M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 335

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdulillahi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayra halkıhî Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve men tebiahu bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'du.

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân. Fe-inne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve selem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün. Ve külle bid'atin dalâletün. Ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Aziz ve muhterem müslüman kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi hepinizin üzerine olsun. Peygamberimiz, Efendimiz, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek ve şerîf hadislerinden paylaşmaya gayret edeceğim.

Hadîs-i şerîflerin okunmasına ve izahına geçmeden önce boynumuzun borcu ve gönlümüzün vazifesi olmak üzere Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek rûh-u için, sonra sâir enbiyâ ve mürselîn, bütün evliyâullahın, cümle sâdât-ı meşâyih-i turuk-ı aliyyemizin ve eserin müellifi hocamıızın hocası Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin Efendi rahmetullahi aleyh hazretlerinin ruhu için, onun hocalarının, talebelerinin ruhları için hocamız, üstâdımız Muhammed Zâhid-i Bursevi hazretlerinin ruhu için, bu kitabın içindeki hadîs-i şerîflerin ve bilgilerin bize kadar ulaşmasında emeği olan tüm ulemânın, râvilerin ruhları için ve uzaktan yakında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sevgilerinden ve ilme rağbetlerinden nâşi şuraya cem olmuş olan siz kardeşlerimizin âhirete intikal ve irtihal eylemiş olan bütün yakınlarının sevdiklerinin ruhları için; bir Fâtihâ üç İhlâs-ı Şerîf kıraat edip ruhlarını mesrur eyleyelim.

Peygamberimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem'in okuduğum bu hadîs-i şerîfi çok modern bir anlayışa, temizliğe dair. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bundan 1400 sene evvel; suyun, daha başka imkânların çok kıt olduğu bir devirde, çamurdan, hurma dallarından yapılan evlerin bulunduğu diyardan, o devirden buyuruyor ki;

Kassû ezâfireküm ve ve'dhenû kulâmâtiküm. "Tırnaklarınızı kesin, kestiğiniz tırnak parçalarını da gömün."

Tırnakların kesilmesinin sebebi aşikâr: Tırnak uzadığı zaman insanın derisini yırtar, karşısındakine ve kendisine zarar verir, altına kirler, mikroplar toplanır, çeşit çeşit mikropların barındığı ve insana zarar verdiği bir mıntıka olur. Erimeyen bir madde olduğu için kesilen şeylerin de orada burada bırakılmasıyla yemeğin, daha başka şeylerin arasına karışabilir. İnsanda çeşitli hastalıklar yapar, kansere sebep olur, diye söylerler.

Sonra o kesilen parçaların bazı kimseler tarafından çeşitli büyü işlerinde kullanılma durumu olduğundan şeytanın ve büyücülerin oyuncağı olmaması meselesi var. Onun için gömülmesi isteniyor.

Temeldeki düşünce de; insanoğlu muhteremdir. İslâmiyet insanoğluna en yüksek pâyeyi vermiştir. İnsanoğlu o kadar muhteremdir ki tırnağına dahi hürmet etmek lazım. Nasıl insan vefat ettiği zaman götürüp gömüyoruz? Tırnağını dahi orada burada bırakamayız! Şu insanın kafatası, vur bir tekme geç. Öyle şey yok. Şu insanın kemiği. Eskden mezarlık varmış burada. Çoluk çocuk oynasın… Öyle şey yok. İnsanın her şeyi gayetle muhteremdir, dinimiz bu muhteremlikten, bu hürmetten dolayı bize böyle emrediyor.

Ve nakkû berâcimeküm. "Parmaklarınızın aralarını, eklem yerlerini, uçlarını güzelce temizleyin."

Tırnak kestikten sonra ellerin yıkanması uygundur çünkü kesilen yerin altında ancak yıkandığı zaman gidecek pislikler de vardır.

Ve nazzifû lisâseküm mine't-taâm. "Ağzınızın etlerini yemek artıklarından temizleyin." Vestâkû. "Ve dişlerinizi misvaklayın; ağzınızı güzelce temizleyin, sonra da misvaklayın."

Misvak meselesinde iki-üç söz söylemek istiyorum:

Mâlum, esas olan dişlerin temiz olması. Bu temizlik çeşitli şekillerde sağlanabilir, insanın misvakı yoksa ağzını çalkalar, parmağıyla da dişlerini sürterek birikintileri giderebilir. O parmak da insana misvak sevabını kazandırır. Parmağıyla da dişlerini temizlemesi aynı sevabı verir.

Fakat misvakta bazı özellikler vardır. Doktorlar o özellikleri yirminci yüzyılda laboratuvarlarda mikroskoplarla yaptıkları araştırmalarla anlayabiliyorlar.

Ankara'da bir araştırmacı ile görüştüm. Diyor ki;

"İnsanların �'inin diş etlerinde bir hastalık vardır, bu hastalık dişlerin kökünde bulunur ve dişlerin çürüyüp, kökünün gevşeyip çıkmasına sebep olur. İnsanların �'inde bu hastalık vardır."

Adını söyledi, şu anda o hastalığın adını nakledemeyeceğim.

"Bu hastalık sadece ve sadece misvak kullananlarda olmuyor!" dedi.

Deneylerden tecrübe ederek fark etmişler.

Ben de dişlerimi söktürmek için bir dişçiye gitmiştim. Orada birisiyle tanıştık. Diş doktoru, dişleri misvaklamanın sıhhî bakımından çok faydalı olduğunu zikretti de orada bulunan bir arkadaş;

"Ben 1976'ya kadar bilmem kaç tane dişimi çektirdim. Sonra misvak kullanmaya başladım. Elhamdülillah diş çektirmem de dişlerimin çürümesi de geçti." dedi.

Onun üzerine dişçi; bizim gözümüzün önünde, "Gel bakalım, şuraya otur." dedi, arkadaşı oturtturdu. Ağzını bir açtı ki ağzı gül bahçesi gibi; o kadar güzel, dişleri pırıl pırıl, diş etlerinden sıhhat fışkırıyor. Diş doktoru hayran kaldı, "Mâşaallah, dişleriniz gayet sıhhatli…" dedi.

Misvakın böyle özellikleri var, gafil olmayın!

Parmakla da olur, fırçayla da olur ama misvaktaki güzellik ötekilerde olmuyor.

İlmî bakımından nasıl izah edelim?

Misvakın içindeki maddelerde asitleri tahrip eden baz özelliğinde bazı maddeler var. Dişleri asitler çürütüyor. Yemek kırıntıları orada kaldı mı kokuşuyor, asit oluşuyor. Diş etlerini ve dişleri bozan asit. Misvakın içindeki maddeler o asidi söndürecek bir malzeme teşkil ediyormuş.

Onun için onu kullanan ve daha önce dişlerini söktürdüğü halde sonradan dişleri sağlamlaşan insanların tecrübeleriyle ve laboratuvar deneyleriyle de sabit...

Misvak kullanmanın hem Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmada faydası vardır hem namazın ecrini artırır. Misvakla kılınan namaz misvaksız kılınan namazdan 70 kat daha sevaplıdır. Misvaklanıp namaza gelirseniz 70 kat daha sevaplı! Nasıl isterseniz onu yapın artık!

Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

"Diş etlerinizi yemek kırklarından temizleyin ve misvak kullanın."

Ve lâ tedhulû aleyye fuhran ve buhrâ. "Benim karşıma dişleri sararmış ve ağzı pis pis kokan insanlar olarak gelmeyin."

İnsan birkaç gün dişlerini fırçalamadı mı dişleri sararıverir. Bir şeyle kazıttırsa birikmiş sarımsı bir madde çıkar. O dişi sarartan maddenin çok zararları var. Peygamber Efendimiz; "Ağzı sararmış, kokan bir şekilde gelmeyin!" diyor. Allahu Teâlâ hazretleri bize temizliğin her çeşidi hususunda numune olmak nimetini ihsan eylesin. 1400 sene önce, dile kolay, on dört asır geçmiş, o zamandan diş sağlığından bahsetmek kolay bir şey değildir!

Bir-iki mecmuada okudum bu vesileyle onu da söyleyeyim:

Avrupa'da Maurice Bucaille isimli tıp profesörü, yahudilerin kitabı Tevrat'ı; hıristiyanların kitabı İncil'i -daha doğrusu, bugün piyasada bulunan Tevrat, İncil denilen kitapları- incelemiş ve Kur'an'ı incelemiş. Sonunda bakmış ki İncil Allah kelamı olmaz, bozulmuş. Fransız [Profesör Maurice Bucaille] söylüyor. Kitabı da neşredildi, kitabı Erzurum'dan Suat Yıldırım isimli bir doçent Tevrat, İncil ve Kur'an diye terceme etti; o kitabı alıp okumanızı da tavsiye ederim.

Sonra Kur'ân-ı Kerîm'in ilme tamamen muvafık beyanlara sahip olduğunu da gözleriyle görünce hayran kalmış, müslüman olmuş! Fransız Profesör müslüman olmuş; Fransızlar'ın büyük ilmî akademilerinde cenin ilmi -insan yavrusu ana karnında nasıl büyüyor, ona cenin diyoruz- hususunda bir konferans vermiş.

Orada konferans vermek de kolay değilmiş; önce incelerlermiş, uygun görürlerse "Bu konferansı verebilirsin." derlermiş. Konferansı vermiş:

"Bakın, Kur'ân-ı Kerîm 1400 yıl önceden tıp ilimlerini nasıl anlatıyor! Bugünkü ilimlere tamamen muvafık mı?.."

Dinledikten sonra hepsi;

"Muvafık!" demişler.

"O halde Kur'ân-ı Kerîm'in Allah kelamı olduğunu kabul edin!" demiş.

Fransız, Fransızlar'a Müslümanlığı öğretiyor!

Sonra televizyonda "Yaşayan Deniz" diye bir dizi vardı. Kaptan Cousto denilen bir şahsın ilmî araştırmalarını anlatıyormuş.

O şahıs, denizlerdeki tetkiklerinde denizlerin bazı bölgeleri arasında sudan perdeler olduğunu, bir taraftaki suyun diğer tarafa karışmadığını anlatmış. Cebelitarık boğazında, Aden körfezinde, daha başka yerlerde tespit etmiş ki arada bir şey yok ama sanki sudan bir duvar varmış gibi bir taraftaki tuzlu su diğer taraftaki tatlı suya karışmıyor. Bir tarafın sıcak suyu diğer tarafın soğuk suyuna karışmıyor. Yaptığı sondajlarla, araştırmalarla öyle bir esrarengiz hususu keşfetmiş, gelmiş bunu söylemiş.

Profesör Maurice Bucaille demiş ki;

"Bu yeni bir şey değil ki; 1400 sene önce Kur'ân-ı Kerîm bunu söylüyor!"

Kur'ân-ı Kerîm'den bu Rahman sûresinde;

Merace'l-bahreyni yeltekiyâni beynehumâ berzahun lâ yebğiyân. âyet-i kerîmesini göstermiş, onun üzerine Kaptan Custo da müslüman olmuş ve onun Müslümanlığını Profesör Maurice Bucaille "Müslüman oldu, haberiniz olsun!" diye ilan etmiş.

Allah bizim ondokuzuncu yüzyılda yaşayan modern geçinen zavallı şaşkınlara hidayet eylesin. Bir asır önce yaşıyorlar! Bizim şu dinsizler Avrupa'yı bir asır geriden takip ediyorlar! Bir asır daha yaşarlarsa 150 yaşlarına filan geldikleri zaman o zaman "Müslümanlık hak dinmiş!" diye anlayacaklar, müslüman olacaklar; yaşarlarsa! Allah akıl fikir versin!

Adam anasından-babasından müslüman doğmamış, hıristiyan doğmuş; inceliyor, inceliyor, inceliyor… İncelemesinin sonunda teslim oluyor.

"İlim Kur'ân-ı Kerîm'in gerisinden gidiyor." diyormuş.

İlme aykırılık ne demek?

İlmin keşfetmediği şeyleri söylüyor, ilim Kur'ân-ı Kerîm'in arkasından gidiyor, diyormuş. Allahu Teâlâ hazretleri elimizde bulunan cevherlerin kadrini kıymetini bilenlerden eylesin. Cevheri fes sanan gafillerden eylemesin.

Kassu'ş-şâribe mea'ş-şefâh. "Bıyıklarınızı dudağınız hizasından kısaltınız."

Bıyıkla ilgili bir tavsiye!

Bazı kimseler vardır bıyıklarını babayiğit bir şekilde bırakır. Pos bıyık, kıvrılır; bir şey yerken, yemek yerken filan da ağzının içine girer. Bazıları sigara da içiyorlar; uçları sapsarı sararır, ağzını kapatır vs. Bazılarının yanında da böyle olması makbulmüş. Ama Peygamber Efendimiz'in yanında makbul değil!

Buyuruyor ki;

"Bıyıklarınızı dudağınız hizasından kesin!"

Dudaktan aşağıya sarkmasın. Bıyıklar çok bol olup da ağzı kapamayacak. Akıl mantık da bunun böyle olduğunu gösteriyor.

İnsanın ağzına kılların girmesi mi iyi tertemiz olması mı iyi!

Kassû şâribeküm fe-inne Benî İsrâîle lem yef'alû zâlike fe-zenet nisâühüm. "Bıyıklarınızı kısaltınız. Çünkü Benî İsrail eskiden bunu yapmadılar. Kendilerinin güzelliğinee dikkat etmediler, uzayan kılları tanzim etmediler de kadınları kocalarından hoşlanmadıkları için zinaya kaydı!"

İslâmiyet insanın hiçbir cephesini boş bırakmıyor. İnsanın her tarafını tanzim ediyor, insanı her yönden kâmil insan yapıyor. Temizlik bakımından da öyle; Peygamberimiz'in imanla ilgili hakikatleri söylediği kadar -görüyorsunuz- bıyıkla, sakalla ve diş fırçalamakla ilgili tavsiyeler var. Hiçbirisi ötekinden ayrılmaz. Müslümanlık sadece namaz kılmak değil, sadece hacca gitmek değil; Müslümanlık bir hayat tarzıdır.

Müslümanlık nedir?

Bir yaşayış tarzıdır! Bir müslüman; yatağında yatışından kalkışına, gündüz yaşayışına tekrar yatışına kadar müslümanca yaşar. Müslümanın edebî tavrı vardır, yüz görünüşü başka türlü olur, işi başka türlüdür, kıyafeti, konuşması, oturması kalkması, yemesi içmesi, topluluğun yanına girmesi çıkması başka türlüdür. Kendisine kötülük yapana muamelesi başka türlüdür, dünyaya bakışı başka türlüdür…

Müslümanlık sistemdir! Müslümanlık derbederlik değildir. Müslümanlık her yönden, her bakımdan intizam demektir. Tek bir gücün tanzimi altında her şeyin sıra sıra muntazam olması demektir. Hiçbir şeyinde eksiklik yoktur!

Bizdeki eksiklik nedir?

Yapmıyoruz! İslâmiyet'i yaşamıyoruz, bilmiyoruz! Bir kere Müslümanlık nedir, bilmiyoruz. Müslümanlığın gereği nedir, bilmiyoruz. Öğrenmemişiz, takip etmemişiz, unutmuşuz. Namaz kılarız; namazdan haberimiz yok, Fâtiha'yı okuruz mânasından haberimiz yok. Babadan, dededen müslüman olduğumuz için şuursuzca oturup kalkarız, eğiliriz; idrakine erememişiz!

Müslümanlık temizlik dinidir.

Nasıl temizlik?

Tabiate uygun, ölçülü, rahat bir temizlik.

Müslümanlık süslenme dinidir! İnsan kendisine çeki düzen verecek, dişleri sapsarı olmayacak, ağzı kokmayacak, güzel koku sürünecek, taranacak, tıraşlanacak, koltuğunun altındaki, başka yerlerindeki kılları giderecek. Terli olmayacak, ikide bir de yıkanacak, günde beş defa elini ayağını yıkayacak, pırıl pırıl, tertemiz, rahat, ferah bir müslüman olacak; her bakımdan böyle olacak.

"Canım boş ver dünyayı…"

Bu, dünyaya boş vermek vermemek meselesi değil, Allah'ın emirleri neyse hepsini tutarız.

Sen askerlik yapmadın mı?

Askerde komutan "Düşmana hücum!" derse tutarım da, "Eğitim alanını tanzim et!" derse tutmam diyebilir misin?

Diyemezsin, eğitim alanında "Otur, kalk!" der, "Taşları kenara atın, otları yolun…" der, ne derse yapacaksın.

Müslümanlık da öyle! Müslümanlıkta da müslümanız diye işi ihmal mi edelim, saçı bıyığı ihmal mi edelim?

Hayır, her şeyine ait hüküm vardır. Onu bilip yaptı mı insan rahat eder, İslâmiyet insanın tabiatine uygundur. Mesela kâfirler, başka dinlerin mensupları din nâmına çeşit çeşit uydurma şeyler çıkartmışlar.

Kimisi "Kadınlarla evlenmeyelim." demiş.

Allah kadını, erkeği neden yarattı?

Hikmeti var; nesiller üreyecek, aileler, yuvalar kurulacak, insan nesli devam edecek. Allah'ın yarattığı hiçbir şeyde bir lüzumsuzluk, boşluk yoktur! Binaenaleyh bu olacak, evlilik kötü bir şey değil ki! Evlenmek günah, ayıp bir şey değil ki!.. Bilakis evlenmeyip de gayrimeşru yollara, yanlış yollara sapması fena!

Bir gün dolaşın; deniz kenarlarından, kalabalık yerlerden, Beyoğlu'ndan bir gelin bakalım insanlar nasıl vakit geçiriyorlar! O mu daha iyi, İslâmiyet'in çizdiği dümdüz cadde-i kübrâ mı daha iyi! İnsanlığın birbirlerini aldatması, birbirlerini eşya yerine koyması, birbirlerine hürmet etmemesi, birbirlerini hunharca parçalaması, izzetini, şerefini, haysiyetini ayakaltına alması mı daha güzel yoksa sıcacık yuva mı daha güzel!..

Kadın efendisine hürmet eder, efendi karısına hürmet eder; baba çocuklarını sever sayar; evlatlar çocuklara, babalarına, büyüklerine hürmetkâr, karşılarında el pençe divan dururlar. Havlusunu tutarlar, terliğini çevirirler…

Hangisi daha güzel?

İslâmiyet daha güzel!

Allahu Teâlâ hazretleri İslâmiyet'in güzelliklerine bizi erdirsin, sarılıp, onu sımsıkı tutup hıfzetmek nasip eylesin.

Dünyada yaşamayı sadece kâfirler mi biliyor, zevkini onlar mı sürüyor?

Elhamdülillah, onlar bizim zevkimizin milyonda birine eremez. Her günahtan hâsıl olan zevkin arkasından bir yığın pişmanlık, bir yığın perişanlık vardır! Her içki içmenin, içki âleminin, kumar âleminin arkasından bir sürü pişmanlık vardır. Ama her ibadetin meşakkatinin altında bir sürü lezzet vardır.

Müslümanlar Ramazan'ı çıkartsınlar, bak bayrama nasıl çıkarlar! Oruç tuttular, aç kaldılar ama nasıl çıkarlar?

Günahlardan arınmış, tertemiz olarak… Onun için saadet, dünyanın mutluluğu da Müslümanlıkta, her şey Müslümanlıkta!

Kul hüvallâhu ehadün ta'dilü sülüse'l-Kur'an.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyorlar ki;

"Kul hüvallâhu ehad sûreciği -küçücük dört âyetlik bir sûredir- Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birine muadildir."

Kul hüvallâhu ehad Allahü's-samed lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad.

Her çocuğun ilk önce ezberlediği sûredir. Küçük sûre ama Kur'an'ın üçte birine muadildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;

E ya'cizû ehaduküm en yekra'a fî külli leyletin sülise'l-Kur'ân. "Sizden biriniz bir gece de Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini okumaktan aciz kalır mı?"

Kâlu ve keyfe. "Yâ Resûlallah nasıl olur?"

Her gece Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini nasıl okuyalım, kolay bir şey değil! O zaman buyurmuş ki;

Kul hüvallâhu ehadün ta'dilü sülüse'l-Kur'ân. "Kul hüvallâhu ehad sûresi Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birine muadildir!"

Allah, o kadar sevap veriyor. Çünkü zayıf kavî, akıllı cahil, ileri geri, yüksek alçak her müslümanın dilinin döndüğü küçük bir sûredir. Ama kıymetini bilmek lazım. Sevabı o kadar çok. Üçte birine muadil olması meselesinin başka başka izahları da var:

Bazıları da diyor ki;

"Evet bu sûre küçüktür ama bize Allahu Teâlâ hazretlerinin varlığını, birliğini anlatıyor ve her şeyin Allahu Teâlâ hazretlerine boyun büküp, ihtiyacını ona arz ettiğini, onun dergâhının hâcetlerin reva olduğu, görüldüğü dergâh olduğunu anlatıyor. O bakımdan Kur'ân-ı Kerîm'in muhtevası üç gurupta toplanır. Allah'ın vahdaniyetine ait, kudretine ve sıfatına ait ifade ettiğinden denmiştir." diye izahlar da vardır.

Hâsılı bu sûrenin sevabı pek çoktur, insan fırsat buldukça bunun mânasını da okudukça çok derecelere nâil olur. Ciddi bir tefsir kitabı olan Kurtubî Tefsiri'nde el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân isimli eserde -senediyle rivayet etmiş- okudum ki;

"Her sabah insan 10 defa Kul hüvallâhu ehad'ı okusa Allah cennette bir köşk bina eder."

Bu hadîs-i şerîf Tirmizî'de de var, Ebû Hüreyre radıyallahu anh nakletmiş, burada sahih diye zikredilmiş.

Kul yâ eyyühe'l-kâfirûne ta'dılü rubue'l-Kur'ân

"Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn sûresi de Kur'ân-ı Kerîm'in dörtte birine muadildir. Ve izâ zülzilet ta'dılü rubue'l-Kur'ân. "İzâ zülzileti'l-ardi zilzâlehâ sûresi de Kur'ân-ı Kerîm'in dörtte birine muadildir." Ve izâ câe nasrullâhi ve'l-fethi rubue'l-kur'ân. "İzâ câe nasrullâhi sûresi de Kur'ân-ı Kerîm'in dörtte birine muadildir." diye Hz. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Kul yâ eyyuhe'l-kâfirûn, İzâ zülzileti'l-ardu zilzâlehâ, İzâ câe nasrullâhi ve'l-feth; güzeli bunların mânasını bilmektir.

İnsan İzâ câeyı, İzâ zülzileti'l-arduyu okuduktan sonra kıyametin o dehşet halini, hesabın inceliğini okuduktan sonra kendisine nasıl çekidüzen vermez!

"Zerre kadar hayır işleyen karşılığını görecek, zerre kadar şer işleyen kötülüğü görecek!" diye bildirilen sûre.

Allah cümlemizi, Allah Teâlâ tarafından bize hitaben gönderilmiş olan kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'i sevip, merak edip, okuyup öğrenip mucebince amel edenlerden eylesin.

Kul hüvallâhu ehadün ve'l-muavvizeteyni hîne tumsî ve hîne tusbihu selâse merrâtin tekfike min külli şey'in.

"Sabahleyin, akşamleyin; akşama erdiğin zaman, sabaha çıktığın zaman üç defa Kul hüvallâhu ehad, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs sûresini okursan her şeye karşı sana yeter!"

Her türlü derde, sıkıntıya, belaya karşı seni korumaya yeter.

Gayet kolay; sabah kalktığınız zaman ve akşama geç vakte erdiğiniz zaman üç Kul hüvallâhu ehad, üç Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, üç Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs okuyacaksınız. Her şeye; her türlü sıkıntıya, belaya, düşmanlara, bildiğimiz bilmediğimiz zararlara karşı kâfi.

Mânalarını siz okuyun! Yalnız sabah akşam üçer defa bunları okumayı ihmal etmeyin!

Koruyor, hepimiz korunmak istemiyor muyuz? Allahu Teâlâ hazretlerine yalvarıp yakarıyoruz. Üç Kul hüvallâhu ehad, üç Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, üç Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs sabah, akşam…

Kulillâhümme innî eûzü bike min şerri sem'î ve min şerri basarî ve min şerri lisânî ve min şerri kalbî ve min şerri meniyyi.

Sadaka Resûlullah.

Bu hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

Kul. "De ki;" Allâhümme. "Ey benim Rabbim, Allah'ım!" İnnî eûzü bike min şerri sem'î. "Ben kulağımın şerrinden sana sığınırım." Ve min şerri basarî. "Gözümün de şerrinden sana sığınırım." Ve min şerri lisânî. "Dilimin de şerrinden sana sığınırım."

Bunların şerlerinin ne olduğunu hepimiz aşağı yukarı anlamışızdır.

İnsanın kulağının insana ne şerri, zararı olur?

Yalan, gıybet, iftira, isyankâr sözleri dinler veyahut da kendisine hak söz söylendiği halde kulağı almaz, kabul etmez. Hak söz söylenir, nasihat çekilir. Dinlemez, emr-i mârûfu almaz, nehy-i münkeri duyup kötülükten kendisini men etmez… O zaman o kulak insana düşman olur. Zarar veriyor, çünkü kötülüklerin günahların kazanılmasına bir alet olmuş oluyor.

Göz de öyle oluyor. Hele bu günlerde! İnsanlar kışın soğuğundan kurtuldular, kışın tir tir titriyorlardı. "Aman hava biraz güneşli geçse de kalorifer yakıtını az harcasak, aman kömürümüz bitmek üzere…" diye yalvarıp yakarıyor, temenni ediyorlardı.

Şimdi Allah güzel günleri getirdi, sıcaklar başladı, meyveler çıktı; isyan da, isyanlar da başladı! Deniz kenarlarında giyimler kuşamlar, etekler, kollar… her şey kısaldı. Şimdi soğuklar başlayana, tir tir titremeye başladıkları zamana kadar Allah hiç hatırlarına gelmez.

Şu insanoğlu ne kadar zalim!

Ve min şerri lisânî.

"Dil de insana çok kötülükler yaptırtır."

Yalan söyler, yalan şahitlik yapar, küfür söyler, daha başka şeyler;

"Bunların hepsinden sana sığınırım yâ Rabbi."

Ve min şerri kalbî. "Kalbimin şerrinden de sana sığınırım."

Kalp insanın duygularının merkezidir, duygularını idare eden iç merkezdir. Oradan idare ediliyor. Nasıl havaalanında inişler çıkışlar kontrol kulesinden yapılıyorsa, nasıl bir memleket, başşehrinden, hükümet merkezinden yönetiliyorsa, hükümet konağından idare ediliyorsa onun gibi kalp de oradan idare ediliyor, orası bizim hükümet merkezimiz. Orası berbat oldu mu, bütün beden şerre koşar, şerre ait olur.

Kötülüğünden de gafil olmasından, Allah'ın emri dışında istikametlerde kullanmasından, içine yanlış fikirler gelmesinden, hınç, kin gibi yanlış duygular taşımasından, kötü ahlâk sahibi olmasından Allah'a sığınırız.

Ve min şerri meniyyi. "Ve menimin şerrinden de sana sığınırım yâ Rabbi."

Bu kelime üzerinde iki izah var:

Birisi: "Benim temennilerimin, emellerimin, arzularımın kötülüğünden de sana sığınırım…"

İnsan çeşit çeşit şeyleri istiyor, arzuluyor; çeşitli arzuları var, insan yanlış şey arzularsa…

"Ah bu akşam arkadaşlarla bir araya gelsek de felekten bir gece çalsak da eğlensek, yesek içsek…"

Kötü bir arzu.

"Bu kötü arzulardan da sana sığınırım." demek mânasına.

"Bu mâna daha doğrudur." demiş. Çünkü dua umumîdir, kadına erkeğe de şamildir." diye oradan o delili çıkarmış.

Bir kısım alimler de: "Buradan murad insanın çocuk yapma kabiliyetidir."

"Bunun şerrinden de sana sığınırım." demek bunu haram yollarda; "Kötülükler, zina gibi şeyler yapmak suretiyle beni günahlara, isyanlara bulaştırmasından sana sığınırım yâ Rabbi." diye dua şeklinde izah edenler var.

Demek ki Peygamber Efendimiz muhatabına -biz de muhatabıyız biz de onun ümmetiyiz- diyor ki;

İnni eûzü bike min şerri nefsî.

"Yâ Rabbi! Ben kulağımın şerrinden, gözümün, dilimin, kalbimin, gönlümün şerrinden ve çeşitli arzularımın şerrinden -veyahut da cinsî isteklerimin şerrinden - sana sığınırım." diye dua etmeyi tavsiye eylemiş.

Diğer bir dua; öbür hadîs-i şerîfte:

Kuli'llâhümme. "De ki ey Allah'ım!" İnnî es'elüke nefsen bike mutma'inneten. "Ben senden öyle bir nefis istiyorum ki seninle huzur kesp etsin, sana kulluk etmekten zevk duysun, sükûnet bulsun, rahata ersin, huzura kavuşsun, bana seninle huzura kavuşan bir nefis nasip eyle." Tü'minû bi-likâike. "Bir gün gelip senin huzuruna çıkacağına inanmış olsun." Ve terdâ bi-kadâike. "Senin hükmüne razı olsun. Ve takdau bi-atâike. "Ve lütfuna, ihsanına, bağışına da kanaat göstersin."

"Lütfetmiş; bana bugün bu yiyeceği, bu giyeceği bu nimeti nasip etmiş…" diye nimetine razı, hükmüne razı ve bir gün gelip de muhakkak huzuruna çıkacağına kâni. Allahu Teâlâ hazretlerine kullukta huzur bulan bir nefis istiyor.

"Yâ Rabbi! Ben senden öyle bir nefis isterim ki seninle sükûna, huzura ersin, senin likâna, seninle mülâkâta, huzuruna geleceğine inansın, senin hükmüne razı olsun ve senin atiyyene, ihsanına kanaat eylesin. Gözünü başka tarafın elindekine dikip haset etmesin."

Başkasının eline bir şey geçince bazı insanların illa onu almaya çalışması; "Benim olsun." diye gözü onda olması…

Müslüman öyle olmayacak!

Diğer bir dua:

Kul Subhâne'l-Meliki'l-Kuddûs. "De ki her türlü noksandan münezzeh, pâk, yüksek olan hüküm sahibi Allahu Teâlâ hazretlerini tesbih ederim. " Rabbu'l-melâiketi ve'r-Rûh. "O, meleklerin ve rûhu'l âzâmın Rabbi'dir." Cüllileti's-semâvâti ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût. "Semâlar ve yer O'nun izzet ve ceberutuyla yüce kılındı." diye tesbih etmesini tavsiye etmiş.

Kime tavsiye etmiş?

İnne raculen iştekâ ileyhi'l-vahşete.

Ashâb-ı kirâmdan adamcağızın birisi Peygamber Efendimiz'e;

"Yâ Resûlallah! Bir yalnızlık hissediyorum, kendimi bir boşlukta yapayalnız hissediyorum, huzursuzum…" gibi bir şikâyette bulunmuş. Peygamber Efendimiz onun üzerine bu duayı tavsiye ediyor.

Subhâne'l-Meliki'l-Kuddûs, Rabbu'l-melâiketi ve'r-Rûh, cüllileti's-semâvâti ve'l-ardu bi'l-izzeti ve'l-ceberût, diye bu duayı tavsiye etmiş.

Fe-kâlehâ. "O şahıs da bu duayı etmiş." Fe-zehebet anhü'l-vahşetü. "Bu dua üzerine o yalnızlık duygusu, ürperti, mânevî huzursuzluğu kendisinden gitmiş."

Mümkün olsa da bu duayı herkes yazsa da ezberlese!

Enne Hâlide'bne'l-Velîde kâle. "Hâlid b. Velîd radıyallahu anh dedi ki" Yâ Resûlallah inne kâiden mine'l-cinni yekiddünî. "Yâ Resûlallah! Cinlerden bir hilekâr bana hile ediyor, benimle meşgul oluyor, bana musallat oldu, rahatsız ediyor."

Halid b. Velid ismindeki bir sahabî cin musallat olmasından Peygamber Efendimiz'e şikâyet etmiş.

"Cinlerden bir hilekâr bana musallat oldu yâ Resûlallah, beni zarara, sıkıntılara sokuyor, uğraştırıyor…" diye şikâyet edince Peygamber Efendimiz ona demiş ki;

Kul eûzu bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti. "De ki Allah'ın tam olan kelimeleri ile Allah'a sığınırım!"

Nasıl kelimelerle Allah'a sığınırım?

Bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti. "Tam olan kelimelerle."

Bu tam olan kelimelerden maksat Allahu Teâlâ hazretlerinin Esmâ-i Hüsnâsı mânasına veyahut hiçbir eksiği olmayan eksiksiz bir dua ile gibi...

Sonra Allahu Teâlâ hazretlerinin insanlar yaratıldığı zamandan beri her peygambere gönderilmiş olan kitapları, onun kelimeleri Allah'ın kelamı; "Onların hepsini şefaatçi ederek dua ediyorum…" mânasına da gelebilir, demişler. Mânası çok önemli!

İnsan eûzu bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti dedi mi, Allah'ın bütün kelimeleriyle tüm kelimeleriyle Allah'a sığınırım demiş oluyor ki onun mânası çok geniş.

Neden sığınıyor?

Bi-kelîmâtillâhi't-tammati'l-letî lâ yücâvizühünne birrun ve lâ fâcirun. "Ne iyi insan, ne kötü insan, hiç kimse Allah'ın mukaddes kelamının hududunu geçemez."

O söz söylendi mi kalır.

Bir de Allah'ın iyi kulu ve fâcir, kötü kulu; iyi kul zaten o söz söylenince gitmez orada durur; kötüsü de o sözün duvarına toslar kalır, bir şey yapamaz. O sözün karşısında;

Eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tammâti'l-letî lâ yücâvizühünne birrün ve lâ fâcirun. "Fısk u fücûr sahibi insanın da, salih iyi kimsenin de tecavüz edemediği, hükmünü aşamadığı, çiğneyemediği Allah'ın tam kelimeleriyle Allah'a sığınırım."

Nereden?

Min şerri mâ zerae fi'l-ard. "Yeryüzünde yaratmış olduğu mahlûkların her birinin şerrinden bu sözlerle, bu kelimelerle Allah'a sığınırım." Ve min şerri mâ yahrucu minhâ. "Yerden çıkacak şeylerin şerrinden de Allah'a sığınırım." Ve min şerri mâ ya'rucu fi's-semâ. "Göğe çıkan şeylerin şerrinden de Allah'a sığınırım." Ve mâ yenzilu minhâ. "Gökten inen şeylerin şerrinden de Allah'a sığınırım." Ve min şerri külli târikin. "İnsana geceleyin ansızın, birdenbire geliveren her şeyin şerrinden de Allah'a sığınırım. " İllâ târikan yatruku bi-hayrin. "Ancak hayır ile gelen müstesna." Yâ Rahmân. "Ey benim Rahman olan Mevlâ'm!" diye dua etmesini söylemiş.

Cinlerin musallat olmasına, insanlara zarar vermesine karşı bu dua.

Kul; eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti'l-letî lâ yücâvizühünne birrun ve lâ fâcirun min şerri mâ zerae fi'l-ard ve min şerri mâ yahrucu minhâ ve min şerri mâ ya'rucu fi's-semâi ve mâ yenzilu minhâ ve min şerri külli târikin illâ târikan yatruku bi-hayrin yâ Rahmân diye dua etmesini tavsiye eylemiş. İnsan böyle yaparsa kendisine cinden, insandan, hayvanâttan, haşerâttan, böceklerden herhangi bir şekilde bir zararın gelmesi mümkün değildir.

Bu hususta bir de olmuş iki hadise nakledeyim:

An Ebî Hüreyrete. "Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş ki;" Ennehû câe raculin ile'n-Nebî sallallahu aleyhi ve sellem. "Bir zât Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi. Fe-kâle yâ Resûlallah. "Dedi ki ey Allah'ın Resûlü! " Mâle feytün min akrabin hattâ lebakatni el-bârihate. "Dün gece karşılaştığım her akrep beni soktu."

Oralarda da akrepler büyük olur. Rutubetli bir yerde mi kaldı karanlık bir yerde mi kaldı zavallı, nasıl olduysa; "Akrepler beni soktu…" diye Resûlullah Efendimiz'e söylemiş. Onun üzerine;

İmmâ lev kulte hîne emseyte. "Eğer sen akşama erdiğin zaman, akşam olduğu zaman deseydin ki… " Eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tâmmâti' mâ halaka. "Allah'ın yarattıklarından Allah'ın tam kelimelerine sığınırım." Lem yedurruke. "Sana onların hiçbirisi zarar veremezdi." diye söylemiş.

Onun için bu duayı da ezberleyin!

İnsan yazın köyüne gider, harman yerine çıkar, barakada, kulübede, çadırda oturur. Deniz kenarında olur, dağda olur, kampta olur… Bu duayı okursunuz.

Eûzü bi-kelîmâtillâhi't-tammati'l-letî lâ yücâvizühünne birrun ve lâ fâcirun min şerri mâ zerae fi'l-ard ve min şerri mâ yahrucu minhâ ve min şerri mâ ya'rucu fi's-semâi ve mâ yenzilu minhâ ve min şerri külli târikin illâ târikan yatruku bi-hayrin yâ Rahmân diye dua edecek.

Bilemezseniz; unuttunuz, hatırınıza gelmedi:

"Allah'ın tam olan bütün kelimeleriyle şunlardan şunlardan Allah'a sığınırım…" diye hulus-i kalb ile iltica edersiniz. İnşaallah yine tesiri olur.

Kalbü'l-mü'mini hulvun yuhibbu'l-halâvete.

"Müslümanın gönlü tatlıdır, tatlı şeyler sever."

"Müslümanın gönlü tatlıdır." "Tatlı şeyler sever."

Müslümanın gönlü neden tatlıdır?

İmandan dolayı tatlıdır. İmanın verdiği tatlılıktan dolayı da sözü tatlıdır, hareketi, arkadaşlığı, tahammülü tatlıdır; müslümanın her şeyi güzeldir. İçerideki membaından her hareketine, her sözüne tatlılık dağılır.

Kalbün leyse fîhi şey'un mine'l-hikmeti ke-beytin harbin. "Bir gönül ki hikmetten bir nasibi yoksa, onun içinde hikmetten bir şey mevcut değil ise, bir kalp ki içinde hikmet yok; yıkık bir virâne ev gibidir. Bir kalp ki içinde hikmetten bir nasip yok, yıkık harap bir ev gibidir."

Hikmet nedir?

Hikmet, çok kıymetli bir sözdür, mânası da çok geniştir:

Kur'ân-ı Kerîm'de şu kadar söyleniyor ki;

Bismillâhirrahmânirrahîm. Ve men yu'tel hikmeti fe-kad ûtiye hayran kesîrâ. "Allah kime hikmet vermişse çok büyük bir hayır vermiş demektir." Çok kıymetli bir şeydir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hikmet sahibi bir insan. Lokman aleyhisselam'ın hikmet sahibi bir kimse olduğu Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hadîs-i şerîfleri de hikmetli insandan çıkmış, şerefli, hikmetli sözlerdir.

Hikmetin düz tarifi de şu:

Hikmet: Her şeyi yerli yerince yapmak kabiliyeti. Konuşulacak zaman konuşmak, susulacak zaman susmak, söylediğin zaman söyleyişinin tarzını bilmek, en münasip tarzda söylemek, karşı tarafı ikna etmek, söylediği sözlerin hepsinin gerçek olması, hoş olması gibi hususlar…

İnsanın içinde, kalbinde hikmet yoksa; hakkı münasip bir zamanda münasip bir şekilde söyleme duygusu, kabiliyeti, melekesi, alışkanlığı yoksa o gönül harap bir ev gibidir.

O zaman ne olacak?

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Fe-teallemû. "Binaenaleyh ilim öğrenin!"

Demek ki hikmet ilimle oluyor!

İnnemâ yahşellâhe min ibâdihi'l-ulemâ. "Allah'tan ancak alim kulları korkar."

Profesör Maurice Bucaille bu incelemeyi yapmasaydı müslüman olur muydu?

Alimler Müslümanlığın kadrini kıymetini daha iyi biliyor da kâfir diyarında kâfirlerin baskısına rağmen etrafındaki duvarları yırtıyor, yıkıyor; Müslümanlığa kavuşuyor, çünkü alim. Cahil de bizim memleketimizde camilerimizin içinde, camilerin arasında kâfir kalıyor. Semtlerimizi saysanız kaç tane cami vardır! Çevre çevre evinin her bir köşesinde bir cami vardır ama cahillikten kâfir kalıyor.

Onun için Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Fe-teallemû ve allimû. "Öğrenin, öğrendiğinizi de başkalarına öğretin."

"Ben de mi hocalık yapacağım?.."

Sen de hocalık yapacaksın. Sen burada öğrendiğini evde hanımına söyleyeceksin, çocuğuna, komşuna söyleyeceksin; kahvede otururken, yolda giderken, iş yerinde, dükkânda vs.de ne diye boş konuşma yapacaksın! İnsan ölüp gidiyor.

"Suudi Arabistan kralı ölmüş." dediler, geçen gün okudum: Oğluna 727 Boing, 727 bir altınlı tayyare hediye etmiş, masası altın, tokmağı altın… Hesabını nasıl verecek, diye onun nâmına kara kara düşünüyorum, ömür bitti.

Fe-teallemû ve allimû. "Öğrenin, bildiğinizi de öğretin!"

Boş yere vakit geçirmeyin; ne zaman ömrümüz yetecek, bilmiyoruz ki! Sizin sözünüzden karşınızdaki istifade eder de tutarsa ne mutlu size! Onun sevabı size aynen verilecektir. Boş konuşacağınıza öğretin.

Ve tafakkahû. "Dinde anlayış sahibi olun."

Dinin inceliklerine, esrârına vâkıf olun! Namazın esrârı, haccın esrârı, orucun esrârı nedir? Şu sözlerin esrârı var. Her hadîs-i şerîfin altında yatan mânalar var, çeşit çeşit incelikler var; esrârına nüfuz etmeye çalışın, zekânızı kullanın, gözünüzü açın, dinde anlayış sahibi, ince zevk sahibi olun bir zevk-i dînîniz olsun!

Ve lâ temûtû cuhâlâ. "Sakın cahil kimseler olarak ölmeyin!"

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"İçinde hikmet olmayan kalp harap bir ev gibidir; binaenaleyh öğrenin, ilim tahsil edin, öğrendiğinizi başkasına öğretin; dinde fıkıh sahibi olun, incelik, sezgi, anlayış sahibi olun; sakın ha cahil kimseler olarak ölmeyin!"

Fe-innallâhe lâ yü'ziru ale'l-cehli. "Çünkü cahile mazeret tanınmaz!"

Allahu Teâlâ hazretleri cahile hiç mazeret tanımayacak! İlim öğrenin, dinde anlayış sahibi olun çünkü Allahu Teâlâ hazretleri cahile bir mazeret tanımayacak.

Ben eskiden sanıyordum ki insan cahil oldu mu kurtulur, çünkü bilmiyor, "Bilmiyordum." deyince kurtulur…

Hayır, öyle değilmiş! Zaten kanunlarda da öyledir. "Ben bu kanunu bilmiyordum." desen trafik polisi cezadan vaz mı geçer!

"Şu işaret oldu mu yapmaman gerekiyordu, 1000 lirayı verince öğrenirsin, bundan sonra yapma!" der, gene cezayı alır.

Hadîs-i şerîfte okudum ki Allahu Teâlâ hazretleri cahile iki kat azap edecek:

Birincisi; cahilliğinden ne hatalar işlediyse o karıştırdığı haltlardan, hatalardan dolayı ikincisi de cahilliğini izale etmek için ilim yoluna koşup öğrenmediğinden dolayı.

Suçu iki kat oluyor.

Bizim için başka hiçbir çare yoktur, ilim öğreneceğiz! Ya geleceğiz camide öğreneceğiz, ya boş zamanımızda kütüphanemizdeki o güzel, ciltli kitaplardan çekeceğiz, ya öğreneceğiz ya öğreteceğiz… Allahu Teâlâ hazretleri cahile mazeret tanımıyor.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi anlayışlı müslüman eylesin. Bizi, yirminci yüzyılda yaşayıp da onbeşinci yüzyıl kafası taşıyan cahillerden eylemesin. Yirminci yüzyılda yirminci yüzyıla yakışan Müslümanlık nasip etsin.

Her devrin insanı kendi devrine göre Müslümanlık yapmış, elinden geldiği kadar zamanın ilimlerini öğrenmişler; o ilimlerle Allah'a has, halis kulluk etmeye çalışmışlar. Açarsınız Fahreddin-i Râzî'nin tefsir kitabını okursunuz; tıptan, astronomiden her şeyden bahseder.

Neden?

Öğrendiğini İslâm yoluna koyup aktarmak için hepsini öğreniyor.

Biz yirminci yüzyılda ikisinin arasını koparmışız; Müslümanlığımız onbeşinci asırdan kalma antika bir Müslümanlık, günlük yaşayışımız yirminci yüzyıl Müslümanlığı!

Radyo var, televizyon var, telefon var, teleks var her türlü şey var; ticarî bakımdan yirminci yüzyıl Müslümanlığıyız. Âhiret ticareti bakımdan geriyiz. Olmaz, böyle âhiret kârı edilmez.

Dünya kârı için onbeşinci yüzyıl metotlarını kullanıyor musun?

Ziraati karasabanla yapıyor musun? Öküze deh, diyerek ucuna çivi çaktığın şeyi dürterek mi tarla ziraatini yapıyorsun yoksa traktörle mi yapıyorsun?

Traktörle yapıyorsun, "Öküz devri geçti. Karasaban devri geçti…" diyorsun. O zaman yirminci yüzyılda Müslümanlığını da o kadar güzel yap bakalım, her şeyini ona göre uydur. Allahu Teâlâ hazretleri nevm-i gafletten cümlemizi îkâz eylesin.

Fâtihâ-yı şerîfe mea'l-besmele.

Sayfa Başı