giden, Allah yolunda cihada giden insana Allah yardım eder. Düşünün ki, bizim dedelerimiz, sizin dedeleriniz Anadolu'ya Orta Asya'dan gitmişler. Alparslan, Malazgirt Savaşını kazanmış, yavaş yavaş, çarpışa çarpışa şurayı alarak, burayı fethederek gitmişler yerleşmişler oralara. Sonra bizim Osman Gazi gelmiş, Ertuğrul Gazi gelmiş, Selçuklu Sultanı onlara da işte demiş ki gidin şu Bilecik, İnegöl taraflarına, o taraflara oralardaki yaylaları da siz tutun, oralarda mekan tutun, oraları size verdim, düşmanla da çarpışırsınız. Onlar da oraya yerleşmiş, tarih kitapları böyle yazıyor. Domaniç Yaylası, Kütahya'nın Bursa tarafları, işte oralara yerleşmişler, küçük bir beylik. Osman Gazi okuma-yazma bile bilmezmiş, duvardaki çivide asılı olan şeyin ne olduğunu soracak kadar da habersizmiş, bu ne? Bu Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın kelamı deyince, sabaha kadar ayakta durmuş da böyle Allah'ın kelamının karşısında yatmayayım demiş, yani ümmi bir adammış. Allah yolunda cihada gelmiş. Oğluna vasiyeti var, Osman Gazi'nin oğluna vasiyeti: Evladım, diye başlıyor nasihatler, çok güzel nasihatleri var, ben bir tarih kitabında gördüm onları, yazdım, sonra birçok yerlere asıldı, herkes [ilgi gösterdi]. Çok güzel nasihatleri var. Cihada geldiği, oraya Allah rızası için geldiği, cihat için geldiği, oğluna da onu vasiyet ettiği kesin. Çok güzel nasihatleri var, inşallah onları telefonla faksla alabiliriz, bir gün size onları okuyayım, çok güzel vasiyetleri var oğlu Orhan'a. Böyle zayıf bir aşiret olarak gelmiş, oralara yerleşmiş, cihat ede ede ede… sonra ne olmuş? Ta Viyana'ya kadar gitmişler. Atlas Okyanusu'na kadar Kuzey Afrika'ya [kadar] genişlemişler, ta Kırım'dan yukarılara kadar gitmişler, Karadeniz'in çevresi hep onların olmuş. Akdeniz'in İtalya'dan bu yanı hep bizim olmuş. Neydi bunların evveli? Bir aşiret reisiydi. Şimdi de var Doğu Anadolu'da pek çok aşiretler var, hala var, aşiret reisi, ağa, oğlu vesaire hala var. Bir aşiret reisi bak kocaman bir [imparatoluk] oldu. Demek ki Allah gazilere yardım ediyor muymuş, işte misali, tarihten misali. Gaza için gelmişler, Allah da onlara yardım etmiş, ölmek için gelmişler Allah hayat vermiş. Mallarını Allah yoluna sarf etmişler, Allah onlara mal vermiş. Ülkelerini terk etmiş cihat etmeye gelmişler, Allah onlara ülkeleri vermiş. Bak, Peygamber Efendimizin sözü işte tarihte ispat ediliyor, Allah gaziye yardım eder, aziz ve celil olan Allah'ın gaziye yardım etmesi haktır; bu bir.

İkincisi; Vel mütezevvic Allah evlenmeye niyet edene de yardım eder. Ya para yok pul yok, bırak şimdi evlenmenin sırası mı vs, yok korkma, Allah evlenene yardım eder. Çünkü, İslam'a göre evlilik ibadettir. Bunlar anlamaz, Müslüman olmayan insanlar bu işi anlamaz, kafalarına girmez. İslam'da evlilik ibadettir, sevaptır, kazançtır, dininin bütünleşmesidir. Onun için kişinin evlenmesine Allah yardımcı oluyor, evlenene yardım ediyor. Evlenene yardım etmek, aziz ve celil olan Allah'ın üzerine haktır, yani Allah muhakkak yardım edecek demek yani. Evlenir Allah yardım eder. Çocuğu olur, ya ben bu maaşla bu çocukları nasıl besleyeceğim derken rızkı bollaşır. Hadi akrabadan birisinin bilmem nesi ölür, bir yetim de yanına gelir, ya ben kendi çocuklarıma bakamazken şimdi bu da geldi yanıma diye korkarken Allah onun rızkını onun eline verir, rızkı bir genişler, ev daha bol olur. Esrarengiz işler bunlar, esrarlı, akıl almaz işler yani. Evlenene Allah yardım eder.

Sonra, Vel mukatibu Esir, adam esir düşmüş, kaderin sevki esir olmuş, satılmış, alınmış. Ne olacak? Müslüman da olmuş. Müslüman esir alınmaz ama, evvelce olan olmuş da, işte hem Müslüman hem de şu anda esir, falanca adamın esiri, kölesi, ne olacak? Çarelerden bir tanesi, köle anlaşabilir sahibiyle: Beni birisi senden satın almak istese kaça satarsın beni, 500 bine, 300 bine, kaça satarsın? Şu kadara. Tamam, ben sana o kadar parayı bulsam, seninle anlaşma yapsak, parça parça, taksit taksit olur mu yani, kabul eder misin? O kadar parayı getirirsen, başkası olsaydı ona da satacaktım taksit taksit, seni de sana satarım. Ha işte bu çeşit anlaşmaya mükasebe deniliyor. Karşılıklı anlaşıp köleyle efendi, şu kadar para verirsen ben seni azad ederim tarzında bir anlaşma. İşte bu köleye de Allah yardım eder, çünkü kendisinin hürriyetini kazanmak için borç altına giriyor, taahhüt altına giriyor. Efendiye diyetini ödeyecek hürriyetini kazanmak için, işte Allah ona da yardım eder. Etti üç.

Dört taneye Allah mutlaka yardım ederdi, kaldı dördüncü, müjdemi isterim. El haccı, hacıya da yardım etmek Allahu Teâlâ hazretlerinin üzerine haktır, yani Allah muhakkak hacıya da yardım eder aziz ve muhterem kardeşlerim.

Evet bu kadar müjde yeter, tabii dualarınızı bekliyoruz. Hep dua edeceksiniz, söz verdiniz.

Gelelim şimdi gelen soruların cevabına.

Ders almak isteyenler varmış, beraberce tövbe edelim.

Estağfirullah Estağfirullah Estağfirullah Estağfirullah el azim el kerim errahim ellezi lailahe illahu elhayyel kayyumu ve etubu ileyh Allahümme ente rabbi la ilahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike vevadike mestetatü euzubike min şerri mâ senatu ebuuleke binimetike aleyye ve ebu bizenbih fağfirli feinnehu lâ yağfiru zunûbe illa ente

Allah tövbelerimizi kabul etsin, geçmiş günahlarımızı affetsin, bundan sonraki ömrümüzü rızasına uygun geçiren, iyi, has, hakiki müslüman olmayı bizlere nasip eylesin.

Üzerinizde kul hakları varsa, kul haklarını düşünün sahiplerini bulun ödeyin, kul hakkı üzerinizde kalmasın. Üzerinizde namaz, oruç borçları varsa, kılmadığınız namazları ödeyin, tutmadığınız oruçları tutun, ödeyin. İbadet borcu bırakmayın üzerinizde.

Her gün abdestli gezin, hep abdestli gezin, bozulduğu yerde almak suretiyle daima abdestli gezin. Abdestli gezenin hayrı bereketi çok olur, şeytan yanına sokulamaz, sevabı çok olur, ölürse imanla göçmesine de vesile olur. Peygamber Efendimizin de adeti böyleydi, devamlı abdestli gezin.

Her gün zikir vazifelerinizi yapın. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ı çok zikretmeyi. Ya eyyühelleziyne amenu zikrullahe zikran kesira diye emrediyor. Peygamber Efendimiz de hadîs-i şerîflerinde çok tavsiye ediyor. Zikir ibadetlerin çok kârlısı ve çok kolayıdır, çok şereflisidir. Çok şereflisidir, çünkü Allah kendisini zikredeni zikreder. Çok kârlısıdır, çünkü en az zahmetle en büyük sevap kazanıyor. Hacda ve cihatta 1'e 700'dür, ama zikirde sevap 1'e 70 bindir, farka bak. Gizli zikir olursa onun da 70 katıdır, 4 milyon 900 bindir katsayı, onun için sevabı da çoktur, kolaydır, Allah'ın emridir, Peygamber Efendimiz'in tavsiyesidir. Zikri (benim Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden seçip söyleyeceğim zikirleri) her zaman yapabilirsiniz.

Sakin, temiz, tenha bir yerde huzurlu bir zamanda yaparsanız tadı çok olur, feyziniz çok olur. Öyle bir yerde, temiz bir yerde kıbleye doğru oturup abdestli vaziyette diz çöküp, sahabe öyle otururmuş, gözlerinizi yumup evvela 25 defa estağfurullah deyin, sonra o tamamlanınca bir Fatiha, üç Kul hüvallahü'yü okuyun. Bunların sevabını Peygamber Efendimiz'e ve evliyalarla pirlerimize, tarikatlarımızın silsilelerindeki sadât ve meşâi't-turûku âliyemize mübarek evliyalarımıza büyüklerimize hediye edin. O mübareklerin himmetleri üzerinize olsun, manevi yardımları, sevgileri, muhabbetleri size olsun diye.

Sonra gözünüz kapalı tefekkürlere dalın. Birinci düşüneceğiniz tefekkür, ölümü düşünmek, rabıta-i mevt, tefekkürü mevt, tezekkürü mevt, bu hayatın bir gün gelip biteceğini düşünün, ölüm halinizi düşünün, Azrail'in karşınıza dikildiğini düşünün, canınızı nasıl alacağınızı düşünün, nasıl ter dökeceğinizi düşünün, Allah yardım edip de, nasip edip de Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Resûlullah deyip şöyle ruhunuzu teslim ettiğinizi düşünün, arkadakilerin nasıl ağlaştığını, üzüldüğünü düşünün, hazırlıklara giriştiğini göz önüne getirin, sizi nasıl yıkıyorlar, kefenliyorlar, tabuta koyup namazını kılıyorlar, nasıl camiye götürüp kabristana gömüyorlar, nasıl bırakıp gidiyorlar, orada sorgu melekleri münker ve nekir gelip oturtup nasıl soruyor, rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne, kitabın ne, kıblen neresi, sen neyin nesisin, müslüman mısın, kafir misin, nesin diye. Onlara nasıl cevap vereceğinizi düşünün. Sonra kıyameti düşünün, kabirden insanların kalkıp mahşer yerine nasıl toplanacağını, binlerce yıl nasıl bekleşeceğini, sonra mahkemenin nasıl kurulup insanların nasıl Mahkemeyi Kübra'da hesaba çekileceğini, sevapların, günahların nasıl açılıp saçılıp ortaya döküleceğini, teraziye konulup tartılacağını amellerin, sonunda iyilerin nasıl sevinip cennete gideceğini, ebedi saate ereceğini, kötülerin nasıl o cayır cayır ateşlere atılıp yanacağını düşünün. Nefsinize, kendinize deyin ki, bu dünyanın sonu yok. Bu hayat kimseye kalmamış. Bu dünyadan ben de göçeceğim, sonunda herkesin başına gelen bu şeyler benim de başıma gelecek. Onun için o işler olmadan aklımı başıma toplayayım, ölmeden evvel tedbirimi alayım, cenneti kazanmanın çaresine bakayım, cehenneme düşmemek, cehennemden kurtulmak için neler yapmak gerekiyorsa onları yapayım diyeceksiniz. Ölümü düşünmek böyle teferruatlı bir vazifedir.

İkincisi, zikrullahı beraberce yaptığımızı düşüneceksiniz, evliyâullah, büyüklerimiz şöyle karşınıza oturmuş, ben de onların arasındayım diye, siz de karşımızdasınız diye, mübarek bir yerdeymiş gibi göz önüne getirin gönlünüzü gönlümüze bağlayıp gelecek olan feyz-i ilahiye muntazır olun. İnsan böyle yapınca çok feyizlere nail olur, sonra da inşallah daha ileri hallere kavuşur. İnşallah Resûlullah Efendimiz'i görecek hale gelir, daha güzel hallere ulaşabilir. Bu da şart, bunu da yapacaksınız, o zaman çok kârlı olursunuz.

Üçüncüsü de, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğunu, sizin yanınızda olduğunu, sizi gördüğünü, işittiğini, geçmişinizi, geleceğinizi bildiğini, içinizi, dışınızı bildiğini, niyetinizi bildiğini düşüneceksiniz. Diyeceksiniz ki, Yarabbi, sen her yerde hazır ve nazırsın, şu anda bile beni görüyorsun, ama ben acizim, naçizim, seni göremiyorum, bilemedim, hayatımı senin yolunda güzel geçiremedim, hatam, kusurum, eksiğim çok Yarabbi, beni affeyle, bana yardım eyle. Tevfikini refik eyle, hakkı hak olarak görüp uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak görüp korunmayı nasip eyle Yarabbi, diye iltica edeceksiniz. Onun gördüğünü bilerek, onun huzurunda olduğunuzu düşünerek şu tesbihleri çekeceksiniz, Peygamber Efendimiz tavsiye etmiş. 100 defa estağfurullah çekin, bir. 100 defa la ilahe illallah çekin, iki. 1000 defa Allah (lafzay-ı celâl) çekin; üç. 100 defa salavat-i şerife Peygamber Efendimiz'e, dört. 100 defa da Kul hüvallahü ehad suresini besmelesiyle okuyun, beş.

Bu zikirleri yapınca el açarsınız, dua edersiniz artık, dua da ibadettir. Duanın ibadet olduğunu bazıları bilmiyor. Namaz ibadet, dua da ibadet. Zikir ibadet, zikirden sonra dua da ibadettir, o da sevaptır. Yani, dua ettiği zaman insan hem dua ettiği şeyi kazanır, hem de dua ile meşgul olduğu için ibadet sevabı kazanır. Dua edeceksiniz ve Allah'tan kendinize ne isterseniz yakınlarınıza, ana babanıza, bize, sevdiklerinize, dostlarınıza, arkadaşlarınıza, ümmet-i Muhammed'e istersiniz hayırları, özel olarak, genel olarak istersiniz. Bizi de duada unutmazsınız.

Şimdi ben size Peygamber Efendimiz, öyle telkin ettiği gibi zikri telkin edeyim. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Buyurun söyleyin, Allah şahit olsun. La ilahe illallah, la ilahe illallah, Allah Allah Allah. Şimdi ağzınızı kapatın, gözünüzü de yumun, şimdi içinizden devam edin Allah demeye. Allah mübarek etsin. İşte böyle içinizden Allah demeye de kendinizi alıştırın, iş yerinizde, çarşınızda, pazarda, çalışırken, otururken, kalkarken, hatta yatarken kalbiniz böyle Allah Allah diye zikirle meşgul olsun, sevabınız çok olsun.

Bizim yolumuz Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymak, onun sünneti yolunca gitmek yoludur. Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği namazları kılın, işrak namazı, duha namazı, evvabin namazı, gece yatarken abdest alıp iki rekat namaz kılıp abdestli yatmak, gece kalkıp teheccüd namazı kılmak gibi.

Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği oruçları tutun; işte bu günlerde Zilhiccenin 10 gününde oruç tutmak muharremde oruç tutmak, recepte, şabanda oruç tutmak, şevvalin 6 günü orucunu tutmak, ramazanın dışındaki oruçlar, bunları tutun, hayır hasenat yapın, sevaplı işleri yapmaya gayret edin.

Günahlardan kaçınmaya dikkat edin, haramlardan günahlardan kaçının, takva ehli olun. Ahlakınızı güzelleştirmeye de gayret edin. Kötü huylarınızı atacaksınız, iyi huyları alacaksınız, böylece güzel huylu, kamil bir müslüman olmaya gayret edeceksiniz. Allahu Teâlâ hazretleri tevfikini refik etsin, yardımcı olsun, nefsi şeytana uydurmasın, fani dünyaya aldatmasın, gaflete düşürmesin, iyi müslüman olmayı nasip etsin, huzuruna, sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip etsin.

Bir Fatiha okuyun, üç Kul hüvallahü deyin, duanızı yapayım.

Bismillahirrahmanirrahim İnnelleziyne yubayeuneke innema yubayinuallah yedullahi feyka eydihim femennekese inne mâ yenküsü ala nefsih vemen evfa bima ala ehadullahi feseyutihi ecran azima sadakallahu rabbinel ala Bu sözlerimizi anlayın, anlamayanlara bilenler anlatsın daha geniş bir şekilde. Bu tesbihleri çekin, bu vazifeleri böylece yapın, Allahu Teâlâ hazretleri yolundan ayırmasın, şeytana uydurmasın, sırat-ı müstakimde yürütsün, kalbinizi nurlandırsın, marifetullaha marifetullaha erdirsin, aşıkı sadık kullarından eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varıp cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı ve Rıdvan-ı ekberine ermeyi nasip eylesin. El Fatiha.

Sayfa Başı