M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Cömertlik

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Size Cidde'den hitap ediyorum. Hacı kardeşlerimiz, dünyanın dört bir yerinden hacca gelmiş olanlar umrelerini, haclarını yaptılar. Bir kısmı ülkelerine döndü. Bir kısmı Medine-i Münevvere'de Peygamber Efendimiz'in Mescid-i Saadet'ini ziyarete geçtiler. Onlar da yavaş yavaş ülkelerine dönüyorlar. Allah ibadetlerini kabul eylesin, tekrarını nasip eylesin. Hiç hac, umre yapmamış olanlara bu güzel, ibretli, haşmetli, muazzam, muhteşem ibadeti yapmayı, yerinde bu mânevî güzellikleri görmeyi nasip eylesin.

Bugün Cuma konuşmamda Enes radıyallahu anh'ten rivâyet edilmiş olan bir hadîs-i şerîfle başlıyorum.

Doğrusu kitabın sayfalarını "Bismillâhirrahmânirrahîm, ne çıkacak..." diye kura ile seçtik, bunlar çıktı. Herhalde bunların çıkmasında da hikmetler olabilir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

Elâ uhbiruküm ani'l-ecvedi. el-Ecvedi? Allah el-ecvedü'l-ecvedü. Ve ene ecvedü veledi âdem ve ecvedühüm min ba'dî racülün alime ilmen fe-neşere ilmehû yub'asü yevme'l-kıyâmeti ümmeten vâhideten ve racülün câde bi-nefsihî fî sebîlillâhi hattâ yuktele.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Elâ uhbiruküm. "Ben size haber vermeyeyim mi?"

Türkçe'ye "Haber vereyim mi?" mânasına da tercüme edilebilir veyahut "Dikkatli olun, mütenebbih olun, tüm dikkatlerinizi toplayın, size bir şeyi haber veriyorum." mânasına da gelebilir.

Efendimiz, konuşmasının önemini başından anlayıp da pür-dikkat dinlesinler diye bazen sözlerine böyle başlardı. "Bakın, dikkat edin, gözünüzü açın size bir şeyi haber veriyorum!"

Elâ uhbiruküm ani'l-ecvedi. "En cömert kimdir, size onu haber vereyim mi?"

Veyahut da "Dikkat edin, bak size en cömert olanı haber veriyorum." mânasına.

Arkasından o soru veya ikaz, edat-ı tenbihin kullanılmasıyla, bir uyarı cümlesinden sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

el-Ecvedü'llâh. "En cömert olan Allah'tır."

Bu sözü üç defa tekrar buyuruyor.

el-Ecvedü'llâh, el-Ecvedü'llâh. el-Ecved mübtedâ, Allah haber oluyor. Allah'ın ilk elifi hemze-i vasl olduğundan, el-ecvedü'llâh demek lazım. Veyahut el-ecved Allah, el-ecved Allah, el-ecved Allah; isim cümlesi iyice anlaşılsın diye böyle okumak da mümkün olabilir. Üç defa söylemesi, herkesin iyice anlaması için.

En cömert olan Allahu Teâlâ hazretleridir. Allahu Teâlâ hazretleri lütfuyla, keremiyle biz kullarına neler ihsan ediyor, neler ikram ediyor, neler bahşediyor, neler lütfediyor, neler neler, saymakla bitiremeyeceğiniz kadar nimetler... Hem de aynı anda sayılamayacak kadar çok nimetlerin hepsini birden bahşediyor. Her anlık hayatımız, O'nun sayısız nimetlerinin bileşkesi. Yaşamamız, ayakta durmamız, aklımızın çalışması, gözümüzün görmesi, kulağımızın duyması, dilimizin söylemesi, elimizin tutması, felç olmamak, kör olmamak, sağır olmamak, sıhhatli olmak, ayakta durabilmek, aklı yerinde olmak, yemekler, içecekler, ağaçlar, çiçekler, meyveler, temiz hava, oksijen; her şey nimet, Allah'ın cömertliği. Bu kadar şeyi bahşeden Rabbimiz, âlemlerin Rabbi, her şeyin Rabbi... Rabbu külli şey'in ve melîkehû. "Her şeyin sahibi ve Rabbi" Allahu Teâlâ hazretleri.

Tabii en cömert O olunca, cömertliğini bahşettiği, tevcih ettiği biz kulların da en çok hamdeden kullar olması gerekir. Onun için Allahu Teâlâ hazretlerine ben dua ediyorum, diyorum ki;

"Yâ Rabbi, beni hammâdînden eyle, çok hamd edicilerden, çok hamd eden kullarından eyle! Yani bir defa "elhamdülillah" diyenlerden değil de, bu lütufları her görüşte, her sezişte, her düşünüşte çok çok hamd edenlerden eyle!"

Âhirette de zaten en yüksek makamda olacak insanlar, hamdi en çok olanlar olacakmış.

Allah'ın bize lütfettiği çeşitli, sayısız, sonsuz, kesintisiz, dâimî nimetlerine hamd ü senâlar olsun. En cömert O, biz de elhamdülillah O'nun kuluyuz. Kulluğu bizim için en büyük şeref. O'nun bizim Rabbimiz olması, bizim için ne kadar izzet, ne kadar devlet, ne kadar saadet, ne kadar büyük lütuf! Elhamdülillah, en cömert olan, Erhamü'r-râhimîn olan, en merhametli olan Mevlâ'nın kulluğunu biliyoruz ve O'na şirk koşmadan, küfre düşmeden, elhamdülillah O'nun razı olduğu, kabul ettiği, doğru, bozulmamış, dejenere olmamış inanç sistemi, İslâm dini üzere O'na ibadet ediyoruz; ne kadar güzel! Puta, haça, batıla, ağaca, birtakım mahlûklara, aya, güneşe tapmıyoruz. Yeri göğü yaratan, bizi yaratan âlemlerin Rabbine ibadet ediyoruz; ne kadar güzel!

Buyurmuş ki Efendimiz bu hadîs-i şerîfin devamında;

Ve ene ecvedü veledi Âdem. "Âdemoğullarının en cömerdi de benim."

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın çok büyük lütuflarına mazhar bir kimse. Çok olağanüstü, çok yüce bir şahsiyet... Kendisi çok mütevâzı fakat Allahu Teâlâ hazretleri emrettiği zaman doğruyu söylemesi gerektiğinden "Ben şöyleyim, ben buyum..." diye, doğru olan, güzel olan evsafını söylerdi. Sordukları zaman cevabını verirdi. Ama "Öğünmek yok." derdi, yani "Allah beni böyle yaratmış, gerçeği söylemek babında [söylüyorum.]"

Gerçekten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz son derece cömert bir insandı, eşi görülmemiş bir insandı. Zaten "Âdemoğulları'nın en cömerdiyim." demesi gösteriyor. Ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayatını incelediğiniz zaman, onun hayatındaki o bağışlarını, lütuflarını okudukça, duydukça hayretler içinde kalıyoruz.

Mesela birisi yeni bir güzel kaftan, elbise yaptırmış, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e getiriyor, takdim ediyor. Giyiyor Peygamber Efendimiz. Tabii kendisi güzel, elbise de çok güzel, çok yakışıyor. Derken sahabeden birisi geliyor;

"Yâ Resûlallah, bu elbiseyi bana versene."

Çıkartıp veriyor. Hatta ötekiler ayıplıyorlar;

"Yahu, Efendimiz'e hediye edilmiş, biraz giyseydi ya, hemen neden istedin?"

O da boynunu büküyor, diyor ki;

"Ben öldüğüm zaman kabrime beni bununla koysunlar da şefaate ereyim, azaba uğramayayım dedim."

Bir keresinde bir kabileden gelmiş olan bir bedevî -çöl köylüsü- zekât koyunlarını görmüş, "Aman!" demiş, "Ne kadar besili, ne kadar güzel koyunlar!"

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

"Çok mu beğendin?" demiş.

"Evet, çok güzel yâ Resûlallah, bunlar çok güzel koyunlar!"

"Çok beğendiysen, al hepsini!" demiş.

"Hepsini mi yâ Resûlallah?!"

"Evet, hepsini."

Bütün sürüyü almış, kabilesine götürmüş. Kabilesinden sabahleyin yoksul çıkan bir insan, akşamleyin sürüyü önüne katıp gelince, tabii büyük bir olay, herkes hayretler içinde kalmış. Demişler;

"Bunları nereden buldun, nereden çaldın, nasıl oldu? Böyle bu kadar sürüye nasıl sahip oldun?"

Diyor ki;

"Muhammed-i Mustafâ verdi. Allah'ın Resûlü, Resûlullah verdi. O verince fakir olmaktan korkmayan bir insanın verişiyle veriyor."

Evet, burada esrâr-ı ilâhiyeden bir ilâhî sır ortaya çıkıyor ki; Allahu Teâlâ hazretlerine imanı çok kuvvetli olan, en cömert olur. Çünkü cömertlik yaptıkça Allah'ın yerine daha fazlasını vereceğini bilir. İmanının gereği olarak cimrilik yapmaz, elini kapatmaz, Allah için verir. Allah için verdikçe de Allahu Teâlâ hazretleri ona daha çok verir. Bu bir ilâhî sırdır. Bilen bilir, bilmeyen cimrilik yapar. Cimrilik yaptığı malına da sağdan soldan telef gelir. Çünkü Allah'ın vazifelendirdiği gökte bir melek vardır; Allahümme a'tı munfikan halefen ve a'tı mümsiken telefen "Yâ Rabbi, cömertlik yapana, malına, kat kat fazla verdiğinden fazlasını ihsan eyle, malı daha çoğalsın. Cimrilik yapanın da malını telef et, ona telef ver, malı azalsın. Cimrilik yaptı 'Param, malım mülküm azalmasın.' diye ama sen onu azalt." diye dua edermiş. Tabii Allah da öyle yapar. O bakımdan cimrilik iyi değil, cömertlik iyi.

İşte bu misallerde de görüldüğü gibi Efendimiz ashabına her şeyini verirdi. Yanına ne gelirse; yığınla altın gelse bir sofranın üstüne döktürürdü, avuç avuç dağıtırdı. Toplumuna hizmet olsun, ikram olsun diye etrafındaki fukarâ-yı sâbirîne, ashâb-ı kirâma hepsini dağıtırdı. Sabah geleni akşama yanında tutmazdı, akşama kadar bitirirdi. Akşam geleni sabaha yanına çıkartmazdı, geceleyin dağıtır, böylece yarının endişesini taşımadığını, yarının rızkını da Allah'ın kendisine vereceğine kâni olduğunu gösterirdi.

Demek ki en cömert, Allahu Teâlâ hazretleridir. Lâ şek ve lâ red böyledir. Ondan sonra da insanoğullarının, Âdemoğulları'nın, Hz. Âdem'in neslinden türemiş olan şu insan cinsinin en cömerdi de eşref-i mahlûkat, Ekrem-i Rusül, Eşrefü'l-mürselîn olan Peygamber Efendimiz. Peygamber Efendimiz'in bu hadisindeki ikinci hüküm bu.

Üçüncüsü:

Ve ecvedühüm min ba'dî. "Âdemoğulları'nın benden sonra en cömerdi." Racülün alime ilmen fe-neşere ilmehû. "Bir adamdır ki ilimleri öğrendi ve öğrendiği ilimleri halka yaydı, öğretti." Yub'asü yevme'l-kıyâmeti ümmeten vahdehû "O kadar kıymetlidir ki kıyamet günü, ba'su ba'de'l-mevt olduğu zaman, kabirden kalktığı zaman o kimse başlı başına bir ümmet olarak ba's olunur."

Yani çok özel bir kişilik, çok değerli bir kişilik. Özel muamele yapılıyor. Yığınların içinde itişe kakışa değil, "Özel bir ümmet olarak ba's olunur." diyor.

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri onlardan eylesin. Sizleri de, yetiştirdiğiniz çocukları da böyle alimlerden eylesin. Yani İslâm'ı bilen, İslâm'ı öğreten, İslâm'ı öğretmek için her türlü gayreti gösteren, gece gündüz demeyip İslâmî ilimleri, hadisi, tefsiri, fıkhı, kelâmı, akaidi, her neyse yani, miras hukukunu vesaireyi isteyenlerden ilmi esirgememek lazım, öğretmek lazım.

Allah rahmet eylesin, Fatih Camii'nde çok mücahit, çok değerli bir Hüsrev Hoca vardı. O Hüsrev Hoca, mübarek, gece gündüz ilim neşrederdi. İslâmî ilimlerin okutulmadığı, yasak olduğu, İmam-Hatip okullarının olmadığı, muhasaralı devrede okuturdu. Onu anlatanlar diyorlar ki;

"Mübareğe bir grup öğrenci gelmiş, demişler ki; 'Hocam biz de ilim öğrenmek istiyoruz ama ailevî durumumuzdan, iş durumumuzdan dolayı hiç vaktimiz müsait değil; ancak geceleyin, seher vaktinde gelebiliriz. Gelelim mi?' 'Buyurun gelin.' demiş."

Yani sabahtan akşama kadar ilim öğretiyor, gece uyku uyuyacak ama o zaman ötekiler bir şey öğrenmek istiyorlar, başka zamanları yok; onlara da "Gelin.' diye buyurmuş."

Çok kimseleri yetiştirmiş. Herkes memnun. Hatta çok meşhur kimselerden, siyasîlerden de onun meclislerine gidip onun ilmini öğrenen insanlar var, isimlerini biliyoruz. Bir de Diyanet İşleri Başkanlığı'nda yüksek mevkilere çıkmış bir tanıdığımız vardı, o da anlattı.

"Hüsrev Hoca müteşeyyıhlara, yani şeyhlik taslayanlara kızardı ama beni bizzat elimden tuttu…"

Bizim dergâha getirmiş, hocalarımıza teslim etmiş.

O da sahteyle hakikiyi iyi ayırdığını gösteriyor.

Demek ki Peygamber Efendimiz'den sonra insanların en cömerdi kimmiş?

İslâmî ilimleri güzelce öğrendikten sonra o ilmini insanlar arasında yaymaya çalışan kişiymiş. Kıyamet gününde tek başına bir ümmet olarak haşrolunacakmış, ne kadar güzel!

Biz kendimiz eğer ilimde bu kadar bir pâye elde edemediysek, çocuklarımızı öyle yetiştirmeye çalışalım. Din hürriyetinin en önemli unsurlarından, tezahürlerinden birisi, yani bir yerde din hürriyeti var mı yok mu, bunun en belirgin özelliklerinden birisi; dinî ilimlerin yayılmasının, öğretilmesinin serbest olmasıdır. Hocalar öğretebilir, isteyen öğretebilir, isteyen dinleyebilir.

Geçtiğimiz yaz aylarında Amerikan yönetimi bir genelge yayınladı.

"Herkes dinî inancında hürdür, serbesttir. Bu inancını takip edebilir. İnancına göre giyinebilir. Başını örtebilir. Sakal bırakabilir. Masasının üstünde dinî kitabı, Kur'ân-ı Kerîm bulunabilir. Ve dinî kitabını başkalarına telkin edebilir."

Mesela bir kimse "İslâm iyidir, gelin müslüman olun." dese suç olmaz. Çünkü onun hakkıdır, doğru bildiği şeyi başkasına anlatma hakkı vardır, diye Amerika'da kanun çıktı. Ben de arkadaşlara dedim ki;

"Bunu biz gazetelerden okuduk, Amerika'ya geldiğimiz zaman da siz söylediniz. Şunun İngilizcesini resmî, damgalı, mühürlü, antetli, başlıklı kâğıdıyla bize temin edin de dergilerimizde neşredelim, herkes hakikat olduğunu, -Başkan Clinton'ın imzasıyla- gerçek bir belge olduğunu anlasın."

Demek ki en cömert Allah'tır, bir. "En cömert Allah'tır. En cömert Allah'tır. En cömert Allah'tır. Âdemoğulları'nın en cömerdi de benim."

Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem "Benim" diyor, kendisini söylüyor. Peygamber Efendimiz'dir.

Peygamber Efendimiz'den sonra da insanların en cömerdi kimdir?

İslâmî ilimleri öğrenen, alim olan, sonra da öğrendiğini anlatandır. İşte bu ilmin bu kıymetinden dolayı elhamdülillah biz ne yaptık?

İlk önce camide vaazlar veriyorduk. Camide vaaz verirken cami, avlular dolup taşıyordu. Camiyi sekiz misli, on misli büyüttük ama yine kalabalık diz üstünde, izdihamlı bir şekilde dinliyorlardı.

Sonra ne yapalım dedik?

"Dergi çıkartalım." dedik. Dergilerimizi çıkarttık. İslâm dergisi, Kadın-Aile dergisi, İlim-Sanat dergisi, Panzehir dergisi, Gül-Çocuk dergisi. İşte bunlar elhamdülillah Türkiye'nin yüzünün akı, yıllardır başarıyla neşriyat yapıyorlar. Baskısı güzel, yazıları güzel. Takdir topluyorlar, dua alıyorlar, sevap kazanıyorlar.

Sonra ne yaptık?

Dergiler ayda bir insanların eline geçiyor diye, radyo yayınına başladık. Elhamdülillah radyolarımız ödül alıyor.

İlmin neşri önemli. Bilecek, neşredecek, herkes öğrenecek. Edebi, ahlâkı, dürüstlüğü, âyetleri, hadisleri, sevabı, günahı öğrenecek. İyi şeyleri yapacak, iyi insan olacak. Bu çok önemli.

Allahu Teâlâ hazretleri hepimizi bu hususta gayretli eylesin.

Hadîs-i şerîfin sonunda da buyuruyor ki Efendimiz;

Ve racülün câde bi-nefsihî fî sebîlillâhi hattâ yuktele. "Bir de şu adamdır ki -yani alimi önde saydı- bu en cömert kimse, kendi bedeniyle cömertlik yaptı. Yani kendi bedenini ortaya koydu, Allah yolunda kendisini kurban etti. Şehit oluncaya kadar düşmanlarla çarpıştı." diyor Peygamber Efendimiz.

Demek ki şehidi alimden sonra sıraladı, sıraya koydu.

En cömert Allah'tır, en cömert Allah'tır, en cömert Allah'tır. Âmennâ ve saddaknâ. Ondan sonra kendisi için "Âdemoğulları'nın en cömerdi benim." dedi. Tabii Peygamber Efendimiz'dir, âmennâ ve saddaknâ, öyledir. Ondan sonra en cömert, ilim öğretip ilmini dağıtan, neşreden, öğreten kimsedir. Kıyamet günü de başlı başına bir ümmet muamelesi görecek. Öyle iltifata mazhar olacak.

Ne mutlu öyle alim olanlara! Ne mutlu öyle alim evlatlar yetiştiren babalara, annelere, toplumlara!

Bir de, "Kendi nefsini kurban edip kendi nefsini cömertçe harcayan, Allah yolunda öldürülünceye kadar, şehit oluncaya kadar çarpışan mücahit kişidir." diye söyledi. Bu da cömertlerin, cömertliğin bir çeşidi; canını veriyor çünkü...

Cömertlik kaç çeşittir?

Üç çeşittir. Ya parası vardır; parasını verir, cüzdanını açar, külliyetle bir para verir, fakiri sevindirir. "Allah razı olsun. Bu parayı alınca ben şimdi şöyle yapacağım, böyle yapacağım. Kömürümü alacağım, kışın ayazından kurtulacağım. Gıdamı alacağım, açlıktan kurtulacağım. Elbise alacağım, soğukta üşümekten kurtulacağım." Buna "mal cömertliği" derler, güzel bir cömertlik.

Bazılarının parası olmaz ama hizmete koşturur. Öyle kardeşlerimiz var ki arabası var, kendisi arabayı kullanıyor, hanımı da iyi bir hanım, Allah selamet versin, hanımını arabasına alıyor, nereden bir istek olursa oraya gidiyor, İslâm'ı anlatıyor. Şu kasaba, bu şehir, uzak yakın demeden beyi şoförlük yapıyor, hanım da oraya gidiyor. Hanımlar arası toplantılar, güzel hatim toplantıları, güzel vaazlar, çalışmalar oluyor. Ne kadar güzel...

Bu da nedir?

Bedenen hizmettir. Bazıları böyle şoförlük yapıyor, bazısı caminin maddî işlerini yapıyor, bazısı İslâmî bazı işlerde koşturuyor. Tamam, koşturmaca, buna da "ten cömertliği" derler.

Mal cömertliği, ten cömertliği…

Bir de bu hadîs-i şerîfte en son olarak işaret buyurulan nedir?

Canını vermek. Buna da "can cömertliği" derler.

Demek ki bu dördüncüsü can cömerdidir, "en cömert insan" diye Peygamber Efendimiz bildirmiş. Ama kendisinden sonra, bu şehitten önce alimi bildiriyor. Çünkü alim olmazsa, ilim olmazsa, İslâmî ilimler öğretilmezse İslâm söner.

Peygamber Efendimiz el-İlmü hayâtü'l-İslâm buyuruyor. "İlim İslâm'ın hayatıdır."

İlmin musluklarını kapatırsanız, ilmin yollarını tıkarsanız, alimleri susturursanız, ilim öğretilen müesseseleri yıkarsanız İslâm ölür.

Bazıları İslâm ölsün diye bazı ülkelerde böyle yapmak istiyor ama Allah'la savaşıyor. Allahu Teâlâ hazretleri elbet böyle yanlış hareket edenlerin tabii bu yanlışlıklarından dolayı dünyada, âhirette cezalarını verir.

Ama biz ne yapacağız?

Çocuklarımızı dinî yönden, dünyevî yönden bilgili yetiştirmeye gayret edeceğiz.

Duydukça ne kadar seviniyorum; filanca üniversitenin bu seneki birincisi başörtülü filanca kızımız.

Elhamdülillah!

Bak ne kadar ciddi çalışmış, elhamdülillah müslümanların yüzünü ağartıyor. İmanlı olduğu için ne kadar güzel başarı sağlamış. Seviniyoruz.

Tıpta uzmanlık sınavı oluyor, bakıyoruz bir dindar kardeşimiz, ihvanımızdan bir kardeşimiz birinci oluvermiş. Seviniyoruz. Elhamdülillah, işte müslüman böyle dünyevî işleri de başarı ile kazanır.

Bakıyorsunuz kardeşlerimiz uluslar arası yarışlarda derece kazanıveriyor. Ötekiler haylazlık yaparken, futbol peşinde dersleri ihmal ederken, okuldan kaçarken... Hatta ben duydum; eroin kullanmak, esrar kullanmak kötü itiyatları kötü insanlar liselere, ortaokullara indirmeye çalışıyorlarmış. Çocuklarının böyle aldatıldığına, uyuşturucuya alıştırıldığına dair birçok aileden şikâyetler geliyormuş.

Tabii bizim milletimizi sevmeyenler bizim nesillerimizi bozmaya çalışıyorlar. Biz de elhamdülillah nesillerimizi ecdada layık, pırıl pırıl, sapasağlam insanlar olarak yetiştirmek istiyoruz. Onun için sigara içildiği zaman bile ben hoşlanmıyorum ve açıkça söylüyorum. Diyorum ki: "Bakın, sigarayla ciğerinizi mahvediyorsunuz. Bu sıhhat, bu beden size emanet. Ne olur bunu içmeyin!" diye arkadaşlara söylüyorum.

Bu güzel hadîs-i şerîfi aklınızda iyi tutun. En cömert Allah'tır. Allah'a şükrünüzü güzel yapın. Allah'ın size verdiği nimetlerin kadrini kıymetini bilin, şükrünü eda edin. Şükrün en güzel fiilî şekli, ibadet yapmaktır. Yani insan şükredecek, Allah'a kulluğu güzel yapmaya devam ederse fiilen şükrediyor demektir. Söz olarak da Elhamdülillah, eş-şükrü lillah demek iyidir ama asıl şükür, Allah'ın nimetlerini yiyip O'na güzel kulluk etmektir. Yiyip yiyip de isyan etmek şükürsüzlüktür. Onun için isyan etmemeye, Allah'ın o cömertliğine karşılık biz de güzel kulluk yapmaya çalışacağız. Bu bir.

Peygamber Efendimiz de Âdemoğulları'nın en cömerdi olduğunu beyan buyuruyor.

Biz de onun ümmeti olduğumuzdan, onun sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarıldığımızdan, ne yapacağız?

Biz de cömert olacağız. Allah yolunda ilim irfan için, güzellikler çoğalsın diye, müslümanlara hizmet olsun diye kesenin ağzını açacağız, bol bol hayır yapacağız, cömertlik yapacağız. Peygamber Efendimiz'in yolundan yürüyeceğiz. Ondan sonra kendimizi ve çocuklarımızı alim yetiştirmeye gayret edeceğiz. Peygamber Efendimiz'den sonra en cömert alimlerdir, diye rütbe onlara geliyor.

Ondan sonra da eğer birtakım insanlar, birtakım devletler istiklalimize, istikbalimize kastediyorsa onlara karşı da sapasağlam duracağız. Harp meydanından, savaş meydanından kaçmayız. Allah yolunda can feda etmekten çekinmeyiz. Askere seve seve gideriz. Şehitliğe gül bahçesine girer gibi güle oynaya gideriz. Vazifelerimizi aşk ile, şevk ile yaparız. "Askerlik kışlasında bir saat daha fazla durmak bizim için daha çok sevap kazanma vesilesidir." deriz. "Allah yolunda nöbet tutan insanın gözüne cehennem ateşi değmez." diye aşk ile, şevk ile nöbet vazifelerimizi alırız. Ben askerlikte böyle dindar kardeşleri hatırlıyorum. Başkaları nöbetten kaçmak isterlerdi, bunlar nöbet almak isterlerdi, "Daha çok nöbet tutayım da daha çok sevap kazanayım." diye.

Çocuklarımızı ve kendimizi bu hadîs-i şerîflere göre güzel yetiştirmeye dikkat edelim. Birinci hadîs-i şerîf bu.

Sevgili kardeşlerim.

Üç hadîs-i şerîf okuyacağım diye düşünüyorum her konuşmamda. Onun için aynı sayfadan iki hadîs-i şerîf daha okuyorum.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Elâ uhbiruküm bi-hayrıküm min şerriküm? Hayriküm men yurcâ hayruhû ve yu'menü şerruhû ve şerriküm men lâ yurcâ hayruhû ve yu'menü şerruhû.

Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel gibi iki sağlam kaynak, hasen ve sahih hadîs-i şerîf diye de taltif etmişler, bu hadîs-i şerîfin sağlam olduğunu beyan buyurmuşlar. Ebû Hüreyre radıyallahu anh Peygamber Efendimiz'den rivâyet eylemiş. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;

Elâ uhbiruküm bi-hayrıküm min şerriküm? "Sizin şerriniz, en kötünüz kim, en iyiniz kim, size haber vereyim mi? Dikkat edin, gözünüzü açın, pür-dikkat mütenebbih olun ki size bu konuda bilgi vereceğim. Sizin en hayırlınız kim, en şerliniz, en kötünüz kim, size bildireceğim."

Hayruküm. "Sizin en hayırlınız." Men yurcâ hayruhû ve yu'menü şerruhû. "Kendisinden hayır beklenen, hayrı umulan, şerrinden emin olunan."

"Bunun bize zararı dokunmaz, bu hayırlı insandır, güvenilir insandır." diye hayrı beklenir, şerrinden emin olunur. Yani "Bu adam böyle yapmaz, iyi adamdır." denilir. Bu en hayırlı insan. Herkese sorduğu zaman;

"Bu nasıl adamdır? Bunu tezgâhtar, kasiyer alayım mı? Kasama oturtayım mı?"

"Tamam oturtabilirsin, bu haram lokma yemez. Hayırlı bir insandır, kötülük yapmaz."

İşte böyle olursa bir insan... Tabii bu kasiyer meselesini ben bir misal olarak söyledim, hadîs-i şerîfte yok. Hayrı tahmin ediliyor, şerri yoktur diye düşünülüyor. Bu insan en hayırlıdır. Etrafta bu izlenimi uyandıracak bir hayat geçirmiş, alnı açık, kalbi temiz, işleri dürüst, kimseye hıyanet etmez, kimseyi aldatmaz, doğruluktan ayrılmaz, hiçbir güçlükten yılmaz; ne kadar güzel... İşte en hayırlısı budur.

İnsanların en kötüsü, en şerlisi kimdir?

Şerriküm men lâ yurcâ hayruhû ve yu'menü şerruhû. "Kendisinden bir hayır umulmayan..." "O adam hayır yapmaz ya, kesinlikle..." diye hayır umulmayan ama şerrinden korkulan kimsedir.

"Hiç güvenilmez o adama, her türlü kötülüğü yapabilir. Bir hayır çıkmaz, dikkatli olmak lazım. Aman Allah saklasın, bir anda çok kötülük yapabilir." denilen insan kötüdür. Çünkü halkın sesi, Hakk'ın sesidir. Çevresi, komşuları, halk onun hakkında o hükme varmışlarsa, birtakım izlenimlerden, ipuçlarından, acı tecrübelerden sonra oraya ulaşmışlardır. "Bu adamda hayır yok, bundan hayır çıkmaz ama tehlikedir, şerri var. Sen onun yüzünün güldüğüne bakma, iltifat ettiğine bakma. Aman kardeşim, onunla iş yapma. Aman kardeşim, dikkatli olun." deniliyorsa bir kimse hakkında, tamam o adam kötüdür.

Neden?

İyi bir izlenim bırakmamış. Mâzisinden, istikbalinin ne tarafa doğru gideceği belli.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi dürüst, güvenilir, hayrı umulur, şerri olmaz diye düşünülen insanlardan eylesin. Herkese faydalı olmayı nasip eylesin.

Üçüncü hadîs-i şerîfe geçiyorum, aynı sayfada, bunun altında;

Elâ uhbiruküm bi-hayri'n-nâsi ve şerri'n-nâsi? İnne min hayri'n-nâsi racülen amile fî sebîlillâhi alâ zahri feresihî ev alâ zahri baîrihî ev alâ kademeyhi hattâ ye'tiyehu'l-mevtü ve inne min şerri'n-nâsi racülen fâciren cerîen yakrau kitâba'llâhi lâ yer'avî ila şey'in minhü.

Ebû Said el-Hudrî'den, Ahmed b. Hanbel'de, Neseî'de ve daha başka kaynaklarda rivâyet edilen bir hadîs-i şerîf.

İlk cümleyi "Size insanların en hayırlısı kimdir, en şerlisi kimdir, haber vereyim mi?" diye terceme edebiliriz. Ya da "İnsanların en hayırlısını haber veriyorum, dikkatli olun, gözünüzü açın, mütenebbih olun. İnsanların en hayırlısını, en şerlisini şimdi size anlatacağım, beni iyi dinleyin." demek olabilir.

İnne min hayri'n-nâsi. "İnsanların en hayırlısı olan insanlar..."

Tabii çeşitli hayırlı insanlar olabilir. Misal olsun diye...

İnne min hayri'n-nâsi racülen. "Bir adam ki." Amile fî sebîlillâhi. "Allah yolunda iş gördü." Alâ zahri feresihî. "Atının sırtında." Ev alâ zahri baîrihî. "Yahut devesinin sırtında." Ev alâ kademeyhi. "Yahut yaya, iki ayağının üstünde fî sebîlillâh iş yaptı. " Hattâ ye'tiyehu'l-mevtü. "Ölüm gelinceye kadar."

Buradan ilk anlaşılan, cihattır. Demek ki atına veya devesine biniyor veyahut yaya olarak fî sebîlillâh cihat eden en hayırlı insanlardandır, demek olabilir. Tabii hayırlı işler sadece cihat değildir; ilim öğrenmek, öğretmek de cihattır. İnsanlara faydalı olmaya çalışmak da Allah yolundadır. Hacca, umreye gitmek de Allah yoludur. Bu ifade bunların hepsine birden şâmil olabilir, hepsini kapsayabilir.

Allah yolunda iş görüyor, nasıl?

Ata binerek, deveye binerek veya yaya olarak koşturuyor, ölüm gelinceye kadar... Hayırlı işlerin çeşitleri çoktur. Herhangi birisini yaparak...

İnsanların en şerlisi kimdir?

"Öyle bir adam ki racülen fâciren fısk u fücurla, günahla vakit geçiren." Ceriyyen. "Küstah, cüretkâr."

Cerî, "küstah ve cüretkâr-pervasız" demek.

Fâcir, facirliği yapmaktan da korkmuyor, açıkça, pervasız fısk u fücûrunu, günahını işlemekten çekinmiyor. Arsız, yüzsüz bir kimse.

Hattâ yakrau kitâba'llâhi. "Allah'ın kitabını da belki biliyor, okuyor ama..." Lâ yer'avî ilâ şey'in minhü. "Kendisini bu Kur'an'ın ahkâmından, buyruklarından hiçbirisine uydurmaz, onları icra etmez."

Evet, bazı insanlar Kur'ân-ı Kerîm'i okurlar. Kimisi ölüsüne okuyor, kimisi öylesine okuyor, mânasını düşünmeden... Kur'ân-ı Kerîm'in içinde ahkâm var. Orada yazılı emirler, Allah'ın emirleri. Allahu Teâlâ hazretleri "Yalan söylemeyin. Hırsızlık yapmayın. Zina etmeyin. Faiz yemeyin. Sömürmeyin. Dedikodu etmeyin. Çekiştirmeyin..."

Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretlerinin bir sürü emirleri var. İnsanlara hayat veren, toplumlara can veren, toplumları güçlendiren, insanların dünya ve âhiretinin saadetini sağlayan, evinde saadetini sağlayan, hatta vücudunda sıhhatini sağlayan emirler var. Her yönden faydalı; kişisel olarak faydalı, toplumsal olarak faydalı, dünyevî bakımdan faydalı, uhrevî bakımdan faydalı. Onlara uymak lazım. Okuyor veya kendisine söyleniyor ama hiçbir şeye yanaşmıyor. Hiç Allah'ın emirlerini tutmuyor. "İşte bu da insanın en şerlisidir." diye bildirmiş.

Aziz ve muhterem kardeşlerim.

Elhamdülillah müslüman değil miyiz?

Elhamdülillah müslümanız. Ben Türkiye'de İslâm'ı inkâr eden, "Ben müslüman değilim." diyecek bir insan çok azdır diye düşünüyorum. Belki bazı insanlar vardır, belki yoktur. Yani en kötüsü bile yine elhamdülillah, Allah'ın varlığına ve İslâm'ın hak din olduğuna inanır. Kur'ân-ı Kerîm'in Allah kelamı olduğunu bilir. Resûlullah'ın Allah elçisi olduğunu bilir. Çok büyük çoğunluk böyle.

Yalnız bu müslümanlar, elhamdülillah müslüman da, İslâm'ı bilmiyorlar. Kur'ân-ı Kerîm'i seviyorlar, öpüp başlarına koyuyorlar. Hepsinin evinde Kur'ân-ı Kerîm var. Birisi vefat ettiği zaman Kur'an okurlar, hoca çağırırlar. Evlenecekleri zaman "Aman dinî nikâh olsun." diye merasim yaparlar. Bunlar hep imanın alameti, güzel fakat Kur'ân-ı Kerîm'deki Allah'ın emirlerine veyahut da Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerine...

Hadîs-i şerîfler nedir?

Allah'ın emirleridir. Peygamber Efendimiz Allah'tan aldığı bilgilerle peygamberlik yapıyor. Söylediği sözler hak sözlerdir.

İşte onları dinlemesi lazım.

Maalesef bazı insanlar İslâm'ı çok âfakî, çok kat'î, çok yüzeysel, çok ibtidâî, basit bir şekilde algılıyorlar, anlıyorlar. "Hem günaha devam hem İslâm'a devam" gibi iki zıt işi beraber yapmak istiyorlar. Olmaz. İyi müslüman olmak lazım. Tam müslüman olmak lazım. Bir öyle, bir öyle olmamak lazım. Dönmemek lazım. Cenâb-ı Hakk'a söz verdikten sonra doğruluktan, dürüstlükten ayrılmamak lazım. Çünkü İslâm iki cihan saadetinin kaynağıdır. İslâm'a dört elle sarılmak lazım.

Allahu Teâlâ hazretleri mücahit kardeşlerimizi uyarsın, uyandırsın; alim, bilgili, ihlâslı müslüman eylesin. Bilenlere de bildiklerini uygulamak nasip eylesin. Allah'ın rızasını kazanmak nasip eylesin. Dileriz ki doğru inanç, hak din bütün cihana hâkim olsun. Herkes Allah'a güzel kulluk etsin. Sömürme, öldürme, fitne, fesat, savaş, gözyaşı kalmasın. Tüm âlem-i İslâm, bütün insanlık âlemi keşke bu güzel hallere sahip olsalar da mutlu bahtiyar olsalar. Temennimiz budur. Allahu Teâlâ hazretleri bizi uyanık müslümanlardan eylesin. İslâm'ı güzel uygulamayı, çoluk çocuğumuzu da güzel müslüman yetiştirmeyi bizlere nasip eylesin.

Sayfa Başı