M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (5)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bazen rabıta yapmadan dersimi çekiyorum.

Rabıta çalışmasının maddî mânevî faydaları vardır. Feyize büyük tesiri vardır. İnsan bu rabıta-ı mürşidi güzel yapa yapa sonunda daha güzel hallere nâil olacaktır. O bakımdan rabıtada gevşeklik yapmayın. Bu bir sevgi bağıdır. İnsanın severek, her zaman isteyerek yapacak duruma gelmesi lazım.

Allahu Teâlâ'nın rızası olmadığı fiilleri işlerken ölen -yani içki içerken, zina ederken- veya ölürken kelime-i şehadeti getiremeyen kişinin iman durumu nasıldır?

Bunlar Allah'ın bildiği işlerdir. Günah üzerine ölen bir kimse günahkârdır. Ama 'o kâfirdir' denmez. Günahkârdır, büyük günah işlemiştir. İçki büyük günahtır, zina büyük günahtır; büyük günahının cezasını çekecektir. Ama mü'min ise, Allah'a imanı varsa... Oluyor bazen, sarhoş oluyor adam, çok kuvvetli imanı da oluyor. Müptela, kendisini kurtaramıyor; pişman, perişan, 'zıkkım' diyor, 'kurtulsam' diyor ama... Böyle şeyler olabiliyor.

Ehli sünnet ulemâmızın hükmü kesindir; büyük günah insanı dinden çıkartmaz. Evet, büyük günahtır ama dinden çıkmış demek değildir, bunu böylece bilesiniz.

Allah affetsin. Allah kötü durumlara düşürmesin, günah işlettirmesin. Böyle bir durumda ölen de olursa 'Taksirâtını affetsin.' diyoruz.

Günahkâr olanlara bizim duamız ne oluyor?

'Yâ Rabbi! Taksirâtını affeyle.' diyoruz, ne yapalım...

Kızlar manto veya pardesü altına pantolon giyebilirler mi?

Manto, etek veya pardesü altına pantolon giyebilirler. Sadece pantolon giyip de etleri butları görülecek bir şekilde gezemezler. Pantolon giymek yasak değil. Pantolonu üstünden etekle veya pardesüyle veya entariyle, bir şeyle örttü mü pantolon giymek çok iyi çünkü daha iyi koruyor. Düşse de bayılsa da hiçbir yeri açılmayacak, saçılmayacak; tesettür bakımından uygun olduğundan pantolon iyi.

Peygamber Efendimiz şalvar giyenlere; 'Allah onlara rahmet eylesin, rahmetine gark eylesin!' diye dua etmiş. O devirde şalvar dikmek giymek de kolay değil. Teşvik etmiş. Bir örtüyü peştemal gibi bürünüp öyle gezerlermiş. Kumaş yok, terzi yok, iplik yok, iğne yok; normal bizim sahip olduğumuz şartlar yok. Öyle bir peştemal tutunmak gibi... Dünyanın birçok yerinde böyledir; Malezyası, Hindistan'ı, Pakistan'ı, Afrika'nın birçok yerleri hâlâ böyledir. Ne yapsın, böyle örtünüyor; içine bizim giydiğimiz gibi iç don giyemiyor. Ama iç donu giymek, şalvar giymek, pantolon giymek tesettürü sağladığı için erkek için de iyidir kadın için de çok iyidir.

Ama kadın pantolonu giyer de üstüne başka bir şey giymezse bir bluz bir pantolon çok fena oluyor.

Niye fena oluyor?

Câzibedâr oluyor. Budu, göğsü, beli, haram yerler meydana çıkıyor; bu sefer daha büyük günah oluyor. Örtünmüş olmuyor.

Örtünmenin esasını her zaman burada söylüyorum: Örtünmede vücut hatları örtülecek, belli olmayacak. Vücudun hatları saklanacak.

Ne diyor?

Ve lâ yubdîne zînetehünne buyuruyor Kur'ân-ı Kerîm'de; 'Kadınlar ziynetlerini ızhar etmesinler, göstermesinler.'

Ziynet nedir?

Göğüs ziynettir, kalça ziynettir, bel ziynettir, gerdan ziynettir, saç ziynettir; bunları göstermeyecek. Başını örtecek, saçını örtecek, boynunu örtecek, vücudunu da bol bir şeyle örtecek ki görünmesin. Göründü mü veya belli oldu mu olmaz!

Afedersiniz, dar bir bluz giyiyorlar; her şeyleri belli oluyor. Hatta göbeğinin çukuru belli oluyor, görüyorsunuz; resimlerden, gazetelerden, mecmuadan vesaireden belli oluyor. Göğsünün ucu belli oluyor. Bu tesettür değildir! Hoca olduğum için açıkça söylüyorum: Bu günahtır, örtünme değildir! Böyle pantolon, böyle bluz örtünme sağlamış sayılmaz!

Nasıl olacak?

Bol olacak. Boynu görünmeyecek. Gerdanı örtülecek. Saçı görünmeyecek. Saçı örtülü olacak. [Giysisi] bol olacak.

'Böyle şey olur mu, Fatıma ana gömleği gibi?'

Tabi ya, ne güzel işte... Bak ne güzel söyledin, 'Fatıma ana gömleği' diye. Bol olacak tabii.

Hacı hanımlar hacca gidiyor... Bakın hacı, bizim köylü hacı teyzeler, hemşehrilerimiz, Türkiyeli müslümanlar... Güzel, entarisi bol... Bol yapmış, büzgülü yapmış, omuzdan bol. Beline bir kuşak sarmış... Ya kim söyledi sana bu kuşağı sar diye? Bir kuşak bağlamış, olmuş bu sefer... Yani iyi olmamış.

Neden?

E her şeyi meydana çıkmış!

Pakistanlılar, kadın geliyor, onların memleketi çok sıcak galiba; incecik bir tül başına örtmüş, incecik bir tülden bluz yapmış, terliyor da; çıplak gibi oluyor, her şeyi görünüyor. Kâbe-i Müşerrefe'yi dönerken, tavaf ederken, orada namaz kılarken bu kıyafetle oraya gelinir mi? Bunların hocaları yok mu, söylemez mi?

Hocaların söylemesi lazım!

Olmaz böyle! Bu tesettür değil!

Altını göstermemesi lazım. Altı göründü mü tesettür değil, şekli belli oldu mu tesettür değil.

Erkek için de öyle. Kadın için söylüyoruz... Erkek de bir blucin pantolon giyiyor; önü arkası boğum boğum, yumuk yumuk her tarafı meydanda; olmaz! Namaz da olmaz. Arkasındakinin namazını da bozar. Önde namaza durur, arkasındaki Allahu ekber, durdu, önündeki manzarayı gördü, onun da namazı gider.

Niye hoca efendiler cübbe giyip mihraba geçiyor?

Tesettürü sağlasın diye.

Erkeğin de tesettürü var. Erkeğin de bir yerleri belli olmaması lazım. Olmaz öyle şey!

Onun için kızlar mantonun, eteğin, pardesünün altına pantolon giyebilirler. Pantolon yasak değil. Sırf pantolon, üstünü bir şey örtmeden pantolon tahrikkâr oluyor, o doğru değil.

24 yaşında bekâr bir çocuğum. Ufak bir heyecan ve tahrik sonunda akıntı geliyor. Bu akıntı suya benziyor; temiz, beyaz fakat yapışkan. Dört beş doktora gittim, çaresini bulamadım.

Bu hastalık değil ki doktora gidiyor. Bilmiyor, cahil. Bu hastalık değil, normal bir şey. İnsanın burnunun akması hastalık mıdır? Değil. Ağzında tükürük olması hastalık mıdır? Değil. Tükürük ağız için lazım, hazım için lazım. Burun için de sümük lazım. Tabii nezle olmak hâli ayrı da, Allah lazım ki onu [yaratmış]. İnsanın kulağında akıntı var, zarı [normal] tutmak için. Burnunda akıntı var, ağzında tükürük bezleri var; Allah yaratmış, lazım. Bu akıntı da bir insanın normal vücudunun bir gereği; o uzvun vazifesi var, onun içindir.

Tabii mümkün olduğu kadar burada tahrike kapılmayacak, heyecana kapılmamaya dikkat edecek. Normal olarak tahrike kapıldı mı, heyecana kapıldı mı bu akıntı gelir. Bu hastalık değildir, heyecanın sonu hazırlıktır, bir hazırlanmadır. Bu, insanın vitrinde çok güzel bir yemeği görüp de yutkunmaya başlaması gibidir. 'Aman kebaba bak, nasıl dönüyor! Şurada şu tatlı, kaymaklı kadayıf ne kadar güzel!' yutkunmaya başlıyor. Veyahut anılırken bile insan yutkunmaya başlıyor. Demek ki zihnini temiz tutacak, o duygulara kendisini kaptırmayacak, bu akıntı olmayacak. Yoksa istediğin kadar doktora git. Bu normal. İnsanın burnunun akıntısını doktorlar kesebilir mi? Kesemez çünkü Allah burnu akıntılı yaratmış, lazım. Tükürük de lazım olduğundan, o da lazım olduğundan... O heyecan olduğu zaman o akıntı ille gelecektir. Mühim olan heyecana düşmemek, haram resme bakmamak, haram manzaraya bakmamak, haram şeyler düşünmemek, günah şeyler düşünmemek, aklını güzel şeylerle meşgul etmektir. Dört beş doktora değil kırk elli doktora gitse bunun başka çaresi yoktur.

Bu olay beni cünüp yapar mı?

Hayır, yapmaz. Bu abdesti bozar. O akıntı geldi mi abdest bozulur, yeniden abdest almak lazım.

Namaz kılmama, oruç tutmama mâni midir?

Abdest almazsa abdestsiz namaz olmadığından yeniden abdest alması lazım. Orucu bozmaz.

Çaresini bana söylerseniz çok memnun olurum.

Çaresi zihnini ilimle irfanla meşgul etmektir. Oruç tutmaktır. Bir çaresi de evlenmektir. 24 yaşına gelmiş; işini kurmuşsa, askere gitmişse evlensin. Hayırlı bir yuva kurmayı tavsiye ederim. En doğrusu odur.

Boluluyum. Bolu'dan askerlik yapmak üzere İstanbul'a geldim. Altı seneden beri rahatsızlık geçirmekteyim. Sorunum şu; kalabalığa çıktığım zaman çok sıkılıyorum, mecbur kalmadıkça insan içine çıkamıyorum.

Bu güzel bir şey. Mü'min, müslüman gençler hayalı edepli oluyorlar, utanıyorlar; normal. Bu hepimizde vardı. Bende onun söylediğinden daha fazlası vardı; şimdi karşınızda çene çalıyorum, işte görüyorsunuz, konuşuyorum. Olur, zamanla geçer. Konuşmanın âdâbını öğrendiği zaman ve konuşacak bir fikri olduğu zaman insan konuşur.

'En konuşamayan en âciz insanı...' diyor hatiplik kitapları; yolda gidin itin mesela, yere düşürün.

Adam kalkınca ne yapar?

Birinci sınıf hatip kesilir. Birinci sınıf avukat kesilir. Birinci sınıf kanun adamı kesilir. Neler söyler; anayasadan, insan haklarından, hürriyetlerden, haksızlıktan, insaftan, edepten, ahlâktan, dinden, imandan, âhiretten, cezadan aklına ne gelse hepsini söyler.

Neden?

Demek ki söylenecek şeyi oldu mu insan söyleyebiliyormuş.

Korkmayın. Utanmak da Allah'ın bir [nimetidir]. el-Hayâu mine'l-imân. Korkmayın, hayalı olmak hayasız olmaktan iyidir. Utangaç olmak iyidir. Konuşacak şeyiniz olduğu zaman konuşursunuz. İlim öğrenin, hadis öğrenin, Kur'an öğrenin, büyüklerimizin hallerini öğrenin; söylenecek yerde onları söyleyin. 'Bak aziz kardeşim, ben kitaplarda şöyle okudum ki senin bu yaptığın yanlıştır, sen böyle yap. Aziz kardeşim, bugün kitaplarda şöyle bir fıkra okudum, çok hoşuma gitti, sana da anlatayım...' diyerek egzersizler yaparsınız, düzelir.

Misafirliğe gidildiğinde insan cünüp olunca yıkanma imkânı olmazsa ne yapmak lazım?

Bu bir meseledir. İnsan kalktı misafirliğe gitti. Buradan kalktı Trabzon'a gidecek, Gerede'de filanca arkadaşın evine misafir oldu. Gerede soğuk mu soğuk, çatır çatır... Uyudu, uyandı; eyvah, yıkanması lazım. Utandı. Veyahut yıkanacak vakit yok. Bu bir meseledir, tabii zordur. Hamam varsa hamam olan yerde kalkıp gidip de gidebilirse gider, yıkanır. Ama böyle imkânın olmadığı bir köyde olabilir, sıkıntılı bir yerde olabilir, evde de problem olabilir. Bazıları bu konuda bunun bir mazeret olduğunu ifade ediyorlar, 'O zaman gusül için teyemmüm câiz olur.' diyorlar. Tabii söyleyebilir; 'Kusura bakmayın, ne yapalım yıkanmam gerekti...' demek daha iyisi. Diyemezse sonra en yakın zamanda yıkanmak üzere teyemmüm alır.

Beyimin amcasını ziyaret edeceğiz. Yalnız amcası ve diğer akrabalarında haremlik selamlık yok. Beyim bulunduğu halde yanlarında oturmamızın hükmü nedir? Beyim ve ben dualarınızı talep ediyoruz.

Tabii haremlik selamlığın olması gerektiğini ilk önce anlatmak lazım. Fıkhen demek lazım ki; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Fâtımatü'z-Zehra validemizin yanına sahabesinden birkaç kişiyle gidiyormuş, kapıya gelince; 'Yâ Fatıma, kızım yanımda birileri var, perdenin arkasına çekil.' buyurmuş. Yanında Peygamber Efendimiz olduğu halde o sahabe-i kirâm -ki ümmetin en yüksek mertebeli insanları- Fâtımatü'z-Zehra validemiz örtülüdür, niye 'perdenin arkasına çekil' dedi? Bu işin haremlik selamlık olması gerektiğini gösteren bir şeydir. 'Bunun böyle olması lazım, sevabı budur.' diye söylenir.

Ama bu mümkün olmadığı zaman, çünkü herkesi değiştiremiyorsunuz, birtakım mecburiyetler de oluyor; o zaman örtülü olarak nasıl trene biniyorsunuz, istasyona gidiyorsunuz, çarşıda pazarda geziyorsunuz, öyle örtülü olarak yabancıların yanında durduğunuz gibi durabilirsiniz. Ama söylemek mümkün olur da söylerseniz onlar da bilmiş olurlar. 'Allah'ın hükmü buymuş amca, dayı...' diye söylemek lazım.

Evli hanımın ziynet eşyası olan altından kurban kesmeye muktedirdir. Ancak beyi istediğinde bu altınlardan beyine vermektedir. Beyi kurban kesiyor, hanımı da kesmesi gerekli midir?

Kurban kesmek için mâlum, insanın nisap miktarından fazla malı olması lazım. O anda altın kimin elindeyse onun kurban kesmesi lazım. Eğer altın hanımın üzerindeyse hanım nâmına kurban kesilmesi lazım. Beyin üzerindeyse o zaman borç vermiştir, borcun geri dönebilen miktarı zekâtta zenginlikte hesaba girer, o zaman beyi kesebilir. Yani para kimin üzerindeyse, kim zengin durumdaysa onun kesmesi gerekir. İkisi de zenginse ikisinin de kurban kesmesi lazım.

Hocam evlenmek istiyorum. Askerlik yapmadım diye annem babam razı değil. Öğretmenlik okuduğum için askerliğe yedi yıl var. Hocam onlara karşı gelmek istemiyorum ama evlenmek istiyorum. Yaşım 22, kızı da buldum, bu ara sadece ailem razı değil. Duanızı istiyorum.

Askerliği yapmadı diye razı değillermiş. Askerlik de yedi sene sonraymış. Bu annenin babanın ısrarı yanlıştır, muhterem kardeşlerim. Siz anne babaysanız böyle yapmayın. Çünkü çocuk evlenmenin tehire uğramasından dolayı bir günah işlerse anne baba mesul olur. Anne babanın çocuğunu erken evlendirmek vazifesidir, tehir etmeye kalkışmak çok yanlış bir şeydir. İlk vakitte, ilk fırsatta evlendirmeye çalışması lazım. Madem yedi yıl sonra bunun askerliği gelecek, o halde şimdiden evlenmesi gerekiyor. Evlensin. Allah yardımcı olsun. İkna etmesi lazım, yanlıştır diye söylemesi lazım.

Rüyamda Peygamber Efendimiz'in başını omuzlarıyla beraber görüyorum, yüzü eski bir örtüyle örtülü, bir aydınlık yok. Bana kimse onun Peygamber Efendimiz olduğunu söylemiyor, ben Peygamber Efendimiz diyorum.

Cevap:

Yüzünü görmemek sünnette kusur ettiğine işarettir. Zaten aşağıda da; 'Ben inanan fakat farzları tam olarak yapamayan bir insanım.' diyor. Sünnetleri değil farzları bile tam yapamadığına göre onun için nursuz olarak görüyor ve yüzünün hatlarını göremiyor.

Rüyamda geceymiş, yeşillikler içinde bir ovada gökten bir yuvarlak açılıyor, oradan yere ışıklar geliyor ve bir adam oradan gümüş renkli parlak elbise ile bana 'Allah'ı zikret.' diyor, 'Allahu ekber de.' diyor. Yanımda iki kız arkadaşım var, 'Rüyanı anlat.' diyorlar, anlatmıyorum. Rüyamda bana 'Rüyan çok güzel.' diyorlar. Sonra bir köpek görüyorum, ondan çok korkuyor ve kaçıyorum. Komşuya sığınmaya çalışıyorum fakat o köpek bana bir şey yapmıyor.

Köpek umumiyetle nefsin remzidir. Nefis, köpek gibidir; saldırır, ısırır, zarar verir. Köpek umumiyetle nefise alâmettir. Rüyasında rüyasının güzel olduğunun söylenmesi rüyanın gerçekten güzel olduğuna alâmettir. O iyi. Yukarıdan ışıklar geliyor, 'Allah'ı zikret.' diyor, Allahu Ekber diyor; demek ki ibadete taate düşkünlüğü olması lazım. 'Farzları tam olarak yapamayan bir insanım.' diyor; bu kusurunu düzeltsin. Bu rüyalar ona ikazdır. Köpekten korkuyor ama köpek ısırmıyor demek, nefsi ona zarar vermeyecek. İnşaallah tasavvufî çalışmalarına dikkat etsin.

Rüyamda sizi birçok defa bizim kasabada görüyorum. Son olarak gördüğüm rüya: Siz bizim eve geliyorsunuz, beraber yemek yiyoruz, camiye gidiyoruz, namaz kılıyoruz, babam ve ailem elinizi öpüyoruz. Sizi uğurlarken bir kadın topluluğu uğurluyor. Bu kadınların elbiseleri bembeyaz. Siz benden kavun istiyorsunuz. Size getireceğim kavunun yarısı çürük çıkıyor. Tam o anda sağlam kavun peydah oluyor ve ikram ediyorum. Rüyamı tabir ederseniz memnun olurum.

Bizim oraya gelmemiz bir hayra alâmettir inşaallah. Annesinin babasının elimizi öpmesi tasavvufa intisabının işaretidir. İlk önce kavunun yarısının [çürük] olması müritliğin bazı kısımlarının iyi yapılmadığını gösterir. Sonra düzelmesi inşaallah düzeleceğine alâmettir.

Allah sırât-ı müstakimde sabit kadem eylesin, güzel kulluk yapmayı cümlemize nasip eylesin.

Tasavvuf hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Tasavvufu her şeyiyle gönlümüze sindirmek, öğrenmek ve yaşamak istiyoruz. Bize hangi kitapları okumamızı ve ne yapmamızı tavsiye edersiniz?

Risâle-i Kuşeyriyye'yi okuyun. İmam Kuşeyrî tasavvufta imamdır. İmam, 'önder' demek. Risâle-i Kuşeyriyye'yi okuyun, ondan sonra bir daha bizimle görüşün.

Muhterem hocam, 'lâ mevcûde illallah' diye zikredenler küfre girmezler mi? Bu zikri yapanlar mahlukâtı reddedip, Allah'ın mahlukâtı yoktan var ettiğini reddedip mahlukâtı Allah'tan bir parça olarak mı kabul ediyorlar? Bu durum Ehli Sünnet itikadına ters değil mi? Yoksa bunu diyenler başka bir mâna mı kasdediyorlar? Şüpheye düştüm, açıklar mısınız?

Bu tasavvufta derin bir sorudur. Lâ ilâhe illallah, yani 'Allah'tan başka ilâh yok.' Başkasına ibadet edilmez, başkasına [tapılmaz].

İyyâke na'budu ve iyyâke nestaîn. 'Ancak Allah'a ibadet ederiz, ancak O'ndan yardım isteriz.'

Kul hüva'llahu ehad. 'Allah tektir.' Allahu's-samed. 'Kulların bütün ihtiyaçlarını verendir; Samed'dir. Kendisinin evveli babası olmadığı gibi kendisinden sonra evlat vesaire edinmekten de münezzehtir. Kendisine denk de yoktur. Eş ve mukabil, zıt veya denk de yoktur.' diye Kul hüvallahu ehad sûresinde de bildiriliyor.

Lâ ilâhe illallah'ın mânasının derinlikleri vardır. İnsan tasavvufta zikir yaptıkça zihninin, gönlünün ve şuurunun ulaştığı mânalar vardır. Bu mânalardan birisi de lâ mevcûde illallah mânasıdır. Bütün varlıklar netice itibariyle,

Küllü men aleyhâ fân buyuruluyor Kur'ân-ı Kerîm'de; 'Her şey fâni.' Ancak Allahu Teâlâ hazretleri kalacak, başka hiçbir şey yok. Bu mânada...

Kâne'llâhu ve lem yekün meahû şey'ün. 'Allah vardı, başka hiçbir şey yoktu.' Mahlukâtı yarattı. Sonradan yine Allah olacak, başka hiçbir şey olmayacak. Evveli âhiri yok olan, fâni varlıklar da aslında var sayılamaz. Gölge gibi, hayal gibi, bir varmış bir yokmuş, masal gibi bir şey...

Bu mâna ile Allahu Teâlâ hazretlerinin ehadiyetini, birliğini daha başka derinlemesine bir idrak zihniyetidir. Bu bir tasavvufî neş'edir, ondan sonra da daha merhalelere geçilir.

Güzel sormuş: 'Bu durumu diyenler başka bir mâna mı kastediyorlar?'

Evet, o anlaşılan şeriate aykırı olan mânadan, yukarıda söylediği sorulardan çıkan mânadan başka bir mâna kastediyorlar. İnkâr yoluyla değil de Allah'ın varlığını çok kuvvetli bir şekilde hissetmek yoluyla söylüyorlar.

Sayfa Başı