M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (225)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Ben çok seviyorum ve çok ona yapışmışım, bel bağlıyorum ve temenni ediyorum Allah'tan size de müjde olarak söyleyeyim ki;

Benim ümmetimden kıyamet kopuncaya kadar hakkı tutan, hak yolda yürüyen, hak için çalışan bir grup iyi insan daima mevcut olacak. İşte bu da Allah bizi onlardan eylesin diye bize ümit veriyor.

Yani çevre ne kadar bozulursa bozulsun insanlar plajlara alışmış, meyhaneler çoğalmış, içkiler içiliyor; dinine bağlı olanlar horlanıyor, kızlar başörtüsü örttü diye eziliyor. Olabilir ne yapalım. Dünya…

Eğer dünyanın Allah indinde bir sivrisinek kanadı kadar bir ağırlığı, kıymeti olsaydı kafire bir içim su vermezdi. Suyu bile vermezdi.

Ed-Dünya dârü men lâ dârü lehu. dünya evsizlerin evidir. Bizim yerimiz cennet, elhamdülillah bizim yerimiz âhiret. Âhiret yurdu, Allah'ın rızasının yeri. Dünya, orada yeri olmayanların yeri. Malı olmayanların malı. Mü'minin malı cennettir. A'mâl-i sâlihadır. Allah'ın rızasıdır. Takvadır vesairedir.

Ve lehâ yecmeu men lâ akle lehu. Aklı olmayanlar dünyaya üşüşürler. Mü'minler ne yapar? Mü'min sevap kazanmaya çalışır. Dünyaya aldırmaz. Âhireti düşünür, âhireti kazanmaya çalışır.

Evet, ikinci hadîs-i şerîf de bu. Peygamber Efendimiz'in methettiklerinden birkaç tanesi böyleydi. Allah şefaatine erdirsin. Ona has ümmet eylesin. Şefaatini kazanmayı, iltifatını kazanmayı cümlemize nasip eylesin. Nasıl kazanacağız Peygamber Efendimiz'in sevgisini, iltifatını, şefaatini?

Kısaca iki şeyle. Sünnet-i seniyyesine sarılmakla. Ümmetine hizmet etmekle. İki çare var. Hadîs-i şerîfleri okuyacaksın, uygulayacaksın. Nasihatleri tutacaksın bu bir. Ümmetini seveceksin, ümmetine hizmet için koşacaksın. Bir üçüncüyü de bunların içindedir ama eklemek gerekirse Resûlullah'a salât u selâmı çok edeceksin. Bu da sevap.

es-Salâtu es-selamu aleyke ya Resûlallah. Allahümme salli ala seyyidinâ ve ala seyyidinâ Muhammed. İçin giderek, severek salât u selâm getireceksin. Sen bir salât u selam getirdin mi o sana on tane getirir. Sen bir salât u selâm getirirsen Allah senin dünyanın ve âhiretin nice işini rast getirir. Her yerde söylüyorum, bazı arkadaşlar ezberlediler yine burada da söyleyeceğim.

Alman'ın birisi Almanya'dan Hicaz'a giderken işçiye "Senin Peygamberine Muhammed'e benden selam söyle." demiş de o da gitmiş oradan türbeyi ziyaret ettiği zaman o selâmı tebliğ etmiş. Türkiye'ye geldiği zaman daha Almanya'ya gitmeden Almanya'dan onun müslüman olduğuna dair haberi almış yani bu işçi kardeşimiz. Yani Alman, Peygamber Efendimiz'e salât u selâm gönderiyor hıristiyanken gönderiyor selamı. Allah o selam göndermesinden, edebinden, küçücük bir selam göndermesinden onu affediyor. Küfürden kurtarıyor.

Bak bir selamın kıymetine. Zamanımızda bir canlı misal. Kişinin kendisi anlattı muhterem kardeşlerim. "Bana selam söyle dedi. Ben de söyledim. Daha Almanya'ya gitmeden burada müslüman olduğu haberi geldi." dedi. Onun için salât u selâmı bilin muhterem kardeşlerim.

Üçüncü hadîs-i şerîf.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten Buhârî ve Müslim rahmetullahi aleyhimâ rivayet etmiş. Bildiğiniz bir hadîs-i şerîftir ibaresi ve kelimeleri biraz değişikçe bunu hatırlatıvereyim. Bir köpek, kelb. Bir köpek bir su kuyusunun etrafında dolaşıyor. Ama sanki susuzluktan ölecek. Mâlum Suudi Arabistan'da sular buralar gibi bol değil. O zaman Suudi Arabistan'da değildi ya sadece Arabistan'dı. Suudiler gelince Suudi Arabistan oldu. Orada tabii su bizimki gibi bol değil. Su çıksa bile kuyudur. Aşağı inilir. Orada vardır biraz birikinti. Yani öyle yüzeyde bizim gibi şarıl şarıl çeşme akma filan böyle görülen bir şey değil, kolay bir şey değil.

Köpek susuzluktan neredeyse ölecek. Aşağıda su olduğunu biliyor, dolaşıyor orada ama köpek inemez aşağı. İz ra'ethu bağiyyün min beğâyâ benî İsrâîle. Benî İsrail'in bağîlerinden bir bağî onu gördü. Bağî ne demek? Demin geçmişti o kelime. Kadının namussuzuna bağî derler. Namusunu satana bağî derler. Kötü kadın demek. Hadîs-i şerîfte karşımıza geldiği için söylüyoruz. Benî İsrail'in kötü kadınlarından bir tanesi köpeğin o halini gördü. Kuyunun etrafında dolaşıyor. Susuzluktan nerdeyse ölecek. Çok susuzluk çektiği belli hâlinden, hayvanın dermanı kalmamış, dili sarkmış filan.

Fe-neze'at mûkehâ fe'stekathu fe-ğufira lehâ. Ayağından çarığı çıkarttı. Şimdiki gibi naylon yok, bardak yok, bir şey yok. Şimdi orayı düşledim yani ayağından çarığını çıkarttı. Çarığını aşağıya indi. Su birikintisine daldırdı. Suyu aldı çarığının içine yukarı çıkarttı. Fe-sekathu. Ve o köpeği suladı. Çarığı çıkarttı koydu köpeğin önüne. Köpek de şapır şupur diliyle mâlum içer, suyu içti. Fe-ğufira lehâ. İşte bu sebepten o kadını Allah affetti. Yani cezaya müstehak. Cehennemlik olacak bir kadındı ama bir köpeğe merhametinden Allah affetti. Nasıl affeder?

O Alman gibi böyle bu güzel merhametinden kalbine onun bir insaf verir. Yaptığı işin yanlışlığını anlar. Tevbe eder, doğru yola girer. Salih amel işler. Sonunda cennetlik olur. Bir edepsiz de namaz kılarken, oruç tutarken, ibadet yaparken bir edepsizliğinden dolayı ayağı kayar. Namazı bırakır. Orucu bırakır. Yoldan çıkar. Raydan çıkar. Günahlara dalar. Mahvolur gidebilir.

Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim edep, ahlâk, şefkat, merhamet, bu mânevî şeyler çok önemli. Dış görünüşten ziyade kalbin temizliği, ahlâkın güzelliği ve edep çok önemli. Onlara çok dikkat etmek lazım. En önemli hasletlerden, huylardan birisi merhametli olmaktır. Merhametli olacak insan. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Dünyada merhameti olmayan, gaddar, zalim. Bakıyorum şu Sırpların hâline ne insafsız adamlar. Bizim dedelerimiz de oralarda gittiler, savaştılar. Bizimkiler üzümü koparttığı zaman parasını bağlamış dala. El kaldırmayana bir şey yapmamış. Bunlar ne kadın tanırlar, ne çocuk tanırlar. Ne suçsuz tanırlar. İnsan müslüman olmadı mı hayvanlardan aşağı oluyor. Merhamet önemli.

Ben hayret ettim, bu gözlerimle gördüm Medine'de Afrikalı bir ihtiyar kadıncağız. Sokağın köşesinde oturmuş, fukaracık. Böyle duruyor. Birisi getirdi bir para verdi. "Teşekkür ederim. Ben bugün kendime yiyecek kadar şey aldım, başka fakire verin." dedi. Valla gözüm yaşardı. Hayret edilecek bir şey. Fukara. Sokakta oturuyor. O gün yiyeceğini aldı diye başka sadaka almadı.

Bir de Beyazıt'ta hatırlıyorum. Turp gibi bir adam. Sağlam. Demiri tutsa hamur yapar. Çevirir evirir kıvırır. Para istiyor. Ben de bakıyorum böyle. Para verdi mi bir de dönüyor, ne demekse yani. Para verenin etrafında bir tur atıyor böyle. Acayip bir dilenme şekli. Birisinden de para istedi. Beyazıt Camii'nin önünde. O da dedi ki: "Cebin dolu, utanmıyor musun." Hakikaten cebine bir baktım. Cebi böyle sarkmış. İçi çok dolu olduğu için kapanmıyor ağzı. Öyle açılmış. İçi dolu. Olsun, diyor. Cebini doldurmuş, hala istiyor. Böyle fakir oldu mu olmaz. İhtiyacı kadar istemeye hakkı var ama ihtiyacından fazlasını istedi mi demek ki âhiretini satıyor.

Bu hadîs-i şerîfte affedilen kadının olayı Allah Resûlü'nün Peygamber Efendimiz'in şeriati gelmeden evvel mi?

Evet, Benî İsrail zamanı. Yaptığı bu hayırdan dolayı Allah onu affetti.

Zina yapan bir kadının tevbe etse bile ona recm cezası uygulamak lazım gelmez miydi? Bu hususta aydınlatmanızı rica ederim.

İtiraf ederse, sabit olursa evli ise recmedilir. İtiraf etmemiş. Bilinmiyor. Bilinmediği için, mahkemede tespit edilmediği için ondan recm yapılmamış olabilir. Allah ona tevbe nasip etmişse o zaman o usul gerekmez. Zaten Peygamber Efendimiz'in zamanında değil, Benî İsrail zamanında olduğunu hadîs-i şerîf söylüyordu.

Kadının tesettür ölçüsü nasıl olmalıdır? Yüzünü örtmesi vacib midir?

Hayır. Yüzünü örtmesi vacib değildir. Yüzü, eli, ayakları serbesttir. Vücudunu bol bir kıyafetle örtmesi lazımdır. Kıyafetinin formu serbesttir. İlle şu formda olacak diye bir mecburiyet yoktur. Bol ve altı görülmeyen bir örtüyle örtünmesi lazım. Vücudunun güzellikleri, hatları belli olmayacak şekilde örtünmesi lazımdır. Yüzü açık kalabilir. Eli ve ayakları hariç bütün vücudunu örtmesi lazım.

Fitne bahis konusu olduğu zaman yüzünü de örterse iyi demişler alimler. Vacib değil ama fitne bahis konusu olduğu zaman ne demek? Hanım çok güzeldir. Gelen geçen bakıyordur. Kaçırılma ihtimali vardır. Vesaire vesaire vardır. Fitne gibi bunlar. Yani devir bozulmuştur. Zaman kötüdür. Bir takım ahlaksızlıklara yol açabilecektir. O zaman örtünmesi evladır diye yazmış kitaplarımız.

Ramazan'daki hilal meselesi. Ramazan'da mâlum Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: Hilali görürseniz ertesi gün Ramazan'a başlarsınız. Sonlarına doğru hilali yine görürseniz ertesi günün bayram olduğunu anlarsınız. Bayram yaparsınız. Bu kadar kolay bu iş. Sorunun neden sorulduğunu tahmin ediyorum. Biz görmüyoruz da Akçakoca'da, İstanbul'da, Ankara'da. Bir haber geliyor görüldü diye. O zaman ne yapacağız?

Yani hilal görülmüş. Bizim Hanefî fıkhına göre bir yerde hilal görülmüş denirse ona ittibâ ediliyor. Hanefiler birlik taraftarı olduğu için ona uyulabilir demişler. Şafiîler de uyulabilir ama beldelerin arasında çok uzak değilse uyulabilir. Uzaksa uyulmayabilir demişler. Başka başka zamanlarda kendi görüşlerine göre ayrı ayrı yapabilirler demişler. Hanefîler birlik tarafını tutmuş.

Fakat burada Türkiye'miz için ve zamanımız için bir başka mesele bahis konusu. Hilali gördük diyenlerin gördük demesi doğru olmuyor. Yalan oluyor. Gayri ilmî oluyor. Hilâf-ı hakikat oluyor ve bunu biliyoruz. Benim çantamda hilal takvim saati var. Yani güneş kaçta doğuyor biliyor musunuz? Takvimlerde yazıyor biliyoruz. Kaçta battığını biliyor musunuz? Takvimlerde yazıyor, biliyoruz değil mi? Güneşin doğuş batış saatlerinin belli olduğunu biliyoruz değil mi? Takvime bakarız buluruz. O saatlere itimat ediyoruz. Ayın da doğuş ve batış saatleri belli ve onun bir saati var. Bu sene nasip oldu, Medine-i Münevvere'den aldım.

Şimdi hemen bu takvimi getirsem oradan da gösterebilirim size. Hilalin kaç günlük olduğu, yaşı, şeklinin nasıl olduğu. Ne zaman doğduğu ne zaman battığı. Hangi beldeye göre ayarlanırsa onu söylüyor. Hem bizim gözlemlerimizde hem üniversite hocalarının bana verdiği raporlarda. Hem formüllerde hem de saate göre hilalin batmış olduğu zamanda. Battığını biliyoruz. Bir saat önce batmış. Batmış olduğu zamanda güneşten önce batmış.

Ondan sonra güneş batıyor. Hilal göründü diyorlar. İyi ama aşağıda hilal. Güneşten önce battı. Güneşten sonra nasıl görülsün arkada kalmadı ki. Önden gitti. Bu ilmen belli. Hesapla belli. Ve ben de o ülkedeyim. Ben de bakıyorum. Yok, gördük diyorlar. Onu iyi bilemiyorlar yani neden bilemiyorlar, nasıl oluyor? Hile midir, hainlik midir, cahillik midir, gafillik midir? Bilmiyorum. Ama gayri ilmî yapıyorlar. O zaman biz diyoruz ki kardeşlerimize. Görürsen gördüğüne göre hareket et. Görmezsen öyle güvenilmeyen haberlere itibar etme diyoruz. Doğru olan budur.

İkinci bir nokta var bu hususta. Onu da söyleyeyim. Ben Suudi Arabistan'dayken dediler ki yarın bayram. Biliyorum ki yarın bayram değil. Çünkü ben bu işi takip ediyorum. Profesörlerle konuşuyoruz. Ama orada onlar bayram etti diye onlara uyduk. Neden? Birlik ve beraberlik bozulmasın diye. Şimdi burada görülmemiş diyor bizim hocalar. Ve görülmediğini de bütün ilmî usuller gösteriyor. Burada bazı arkadaşların görüldü diye ayrılık gayrılık çıkartması doğru olmuyor. Neden?

Toplumdan ayrı bir şey çıkartıyorlar. Ayrılık gayrılık çıkartıyorlar. O da doğru olmuyor. Bakın bu fıkıh kitaplarında da vardır bilen arkadaşlar okumuşlarsa onlar da şahitlik ederler. Bir insan tek başına hilali bu gözleriyle görse ama kadıya ispat edemezse kendisi yine kadının hükmüne göre hareket etmesi gerekiyor. Kadı yani hâkim. Karar vermiş. Onun gördüğüne itibar etmemiş. Ben gördüm diye yarın kendisi bayram etmiyor. Topluluğa uyuyor. Bu da önemli bir nokta. Allah razı olsun.

Türkiye darü'l-harp midir? Cuma namazı kılınmalı mı kılınmamalı mı?

Türkiye bu konu ihtilaflıdır. Bazı alimler şöyle demiş. Bazı alimler böyle demiş. Cuma namazı kılınmalıdır. Hangi alimler ne demiş? Bizim İmâm-ı Âzam Efendimiz darü'l-harp değil, diyor. İmam Şafiî hazretleri de darü'l-harp değil, diyor. Onun mezhebine göre de asla daru'l-harp değildir. Endülüs bile darü'l-harp değildir İmam Şafiî'ye göre. Eskiden müslümanlar yaşamış. İslâm devleti bir ara hâkim olmuş. Sonra çekilmiş olan Endülüs bile, Balkanlar bile darü'l-harp değildir. Darü'l-İslâm'dır. Ama düşman istilasına uğramıştır. Kurtarılması lazımdır. İmam Şafiî'nin içtihadı budur. Yalnız bizim mezhep imamlarımızdan bir tanesi İslâm ahkâmı uygulanmadığı zaman darü'l-harp sayılır demiş.

Demek ki ulemanın ihtilafı var. Yani bir bakıma darü'l-harp sayan azınlıkta olan alimler de var. Ama Cuma namazı mutlaka kılınmalıdır. Çünkü Bizans'ta bile kılınmış. Almanya'da bile kılınıyor. Amerika'da bile kılınıyor. Darü'l-harp olduğu bilinen yerlerde bile kılınıyor. Çünkü Cuma namazı Kur'ân-ı Kerîm'de âyetle emredilmiştir. Müslümanlar bir araya geldikleri zaman kılarlarsa olur diye fıkhımız söylüyor. Onun için Cuma namazı kılmamak diye bir şey yok.

Bu İran'dan gelmiştir bize. Son zamanda gelmiştir. Humeyni hareketi çıkmadan önce Türkiye'de Cuma namazı kılmamak diye bir mesele yoktu. Onlar demişlerdir ki İran, Şiî mollalarının tesiriyle şu olmadığı için bu olmadığı için kılınmaz. Biz de kılmadık. Herkes sokağa döküldü. Şahı devirdik siz de öyle yapın falan gibilerden. Yani onlar başlamıştır. Sen yine İslâm için çalış. Cihat yapacaksan yap. Ama Cuma namazı Allah'ın farzlarından bir farzıdır.

Ya eyyühellezîne âmenû izâ nûdiye li's-salâti min yevmi'l-cumu'ati fe's'av ilâ zikrillâhi ve zeru'l-bey'. Cuma namazı için Cuma günü ezan okunup davet olunduğu zaman koşarak git. Ve alışverişi bırak. Zâliküm hayrun lekum in küntüm ta'lemûn. Âyet-i kerîmesi bâkidir. Mensuh değildir. Hükmü carîdir, onun için kılmaya devam etmek lazımdır. Bu benim sadece kendi görüşüm değildir.

Biz bu meseleyi mecmualar filan çıkarttığımız için muhtelif fıkıh alimlere de sorduk. Suriye'de, Mısır'da alimlere sorduk. Türkiye'nin tanınmış alimlerine sorduk. Hepsinin kanaati budur. Kılınmaz diyen bazı kimseleri de gittik sıkıştırdık. "Yok biz öyle bir şey demedik." filan dediler. Yani kılınması lazımdır aziz kardeşlerim.

Efendim Orta Asya müslüman Türklerinin durumları hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

Orta Asya'da Allah'ın lütfuyla bir yumuşama olmuştur. Biz böyle bir şey ummuyorduk. Rüyamızda bile görmüyorduk böyle bir şeyi. Derken oralara seyahat imkânı çıktı. Oralardan buralara gelme imkânı oldu. Başbakanlar gidiyor. Bakanlar gidiyor. Anlaşmalar yapılıyor. Güzel bir şeyler oluyor. Fakat yüzde yüz oturmuş bir durum yoktur. Kızıl Ordu Avrupa'dan çekildi. Kızıl Ordu kumlara batmadı muhterem kardeşlerim. Ve oradaki komünist yöneticiler de birdenbire, bir akşam evvel komünistti. Sabahleyin yeşil renge dönmedi. İhtiyatla karşılamak lazım. Ama geriye dönüşü zor olan bir güzel gelişme de başlamıştır.

Dua edelim gayret edelim. Ters dönüş olmasın. Karabağ'da, Nahcivan'da olan olaylarda bakıyoruz ki işin arkasında yine Kızıl Ordunun parmağı hilesi vesairesi var. Orduyu devirdiler, şu oldu bu oldu. İşler tam öyle zahirden göründüğü gibi değil. Perdenin arkasında vuran vurana, kıran kırana bir şeyler oluyor. Ama bir serbestlik de var. Bu serbestliği Kızıl Ordu kendisi mi müsaade ediyor. İplerin ucunu mu kaçırdı tam belli değil. Belli miktarda müsaade ediyorlar da sonra yine bir darbe vurabilirler mi.

Yugoslavya'da hani Bosna Hersek Cumhuriyeti hürriyetini ilan etti vesaire filan derken şimdi nasıl katliam yapıyorlar. Öyle bir deneme, bir toparlama mıdır. Onu da düşünmek zorundayız. İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyim ben şahsen. Dua ediyorum ki orada bir felaket, bir ters gelişme olmasın. Bu gelişme müspet olarak devam etsin. Normal ölçüler içinde devam edecek gibi görünüyor. Yumuşak yumuşak basiretli gidilirse devam edecek gibi görünüyor. Allah kurtarsın. Zulme tekrar uğratmasın. Zulmün pençesine tekrar düşürmesin.

Oruçluyken misvak kullandıktan sonra yutulan tükürük ve banyo yaparken göze kaçan sabun orucu bozar mı?

Bozmaz. Bunlar orucu bozmaz bir kere kesin olarak net olarak söyleyelim bozmaz. Oruçluyken öğleye kadar misvak kullanılabilir. Öğleden sonra mekruh olur. Gözden herhangi bir şey oruç bozma olayı yoktur. Boğaza veya buruna bir şey kaçarsa veya vücuda iğne filan enjeksiyonla bir madde girerse oruç bozulur. Gözdeki sabun kaçmasıyla, yaşarmasıyla oruç bozulmaz. Tükürük yutmakla da oruç bozulmaz aziz kardeşlerim.

Bayram namazlarının sahih olmadığı söyleniyor. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

Niye sahih olmasın, yani sahih olmadığını kim söylüyor? Kabul edecek olan Allah. Fıkıh kitaplarına uygun. Zamanında kılınıyor. İmam cübbeyi giyiyor, sarığı giyiyor. Hutbesini okuyor. Fıkıhta bildiğimiz bütün şartlarını yerine getiriyor. Niye kabul olmasın. Kabul olmaması için bir sebep yoktur. İmamlar rejimin imamı biz de rejimin halkıyız ne yapalım. Rejim bizim rejimimiz yani istersek düzeltiriz. İstemiyor millet. Seçse üç kademesi var bunun.

Bir, en iyi adamları önceden hazırlamak. Bunu hazırlayıp da böyle yekpâre som altından bir şey meydana koyabilirse koyar. Koyamazsa her yere iyi adamları sokmaya çalışmak, iki. Üçüncüsü de bunu da yapamazsan en sonunda beğendiğini al. Kırk katır mı istersin kırk satır mı istersin diye sorduğu zaman da ehven olanını seçmek. Ama bu da tabii çok iptidaî bir şey oluyor. En iyisi som altından bir şey meydana getirmeye çalışmak. Aslında imam kardeşlerimiz de bizim kardeşlerimizdir. Sizin bizim gibi aydan Merih'ten gelmemiştir. Benî Âdemdir, mü'mindir. Onlara da hakaret etmek doğru olmuyor tabii.

Sakal bırakmak için ana baba, eşin rızası gerekir mi? Sakal hakkında geniş bilgi istiyoruz.

Peygamberimiz sakalı kaç yaşında bıraktığı, sakal uzunluğu ve şekli nasıldı filan. Bunları soruyor. Peygamber Efendimiz sakalı kesmedi ki bırakması bahis konusu olsun. Sakal kesmek diye bir şey olmadı. Peygamber Efendimiz sakalı düzeltti. Yani fazlalıkları alırdı. Ama büluğa erdiği çağdan, sakalı çıkmaya başladığı zamandan itibaren Efendimiz sakallıydı. Sakal kesmek doğru değildir. Mezheplerde bu hususta çeşitli hükümler vardır. Yaradılış-ı hilkati tağyir haramdır diyenler, mehruhtur diyenler var çeşitli mezheplere göre.

Sakal bırakılması lazımdır. Herhangi bir sebepten memuriyeti veya mecburiyeti dolayısıyla askerdir, şudur budur bırakamayan olursa bırakamaz. Kendisinin gönlü var, fırsatı olsa bırakacak ama bıraktırılmıyor. Bıraktırmayanlar mesul olur. Belki bu mazur olabilir. Ama fırsatı varken bırakmayanların mazereti yoktur. Onun hesabı vardır. Kendileri hesaba çekilirler. Onun için serbest durumda olanların bu sakalı bırakması lazım. Sakal tabii uzun olabilir, kısa olabilir. Ulemamızın tercih ettiği şekil şöyle bir tutam kadar olmasıdır. Çok kısa olmamasıdır. Çok da aşırı uzun yapmamış Efendimiz, fazlalıklarını almıştır yani.

Bir şeye de dikkat etmek gerekiyor. Demek ki bakımı da var. Düzeltilmesi de gerekiyor. Başka, sakalın bir kısmını kesip bir kısmını bırakmak doğru değildir. Suudluların yaptığı gibi şöyle sadece çenede bırakmak doğru değildir. Böyle bir şey yok Efendimiz'in zamanında. Onlar Avrupalılara benzeyip yapıyorlar yani çenede bir şey bırakıyorlar. Bunlar hatalı şeylerdir. Tabii haliyle bırakılacak. Bir tutam olacak. Bakımı da yapılacak yani güzel görünüşüne de dikkat edilecek.

Birisi rüyasını anlatıyor. Hocamızı rüyasında görmüş. Bu Allahu âlem hocamızın ona görünmesi hatırlatmadır yani derslerini vazifelerini güzel yap, demektir.

Çünkü ahdine sâdık olması lazım insanın. Verilen bir vaat, bir borç gibidir. Yerine getirilmesi lazımdır. Bak kaç sene önce Akçakocalı bir kardeşimiz bize buyurun dedi. Kaç senedir gelemiyorum gelemiyorum hep borçlu hissediyorum. Onun için geldim buraya. Vaat ettim diye. Geleceğim diye. Yani insan ya vaat etmesin. Ya vaat edince yapsın. Ya söz vermesin ya söz verince yapsın. Onun için alınan vazifeleri yapmak lazım. Yapılmaması tabii zararlıdır. Mahsurludur. Tevbe etsin yapmaya devam etsin.

Kız çocuklarımızı ilkokuldan sonra ne yapmamız gerekir?

Kız çocuklarımızı okutmak yetiştirmek güzeldir. Tavsiye edilir. Şarttır. Öteki insanların karşısında eksikli olmamaları için. Onlara cevap verebilmeleri için. Onların fitne ve fesadına karşı onların da İslâm'a güzel hizmet edebilmeleri için bilgilendirilmesi gerekiyor. Fakat bu bilgilendirilmenin İslâmî usuller, muhitler, şekiller ve eğitim müesseseleri içinde yapılması lazımdır. Haramla günahla karışık olmaması lazımdır. Onun için ben şahsen kendi çocuklarımı tamamen kızlara mahsus olan okullarda yetiştirmeye çalıştım. Muradiye Kız Kur'an Kursu'nda mesela okuttuk. Ortaokul, lise. Lise diploması alacak hâle getirdik. Ondan sonra da herhangi bir günahlı mahsurlu bir şeyin olmamasına gayret ettik. Siz de dikkat edersiniz.

Evradı zamanında okuyamayan günün diğer saatlerinde okuyabilir mi?

Okuyabilir. Tabii. Yani dualar her zaman yapılabilir. Sabah yapsaydı, olmadı vakti olmadı. Mazereti oldu. Sonra yapar. Allah kabul etsin.

Allah hepinizden razı olsun. Geceniz gündünüz aydın olsun hayır olsun. Allahu Teâlâ hazretleri dünyanızı âhiretinizi mâmur eylesin. İki cihanda bahtiyar olun. Allahu Teâlâ hazretleri sizlere ve bizlere hayırlı uzun ömürler ihsan etsin. Hepimiz 90 yaşını 100 yaşını geçelim inşaallah.

Sakallarımız ak pak olsun. 90'ı geçince hesap yokmuş diye ondan hevesleniyorum. Allah hesap sormayacakmış 90'ı geçince.

Allah hayırlı uzun ömür versin. Çünkü mü'minin uzun ömürlü olması iyidir. Çok iş yapar. Sermayesi çok birikir. O bakımdan iyi. Uzun ömrümüzü de boş geçirmeyip zamanımızı zayi etmeyip her anımızı en verimli şekilde İslâm'a hizmette sarf etmeyi nasip etsin. Dilimiz zikirde olsun. Aklımız İslâm'a hizmette olsun. Her işimiz müslümanlara hayırhah bir şekilde çalışma yolunda olsun. Her faaliyetimiz müslümanlara bir fayda sağlasın. İslâm'ın ilerlemesinde varlığımız, faaliyetlerimiz vesile olsun.

Son nefeste Allah sevdiği bir kul olarak arzu haliyle âsân ölebilen, inletmeden ağlatmadan çok ezmeden asan bir ölüm ile kâmil bir iman ile ve buyrun beraber diyelim. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu diye diye Allah'ın sevdiği bir kul olarak ona kavuşmayı nasip etsin. Amin. Habîb-i edîbine komşu eylesin. Havz-ı Kevser'den doya doya içmeyi nasip etsin. Firdevs-i âlâda köşkler ihsan eylesin.

Allahu Teâlâ hazretleri Cuma günlerine mümasil zaman aralıklarında kendisine has kullarını davet edip cemalini gösterecekmiş. O davete çağırılanlardan eylesin. Onları da cennet çarşısında gezdirtip "Ey kullarım istediklerinizi alın." buyuracakmış. O çarşıları gezip de o ikramları alanlardan eylesin.

Bi-hürmeti esrarı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı