M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 417.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salatu ve's-selâmu ala seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirin seyyidinâ ve senedinâ Muhammeden ve âlihi ve sahbihî ecmain ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'du.

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umuri muhdesâtuha ve külle mühdesin bid'atün ve külle bid'atin dalaletün ve külle dalaletin ve sahibeha fi'n-nar. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehu kâl:

Men hacce va'temere fe-mâte min senetihî dahale'l-cennete. Ve men sâme Ramazâne sümme mâte dahale'l-cennete ve men ğazâ fe-mâte min senetihî dahale'l-cennete.

Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi cümlenizin üzerine olsun. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerîflerinden bir demet sizlere Hocamız'ın hocası Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddîn hazretlerinin telif eylemiş olduğu Râmûzü'l-ehâdîs isimli hadis kitabından okumaya devam edeceğiz.

İlk hadîs-i şerîf hac ve umre, ramazan orucu, gaza ve cihat hakkında… Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh hazretlerinden Deylemî'nin rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:

Men hacce va'temere. "Kim ki hac eder ve umre yapar…" Fe-mâte min senetihî. "O senesinde vefat ederse…" Dehale'l-cennete. "Cennete girer."

Kim hac ve umre yapar, o senesinde ölürse cennete girer.

Ve men sâme Ramazâne sümme mâte dahale'l-cennete. "Kim ramazanı tutar, ondan sonra vefat ederse…"

Burada min senetihî kelimesi geçmiyor.

"Ve ondan sonra vefat ederse…" Dehale'l-cennete. "Cennete girer."

Ve men ğazâ fe-mâte min senetihî. "Kim gazaya, cihada giderse ve o senesinde ölürse…" Dahale'l-cennete. "O da cennete girer."

Üç müjdeli cümle!

Men hacce va'temere dediğine göre, "hacceden veya umre yapan" değil de "haccedip bir de umre yapan" mânası var, ibareden o anlaşılıyor. Demek ki mümkün oldukça hacca giden kardeşlerimiz, o esnada umresini de tamamlayıvermeli.

Bizim vazifeliler gidenlere yol gösterecek.

Neyiz biz?

Hanefiyiz! Şu şöyleymiş, bu böyleymiş, bırak… Başka mezhepleri karıştırma. Bana Hanefî mezhebinin hükmünü söyle.

Hanefî mezhebinin hükmüne göre en sevaplı hac hangisi?

Hacc-ı kırân. Umreyi ve haccı bir ihramda beraberce çıkarmak, hacc-ı kırân. En sevaplı hac bu! Vazifeli olarak gittiğin için diyeceksin ki;

"Kardeşlerim! Bizim mezhebimize göre en sevaplı olan hacc-ı kırândır. Onu yaparsan sevabın daha çok olur."

Ondan sonra orta derecelisi, hacc-ı temettu. Bu da sevaplı tabii ama biraz daha ötekisinden geride geliyor. Umre yaparsın, ihramını çıkartırsın, ondan sonra hac zamanına kadar beklersin. Yeniden ihrama girersin, haccını da tamamlarsın, işte umre ve hac beraber oldu. Hacc-ı temettuye, arada ihramsız -ihramdan çıkıp- rahat dolaştığın için yani sıkı rejimden serbestliğe geçmiş olduğun için temettu diyorlar. Arada rahatlıktan istifade etmiş olduğu için hacc-ı temettu diyorlar.

En geride gelen hac şekli, hacc-ı ifrad. Gittiği zaman insanın sadece haccedip dönmesidir. İnsan oraya gider de umre yapmak imkânı da varken yapmadan gelir mi! Elbette hepsini yapsa iyi olur ama bu insanların hesapları doğru değil.

Hesapları nasıl yapıyorlar?

Kalbinde Allah korkusu, takvâsı olan insan normalde böyle diyecek. Ama hacca gidene diyorlar ki;

"Kardeşim, hacc-ı ifradda sadece hac yapmakta kurban kesmek mecburiyeti yok. Keserse keser, sevap olur da kurban kesme mecburiyeti yok. Gel sen hacc-ı ifrad yap."

Ne akıl öğretiyorsun sen! Doğru bir akıl mı öğrettiğin? Ne olur kurbanı da kesse, daha çok sevap kazansa? Hacca gidiyor, ömründe bir defa gitmiş, bir de umresini yapsa daha iyi değil mi? Maddî hesap, şeytan orada da yine insana laflar söylettiriyor.

Birisi, kendisinden ders öğrendiği hocanın kötü bir durumda olduğunu anlamış. Gitmiş hocanın karısını sıkıştırmış;

"Söyle bakalım hocamın hâli nasıldı?" O da;

"İyiydi evladım." deyince;

"Ben bir şeyler biliyorum, Allah aşkına doğru söyle." demiş.

"İyiydi, hoştu da yıkanmaya gelince, gusle gelince, 'ah şu yıkanma da olmasa' derdi."

Demek kötü duruma düşmesi ondanmış. Allah'ın farzlarından bir farza, gusle laf söyledi, olur mu? Allah'ın emirlerinin hepsi güzel… Böyle şey olur mu, öyle mantık olur mu? İnsan yıkanmasa teke gibi kokar. "Bir de şu yıkanmak olmasa." der mi insan? Allah'ın her emrinin hikmeti var. Şaşkın adam şaşkınlığının cezasını çekmiş, hıristiyan mezarlığına gömmüşler. Mânevî bakımdan götürmüşler, oraya gömmüşler. Allah'ın emrine karşı gelmek olmaz.

Muhakememize dikkat edeceğiz. Ne zaman bir maddî hesap yaparsak Allah boşa çıkarır. Ben kendi hayatımdan da bilirim. Mânevî hesap yapacaksın, Allah'ın rızasını düşüneceksin. Daima, her şeyde, "Evet, şöyle yaparsam biraz daha sıkıntılı ama Allah'ın rızası burada… Evet, şöyle yaparsam başım rahat olmayacak ama Allah'ın rızası burada." diye hep O'nu tercih edeceğiz. Yol çatallaştığı zaman keyif tarafını, rahat tarafını, maddî menfaat tarafını değil Allah'ın rızası tarafını tercih edeceksiniz.

"Evet, yol çatallaştı hocam. Bu taraftan gidersem avucuma bir şey girmiyor ama Allah'ın rızası yolu burası."

"Bu taraftan gidersem haram ama elime çok para geçecek. Ben o paralarla neler yaparım."

Başına çalınsın o! Sakın camiye filan da yardım diye getirme. Haramdan hayır olur mu? Hiç o tarafa yanaşmayacaksın, hayır tarafını seçeceksin. Sana ilk başta faydasız, menfaatsiz gibi bile görünse fayda, menfaat o tarafta. Onun için hesabı öyle yapacağız.

"Bir kurban kesmekten kurtulayım."

Yahu kurbanın parası 150-200-300 riyal. Feda olsun! Biraz cömert olsana… Hacca gidiyorsun be adam, biraz daha şu nefsini ıslah etsene... Şair diyor ki;

Neyleyim neyleyim, dalları neyleyim…

Yar yoluna dökülmedik, dilleri neyleyim.

Allah yoluna sarf edilmedik parayı ne yapayım ben! Allah'ın yolunda sarf etmedikten sonra kavanozun içine, sirkenin içine koyup da turşusunu mu kuracaksın? Hacca gitmişsin, Allah rızası için kurban keseceksin… Ne akıllar var, bak! Ne kadar edepsizlik yaptığının farkında değil. Allah kalbini görüyor, biliyor, kalbinden geçen niyeti biliyor.

"Hacc-ı ifrada niyet et."

Neden?

"Kurban kesmek yok."

Fesübhanallah! O para cebinden düşer, kuşağından çalarlar. Bir jilet;

"Aaa, 300 riyalimi hırsızlar çaldı."

Hak ettin! Sen onu hak yola harcamaktan kıskandın, Allah oradan aldı, götürdü. O hesap, mânevî hesap işte. Allah bize akıl versin. Bu hataları hep yapıyoruz. Hep yaptığımız için canlı canlı anlatıyorum. Bu hataları yapmayalım, hesabı Allah'ça yapalım. Allah rızasını kazanmak yolunda yapalım, öteki hesaplar yanlış hesaptır.

"Ben filanca adamdan borç alayım, nasıl olsa aldatırım, vermem, geçer."

"İhtiyar, zaten ölür, iki üç sene salladım mı para yanıma kalır."

Çok yanlış hesap yapıyorsun, sen ölürsün o adam kalır. Sen ölürsün o adam kalır, başına çok da işler açılır.

Bizim akrabadan birisinin ikinci annesi kendi öz kızını kayırmış, mirası kendi öz kızına kaçırmış, öteki hak sahiplerine verdirtmemiş.

"Kendi kızım biraz rahatsız. Çolak, topal, yazık, ihtiyacı var…" demiş.

Yazıklığına yazık ama Allah'ın emri neyse o. Allah'ın taksimi; ölüm hak, miras helal. Öteki zavallılara da para gidecek. Kaçırmış, kaçırmış; mallar mülkler kendi çocuğuna gelmiş, tamam. Kendi çocuğu da evvelden ölüvermiş, faydalanmamış. Dönmüş, dolaşmış yine ötekilere gitmiş.

Ve mekerû ve mekerallâh. Vallâhu hayru'l-mâkirin.

O akılsızlar, beyinsizler, yanlış yolda gidenler bir hile yapar Allah da bir başka hile yapar. Hile yapar ama ceza o. Allah onun hilesini hile tarzındaki ceza ile cezalandırıyor.

Allahu Teâlâ hazretleri deyyandır.

Deyyan ne demek?

Haklıya hakkını verir, suçluya suçunun cezasını çektirir; her şeyin karşılığını verir. Münâfık, riyakâr adam dünyada boynunu büktü, yalancıktan ağladı. İnsan münâfıklıkta zirveye çıktığı zaman gözüne hâkim olurmuş. İstediği zaman ağlıyor, istediği zaman ağlamıyor; musluklar elinde. Münâfıkların şâhı oldu, karşında hüngür hüngür ağlar. Münâfık, biraz sonra güler. Burada aldatırsın…

Ceza nasıl olacak?

Allahu Teâlâ hazretleri cennetin yakınına getirecekmiş, getirecekmiş… Cennetin sarayları göründü, kokusu duyuldu, insanın iştiyakı arttı, "giriyorum galiba" dedi… "Dur!" Surlardan, gerisin geriye...

"Aman yâ Rabbi! Hiç olmazsa göstermeseydin de öyle atsaydın beni cehenneme."

"Sen de dünyada böyle riya ettin, gösteriş yaptın. Ben de sana cenneti gösterdim, vermiyorum. Haydi cehenneme…"

el-Cezâu min cinsi'l-amel. "Karşılık, işlenen işin cinsine göre verilir."

Allah'ın kanun-ı ilâhisi böyle. Onun için hesabı Allah'ın rızasına göre yapın, dünya hesabı yapmayın. Şöyle yaparsam daha çok para geçer ama rızâ-i ilâhîye aykırı.

O tarafını hesap etmez misin?

"Etmem."

Sen bilirsin. O zaman ben hiçbir şey demem. Senden korktum, ödüm patladı, ne yaparsan yap. Paldır küldür, tepe taklak nereye gidersen gidersin.

İzâ lem testahi fesna' mâ şi'te. "Hayâ etmiyorsun, utanmıyorsun, ar damarın çatlamış; ne işlersen işle, serbestsin."

Her türlü hainliği, melaneti yapmakta serbestsin. Allah gönlümüze saflık, temizlik, berraklık versin. Gözümüzden perdeyi kaldırsın.

Müslümanlık temiz kalpliliktir. Kimi kime aldatıyorsun, neyle aldatıyorsun?

İnnallâhe lâ yenzuru ilâ suveriküm ve emvâliküm. "Allah sizin dış görünüşünüze, vücutlarınızın şekline şemâline bakmaz ki…" Ve lâkin yenzuru ilâ kulûbiküm ve a'mâliküm. "Gönlünüze ve amelinize bakar."

Öyle yaparsan iyi müslümansın, gerisi salata, boş laf.

"Bu kadar namaz kılıyorum hocam. 90 defa sarığı doladım, kuyruğunu tâ topuklarıma kadar uzattım…"

Ne yaparsan yap! Kalbin pak değilse, saf değilse, bunları öğrenemediysen dış görünüşün kıymeti yok.

"Kim haccederse ve umre yaparsa…" sözünde arada ve demeseydi de ev deseydi, o zaman başka bir müjde çıkacaktı; "ya hac eden ya umre eden" diyecektik ama öyle dememiş, Peygamber Efendimiz'in sözü bu…

"Kim hac ve umre yapar da o senesinde ölürse cennete girer."

Bu hadîs-i şerîfi duyduğunuza göre hacca giderseniz haccı da umreyi de aradan beraberce çıkartın. Bir kurbanlığın ince hesabına girmeyin, cimrileşmeyin. Hak yolunda harcanan paraların, 700 misli ecri var.

İki:

Ve men sâme Ramazâne sümme mâte dahale'l-cennete.

Başındaki ve sonundaki cümleye göre burada da min senetihî deseydi… Ama o ibare yok. Hadis alimleri neyse onu bize bildirmişler, yazmışlar, koymuşlar. Altına da izahat vermiş, demiş ki;

Leyse hünâ min senetihî, "O senesinde ölürse kaydı burada yok."

Nedenini bilmiyoruz. Hikmetini belki çok düşünürsek ve Allah buldurursa buluruz.

"Kim ramazanı tutarsa sonra ölürse cennete girer."

Ne mutlu! Allah sıhhatli, afiyetli, güzel ramazanlara erdirsin. Salavâtlarla, tekbirlerle, hatimlerle teravih namazlarını kılmak nasip etsin. Camimizi de hazırlıyoruz; seviniyorum, hoşuma gidiyor, Allah cümlenizden razı olsun. Hanımlar öbür tarafta kılar, biz burada kılarız. İnşaallah, tatlı tatlı ibadetler yapmak mümkün olur.

Ve men ğazâ fe-mâte min senetihî dahale'l-cennete. "Kim gaza ederse, cihada çıkarsa…" Düşmanla cihat etmeye gidiyor.

Babam sarık sarmış, [Mehmed Zahid] Hocamız sormuş;

"Bununla kefen olur mu?"

Eskiden kefeni başına sarık sararmış, gazaya öyle gidermiş. Şehit elbisesiyle gömülür; çıkartılmaz, kefenlenmez. Kefenlenmesine, yıkanmasına lüzum yoktur da olur ya hani "yolda, şurada, burada ölürüm" diye kefenini de hazır ediyor.

O da bir işaret! "Ben canımı vermeye zaten razıyım. Ne olacak! İstersem gazi olarak dönerim ama canımı vermeye baştan zaten pazarlıkta razı gelmişim. İşte kefenim başımda!" demek o.

"Kim gaza eder de o sene ölürse cennete girer."

Üç güzel fiil! Buyur, işleyeceğini işle. Kim hac ve umre yapar, o sene ölürse cennete girer. Kim ramazan tutar, ölürse cennete girer. Kim gazaya gider, o sene ölürse cennete gider.

"Hocam nerede gazaya gideyim?"

Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin.

"Ah bir harp çıksa da gaza etsem..."

Yok! Öyle değil. Peygamber Efendimiz, "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin." diyor ama gelirse de geri durmak, kaçmak yok.

En büyük günahlardan biri nedir?

el-Firârü yevme'z-zahfi. "Savaş günü cepheden kaçmaktır."

Sen günahı sadece içki içmek, kumar oynamak mı sanıyorsun? Kâfirin karşısında duracaksın. Allah'ın dini bahis konusu; karşısında duracaksın. Ölürsen ölürsün...

Vallâhu yuhyî ve yumît. "Yaşatan da Allah, öldüren de Allah!"

Ne var yani! Sanki canı sen kendin mi buldun? Pazardan mı aldın?..

Canı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil

Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim.

"Ey gönül! Canı cânân dilemiş, ver canını. Vermemek olmaz, vereceksin. Ne diye çekişip duruyorsun, senin mi can? O ne senindir ne benim." diyor.

Kendi malın değil ki ne çekişiyorsun. Can Allah'ın! O verdi, O istediği zaman alır.

30 sene önce üniversite talebeleri olarak Cevat Rıfat Atilhan'ın evine gittik. İstiklal Harbi gazisiymiş; madalyaları, kitapları vs. olan meşhur bir insan. Alt katta oturuyor, balkonun kocaman bir camı var. Arkadaşlardan bir tanesi dedi ki;

"Üstat! Buradan hırsız girer, katil girer. Senin düşmanın çoktur; herkese kaleminle yazı yazıyorsun, hainleri vs. kitaplarında bildiriyorsun."

Dedi ki;

"Çocuklar bir şey söyleyeceğim. Ben, Cihan Harbi'ne katıldım. Filistin cephesinde çarpıştım. Birlikler arasında haberleşme subayıydım. Çantamın içine evrakı, haberi alır, bir birlikten öteki birliğe giderdim. Kurşunlar vız vız geçerdi. Öbür tarafa gider, haberi verir, oradan haberi alır, bu tarafa getirirdim. Allah öldürmeyince öldürmüyor…" dedi.

Allah rahmet eylesin. Bak, ne güzel!

Öldüren kim?

"Filanca katil hücum etti de, vurdu da öldürdü…"

Allah! Vadesi yetmiş ondan. Allah öldürmeyince ölmez. Kurşunu atarsın, beyninin kemiğine takılı kalır, ameliyatla çıkartırlar, yine yaşar. Yaşatan ve öldüren Allah'tır. Eli seker, vurmaz; kader fetva vermiyor. Çekmiş tabancayı, öldürecek, atıyor, tutturamıyor…

Neden?

Kader fetva vermiyor yani Allah nasip etmemiş, yaşayacak. Demek daha yapacağı işler var, kader fetva vermiyor.

Rahmetli bir bunu dedi, bir de efelik yaptı;

"Benim düşmanlarım beni bilir. Bir kurşunu attım mı sekmez, 'şıp' diye vururum." dedi.

Lafın arasında da bir şey demedik tabii. Gazi, iyi, mâşallah, pekâlâ… Tabii müslüman atmayı filan öğrenecek, o da iyi bir şey...

Düşmanla kapışmayı arzu etme.

"Peki, bu adam bana sataşıp duruyor."

Limni adasını silahlandırdı, 12 adayı silahlandırdı. Anlaşmalara göre silahlanmamak lazımdı.

Süleyman Demirel'e sormuşlar, gazetede okuyorum;

"Niye müsaade ettiniz?"

"Ne yapalım, savaş mı edeceğiz?" diyor.

Ederiz, ne olacak! Neden yaşıyoruz yani… Sen savaştan geri durdun mu o, bacak kadar boyuyla edepsizlenir. Sen savaşa hazır olursan ödü patlar.

Hazır ol cenge eğer ister isen sulh u salâh

Sulh, sükunet, salâh-ı hâl istersen cenge hazır ol! Silahın korkutsun karşı tarafı.

"Onlara dokunmaya gelmez. Adamlar dinamit deposu gibidir; bir yerinden dokunursan patlayıverir." diye ödü patlasın, yanına yanaşmasın.

12 adayı, Limni adasını silahlandırıyor. Limni adasından İstanbul'u, Boğazlar'ı vurur.

Makaleleri okuyorum, generaller öyle diyor. Onun için orayı silahlandırıyor.

Hazır olacağız, hepimiz hazır olacağız. İnsan bir defa ölür, bir canı var bir defa verecek.

Bir defa ölüm!

Yaşarsak şerefle yaşarız, ölürsek şerefle ölürüz…

Ne yani, vatan toprağı satılır mı, kâfire verilir mi? Onun kabadayılığından korkulur mu?

Biz korkmayız! Ama dansa, zevke, içkiye, kumara alışmış adam, yılbaşı masasını şimdiden ayırtmış adam, "ah keyfim kaçacak" diyebilir, ona bir şey demem.

Biz müslümanlar korkmayız, korkmamamız lazım! Kim şehitlik istemezse? Kim şehitlik istemezse münafıklıktan bir çeşit üzere ölür, haberiniz olsun.

"Bir canım var Rabbime hak yolunda nisâr olsun, feda olsun." diye şehitliği temenni edecek.

Kim şehitliği temenni eder de -harp olmadı, darp olmadı- yatağında ölürse Allah yatağında ölse bile onu şehitlerin mertebesine ulaştırır.

Hadîs-i şerîf!..

Gönlünü derle toparla, aklını başına devşir, niyetini halis tut. Niyetin iyi olursa yatağında ölürsün, şehit sevabı alırsın; niyetin kötü olursa harp meydanında ölürsün, şehitlik sevabı alamazsın, cehennem leşi olursun. Her şey niyetle… Ameller niyetlere göre mükâfatlandırılır veya cezalanır.

Niyetinizi iyi tutun.

Gaza olursa gideriz olmazsa çok şükür yâ Rabbi! İşte rahatız, eseniz, başımız dinç, geliyoruz gidiyoruz memleketimiz güzel… Allah ecdadımızdan razı olsun.

Dersin başında Fatih Sultan Mehmed'e niye Fâtiha okudum?

Allah insaf versin.

Çarpışmış çabalamış, uğraşmış şu güzel beldeyi almış… Bir teşekkür de etmeyelim mi yani? Şu güzel beldeyi fethetmişler, bir teşekkür etmeyelim mi, bir Fâtiha okumayalım mı?

Adamcağız parasını ayırmış, şu camiyi yapmış, içinde biz de oturuyoruz. Teşekkür borcumuz yok mu? İçinde oturuyoruz işte, yağmur başımıza yağmıyor. Allah razı olsun.

[Mehmed Zahid] Hocamız rahmetullâhi aleyh çok vefalıydı. Ankara'ya gelirdi, Konya'ya giderdi, Adana'ya giderdi, Medine'ye giderdi; Medine'de hatm-i hâce yapardı, dua ederken "İskender Paşa'nın ruhuna da yâ Rabbi!" diye dua ederdi. Bilmiyorum ama bu İskender Paşa ne mübarek adammış ki böyle dua aldı. İkinci Bayezid -Sultan Bayezid-i Velî- İstanbul'dan bir yere gittiği zaman, "Al, şehir sana emanet." diye İstanbul şehrinin korunmasını bizim İskender Paşa'ya bırakırmış. İtimatlı bir zâtmış demek ki. Mekânı cennet olsun, Allah razı olsun.

Duvarları taştan yaptırmış, kubbesi sağlam…

Men hacce an vâlideyhi ba'de vefâtihimâ keteballâhu lehû ıtkan mine'n-nâr ve kâne li'l-mahcûci anhümâ ecrü haccetin tâmmetin min gayri en min ucûrihimâ şey'ün ve mâ vasale zû rahimin rahimehû bi-efdale min haccetin yudhiluhâ aleyhi ba'de mevtihî fî kabrihî ve men meşâ an râhiletihî akabeten fe-keennemâ a'teka rakabeten.

Bu hadîs-i şerîf, İbn Asâkir'de ve daha başka kaynaklarda geçmiş. Hacla ilgili Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

Men hacce an vâlideyhi. "Kim ana ve babası nâmına…" Ba'de vefâtihimâ. "Onların vefatlarından sonra haccederse..."

Anası babası nâmına onların vefatlarından sonra haccederse ne olur?

Keteballâhu lehû ıtkan mine'n-nâr. "Anası babası nâmına hac eden kimseye Allah cehennemden bir âzatlık beratı yazar."

"Haydi, sen âzat oldun. Cehennemden uzak olacaksın, sokulmayacaksın, çıkacaksın." diye cehennemden âzatlık berati verir.

Ve kâne li'l-mahcûci anhümâ ecrü haccetin tâmmetin min gayri en min ucûrihimâ şey'ün. "Hem haccedene hem nâmlarına haccedilen kimselere hiçbirinin ecrinden eksiltilmeden hepsine ecir verilir."

Yani hacceden de ecir alır, nâmına haccedilen ana baba da aynı ecri eksiltilmeden alır. Allah, "Ona da bir parça vereceğiz." diye oradan çıkartmaz. Fazl u kereminden bu tarafa da, öbür tarafa da verir. Onun için anne baba da, evlat da kâr eder.

Nasıl?

Ecrü haccetin tâmmetin. "Tam, eksiksiz bir hac sevabı verilir."

Burada ibarede sanki kâne li'l-mahcûci anhümâ ecrü haccetin tâmmetin min gayri en min ucûrihî şey'en olsa yani ikisinde de tesniye zamiri olmasa, birisinde müfred zamiri olsa daha iyi, mâna bakımından öyle olması gerekiyor. Rivayetlerde o hususta bir başka açıklama görmedim.

Sonra:

Ve mâ vasale zû-rahimin rahimehû bi-efdale min haccetin yudhiluhâ aleyhi ba'de mevtihî fî kabrihî.

Bir insan akrabasına bir iyilik, sıla-i rahim yapacak.

En üstün sıla-i rahim yapma şekli nedir?

O zât nâmına haccediverip sevabını ölümünden sonra kabrine hediye etmektir. Daha güzel bir suretle sıla-i rahim yapamaz.

Diyelim ki dayın, amcan, halan, teyzen… akrabandan birisi; ona en iyi sıla-i rahim, akraba yardımı nasıl olur?

Bundan daha faziletlisi mümkün değildir. Onun nâmına haccedip onun vefatından sonra kabrine onun sevabını gönderirsin, o olur. Bir insan bir ecirli iş yapıp da vefat etmişlere verdi mi sevabı onlara gittiğinin alameti bu. Hadîs-i şerîf, onun alameti. Akraba nâmına da demek ki haccediliyor.

Sonra:

Ve men meşâ an râhiletihî akabeten fe-keennemâ a'teka rakabeten. "Her kim ki akabede, yokuşun aşılacak yerinde yani yokuş kısmında bineğinden inip yürürse sanki bir köle âzat etmiş gibi ecir kazanır."

Şimdi otomobillerle gidenler bilmez de, eskiden ata-eşeğe binenler bilir. Hayvan yukarıya doğru yürüdüğünde, yokuşta zorlanır. Onun da canı var. Allah bizim istifademize vermiş ama onu da canının ciğeri var. Onun da ağrısı sızısı var. Müslümanlık merhamet dinidir. Hayvanın yükü de olur bazen, adam da üstüne biner. Hayvan yokuşu çıkacak, öbür tarafa aşacak geçecek. O beli aşıncaya kadar üstünde durabilir ama üstünde durmaz da inip yürüyüverirse, o zorlu yerde hayvana merhametinden dolayı sanki bir köle âzat etmiş gibi sevap kazanır.

İşte Müslümanlık böyle!

Müslümanlığın aslı, özü, esası insanlara sevgi, hayvanlara merhamet, mahlûkâta şefkat, herkese iyilik, temiz kalp…

İşte Müslümanlık!

Gelsinler de, "çöl kanunu" diyenler dinlesinler. Evet, zaten en büyük mucize olma tarafı çölden çıkıp da bu kadar güzel olması... En medenî yerden gelseydi kim bilir ne laflar, iftiralar uydururdun, neler söylerdin… " Eskilerden öğrenmiştir." derdin.

İşte bak, çölden çıktı. Şu nezaket kaidelerine bak!

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini yazan kitapları buradan doldursan, üst üste koysan kubbeye kadar çıkar. O kadar sözü ümmî bir peygamber söylemiş, düşünsene. O kadar güzel, hikmetli sözleri… Her birini yudum yudum içiyoruz da çay yudumlar, şerbet içer gibi tadına doymuyoruz. Bunların hepsini o zât-ı muhterem, o ümmî peygamber söylemiş.

Hiç aklın kesiyor mu? Allah tarafından peygamber gönderilmese ümmî bir insandan bu kadar güzel hikmetler mümkün mü? Yetmez mi sana bu delil?

Men halefe alâ yemînin fe-raâ gayrehâ hayran minhâ fe'l-ye'tillezî hüve hayrun ve'l-yükeffir an yemînihî.

Ahmed b. Hanbel'de, Müslim'de, Tirmizî'de ve daha büyük kaynakların hepsinde olan yemin etmekle ilgili bir hadîs-i şerîf:

"Kim bir meselede yemin ederse…"

Şöyle böyle diye yemin etti…

Fe-raâ gayrehâ hayran minhâ. "Öyle yapacağım diye yemin etti ama öyle yapmamanın daha hayırlı olduğunu sonradan gördü."

Ne yapacak? "Yemin ettim bir kere" mi diyecek? Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Eğer yapmamak, yemininden daha hayırlıysa o zaman onun daha hayırlı olduğunu görünce o hayırlı olan işi yapsın da yeminine de kefaret versin."

Yemin kefareti nedir?

10 tane miskini sabahlı akşamlı doyurmak. Doyuruver, yemin etmeyeydin. Müslüman diline sahiptir; doyuruver, sevap olur. Onun nâmına, o yemini yapmamak için kefaret ödüyorsun. 10 fakir istifade edecek veyahut bir fakire 10 gün vereceksin. Netice itibariyle 10 tane olacak; 10 kişi de olabilir, bir kişiyi 10 gün de olabilir. Sabahlı akşamlı doyurursun. "Al bunu, yemek ye." diye parasını verirsen, yemez de sigaraya harcarsa… Kitap, "olmaz" diyor.

Ne yapacaksın o zaman?

Lokantacıyla anlaşacaksın; "Bu adam 10 gün gelsin, senden yesin, para alma bundan. Bedava olsun. Al parasını…" diyebilirsin veyahut her gün iki kilo un veya ona mukabil şey verirsin, öylece yemine kefaret olur.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "Yemin ettim diye hayırsız olan işte inat etme, hayırlı olan işi yap yeminin de kefaretini ver." diyor.

Men halefe alâ minberî –ve lev alâ kadîbi sevakin ahdara- kâziben kâne min ehli'n-nâr.

Peygamber Efendimiz'in adına yalan uydurmakla ilgili bir hadîs-i şerîf. Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivayet etmiş ki:

"Kim benim şu minberimde…"

Demek ki Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'de minberini göstermiş.

"Kim benim şu minberimde yemin ederse…"

Ve lev alâ kadîbi sevakin ahdar. "İsterse bir yeşil misvak dalı için bile olsa…"

Yani bir ağacın bir dalı, kökü veyahut yeşil bir misvak dalı parçası için bile olsa kim benim bu minberimde yemin ederse…

Kâziben. "Yalan yere."

Küçük bir şey için bile olsa…

Kâne min ehli'n-nâr. "Cehennem ehlinden olur."

Orası Peygamber Efendimiz'in makamı, Peygamber Efendimiz'in mescidi, minberi… Orada yalan olmaz.

Çok zor, çok zor...

Şimdi kimse "gık" diyemiyor tabi.

Hoca minbere çıkıyor, dinle imanla ilgisi olmayan adamın nâmına mecburen hutbede dua ediyor, onu methediyor. Tarih boyunca da olmuş, şimdi de oluyor. Minbere çıkacak, ciğeri beş para etmez adamın nâmına hutbe okuyacak. Okumasa maaşı, mesleği gidecek. Korkuyor, bilmem ne…

Yalan!

Allah doğrudan bizi ayırmasın, böyle zilletlere düşürmesin, dobra dobra hakkı söylemek nasip etsin.

Peygamber Efendimiz'in minberinde bir yeşil misvak dalı kadar küçük, ehemmiyetsiz bir şey için bile yalan yere yemin eden cehenneme gider. Bu hadîs-i şerîften o anlaşılıyor.

Men halefe alâ yemînin fe-hüve kemâ halefe in kâle hüve yehûdiyyün fe-hüve yehûdiyyün ve in kâle hüve nasrâniyyün fe-hüve nasrâniyyün ve in kâle hüve berîün mine'l-İslâmi fe-hüve berîün mine'l-İslâmi ve meni'd-deâ da've'l-câhiliyyeti fe-innehû min cüsâ cehenneme ve in sâme ve sallâ.

Yeminle ilgili bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

Men halefe alâ yemînin. "Kim bir meselede yemin ederse…"

Yemin edilecek bir meselede yemin ederse…

Fe-hüve kemâ halefe. "Yemini hangi niyetle etmişse o olur, o duruma düşer." İn kâle hüve yehûdiyyün fe-hüve yehûdiyyün... "'Yahudi olayım ki bu böyle.' dese, yemin etse yahudi olur; 'Nasranî olayım ki böyle.' diye yemin etse nasranî olur; 'İslâm'dan berî olayım, İslâm'dan çıkmış olayım ki bu böyle.' diye yemin etse İslâm'dan çıkar." Ve meni'd-deâ da've'l-câhiliyyeti... "Kim cahiliye iddiasında bulunursa o cehennemin kütüklerinden bir kütük olur, eğer oruç tutsa namaz kılsa bile."

Peygamber Efendimiz; ve meni'd-deâ da've'l-câhiliyyeti, "cahiliye devri iddialarından bir iddiada bulunsa" diyor. Cahiliye devri, İslâm'dan önceki devreye denir. Cahiliyenin örfü, âdeti, huyu, ahlâkı, sistemi İslâm'dan ayrıdır. İslâm gelmiş, cahiliye devrinin hepsini yıkmıştır. İslâm pırıl pırıl bina edilmiştir, taptaze ve yepyenidir.

Eski iddiaları, kanaatleri, fikirleri, örfleri, âdetleri yaşatmak isteyen kimse ne olur?

Cehenneme kütük olur. İslâm geldi, haberin yok mu senin? Kendisine, "Onun hükmü kalmadı, İslâm'ın ahkâmına tabi olacaksın." denir.

"Eğer oruç tutsa ve namaz kılsa bile…"

İşte nazik bir nokta burası! Yani sırf namaz kılıyor görünmek, sırf oruç tutmak işi halletmiyor, İslâm ince. Hem ince hem de bir yekpare bütün.

"Bana işimden evime gidip gelmek, köyümden şehre inmek zor oluyor. Bir araba tekerleği alayım, gideyim."

Sen aklını muayene ettir. Bir araba tekerleğiyle senin işin hallolmaz ki sana dört tekerlekli bir araba lazım. Her şeyi tamam olacak. Dört tane tekerleği, motoru, şusu busu olacak. İçine girdiğin zaman çalışacak, götürecek.

Bir tekerini alsan olur mu? Bir direksiyon simidini alsan olur mu?

Olmaz! İslâm'da böyle! İslâmiyet bir bütündür, birazını al birazını bırak olmaz.

E fe-tü'minûne bi-ba'di'l-kitâbi ve tekfurûne bi-ba'd. "Allah'ın âyetlerinden bazısına inanıp da bazılarına kâfir mi oluyorsun?"

İnsan hepsini birden tutacak. Onun için namaz kılsa da, oruç tutsa da cahiliye örfüne, âdetine bağlı olursa yine cehennemin kütüğü olur.

İş ince!

"Demek ki ben, İslâm'ı bütün olarak öğrenmek zorundayım. Yarım yamalak öğrenirsem, bir tekerlek alınca olmadığı, iş görülmediği gibi olmaz. Yalnız namaz kılsam, olmaz. Allah'ın öteki emirlerini de öğreneceğim."

Ha şunu bileydin! Hele şükür öğrendin. İslâm bir bütündür, her şeyini öğreneceksin.

"Hocam! Şimdi sen benim başıma büyük iş açtın."

Âhirette hesaba çekildiğin zaman çok büyük bir durumla karşılaşsan daha mı iyi? Şimdiden aklını başına devşir. Git, Diyanet'in neşrettiği, [Ahmed Hamdi] Aksekili'nin bir parmak kalınlığındaki İslâm Dini kitabını al, oku, öğren. Bir ehliyet almak için direksiyon imtihanı vs. var. Nasıl öğreniyorsun? Cennete girmek için çalışmak gerekmez mi?

İslâm Dini kitabını al, oku. Akaid, ibadet vs. hepsini yazıyor. Her şeyi başından sonuna, İslâm'ın, İslâm hukukunun bütün bahislerini ihtiva eden bir kitap al. Mesela namazı, orucu, haccı anlatıyor da diğerini kesti, olur mu? "Şıp" diye kesildi, olur mu? Din bundan ibaret mi? Değil... O zaman bütün bahisleri tamam olan bir kitap alacaksın. İlmihal alırsan, fıkıh kitabı alırsan, tamamını yazan bir kitap al.

Yeminin ahkâmını aradığın zaman orada bul.

"Ben filanca yere yemin ettim."

"Ben bir trafik kazası yaptım, başım derde girdi. Dinî bakımdan ne olacak?"

Bulacağın bir kitap al. Miras taksimi, içki, eğlence, bağ bahçe, öşür zekât… hepsini ihtiva eden bir kitap alacaksın. Yarısını al yarısını bırak, olmaz. Sorarsın kitapçılardan, her şeyi tamam olan bir kitabı alırsın, İslâm'ın bütün bahislerini öğrenirsin. Gece uyuma gündüz durma, o bahisleri tamamla, İslâm'ın bütününü bir öğren. Çünkü cebinin altı delik, sen boyuna para koydum sanıyorsun, gidiyor. Bak, adam, "Ah şu yıkanmak olmasa." demiş, hıristiyan mezarlığını boylamış. Bilmeden yapıyor. "Cahil daima can incitir." derler, çok hatalar yapar.

Tam bir din kitabı, ilmihal kitabı al, baştan sona her bahsi öğren. Çoluk çocuğuna da öğretmek senin borcun, vazifen… O senin şimdi yüzüne gülen evladın var ya, kıyamet gününde yakana yapışacak, soracak, diyecek ki;

"Yâ Rabbi! Bu babam bana dini öğretmedi."

Onun için âhirette baba evlattan, karı kocadan, kardeş kardeşten kaçacak. Sen burada öğret de yarın yakana yapıştığı zaman, "Öğrettim yâ Rabbi." de. Sen Allah'ın emirlerini okut, baştan sona tam olarak öğret. Yarım bırakma, ortasından kesik bırakma...

Men halefe alâ yemîni sabrin yaktetiu bihâ mâle'mriin müslimin hüve fîhâ fâcirün lakıyallâhu yevme'l-kıyâmeti ve hüve aleyhi gadbân.

Diğer hadîs-i şerîf:

Men halefe alâ yemînin masbûretin billâhi kâziben müteammiden li-yaktaa bihâ mâle ehîhi fe'lyetebevve' mak'adahû mine'n-nâr.

Bu iki hadîs-i şerîfin mânaları birbirine yakın.

Bir kimse mal devşirmek, para kazanmak, arkadaşının malını cebine indirmek için yalan yere yemin ederse cehennemlik olur, onu anlatıyor. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:

Men halefe alâ yemîni sabrin. "Kim sabır yemini ederse…" Yaktetiu bihâ mâle'mriin müslimin. "Onunla bir müslümanın malını koparıp alıyor."

Yemin ediyor, malını alıyor.

Hüve fîhâ fâcirün. "Ama yemini yanlış, yalandan yemin ediyor."

Hak yemin değil, yalancı şahitlik, yalandan yemin ediyor.

Lakıyallâhu yevme'l-kıyâmeti ve hüve aleyhi gadbân. "Yarın huzûr-ı Rabbi'l-âlemin'e gittiği zaman Allahu Teâlâ hazretlerini kendisine karşı gazaplı bulur."

Allah ona gazaplı bir haldeyken O'nun huzuruna varır.

Geçen gün bir yüksek memur arkadaşı gördüm, diyor ki;

"Bakan beyin yanına akşam gidersem barut gibi oluyor, ben de sabahtan gidiyorum."

Akşama yoruluyor, sinirleri gevşiyor, küçük şeyden sinirleniyor. Bir dünya mevkiinin adamı sinirlendiği zaman, insan yanına girmeye korkar. Talebeler bilirler, hoca bir talebeyi bağıra çağıra imtihandan kovar, arkasındaki talebe başlar titremeye…

"Ne oluyorsun, sana bağırmadı ki…"

"Hoca sinirli! Şimdi ben yanına gittiğim zaman kim bilir bana ne yapar?" diye titrer. Allahu Teâlâ hazretlerinin gazaplı haliyle O'nun huzuruna varacak. Allahu Teâlâ hazretleri gazap etmiş bir vaziyette.

Neden?

Başkasının malını almak için yalan yere yemin etti. Hem de nasıl yemin etti?

Yemînî sabrin. "Sabır yemini."

Bu Araplar'da, "Benim dediğim doğru çıkıncaya kadar beni bağlayın, ben orada durayım." diye bir yemin tarzı. Yani kuvvetli bir yemin. Neden bu yalan yemini ediyor? Müslüman kardeşin malını almak için bu yalan yemini ediyor. İmza taklit edersin, yalancı şahit getirirsin, filancanın malını alırsın; al al, cehennemden ateş alıyorsun.

Diğer hadîs-i şerîf:

Men halefe alâ yemînin masbûretin.

Bu da yine bağlanıp da, "Sözüm yerine gelinceye kadar durmuş olayım ki" filan diye yemin etmek. Bir çeşit kuvvetli yemin...

Kâziben. "Yalandan yemin ediyor." Müteammiden. "Kasten." Li-yaktaa bihâ mâle ehîhi. "Bunu müslüman kardeşinin malını koparmak için yapıyor." Fe'lyetebevve' mak'adahû mine'n-nâr. "Cehennemdeki oturacağı yeri hazırlasın."

Cehennemin katranları, irinleri, akrepleri, yılanları, çıyanları, dumanları, azapları, işkenceleri, zebanileri arasında yerini hazırlasın.

Aklı başında bir insanın, "İstemem öyle malı, aman aman ben helalini isterim." demesi lazım!

Ben öyle insan bilirim ki vefat etmiş, erkek kardeşi;

"Abla! Senin çoluk çocuğun çok, sana şu usulle taksimat yapalım." diyor.

"Yok, ben Allah'ın emri neyse öyle taksimat isterim." diyor.

"Abla, çoluk çocuğun çok… Sana biraz daha fazla gelir lazım, böyle taksimat yapalım."

"Olmaz, az da olsa Allah'ın taksimini istiyorum. Sonunda azap getirecek malı alıp da ne yapayım."

Ne yapar insan?

Men halefe alâ yemînin fe'stesnâ sümme etâ mâ halefe fe-lâ keffârete aleyhi.

Yine yeminle ilgili bir hadîs-i şerîf. Bu da bir başka tarafına ışık tutuyor, başka tarafı aydınlatıyor.

Men halefe alâ yemînin. "Kim yemin edilecek bir meselede yemin ederse…" Fe'stesnâ. "Ama istisna ederse…"

İstisna etmek; "inşaallah" diye işi Allah'ın meşiiyetine bırakmak, demek. Yani, "Allah dilerse şöyle yapacağım." demek.

Sümme etâ mâ halefe. "Sonra o yemin ettiği ve 'yapmayacağım' dediği şeyi yapmak durumuna gelirse…"

Yemin etti ama yine yaparsa…

Fe-lâ keffârete aleyhi. "Ona kefaret gerekmez."

Neden?

"İnşaallah, Allah dilerse böyle yapacağım." dedi, şarta bağladı, istisnası var. Onun için ona kefaret gerekmez.

Men halefe bi'l-emâneti fe-leyse minnâ. Ve men habbebe zevcete'mriin ev memlûkehû fe-leyse minnâ. "Kim emanete yemin ederse bizden değildir. Kim kadını kocasına veyahut köleyi efendisine karşı kışkırtırsa bizden değildir."

Emanete yemin etmek ne demek?

Peygamber Efendimiz, "Emanete yemin ederse bizden değildir." diyor, öyle etmememiz lazım!

Emanet, "farzlar" demek. "Farzlara yemin ederse…" mânasına gelir diye açıklamış, ey el-ferâiz diye izah etmişler. Bir de "iman" mânasına gelir demişler. Yani, "Dinime, imanıma ant olsun." demiş ve yemin etmiş gibi oluyor; "O bizden değildir." diyor. Peygamber Efendimiz, "Böyle yemin etmeyin." diye buyurmuş.

Kim bir kocanın zevcesini, karısını, hatununu kışkırtır, fışkırtır, aleyhinde tahrik eder, aklını çeler, bozarsa… Veyahut köleyi efendisine karşı fesatlarsa o da bizden değildir. Demek ki aile saadetini bozacak iş, kadının yanına girip konuşup da kocasıyla arasını bozmak, çok kötü bir şey... Demek ki köleyle efendisinin arasını bozmak da çok kötü bir şey…

Bunu neden yaparlar? Bunu bazen kadına göz koyar birisi, evlenmek için yapar. Ondan boşansın da sonra ben alayım diye... Veyahut o köleyi o satsın da ben alayım diye… İşte böyle fasit fikirlerle yaparlar ama Peygamber Efendimiz diyor ki;

"O bizden değildir."

Haydi bakalım, Peygamber Efendimiz kovdu, nereye giderse gitsin.

Men halefe bi-sûretin mine'l-Kur'âni fe-aleyhi bi-külli âyetin keffâretün in şâe berre ve in şâe fecere.

Yeminle ilgili diğer bir hadîs-i şerîf:

"Kim Kur'an'dan bir sûre adına yemin ederse…"

"Yâsîn sûresine ant olsun ki! Fâtiha sûresine ant olsun ki!" filan gibi Kur'an'dan bir sûreye ant içerse, yemin ederse…

"Onun her âyeti için bir kefaret lazım gelir. İsterse yeminini tutsun, isterse tutmasın. "

Demek ki Kur'an'a yemin etmek yok. Peygamber Efendimiz;

"Doğru da olsa, eğri de olsa kefaret gerekir." diyor.

Demek ki öyle başka başka şeye yemin etmek, Kur'an'ı filan karıştırmak yok. Şiddetli bir yasak bu…

Men halefe bi'l-meşyi ev bi'l-hedyi ev ceale mâ lehû fî sebîlillahi ve fi'l-mesâkîni ev fî ritâci'l-Ka'beti fe-keffâretuhû keffâretü yemînin. "Kim yürümeye yemin ederse; 'Kâbe'ye şunları hediye edeceğim' diye yemin ederse; 'Malımı Allah yolunda sarf edeceğim' diye yemin ederse veyahut 'Miskinler yolunda sarf edeceğim' diye yemin ederse…"

Burada ritâc demiş, şerhte riyah demiş, ibarede fark var. Bu ritâc daha esastır, diyor. Ritâci'l-Kâ'be, "Ben malımı Kâbe'nin imarına sarf edeceğim, ona tahsis edeceğim." gibi bir mânaya geliyor.

Kim bu tarzlarda yemin ederse…

Fe-keffâretuhû keffâretü yemînin. "Yerine getiremeyeceği şeylere yemin ederse, yemin kefaretini verir."

Hepsini yapamayacak tabii, yapamayacağı şeyler söylenmiş oluyor. Peygamber Efendimiz, "Yeminini bozma kefareti verir." buyurmuş.

Son iki hadîs-i şerîf cenaze taşımakla ilgili:

Men hamele bi-cevânibi's-serîri'l-erbai ğufire lehû erbaûne kebîreten.

Men hamele kavâime's-serîri'l-erbaa îmânen va'htisâben hattallâhu anhu erbaîne kebîreten.

Birisi Vasileti'bni Atâ'dan radıyallahu anh; diğeri de Enes b. Malik'ten radıyallahu anh… Peygamber Efendimiz ilk hadîs-i şerîfte buyurmuş ki:

Men hamele bi-cevânibi's-serîri'l-erbai. "Cenaze tabutunun dört bir tarafını kim taşırsa…"

Hani, Bismillâhi alâ minneti Resûlillah, cenazenin bir tarafından başlıyoruz, arkaya geçiyoruz, öbür taraftan başlıyoruz, arkaya geçiyoruz…

"Kim dört tarafından böyle cenazeyi taşırsa Allah onun 40 büyük günahını affeder."

Ğufire lehû. "Affolunur, mağfiret olunur." Erbaûne kebîreten. "40 büyük günahı affolunur."

Diğer hadîs-i şerîfin ifadesi şöyle:

Men hamele kavâime's-serîri'l-erbaa. "Tabutun dört ayağını kim taşırsa…" Îmânen va'htisâben. "Allah'a inanmış olarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek…" Hattallâhu anhu erbaîne kebîreten. "Allah onun 40 büyük günahını üzerinden siler, düşürür."

Bu da neyi gösterir?

Cenazelere karşı vazife yapmanın insana ne gibi sevaplar kazandıracağını gösterir.

Hasbünallâhu ve ni'me'l-vekil. Sübhâne rabbiye'l-aliyyi'l-a'le'l-vehhab. Elhamdülillâhi hakka hamdih nahmeduhû bi-cemîi mahâmidih lehü'l-hamdu kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayrı halkıhî seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Allahümme yâ Rabbena, yâ Rabbena, yâ Rabbe'l-âlemin!

Âcizâne, nâçizâne yaptığımız ibadet ve taatleri, zikirleri, tesbihleri, hatm-i hâcegânları, okunmuş olan 82 iki bin kelime-i tevhidi, iki adet Yâsîn-i şerîfi, bir adet kelime-i tevhid hatmini, ve sair ibadet ve taatlerimizi, müzâkere-i hadisimizi lütfunla, kereminle kabul eyle. Rahmetine, mağfiretine, ikramına, ihsanına vesile eyle.

Ya Rabbi! Ecr-i cezil ve sevâb-ı kesîr ikram eyle. Hâsıl olan uçur u mesûbâtı evvelen ve hâsseten Efendimiz, peygamberimiz, rehberimiz, başımızın tâcı, gözümüzün nuru, gönlümüzün sururu Muhammed-i Mustafâ aleyhi efdalü's-salavâtu ve ekmelu't-tahiyyat ve't-teslîmât hazretlerine âcizâne, nâçizâne hibe ve hediye eyledik. Yâ Rabbi, vâsıl eyle.

Yâ Rabbi! Rûh-ı peygamberîlerini bizlerden hoşnut ve razı eyle. Teveccühlerine, iltifatına cümlemizi mazhar eyle. Sünnetine uymayı cümlemize nasip eyle. Ümmetin fesada uğradığı zamanda onun sünnetini ihyâ etmeyi bizlere nasip eyle. Bizi hakkı tutan, hakkı destekleyen, hak için çalışan tâife-i merziyeden eyle.

Yâ Rabbi! Hâsıl olan uçur u mesûbâtı Peygamber Efendimiz'in mübarek âl'inin, pâk ashabının, cümle etbâının ve ahbabının ruhlarıyla, sair enbiyâ ve mürselîn ve cümle evliyâullahın ruhlarına ve hâsseten verese-i enbiyâ, ulemâ-ı izamımız ve meşâyih-i kiramımızın, sahabe-i kirâm rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmain hazerâtından müteselsilen Gümüşhaneli hocamızdan bizim hocamız Muhammed Zahid-i Bursevî'ye kadar güzerân eylemiş olan silsilemize mensup cümle sâdât ve meşâyihimize ve onların halifelerine, müritlerine, muhiblerine ayrı ayrı hediye eyledik, vâsıl eyle. Himmetlerine, teveccühlerine, şefaatlerine bizleri mazhar eyle. Bizleri onlara hayru'l-halef eyle.

Yâ Rabbi! Âhirete göçmüş olan analarımızın, babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin, kardeşlerimizin, evlatlarımızın, sevdiklerimizin, ahbabımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye eyledik, vâsıl eyle.

Yâ Rabbi! Şu beldeleri "Allah Allah" diye diye canını ortaya koyarak fethetmiş olan gazilerin, mücahitlerin, fatihlerin ruhlarına ikram eyle. Bu beldelerde metfun bulunan sahabe-i kirâmın, tâbiînin, evliyâullahın ruhlarına ikram eyle. Beldemizin medâr-ı iftihârı Ebû Eyyüb el-Ensârî, mihmandâr-ı Peygamberî radıyallahu teâlâ anh hazretlerine ikram eyle. Camimizin bânîsi İskender Paşa'ya, bu caminin tamirine emek sarf etmişlerin geçmişlerine ikram eyle. Bu camiden güzerân eylemiş olan imamların, hatiplerin, müezzinlerin, cemaatlerin ruhlarına ikram eyle.

Çevrede medfun bulunan mü'minîn ü mü'minât ve müslimîn ü müslümâta da ikram eyleyip cümlesinin kabirlerini şu hediyelerimiz ile pür-nûr eyle. Ruhlarını şu hediyelerimizden memnun ve mesrur eyle.

Yâ Rabbi! Bizlerin ve onların derecelerini âlâ eyle. Tevfîkini bizlere refîk eyle.

Yâ Rabbi! Seyyiatımızı hasenâta tebdil eyle. Bizde beğenmediğin ne gibi hal, sıfat ve huy varsa bizi onlardan pâk eyle. Bizi sevdiğin hallerle hallendirip sevdiğin ahlâk ile ahlâklandır. Sevdiğin sıfatlarla muttasıf eyle. Sevdiğin amellere muvaffak eyle.

Yâ Rabbi! Biz bilmeyiz, sen bilirsin. Sana tevekkül eyledik, sana dayandık, sen bize kâfisin.

Yâ Rabbi! Bizi bir göz yumup açıncaya kadar bile kendi nefsimize bırakma. Nefse, şeytana uydurma. Âhir zamanın fitnelerinde helak olanlardan eyleme. Peygamber Efendimiz'in sünnetinden ayırma yâ Rabbi!

Son nefeste bizlere, evlatlarımıza ve zürriyetlerimize ol kelime-i tayyibe-i münciye-i mübareke ki buyurun:

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhu diye diye, Resûlullah'ın cemalini göre göre, cennetteki makamımızı göre göre ruh teslim etmeyi nasip eyle.

Yâ Rabbi! Kabirlerimizi cennet bahçeleri eyle.

Bi hürmeti esrâr-ı sûreti'l Fâtiha.

Sayfa Başı