M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Ramazan Bitmek Üzere; Gayretlerinizi Arttırın

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Size Avustralya'nın meşhur Sydney şehrinden, camiden hitap ediyorum. Geçen sene hatırlıyorum Ramazan'da Mekke-i Mükerreme'de Beytullah'taydık, oradan, Beytullah'ın içinden, mescidin içinden konuşmak, yayın yapmak nasip olmuştu. Allah'a hamd ü senâlar olsun, bu sefer de Avustralya'da bir mescidin içinden size yayın, konuşma gönderiyoruz.

Ramazan'ın son aşrini, yani son on gününü yaşamaktayız. Bu zaman itikâf zamanı, biliyorsunuz. Geçtiğimiz cuma günü hatırlatmıştım, itikâfa girmek için durumu müsait olanlar itikâfa girsinler, bu sevabı kaçırmasınlar diye söylemiştim. Şimdi de girmeyenlere hatırlatmak istiyorum; durumu müsait olanlar, birkaç gün gecikmeyle bile olsa, birkaç günlüğüne bile olsa itikâfa girebilirler. Hiç olmazsa bu itikâfın feyzini, zevkini görmüş olurlar. Tavsiye ederim. Onların da itikâfa girecek durumları varsa katılsınlar, "Nasıl olsa geçti..." diye işi bırakmasınlar.

Ramazan'ın son on gününü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ıtkun mine'n-nâr, "Müslüman, mü'min, Ramazan'a hürmet eden, Ramazan'da gayret eden kulların cehennemden âzat olma zamanı" diye tarif ediyor. Yani cehennemlik olacak suçları olduğu halde Ramazan bereketiyle affolup, cehenneme düşmekten kurtulup, Allah tarafından bağışlanıp cehennemden âzat olma zamanı.

Onun için bütün müslüman kardeşlerimizin bu son on günde artık gayreti daha da arttırması lazım, daha çok bir gayrete gelmesi lazım. Biliyorsunuz, yarışların da sonuna doğru yarışçılar gayretlerini daha da arttırırlar, birinci olmak için bütün kuvvetlerini, güçlerini ortaya dökerler, iyice hızlanırlar. Siz de öyle yapın, "Ramazan işte bitmek üzere, azaldı." diye gayretlerinizi arttırın. Bu ayda yapılan iyiliklerin, ibadetlerin, hayırların mükâfatı çok büyük olduğu için mümkünse zekâtlarınızı bu ayda vermeye çalışın. Çünkü bu ay çıktıktan sonra verseniz alacağınız sevaptan bu ayda verdiğiniz zaman alacağınız sevap, hadîs-i şerîflere göre 70 kat daha fazla. Hayrât u hasenâtınızı, ibadet ve taatinizi iyice arttırın. Çünkü bu ayda bereket var, her şey kat kat fazla veriliyor.

Bir de bayram günü müslümanların -vacip olan- fitreleri vardır, fakirlere fitre sadakasını vermesi gerekiyor. Onu da önceden verebilirler çünkü bayramın, o tam bayram namazı telaşı içinde asıl fakiri bulup da gönlünün huzuru ile "Tamam, buna vereyim." diye vermekte, verecek insan bulmakta güçlük çekilebilir. Onun için onu da birkaç gün önceden vermenizi hatırlatmak istiyorum.

Önümüzdeki cumaya kadarki haftayı göz önüne getirecek olursak, bu hafta içinde üç önemli zaman, gün veya gece var.

Birisi, Kadir gecesi olarak değerlendireceğimiz, ibadet edeceğimiz gece.

İkincisi, bayramın arefesi gecesi. Yani ertesi gün bayram olacak olan gece. Bu da sevabı çok fazla olan gecelerden birisidir. Beş gün sayıyor Peygamber Efendimiz. Bir yıl içinde ihya edilmesi çok sevaplı olan beş günden birisi bayram arefesi gecesi. Onun için onu da unutmayalım. Artık Ramazan bitti, ertesi gün bayram, teravih de yok diye insanlar gaflete düşebilirler ve o geceyi ihy etmeyebilirler. Bir önceki gecede teravih var, sahur var, kalkıyor; o gün artık teravih de yok, sahur da yok diye uyuyup kalmasınlar, gafletle vakit geçirmesinler. Bayram arefesi gecesini, yani arefeyi bayrama bağlayan geceyi güzel değerlendirsinler diye de onu hatırlatmak istiyorum. Önemli bir şey...

Bir de bayram günü var. Müslümanlar için iki büyük bayram var. Birisi Ramazan'ın bayramı, oruçtan sonra. Birisi de kurbanın bayramı, o iki ay on gün sonra olacak.

Bugünlerde bir taraftan Kadir gecesi diye, bayram yaklaşıyor diye seviniyoruz, biraz sevinç var ama bir taraftan da Ramazan gidiyor diye bir mahzunluk insanın içine çöküyor. On bir ayın sultanı, böyle bu kadar sevapların çok olduğu, bizim hâlimizi bir hayli değiştirmişti. Ne güzel oruç tutuyorduk, ne güzel teravihlere, camiye gidiyorduk, cemaate devam ediyorduk. Ne güzel Kur'ân-ı Kerîm çok okuyorduk, sahura kalkıyorduk, teheccüd namazı kılıyorduk, sabah namazlarını camide kılıyorduk. Tabi bundan ayrılmanın biraz da burukluğu var.

Allahu Teâlâ hazretleri nice nice Ramazanlara sıhhatle, afiyetle ulaştırsın. Sıhhat afiyetle Ramazanları ihyâ etmeyi nasip eylesin.

Önümüzdeki günlerin en mühim olayı Kadir gecesi olduğu için onun hakkında biraz bilgi vereyim.

Kadir gecesi Ramazan'ın içinde bir gece ama;

Ve fîhi leyletün hiye hayrun min elfi şehrin men hurime hayruhâ fe-kad hurime buyuruyor Peygamber Efendimiz. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten Ahmed b. Hanbel ve Neseî'nin rivayet ettiğine göre.

"Ramazan'ın içinde bir gece var, o, bin aydan daha hayırlıdır. Çok mübarek bir gece. Bunun hayrını yakalayamayan, hayrından mahrum kılınan, bunu kaçıran, değerlendiremeyen, kadrini kıymetini bilmeyen ve o geceye yakışıksız tavırla o geceyi geçirmiş olan hakikaten büyük mahrumiyete uğramış." deniliyor.

Bu hangi gün?

Bu hususta çeşitli hadis rivayetleri de var, alimlerin çeşitli kanaatleri de var. Kadir gecesi var, Ramazan'ın içinde ama hangi gün olduğu belli değil.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi -kuvvetli rivayet olarak- nakledeyim burada:

Leyletü'l-kadri leyletü sâbiatin ev tâsiatin ve işrîne buyuruyor Efendimiz.

Bu hadîs-i şerîfe göre Kadir gecesi 27. veyahut 29. gecedir. Son on günün 7'sinde veya 9'unda, 27 veya 29'undadır, diye iki ihtimalli söylemiş Peygamber Efendimiz.

Kadir gecesinin seneden seneye Ramazan'ın bazı günlerine kaydığı, değiştiği de rivayet edilir. Mesela "Bedir harbinin olduğu 17 Ramazan'dı, Kadir gecesi o zamandı." diye rivayetler var. Hatta bazıları "Senenin içinde muhtelif günlere kayabilir." diye de bildiriyorlar. Ama tabi kuvvetli bir rivayet olarak 27'sinde kutlayacağız ve ihyâ etmeye çalışacağız. 29'u da zaten arefe gecesine rastlıyor. Bu hadîs-i şerîfte bildirilen iki geceyi de size böylece söylemiş oluyorum.

Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfin devamında buyuruyor ki;

İnne'l-melâikete tilke'l-leylete fi'l-ardı ekseru min adedi'l-hasâya. "Bu gece yeryüzünde melekler çakıl taşçıklarının sayısından daha çoktur."

Kadir gecesinde çok melek etrafı kaplayacak, yeryüzüne inecek, her taraf melek dolacak. Zaten;

Tenezzelü'l-melâiketü ve'r-rûhu fîhâ bi-izni rabbihim diye Kadir sûresinden de meleklerin indiğini biliyoruz. Ama meleklerin yeryüzündeki çakıl taşçıkları sayısı kadar çok olduğunu, ondan daha çok olduğunu Efendimiz bildiriyor.

Demek ki yeryüzünün meleklerle dolduğu güzel bir günü ihyâ etmeye çalışalım.

Kadir gecesini ihyâ etmenin, yakalamanın en akıllıca şekli itikâfa girmek; Ramazan'ın son on gününü camide geçirmek, geceleri uyumamak, ibadet etmek, ibadet sevabını kazanıp, ibadetle meşgul olup Kadir gecesine böylece rastlamış olmak... Hangi gün olduğunu bilmese bile, en akıllıca olan davranış budur. Peygamber Efendimiz bütün ömrünce, yani peygamber olduktan sonra, her Ramazan on gün itikâf etmiş. En son yılda 20 gün itikâf etmiş. Yani iki misli, başka [yıllarda] yaptığının iki misli olmuş oluyor. Biz de bu geceyi ihyâ etmeye gayret edelim.

Gecenin ihyâ edilmesi için bazı tecrübelerime dayanarak bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

Bir, geceleyin uykusuz geçirileceği, çok ibadet edileceği için gündüz bir miktar uyunursa geceye takviye olur. Onun için Kadir gecesi olmadan önceki gündüzde kendinizi ibadete daha iyi hazırlamak için uyumanızı tavsiye ederim. Bu bir.

İkincisi, Kadir gecesinde radyo-televizyon seyredeceğim, evde takip edeceğim diye düşünmeyin; mutlaka bir camide olun. Çünkü camide olmak ile evde olmak arasında çok büyük farklar var. Camide kılınan namaz evde kılınan namazdan 27 kat daha sevaplı, eğer mescit ise... Cuma namazı kılınan büyük cami ise 50 kat daha sevaplı. Bir de camiye giderken gelirken attığı her adımda insanın bir günahı affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi yükseliyor. Onun için Kadir gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi; yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız, sabah namazında da mutlaka camide olacaksınız. Çünkü "Sabah ve yatsı namazlarını camide cemaatle eda ederek günü-geceyi geçiren bir kimse bütün geceyi ihyâ etmiş olur." diye hadîs-i şerîf var. Onu kaçırmamak lazım.

Bazen şöyle olabiliyor:

"Kadir gecesini ihyâ edeceğim." diye uykusuz kaldığı için sahur olur olmaz yemeğini yiyor, ondan sonra da evinde namazı kılıp yatıyor.

Bu yanlış.

Sabah namazını camide kılmaya dikkat edin, Kadir gecesinde ve her zaman... Ama Kadir gecesinde özellikle bunu kaçırmamaya dikkat edin. Yatsı ve sabah namazı camide olacak. Ondan sonraki zamanınızın bir kısmı camide olabilir, bir kısmı evinizde, kendi özel mekânınızda ibadet etmek tarzında olabilir.

Kadir gecesinin zamanı nedir?

Hiye hattâ matla'il-fecri.

Tan yeri atıncaya kadardır. Yani imsak zamanına, orucun başladığı zamana kadardır. Güneş doğuncaya kadar değil, tan yeri atıncaya kadar. Oruca ne zaman başlıyorsunuz, sofradan kalkıp "Niyet ettim oruca..." diye, işte o zamana kadar da bu meleklerin gelmesi, Kadir gecesinin mükâfatı vesairesi, o zamana kadarki gecedir.

Onun için o geceyi ibadetle, zikirle, lâ ilâhe illallah diyerek, salât ü selam getirerek, estağfirullah diyerek, tevbe ederek, namazlar kılarak, tesbih namazı kılarak, Kur'ân-ı Kerîm okuyarak güzel geçirmeye, ihyâ etmeye gayret edin. Çoluk çocuğunuzu da ona göre hazırlayın.

Kadir gecesini ihyâ ederse bir insan ne olur?

Bu hususta da Ahmed b. Hanbel, İmam Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî ve Müslim; yani Sıhah-ı Sitte'nin beş tanesi ve Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği sahih bir hadîs-i şerîf var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Men kâme leylete'l-kadri îmânen va'htisâben ğufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî. "Kim imanla, inanarak, va'htisaben ve sevabını hesap ederek, ‘Allah bana sevap verecek, mükâfat verecek.' diye heveslenerek, aşk ile, şevk ile Kadir gecesine kalkarsa." Ğufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî. "O zamana, o vakte kadar ömründe işlemiş olduğu günahları afv u mağfiret olunur." diye Peygamber Efendimiz buyuruyor.

Buradaki kâme leylete'l-kadri'den maksat; kâme, "ayağa kalkmak" demek.

Ama bu niçin kalkmak oluyor?

Geceleyin namaz kılmak için kalkmak oluyor. Kadir gecesinde kalkar; kaza namazı, nafile namazı, teheccüd namazı, çok namaz kılarak ihyâ ederse mânasına geliyor. Tabii insan bazen namaz kılar, bazen dinlenir, bazen secde eder.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bazen bir secde ederdi, yarı geceye kadar, bir secde ederdi, sabaha kadar. Secdede duada bulunurdu. Çünkü kulun Mevlâ'sına en yakın olduğu zaman secde hâlidir. Onun için siz de dualarınızı secdede yapabilirsiniz. Yani namazın dışında da seccadenizde secdeye yatarsınız, tesbih çeker, sübhanallah der ve Allah'tan neler isteyecekseniz istersiniz.

Neler istenir?

Şimdi onun üzerinde biraz fikirlerimi söyleyeyim:

İnsanın kendisi için dua etmesi hakkıdır ve meşrudur, güzeldir. Elbette kendisi için neler isteyecekse isteyecek. Âhireti için de isteyebilir, dünyası için de isteyebilir. Yani sırf âhiret için isteme mecburiyeti de yoktur. "Yâ Rabbi maaşıma zam gelsin. Yâ Rabbi kiradan kurtulayım, ev bark sahibi olayım. Yâ Rabbi borcumu ödeyeyim..." diye kendi özel, dünyevî işlerini de duada söyleyebilir.

Ama duanın kabul olması için duanın şekli nasıldır?

Allah'a hamd ü senâlar edip, Peygamber Efendimiz'e salât ü selamlar edip, böyle güzel başlar da yine salât ü selamla bitirirse iki salât ü selam arasında dua makbul olur. Onun için Peygamber Efendimiz'e salât ü selam getirerek dua yapmaya gayret etmek lazım.

Tabii günah konusunda dua edilmez. "Yâ Rabbi falanca rakibim kahrolsun, boynu devrilsin..." vesaire gibi günaha dua etmek Allah'ın gazabını çeker. Güzel şeyler istemek lazım, kendisi ve başkaları için... Düşmanlarının da iyiliğini istemeli insan; "Yâ Rabbi o iyi insan olsun, senin sevdiğin kul haline dönsün, o kötülükten kurtulsun." diye onun da hayrını, salâhını istemeli.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e ezâ, cefa, işkence, tecavüz, üzücü muamele yaptıkları zaman -hem sahâbe-i kirâma hem Peygamber Efendimiz'e yaptıklarında- ashabdan bazıları dediler ki;

"Yâ Resûlallah, beddua et şunlara, lanet eyle! Allah da senin duanı kabul eder, lanetini geri çevirmez. Lanet et de şunlar kahrolsunlar, mahvolsunlar, yeryüzünden silinsinler!" diye böyle istediler. Peygamber Efendimiz dedi ki;

"Hayır, ben lanet peygamberi olarak gönderilmedim, rahmet peygamberi olarak gönderildim."

Kendisine tecavüz eden, taş atan, dişini kıran, alnını, ayağını yaralayan kimselere;

"Yâ Rabbi, sen bunları affet çünkü bunlar işin mahiyetini bilmiyorlar." diye onların iyiliğini isteyerek dua etti.

Mesela Taif'e gittiği zaman çok kötü karşılamışlardı.

"Yâ Rabbi, bunlar bunu bilmediklerinden yapıyorlar, aman bana böyle muamele yaptıkları için bunlara gazap etme!" diye onların Allah'ın gazabına, kahrına, felakete uğramamaları için de ayrıca dua etti.

Hakikaten de o muameleleri yapan kimselerin çocukları sonradan İslâm'a geldiler. Hatta kendileri İslâm'a geldiler. Gelenler geldi, nasibini aldı, iyi insanlar oldu. Kahrolsaydı bütün şehir hepsi kahrolacaklardı.

Peygamber Efendimiz rahmet peygamberi, nebiyyü'r-rahme, nebiyyü't-tevbe, nebiyyü'ş-şefa'a, şefaat ediyor. Günahkârların cehenneme düşmemesi için de şefaati olacak. Şefaatî li-ehli kebâiri min ümmetî diye hadîs-i şerîf var.

"Benim günahkâr kimselere de acıyıp onlara da Allah affetsin diye cehennemden kurtulmaları için dua edeceğim." diye müjdesi var.

Tabii bu, "Günahı yapın, Resûlullah nasıl olsa size şefaat edecek." mânasına alınmamalı.

Sonra Allahu Teâlâ hazretleri bazı kimselerin suçu büyük olursa onlara şefaat etmeyi de yapmaz. Mesela İbrahim aleyhisselam babası veya babalığı müşrik olduğu, put yaptığı için ona va'ğfir li-ebî "Babamı afv u mağfiret eyle!" diye dua etti ama müşriklere dua edilmeyeceği âyet-i kerîmeyle sonra bildirildi. Söz vermiş olduğu için onu öyle yaptı, belki yola gelir diye. Nuh aleyhisselam oğlu için biraz şefaat ve rahmet diler gibi oldu. Allahu Teâlâ hazretleri "Bilmediğin şeyleri isteme, öyle deme!" diye ikazda bulundu. Âyet-i kerîmede böyle bildiriliyor.

Demek ki kötülerin de iyi olmasını isteyeceğiz. Herkesin iyiliğini isteyeceğiz. Kendimize de dua edeceğiz, sevdiklerimize ve yakınlarımıza da...

Sevdiklerimizin başında annemiz babamız gelir. Hayatta olsunlar veya âhirete irtihal etmiş olsunlar, anneyi babayı duada unutan, ihmal eden evlat iflah olmaz. Anne ve babanıza dua edin. Annenizin, babanızın rızasını kazanmaya gayret edin.

Bazı evlatlar oluyor, çeşitli sebeplerden, mirastan vesaireden "Annem, babam haksızlık etti, eşit davranmadı..." vesaire gibi annesiyle, babasıyla darılabiliyorlar, küsüyorlar, bağları kopartıyorlar. Bunlar çok yanlıştır. Yani onlar öyle bir şey yapmış olsa bile yanlıştır. Yine evlat evlatlığını yapmalı, annesinin, babasının gönlünü hoş edecek, duasını alacak şekilde davranmalı. Annesinin, babasının sağlığına yetişip, onlarla sağlığında karşılaşıp da onların duasıyla cenneti kazanamayana "Yazıklar olsun!" diye bedduası var Peygamber Efendimiz'in, "Burnu yerde sürtsün! Burnu yerde sürter!" diye... Onun için Kadir gecesi dualarınızda anne babanızı duadan unutmayın.

Sonra, bir insan müslüman kardeşine dua edince en çabuk şekilde, süratli bir şekilde duasına icabet olur. Allahu Teâlâ hazretlerinin en süratle kabul ettiği dua, müslümanın müslüman kardeşine onun gıyabında yaptığı duadır. Onun için bütün müslümanlar, bütün kardeşleriniz, dostlarınız, yakınlarınız, ihvânınız, ahbabınız için duayı yapın. Kendinizden, anne babanızdan ayrı özel bir bölüm ayırın duanızın içine; ihvânınız, kardeşleriniz, dostlarınız, sevgili, yakın, samimi arkadaşlarınız için, onların meselelerin çözümlenmesi için, Allah'ın onlara lütfetmesi için özel dua edin. Çünkü en süratle kabul olan dualardan birisidir.

Bir de mazlumun duası çok çabuk kabul oluyor, biliyorsunuz. Allahu Teâlâ hazretlerinin kahrı zalimin tepesine hemen iniyor. Onun için zulmetmekten sakınmak lazım. Çünkü mazlumun âhını aldı mı insanın başı derde giriyor. Zulümden şiddetle kaçınmak gerekiyor.

Kendimize dua edeceğiz. Çoluk çocuğumuza edebiliriz. Dünyamıza edebiliriz. Âhiretimize dua edebiliriz. Ümmet-i Muhammed'e dua edeceğiz çünkü duaların en hayırlısı Ümmet-i Muhammed'e umumi olarak rahmet istemektir. Bir insan

Allahümmağfir li'l-mü'minîne ve'l-mü'minât derse "Müslüman erkeklere, kadınlara, hepsine yâ Rabbi, mağfiret eyle!" diye dua ederse onların sayısınca ecir, sevap alır. Müslümanları unutmamak lazım.

Avustralya'ya gelmeden önce bu sefer iki defa Cakarta'da bir müddet kaldım, yani Endonezya'da... Endonezya önemli bir ülke. Dünyanın nüfus bakımından müslümanı en çok olan, en büyük İslâm ülkesi. İki yüz milyon müslüman var. İçinde bir miktar gayrimüslimler, Hindular, hıristiyanlar var. Ama büyük bir kalabalık İslâm ülkesi. Fakat çok sefil, çok perişan, pejmürde mahalleleri var, acınacak durumları var.

Dünyanın başka yerleri, görmediğimiz yerleri olabilir. Mesela ben Bangladeş'e gitmedim, orada da çok sıkıntı olduğu; Hindistan'da, Pakistan'da fakirliğin çok olduğu; Afrika'da, Somali'de, Orta Afrika'da, Çad'da, Moritanya'da, Batı Afrika'da çok sıkıntılı hayat süren, kuraklıkta, yoksullukta eza-cefa çeken müslümanlar var. Onlara hem maddeten yardımcı olmaya çalışmak lazım hem de böyle duada onları unutmamak lazım. Ümmet-i Muhammed'i dualarda yâd etmek lazım.

Ümmeti Muhammed'e Allah hayırlı idareciler ihsan eylesin. Onlara hizmet eden, onları kalkındıran, onları maddeten ve mânen rahatlatan, dinlerini güzel yaşamalarına yardımcı olan, hayırlı, Allah'tan korkan, muttakî, salih idareciler nasip etsin. Sömürücüleri, zalimleri başlarından def etsin. Onların kötülüğünü isteyen, aleyhinde çalışanlara fırsat vermesin diye, Ümmet-i Muhammed'in hayatta olanlarına da dua etmek lazım. Geçmiş selef-i salihîne, hayır hasenât yapmış, cihat etmiş, kitap yazmış ulemâ, mücahitler, hayrât u hasenât sahibi gayretli insanlara da dualar etmek lazım.

Böylece insan başkalarına dua ettiği zaman ne oluyor, niçin bunları söylüyoruz?

Sizin dualarınız kabul oluyor. Yani bir insan bir başkası için hasbî olarak böyle dua ederse o zaman başucundaki bir melek Âmin ve leke mislühû "Âmin, ona istediğin şeyi Allah sana da versin!" diye dua eder. Meleklerin duası da Allah tarafından makbul duadır. Çünkü melekler Allah'ın dua ettiği zaman duası kabul olacak mahluklarıdır. Bunları onun için söylüyorum. Yani Kadir gecesinde dualarınız müstecab olsun diye söylüyorum. Kendinize faydası olacak, yani başkasının iyiliğini istediğiniz zaman, Ümmet-i Muhammed'in iyiliğini istediğiniz zaman sonuçta siz de fayda sağlayacaksınız.

Tabii nice nice yıllar Kadir gecesine erişmeyi, hüsn-ü hâtimeler ile ömrünüzün güzel bir imân-ı kâmil ile sona ermesini, âhirete imân-ı kâmil ile göçmeyi, Allah'ın azabından emin olup, uzak olup cehennemden âzat olmuş bir kul olarak cennete girmeyi istersiniz. Çoluk çocuğunuz için dua edersiniz. Tabi anne-baba vesaire dedik; insanın hocası, mürşidi insanın annesinden, babasından önde gelir çünkü peygamber vekilidir. O bakımdan onlara da onlara bağlı olan kimselerin hayır dua etmesi lazım. Onların da kendilerine bağlı kimselere dua etmesi lazım. Böylece iki taraf da istifade eder.

Allahu Teâlâ hazretleri Ramazan'dan istifade ederek Ramazan'ı bitirmeyi; Ramazan'ın feyzinden, bereketinden, nimetlerinden, mükâfatlarından, rahmetinden, mağfiretinden hisseyâb ve feyizyâb olmayı hepimize nasip eylesin. Ramazan'dan sonra da Ramazan'da kazandığımız güzel ahlâkı, alışkanları, âdetleri; cemaate devam etmek, oruç tutmak, Kur'an okumak, hayır hasenât yapmak gibi güzel duyguları söndürmeden, öldürmeden, karartmadan devam ettirmeyi nasip eylesin.

Ramazan'dan sonra da altı gün Şevval orucunu tutarsa bir insan, o zaman bütün sene oruç tutmuş gibi olur. Ramazan'ı Allah'ın istediği vechile, şartlarına uygun, oruçla geçiren bir kimsenin geçmiş Ramazan'la aradaki bütün günahları afv u mağfiret olur. Onun için Ramazan'a çok dikkat etmenizi, Ramazan'ın bu son on gününde çok daha büyük gayrete gelmenizi tekrar hatırlatıyorum.

Allah hem dünyada hem âhirette büyük mükâfatlara erdirip sevindirsin; cennetiyle, cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin. Gönüllerinizdeki muratlarınızı, dileklerinizi, isteklerinizi ihsan eylesin. Sizi sevindirsin, şâd eylesin. Her şey gönlünüzce olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

Sayfa Başı