M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

İki Bayram Üst Üste Geldi!

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Cumanız ve bayramınız mübarek olsun. Allahu Teâlâ hazretleri nasip etti; iki güzel, mübarek, mutlu günün feyiz ve bereketi çakıştı, üst üste geldi. Ben daima latife yollu söylerim, sanki koyu tatlılı ekmek kadayıfı üstüne halis kaymak konulmuş gibi katmerli güzel oldu.

Allahu Teâlâ hazretleri bu güzel günlerin mânevî ikramlarından, feyizlerinden, rahmetlerinden, nimetlerinden hepinizi istifade ettirsin, hisseyâb eylesin, hissedâr eylesin ve hepinizi dünya ve âhirette mutlu eylesin. Her gününüz bayram olsun. Günleriniz ömrünüzün sonuna kadar güzel geçsin. Asıl âhirette, Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna varıldığı zaman, Allahu Teâlâ hazretleri orada lütfuyla muamele eylesin. Bizi sevdiği, razı olduğu, süedâ, said kulları zümresinden eyleyip sizleri ve bizleri cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

Asıl bayram, insanın tabii âhirette o hâle erişmesi, o sonucu alması...

Fe-men zühziha ani'n-nâri ve udhile'l-cennete fe-kad fâze ve me'l-hayâtü'd-dünyâ illâ metâu'l-ğurûr.

Dünya hayatı aldatıcı bir varlık, gelip geçici, elde kalmıyor, kimseye kalmıyor dünya... Kim cehennemden paçayı, yakayı kurtarır ve cennete dâhil edilecek insanların arasına girebilirse, işte asıl fevz ü felâhı bulmuş, kazanmış olan, işi başarmış, bitirmiş olan odur. Sonuç o...

Er yarın Hak divanında belli olur.

Kimin nasıl insan olduğu, mutlu mu mutsuz mu, iyi mi kötü mü, yüksek mi alçak mı olduğu yarın göreceği muameleden belli olacağı için daima onu düşünüyoruz. Ebedî mutluluğu düşünüyoruz. Bayram derken de ebedî bayramı, Allah'ın rahmetine erip cennetine girme gününü düşünüyoruz.

Bu duygularla size, en derin anlamıyla, maddî ve mânevî iki türlü anlamıyla bayramlar temenni ediyoruz. Hem bu dünyada Allah bayram ettirsin hem de âhirette...

Oruç tuttunuz, namazlar kıldınız, dinin güzelliklerini sezdiniz, yaşadınız; güzel, derunî, lâhutî, ilâhî duygular içinde yüzdünüz Ramazan boyunca... Rahmet deryasına daldınız, yıkandınız, kalpleriniz pırıl pırıl nurlandı. Allahu Teâlâ hazretleri size mükâfat olarak bayram ihsan etti. İşte o bayram içindesiniz ve bir de haftanın bayramı olan cuma, ikisi üst üste geldi; kat kat, nûrun âlâ nûr, fazlun alâ fazl, ni'metün alâ ni'me, lütfun alâ lütf oldu. Ne mutlu, Allah lütfunu her zaman böyle kat kat katmerli eylesin.

Dehr kelimesini bilirsiniz, dehr "zaman" demek. Savmu'd-dehr diye bir söz var din kitaplarımızda. Savmu'd-dehr demek, zaman orucu, yani tüm zamanları oruçlu geçirmek. Bazı insanlar diyebilir ki;

"Ramazan güzel veyahut oruç tutmak sevaplı, Allah oruç tutunca büyük mükâfatlar veriyor, sabredenin mükâfatı bi-gayri hisab geliyor, onun için bütün zamanımı oruçlu tutayım."

Her zamanda oruç tutmak isteyen bir insan, yani savmu'd-dehr düşünmüş oluyor; bütün dehri, yaşadığı zamanı -gündüzlerini- oruçla geçirecek. Dinimizde bu makbul değil. Çünkü oruç sabır ibadeti; insan yemeye alışmışken, yaşamak için su hakkıyken, yemek hakkıyken, evlilik hakkıyken oruçta bu haklarından sabrediyor, kendisini alıkoyuyor, tutuyor, iradesini kuvvetlendiriyor. Susadığı halde su içmiyor. Çok susadığı halde, dudakları çatladığı halde, ağzı kuruduğu halde su içmiyor. Karnı boşaldığı halde, zil çaldığı halde, canı istediği halde yemek yemiyor.

Neden?

Çok kuvvetli duygularını engellemeyi öğreniyor.

Oruçtaki amaç neydi? İnsan niçin oruç tutuyor?

Le-alleküm tettekûn. "Ta ki takvâ ehli kullar olasınız. Ta ki Allah'tan korkasınız, sakınasınız..." diye Allah orucu bize bu sebeple farz kıldığını âyet-i kerîmede bildirmiş. Oruçtan amaç; takvâ. Yani takvâ ehli kul olmak.

Onun için ben latife yapıyorum, diyorum ki;

"Ramazan ne ayıdır? Derviş ayıdır. Tasavvuf ayıdır. Sufî ayıdır."

Neden?

Takvâyı emrediyor, takvâyı amaçlıyor. Tam derviş olmak nasıl mümkün olacaksa onu sağlayacak bir emir.

Sabır olduğu için insanın yemek yememeye alışması lazım. Zaten vücudunun ihtiyacıdır ama her gün oruç tutmaya alışırsa vücut bunu kabul eder, kendisini ona göre ayarlar, o zaman her gün oruç tutmak zor gelmez. "Ramazan'ın başında zor geliyordu oruç da sonra zor gelmemeye başladı." diyenleri duymuşsunuzdur. İnsan alıştı mı artık zor gelmez. Ummadı mı, yani bugün yemek yenmeyecek nasıl olsa iftara kadar, canı yemeği hatırlayıp da istemez. O zaman sabır diye bir şey kalmıyor. Yani istek olmuyor ki onun engellenmesi için bir sabır olsun. Bu bakımdan bütün sene oruç tutmak uygun görülmemiş.

Nasıl olacak?

Bir insan en çok tutsa tutsa Davud aleyhisselam'ın orucu gibi oruç tutabilir.

O nasıl tutarmış mübarek?

Davud aleyhisselam bir gün oruç tutarmış, bir gün tutmazmış. Demek ki senenin yarısı böylece oruçlu geçmiş oluyor. Tabi oruç tutmadığı zaman yemek yemeye alışmış oluyor; oruç tuttuğu zaman tam yemek isterken o gün oruç tutmuş oluyor. Bu tabi amacına uygun. Buna "Savm-ı Dâvudî, Davud aleyhisselam'ın tarzında oruç." derler. Çok oruç âşıklısı olanlar savmu'd-dehr tutmazlar, savm-ı Dâvudî tutarlar; bir gün tutup bir gün tutmayıp, bir gün tutup bir gün tutmayıp, böylece o sevapları kazanabilirler.

Ama savmu'd-dehr gibi bütün zamanını oruçlu geçiriyormuş gibi sevap kazanmanın bir yolu, bir kapısı, kestirme yolu da var. Yolun bir bilinen uzun asfalt yolu vardır, bir de kestirmeden, ara yoldan yine aynı yere insan çarçabuk çıkabilir, kestirme yolu var.

O kestirme yolu nedir?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki...

Rivayet eden kim?

Ebû Eyyûb el-Ensârî radıyallahu anh.

Ebû Eyyûb el-Ensârî Efendimiz kimdi?

İstanbulumuz'un başının tâcı, medâr-ı iftihârı, mihmandâr-ı Peygamberî, Eyüp Sultan semtinin, o deniz kenarındaki o mübarek camide kabri bulunan Halid b. Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri; hepimizin rehberi, önderi. Çünkü Peygamber Efendimiz'in ashabı hangi beldede vefat etmişlerse o beldenin kıyamet gününde önderi olacak, mahşere onlarla beraber, onları arkasına toplayıp götürecek. Biz de İstanbullu olduğumuza göre - dinleyicilerimizin büyük bir kısmı- onların önünde gidecek, Peygamber Efendimiz'e onları kavuşturacak olan; mahşer günü bayrak elinde, mihmandâr-ı Peygamberî, savaşlara da katılmış zaten, İstanbul'u da fethetmeye gelmiş de burada vefat etmiş... Ebû Eyyûb el-Ensârî Efendimiz Medine'de Peygamber Efendimiz'i evinde Mescid-i Nebevî inşa edilinceye kadar üst katta misafir eden mihmandârı Peygamber Efendimiz'in. Yani evinde ağırlamış olan, ev sahipliği yapmak şerefine ermiş olan sahabi. Kurra hafız, kuvvetli hafız... Medine-i Münevvere camiinin Peygamber Efendimiz'den sonra val.

imamlık şerefi kendisine gelmiş, orada imamlık yapmış. Sonra Medine'de valilik yapmış. Sonra pek çok güzel hizmetler, vahiy kâtipliği yapmış... Peygamber Efendimiz'in yanında-kendisine vahiy geldiği zaman onları kâğıtlara yazan vahiy katiplerinden birisi Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri radıyallahu anh. Allah şefaatine erdirsin, cennette buluştursun. Sancağı çekip de yürürken mahşer günü arkasından Resûlullah Efendimiz'in yanına onunla varalım inşaallah.

Ebû Eyyûb el-Ensârî radıyallahu anh Efendimiz'den rivayet edilmiş ki;

Enne Resûlallah sallallahu aleyhi ve sellem kâle. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular ki;" Men sâme Ramadâne sümme etbaahû sitten min Şevvâlin kâne ke-siyâmi'd-dehr. "Kim Ramazan'ı tutarsa, sonra da ona Şevval'den altı eklerse, sanki siyâm-ı dehr gibi olur."

Şimdi biz Ramazan'ı tuttuk, Allah kabul eylesin. Sizler tuttunuz, Ramazan tamam. "Ramazan'ı tuttuktan sonra buna Şevval'den altı eklerse." diyor. Şevval, Ramazan'dan sonraki ay. Bayram, Şevval'in ilk günleri. Ramazan'dan sonra gelen Arabî ayın adı Şevval.

Bu ayın içinde altı eklerse, yani altı gün oruç tutarsa ne olur?

Kâne ke-siyâmi'd-dehr. "Sanki bütün sene, bütün zamanı hep oruç tutmuş gibi olur." Buyuruyor.

Demek bu da bütün sene oruç tutmuş olmanın, siyâm-ı dehr gibi olmanın kestirme yolu. Öyle yapmıyor ama; Ramazan'ı tutuyor, 6 gün de Şevval'den tutuyor; 30 gün Ramazan, 6 gün de o, 36 gün. 10 misli olunca ne olur? 36'nın 10 misli 360 eder.

Niye "10 misli" diyorum?

Çünkü Allah indinde yapılan ibadetlerin, iyiliklerin, mükâfatı en aşağı 1'e 10'dur.

el-Hasenetü bi-aşri emsâlihâ. "Yapılan iyiliğin mükâfatı en aşağı 10 mislidir."

Daha fazla olabilir, daha fazla olabilir, daha fazla olabilir, hesaba sığmayacak kadar da çoğa doğru gidebilir bu...

Demek ki 36'ya bir 0 koyarsak, on misli 360 ediyor. 360 da bir sene ediyor. Kamerî sene 354 gündür, fazlasıyla tamamlıyor. Demek ki İslâm'ın her emri tutarlı, nereden baksan tamam oluyor.

Bu hadîs-i şerîften bizim anladığımız nedir, çıkartacağımız ders nedir?

Bu bayram günleri geçtikten sonra biz yine niyetleneceğiz, altı gün oruç daha tutacağız.

"Acaba bu altı gün orucu peş peşe mi tutalım, parça parça mı tutalım? Toptan mı tutalım, perakende mi tutalım?" birisi merak eder, aklına böyle bir soru gelir, sorar.

Serbest. Şevval'in bu altı gün orucunu isteyen peş peşe toptan, hepsini bir arada tutar, isteyen de mesela pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe olarak tutar. Ya da ayın ortasında 13, 14, 15'i var, eyyâm-ı bîyz diyoruz -Arabî,kamerî ayların ortasındaki günler, yani mehtaplı günlerin bir önceki gecesi, bir sonraki gecesi- o günleri tutar. Böylece o sevabı öyle de alabilir.

Hangi sevabı alır?

Hem Şevval'in altı gün orucunu tutma sevabı alır hem de eyyâm-ı bîyz orucu tutmak diye zaten sevaplı bir şey var, o günlerde oruç tutmak da sevap, onun sevabını alır. Ya da pazartesi-perşembe oruçlarını tutmak sevap, onun sevabını alır.

Tu'radu'l-a'mâlu yevme'l-isneyni ve'l-hamîsi fe-uhibbu en yu'rada amelî ve ene sâim.

Efendimiz pazartesi-perşembe oruç tutmayı ashabına tavsiye buyurmuş. Sebep, açıklama olarak da buyurmuş ki;

"Pazartesi-perşembe günleri kulların amelleri dergâh-ı izzete sunulur ‘Kulların böyle yaptı yâ Rabbi...' diye. Ben oruçluyken amellerimin arz edilmesini, oruçlu olduğumun da arz edilmesini yani Allah'a amellerim arz edilirken ‘Oruçlu bu kulun yâ Rabbi!' denmesini seviyorum da ondan bu günlerde tutuyorum." diyor.

Onun için, isterse insan Şevval'in orucunu böyle pazartesi-perşembe günleri tutarak yapar.

Eyyam-ı bîyzin hadîs-i şerîfini de okuyalım.

Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh -Buhârî ve Müslim'in müştereken rivayet ettiği hadîs-i şerîfte- buyuruyor ki;

Evsânî halîlî sallallahu aleyhi ve sellem bi-selâsin: Bi-siyâmi selâseti eyyâmin min külli şehrin ve rek'ateyi'd-duhâ ve en ûtire kable en enâme.

"Benim çok samimi, candan dostum, sevgilim sallallahu aleyhi ve sellem Efendim bana üç şeyi tavsiye buyurdu: Bir, her Arabî aydan üç gün oruç tutmayı. İki, her günün sabahında iki rekât faziletli-nafile namaz -duha namazı- kılmayı. Üç, yatmadan evvel vitir namazını kılmayı sıkı sıkı tavsiye etti."

Buradan da anlaşılıyor ki her ay Peygamber Efendimiz oruç tutmayı tavsiye ederdi.

Bu nereye götürür?

Her ay üç gün, üçün önüne bir 0 koyarsak 10 misli 30 eder, o da savm-ı dehr demek oluyor. Yani her ay üç gün oruç tuttu mu bir insan bütün sene oruç tutmuş gibi yine sevap alır.

Hâsılı, Allah'ın emirlerini, Resûlullah Efendimiz'in sünnetini bir insan uygularsa bütün ömrü ibadetle geçmiş gibi sevap kazanıyor.

Mesela abdestli oluyor, iki rekât namaz kılıyor, abdestli yatıp uyuyor. E uyuyor, sabah namazına kalkıyor veya teheccüd namazına kalkacak; uyuyor, uykusu bile ibadete yazılıyor.

Niçin?

Abdestli yattığı için. Peygamber Efendimiz bildirmiş. Demek ki abdestli olması dolayısıyla uykusu da ibadete yazılıyor. Üç gün oruç tutuyor, bir ay tutmuş gibi sevap alıyor. Her ay üç gün tutunca böylece bütün seneyi; 12x3=36, 10 misli fazlasıyla 360, sanki aritmetik hesap dersi yapıyormuş gibi gayet rahat anlaşılıyor.

Yalnız bu okuduğum Ebû Hüreyre hadîs-i şerîfinde bazı kelimeleri açıklamak istiyorum.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh bu rivayetinde buyuruyor ki;

Evsânî halîlî sallallahu aleyhi ve sellem. "Benim halilim Hz. Peygamber bana şu üç şeyi tavsiye etti." diyor.

Halil ne demek, bunu açıklamak istiyorum.

"Benim halilim Muhammed." Yani "Resûlullah bana şöyle buyurdu." demiyor, "Halilim sallallahu aleyhi ve sellem bana şu üç şeyi tavsiye buyurdu." diyor.

Halil kelimesi hı harfiyledir, noktalı ha iledir. Bu nereden geliyor? Hullet arkadaşlık demek ama kelimenin kökü ne?

Bir şeyi aralamak demek. Mesela tahlil denirse hı ile, bir şeyi aralamak demek. Mesela yemeklerden sonra dişlerin arasının temizlenmesi, arasına eğer ekmek veya yemek kırığı kaçmışsa buna "dişlerin tahlili" deniliyor. Abdest alırken ellerinin arasında parmak arasına su gitmeyebilir, abdesti tamam olmaz diye parmaklarını açıp öbür parmakları o araya sokup orayı suyla ıslatırsa ona da "parmak aralarını hilallemek" deniliyor. Yani "ara" demek. Halil de ikisinin arası çok yakın olan, birbirinin arasına girmiş, çok samimi dost demek olur.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh olsun, Ebû'd-Derdâ radıyallahu anh olsun, Ebû Zer-i Ğıfârî radıyallahu anhüm ecmaîn olsun, sahabe bazen Efendimiz'i anlatırken "Peygamberimiz şöyle buyurdu." demiyor da "Çok samimi, candan dostum, canım ciğerim, ciğerparem bana şöyle söyledi." gibi, bu kelimeyi kullanıyorlar.

Biliyorsunuz İbrahim peygamberin de sıfatı Halilullah idi, Halilurrahman idi. Rahman'ın, Allah'ın halili, çok samimi dostu.

Neden?

İbrahim aleyhisselam önüne bir mesele geldiği zaman, çeşitli seçenekler karşısına çıktığı zaman mutlaka Allah rızası ne taraftaysa onu tercih ederdi. Seçeneklerin Allah rızasına uygun olanını seçerdi. Onun için Allah da İbrahim aleyhisselam'a Halilullah pâyesini vermiş. "Samimi dostum bu benim çünkü hep beni tercih ediyor, hep beni seviyor, hep benim emrimi seviyor, benim emrimi tutuyor." mânasına bir ifade bu.

"Bana halilim, yani çok samimi dostum sallallahu aleyhi ve sellem Efendim tavsiye etti." diyor.

Tavsiyelerinin birisi neydi?

Her ay üç gün oruç tutmak. Sonuç olarak savm-ı dehr gibi, bütün seneyi oruç tutmuş gibi sevap kazandıracak.

İkincisi neydi?

Rek'ateyi'd-duhâ. Duhanın iki rekât namazını hep tavsiye etmiş, hep kılsın diye buyurmuş Peygamber Efendimiz.

Duha nedir?

Sabahleyin güneş doğduktan sonraki vakte "duha" denir. Güneş doğduktan sonraki vakit, Türkçe'de "kuşluk vakti" deniliyor buna. Herhalde kuşlar öttüğü için midir nedir, o zaman çok cıvıldaşırlar bu kuşlar, cıvıl cıvıl ötüşürler ağaçların üstünde, "kuşluk vakti" deniliyor. Kuşluk vakti de birtakım devrelere ayrılır; kaba kuşluk, koca kuşluk, orta kuşluk diye, bunlar Anadolu'da kullanılır. Arapçası'nda da dahve, duha ve dahâu diye aynı kökten, üç başka telaffuzlu kelimecikle bu sabahtan sonraki vakit anlatılmıştır. Sabahtan sonra iki rekât namaz kılmayı da Peygamber Efendimiz bu samimi sahabesine tavsiye buyurmuş. Candan kendisine âşık olan sahabesine "Bu namazı hiç kaçırma!" diye buyurmuş.

Bu namaz hangisidir?

Bu namaz işrak namazı olabilir -daha kuvvetli kanaatime göre- çünkü iki rekât diyor.

İşrak namazı neydi?

"Bir insan sabah namazını camide kıldıktan sonra zikre oturur, Kur'an okur, camide vakti bekler, ibadetle vaktini değerlendirir. Ondan sonra kerahat vakti çıkınca kalkar iki rekât namaz kılarsa tam bir hac ve umre sevabı alır." diye hadîs-i şerîf var. Bunu teşvik ediyor Peygamber Efendimiz. Yani insanın sabah namazından sonra -güneş doğduktan sonra, kerahat vakti çıktıktan sonra- kıldığı bir namaz var. Biliyorsunuz sabah kılınacak, sabahtan sonra vakit geçecek, güneşin doğma zamanı gelecek, güneş doğacak. Güneş doğduğu zaman namaz kılınmıyor, kerahat vakti oluyor. Güneş doğduğu zaman, güneş tepedeyken, güneş batarken vakt-i kerahattir; namaz kılınmıyor. Onun için o kerahat vakti çıkacak.

Kerahat vakti ne zaman çıkar?

Takvimlerde güneşin doğuşunu yazan rakamlardan aşağı yukarı yarım saat sonra, yirmi beş dakika sonra, biraz daha fazla geçince kerahat vakti çıkar.

Ama "En kısa zamanı hangisidir?" diye denilirse;

20-22 dakika sonra -belki mevsime göre de bir-iki dakika ilerleyebilir, gerileyebilir bu süre- namaz kılma vakti gelir.

Bu yine duha vaktidir, yani güneş doğduktan sonraki bir vakittir. Ama bunun özel adı "işrak"tır. Çünkü güneş Şark'tan çıktı, etrafı ışıtmaya, aydınlatmaya başladı. İşte bu namaza "işrak namazı" derler. Duha namazının özel, sabaha yakın olan kısmında olanına "işrak namazı" deniliyor. Bu hadîs-i şerîfte bahsedilen bu olabilir. "Her gün kılmayı bana tavsiye etti Peygamber Efendimiz." dediği namaz, bu işrak namazı olabilir.

Hocamız cennet-mekân Mehmed Zahid Kotku Efendimiz bize İskenderpaşa camiinde bunu fiilen kendisi yaparak alıştırmıştı, öğretmişti. Sabah namazından sonra oturulur, Yâsîn-i Şerîf okunur, ondan sonra güzel dualar, Kur'ân-ı Kerîm'den, hadîs-i şerîflerden alınmış dualar, Evrâd-ı Şerîfe okunur, herkes dinler, herkes önündeki, elindeki evrad-dua kitabını açar, dinler. Ondan sonra hatm-i hâcegân yapılır, tesbihler çekilir... O vakte kadar da kerahat vakti gelmiş geçmiş olur. Namaz kılınmayacak vakit tamamlanmış olur. Artık işrak vakti geldiği için kalkar, iki rekât veya daha fazla namaz kılar idi. Tabi bu sünnet, hadîs-i şerîflerde geçen bir ibadet. Hocamız bunu bize öğretti. Her yerde görmüyoruz, herkes yapmıyor. Allah Hocamız'dan razı olsun.

İşte bu iki rekât duha bu olabilir.

Bir de başka hadîs-i şerîflerde yine bu sabahla öğlenin arasında tavsiye edilen 4 rekât, 8 rekât, 12 rekât kılınabilen namaz vardır. Bu, işraktan sonraki vakitte, "bir günün dörtte biri geçtikten sonra, rubû-u nehar geçtikten sonra" deniliyor, o zaman kılınan namaz. Yani güneşe artık bakılamaz, güneşin sarılığı geçmiştir, iyice parlamıştır, ışımıştır, ortalığı da ısıtmaya başlamıştır; asıl duha vakti o vakittir. O zamanki namazı Peygamber Efendimiz daha ziyade 4 rekât, 8 rekât, 12 rekât diye tavsiye buyuruyor. O da bir çeşit duha namazıdır. İşrak da bir çeşit bu gruba dâhil olan namazdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu namazı kılmayı Ebû Hüreyre radıyallahu anh'a, Ebû'd-Derdâ radıyallahu anh'a tavsiye etmiş.

Ebû'd-Derdâ radıyallahu anh de Evsânî habîbî sallallahu aleyhi ve sellem diyor. "Habibim sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şeyi yaşamım boyunca terk etmemeyi tavsiye etmişti."

Evsânî habîbî sallallahu aleyhi ve sellem bi-selâsin len eda'hünne mâ 'ıştü. "Yaşadığım müddetçe onu hiç terk etmeyeceğim diye, etmeyeyim diye Resûlullah olan habibim, sevgilim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana vasiyet etmişti, tavsiye buyurmuştu." Bi-siyâmi selâseti eyyâmin min külli şehrin. "Her ayın üç gün orucu." Ve salâtü'd-duhâ. "Duha namazı." Ve bi lâ enâme hatta ûtire. "Vitr-i vâcib namazı. -Biz "vitr-i vacip" diyoruz.- Vitir namazını, o tek rekâtlı namazı kılmadan uyumamayı tavsiye etmişti." diyor.

Ramazan'ı tuttunuz, bayram geldi, bayramdan sonra da altı gün oruç tutun, diye tavsiye ediyoruz.

Bu neden?

Bunun belki tıbbî faydaları da var. 30 gün oruç tutmaya alışmış bir insan Ramazan'da, bayramda da böyle baklavalar, börekler, çeşitli ikramlarla mide tekrar bir yükleniyor, yeniden oruca biraz daha bir dönmek lazım. Altı günlük oruç çok hikmetli. Ramazan'dan sonra bu altı günlük orucu ben tıbbî bakımdan da çok hikmetli, çok önemli, çok sıhhatli, çok faydalı görüyorum. Yeniden bir oruca döndürme, orucu hatırlatma ve zihinde, kalpte oruç sevgisini pekiştirme oluyor bence bu altı günlük oruç. Peygamber Efendimiz onun için tavsiye etmiş.

Bir de hatırıma şöyle bir benzetme geldi. Biliyorsunuz Uhud harbinde müslümanlar epeyce yıprandılar. Çünkü okçular Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği yerde durmayınca, mevzilerini terk edince arkadaki düşman birlikleri, süvariler İslâm ordusunu arkadan çevirdi. Büyük çatışmalar oldu, zâyiât oldu ama yine müslümanlar hâkim oldular savaşa, galip gibi oldular. Çok perişan oldular; yaralılar, şehitler oldu. Medine'ye döndüler. Düşman da kırık-dökük, perişan, mağlup bir şekilde Mekke yolunu tutturdu.

Peygamber Efendimiz ne tavsiye buyurdu?

O yorgun, susuz, savaşa girmiş çıkmış, elleri ayakları titreyen insanları göz önüne getirin.

"Hadi bakalım toparlanın, düşmanı kovalamaya gidiyoruz!" dedi.

Toparlandılar, düşmanın arkasından bu Ebyâr-ı Ali denilen yer vardır hicret yolunda, yani Medine-i Münevvere'den Mekke'ye doğru gitmek isteyen insanların geçtiği ilk taraf, o tarafa doğru, yani Zül-huleyfe denilen yer, Medine'den gelecek hacıların ihrama girme noktaları-sınırı. Oraya doğru düşmanı bir kovalamaya girişti. Düşman da "Yendik mi yenildik mi, ne oldu? Müslümanlar çok mu zayıfladılar, çok mu yıprandılar?.." diye düşünüp dururken bir haber duydular ki Medine'den İslâm ordusu üzerlerine geliyor diye, betleri benizleri attı, çok perişan oldular. Nasıl kaçacaklarını şaşırdılar, perişan bir şekilde hızla Medine-i Münevvere'den Mekke-i Mükerreme tarafına doğru savuşup gittiler. Savaşın, yorgunluğun üstünde ikinci bir sefer emrederek düşmanı iyice perişan etmiş oldu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Komutanlar komutanı, işte böyle bir savaş nasıl kazanılır, en güzel şekliyle inceliklerini bilen o yüce emirü'l-mü'minîn, emirü'l-umerâi'l-mü'minîn, Peygamber Efendimiz Allah'ın emriyle, izniyle böyle yapmıştı. Tabi o da Allah'ın emriyle oluyor. Peygamber Efendimiz yorgun bir şekilde savaştan dönüp oturduğu sırada Cebrail aleyhisselam zırhıyla geldi; "Yâ Resûlullah, ne o, siz oturuyorsunuz, biz melekler zırhımızı çıkarmadık, haydi bakalım düşman üzerine!" dedi. Yani Allah'ın emri ile düşmanın üzerine bir daha saldırdılar.

Şimdi ben de "Ramazan'da nefis ile müslümanlar cenk etti." diyorum. Yani bir savaş oldu, aç-susuz durduğumuz için biz de yıprandık. Ama nefis de yıprandı doğrusu. Kureyş ordusu gibi perişan oldu. İşte "Biz mi galip geldik, o mu galip geldi? Biz galip geldik..." derken bayram oldu.

Şimdi Şevval'de altı gün daha oruç neye benziyor?

Artık yarı perişan düşman ordusuna, nefis ordusuna ikinci bir askerî hücum yapıp, onu iyice kaçırtıp perişan etmeye benziyor, diye aklıma böyle bir benzetme düştü.

Allah o şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin şefaatlerine bizleri erdirsin.

Tabii cihadın en büyüğü insanın kendisiyle, nefsiyle yaptığı cihattır. Biz Ramazan'da nefisle cihat ettik, tasavvufî savaş yaptık. Nefsi ıslah edelim, güzel ahlâkı kazanalım, irademize hâkim olalım, iyi ahlâklı insan olalım, istediğimiz zaman kendimizi tutabilelim, çelik gibi frenlerimiz olsun, kuvvetli irademiz olsun diye, Allahu Teâlâ hazretleri bize takva ehli olalım diye bu orucu emretmiş.

Tamam, bayram oldu, biraz gevşedik ama bir hücum daha nefse, o serkeş nefsi iyice mağlup edelim, yenelim de nefis bizi

İnne'n-nefse le-emmâretün bi's-sû' tekrar kötülüklere çekemesin. Hiç gücü kuvveti, tâkati kalmasın. Şeytanı bize güldürmesin. Allah'ın sevmediği işleri tekrar yaptırmasın diye, onun için bu altı günlük orucu şimdiden size bayram günlerinde -biraz savaş üzerine savaş yorgunluk gibi görünüyor ama- Peygamber Efendimiz'in tavsiyesini tavsiye etmiş olduk.

Siz bunları yapınca sonuç itibariyle sevap kazanacaksınız. Altı gün orucunu tutunca, 30 günle beraber 36 edecek, 10 misli sevabıyla bütün sene oruç tutmuş gibi sevap kazanacaksınız. Ama bu arada bir şey daha hatırlatmış, öğretmiş oldu bu hadîs-i şerîfleri okuyunca; demek ki Şevval'den sonra da bazı oruçlar tutabilirsiniz. Bu sevdiğiniz, Ramazan'da yaşadığınız oruç ibadetini, geceli-gündüzlü sarmaş dolaş ibadetlerle haşır-neşir oldunuz Ramazan'da, orucun nefsi nasıl zayıflattığını, ruhu nasıl kuvvetlendirdiğini, kalbi nasıl nurlandırdığını gördünüz. İşte Şevval'de altı gün orucu tutun. Ondan sonra da her ay çeşitli vesilelerle oruç tutabilirsiniz. Haftanın iki günü pazartesi-perşembe orucu tutabilirsiniz. Mehtabı gördüğünüz zaman, "Tamam, aydınlık günler gelmiş, eyyâm-ı bîyz gelmiş, gündüzleri oruç tutayım." dersiniz, Arabî ayların 13, 14, 15'inde oruç tutarsınız. Böylece nefse karşı cihadınız, onu terbiye çalışmalarınız, iradenizi kuvvetlendirme çalışmalarınız kesintisiz devam etmiş olur, iyi olur.

Bunu da bir benzetmeyle anlatayım size:

Mesela arabası olan kardeşlerimiz bilirler; araba çalıştığı zaman arabanın aküsü -çalışmayla- dolar. Ama siz bir yere gitseniz, bir ay gelmeseniz, araba olduğu yerde dursa aküsü boşalabilir. Geldiğiniz zaman, anahtarı çevirdiğiniz zaman marş basmayabilir.

Neden?

Çalışmadığı için akü boşaldı. İnsan da böyle ibadetleri yapmazsa aküsü boşalabilir. Altı gün Şevval orucu tutacak, bir çalıştırma bu, aküyü doldurma... Üç gün eyyâm-ı bîyz orucu tutacak. Her ay bir çalıştırma, aküyü doldurma, ruhu kuvvetlendirme, ibadet aşkını, şevkini canlandırma... Böyle böyle nefsi yeneceğiz, düşmanla savaşacağız, şeytanı alt edeceğiz; Allah'ın rızasını kazanacağız, Rahman'ın yolunda yürüyeceğiz, Allah'ın sevgili kulu olacağız. Sonunda hayat imtihanını başarıp Rabbimiz'in huzuruna yüzü ak, alnı açık, sevdiği-razı olduğu kul olarak varacağız. Asıl bayramı o zaman yapacağız.

Allahu Teâlâ hazretleri bayramınızı mübarek etsin. Ramazan'da yaptığınız nefisle cihat gazanız mübarek olsun. Şevval ayındaki altı günlük seferiniz, gazanız mübarek olsun. Allahu Teâlâ hazretleri her türlü hayırlı işte sizi güçlü, kuvvetli eylesin. Her yönden kuvvetli eylesin; aklen, fikren, bedenen, ruhen, ahlâken, irade ve reyde tedbir bakımından, düşünce kuvveti bakımından, sıhhat bakımından, her yönden âzâlarınızın pırıl pırıl işlerliği bakımından kuvvetli eylesin. Mâlî yönden kuvvetli eylesin, hiç kimseye el açıp boyun büktürtmesin, muhtaç duruma düşürtmesin. Siyaseten kuvvetli eylesin, başka devletlerin karşısında hor-zelil olmayalım. Allahu Teâlâ hazretleri izzetle, itibarla, şevketle, devletle yaşamayı

nasip eylesin. Her yönden Mevlâmız bizi kuvvetli eylesin. Hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar eylesin. İki cihanın saadetine sahip ve nâil ve mazhar eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

Sayfa Başı