M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (6)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bazı dualarınızda bizim hak tarikatten kovulanlardan olmamamızı istiyordunuz. Tarikatten kovulmak nasıl, ne şekilde olur? Bu hâle düşen kişinin kurtuluş çareleri nelerdir? Tavsiyelerinizi bekliyoruz.

Muhterem kardeşlerim!

İnsanın Allah yolunda yürümesi lazım. Ahdine vefa göstermesi lazım. Sözünde durması lazım. Sözünde durmayınca vefasız olur. Onun cezasını çeker. Eğer edepsizliği varsa tarikatten kovulur; mânevî âlemde, mânevî hayatta cezaya uğrar. O zaman çok büyük bir felaket olur.

Nitekim bizim bir ilde bir kardeşimizle tanıştık. Kendisi bir başka şehirde olan bir hocaya bağlıymış. Tabii o hocayı, sözünü dinliyormuş; verdiği, tavsiye ettiği tesbihleri yapıyormuş. Fakat birkaç defa meclisine gittiği zaman bakmış ki sünnet-i seniyyeye, hadislere, şeriate pek uymayan acayip sözler ve işler yapıyor, yanlış tavsiyelerde bulunuyor. Kendisinin az çok okumuşluğu var. "O zaman uyanmadım." diyor. "Hep sevdiğim için... İnsan sevdiği insanın kusurunu pek görmez. Uyanmadım." diyor. "Bir gece rüya gördüm. Rüyada Peygamber Efendimiz'i görüyorum. Bizim tekkede yangın çıkmış..." O kendi bağlı olduğu tekkeyi anlatıyor. "Geliyorum telaşla; 'Yâ Resûlallah, tekkemizde yangın çıktı!' diyorum, Peygamber Efendimiz de; 'Bizim öyle bir tekkemiz yok!' dedi." diyor. Demek ki Resûlullah Efendimiz'in nazarında, mâneviyât âleminde makbul olmayan bir yol olduğu böylece anlaşılıyor. Daha başka bir iki rüya görmüş, oradan anlamış ki hocası selâhiyetsiz bir kimse. Asıl hocası ona bir vazife vermiş ama yaşlı bir zât imiş. O yaşlı zâtın o verdiği vazifeden sonra o biraz bu yolu istismar edince tart olunmuş, artık yanlış işler yapmaya başlamış.

İnsan haram yememeye çok dikkat etmeli. Vazifelerini güzel yapmaya dikkat etmeli. Şeriatin emirlerini iyice tutmaya, haramlardan uzak olmaya, yasak olan şeylerden uzak durmaya dikkat etmeli. Aksi takdirde böyle bir mânevî tokat yedi mi çok fena olur. Allah korusun.

Eğer bir insan böyle bir mânevî tokat yese, rüyada da gösterseler ki sen işte böyle bir insansın diye; ne olur?

Çaresi tevbedir, kardeşlerim.

Her çaresiz işin çaresi vardır. Tevbe edecek, gözyaşı dökecek, pişman olacak. Diyecek ki; "Yâ Rabbi! Ben bu işimi anladım, rüyada da bana gösterdiğin gibi yanlış yolda olduğumu anladım. Hatamı da biliyorum. Tevbe, hatamı bıraktım, iyi yola giriyorum. İyi şeyler yapacağım. Ne emredersen yapmaya hazırım." diye tevbe eder de yolunu düzeltirse Allah kabul eder.

Bir insan ne kadar çok günah işlerse işlesin, candan tevbe edince Allah bağışlar. Bunu bilin.

Allah'ın rahmetinden ümit kesmek yoktur.

"Allah beni bağışlamaz, ben çok günah işledim..."

Ben öyle birisine rastladım. Kayıkçı, filozof gibi konuşuyordu. Biraz Bektâşî tekkesi terbiyesi almış. Ağzı kalabalık. "Biliyorum" diyor, "Allah beni affetmez." Bilmiyor. Hiçbir şey bilmiyor çünkü Allah ümitsizliği yasaklamış.

Lâ taknetû min rahmetillâh demiş.

Allah her suçu affeder, o bilmiyor. Allah her suçu affeder. İnsan eğer kendisinin bariz bir hatasını biliyorsa o hatayı bırakacak, bir daha yapmamaya niyet edecek, azmedecek. "Yâ Rabbi! Ben bu hatayı yaptım, çok edepsizlik, biliyorum büyük günah; bir daha yapmamaya azmettim!" diyecek. Pişmanlık duyacak, gözyaşı dökecek. Allah affediyor. Ondan sonra doğru yolda yürüyecek. İyi şeyler yapacak.

Bu tarikatten kovulma denilen şeyler olur. Adam edepsizse, edepsizliğini de anlamıyorsa, istismar ediyorsa veyahut vazifelerini yapmıyorsa o zaman mânevî tokatlar yer. Mânevî bakımdan... Kendisi görmez belki, başkasına gösterirler. Veyahut kendisi görse de aldırmaz. Yani rüyada gösterirler, aklını başına toplamaz, yanlış yolundan vazgeçmez.

Birisi haram para topluyormuş. Cami yapacağım filan diye toplayıp kendi hanını hamamını yapmakta kullanıyormuş. Kendi işine harcıyormuş. Bir başkası rüyada görmüş ki; yaptığı hanın hamamın her tarafında yılanlar çıyanlar kıvranıyor. Yani haram, belli; haramla yapıldığının sembolü oluyor. O kendisi görmüyor ama başkasına Allah gösteriyor.

O bakımdan haramdan kaçınmaya, Allah'ın emirlerini tutmaya dikkat edelim. Bu bir.

Gençler arasında çok yaygın olan el ile tatmin olma diye bir şey var. Gavurcası da masturbasyonmuş. Bunun hükmü nedir? Dinî yönden mahzuru var mıdır?

Muhterem kardeşlerim!

Dinde ayıp diye susmak yoktur. Ayıptır diye soru sormaktan kaçınmak da yoktur, soruya cevap vermekten kaçınmak da yoktur. Hz. Âişe validemize gelip soru sorarlardı. Kadın olduğu halde, o Peygamber Efendimiz'in zevcesi olduğundan bilir diye ona gelip sorarlardı. Sorulur.

Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki; "Eliyle nikâhlanan..." diyor. Peygamber Efendimiz her şeyi kibar anlatmış. Nâkihû bi-yedihî. "Eliyle nikâhlanan." Elle nikâhlanılmaz ama bu kötü işi böyle anlatıyor, eliyle tatmin yoluna gidiyor diye.

"Eliyle nikâhlanan mel'undur." diyor.

Mel'un; "Allah'ın lânetine uğramış" demek. Allah'ın lânetine uğramıştır; işi rast gitmez, hayra ulaşmaz, dünyası mahvolur, âhireti mahvolur, sıhhati gider, her çeşit zararlara uğrar.

Bu kötü huydan tevbe edip derhal dönmek lazım.

Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Gözler de zina eder."

Ya göz bakmaya mahsus bir alet...

"Eller de zina eder."

El de zina eder, göz de zina eder. Madem Peygamber Efendimiz öyle demiş, öyledir. Göz harama bakar, zina eder. El haramı tutar, zina eder. Veyahut böyle yanlış yolda kullanılır, zina etmiş olur.

O bakımdan bu işi bırakacak. Bu işe alışmış olan bir insan bu işi bırakacak, tevbe edecek. Bir daha yapmamaya azmedecek. Bu hayrını bereketini götürür. Şeytan, Allah'ın lanetine uğramıştı, hâlini biliyorsunuz. Allah'ın lanetine uğramak çok kötü bir şeydir. Bu kadar kuvvetli bir cezası olduğunu bilerek bu işten o kadar kuvvetle [kaçınmalı].

Müslüman oruç tutabilir.

Muhterem kardeşlerim!

Çocuklarınızı çabuk evlendirin. Peygamber Efendimiz çareyi böyle emretmiş. Bu işin aslı budur. Erkence evlendirin, çocuklar günahlara dalmasın.

Bu devirde insanın nefsini azdırma vasıtaları sanayi hâline gelmiş. Teşvik ediliyor. Teşvik var, ödül var. Işıklar, reklamlar, parlak resimler, gazeteler, mecmualar, poşetlerin içinde bilmem neler... Her türlü imkân hazırlanmıştır; ta ki müslümanlar o tuzaklara yakalansınlar, düşsünler, günahlara girsinler, şeytanın yoluna düşsünler, cehenneme yuvarlansınlar diye. Müslümanların etrafında çepeçevre her türlü imkân hazırlanmıştır. Tabii çareler bulmak lazım.

Papazlar daha iyi dindarlık yapacağız diye evlenmeyi kendilerine yasak ettiler, daha büyük fitneler çıktı. Hilkatin karşısında akıntıya kürek gidilmez. Akıntıya uygun gitmek lazım. Madem Allah insanı nefisli yaratmış, madem ki erkek ve kadın diye iki cins var, madem ki iki cinsin arasına bir ilgi koymuş; bu ilginin meşru şekilde halledilmesi lazım ki her iki taraf da günaha sapmasın.

Ayrıca bu iş halledilinceye kadar da İslâm bu işi önlemek için iki tarafın arasına perde germiş, duvar örmüştür. Beraber gezmek tozmak yoktur. Konuşmak görüşmek yoktur. O orada duracak, o orada duracak. Açılmak saçılmak yoktur. Böyle nefsi kabartacak işleri yapmamak gerekir. Yani İslâm yan tedbirleri de almıştır. Örtünmek onun içindir.

"E öcü gibi ne örtünüyorsun?"

Öcü gibi örtünüyorum, şeytanın yoluna düşmeyeyim diye. Başkası düşmesin diye. Benim yüzümden günaha girmesin diye. Dinimiz bunu emretmiş.

"E canım saçların bu kadar madem güzelmiş, niye göstermiyorsun, niye kapatıyorsun?"

Güzel olduğu için kapatıyor. "Güzel olduğu için, 'Ziynetlerinizi saklayın.' dediği için Peygamber Efendimiz, âyet-i kerîme, dinimiz böyle emrettiği için ondan kapatıyorum." diyeceğiz, kapatacağız.

Vellezîne hüm li-furûcihim hâfizûn.

Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de cennete girecekleri sayıyor:

"Namuslarını koruyanlar; tenasül aletlerini günahlardan koruyanlar." diyor.

İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm fe-innehüm ğayru melûmîn. "Eşleri müstesna çünkü onun bir mahzuru yok." diyor Allahu Teâlâ hazretleri.

O halde çocuklarınızı erken evlendirin. Nişanlayın, evlendirin; bu dert bitsin.

Gençleri evlendirmiyorlar; 20 yaşına geliyor, 30 yaşına geliyor, 35 yaşına geliyor. Sanıyor ki evlilik çok mühim bir mesele; değil! İşte bu kadar bir mesele! Evlen de gör. Bitiyor, tamam. Ondan sonra asıl yapılacak mühim işlere [devam et].

Bizim dinimizin ana mantığı akıntıya kürek gitmek değildir, hilkate uygun hareket etmektir.

Dinimizde evlilik sevaptır. Hatta Peygamber Efendimiz; "Bir insanın eşiyle evlilik işlerini yapması, evlilik münasebetlerine Allah mükâfat veriyor." diyor. Sahabe şaşıyorlar, diyorlar ki;

"Yâ Resûlallah, hem şehvetinin icabını yapıyor, şehvetini kaza ediyor; hem de nasıl sevap oluyor?"

Peygamber Efendimiz;

"Harama gitseydi günah olacaktı, onun için bu tarafa gelince, bu tarzda halledince sevap oluyor." diyor.

Onun için bir insan evlendi mi dini tamam olur. "Sizin en kötüleriniz, bekârlarınız." diyor çünkü bekâr olduğu zaman günaha sapar. Kimse de bir şey demez, kimse de ayıplamıyor. Yaşlı, sakallı, 70 küsur yaşında adam, torunları kızlarla geziyormuş, o bahçeye getiriyormuş kızları orada [eğleniyorlarmış.] "Ne yapalım, gençtir..." diyor, hoş görüyor. Hoş görülmez! Ama millet hoş görüyor.

En iyi çaresi, erkence evlendirip baş göz etmektir. O olmadığı takdirde, Peygamber Efendimiz oruç tutmayı tavsiye ediyor. İnsanın arzuları tabii yemekten [kabarıyor]. Yiyorsun köfteleri, kebapları, yiyecekleri; o zaman "Var mı bana yan bakan?" diye pehlivan gibi çatacak yer arıyor.

Neden?

Karnını doyurdu, tabii ondan sonra nefis kabardı. Ona da dikkat etmek lazım.

Münafıklığın alâmeti kaç tanedir? Bunları açıklar mısınız?

Hadis kitaplarında bildirilmiştir. Çeşitli hadisler var. Efendimiz diyor ki;

"Konuştuğu zaman yalan söyler. Vaad ettiği zaman vaadini yerine getirmez, vaadinden cayar. Kendisine emniyet olunduğu zaman emniyeti suistimal eder, emanete hıyanet eder."

Ama bunların hepsi -yani verdiği sözde durmamak, sağ gösterip sol vurmak- genel olarak göründüğü gibi olmamak [huyuna] geliyor. Münafıklık budur; yani "içi başka dışı başka, göründüğü gibi değil, itimata şayan değil, sözüne güvenilmez, işine güvenilmez, emin olunamaz kimse" demek oluyor.

Onun için, Allah'tan münafıklıktan kurtulmayı isteyeceğiz. Dinimizi korumaya dikkat edeceğiz. Niyetimize dikkat edeceğiz. Söz verdik mi sözümüzü yerine getireceğiz. Birisi bize bir şey emanet etmişse ona hıyanet etmeyeceğiz. Olur olmaz şeyi vaad etmeyeceğiz. Vaad ettik mi vaadimizi ifâ edeceğiz. Yani devamlı bir uyanıklık hâlinde olmamız gerekiyor.

Dişlere dolgu yapma[nın mahzuru var mıdır?]

Onun mahzuru yok. Çok sorulan bir soru. Cevabını da muhtelif kimselerle müzakere ettik. Dişlere dolgu yaparsanız bir mahzuru yoktur. Dişin sağlığıyla ilgili bir şey.

Birileri Cuma namazını kılmıyorlarmış. Kılması konusunda şüpheleri var. Dayanak olarak da devletin İslâm devleti olması, imamların İslâm devletince atanması, bir ilde Cuma namazının sadece bir camide kılınması şartlarını öne sürüyorlar. Bu şartlar Cuma için geçerli midir? Yoksa bu şartlar yoksa durum ne olur?

Buraya elimizi koyup şimdi cevap verelim.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke-i Mükerreme'deyken Medine'de, benim adaşım, Esad b. Zürâre radıyallahu anh Cuma namazı kıldırıyordu. Ta Medine müslümanlarını hâkimiyetine geçmemiş iken müslümanlar bir araya toplanıp Cuma namazı kılıyorlardı. Peygamber Efendimiz de hicret ettikten sonra Kuba'ya geldi, orada Cuma hakkında Cuma sûresi, âyetleri indi. Ondan sonra da herkesin mutlaka kılması gerektiği, Cuma'nın farziyeti öylece sabit oldu. Yani Peygamber Efendimiz gelmeden öncede kılınıyordu.

Müslümanlar bir başka devletin hudutları içinde bir araya gelseler Cuma namazı kılarlar mı?

Kılarlar. Münih'te, Londra'da, Washington'da, daha başka yerde Cuma namazı kılınabilir. Binâenaleyh, burada da kılınabilir.

Cuma namazını mümkünse devletin en büyük başkanı kıldırması gerekiyor. Yani emîrü'l-mü'minîn, halîfe-i rûy-i zemîn kıldıracak. O kıldıramadığı zaman onun tayin ettiği kimseler kıldıracak. Ona vekaleten kıldıracak. Ama müslümanlar da kendileri bir araya gelirlerse Cuma namazı kılabilirler, diye fıkıh kitaplarımız yazmıştır. O bakımdan kılınabilir.

Halîfe-i rûy-i zemîn yoktur, her devletin başındaki şahıs da Cuma namazı kıldıracak durumda selâhiyette ve şartlarda değildir.

Ne olacak?

Cuma namazı yine kılınabilir. Ulemâmızın kanaati budur.

Bizim ülkemizde de anânevî olarak eskiden beri Cuma namazı kılınagelmiştir. Camilerde imamlar kıldırırlar. İmam fâcir de olsa, günahkâr kusurlu da olsa arkasından namaz kılınır. Bu, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfiyle sabittir. Ben kalkmışım buradan Şehremini'ne gitmişim, Eminönü'ne gitmişim, Cuma ezanı okunmuş; camiye gireyim mi girmeyeyim mi? İmamı kim? Nereli? Nasıl bir adamdır? Kime soracaksın; ezan okunmuş, sünnete durmuşlar. Kimin arkasında olsa namaz kılınır. Cuma namazı edâ edilmiş olur. Bu husus böyledir.

Bir şehirde bir yerde namaz kılmak şehirler küçük iken olabilen bir şey idi. Şehirler büyüdüğü zaman bir şehrin Cuma ahâlisini bir camide toplamak imkânsızlaştığı için ulemâ muhtelif camilerde Cuma namazı kılınmasına fetva vermişlerdir. Muhtelif camilerde Cuma namazı kılınır. İstanbul'un nüfusu 6 milyon mudur, 7 milyon mudur, 9 milyon mudur? Buyur bakalım, İstanbul'un Cuma namazı kılacak er kişilerini bir yerde topla da göreyim seni! Cuma namazı kıldır, kıl... Mümkün değil. ne meydanlar yeter, ne çayırlar yeter, ne çimenler yeter; mümkün değil! Bir şeyde imkânsızlık göründüğü zaman dinde müsaade yolu açılır.

Çöldesin; aç kaldın, susuz kaldın, yanında haram yiyecekten başka yiyecek yok; ölmeyecek kadar yiyebilmek meşrulaşır. Kur'ân-ı Kerîm müsaade ediyor. Namaz kılacaksın; abdestin yok, su yok, namaz vakti geçecek; teyemmüm alırsın, Kur'ân-ı Kerîm müsaade ediyor. Allah zorluk murad etmiyor, kolaylık murad ediyor. Dinde kolaylık esastır. Bir işte bir zorlama meydana geldi mi dinimiz o zorlamadan dolayı bir müsaade kapısı açar, açmıştır.

O bakımdan Cuma'nın tek bir camide kılınması mecburiyeti, şartı yoktur. Fiilen bu böyledir, imkânsızdır. Muhtelif camilerde kılınan Cumalar caizdir. Akıl mantık, ulemâmızın genel fikirleri, fakihlerimizin [görüşü] budur.

Peygamber Efendimiz Cuma'nın farziyetini tebliğ ederken; "Cuma namazı burada benim size kıldırdığım gibi sizlere ve sizden sonrakilere farz kılındı." dedi. Onun için kılıyoruz.

Türkiye'deki camilerde ve Almanya'da ve daha başka yerlerde müslümanlar bir cami kurmuşlarsa orada Cuma namazı kılınır kardeşim. Hutbeyi dinlersiniz, Cuma'yı kılarsınız, mahzur yoktur.

"Eğer devlet İslâm devleti değilse önce cihat yapılmalı, sonra Cuma namazı kılınmalıdır." deniliyor. Böyle bir öncelik sonralık sırası yoktur. Cihat her zaman vardır, Cuma her zaman farzdır. Bir farzı öteki farzın tekerinin önüne engel yapmaya lüzum yok. "Ben cihat yapacağım, o halde Cuma namazı kılınmasın" diye bir mantık sağlam bir mantık değildir. Sen buyur cihadını yap. Nerede yaparsan yap... Afganistan'a mı gideceksin, Suriye'ye mi gideceksin, Lübnan'a mı gideceksin, Türkiye'nin içindeki küfürle mi, münafıklarla mı uğraşacaksın; ne yapacaksan yap. Ama lütfen Cuma namazını kıl.

Ne istiyorsun Cuma namazından? Derdin ne?

Bir hayır yapacağım derken ille öbür taraftaki hayrı devirmek mi lazım?

Gerekmez. O fikir yanlış. Öyle demişler. Bazı kimselerin söylemiş olduğu şey yapılıyor. Bazı hocalara da isnad ediyorlar ki o hocalar "Cuma namazı kılınmasın." demiş. O hocalardan birinin oğlu geldi, çok sevdiğim bir kimse. Diyor ki; "Hocam, ben hâsseten Cuma namazı kılıyorum. Kılınmamasına kâni iken, bu iş o kadar fitne fesada uğradıktan sonra ben şimdi kılıyorum."

Cuma namazına dokunmayın. Varsın müslümanlar halkada bir araya gelsinler. Allah'ın kelâmını, bir iki âyet, üç âyet okusunlar, dinlesinler. Değil mi? O olmadığı zaman... Cihadını da yap, buyur. Cihadına mâni olmuyoruz. Çelme takmıyoruz. Elinizi tutmuyoruz. Buyurun, cihat sahası... Nefsinle cihat et, münafıklarla cihat et, zalimlerle cihat et, kâfirlerle cihat et, Türkiye'nin içinde cihat et, Türkiye'nin dışında cihat et. Cihadın sahası sonsuz derecede geniştir. Yap yapabildiğin kadar; sevabı kazan. Ona bir şey demiyoruz. Ama Cuma namazına dokunma.

Üç Cuma'yı terk edenin kalbi mühürlenir deniliyor. Burada üç Cuma üst üste mi, yoksa ömürde mi?

Ömürde değildir, üst üstedir. Üç Cuma mazeretsiz Cuma namazını terk edenin Allah kalbini mühürler. Yani mânevî bakımdan hakkı anlamaz, söz dinlemez, vurdumduymaz bir hâle getirir, hayır etmez hâle gelir. O bakımdan Cuma'yı kılmak lazım. Ömürde çeşitli mazeretler olabilir, insan kılmayabilir. O ömürdeki şeyler esas değildir. Peş peşe bir kötü niyetle üç Cuma'yı kılmazsa demektir.

Cuma namazı kılmayan arkadaşlarımıza ne yapmasını tavsiye edersiniz?

Kılmalarını tavsiye ederiz. Onlara tatlı tatlı meseleyi anlatmayı [tavsiye ederiz]. Hakkında kitaplar [yazılmıştır]. Bize de gelip zaman zaman soruyorlar. Biz de kanaatlerimizi söylüyoruz. "Tartışma olacak, tartışmaya girmeyelim." diyor. Tartışma olur. Biz fikrimizi söyleyeceğiz, karşı taraf fikrini söyleyecek. Hak neyse o anlaşılacak. Tartışma vardır. Tartışma İslâm'ın kendisinde, Kur'ân-ı Kerîm'in kendisinde vardır. Hatta Bakara sûresinin ilk sayfalarında bakıyoruz;

Ve izâ kîle lehüm lâ tüfsidû fi'l-ardı kâlû innemâ nahnu muslihûn. Onlara şöyle dersin, onlar şöyle cevap verirler, şöyle oldu böyle oldu... Münâkaşaları dinimiz bize öğretiyor ki; "Bak böyle derlerse böyle cevap verin. Böyle bir durum olursa siz de ağzınızı kapatmayın." demek istiyor.

Hakkı söylemek her zaman olacak. Ondan hiç geri durmayacağız. Yalnız hakkı söylemenin metodu önemlidir; yumuşaklıkla... "Aziz kardeşim, canım kardeşim, sevdiğim dostum, şekerim..." Kimisi -erkek erkeğe- "sevgilim" diyor... Ne derse, gönlünü alacak laf söyleyeceksin. "Ben senin iyiliğini istiyorum. Bu işte kanaatim şudur. İşin doğrusu Allahu âlem budur... Öteki taraf tehlikelidir. Bunu böyle yaparsan günah olma ihtimali vardır. Kalbin mühürleniverirse Allah'ın rızasına aykırı bir şey olursa ne yaparız..." diye tatlı tatlı anlatsın.

Daha önce kımayan kimse ne yapacak?

Daha önce Cumaları kılmayan kimse tevbe edecek. Onların kazası olmaz. Mâlum Cuma kılınmadığı zaman öğle namazı kılınıyor. O onun yerine geçer ama Cuma'yı kılmadığının günahını artık tevbeyle [temizlemeye çalışacak].

Sabah erken kalkabilmek için ne yapmalı?

Sabah erken kalkmak için mânevî çarelerden birisi, akşam abdestli yatmaktır. Akşam abdest alırsınız, dört rekât namaz kılarsınız, abdestli yatarsınız. Abdestli yatınca şeytan insanın başına çökemez, âzâlarına düğüm vuramaz. Bunlar hadislerde bildiriliyor. Gözüne düğüm vuruyor, kulağına düğüm vuruyor, her [âzâsına] düğüm vuruyor. Bağlıyor yani, sımsıkı sucuk gibi... Ondan kalkamıyor. Abdestli yatarsınız.

Geç vakte kadar durup da, 3 buçuğa kadar, 2 buçuğa kadar oturup da ondan sonra yatarsan tabii bir saat sonra derin uykuya yatmış bir insanın sabaha kalkması büyük babayiğitliktir. Çok geç kalma. Gece sohbetini kısa kesmek, uykuya erken varıp uykusunu erkence alıp sabahı garantilemek de maddî tedbirdir. Maddî tedbir olarak, mümkün mertebe akşam erken yatarsınız, sabahleyin uykunuzu almış olarak kalkmak kolay olsun diye.

Sayfa Başı