M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Ramazan’ın Başındayız

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Size Ramazan ayının ilk gününde hitap etmenin bahtiyarlığı içindeyim. Allahu Teâlâ hazretleri bu hayır ve bereket dolu ayı hepiniz hakkında sebeb-i mağfiret ve sebeb-i duhûl-i cennet eylesin. Allah'ın affına mazhar olun, cennetiyle cemâliyle müşerref olun, diye temenni ediyorum.

On bir ayın sultanı Ramazan geldi. Böyle bir mübarek cuma gününde ilk gün oruç tutuyoruz. Bu çok büyük bir nimet. Ramazan ayı, Ümmet-i Muhammed'in ayıdır. Sıralama şöyle; "Receb ayı Allahu Teâlâ hazretlerinin kullarını affettiği ay, Şaban ayı Peygamber Efendimiz'in ayı, Ramazan ayı da ümmetinin ayı" diye hadîs-i şerîfte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından bizim özel affımıza, mağfiretimize tahsis edilmiş, kendi ayımız olduğu belirtilen bir ay içindeyiz.

Bu ay hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in methi ve ikazları, mübarek sözleri çok... Mesela buyuruyor ki;

Etâküm şehrü ramadâne. "Size işte Ramazan ayı geldi, Ramazan ayına nâil oldunuz, vâsıl oldunuz, Ramazan ayına girmiş oldunuz." Şehrü bereketin. "Hayır ve bereketin, bolluğun, mânevî ve maddî nimetlerin çok olduğu bir bereket ayı." Fîhi hayrun yuğşiyekümü'llâhu. "Allahu Teâlâ hazretleri bu ayın içinde kullarını çeşit çeşit hayırlara gark eder, üzerlerini hayırlarla kaplar. Birçok hayrın müslümanlara eriştiği bir aydır." Fe-yünzilü'r-rahmete ve yahuttu fîhi'l-hatâyâ ve yestecîbu fîhi'd-duâ'. "Allahu Teâlâ hazretleri bu ayda rahmetini indirir ve hataları affeder, defter-i âmâlden siler, bağışlar ve duaları kabul eder."

İnsan dua ediyor ama duanın kabulü için şartlar var. Bu ayda Allahu Teâlâ hazretleri duaları hâsseten kabul ettiğini beyan ediyor. Demek ki özel şartları da kaldırarak, kul dua ederse duasını kabul edecek olduğu bir ay olduğunu öğrenmiş oluyoruz, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu müjdeli ifadesinden.

Yenzuru'llâhu ilâ tenâfüsiküm. "Allahu Teâlâ hazretleri siz mü'minlerin bu Ramazan ayında ibadetlere koşuşmanızdan, yarışmanızdan, iyilik yapmak konusunda gayretinizden dolayı memnun bir şekilde, razı olarak sizin bu hayırda yarışmanıza, rağbetinize nazar eyler ve razı olur." Ve yubahî biküm melâiketehû. "Ve meleklerine 'Bak benim mü'min kullarıma, ey meleklerim, nasıl benim rızamı kazanmak için fedakârca, ihlâsla, tertemiz duygularla nasıl ibadette yarışıyorlar!' diye mübahat eder, över, onlarla iftihar eder." buyuruyor Peygamber Efendimiz.

Bir başka hadîs-i şerîf de Hz. Ali radıyallahu anh Efendimiz'den rivayet edilmiş. Ben Hz. Ali Efendimiz'den rivayet edilen hadîs-i şerîflere özel bir dikkatle -dikkati çekiyorum- eğiliyorum. Çünkü Hz. Ali Efendimiz'e bağlı olan, Hz. Ali Efendimiz'i seven insanların bu hadîs-i şerîflere dikkat etmesini istiyorum.

Hz. Ali Efendimiz'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfinde Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

İzâ dehale şehrü ramadâne. "Ramazan ayı geldiği zaman." Emere'llâhu hamelete'l-arşi en yekuffû ani't-tesbîhi ve yestağfiru li-ümmeti Muhammedin ve'l-mü'minîne. "Allahu Teâlâ hazretleri Arş'ı tutan, hamele-i arş ismini vermiş olduğu meleklerine, Arş'ı taşıyan meleklerine emreder; 'Bana tesbih getirmeyi bırakın, bu ayda benim mü'min kullarıma ve Ümmet-i Muhammed'e tevbe ve istiğfar eyleyin.'"

Arş'ı tutan melekler, meleklerin en büyükleri, Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçen melekler... Arş-ı Âzam, Allah'ın en büyük yaratıklarından birisi...

Vesia kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-arz. "Allahu Teâlâ hazretlerinin kürsüsü semaları ve arzı kuşatmıştır."

Ama Arş-ı Âlâ'nın yanında Kürsî çok küçük bir varlık olarak kalıyor. Bu kadar büyük, muazzam olan Arş-ı Âzam'ı tutan meleklere ki en önemli meleklerden oluyor bunlar, onlara emrediyor; "Bana tesbih getirmeye, beni övücü, benim şânıma layık ifadelerle beni her türlü noksanlıktan tenzih, tesbih ve takdisk ettiğiniz sözleri bırakın. Şimdi Ramazan ayı geldi, Ümmet-i Muhammed için dua edin, onların afv u mağfireti için dua edin." diyor. Böyle emrettiğini Peygamber Efendimiz bildiriyor.

Demek ki Ramazan ayında fevkalâde, muazzam, maddî ve mânevî değişikliler oluyor. Özellikle mânevî âlemde büyük değişiklikler oluyor. Olan değişikliklerden bazılarını başka hadîs-i şerîflerden nakledeyim:

Tüftahû fîhi ebvâbu's-semâ'. "Semaların kapıları bu ayda açılır."

Semaların kapıları var.

Semaya biz baktığımız zaman mavi bir boşluk olarak görüyoruz ama aslında semanın ötesinde bizim gözümüzün görmediği, yıldızların bittiği yerde, yıldızlardan ötede altı kat daha sema var. Birinci sema yıldızlarla donatılmış. Ondan sonrakiler onu kuşatan semalar. Bunların herbirisinin melekleri var. Cebrail aleyhisselam'a Peygamber Efendimiz miraca çıkarken sormuşlar;

"Yanındaki kim? Kendisine Allah tarafından bu tarafa geçmeye müsaade edildi mi?" diye.

Böyle bir mâni, bekçi var; kontrol, takip, soruşturma var. Semaların kapılarından her şey geçemiyor. Ama Ramazan ayı olunca semanın kapıları açılıyor. Bu demektir ki iyi kulun da kötü kulun da -kusurlu da olsa tam da olsa- ibadetleri buralarda elenmeden, takılmadan, geriye reddedilmeden dergâh-ı izzete kadar ulaşıyor.

Allahu Teâlâ hazretleri bu ayda duaların kabulünün engellerini kaldırıyor.

Ve tuğleku fîhi ebvâbu'l-cahimi. "Cehennemin kapıları kapatılıyor."

İnsanların cehenneme gitmesine sebep olacak çeşitli vesileler kaldırıyor, cehennemin kapıları kapatılıyor ve insanların hayır yapması kolay hâle getiriliyor.

Ve tüğallu fîhi meredetü'ş-şeyâtîni. "Şeytanların da azılıları, amirleri, reisleri, eşkıyâsı, büyükleri bağlarla, mânevî zincirlerle, bukağılarla boyunlarından, ayaklarından, bileklerinden sımsıkı bağlanıyor."

Bu demektir ki Ramazan ayında çok büyük azdırma, saptırma, şaşırtma, dalalete düşürtme çalışmaları yaptırtılmıyor. Küçük şeytanlar, tabii onlar her insanın yanında bulunan, kötülükleri yapanlar; bir müslüman biraz gayret gösterse onları yenebilir. Ama asıl azılılar, asıl kuvvetli olanlar bağlanıyor.

Böyle bir ay... Demek ki bizim görmediğimiz semalarda büyük değişiklikler oluyor; cehennemin kapıları kapanıyor, semanın kapıları açılıyor, şeytanlar bağlanıyor, hayır yapma imkânı kolaylaşıyor. Arş-ı Âzam'ı tutan meleklere –kendisini tesbih ediyorken onlar- Allahu Teâlâ hazretleri "Bırakın şimdi tesbihi, benim Muhammed'imin ümmetine tevbe ve istiğfar eyleyin!" diye emrediyor. Bütün bunlar ne kadar olumlu, ne kadar müjdeli haberler... Allahu Teâlâ hazretleri her tarafımızı hayırla kaplıyor, rahmetini indiriyor, her taraftan bereket fışkırıyor, dualar kabul oluyor, [duaların] kabul olacağı bir zaman, mevsim başlamış oluyor. O halde, hakikaten insanın Allah'ın rızasını kazanması kolaylaştırılmış, büyük engeller kaldırılmış oluyor. Bütün bu kadar güzel fırsatlara rağmen eğer kullar Ramazan'dan istifade edemezse artık o kendilerinin büyük kusurlarından, tembelliklerinden, gafletlerinden, hatalarından, isyanlarından olmuş olacak demektir.

İşte böyle mânevî pek çok hayrın, fırsatın kulların üzerine saçıldığı, önlerine güzel fırsatların, yolların açıldığı mübarek bir ayın ilk günlerindeyiz. Bu güzel aya cuma ile başlamış olduk. Cuma günü oruç tutuyoruz.

Ramazan'da oruç tutmak var, bir. Bir de geceleri teravih namazı kılmak var. Bunu herkes biliyor. Gündüz aç duruluyor, oruç tutuluyor; akşamleyin de camilere koşuluyor, teravih namazı kılınıyor.

İtikâf var. Kadir gecesi var; Kadir gecesini kaçırmamak, ondan istifade etmek konuları var.

Size bazı görmüş olduğum önemli yanlışları hatırlatmak istiyorum. "Bunlar yanlıştır, bilinsin, yapılmasın." diye işin başındayken, daha birinci gündeyken hatırlatmak istediğim şeyler bunlar:

Birincisi; Ramazan'da oruç tutmak sadece yemek içmekten [uzak durmak] ve aileler için birtakım yasaklardan ibâret sanılıyor. Yani su içmediği zaman, yemek yemediği zaman orucu tuttum sanıyor. Halbuki böyle değil. Orucu tutmuş olmak için Allah'ın kabul edeceği, reddetmeyeceği makbul bir oruç tutmak için insanın yemek içmekten başka şeyleri de yapmamaya dikkat etmesi lazım.

Neler mesela?

Gıybet etmemesi lazım. Gıybet çünkü haram, günah. Gözüyle harama bakmaması lazım. Çünkü onu yaptığı zaman orucun sevabının gideceğini hadîs-i şerîfler bildiriyor. Diliyle günah olan sözleri söylememesi lazım. Yani orucu sadece midesine tutturmayacak, bütün âzâlarına tutturacak. Hatta güzel bir söz var... Biliyorsunuz, aslında su helal bir madde, içilebilir. Şarap, çeşitli sarhoş edici içkiler haram ama su haram değil. Haram olmadığı halde oruçlu insan hayatın temeli olan önemli bir maddeyi bile "oruç tutuyorum" diye içmiyor.

Şimdi helal olan şeyi "oruç tutuyorum" diye içmezken bir müslüman, zaten aslında haram olan bir şeyi oruçluyken yaparsa olur mu?

Olmaz. Bu hususta Peygamber Efendimiz'in kesin ifadeleri, şiddetli tavsiyeleri var. "Akşama aç ve susuz kalmaktan başka eline bir şey geçmeyebilir!" diye tehditli ifadeler var.

İnsan oruç tutarken güzel, uyanık bir müslüman olarak müteyakkız davranacak. Her şeyine dikkat edecek. Gözüne dikkat edecek, harama bakmaması için; dilini tutacak, kalp kırıcı söz, yalan söylememek, gıybet vesaire yapmamak için; elini tutacak, kimseye ezâ cefâ vermemek, üzmemek için... Her âzâsını Allah'ın rızasını kazanacak şekilde kullanmaya dikkat edecek.

Bazıları bunlara dikkat etmiyor. Yani oruç aç kalmak, susuz kalmaktan ibarettir; eski kötü konuşmalara devam, eski kötü alışkanlık olarak harama bakmaya devam, günah işleri yapmaya devam... Böyle olmaz.

Böyle olduğu zaman ne olur?

Akşama hiçbir şey eline geçmez; sadece aç ve susuz kalmış olur, boşa gitmiş olur. Yani oruç tuttum sanmaktayken insan, sevap kazandığını ummaktayken eline hiçbir şey geçmemiş olur. Yani hâib ve hâsır olur, mahrum olur. Bir de Allah'ın gazabına uğrar, oruçlu olduğu halde yine günahları bırakmadı diye. Bu sefer böyle güzel fırsatlar varken bunların içinde iyilik yapması gerekirken, iyiliği de bırakıp bir de kötülük yaparsa cezası büyük olur. Bu önemli bir nokta.

Şöyle söyleyelim: Orucu sadece mide tutmayacak, göz de oruç tutacak, harama bakmayacak; kulak da oruç tutacak, haramı dinlemeyecek; el de oruç tutacak, harama el uzatmayacak; ayak da oruç tutacak, harama doğru yürümeyecek, haram faaliyetlere katılmayacak. Demek ki orucu böylece derli toplu tutmaya dikkat etmek lazım. Ramazan'ın başında bunu hatırlatıyoruz. Kardeşlerimiz sakın işi böylece aç ve susuz kalmaktan ibaret diye değerlendirmesin.

İkinci bir nokta, bunları gündüz yapıyor bazı kimseler: Tamam, oruç tuttu diye akşamleyin günahlara devam... Hatta bunu biraz da radyolar, televizyonlar galiba teşvik ediyor. Radyo, televizyon olmadığı zaman da şeytan boş durmamış, bu gibi şeyler olmuş. Mesela eskiden İstanbul'da Şehzadebaşı denilen bir semt var, burası tiyatroların olduğu bir eğlence merkeziymiş. Şimdi Beyoğlu'nun olduğu gibi veyahut Boğaz'daki bazı yerlerin olduğu gibi. O zaman orada eğlence yerleri varmış. Gündüz oruç tutup ondan sonra kalkıp tiyatroya giderse, Allah'ın haram kıldığı şeyleri seyrederse, haram faaliyetlere katılırsa bu anlamsız, yalan yanlış bir şey olur. Orucu gündüz tutmak yeterli değil, insanın gecesini de günahlardan koruması lazım. Bu da iyi anlaşılmıyor. Yani akşam iftarla beraber sanki haramlar, günahlar serbestmiş gibi bir acayip mantık oluyor ve akşamdan sonra, hatta teravihi kıldıktan sonra "Hadi bakalım hangi eğlence yerine gidelim? Nerede daha çok güleriz, nerede daha çok eğleniriz?.." diye yanlış bir tutum içinde oluyor.

Buna mukabil güzel tutum içinde olanlar da var. Mesela ben eskiden oturduğumuz mahallerde bazı komşular, tanıdıklar hatırlarım veyahut geçtiğimiz yerlerde görürüm; bazı yerler, iş sahipleri kâğıt asıyorlar, dükkânlarını kapatmışlar: "Ramazan dolayısıyla faaliyetlerimizi kapattık." diyorlar. Kahvehâne veyahut daha başka eğlence yerleri veya meyhane filan gibi içki satılan yerlerde dahi bunları görüp şaşırdığımız oluyor. Ama bu yine Ramazan'a saygının bir alameti. Ramazan'da hiç olmazsa o dükkânın sahibi, bu yaptığı işin yanlışlığını bildiği için o işleri tatil ediyor.

Demek ki Ramazan'da dikkat edeceğimiz ikinci nokta; "gündüz oruç tuttuk, akşam serbest" gibi bir yanlış mantığa düşmemeliyiz, düşmemelisiniz. Gündüz oruçla sevap kazandığınız gibi geceleyin de sevabınızı korumaya, günahlardan uzak durmaya gayret etmelisiniz.

Tabii "teravih namazlarını kılacağız" deyince burada bir başka hatırlatmak istediğim husus hemen ön plana geliyor. Teravih namazları bazı yerde çok hızlı kılınır. Hatta bazı imamlara jet gibi hızlı kıldırdığı için "jet imam" adı veriyorlar. Halbuki tâdil-i erkân dediğimiz çok önemli bir husus var; namazları kılarken ağır ağır, vakur vakur, ciddi ciddi, saygılı bir şekilde, sakin sakin namaz kılınması lazım, tadını çıkara çıkara, ağır ağır kılmak lazım. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz birisinin acele namaz kıldığını gördü, yanına çağırdı, dedi ki;

"Ey filanca, sen namazını yeniden kıl çünkü sen namaz kılmadın."

Halbuki kılmıştı gözünün önünde, selam vermişti. Yani "Sen namazını kıldın ama kabul olmadı, lâyık-ı vechile kılmadın, usulüne uygun kılmadın, makbul olmadı." demek istedi. O da;

"Peki yâ Resûlallah." dedi. Bir daha kıldı namazı. Ama alışmış hızlı kılmaya, yine böyle hızlı hızlı kıldı, bitirdi, Peygamber Efendimiz'in yanına geldi. Peygamber Efendimiz dedi ki;

"Yine olmadı. Yine sen namazı kılmamış gibi oldun, yeniden kıl." buyurdu.

Bu tekrar hızlı kılınca; "Bak" dedi... Namaz'da biliyorsunuz ayakta durmak var, "kıyâm" diyoruz. Eğilmek var, "rükû" diyoruz. Doğrulmak var, secdeye varmak var, iki secdenin arasında tekrar doğrulup, biraz durup ikinci secdeyi öyle yapmak meselesi var. "Bunların her birinde sakinleşeceksin, hareketleri birbirine bağlamayacaksın, arada bir duraklama olacak, tam duraklama olacak, dışarıdan bakan bir insan 'bu duruyor' diyecek. Ondan sonra ötekisine yani ikinci harekete geçeceksin." Namazın rükûsunu, kıyâmını, sücûdunu, kâdesini birbirine bağlayıp hızlı hızlı kıldığı zaman olmaz.

Sonra ben duyuyorum, yanımda secde eden kimse... Tabii secdede Sübhâne rabbiye'l-âlâ, sübhâne rabbiye'l-âlâ, sübhâne rabbiye'l-âlâ diyoruz, bayağı bir zaman geçiyor. Fakat yanımdakine bakıyorum; Sub, sub, sub... Allahu Ekber. Sub, Sub, Sub... Allahu Ekber... Yani Sübhâne rabbiye'l-âlâ demesi mümkün olmayan kısa bir zamanda sub sesi duyuluyor. Ondan sonra başını kaldırıyor, indiriyor. Allahu Ekber, Allahu Ekber...

Nedir bu acele? Ne lüzum var bu kadar aceleye?

Bu bittikten sonra kahveye gidiyor, evine gidiyor, çay içiyor, boş vakit geçiriyor.

Namazdan bu kadar aceleyle gitmek neden yani? Namazı bu kadar aceleye getirmek neden? Kabul olmayacak şekilde hızlı kılmak neden?

Şeytandan. el-Aceletü mine'ş-şeytân.

Hayırlı işlerde, ibadetlerde böyle hızlı, acele edip de işi şuuruna varmadan, makbul olmayacak şekilde tatsız, gevşek, eksik, kusurlu yapmak, zamanını çalmak, verilmesi gereken zamanı vermemek, kısıtlamak, kırpıştırmak, kesmek; bunların hiçbirisi doğru değil.

O halde namazı imam kardeşlerimiz sakin sakin, tâdil-i erkâna riayetle kıldırsın. Hızlı kıldırmak hüner değil, bu bir. Eğer bir yerde hızlı namaz kılınıyorsa, çok hızlı kılınıyorsa, cemaat ikaz etsin, "Bak bu tâdil-i erkâna aykırıdır." diye. Ve sakin kılınan, takvâ ile, huşû ile, hudû ile namaz kıldıran camilerde namaz kılmaya o zaman daha dikkat etmek lazım. Çünkü ötekisi hızlı kılındığı için Peygamber Efendimiz'in ifadesine uygun şekilde hareket edilmediğinden kabul olmayacak, diye kabul olacak şekilde kılınan yerleri tercih etmek lazım.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ramazân-ı şerîfte Kur'ân-ı Kerîm'i Cebrail aleyhisselam'a bir kere okurdu, -mukâbele- o dinlerdi. Böylece hafızasını kuvvetlendirmiş ve tekrarını yapmış olurdu. Onun için teravih namazı içinde Ramazan boyunca her gün bir cüz okuyarak hatim indirmek de güzel bir şey. Bunu yapabilirse imam efendiler, teravihi hatimle kıldırmalı. Hatimle kıldırmak ile hatim yapmadan kısa sûreler okuyarak, âyetler okuyarak kıldırmak arasında çok büyük bir fark yoktur. Ama hatimle kıldırmanın çok büyük sevabı vardır. Zaman bakımından birazcık uzundur. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'in tekrar edilmiş olması ve namaz içinde bir hatim indirilmesini dinlemiş olmak, okumuş olmak sevabı vardır. Onun için buna da beldelerde gayret edilmesini tavsiye ederim. Hafız efendiler çalışsınlar, korkmasınlar...

Deniliyor ki;

"Halk Elemtere'den aşağısını öğrensin, onunla kıldırın."

Bunu da doğru görmüyorum ben, âcizâne kardeşiniz olarak. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok âyetleri, sûreleri var; hepsinin hakkını vermek lazım, oradan, oradan okumak lazım. Birilerini çok söyleyip de ötekileri söylememek herhalde uygun bir şey olmaz.

Bizim camimizde, Allah rahmet eylesin, namaza beş vakit devam eden çok tatlı bir ihtiyar amca vardı. Nur içinde yatsın. Eskiden imammış, çok ârif bir kimse, Osmanlı devrini görmüş bir kimse. Bir gün bana geldi, dedi ki;

"Kur'ân-ı Kerîm'de Tebbet sûresi yok."

Şaşırdım, anladım bir şeyi söylemek istiyor. Çünkü kendisi kuvvetli hafız, niye böyle söylüyor?

"Burada hiç o okunmuyor."

Bazı sûreleri hani kara listeye alıp da okumamak rahatsız etmiş mübarek amcamızı... Nur içinde yatsın. "Kur'ân-ı Kerîm'de Tebbet sûresi sanki yokmuş." diyor. "Tebbet sûresinde Ebû Leheb anılıyor diye okunmamak olur mu?" demek istiyor.

Ben de diyeceğim ki imam kardeşlerimize, namaz kıldıran kardeşlerimize;

Kur'ân-ı Kerîm'in her yerinden okumaya çalışın. Hem cemaat çeşitli âyetleri dinlesin hem siz de Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif yerlerindeki ezberlerinizi takviye etmiş, kuvvetlendirmiş olursunuz. Üç âyet, üç âyet böyle okursunuz. Böylece çeşitli yerlerin okunması da, hafızanızın takviyesi de sağlanmış olur, diye düşünüyorum.

Aziz ve sevgili kardeşlerim.

Ramazan'da ayrıca bir başka özellik var.

Ramazan'da yapılan hayırların mükâfatı fazla veriliyor. Onun için Ramazan'da sadakayı fazla vermeli. Kur'ân-ı Kerîm okumalı. Hayırlı ziyaretler yapmalı. Kabir ziyaretleri yapmalı. Büyüklere saygı göstermeli, küçüklere sevgi göstermeli. Ramazan bizim her türlü sevaplı güzel hareketlerimizi çok yaptığımız, çok yaparak artık çok sevap kazandığımız bir ay olması lazım. Çeşitli hayırları yapmakta gayret göstermenizi de tavsiye edeceğim.

Bir müjdeli hadîs-i şerîf daha okumak istiyorum. Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;

Men hacce va'temera fe-mâte min senetihî dehale'l-cennete. "Kim haccederse veya umre yaparsa, o sene -hac ve umre yaptığı senede- vefatı vâki olursa cennete girer."

Hac yapmayan kardeşlerimize Allah haccı nasip eylesin, umre yapmayanlara umreler nasip etsin. Tabii bu arada Ramazan'da umre yapmanın da çok sevap olduğunu hatırlatalım Fırsat bulanlar, zaten umre yapmak isteyenler, Ramazan'da yapmaya gayret göstersinler..

Ve men sâme Ramadâne sümme mâte dehale'l-cennete.

Burada aşağıda not koymuş: Leyse hünâ min senetihî diyor. Yani "o sene ölürse" yok deminki cümledeki gibi, "min senetihî kelimeleri yok" diyor.

"Kim Ramazan'ı tutarsa ve ölürse cennete girer."

Bu da önemli. Tabii bu makbul bir ay geçirmek mânasını taşıyor.

Ve men gazâ fe-mâte min senetihî dehale'l-cennete. "Kim bir sene cihat eder, gaza yapar, Allah yolunda yapılan bir cihada katılır da o sene vefat ederse." Dehale'l-cennete. "Cennete girer." diye müjde var.

Şimdi bizim için bahis konusu olan, önemli olan, hemen elimizdeki fırsat; Ramazan'ı tutmak, Ramazan'ı makbul bir şekilde ihyâ ederek, değerlendirerek geçirmek. Böyle olursa cennete girmek vesilesi de olacağı bildirilmiş oluyor. Yani sebeb-i duhûl-ü cennet olduğu böylece bu hadîs-i şerîfte müjdelenmiş oluyor.

O halde Ramazanımızı çok güzel bir şekilde değerlendirmeye ihtimam göstereceğiz. Müteyakkız olacağız. Uyanık müslüman olacağız. Pürdikkat olacağız. Mühim bir ayda olduğumuzu, çok dikkatli olmamız gerektiğini unutmayacağız. Hayırları çok yapacağız, günahlardan çok şiddetle kaçınacağız. Orucun sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığını bilerek her âzâmızı her çeşit günahtan korundurmaya dikkat edeceğiz. Hayırlarımızı bu ayda toplamaya; sadakamızı, zekâtımızı bu ayda vermeye gayret edeceğiz.

Bunların hepsi hatırımızda olacak.

Bir de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

"Ramazan ayı geçtiği halde mağfiret olamayan kimsenin burnu yerde sürtsün -veya- sürter!-"

Demek ki Ramazan'dan istifade etmeden Ramazan'ı kaçırmaktan da çok sakınmamız lazım. O duruma düşmemeye çok dikkat etmemiz lazım. "Aman Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in 'Burnu yerde sürtsün!' dediği veya 'sürter' dediği kişilerden olmayayım. Ramazan'ı boşa geçirenlerden olmayayım. Ramazan'ın hayrından mahrum bir kimse olmayayım. Şakîler zümresinden olmayıyım, saitler zümresinden olayım." diye de bir korku üzere olmak lazım. Bu, işin başında önemli... İnsanlar kötülük yaptı mı, sonunda nasıl olsa mutlaka bir gün pişman olurlar. Pişmanlık asıl işin başında olur da insanı doğruya döndürmeye vesile olursa kıymetli; öyle olmadığı zaman, iş işten geçtikten sonra zaten herkes pişman olacak. Firavun bile pişman oldu da öleceği sırada;

Lâ ilâhe ille'llezî âmenet bihî Benû İsrâîle dedi. "Benî İsrail'in, Musa aleyhisselam'ın inandığı Allah'tan başka tanrı olmadığına ben de şimdi şehadet getiriyorum." dedi ama ne zaman dedi?

Tam öleceği sırada dedi. Hayatında demedi, boğulacağı sırada söyledi. Firavun bile pişman oluyor. Ama iş işten geçtikten sonra... O gibi durumda olanlara âl'âne "Şimdi mi aklın başına geldi?!" denilir.

Onun için fırsat elden kaçmadan, güzel günler istifade edilmeden geçmeden; istifadeli geçsin diye, fırsat elden kaçmasın diye çok dikkat etmemiz lazım. Başından bunları hiç unutmamak lazım.

Ramazan'ın içindeki önemli hayırlardan birisi de son on gününde itikâf olduğuna göre, son on günde itikâf yapmak isteyen vazifeli kimseler de âmirlerine, çalıştıkları yerlere "Ben bayramdan on gün önce izin istiyorum." diye şimdiden tatil izin düzenlemelerini, düşüncelerini yaparlarsa, o da şimdiden söylenmesi, hatırlatılması gereken bir husustur.

Bir insan bir işi yapmaya önceden niyet ederse sevabını Allah verir. Şimdiden ben tavsiye ediyorum, hepiniz deyin ki; "Ben Ramazan'ın son on gününde itikâfa niyet ettim. Resûlullah Efendimiz hep itikâf edermiş. Onun sünnetine ittiba ederek ben de niyet etim." diye şimdiden "Yapacağım bu işi!" diyerek niyetlenmenizi tavsiye ederim.

Allahu Teâlâ hazretleri bu güzel ayın hayrından, feyzinden, bereketinden, ikramlarından, ihsanlarından, lezzetlerinden, mükâfatlarından cümlenizi hissedar eylesin. Siz de onlara erin. Allah mahrum eylemesin, yardım eylesin, tevfîkini refîk eylesin; cümlenizi, cümlemizi sevdiği kulları zümresine dâhil eylesin, sevmediği herhangi bir işi yapmaktan şiddetle bizi korusun. Şeytana, nefse uymaktan korusun. Yolunda dâim, zikrine müdâvim, ibadetini yapan hayırlı, edepli,feyizli, salih, velî, mahbub, makbul, matlub, müeddeb, zarif, âbid, zahid kullar olmayı nasip eylesin. Hem bu dünyada aziz ve bahtiyar eylesin hem âhirette taltif eyleyip cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. Peygamber-i zîşânımıza Firdevs-i Âlâ'da cümlenizi komşu eylesin

Ramazanınız tekrar tekrar mübarek olsun. Allah nice nice Ramazanları idrak etmenizi, sevdiği kullar olmanızı nasip eylesin.

Bi-hürmeti habîbihî Muhammedini'l-Mustafâ ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-fâtiha.

Sayfa Başı