M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Evlatlarımızın İyi Yetişmesi İçin Her Türlü Fedakârlığı Yapalım

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Cumanız mübarek olsun. Allahu Teâlâ hazretleri sizi lütfuna erdirsin, rahmetine daldırsın, iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.

Bir arkadaşın misafiriyiz, onun hanesindeyiz. Onun besmeleyle sağ eliyle açtığı sayfadan karşımıza gelen birinci hadîs-i şerîfi okumaya başlıyoruz:

Taberânî'nin Abdurrahman b. Dâhin'den -veya İbn Delhem'den- rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuşlar:

Lâ tes'eli'n-nâse şey'en ve leke'l-cennetü lâ tağdab ve leke'l-cennetü istağfiri'llâhe fi'l-yevmi seb'îne merreten kable-en-tağribe'ş-şemsü yuğferu leke seb'îne âmen. Kâle: Leyse lî zenbü seb'îne âmen? Kâle: Fe-li-ebîke. Kâle: Leyse li-ebî zenbü seb'îne âmen? Kâle: Fe-li-ehl-i beytike. Kâle: Leyse li-ehl-i beyti? Kâle: Fe-li-cîrânike.

Sadaka Resûlullah fî-mâ-kâl ev ke-mâ-kâl.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem muhatabına buyurmuş:

Lâ tes'eli'n-nâse şey'en ve leke'l-cennetü. "İnsanlardan bir şey dilenme, isteme, talep etme; sana cennet var. Dilencilik yapmazsan bir şey istemezsen sana cennet var." Lâ tağdab ve leke'l-cennetü. "Kızma, gazaplanma, sinirlenme, sakin olmayı öğren; sana cennet var, cennetlik olursun." İstağfiri'llâhe fi'l-yevmi seb'îne merreten. "Bir günde, 70 defa estağfirullah diye istiğfar eyle, Allah'tan afv u mağfiret talep eyle." Kable- tağribe'ş-şemsü. "Güneş batmadan evvel." Yuğferu leke seb'îne âmen. "Böyle yaparsan 70 yıllık hataların, günahların mağfiret olunur, affolunur." Kâle: Leyse lî zenbü seb'îne âmen. Onun üzerine o kimse belki yaşı küçük olduğundan demiş ki "Benim 70 yıllık günahım yok." Kâle: Fe-li-ebîke. "O zaman babanın günahları da affolunur." Kâle: Leyse li-ebî zenbü seb'îne âmen. "Babamın da 70 yıllık günahı yoksa." dedi. Kâle: Fe-li-ehl-i beytike. "Aile fertleri, evinde barındırdığın kimlerse onların günahları mağfiret olunur." dedi. Kâle: Leyse li-ehl-i beytî. "Benim ehl-i beytimin de o kadar günahı yoksa." dedi. Kâle: Fe-li-cîrânik. "O zaman komşularınınki de affolunur." buyurdu.

Şimdi bu sözleri izah edelim:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ashabını çalışmaya teşvik etmiştir. Helal kazanmayı tavsiye buyurmuştur. Hatta el açıp isteyenlere demiştir ki:

"Git bir ip al. Git çölden, dağdan odun parçaları topla, bu ipe sar, sırtına vur, pazara getir, sat!"

O da öyle yapmıştır. Ondan sonra, kimseden bir şey istememiştir. Hatta Peygamber Efendimiz; "Bir şey istemeyin." diye çok tavsiye buyurduğu için sahâbe-i kirâm istememeye, bu tavsiyeyi tutmaya çok ihtimam gösterirlermiş.

Devesinin üstünde iken sahabeden birisinin eğer kamçısı yere düşse "Kardeşim! Şu kamçıyı bana alıver, uzatıver!" diye, onu bile istemezlermiş. "Kendi işini kendisi görmek, kimseye yük olmamak, kimseden bir şey istememek, talep etmemek" hususuna dikkat ederlermiş.

Hakikaten hayatlarında sünnet-i seniyyeyi tam uygulamak isteyen, salih, ârif, kâmil evliyâullah büyüklerimiz de böyle tavsiye etmişlerdir. Peygamber Efendimiz'in bu tavsiyesini, kendilerinden ilim irfan öğrenenlere nakletmişlerdir:

Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır.

Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır.

"Dost olmak var, arkadaş olmak var ama yük olmak, bir şey istemek, onun bunun sırtından geçinmek yok!" mânasına.

Daha önceki konuşmalarımda bu şiirden bahsetmiştim, şimdi "yeri geldi" diye yine söylüyorum. Demek ki Efendimiz'in tavsiye buyurduğu; kişinin kimseye yük olmaması, ihtiyaçlarını kendisinin görmesi güzel bir şeydir. Herkes kendi elinin emeğini yerse kimseye yük olmamaya çalışırsa üzerine kul hakkı geçirmemeye gayret ederse güzel olur. Aksine bilakis hatta daha fazlasıyla diyelim, kendisi fazla kazanır da başkalarına ikram ederse cömertlik ederse daha güzel olur.

Mesela İbrahim b. Edhem Efendimiz, Belh padişahı iken vazifeden ayrılmış, tasavvuf yoluna girmiş, Allah'ın sevgili kulu olmuş. Meşhur evliyâullah arasında, ismi herkesin dilinden düşmeyen, İbrahim-i Edhem veya İbrahim b. Edhem denilen o büyüğümüz, gündüz çalışırmış, işçilik amelelik yapar, kazancını sağlarmış. Ondan sonra onunla yiyecek içecek alırmış, arkadaşlarıyla kaldığı ribata, tekkeye veya hana, mekâna o yiyecekleri getirirmiş; "Buyurun, yiyin." dermiş.

Akşama kadar çalışıyor; kimseye yük olmuyor, iş üretiyor; bir.

İkincisi bu kazandığıyla yiyecek içecek, ihtiyaç maddelerini alıyor, başka kardeşlerine, komşularına, oda arkadaşlarına, ribat arkadaşlarına ikram ediyor.

Ne kadar güzel!

Asıl tasavvuf, asıl güzel Müslümanlık bu. Mümkün olduğu kadar başkasına iyilik yapmak ve yük olmamak gerekiyor.

İkinci cümlesi lâ tağdab ve leke'l-cennet. Efendimiz muhatabına ikinci bir öğüt de veriyor:

"Kızma, gazaplanma, sinirlenme; o zaman da cennetlik olursun. Kızmazsan cennet senin olur, sana cennet var." diyor.

Efendimiz'in bu tavsiyesi de birçok kimseye yaptığı bir tavsiyedir. Hatta bir zât Peygamber Efendimiz'e;

"Bana öğüt ver yâ Resûlallah!" diye nasihat istemiş. Ona;

Lâ tağdab; "Sinirlenme, gazaplanma!" buyurmuş.

"Başka bir öğüt daha ver!" demiş. İstiyor ki çeşitlendirsin, öğütlerini çoğaltsın.

Efendimiz yine; lâ tağdab demiş.

Bir başka öğüt daha istemiş. Üçüncü sefer Efendimiz yine; lâ tağdab buyurmuş. Kızmamak çok önemli. İnsanın nefsine hâkim olması, sinirine hâkim olması, öfkesini tutabilmesi, sakin olabilmesi çok önemli.

Âyet-i kerîmede de;

Ve'l-kâzimîne'l-gayz. "Gayzını, kinini, düşmanlığını yutup ondan vazgeçen" diye buna benzer bir vasıf, müttakî kullar için beyan ediliyor. Bu gazap, öfkelenmek, zaman zaman hepimizin başına gelen, hepimize ârız olan bir hâldir, hâlettir. Karşılaştığımız, istemediğimiz bir olaydan dolayı canımızı sıkan bir olaydan dolayı öfkeleniriz, gazaplanırız.

Ne yapmak lazım, ne tavsiye ediliyor?

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl olmamızı emir buyuruyor?

"Sakin olmamızı, sinirlenmememizi, vakur bir şekilde meseleyi serinkanlılıkla mütalaa etmemizi" tavsiye buyuruyor.

Bu "sinirlenmemek, öfkelenmemek" vasfı çok güzel bir vasıftır. Bazı tasavvuf yollarında ana esaslardan bir tanesi "öfkelenmemek, gazaplanmamak" diye bir madde olarak, ayrıca beyan edilmiştir.

Siz de kendinize dikkat edin ve sinirlendiğiniz zamanlarda Peygamber Efendimiz'e salât u selâm getirin. Bu hadîs-i şerîfin bu cümlesini hatırlayın, Efendimiz'in tavsiyelerini hatırlayın, sinirlenmeyin, kendinizi tutun!

Sinirlendiğiniz zaman ayakta iseniz mümkünse oturun veyahut gidin, abdest alın, abdest tazeleyin veyahut camın önüne gidin, derin nefes alın. Böylece öfkenizin, sinirinizin tam patladığı sırada fevri bir hareket yapmayın! Çünkü dedelerimiz atasözü olarak güzel söylemişlerdir:

"Öfkeyle kalkan, zararla oturur."

İnsan sinirlenip bir kalktı mı dengeli hareket etmez, mantıklı hareket etmez, camı çerçeveyi kırar. Masayı, bardağı, tabağı, sandalyeyi kırar. Ondan sonra da pişman olur, zarar olur. Ondan sonra da, "Ben bunu neden yaptım?" der. Bu öfke şeytandandır. Onun için insanın kendisine hâkim olması lazım. Meseleyi serinkanlı düşünmeye alışması lazım.

Efendimiz'in üçüncü tavsiyesi, zikir:

İstağfiri'llâhe fi'l-yevmi seb'îne merreten. "Bir günde 70 defa estağfirullah de."

Ne zaman?

Zamanını da beyan buyuruyor:

Kable-en-tağribe'ş-şemsü. "Güneş batmadan evvel."

Demek ki Peygamber Efendimiz ikindiden sonra 70 defa istiğfar eylemesini, tevbe eylemesini tavsiye ediyor. Mükâfatını da beyan buyuruyor:

Yuğferu leke seb'îne âmen. "70 yıllık günahın böylece affolunur."

İkindinden akşama kadar olan vakit, asr zamanı, çok önemli bir zamandır. Günün sonudur, bittiği zamandır. İslâmî mantığa göre zamanı, saati bölümlendirmeye göre, güneşin batmasıyla bir gün biter. Günün bitişi o vakittir. Akşam ezanıyla yeni bir günün zamanı, dakikaları, saniyeleri başlamış olur. Demek ki güneşin batmasıyla, bir gün aramızdan çekilip gidiyor. Giden günü geri getirmek mümkün değil. O gün hayır yaptıysak ne mutlu! Kötülük yaptıysak o da defterimize yazılacak; onun azabı, ikâbı olacak.

Onun için akşama doğru ibadet etmek, tevbe ve istiğfar eylemek, tazarru ve niyazda bulunmak hadîs-i şerîflerde tavsiye edilmiştir.

Abdülaziz [Bekkine] Hocamız rahmetullahi aleyh bizden önceki ağabeylere anlatırmış:

En bereketli, duaların en güzel olduğu zamanlardan birisi seher vaktidir. Geceleyin kimsenin olmadığı zamandır. Gece, sahur vakti, sabahın olmasına biraz daha vakit var, gecenin sonu. Bu en güzel, sevabın en çok kazanılacağı zamanlardan birisidir. Çünkü Cenâb-ı Hak kullarına seslenir:

"Yok mu benden afv u mağfiret isteyen, afv u mağfiret edeceğim, haydi istesin." diye kendisinin teklif buyurduğu zamandır. Seher vaktinde istiğfar çok önemlidir.

Yunus Emre'mizin dediği gibi:

Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım Mevlâm seni.

"Çağırayım, dua edeyim, zikredeyim." demek.

Seherlerde kuşlar ile

Çağırayım Mevlâm seni.

Gecenin son zamanı oldu mu daha sabah olmadan evvel, kuşlar cıvıldaşmalarını arttırırlar. Sanki kendi dilleriyle tevbe ve istiğfar ediyorlar, tesbih eyliyorlar. Gecenin o vakti çok önemlidir; bir. Dikkat etmek lazım, o vakitte kalkmak lazım. Abdest almak lazım, teheccüd namazı kılmak lazım, tevbe ve istiğfar eylemek lazım.

Güneşin doğduğu zaman çok önemlidir. Sabah namazından sonra, güneşin doğma zamanı, -güneşin doğmasına işrak diyoruz- güneşin Şark'ta ışıklarını dünyaya saçmaya başladığı zaman sabah namazından sonra işrak zamanına kadar zikirle meşgul olmak çok sevaptır. Bir hac ve umre sevabı vaat edilmiştir.

Efendimiz üç defa; "Tam bir hac ve umre sevabı kazanır. Tam bir hac ve umre sevabı kazanır. Tam bir hac ve umre sevabı kazanır." diye buyurmuş. Onun için selef-i sâlihînimiz, evliyâullah büyüklerimiz, bu hadîs-i şerîfe dayanarak, bize sabah namazından sonra camide oturup ilim irfan öğrenip, Evrâd-ı Şerîfe'yi okuyup duaları yapıp kerahat vakti çıkıncaya kadar yani güneş doğup da etrafı biraz aydınlatıncaya kadar güneşin doğmasından yarım saat, 40 dakika, 50 dakika, 1 saat (en az 20-22 dakikadan başlar) geçinceye kadar ibadetle meşgul olup ondan sonra kalkıp iki rekât namaz kılmayı tavsiye etmişlerdir. Buna İşrak namazı denilir. O vakit de çok kıymetli. Duaların kabul olduğu bir zaman…

Üçüncüsü de, işte bu güneşin battığı, günün bittiği zamandır. Burada Peygamber Efendimiz onu tavsiye buyuruyor. Bu da o ikindi vaktinin çok sevaplı olduğunu gösteren hadîs-i şerîflerden biridir. Abdülaziz [Bekkine] Hocamız da kendi duygularına, hissiyatına dayanarak; "Galiba bu daha da tesirli oluyor." dermiş.

Gün batarken, güneş ağır ağır iniyor. O sırada camide, evinde, seccadesinde kişi tazarru ve niyaz ediyor, estağfirullah diyor. "Bu çok etkili, tesirli, faydalı, iyi bir zamandır." diye buyurulmuş; hadîs-i şerîfte de görüyoruz.

Bir insanın 70 yıllık günahı yoksa, o zaman babasının da günahlarının affına vesile oluyor. Babasının o kadar günahı yoksa aile fertlerine faydası oluyor. Onlar mevcut değilse veya günahları yok ise o zaman komşularına bile fayda veriyor.

İyi bir müslümanın bir kere ana babasına faydası var. Ondan sonra ailesine faydası var. Ondan sonra da komşularına faydası var. Onun için en önemli iş, kişileri mü'min-i kâmil halinde yetiştirmektir. Evlatlarımızı böyle tam mü'min olarak yetiştirirsek topluma ne kadar faydalı olacak.

Onun için en büyük yatırımı bu tarafa yapmalıyız. Çocuklarımızı iyi, şuurlu müslüman olarak yetiştirmeye; ne yaptığını, niçin yaptığını bilen, yaptığı işlerin kaynağını Kur'ân-ı Kerîm'den, hadîs-i şerîften öğrenmiş olan, şuurlu olarak yapan müslümanlar olarak yetiştirmeye çalışmalıyız.

Eğer kendimize, hanımımıza, çocuklarımıza eğitimi öne alır ve buna büyük yatırımlar yaparsak toplumumuz kısa zamanda yükselir. Kısa zamanda çok yüksek, çok olgun bir toplum olur. Şikayet edilen rüşvetler, bankaları sömürmeler, aldatmalar, kaçakçılıklar, çetecilikler vesaire bunların hepsi imanın zayıflığından oluyor, Allah'tan korkulmadığı için oluyor. Âhiret mahkemesi hesabı düşünülmediğinden oluyor. İyi insanlar böyle yapmazlar. İyi insanlar Yunus gibi olur, Mevlânâ gibi olur. O sevdiğimiz, mübarek, karıncayı dahi incitmeyen çalışkan insanlar olur.

Evlatlarımızı mü'min-i kâmil yetiştirmek için her türlü tedbiri alalım. Onların iyi yetişmesi için her türlü fedakârlığı yapalım.

İkinci hadîs-i şerîf; İbn Asâkir'den, Abdullah İbn Mes'ud radıyallahu anh râvîsi.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:

Lâ tes'elû ehle'l-kitâbi an-şey'in fe-innî ehâfü en-yuhberûküm bi's-sıdkı fe-tükezzibûhüm ev yuhberûküm bi'l-kezibi fe-tüsaddikûhüm aleyküm bi'l-Kur'âni fe-inne fîhi nebee mâ-kableküm ve habera mâ-ba'deküm ve fasla mâ-beyniküm.

Bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz; "Ehl-i Kitâb'a dinî konuları sormayın." demek istiyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in vazifesini yaptığı toplumda, Medine-i Münevvere'de yahudi kabileleri vardı, hıristiyanlar vardı. Sonra İslâm intişar ettiği, yayıldığı zaman o dinlerin mensuplarıyla daha çok temasa geçilmişti. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hatta Bizans'a, Mısır'a, Bahreyn'e, İran'a hükümdarlara elçiler gönderip onlara İslâm'ı anlatmıştı, onları İslâm'a çağırmıştı.

Kur'ân-ı Kerîm'de onların da sevdiği saydığı peygamberlerin ismi geçiyor. Mesela İsa aleyhisselam'ın, Musa aleyhisselam'ın, İbrahim aleyhisselam'ın ismi geçiyor. Yakup ve Yusuf aleyhisselam'ların ismi geçiyor. Bunlar müşterek değerlerimiz, hepimiz seviyoruz. Onlarla ilgili bir konu olduğu zaman sahabeden bazı kimseler gidip onlardan bilgi almak durumuna geldi, hatta Hz. Ömer Efendimiz ilim erbabı olduğundan, meraklı olduğundan, bazı konuları gidip onlara sorardı. Peygamber Efendimiz;

"Ehl-i Kitâb'a böyle konuları sormayın!" buyuruyor.

Fe-innî ehâfü en-yuhberûküm bi's-sıdkı fe-tükezzibûhüm. "Çünkü ben korkuyorum ki size doğru bir şey söylerler, bozulmamış, sağlam, doğru bir sözü söylerler. Siz de ‘hayır' dersiniz, itiraz edersiniz, doğru kabul etmezsiniz. O zaman hata edersiniz." Ev yuhberûküm bi'l-kezibi. "Yahut da dinlerinin aslında, peygamberleri zamanında olmayan yalan yanlış bir şey söylerler. Siz de onu doğru sanıp ‘Ha doğru, böyle demek ki' diye tasdik edersiniz. İkisi de yanlış olur, helâk olursunuz. Böyle yapmayın!" Aleyküm bi'l-Kur'ân. "Size Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarılmayı tavsiye ederim. Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenin, Kur'ân-ı Kerîm'e bakın, oradaki gerçekleri öğrenmeye gayret edin!" Fe-inne fîhi nebee mâ-kableküm. "Çünkü sizden önce yaşayan insanların haberi orada vardır; dosdoğrusu vardır, bozulmamışı vardır." Ve habera mâ-ba'deküm. "Sizden sonra olacak olan olaylar hakkında da bilgiler vardır."

Hem "Kıyamet şöyle kopacak, âhir zamanda şunlar olacak, ümmetin içinden şunlar çıkacak." diye bilgiler var hem de "Dünya hayatından sonra âhiret hayatı olacak; cennet var, cehennem var. Onlardan evvel mahşer yerinde toplanacaklar, mahkeme-i kübrâ var, ameller tartılacak." diye çok daha ileriye dönük bilgiler var. Hem evvelkilerin bilgileri var hem de sonrakilerin bilgileri var.

Ve fasla mâ-beyniküm: "Bir de aranızda ihtilaf ettiğiniz, çeşit çeşit görüşlerin olduğu konularda da konunun halli, çözümü vardır. Kur'ân-ı Kerîm doğruyu söyleyip konuyu halletmiştir. Hakkı batıldan ayırt eden bilgiler vardır. O halde Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenin!" buyuruyor.

Şimdi bizim müslümanlar olarak, çoluk çocuğumuza Kur'ân-ı Kerîm'i; "Elif, be, te, se..." diye harflerinden öğretmeye başlamalıyız. Fakat kısa zamanda hem Arapça'yı öğreterek hem de eğitimin kurallarına, usullerine riayet ederek, kademelerine riayet ederek, çocukların yaşlarını göz önünde bulundurarak, en önemli Kur'an hakikatlerini anlatmaya başlamalıyız. Her şeyin Kur'ân-ı Kerîm'den delilini göstermeliyiz, Peygamber Efendimiz'in sünnetinden delillerini göstermeliyiz. Dini, ana temellerine dayalı sağlam bilgilerle öğrenmesini sağlamalıyız. Sonradan girme veyahut başka milletlerin hallerine, âdetlerine bakarak bozulma veya bid'at gibi şeyler varsa onlar böylece ayıklanmış olur.

O bakımdan herkese, her zaman Kur'ân-ı Kerîm'i, yaşına göre, kabiliyetine göre, tahsiline, bilgisine, ilmine, irfanına göre, en derin şekilde öğrenmek mecburiyeti var. Hocalarımız buna gayret etmeli, alimlerimiz bunu en güzel tarzda yapmaya çalışmalı. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Size Kur'ân-ı Kerîm'i tavsiye ederim, Kur'ân-ı Kerîm'e sarılmak sizin vazifeniz olsun."

Bu da çok önemli bir husus.

Gelelim bu sayfadaki üçüncü hadîs-i şerîfe:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu hadîs-i şerîfi de Câbir radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş, çok kaynaklarda kaydedilmiş. Beyhâkî'nin eserinde, Hâkim'in Müstedrek'inde, İbn Hibban'da ve diğer kaynaklarda var. Efendimiz bize burada bir hususu öğütlüyor:

Lâ testebtıü'r-rizka fe-innehû lem-yekün abdün li-yemûte hattâ yeblüğahû âhirü rizkın hüve lehû fe't-teku'llâhe fe-ecmilû fî-ahzi'l-halâli ve terki'l-harâm.

Bu hadîs-i şerîf bize hayatımızın en önemli kurallarından birini açıklıyor.

Peygamber Efendimiz

buyuruyor ki:

Lâ testebtıû'r-rizka. "Rızkın gelişini gecikiyor sanıp da telaşlanmayınız."

Herkesin rızkını, kısmetini Cenâb-ı Hak takdir buyurmuştur. Bunlar mukadderâtın kalemiyle yazılıdır. İnsanın rızkı bellidir. Bunu beyan ediyor:

"O gelmeyecek sanıp da acele etmeyin, gelmiyor diye telaşlanmayın!" buyuruyor. Gelecek.

İnnehû. "Çünkü" Lem-yekün abdün li-yemût. "Hiç bir kul yoktur ki ölsün." Hattâ yeblüğahû âhirü rizkın hüve lehû. "Kendisinin kısmeti olan en son rızık lokması kendisine gelmeden ölsün. En son kısmeti olan lokmayı da yer de artık rızkı tamam olur, kısmeti biter, ondan sonra hayatı sona erer. Mutlaka rızkı gelir."

Başka bir hadîs-i şerîfte de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

"‘Rızkı elde edeceğiz, kazanacağız.' diye acele etmeyin, telaşlanmayın. ‘Rızık gelmeyecek, aç kalacağız, açık kalacağız, çoluk çocuk ne yapacak?' diye korkmayın. Çünkü sizin rızkınızı aradığınız gibi, rızık da sizi arıyor; o sizi bulacak. Sen yerinde dursan bile o gelip seni bulacak. Senin onu aradığın kadar, o da seni aramakta."

Bu da güzel bir müjde...

Fe't-tekullâhe. "Allah'tan sakının, korkun, günahlara sapmayın. ‘Eyvah! rızkım gelmiyor, galiba aç kalacağım.' filan diye telaşlanıp, acelecilik yapıp yanlış işler yapmayın, harama sapmayın. Allah'tan sakının!" Fe-ecmilû fî-ahzi'l-halâl. "Helâl rızkı almakta güzel davranın!" Ve terki'l-harâm. "Ve haramdan kaçınmaya da dikkat edin. Helalden almaya ve haramdan iyi kaçınmaya özen gösterin, dikkat edin."

Bir insan haram lokma yerse helal olmayan rızık yerse ne olur?

Rızık; insanın karşısına imtihan olarak, şu veya bu yoldan gelebilir.

Haram ile beslenen bir insanın; bir kere o haram lokmayı yedikten sonra, 40 sabah, 40 gün ibadeti kabul olmaz, duası kabul olmaz. Bu büyük bir cezadır, beladır. Ondan sonra da haramla belirmiş, oluşmuş olan vücut hücresine, etine, parçasına mutlaka cehennem ateşi dokunur. Ondan dolayı cehenneme girer, yanar.

Onun için bir müslümanın en çok dikkat etmesi gereken hususlardan birisi, helal lokma yemektir. Şimdi çok bollaştı, rahatlaştı; herkes birbirine bakarak hırslı bir şekilde, korkmadan, aldırmadan haramı yiyor, içiyor. Rüşvet almak, haksız kazanç; kandırmak suretiyle, ticaret yaparken bile aldatmak suretiyle, ölçüde tartıda hile yapmak suretiyle kazanmak veyahut kendisinin hakkı olmayan bazı şeyleri çeşitli oyunlarla, kanunî boşlukları bularak malı mülkü kendi üzerine geçirmek; bunlar çok yapılıyor ama bunların hiçbirisi yapan kişiye ne dünyada ne âhirette fayda getirir. Fayda getirmeyecektir. Bir kere dünyada hayrını görmez, âhirette de mutlaka cezasını çeker.

Bir müslümanın düşünmesi gereken en önemli nokta; helal kazanmasıdır, helalinden kazanmasıdır. Helal rızık ile kendisini beslemesidir. Evliyâullah büyüklerimizin de üzerinde en büyük dikkatle durdukları husus, yedikleri lokmanın helal olmasıydı. Ona çok dikkat ederlerdi. Haram lokma yememeye, şüpheli lokma yememeye çok gayret ederlerdi.

Siz de toplumun bozulmasına kapılmayın. Bozuklukları da düzeltmeye çalışmak müslümanın vazifesidir. Müslümanlar garibandır.

Gariban ne demek?

Toplumun içinde herkesin yadırgadığı kimse.

Peygamber Efendimize;

Ve-me'l-gurabâ? "Bu garibanlar kimlerdir?" diye soruyorlar.

Ellezîne yuslihûne mâ-efsede'n-nâsü. "İnsanların bozup berbat ettiği işleri ıslah edenlerdir." buyuruyor. Biz toplumu düzeltmeye, güzelleştirmeye çalışırız.

"Bu kötülükler de bir gün düzelecek." diye gayret etmeliyiz, çalışmalıyız. Kendimiz de kötü işlere, kötü yollara tevessül etmemeliyiz. O yapıyor, ötekisi yapıyor. Yapsın. "Ben yapmam, ben Allah'tan korkarım! Ancak helal lokma kazanırım, çoluk çocuğuma helal lokma yediririm. Haramdan şiddetle kaçınırım." diye bunu iyice zihnimize yerleştirelim.

Allahu Teâlâ hazretleri hepimize helâl rızıklarla beslenmeyi, yaşamayı, helal kazançlarla çoluk çocuğumuzu idare etmeyi nasip etsin. Bu hadîs-i şerîflerden ve diğer hadîs-i şerîflerden çıkan dersler neler? ahlâkı güzel olup kimseden bir şey istemeyen, kimseye yük olmayan, kızmayan, sakin, teenni ile dikkat ile vakur hareket eden müslümanlardan eylesin. İbadetimizi, zikr ü tesbihâtımızı, tevbe ve istiğfarımızı münasip, güzel, kıymetli vakitleri kaçırmadan; günün sonunda, akşama yakın, akşamdan önceki zamanlarda, sabahleyin güneş doğma zamanında, gece seher vakitlerinde yapmayı nasip etsin.

Bir de dînî bilgileri, dinimizin en büyük kaynağı olan, hatta Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinin, davranışlarının, ahlâkının, sözlerinin de kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm'den almaya dikkat edelim. Kur'an'ı öğrenelim ve öğretelim. Peygamber Efendimiz'in hayatı boyunca yaptığı iş, Kur'ân-ı Kerîm'i anlatmak görevi olduğu için Peygamber Efendimiz'in hayatına, sünnet-i seniyyesine ve hadîs-i şerîflerine çok dikkat edelim ve onları sahih hadis kitaplarından çok iyi bir şekilde öğrenelim. Ve öğrendiklerimizi hayatımızda uygulayalım.

Böylece hem Kur'ân-ı Kerîm'in ehli olalım Kur'ân-ı Kerîm'in şefaatine erelim hem de Peygamber Efendimiz'in sünnetini ihya etmenin mükâfatlarını alalım. Peygamber Efendimiz'in sevgisine, iltifatına, teveccühüne, şefaatine nâil olalım. Allah bunları lütfuyla, keremiyle nasip eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Sayfa Başı