M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Haccı ve Umreyi Tamamlayın

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Allahu Teâlâ hazretlerinin selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Bismillahirrahmanirrahim.

Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete li'llâh. Fe-in uhsirtüm fe-mesteysere mine'l-hedy. Ve lâ tühlikû ruûseküm hattâ yeblüğa'l-hedyü mahilletü. Fe-men kâne minküm merîdan ev bihî ezen min re'sihî fe-fidyetün min sıyâmin ev sadakatin ev nüsük. Fe-izâ emintüm fe-men temettea bi'l-umreti ile'l-hacci fe-mesteysere mine'l-hedy. Fe-men lem yecid fe-sıyâmü selâsete eyyâmin fi'l-hacci ve seb'atin izâ raca'tüm, tilke aşeratün kâmiletün. Zâlike limen lem yekün ehlühû hâdıri'l-mescidi'l-harâm. Ve'tteku'llâhe va'lemû enna'llâhe şedîdü'l-ikâb.

Hac; "büyük ve önemli bir şeyi hedef alıp ona yönelmek, kast etmek" mânasına geliyor. Tabi bu lügattaki umumi mânası. Dinimizdeki mânası; "belirtilmiş olan zamanda, belirtilmiş olan yerde, özel vazifeleri yaparak Beytullah'ı ziyaret etmek" demek.

Bunun teferruatı üzerinde birazcık bilgi vereceğiz.

Önce âyet-i kerîmenin mealini kısaca arz edelim, okuyalım, açıklayalım, ondan sonra daha geniş bilgileri sunmaya çalışalım:

Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete lillâh. "Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın, tamamlayın." Fe-in uhsırtüm. "Eğer bunlardan men olunursanız size yaptırılmazsa bir engelle alıkonulursanız." Fe-mesteysere mine'l-hedy. Hedy, "kurban" demek. "O zaman, kurban cinsinden gücünüz yeten, kolayınıza gelen bir kurban gönderin."

"Eğer haccı ve umreyi yapmaya bir engel çıkıp da gidemez durumda olursanız."

Ve lâ tahlikû ruûseküm hattâ yebluğa'l-hedyü mahilletü. "Gönderdiğiniz hedy yani kurban, kesileceği yere varıncaya kadar ihramlı durun, başlarınızı tıraş etmeyin. " Fe-men kâne minküm marîdan ev bihî ezen min re'sihî. "Ama sizden, bu vazifeyi yapmaya başlamış olanlardan, eğer hasta olan veya başında bir rahatsızlığı bulunan varsa ve tıraş etmeme emrini tutamayacak durumda olmuş, tıraş etmek zorunda kalmışsa." Fe-fidyetün min sıyâmin ev sadakatin ev nüsük. "Bu mazeretinden dolayı emre uyamamasına karşılık fidye olarak, oruç, sadaka veya kurbandan bir fidye onun üzerine lazım gelir." Fe-izâ emintüm. "Emin olduğunuz ve engellenmeden kurtulduğunuz zaman da." Fe-men temettea bi'l-umreti ile'l-hacci fe-mesteysere mine'l-hedy. "Umre ile hac vazifelerini yapacağı zamana kadar faydalanmak, istifade etmek, sevap kazanmak isterse ona da kolayına gelen bir kurbanı kesmek gerekir." Fe-men lem yecid. "Eğer kurban bulamazsa, yani kurban kesme durumu olmazsa." Fe-sıyâmü selâseti eyyâmin fi'l-hacc. "Hacda üç gün oruç tutmak." Ve seb'atin izâ raca'tüm. "Geri döndüğünüz zaman da yedi gün tutmak gerekir." Tilke aşeretün kâmiletün. "Bu işte tam on gün eder." Zâlike limen lem yekün ehlühû hâdıri'l-mescidi'l-harâm. "Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram dışında oturan, âfâkîler içindir." Ve'tteku'llâhe. "Allah'tan sakının, azabından çekinin." Va'lemû enna'llâhe şedîdü'l-ikâb. "Ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir. Allah ikâbı çok şiddetli olandır."

Allahu Teâlâ hazretlerinin talimatları, emirleri, âyet-i kerîmenin içinde bize emredilen hususlar bunlar.

Hac, Allahu Teâlâ hazretlerinin bize emretmiş olduğu, İslâm'ın çok önemli, çok hikmetli ibadetlerinden birisi. Bu ibadeti yapma şartlarına sahip olan bir insan, yani hac vazifesi yapması gereken bir insanın haccetmesi lazım:

Ve li'llâhi ale'n-nâsi hiccü'l-beyti men'istetâe ileyhi sebilâ. "Yoluna gücü yeten insanların o mâlum evi, yani Kâbe-i Müşerrefe'yi haccetmesi, Allah'ın hakkıdır, emridir, isteği, uyulması gerekli bir fermanıdır."

Beyt ama el-beyt, "Beytullah." "Allah'ın o mübarek ibadetgâhını hac şekli ile menâsıki ile usul ve âdâbı ile ziyaret etmek, Allah'ın kullarına emrettiği bir fermanıdır. Kulların bunu yapması gerekir."

Bu âyet i kerîmeyle hac vazifesi, müslümanların yapması gereken "farz" dediğimiz kuvvetli ibadetlerden birisi olarak emredilmiştir.

Haccın sahih olmasının şartları var. Bir insan "Madem Allah emretmiş, müslümanlar da gidiyor." diye kalktı Beytullah'ı ziyarete gitti.

Bu hacı olur mu, olmaz mı?

Sahih olabilmesi, kabul olabilmesi için kişinin müslüman olması lazım.

Bir gayrimüslim, "Şöyle bir göreyim." diye tebdîl-i kıyafet, tebdîl-i isim ederek kalksa gitse hacı olur mu?

Olmaz. Niyetsiz gitse olmaz. İhrama girmese ihram şartlarını benimseyip ihramlanmasa olmaz.

O zamanda olmasa; "Herkes kalabalıkta yapıyor, sıkıntıda oluyor, ben o zamanda yapmayayım da, tenha bir zamanda yapayım." dese olmaz.

Oraya gitmesek paralar Araplar'a gitmese de Türkiye'de bir yeri ziyaret etsek olur mu?

Olmaz!

İhramlanmak da çok yanlış anlaşılıyor. İhramlanmak; hac yapmak için özel statüyü, ahkâmı kabul etmek, o hâlin içine girecek olan kimsenin, niyet edip o hâli başlatması demektir. Yoksa yalnızca "bir bezi vücuduna bürümek" demek değildir.

Şunu belirtmek istiyorum: Bez yanında olmasa da dikişli elbiseleriyle tam mîkata gelmiş olsa… Mesela "ihram bezi" dediğimiz bürüneceği bezler bavulda kaldı. Uçakta ihramlanması lazımdı; oysa üzerinde dikişli elbiseler var. Uçaktan da seslendiler, anons ettiler:

"Burası mîkat yeridir, burada ihramlanınız, niyetleniniz! Hac için ihramlanma buradan başlıyor."

Ama sizin yanınızda ihram beziniz yok, ne yapacaksınız?

Yine ihramlanırsınız:

"Yâ Rabbi! -Eğer hac yapıyorsanız- ben hac için ihramlandım bunu benden kabul eyle, bunu bana kolaylaştır yâ Rabbi!" dersiniz.

Mümkünse iki rekât ihramlanma namazını kılarsınız. Ama beze bürünmediniz, çünkü bez bavulda.

O zaman ihramlanmış oldunuz ama ihramın dikişsiz elbise giyme şartını yapamadınız. Sadece o eksiklik oldu. Bu şartı yapamamanın bir cezası var; -kısa bir müddet olunca. - Uçak Cidde'ye indiği zaman bavulunuzu açınca üzerinizi ihram beziyle bürüyeceksiniz. Bir saat, iki saat, üç saat ne ise bu dikişli elbisenin üzerinizde kalmasının bir cezası var; Mekke'nin fakirlerine sadaka vereceksiniz. Ama sonuçta ihramlanmış oluyorsunuz.

Dikkat ederseniz, mesele ihram bezi değil. Bunu neye benzetebiliriz: Radyodan; "Sıkıyönetim başladı!" diye ilan ediliyor. O ilan edildiği andan itibaren bütün haller, şartlar değişiyor. İnsan da ihramlanmaya niyet ettiği andan itibaren, haccı başlatmış oluyor. Gerekli şartlara uyacak. Uyamadığı şartlar varsa onların cezaları da var. Ve hac başlamış oluyor.

1. Müslüman olmak. Müslüman olmazsa olmuyor.

2. Niyet edip ihramlanmak. İhramlanmazsa olmuyor.

3. Ziyareti, mîkatları hudutları belli olan Kâbe-i Müşerrefe'ye yapmak.

Bunu niye böyle üzerine bastırarak söylüyorum? çünkü müsteşrikler veya daha başka kimseler, ya bilgisizlikten ya kasıttan ya da müslüman olmadıklarından çeşit çeşit şeyler öne atabiliyorlar. Ama o yerden başka bir yere hac olmaz! Mesela diyorlar ki;

"Hacı Bektâş-ı Velî'nin türbesini ziyaret ettim, hacı oldum!"

Hacı Bektâş-ı Velî muhterem bir zât. Peygamber Efendimiz'in, Hz. Ali Efendimiz'in evladı... Değil o Hacı Bektâş-ı Velî'nin türbesini ziyaret etmek, Hz. Ali Efendimiz'in türbesini ziyaret etse değil Hz. Ali Efendimiz'in türbesini ziyaret etmek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Medine'deki türbesini ziyaret etse bile hacı olmaz. Hac Kâbe'yi, sadece Kâbe'yi ziyaretle olur. Yer önemli.

Bir de zaman önemli. Şimdi yeni yeni iddialar ortaya çıkıyor:

"Ben Kâbe'yi ziyaret edeyim ama hacıların olduğu zaman kalabalık oluyor. Şöyle tenha bir zamanı seçeyim, senenin başka bir zamanında gideyim."

Bu da olmaz. Belli bir zamanda olacak.

"Peki, başka sakin bir zamana almak mantıklı değil mi?"

Evet, cahiliye devrinde Araplar haccın zamanında, yılın o mevsiminden bu mevsimine kaydırma yapmışlar. Bu Kur'an-ı Kerim'de belirtiliyor. Buna nesi' deniliyor.

Âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;

İnneme'n-nesîü ziyâdetün fi'l-küfr. "Nesi' yapmak, yani haccın zamanını yılın başka bir ayına veya başka bir mevsimine kaydırmak küfürde, kâfirlikte aşırılıktır, ziyadeliktir."

Demek ki çok kötü bir şey.

Onun için birileri böyle diyorsa ya bu âyeti bilmiyor ya da müslümanların bu âyeti bilmediğini sanıyor. Hani; "Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkıyor." derler ya bu öyle bir şey. Yapmak istiyor ama çok yanlış. Kur'ân-ı Kerîm'de; "Küfürde çok şiddetliliktir, aşırılıktır." diye bildirilen bir durum.

Haccın sahih olmasının şartlarını anlatırken bunları bu vesileyle söylüyoruz. Zilhicce'nin sekizinde Mina'ya çıkılacak, dokuzunda Arafat'ta olunacak, onunda Kurban Bayramı başlayacak, kurbanlar kesilecek. Zilhicce'nin onunda, Kurban Bayramı'nda şeytan taşlamalar başlıyor, ondan sonra da farz tavaflar yapılıyor. Yani on beşine kadar süren bir işlem.

Hem Kur'an'a hem hadîs-i şerîflere hem İslâm'a göre o zamandan önce, hiç bir şekilde sahih olmaz. Yani bir insan kalkar da;

"Başka bir yere haccedeyim veya Kâbe'yi haccedeyim ama başka bir zamanda haccedeyim!" dese olmaz.

İhramlı olduğumuz zaman elbise olmuyor, sadece bir beze bürünülüyor; "Ben ihrama niyetlensem de güzelce bir elbise giysem." dese olmaz.

Kadınlar için elbisenin illa dikişsiz olma mecburiyeti yok, erkekler için var. Erkekler, belden aşağısına peştemal gibi kullanılacak bir bez, omuz tarafına da ikinci bir bez sararlar. Ama ikisi de bez olacak; terzi elinden çıkma biçilmiş ve dikişli olmayacak.

Bir kimseye; "Sana hac yapmak gerekir, vaciptir." diyebilmemiz için bir kere o kimsenin Müslümanlığa girmiş olması lazım. Ondan sonra hür olması lazım. Müslüman olmamış bir insan, bir vesileyle -uçakta pilottu, hostesti vesaire- gitmiş, oraları görmüş, hatta o işleri yapmış ve sonradan müslüman olmuş olsa İslâm'dan önce yaptığı için yeniden haccetmesi gerekir, evvelkisi sayılmaz. Müslüman olarak yapacak. Bir.

Hür olacak. Hür olmadığı zaman da istediği hareketi yapamadığı için ona da vacip olmuyor.

Bir de âkil, yani "akıllı" olacak. Mecnun, yani "deli" olmayacak. Bâliğ yani "büluğa ermiş" olacak, "çocuk" olmayacak. Sonra hacca gitmeye sağlığı, afiyeti, gücü olacak. Vakit olacak. İslâm diyarında bulunacak, düşman yurdunda bulunuyorsa farz olduğunu bilecek.

Edâsının vacib oluşu için de vücudu sağlıklı olacak. Sıhhî engeller bulunmayacak. Yol güvenliği olacak. Boşanma durumunda bir kadın da, iddet bekleme durumunda olmayacak. Kadın ise kocası veya bir mahreminin yanında bulunması da edâsının üzerine gerekmesi için bir şart.

Türkiye'de öyle âşık-ı sâdık hanımlar oluyor, ibadete düşkün ama kocası vefat etmiş. Tek başına hacca gitmeye kalkıyor.

Olmaz! Çünkü edâsının vacib oluş şartlarından birisi de kocası veya mahreminin, kendisinin mahremi olan bir kişinin onunla beraber bulunması gerekiyor. Böyle olduğu zaman hac yapabilir.

Haccın vacibleri var, sünnetleri var, diğer âdâbı var, müstehabları var. Bunlar fıkıh kitaplarında belirtilmiş. Haccederken bir insanın mutlaka yapmaması gereken yasaklar var.

Mesela cinsî münasebet olmaz. Saç, kıl ve tırnak kesmek olmaz. Koku sürmek olmaz. Başını, yüzünü örtmek olmaz. Dikişli bir şey giymek olmaz. Bunlar yasak olan şeyler… Keyfî olarak; "Ben yaptım oldu." veya "Yaparsam ne olur?" demekle olmuyor. Allah bu şekilde yapılmasını, bu şartlara uyulmasını istiyor. O halde bir kimse tıraş olursa, saç ve kıl keserse yasakları yapmış ve suçlu duruma düşmüş olur.

Askerlikten emekli bir adam Arafat'a çıkmış. Askeriyedeki yaşam tarzından alışmış olduğundan musluğun başına küçük aynasını koymuş, yüzünü sabunlamış, cart cart tıraş oluyor.

Yapabilir mi?

Yapamaz. İhramlıyken saç ve kıl kesmek olmaz. Arafat'a çıkmış, ihramlı, hac vazifesini yapıyor. Tırnaklarını kesemez, koku sürünemez. Bunlar başka zaman güzel şeyler. Hacdan hariç zamanda tabi tırnaklarını keser; berbere gider saçlarını, kıllarını tıraş eder; koku sürünür, örtünür, giyinir ama haccın yapılmasında bunlar gerekli.

Başka birisini de tıraş edemez, av avlayamaz, Harem'in ağaçlarını, otlarını da kesemez. Bunları yaparsa cezalı duruma düşer.

Hac, kendisinin belirli usulleri olan bir ibadettir. Bunu neye benzetebiliriz? Bir müsabakada, idman müsabakasında, spor oyununda, futbolda, baskette, voleybolda, daha başka çeşitli oyunlardaki kurallar var. Bu kurallara uyulmadığı zaman ceza yiyor veya gol yiyor. Veyahut puan kaybediyor veya oyundan çıkarılıyor. Onun gibi bir şey. "Oyunun kuralları" dediğimiz gibi, bu işin yapılmasının kuralları da bunlar.

"Efendim şu şöyle mi, bu böyle mi?"

"Sen kendin din mi ortaya koyuyorsun, yoksa müslüman mısın? Allah'a teslim oldun mu?"

Müslüman olmak, "Allah'a teslim olmak" demek. Allah'ın emirlerini mi tutacaksın yoksa ukalalık edip kendi bildiğine işler mi yapacaksın? Şeytan da ilk başta cennette iken kendi başına akıl yürüttü. İlk akıl yürüten, isyan etmek için emredileni yapmamak için ukalalık eden varlık şeytan. Âdem'e secde etmesi emredildi. O da dedi ki;

"Ben Âdem'den daha hayırlıyım! O topraktan yaratıldı, ben ateşten yaratıldım."

Bu ukalalık yani küstahlık yani âsi olmak. Bir kere söz dinlemiyor. Allah secde etmesini emrediyor, o da bir bahane ile bir küstahlık ile bunu yerine getirmiyor.

Ama uzaktan bakan, konuyu dinleyen bir kimse;

"Şöyle de olabilir, böyle de olabilir." diyebilir.

Ama oyunun usulü böyle, ibadetin usulü böyle. Onun için insan önüne gelen her konuda akıl yürütüp "Şöyle olmasın, böyle olsun." diye ileri geri konuşursa uygun olmaz. Bunu Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dahi yapmamış. O da Allah'ın emirlerini insanlara bildirmiş.

Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete lillâh.

Haccın bir ziyaret olduğunu söyledik.

Umre nedir?

Umre de "ziyaret" demek ama haccın belirli bir zamanı var, umre senenin başka zamanlarında da yapılabilen bir ziyaret.

Hacda, "Arafat'ta vakfeye durmak" var. Umrede, "Arafat'a çıkıp vakfeye durmak" yok. Tavaf var, sa'y var. Ondan sonra tıraş olmak var; ama umre biraz daha kısa süren bir ziyaret olmuş oluyor. Zaman bakımından da her zaman yapılabiliyor.

Denilebilir ki:

"Hac yapmak çok kalabalıkta oluyor, ben zorlanıyorum"

O zaman o umre yapsın. Ama hac vazifesini mutlaka bir sefer yapacak. Haccı yaptıktan sonra umre yapsın. Zor geliyorsa kalabalık geliyorsa o zaman umre yapsın.

Haccın ne kadar muhteşem bir ibadet olduğunu herkes söylüyor. Dost düşman herkes biliyor. Dünya üzerindeki bütün müslümanlar o mübarek yerde toplanıyorlar. O insanlık tarihi kadar eski, en evvel yapılmış mâbedin, peygamberlerin cevlangâhı olan, ziyaretgâhı olan Beytullah'ın olduğu yeri ziyaret etmek ve Allah'ın emrettiği şekilde, hâlisâne, dünya alakalarından sıyrılıp soyunup mütevazı bir kıyafete bürünüp baş açık yalın ayak, herkesle aynı elbiseyi giyinip mahşer yerini andıran bir şekilde ibadet etmek, son derece muhteşem, son derece duygulandırıcı, çok muazzam bir şey!

Hac böyle. Umre de, "ziyaret" mânasına. Onda da ihramlanacak, tavaf edecek, sa'y edecek, tıraş olacak; yapılma şekli bu.

Bu âyet-i kerîme;

Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete li'llâh diye başlıyor; "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın."

İster farz olan haccınızı yapıyor olun, isterseniz daha önceden yaptınız da sevap kazanmak için ikinci, üçüncü seferler olsun, -nafile veya tatavvû deniliyor- artık başladınız mı Allah için haccınızı, umrenizi tamamlayın.

Nafile bir ibadetin de yani farz olmayan bir ibadetin de başlandığı zaman bitirilmesi gerekir.

Ve lâ tübtılû a'mâleküm. "Amellerinizi iptal etmeyin." denildiği için başlanmışsa iptal etmek olmaz; onu tamamlamak gerekir.

"Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın." sözünde; "Sonuna kadar götürün, tastamam yapın, eksik yapmayın." mânası var. Fakat bu tamamlamanın nasıl olacağı konusunda alimlerden başka rivayetler de yapılmış. "Evinden niyetlenip bunun için ihramlanma hâlini kabul ederek gidip hac yapmaktır." Oraya ticaret ve sair bir başka maksatla gidip de; "Buraya gelmişken haccı da yapayım." şeklinde değil de, başından o maksatla evinden çıktığından itibaren tam tamına dönünceye kadar yapmak, diyenler olmuş.

Adam bir yere konferansa gitti de tam o sırada da hac zamanı geldi; "Hazır gelmişken şurada haccedivereyim." dedi. Ticarete, konferansa, işe veya bir sebeple Mekke'nin yakınında bir yere gitti. O arada da; "Tamam, ben de yapıvereyim." dedi. "Bu da oluyor; ama tamamlama değildir." demişler.

Bazıları da; "Bunların ayrı ayrı yapılmasıdır." demişler. Bazıları "Umreyi tamamlamak demek, hac aylarının dışında ayrıca yapmak" demişler ama "Başladığınızı tamamlayın, eksiksiz yapın, yarım bırakmayın, eksik bırakmayın." mânası daha kuvvetli.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Akra b. Hâbis radıyallahu anh;

"Yâ Resûlallah! Hac her sene midir, yoksa hayatta bir kere midir?" diye sormuştu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de;

"Hac, bir defadır. Fazla yapılırsa o, sevap kazanmak için olan nafile hacdır." buyurmuş.

Hatta; "Allahu Teâlâ hazretleri size haccı farz kıldı." diye tebliğ ettiği zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e;

"Her sene mi yâ Resûlallah!" diye sordular.

Bu, lüzumsuz soruları sormamak bâbında anlatılan örnek bir hadisedir. Efendimiz ses çıkarmadı. Soran kişi bir daha sordu; yine ses çıkarmadı. Bir daha sordu; yine ses çıkarmadı. Sonra evine, odasına, hücresine girdi. Biraz sonra çıktı:

"Demin bana o soruyu soran kimdi? Ben size bir söz söylediğim zaman onu kabul edin. Fazla sorularla işi derinleştirip kendinizi müşkül durumda bırakmayın. Eğer ben o sırada; 'Evet, her sene' deseydim Allahu Teâlâ hazretleri her sene haccetmenizi farz kılacaktı." buyurdu.

Ama her sene değil! Ömürde bir defa yapmak yeterli. Daha fazla yaparsa sevap kazanmak için olur. Annesi için yapar, babası için dedesi için yapar veyahut kendisi yapar da sevaplarını onlara bağışlar; hepsi olabilir.

Bir de fıkıh kitaplarında; "Haccetme mecburiyeti üzerinde doğduğu zaman -parası var, sağlığı yerinde, haccedecek şartları topladı- hemen mi hacca gitmeli, yoksa biraz tehir edebilir mi?" sorusu vardır. Hemen giderse daha faziletli olur. Geriye bıraktığı zaman ertesi seneye kadar yaşayacağını bilemiyor. Bir vefat oluverse bir kaza oluverse hayatı son buluverse hac kendisine farz olduğu halde o farzı yapmadan ölmüş olur. Onun için kitaplarda; "Hemen yapılması daha iyidir." diye belirtiliyor.

Fe-in uhsirtüm. "İhramdan sonra ihsar olunursanız."

Hacca umreye niyetlendiniz, ibadeti başlattınız, düğmeye bastınız. Fakat bir düşman veya hastalık ya da daha başka engelleyici bir şey sizi oraya götürtmedi, göndermedi, bırakmadı, mâni oldu.

Fe-mesteysere mine'l-hedy. "O zaman, kurbanlık cinsinden, kolayınıza gelen bir şeyi gönderin."

Onu yapmanız lazım!

el-Hedyü, "kesilecek kurbanlık hayvan" demek; deve olur, sığır olur, koyun keçi olur, erkeği-dişisi olabilir. Koyun-keçi olursa bir kurbandır. Eğer deve, sığır olursa onlar aynı amaçla yedi kişi ile ortaklaşa olabilir. Yedi kişi bir araya gelip anlaşıp bir deve keserlerse onlar da hedy etmiş olurlar. Burada "Böyle olduğunda Kâbe'ye kurbanınızı gönderin." denmiş oluyor.

Bunu yapacak imkânı da yoksa…

Mesela Peygamber Efendimiz, umre yapmak için ashabıyla Medine-i Münevvere'den çıktı. Düşmanlar, Mekke'nin müşrikleri silahlandılar, karşısına geldiler. Umreye geldiği, ihramlandığı, silahsız olduğu, ibadet maksadıyla gelmiş olduğu halde karşı çıktılar, yaptırmadılar. Halbuki yanlarında kurbanlıklarını da götürüyorlardı.

O zaman ne yapmaları emredilmiş oluyor?

"Kurbanlarınızı Kâbe'ye gönderin." buyuruluyor.

İhramlılardı. Ne yapacaklar?

"Evet, ey Allah'ın Resûlü! Çok sıkıntılı oluyor." deyince;

"Tıraş ol da ondan sonra şöyle şöyle yap." diye oruç tutmayı, biraz sonra gelecek olan şeyleri tavsiye etmiş.

Demek ki hasta olduğu zaman veya başında ezâ olduğu zaman -bu ezâ yara olabilir, kabuk bağlamış veya kanıyor olabilir veya başka bir şekilde çok ezâ verici bir şey olabilir- tıraş olacak, ihramdan çıkacak.

Fe-fidyetün min sıyâmin. "Bunun karşılığı, kefareti olarak, fidye olarak, oruç cinsinden olabilir." Ev sadakatin. "Sadaka verebilir." Ev nüsük. "Veya nüsük olabilir."

Nüsük de "kurban" demek. Bunlardan birisini yapacak.

Oruç tutma şekliyle oluyor. Orucu tutamayan kimse için sabah akşam bir fakiri doyuracak kadar sadaka vermeyle de oluyor. Onun yerine öyle bir sadaka verebilir.

Fe-izâ emintüm. "İhzardan emin olduğu zaman, genişlik içinde bulunduğu zaman, yani bu durum kalktığı zaman, bu durum olmadığı bir zaman." Fe-men temettea bi'l-umreti ile'l-hac. "Her kim; 'Hac zamanına kadar umre yapayım da istifade edeyim, böylece sevabı çok alayım.' diye niyet ederse."

Böyle umreli hac yapacak kimsenin iki durumu var: Ya hacc-ı temettu ya da hacc-ı kıran yapar.

Hacc-ı temettu, önce umreyi yapmak. İhramlandı, tavaf yaptı, sa'y yaptı, tıraş oldu, umreden çıktı. Artık o Mekkeli gibi oldu. Mekke'de oturur, elbiselerini giyer. Serbest olur. Mekkeli'nin rahat yaşayışı gibi, umre hâlindeki şartlardan hiçbiriyle bağlı olmadan istediği gibi eşiyle, ailesiyle yeme içme, diğer hususlarda serbest oluyor. Mekke'de istifade ediyor, rahatına bakıyor. Ondan dolayı tıraş olup da ihramdan çıktığı zaman temettu haccı deniliyor.

Haccın günleri gelince tekrar ihrama giriyor. Mina'ya gidiyor, oradan Arafat'a çıkıyor. Arafat'ta vakfe, ondan sonra tekrar Mina'ya dönme vesaire, haccını yapıyor. İkisi arasında böyle bir rahatlık, serbestlik devresi olunca, buna hacc-ı temettu deniliyor.

Yahut da ihramlı hâlini devam ettiriyor. Umresini yaptıktan sonra, yine ihramlı kalıyor. Hacca kadar ne kadar gün geçerse yine ihramlı hâliyle duruyor. Yani yasaklardan kaçınıyor, dikişli elbise giymiyor, koku sürünmüyor, tıraş olmuyor, hanımına yaklaşmıyor vs. İhramın bütün şartları devam ediyor, ihramlılık hâli devam ediyor. O ihramla, haccın zamanı gelince haccı da yapıyor. Hac bittiği zaman ihramdan çıkıyor.

Bir ihramda ikisini birleştirmiş oluyor. Kıran zaten Türkçe'deki "kırmak" fiilinden gelmiyor, Arapça'daki kârana-yukârinü-mukâreneten ve kırânen fiilinden geliyor; "birbirine yakın yapmak" demek, "bir şeyi yan yana yapmak" demek. Hacla umreyi yan yana yaptığı için hacc-ı kıran deniliyor.

Emniyetli bir durumda iken, ihsar hâli olmadığı zaman şu veya bu şekilde temettu haccı veya kıran haccı yaptı;

Fe-mesteysera mine'l-hedy. "O zaman ona da kolayına gelecek bir şekilde kurban kesmesi gerekir."

Bu bizim mezhebimize göre, "Hem umre hem de haccı yapabildi." diye "İki muhteşem ibadeti bir arada yapabildi." diye o nimete bir şükrâne oluyor, Cenâb-ı Hakk'a bir teşekkür oluyor.

Daha önce hac zamanında umre yapmak yokmuş. Böylece bu âyet-i kerîmeye göre hareket ederek, hac esnasında umreyi de yapmak - cahiliye döneminde yapılmayan şey- ikisini birden yapmak, kıyamete kadar artık bu ümmete ikram olarak sunulmuş oluyor. Büyük bir kolaylık. İki büyük ibadeti bir anda yapmış, bitirmiş oluyor.

Fe-men lem yecid. "Eğer bir insan kurban kesme işini yapamazsa, bulamazsa."

Bu bulamamak ya parasızlıktan olur ya da kurbanlık ortada kıt olur, az olur, ararsın tararsın bulunmaz. Kurbanlık imkânı olmadığı zaman;

Fe-sıyâmü selâseti eyyâmin fi'l-hacc. "Hacda üç gün oruç tutmak." Ve seb'atin izâ raca'tüm. "Geriye döndüğünüz zaman da yedi gün olmak üzere."

"Bu ikisinin beraber olduğu kesin olarak anlaşılsın." diye ayrıca açıklaması da geliyor:

Tilke aşeretün kâmiletün. "İşte bu tam bir ondur."

Böylece on günlük bir oruçla, kurban kesememesi telafi edilmiş olur. Üç gün hacda, müstehab olan Zilhicce'nin 7., 8., ve 9. günleridir.

Zilhicce'nin 9'u, "Arafe günü" demektir. O gün de oruç tutmak çok sevaplı olmuş oluyor. Dönüşte de, hac fiillerini bitirdiği zaman yedi gününü tamamlar. Böylece on gün tutmuş olur.

Zâlike li-men lem yekün ehlühû hâdıri'l-mescidi'l-harâm. "Bu kurban kesme ya da kurban kesemediği zaman oruç tutma meselesi, ailesi Mescid-i Haram civarında oturanlardan olmayan kimseler içindir."

Biz buna; âfâkî diyoruz; mîkat hudutlarının dışından, hac ve umre yapmak için oralara gelmiş, "hariçten gelme hacılar" demek.

Mekkeli hacılar sadece hacc-ı ifrad yaparlar. Hacc-ı temettu, hacc-ı kıran onlar için değildir.

Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmede bunlara tam riayet etmeyi, böylece haccı ve umreyi tamamlamayı anlatmış oluyor.

Ve'tteku'llâh "Ve Allah'tan korkun, sakının." buyuruyor.

Ve'tteku'llâh. "Allah'tan kendinizi koruyun." demek.

Allah'tan insana lütuf da gelir; Allah bizi lütfuna erdirdiği kullarından eylesin. Suçlu olursa kabahat işlerse kahır da gelir, ceza da gelir. Kahrına, gazabına, cezasına, azabına, ikâbına uğrayanlardan etmesin. Tir tir titreriz; böyle bir durumdan sakınmaya son derece dikkat ederiz. Müslümanların ana vasfı budur.

Allah'ın kahrına uğramaktan, cehennemine düşmekten, cezasına çarptırılmaktan sakının. Dikkat edin, titiz müslüman olun! Aklınızı başınıza toplayın! Gevşeyip laubali olmayın!

Bütün bu kelimelerin altında, hac ibadetiyle ilgili abuk sabuk teklifler ileri sürenlere muazzam tehditler var. Onun için müslümanlar işin ciddiyetini kavramış olduklarından, bu hac işine o kadar dikkat etmişler, o kadar titiz davranmışlardır. Sadece işin ciddiyetini anlamayan, kavramayan takvâsız veyahut kasıtlı insanlar veya cıvık, sulu insanlar;

"Orada olmasa, şöyle olmasa, böyle olmasa. Namaz beş vakit olmasa, her gün olmasa. Oruç şöyle olsa, böyle olsa." gibi türlü türlü şeyler söylüyorlar.

Oruç olsun, namaz olsun, namaz vakitleri olsun, zekât olsun, hac olsun; Allahu Teâlâ hazretlerinin emrettikleri bütün ibadetleri aynıyla, harfiyen tam yapmak lazım gelir. Tam yapılmadığı zaman yeri göğü yaratan Allahu Teâlâ hazretleri;

"Azîzün zü'ntikâmdır; izzetlidir ve intikam sahibidir."

Böyle küstahça şeyleri korkunç şekilde cezalandırır, ibret-i âlem eyler.

Âd kavmi, Semud kavmi gibi kavimleri; belirgin, ukala, kâfir, azılı, zalim insanları helâk etmiş. İbrahim aleyhisselam zamanında Nemrud'u helâk etmiş. Musa aleyhisselam zamanında Firavun'u ordusuyla beraber helâk etmiş. Tarihi okursak Peygamber Efendimiz zamanında da, Peygamber Efendimiz'e karşı gelen, abuk sabuk düşmanlıklar, hınçlar, kinler, zulümler, baskılar, işkenceler yapan insanları da helâk ettiğini görürüz.

Allah'tan korkmak lazım! Allah'ın dini oyuncak değildir, ciddidir. Allahu Teâlâ hazretleri yeri göğü yaratan, âlemlerin Rabbi olduğu için yerde gökte insanoğlunun yaşaması ve mutlu olması için hem bu dünyada hem âhirette mutlu olması için güzel şeyleri emretmiştir.

İnna'llâhe lâ ye'müru bi'l-fahşâ'. "Allahu Teâlâ hazretleri kötü şeyleri emretmez."

Emrettiği şeylerin hepsi hoştur, güzeldir ve faydalıdır. Faydalı olduğunu da cümle cihan halkı itiraf ediyor.

Geçen gün sohbetimize çok edepli, zarif bir kimse geldi. Dediler ki;

"Bu bir haftalık müslüman."

Yeni müslüman olmuş, ama elleri dizinde, gözleri yerde, muazzam edepli. Belli ki içinde imanı ışıl ışıl, sıcacık. Tam mü'min. Ben tanımak için yumuşak yumuşak, tatlı tatlı sordum:

"Bir kere, niçin müslüman olduğunuzu merak ediyorum." diye sordum.

Dedi ki;

"Kur'ân-ı Kerîm'i okudum. Kur'ân-ı Kerîm'i okuduktan sonra bir başka seçenek,başka çare, bir başka yol olmadığını kesin olarak gördüm. Onun için müslüman oldum."

Bir insan Kur'ân-ı Kerîm'i okursa mutlaka sonuç bu olur.

Aynı soruyu, Ankara'da iken toplantımıza gelen, müslüman olmuş Amerikalı bir subaya da sormuştum. Amerikan ordusu elbiseleriyle gelmişti.

"Nasıl müslüman oldun, niye müslüman oldun? Ailende müslüman var mı, kökenin ne? Amerika'ya Afrika'dan mı geldin?" diye sordum.

İnsanın kökeni bazen müslüman oluyor da, kökeninin müslüman olduğunu anlayıp sonradan müslüman olabiliyor.

"Kökenimde hiç müslüman yok. Ailem koyu Katolik." dedi.

"Nasıl müslüman oldun, niye müslüman oldun?"

"Kur'ân-ı Kerîm'i okudum, müslüman oldum." dedi.

Demek ki Allah'ın emrini duyan, aklını başına toplayan müslüman oluyor.

Bu zâta da sordum:

"Kur'an'ı okudum. Başka seçenek, başka yol olmadığını gördüm; müslüman oldum!" dedi.

"Peki, siz 'Müslüman oldum.' deyince, aileniz bunu nasıl karşıladı?" dedim.

Düşüne düşüne cevap veriyor:

"Ailenin içine sanki bir bomba atılmış gibi oldu. Ben müslüman olduğumu açıklayınca, sanki evde bir bomba patlamış gibi oldu."

O kadar zor bir şey… Ailesi bu kadar muhalefet ediyor, bu kadar büyük bir hadise oluyor. Oysa başka seçenek yok. Kur'ân-ı Kerîm'i dikkatle okumuş, İslâm'ın hak din olduğunu anlamış, müslüman olmuş.

Bizimle beraber cemaatle namaz kıldı. Ben de çok sevdim, çok samimi gördüm. Allah daim etsin, yanıltmasın, şaşırtmasın.

Ve'tteku'llâh. Allah'tan sakınmak lazım! "Allah'tan korkun!" diye emrediyor.

Haccı anlatan bir âyet bu:

"Hac yapın, umre yapın, engellenirseniz kurbanlarınızı gönderin, kurbanlarınız kesilmeden önce tıraş olup ihramdan çıkmayın. Hastaysanız, başınızda tıraş olma mazereti varsa o zaman fidye olarak oruç tutun, sadaka verin veya ayrıca kurban kesin, kestirin. Emniyetli iseniz ihzar durumu yoksa hac esnasında bir de umre yapmışsanız yani hacc-ı temettu veya hacc-ı kıran yapmışsanız o zaman şükrâne olarak -bizim mezhebimize göre- kurban kesin, ona imkânınız yoksa üç gün hacda yedi gün de döndükten sonra oruç tutun, bu tam on gün eder."

Cenâb-ı Hak her ihtimale karşı, kullarının ibadetlerini tam yapmaları için bütün seçenekleri gösteriyor. Sonra "Bu durum Mekkeliler için değildir, Mekke'ye dışarıdan gelen hacılar- âfâkî- içindir." diye belirtiyor.

Arkasından da ve'tteku'llâh "Allah'tan korkun." buyuruyor.

Bu; "Benim ibadetlerimi ciddiye alın, ibadetlerimin teferruatına da riayet edin." demek.

Bazılarına göre, etimmü'l-hacce ve'l-umrete'nin bir mânası da; anlamındadır. Ekîmü's-salâh gibi. Allah Kur'ân-ı Kerîm'de; "Namazı kılın." demiyor, "Namazı dosdoğru doğrultunuz." diyor. Ekîmû, "eğriyi doğrultmak" demek. Yani bu, ekîmu'l-hacce der gibi oluyor.

"Haccı ve umreyi dosdoğru yapın."

"Bu teferruatı küçümsemesinler veya ihmal etmesinler veya bunlarda yanlışlık yapmasınlar." diye, tavsiyelerini; "Allah'tan sakının!" diye bitiriyor. "Bunlara riayet etmezseniz ceza var." demek.

İş bu kadar ciddi iken, âyetler bu kadar ortada iken, insanların yine bir kısmı çıkıp da ibadetlerle oynamaya veya ibadetlerin yapılmasıyla oynamaya kalkarsa bu ya İslâm'ı bilmemek olur ya müslüman olmamak olur.

Müslüman olan böyle bir şey yapmaz!

Müslüman değildir, kâfirdir; veya kâfir olduğunu bilmeden küfre düşüyordur.

Va'lemû.

İfade burada daha da şiddetlendi:

"Ve biliniz ki."

Enna'llâhe şedîdü'l-ikâb. "İkâbı şiddetli olan Zât-ı Celîl'dir."

Cenâb-ı Hakk'ın ikâb'ı; dünyadaki ufak tefek güç kuvvet merkezlerinin cezasına benzemez.

"Cenâb-ı Hakk'ın ikâb'ı şiddetlidir."

İkâb, "ceza" demek. Şedîd, "çok şiddetli" demek. Allahu Teâlâ hazretleri, cezası çok şiddetli olandır.

"Cezaya çarpılırsınız, sakın ha, dikkat edin!" diye Cenâb-ı Hak böylece bildirmiş oluyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Onun için bütün ibadetleri takvâ ile yapmak lazım. Allah'tan korka korka, ciddi ciddi, özene özene, hakkını vere vere yapmak lazım. Namazı da öyle kılmak lazım. Ta'dil-i erkân deniliyor; rükünlerinin hakkını vererek, adaletli hareket ederek, çalmadan, kesmeden, kırpıştırmadan, hızlı olmadan kılmak lazım!

Hac da öyledir. Bunlara riayet etmeyenlerin, Allah'ın ikâbına uğrayacağı ifade edilmiş oluyor. Hem de şiddetli şiddetli cezaya uğratılacağı belirtilmiş oluyor.

Allahu Teâlâ hazretleri hazretleri cümlemizi her ibadeti güzel yapmaya muvaffak etsin. Haccetmeyi nasip eylesin. Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına erin. Rabbimiz cümlenizi sevdiği kulların zümresine dahil eylesin. Hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyâr eylesin.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Sayfa Başı