M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Ramazan'a Girerken

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû!..

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun... Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretleri dünyada ve âhirette sizleri sevindirsin; aziz ve bahtiyar eylesin...

Bugünden sonra bir dahaki cumaya gelmeden önce perşembe günü on bir ayın sultanı Ramazan ayı geliyor. Çarşamba gününden teravih namazını kılıp, çarşambayı perşembeye bağlayan gece de sahura kalkıp perşembe günü oruçlu oluyoruz. Bir dahaki cumaya artık Ramazan ayının ilk cumasını kılmış olacağız. Allah sağlık afiyetle eriştirsin. Bu güzel aydan istifade etmeyi nasip eylesin.

Ben bu konuşmayı Ramazan'dan önce yapmış olduğum için; Ramazan'dan önce kardeşlerime ikaz ve ihtar bakımından değer taşıyan neler söyleyebilirim? diye düşündüm.

Kardeşlerimiz Ramazan gelinceye kadar Ramazan'la ilgili kitapları veyahut hadis kitaplarında, fıkıh kitaplarında Ramazan'la ilgili bölümleri okusunlar; Ramazana bilerek, şuurlu olarak, incelikleri kavramış, öğrenmiş olarak hazırlıklı girmiş olsunlar. Çünkü insan bilerek yaptığı zaman; âdâbına, usûlüne, erkânına uyduğu zaman bu güzel aydan âzamî derecede istifade eder.

Allahu Teâlâ hazretleri bütün ömrümüzü, bütün faaliyetlerimizi; âdâbına erkânına uygun, rızasına yönelik, rızasını kazanmaya vesile olacak mükemmellikte yapmayı cümlemize nasip eylesin.

Siz Ramazan ayı gelinceye kadar; bu güzel ayın ibadetleri nasıl olacaksa, incelikleri nelerse onları öğrenmeye çalışacaksınız. Ben de bu münasebetle size Ramazan'la ilgili üç hadîs-i şerîf okumak istiyorum.

Birinci hadîs-i şerîf şöyle:

Enne Rasûlallâhi sallahu aleyhi ve selleme kâle, yevmen ve hadaranâ ramadânü: Etâküm ramadânü şehrü bereketin yağşâkümü'l-lâhu fîhi fe-yünzilü'r-rahmete ve yehuttu'l-hatâyâ ve yestecîbü fîhi'd-duâ', yenzuru'lâhu teâlâ ilâ tenâfüsiküm fîhi ve yübâhî biküm melâiketehû fe-eddu'l-lâhe min enfüsiküm hayra fe-inne'ş-şakıyye men harime fîhi rahmete'l-lâhi azze ve celle. Sadaka resûlullâh. Fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Hadis alimi Taberânî eserinde rivayet etmiş; ''Râvîleri güvenilir kimselerdir.'' buyurmuş. Ubâdetü'bnü Sâmit radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan geldiği zaman ümmetine hitab etmiş, buyurmuş ki;

Etâküm ramadân. ''Ramazan geldi.'' ''Geldi'' dediğine göre demek ki ilk günlerinde konuşmuş. ''Geliyor.'' demiyor; ''Gelmiş.'' buyuruyor. Râvînin ve hadaranâ ramadânü ''Ramazan gelmişken'' sözü de bunu gösteriyor.

Şehrü bereketin Ramazan bereket ayı. Zamanın bereketlendiği, ibadetlerin sevaplarının bereketlendiği, evin, sofraların bereketlendiği; dükkânların, kasaların, keselerin bereketlendiği ve her şeyin güzelleştiği bir mânevî, güzel zaman dilimi. Mübârek bir ay.

Yağşâkümü'l-lâhu fîhi. ''Bu ayın içinde Cenâb-ı Hak sizi kuşatır; gaşyeder, kaplar, örter. '' Gaşiye-yağşâ, örtmek demek. Fe-yünzilü'r-rahmetü. ''Ve rahmeti indirir.'' Cenâb-ı Hak kullarına teveccüh buyuruyor ve rahmetini indiriyor. Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine mazhar olmak çok büyük bir olay. Bu ayın hürmetine, bu zamanın bereketine bunu lütfediyor.

Ve yehuttu'l-hatâyâ. Hatta-yehuttu ''koymak'' demek. ''Hataları, günahları affeder; bir kenara koyar, döker.'' Yaprakların ağaçtan döküldüğü gibi Cenâb-ı Hak kulu günahlardan pâk eder, temizler.

Ve yestecîbü fîhi'd-duâ. ''Ve bu ayda duayı kabul eder.'' O kadar ihtiyacımız var ki, o kadar çok şeylere muhtacız ki, o kadar çok dua etmeliyiz ki... Biliyorsunuz dua ibadettir; ibadetin hasıdır, özüdür, iliğidir. Çok şeylere dua etmemiz lazım. Kendimize, ülkemize, çevremize, müslüman kardeşlerimize, yakınlarımıza, dostlarımıza, nâdânlara, yârâna, bilene, bilmeyene, bilip cahillik edene; dost olup kuyumuzu kazana, düşman olup mezarımızı kazana karşı yapılacak çok dua var. Dua da ibadet. Tabi mühim olan duanın kabul olması. Cenâb-ı Hak bu ayda duayı kabul eder; oruçlunun duasını kabul eder. Ne kadar güzel bir fırsat doğuyor.

Yenzurullâhu teâlâ ilâ tenâfüsiküm fîhi. ''Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bu ayda sizin gayretinize, ibadete şevkle koşuşmanıza, birbinizden etkilenerek ibadet yarışına girmenize nazar eyler. Ve yübâhî biküm melâiketehû. ''Sizinle meleklerine övünür.''

''Bu kullarım şehvetlerini bıraktılar; yemelerini içmelerini bıraktılar. Benim rızam için, bilerek kendilerini bunlardan mahrum ediyorlar.''

Bunun çok faydaları var. Orucun o kadar çok kıymeti; o kadar çok maddî ve sıhhî, ailevî ve ictimâî; bedenî, rûhî ve aklî faydaları var ki saya saya saatler geçer ama faydalar bitmez. O kadar çok!

Ama Cenâb-ı Hak yine bu oruç tutanların oruçtaki gayretlerine, şevklerine, birbirleriyle âdetâ sevap yarışına girişmelerine nazar eyler ve meleklerine övünür. İftihar eder, mübâhât eyler.

Fe-eddullâhe min enfüsiküm hayr. ''O halde siz de bu ayda Cenâb-ı Hakk'a karşı görevlerinizi yerine getiriniz! Siz de Allah'a karşı hayırlı ibadetler ve hayırlı kulluk yaparak kulluk borcunuzu eda ediniz!''

Cenâb-ı Hak bu kadar lütfediyor, bu kadar rahmet ediyor, meleklerine övüyor... O halde siz de Cenâb-ı Hakk'a karşı kulluk vazifelerinizi eda eyleyiniz, ödeyiniz. Eddû ''Ödeyiniz.'' mânasına.

Fe-inne'ş-şakıyye men hurime fîhi rahmete'llâhi azze ve celle.

İnsanlar iki zümre... Allah'a mutî olup Allah yolunda yürüyen insanlara saîd deniliyor. Saadet ehli ama bizim anladığımız sevinme, mutluluk mânasına değil; Allah'ın istediği yolda yürüyen, sırât-ı müstakîmde yürüyen itaatli kullar mânasına. Saîd bu... Gerçekten de böyle hareket edince, dünya ve âhiret saadetine eriyor.

Doğru yolda dosdoğru gidene saîd derler. Günahlara dalıp âsi, mücrim olanlara da şakî derler. Şakînin çoğulu eşkıyâ, saîdin çoğulu süedâ geliyor. Saîd saadet masdarından, şakî şekâvet masdarından.

Eğer bir kimse bu ayda Cenâb-ı Hakk'a kulluk görevini güzel yapmıyorsa, o kimseye şakî diyoruz. Men hurime fîhi rahmete'llâhi azze ve celle. ''Bir kimse bu ayda pek aziz; sonsuz derecede izzet ve celâl sahibi Allahu Teâlâ hazretlerinin rahmetinden mahrum kalmışsa, işte o şakîdir. Asıl şakî, asıl eşkıyâ, asıl şekâvet ehli, asıl bahtsız, asıl mücrim, bu aydan istifade edemeyendir.'' buyuruyor.

Bu çok önemli. Bu aydan istifade etmeye, bu ayda şakî sınıfından olmamaya gayret etmek lazım!

Şaban ayının on dördünü on beşine bağlayan gece yani Berat gecesi bir insanın saîd mi şakî mi olacağı belli oluyordu. Asıl o zaman dua edecekti. ''Aman yâ Rabbi! Benim adımı şakîler defterine yazmışsan, oradan sil; saîdler defterine kaydet! Önümüzdeki Şaban'a kadar ben sana âsî, mücrim bir yıl geçirmeyeyim; itaatli, güzel bir ömür geçireyim.'' diye dua edecekti.

Tabi Recebler, Şabanlar, Regaibler, Beratlar geçiyor; istifade eden ediyor, edemeyen edemiyor.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz; ''Bir insan Ramazan'dan eli boş çıkıyorsa, işte asıl şakî, Allah'ın rahmetine eremeyen o kişilerdir.'' buyuruyor.

Onun için çok önem veriyorum. Çok önemli olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Bu ayda mutlaka ve mutlaka Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine ermek, rızasını kazanmak için çok büyük gayret göstermeliyiz.

İkinci hadîs-i şerîfi Ahmed b. Hanbel, Bezzâz, Beyhakî, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Hibbân rivayet etmiş. et-Tergîb'de var, diğer kaynaklarda var. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet olunmuş ki:

Kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki:

U'tıyet ümmetî hamse hısâlin fî ramadân. ''Ramazan'da ümmetime beş tane özellik, beş tane ikram, be ş tane ilâhî lütuf bahşedildi. Lem yu'tahünne ümmetün kablehüm. ''Daha önce geçmiş olan ümmetlere, daha önceki peygamberlere verilmemiş olan beş tane büyük, müstesna hediye, ikram bu ayda ümmet-i Muhammed'e verildi.''

Hâlü femi's-sâimi atyebü inda'l-lâhi min rîhi'l-miski. Oruçluyu Allah seviyor. Oruçlu ağzı boş olunca, fırçalamıyor da. Zaten oruçluyken macunla fırçalamak doğru değil. Misvaklanma da öğleye kadar olabiliyor. Misvakta macun yok, sadece dişin fırçalanması var. Macunsuz fırçalama da misvaklanma gibi olabilir ama oruçlu iken macun olmaz. Çünkü o bir maddedir; ağızdan içeriye lezzeti, tadı, damlası gittiği zaman oruç bozulur. O olmaz. Ama öğleden sonra misvaklanmak da mekruh oluyor.

Oruçlu bir şey yemediği için ağzı kurur. Oradaki bakterilerin faaliyetinden, maddelerin çözümlenmesinden; dişlerin arasındaki bulaşıkların, çıkamayan kalıntıların bozulmasından ağızda bir koku, acılaşma olur.

Buna halûf deniliyor. Bir çeşit koku ama nâhoş koku... İnsan yaklaşsa koku nâhoş. Bize göre tatsız bir koku ama ''Cenâb-ı Hakk'ın indinde oruçlunun ağız kokusu, misk kokusundan daha hoştur, daha güzeldir.'' Cenâb-ı Hak onu güzel kabul ediyor ve güzel olarak değerlendiriyor. Oruçlu kulunun ağzının o çirkin kokusunu seviyor. O koku oruçtan dolayı oluşmuş bir durum olduğu için Cenâb-ı Hakk'ın indinde o koku misk kokusundan daha kıymetli bir koku oluyor.

Halbuki İslâm dini temizliği emrediyor. Tırnakları kesmeyi, kılları izale etmeyi, koltuk altlarını temizlemeyi, sünnet olmayı emrediyor. Yıkanmayı, guslü, abdest almayı emrediyor. Güzel koku kullanmak sünnet. Peygamber Efendimiz kullandığı için biz de güzel kokular sürüyoruz. Yıkanıyoruz, taranıyoruz. Melekler güzel kokuyu seviyor; camiye giderken güzel kokular sürünmek lazım. Ama oruçlunun ağzının o kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha kıymetli.

Bu bir pâye, bir özellik. Peygamber Efendimiz bu hususiyeti Cenâb-ı Hakk'ın bizim ümmetimize verdiğini bildiriyor.

Ve testağfirû lehümü'l-hîtânü hattâ yuftırû. ''Bu ayda oruç tutan ümmet-i Muhammed'in âbidlerine, oruçlularına denizdeki balıklar tevbe ve istiğfar ederler.''

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz niye denizdeki balıklar buyurmuş? Biz karada, toprakta yaşıyoruz. Bizden uzakta ayrı bir âlem olan deniz-derya âlemindeki balıkların, bizimle doğrudan doğruya bir menfaat ilişkisi de yok. Hani çevremizdeki kuzu, koyun, tavuk, horoz gibi hayvanlara bakıyoruz; saman veriyoruz, dane veriyoruz, besliyoruz... Öyle bir durum da yok. Ama denizdeki balıklar bile; ''Yâ Rabbi! Bu oruçluları affet!'' diye dua eder.

Bu bir özellik. Sudaki balıklar bile bizi sevmeye başlıyor; bizim tarafımızdan oluyor ve bizim için Cenâb-ı Hakk'tan afv u mağfiret diliyor.

Havadaki kuşlar, başka mahlûklar?

Allahu a'lem burada; ''Bütün varlıklar hatta denizdeki balıklar bile iftar edinceye kadar; ''Yâ Rabbi! Bu oruçlu kulunu affet!'' Oruçluya dua eder gibi bir mâna olmalı. Melekler de dua eder, balıklar da dua eder. Tüm mahlûkât, her şey oruçluyu seviyor.

Ve yüzeyyinu'l-lâhu azze ve celle külle yevmin cennetehû. ''Ve pek aziz ve pek celil olan Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri, her gün cenneti süsler. '' Zaten güzeller güzeli olan cenneti; ilâhî lütuflarıyla, türlü güzelliklerle Ramazan bereketine süsler.

Sümme yekûl. ''Sonra buyurur ki:'' Yûşikü ibâdiye's-sâlihûne en yülku anhümü'l-meûnetü ve yesîru ileyk. ''Ey cennetim! Dünya meşakkatleri üzerlerinden alınır da, salih kullarım belki sana gelirler.'' diye, Allah'ın emriyle cennet oruçlular için süslenir.

Salih kullarından Ramazan içinde vefat edenler de olur, Ramazan'dan sonrakiler de olur. Ama o cennetin salih kullar için süslendiği, Allah tarafından tezyin edildiği; özel ikramlarla, Ramazan'a mahsus güzelliklerle güzelleştirildiği belirtiliyor.

Ve tusaffedü fîhi meredetü'ş-şeyâtîn. ''Ramazan'da şeytanların reisleri, azılıları, azgınları, şiddetlileri zincirlere vurulur.'' Serbest olsalar kimbilir ne muzırlıklar yapacaklar. Onlar böyle zincirlere, bukağılara, halkalara, kelepçelere vurulur, bağlanır.

Fe-lâ yahlüsu fîhi ilâ mâ kânû yahlusûne ileyhi fî gayrihî. ''Başka aylarda yapabildikleri şeytanlıkları, insanlara musallat olup da yaptıkları ayartmaları, kandırmaları bu ayda yapamazlar. Elleri, ayakları, azaları zincirlere, demirlere, halkalara bağlandığı, bend edildiği için, başka aylarda yaptıkları faaliyetleri yapmaya imkân bulamazlar.

Şer tarafı da durduruluyor. Artık daha kolay ibadet yapmak imkânı da çıkmış oluyor.

Ve yuğferu lehüm fî âhiri leylihî. ''Ve Ramazan'ın son gününde oruçlular mağfiret olunur.''

Beş husus saydı:

1.Oruçlunun ağız kokusunun Allah indinde misk kokusundan daha hoş gelmesi.

2.Balıkların bile iftar edinceye kadar oruç tutanlar için tevbe ve istiğfar etmesi.

3.''Dünya meşakkatleri üzerlerinden kaldırılır da yakında kullarım gelirler, kavuşurlar.'' diye cennetin bezenmesi, süslenmesi.

4.Şeytanların azılılarının, ileri gelenlerinin bağlanması, diğer aylardaki serbestliklerinin ellerinden alınması; diğer ayda yapabildiklerini bu ayda yapamamaları.

5.Son gecede de bağışlanmaları.

Sahabe-i kirâm bu son gece meselesini sormuşlar:

Kîle: Yâ Resûlallah! E hiye leyletül-kadri? ''Yâ Resûlallah! Bu son gece Kadir gecesi mi ki kullar mağfiret olunuyor?''

Kâle: Lâ ve lâkinne'l-âmile innemâ yüveffâ ecrühû izâ kadâ amelehû ''Hayır! Kadir gecesi değil ama bir işçi çalıştığı zaman ecrini işini bitirdiği zaman alır. Ramazan'ın da son günü. Artık oruç bitti. Ertesi gün bayram namazı kılınacak. Para kazanmak için çalışan işçiler, ücretliler gibi ibadet edenlere de ecri son gün verilir.

Daha alnındaki teri kurumadan akşam işçiye ücretini vermek, Efendimiz'in tavsiyesi. Önceden konuşmak gerekir.

''Yapacağın işler şunlar, ben de sana şu kadar para verebilirim; razı mısın?

''Razıyım!''

''Buyur başla.''

Önceden parayı tayin edecek, akşamleyin de alnındaki ter kurumadan, ''Al kardeşim! Konuştuğumuz ücret!'' diyecek.

''Çalışan işçi ücretini hemen akşam aldığı gibi, Ramazan biter bitmez de, son gecede Cenâb-ı Hak onları bağışlar.'' buyuruyor. İşçinin alnının teri kurumadan ücretinin verilmesine teşbih ediliyor. Ne kadar mübarek bir ay olduğunu gösteren hadîs-i şerîfler.

Bir de işin öbür tarafını düşünelim. İbadet edenler bu sevapları alıyorlar da ibadet etmezse ne olacak? Bir nebze de onu gösteren bir hadîs-i şerîfi seçtim. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edilmiş, Ahmed b. Hanbel, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn Mâce, Dârimî, Buhârî, Mişkât ve bazı eserlerde var. Mümkün olduğu kadar, itiraz vâki olamayacak sağlam rivayetleri söylemek istiyorum ki yanlışlık olmasın.

Men eftara yevmen min ramadân, min gayri ruhsatin ve lâ meradın, lem yukdıhî savmu'd-dehri küllihî ve in sâmehû. Sadaka rasûlüllâh, fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Men eftara yevmen min ramadân. ''Bir insan; Ramazan'ın bir gününde oruç tutamasa, yemek yese'' Buradaki eftara sözü bazen oruç açmak, iftar etmek mânasına gelir, bazen de oruç tutmamak mânasına gelir. Burada ''kesin olarak bir gün iftar ederse'' diyor; ''bir gün Ramazan orucunu tutmazsa'' demek.

Min gayri ruhsatin ''bir ruhsat olmaksızın'' ve yâ maradin ''ve hastalık olmadan.''

Bir insan seyahate çıkmışsa, seyahatte oruç tutmamasına ruhsat var, müsaade var. Çünkü seyahat meşakkatlidir, sıkıntılıdır; dinçlik lazım. Oruç tuttuğu zaman bayılacak, kalacak; gidemeyecek... Yolculuk ciddi bir iş. Şimdi kolaylaştı ama ne kadar kolaylaşsa da yine de çeşit çeşit zorlukları olabiliyor.

Bu zorluktan dolayı; seferde olan, seferî olan, yolcu olan, Ramazan'ın içinde bile olsa oruç tutmamaya ruhsat sahibi oluyor. Allah ona ruhsat vermiş. Ama tutarsa daha iyi olur. Tutamayacak durumda, sahura kalkamadı, hasta veya başka zorluklar var. Tutamayabilir; ruhsat var.

Ruhsat gerektirici bir neden, bir hastalık bahis konusu olmadan, bir gün oruç tutmadı.

''Bugün tutamayacağım.''

''Ramazan.''

''Ramazan ama tutamayacağım. Sonra tutarım.''

Ramazan orucu, vaktinde tutulmazsa kaza edilecek. Çünkü borç kalıyor. Günü geçti diye bitmez. Tutulmadığı zaman ileride gününe gün tutulması lazım gelir. Kılınmayan namazlar da öyledir. Bir namaz kılınmadığı zaman silinmez. Onu ödeyecek. Hayatında ödemezse âhirette çok büyük cezalarla ödeyecek. Ödememek diye bir şey yok ama çok şiddetli cezalarla, çok korkunç sahnelerde, çok feci şekilde olacak.

Onun için en iyisi, en akıllıcası; ibadetleri vaktinde yapmak, kazaya bırakmamak, sonradan ödenme durumuna bırakmamak.

Sonra savm-ı dehr tutsa… Savm-ı dehr ne demek? Bir insanın senenin bütün günlerini hiç aksatmadan oruçlu geçirmesi demek. Tabi bu mekruhtur, uygun görülmemiştir. Çünkü artık o zaman orucun anlamı kalmaz, vücut oruca alışır.

Bir gün tutup bir gün tutmamak… Davud aleyhisselam öyle yaparmış. Buna savm-ı Dâvud deniliyor. Ramazanın dışında da insanların, Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği çeşitli oruçları tutma imkanları var.

Davud aleyhisselam bir gün tutar, bir gün tutmazmış. Öyle değil de, bütün sene oruç tutmuş olsa bile kaçırdığı bir günlük Ramazan orucunu karşılayamaz.

Kaçan kaçtı mı, onu telafi etmenin imkânı yok.

Yanlış hatırlamıyorsam, evliyâullahın fakih âlimlerinden bir tanesi, bir vakit namazına camiye, cemaate yetişemiyor da, evinde 27 defa o namazı kılıyor.

Evde kılınan namaz ile camide kılınan namaz arasında 27 derece fark var. Camide namaz kılmak 27 kat daha fazla sevap. Eğer cuma namazı kılınan bir büyük camide kılarsa 50 kat sevap.

Sonra rüyasında kendisi de at üzerinde bir takım atlılarla yarıştığını görüyor. Ama ne kadar gayret etse de geçemiyor. Deniliyor ki;

''Bu öndekiler cemaatle namaz kılanlar. Evde 27 defa kılarak sen de yetişmeye çalışıyorsun ama bak onlara yetişemiyorsun!'' Yine de yetişilmiyor. Onun için ibadetleri vaktinde yapmak lazım.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allah cümlemize sıhhat afiyet versin. Mesela bende de, benim tanıdığım bazı kardeşlerimde de bazı rahatsızlıklar var. Bazıları bu rahatsızlıkları büyütüyor; küçük bir işaret gördüler mi, birilerinden duydular mı, bahane edip orucu tutmamak tarafına kayıyorlar. Halbuki böyle sevaplı şeyleri aşk ile, şevk ile yapmaya çalışmak lazım!

Bir kere bu zihniyet yanlış. İbadetleri sevmek lazım! Mükâfâtlarını niçin söylüyoruz? Bu kadar güzel ve faydalı olan ibadetler sevilsin, seve seve yapılsın diye... Aşk ile şevk ile yapıldı mı, mükâfâtı var. İstemeye istemeye yapıldı mı, olmaz.

Cenâb-ı Hakk münâfıklar için buyuruyor ki;

Ve izâ kâmû ile's-salâti kâmû küsâlâ. ''Namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar.'' Neden? Çünkü münafık; dinin tadına varamamış, imanı çürük, nefsi kuvvetli, zihniyeti bozuk, kalbi kasvetli, paslı; onun için anlayamıyor. Halbuki Peygamber Efendimiz namaz için; ''Gözümün bebeği, gözümün nuru.'' diyor.

Kurretü aynî fi's-salâti. ''Gözümün şenliği namazda.'' buyuruyor.

Bir insan namazı sevemiyor, namazı zor kılıyor; demek ki hastalık var... Hastalık var ki sevemiyor. Hani bazen insan hasta oluyor da, çok güzel bir tatlı ikram etseniz bile; ''Hiç tadını alamadım, herhalde hasta olduğumdan ağzımın tadı yok.'' diyor.

Bir insan mânen hasta oldu mu güzelim ibadetlerin tadını, zevkini alamıyor, kaçmaya çalışıyor. Öyle olmamalı! Bir kere ibadetleri sevmeye çalışmalı. Sevmeyen kim? İnsanın içinde ikinci bir varlık olan nefsi var. Nefsi sevmez, istemez. Yunus'un dediği gibi; ''Bir ben vardır bende benden içeru.''

Şeytan nefsi kışkırtır: ''Boş ver!'' der, ''Yapma!'' der. Oruç Allah'ın çok sevdiği bir ibadet olduğundan, sevabını da Cenâb-ı Hak kat kat vereceğinden;

İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-gayri hisâb. ''Sabredenlere mükâfâtları hesapsız miktarda çok verileceğinden'' şeytan âdemoğlunun, biz insanların Allah'ın rızasını kazanıp cennete girmesini istemiyor. Faaliyeti o, işi o.

Ana hedeflerinden birisi iyi bir şeyi yaptırmamak. Şeytan insana iyi bir şeyi yaptırmak istemez; yaptırmamaya çalışır. Yapacaksa bozuk yaptırmaya, tehir ettirmeye, sevabını kaçırttırmaya çalışır. O ibadetin âfetlerine; riya, gösteriş, kibir, ucub vesaireden birisine uğratmaya çalışır.

Orucu da tutturmamaya çalışabilir. Aman şeytanın oyununa gelmeyin! Oruç tutunca insan sıhhat kazanır.

Çok ağır şeker hastası bir talebem var; iğne ile duruyor. Ona göre ayarını yapıyor, iğnesini oluyor, orucunu tutuyor. Gözümün önünde kaç senedir tutuyor.

Doktorlar; ''Tutmayabilirsin, hastasın.'' dediği zaman, hemen o bahaneyi değerlendirip ibadetten kaçmamak lazım.

Bir de doktordan doktora fark var. Bazı doktor imanı olmadığı için, önemsemediği için günah olan şeyi bile tavsiye edebiliyor. Bir de diyor ki;

''Sen onu yap, günahı varsa benim!''

Bu söz yeni bir söz değil. ''Siz günahı işleyin, vebalini biz yüklenelim!'' demişler. Kur'ân-ı Kerîm'de, eskiden kâfirlerin de böyle dedikleri yazılı.

Biri bir başkasının günahını yüklenebilir mi?

Hayır! Onun günahı yine ona kalır ama onun günahını yüklenmek teklifinde bulunduğu için onun günahı kadar günah buna ayrıca yüklenir. Böyle bir söz çok tehlikeli. Çünkü başkasının işlediği bir günahın, yük gibi onun üstünden alınması mümkün değildir, o onda yine kalır; bir misli de bu sözü sarf edene verilir.

Bazıları diyor ki:

''İçki iç canlanırsın. Kanyak iç, dinçlik gelir. Flört et, ruhsal sıkıntıların geçer. Oruç tutma, rahatsız olursun. Paranı verme, fakir düşersin.''

İslâm öyle demiyor. İslâm; ''Sadaka ver, zekât ver, hayır ver Allah kat kat fazlasını verir.'' diyor. Peygamber Efendimiz;

''Vallâhi zekâttan, sadaka vermekten insanın malı azalmaz.'' diyor.

İşte bu; peygamberâne bir söz! İlâhî hikmetleri bilen salâhiyetli kimse böyle söylüyor. Dünya gözüyle baktığın zaman öyle değil ama doğru olan bu.

''Oruç tutma hasta olursun!''

Hayır, oruç tut bilakis sıhhat bulursun! Birçok hastalıkların şifası oruçtadır. Zekâtını ver; malın artar, korunur. Evin zelzelede yıkılmaz, çoluk çocuğun hayırlı olur. Gam, keder, üzüntü gelmez. Az sadaka, çok belayı def eder. Bunları büyüklerimiz söylemişler.

Bir ilâhî mü'min mantığı var; bir de münkirin, inançsızın, azılı dinsizin, dünyaya tapan, sadece dünyayı düşünen insanların mantığı var; maddeci, materyalist, ateist mantık... Tabi bu ikisi birbirine zıt, imtihan burada.

Birisinde görünmüyor; ''Allah şunları şunları verecek.'' deniliyor. Mâneviyat gözüyle, basireti açık olan görüyor; deneyen o güzel sonuçları elde ediyor. İlk başta ''Acaba!'' diyenler, cayanlar da kaybediyor.

Onun için Ramazan'dan bir gün bile kaçırmamaya gayret edin! Çünkü bir sene oruç tutsanız bir gününün bile telafisi mümkün olmayacak. Oruçları güzelce tutalım!

Bakın üç tane hadis okudum, ne kadar kıymetli bilgiler var. Elinizdeki, kütüphanenizdeki hadis kitaplarının, tefsir kitaplarının, fıkıh kitaplarının Ramazan ve Oruç bölümlerini okuyun. Bilmediğiniz, unuttuğunuz, öğrendiğiniz zaman sevineceğiniz daha ne kadar incelikler var.

Öğrenin ve ibadetleri güzel yapmaya çalışın! Ramazan-ı Şerîf sebeb-i fevz ü felâhınız olsun, necâtınıza sebep olsun. Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine erenlerden olun, süedâdan olun!

Cenâb-ı Hak cümlenizi iki cihanda da aziz ve bahtiyar eylesin, yüzünüzü güldürsün, sevindirsin. Bizi de duadan unutmayın!

es-Selâmü aleyküm ve rahmetu'l-lâhi ve berekâtüh.

Sayfa Başı