M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Ahlâk

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selamü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Bu Cuma Sohbetimde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ahlâkla ilgili bazı hadîs-i şerîflerinden bahsetmek istiyorum.

Biliyorsunuz insanın nefsi var; nefs-i emmâre. Bu nefs-i emmârenin terbiye edilmesi lazım. Allah'ın rızasını kazanması için bütün kötü huylarını atması lazım. Bir mü'min kötü huylarını atmalı, iyi huyları için sabretmeli. Bu önemli bir konu. Yapacağımız çalışmalar ibadetler güzel, onlardan sevap alırız ama aynı zamanda kötü huylardan sıyrılmamız için de bir çalışma yapmamız gerekiyor. İyi huyları almak için de bir gayret göstermemiz gerekiyor. Bu gibi hususlarda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in pek çok tavsiyeleri var. Bugün size bu tavsiyelerden bazılarını okumak istiyorum. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Büreyde radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuş:

İyyâke ve'n-nazrate ba'de'n-nazarate fe-inne'l-ûlâ leke ve's-sânî aleyke.

Bu hadîs-i şerîf, insanın gözüyle bakışıyla ilgili bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz;

İyyâke ve'n-nazrate ba'de'n-nazarate buyuruyor. "Bakıştan sonra tekrar bakmaktan sakın!" İyyâke Arapça'da sakınma ifade eden bir terim. İnsanın bir bakıştan sonra tekrar bakmasını yasaklıyor.

Bu nasıl bir bakış?

İnsanın etrafı görmesi için gözü var. Etrafı görürken güzel şeylere tekrar tekrar bakabilir, bütün dikkatiyle gözünü güzel şeylere tekrar tekrar dikebilir.

Bir bakıştan sonra bir daha bakışın yasak olması nerede?

İnsan normal olarak etrafında bir şey görür ama o haramdır, yasaktır, günahtır veya mahrem olmadığı bir kimsedir. O zaman bakış da normaldir. Çünkü insanın gözü açık, etrafına bakınıyor; kendisinin ihtiyarı, kastı, sû-i kasdı olmadan gözüne bir şey takılmış oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri buna bir sorumluluk vermiyor. Bundan dolayı bir ceza bahis konusu değil. Ama iyyâke ve'n-nazrate ba'de'n-nazrate tekrar tekrar bakarsa, dönüp dönüp bakarsa yine yine bakarsa o zaman yasaklıyor. Böyle yapmak yok. Çünkü baktığı şey doğru değil.

Fe-inne'l-ûlâ leke. "Birincisi senindir, hakkındır, bakabilirsin."

Osmanlı şairlerinden birisinin bir şiiri var:

"Müneccimlik taslayan, astronomluk taslayan bir insan; 'Gökteki yıldızlardan hangisi nerededir, hangisi kutup yıldızıdır, hangisi şu yıldızdır, hangisi bu yıldızdır?' diye göğe bakarken, önündeki çukuru görmez." mânasına bir şiirdir. İşte onun gibi, insan, başka bir yere bakarken önündeki çukuru görmezse - tabi düşebileceği için etrafına bir bakması lazım- olmaz. Ayrıca bakış günaha, harama olursa olmaz! İlk bakışta gözü takılmış, o bir şey değil ama tekrar bakmayacak.

Bu günlerde bu çok önemli. Birinci bakış normal, affedilir ama ikinci bakış affedilmez. O, insanın aleyhine olur.

Ve's-sâniye aleyke. "İkinci bakış senin aleyhine defterine yazılır."

"Vay! Sen niye bakmaman gereken yere, haram olan yere bir kere daha baktın?" denilir. Bu sefer melekler amel defterinin, a'mâlinin negatif bölümüne günah yazarlar. Onun için insanın gözüne sahip olması önemli. Ahlâken dikkat etmesi gereken bir husus. Buna riayet etmesi lazım.

Hele hele bu günlerde daha önemli. Çünkü bu günler yaz günleridir. Yazın sıcağından dolayı kimileri açık giyiniyorlar. Bizim örfümüze uymayan giyim tarzları karşımıza çıkıyor.

Bizim ecdadımız nasıl yaşamışlar?

Dinimiz ne emretmişse öyle yaşamışlar. Giyim kuşamlarından yeme içmelerine, evdeki yaşamlarına kadar her şeyde Allah'ın emrine riayet etmeye çalışmışlar.

Acaba onlar giyimleri ile sıkıntıdan patlıyorlar mıydı?

Hayır! Herhalde öyle değil. Evvelki gün gazetelerde bir haber vardı. "Avrupa şalvarı keşfediyor." diye bir yazı. Hakikaten bu yaz günlerinde ben de üzerimde deniyorum. İnsan dar olmayan bol bir kıyafet giydiği zaman, vücudu sanki üzerinde bir kıyafet yokmuş gibi çok rahat ediyor. Bir hava alıyor, terlemiyor. Bu bir de güzel bir kumaştan yapılırsa, naylon filan olmayan, iplikleri iyi bir kumaştan; ketenden veya güzel bir pamuklu kumaştan yapılırsa daha rahat edilebilir. Yazın insanın serinlemesi için Allah'ın yasak ettiği uzuvlarını açması gerekmez. Bunu, İslâm'ı duyguları zayıf olan insanlara "bir ikaz olsun" diye söylüyoruz.

Allahu Teâlâ hazretleri kapanmayı, tesettürü, örtünmeyi emretmiştir. Bazı yerlerin özellikle şiddetle ve dikkatle mutlaka örtülmesi lazımdır. Bu erkek için de böyledir. Hanımlar için böyle, hatta çocuklar için de böyle.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; "Çocuğun avreti de büyüğün avreti gibidir." buyuruyor. Büyüğün örtülmesi gereken mahalleri gibi çocuğun da örtünmesi gereken mahallerinin örtülmesi gerekir.

O zaman bu, kimi günaha sokar?

Sorumlu olan annesini babasını günaha sokar.

Bu hangi şeyi reddediyor?

"Daha küçüktür." diye düşünmeleri reddediyor. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfi. Onun için bir kere insanların kendisinin örtünmesi gereken yerlerini örtmesi gerekiyor. Bu, İslâm'ın kötülükleri engellemek için tedbir alma yönünün bir tezahürüdür. İslâm, kötülükler ortaya çıkmadan önce tedbir alıyor, engelliyor.

İçkiyi niçin yasaklamış?

İçki insanın aklını götürüyor. Aklı gidince de aklı, dikkati, hafızası, şuuru, mantığı, muhakemesi hepsi gittiği için suç işliyor veya kendisini, dengesini kaybediyor düşüyor. Onun için içki yasak. İslâm bunun gibi önlem alıyor. Tefekkürü de emretmiş ki arkasından daha kötü macerâlar, çirkin fiiller, aileleri yıkan, insanın namusunu payidâr eden şeyler olmasın. Bu herkese bir emir. Herkes tarafından tutulmalıdır.

Mesela bir müslüman kalktı, bir gayrimüslim diyarına gitti. Etrafındaki insanlar İslâm'ı dinlemiyor.

O zaman ne yapacak?

Kendisi gözüne sahip olacak.

Niçin gözün kapağı var?

Gözün yasağı olduğu için. Gözün kapağı yasağı içindir, yasak olan yere bakmamak içindir. Gözünün kapaklarını hemen kapatacak, görmemesi gerekenleri görmeyecek. Başını çevirecek, görmeyecek. Bugünlerin bir tavsiyesi oluyor. Sıcak günlerin hararetinden Allah'ın emrini unutup da açılıp saçılan insanlar örtünsünler. Çocuklarımız varsa onlara da Allah'ın emrine uygun kıyafetler sağlayalım. Kendimize de dikkat edelim.

Ben bazen şaka yollu camide veya başka yerde gördüğüm kardeşlerime; Sana şu kadar ceza yazdım. Giyiminden kuşamından sana ceza gelecek. Niye böyle giyinmişsin?" diye takılıyorum. İnsan giyeceği gömleği, pantolonu seçmeli; her şeyini İslâm'ın kendi öz ciddiyetine, ahlâkına uygun bir şekilde yapmaya çalışmalı. Böyle olmadığı zaman da ve her zaman da gözüne sahip olmaya gayret etmeli.

Okumuş olduğum hadislerin içinde geçen konulardan hoşuma giden bir şeydir:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Bir insan açık olan bir kapıdan veya pencereden baksa bu, sanki o eve girmek gibidir." buyuruyor.

Allah Allah! Evin içine girmedi, dışarıdan bakıyor. Evin penceresi veya kapısı açık, içerisi görünüyor ama bakmayacaksın. Kadın orada çamaşır yıkıyordur veya üzerinde ev kıyafeti vardır, çok dikkatli giyinmemiştir veyahut evin içinde başka bir şeyler oluyordur. Onun için insan dışarıdan içeriye bakmayacak, yürürken gözlerine sahip olacak. Bir hadîs-i şerîf bu.

İkinci hadîs-i şerîf. açtığımız hadîs-i şerîf kitabının sayfalarından böyle güzel konulara, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tavsiye ettiği, nasihatlerinin olduğu konulara devam ediyoruz. İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş, ikinci hadîs-i şerîf:

İyyâke ve't-tesvîfe bi't-tevbeti ve iyyâke ve'l-gurrete bi-hilmi'llâhi anke.

Peygamber Efendimiz iki mühim hususta bizi ikaz ediyor, yasaklıyor.

Nedir bunlar?

İyyâke ve't-tesvîfe bi't-tevbeti. "Aman, 'Tevbeyi ileride yapacağım.' diye tehir etmekten sakın." diyor Peygamber Efendimiz.

Sonra ne?

Ve iyyâke ve'l-gurrete bi-hilmi'llâhi anke. "Allah'ın sana karşı halim selim davranacağı fikriyle aldanmaktan da sakın."

Þimdi bu ikisini biraz izah edelim:

Tesvîf, sevfe kelimesiyle ile ilgilidir Arapça'da sevfe istikballik takısıdır, fiilin başına gelir. Mesela ektübü "yazarım" demek seyfe ektübü "İleride yazacağım." demek. Mânası istikbale götürüyor. Tesvîf de "Bir şeyi istikbalde yapacağım." mânasına geliyor.

İyyâke ve't-tesvîfe bi't-tevbeti. "'Tevbeyi ileride yapacağım.' diye tehir etmekten sakının." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Tevbe ne demektir?

"Cenâb-ı Hakk'ın istediği, razı olduğu yola dönmek, yöne gelmek, yola girmek, dönüş yapmak, hatasını bırakmak, hatalı istikametinden vazgeçmek." demektir. Hani "vazgeç, vazgeç" diye Mevlânâ'nın türbesinde de bir dörtlükten bahsediyor ya, "yine gel, yine gel" diyorlar. Bâzâ aslında "vazgeç" demek.

İyyâke ve't-tesvîfe bi't-tevbeti. "'Tevbeyi yarın yapacağım, ileride yapacağım, yaşlanınca yapacağım.' diye geriye atmaktan sakının."

Bu kötü huydur. İyi şey hemen yapılmalıdır. İnsan yanlış yoldaysa, yönünü başka tarafa dönmüşse hemen Cenâb-ı Hakk'ın yönüne dönsün. Yolu yanlışsa Cenâb-ı Hakk'ın razı olduğu yola girsin. Bunun ileriye atılması olmaz; "İlerde yapacağım." demek olmaz.

O ne demektir?

Bu; "Tevbe edeceğim zamana kadar kötülükte devam edeceğim." demektir. O çok ayıp olur. Bir müslüman için son derece yanlış olur. Müslümanın böyle bir düşünceyi kafasından söküp atması lazım.

Ne demek? Ben niye tevbeyi teyit ediyorum? Niye bu günahta, bu kusurda biraz daha devam ediyorum? Öyle şey olur mu? Günahta devam olur mu? Günahı isteyecek, isteyerek yapacak, günaha devam edecek; "İleride tevbe edeceğim." diye düşünecek, bu yanlış!

Niye ileriye bırakıyorsun? Hemen tevbe et, hemen bırak. Günah tatlı geliyor, tatlı ama sonu acı. Þeytan insana bütün günahları ziynetlendirir, süsler, allar pullar, hoş gösterir. Ama ârif insan, alim insan, iyi müslüman olan insan, günahların tatsız olduğunu bilir. Günahların gösterişinin, güzel görünüşünün arkasında muazzam bir tehlike, çirkinlik ve tuzak olduğunu bilir. Ârif insan, iyi müslüman olan insan kapılmaz; onun için hemen tevbe eder.

İnsanın içinde nefsi var ya, işte o bazı şeyleri istiyor, bazı şeyleri de istemiyor.

İnsanın nefsi neleri ister?

İnne'n-nefse le-emmâretün bi's-sûi.

Bütün kötülükleri ister. Allah'ın yasaklamış olduğu, topluma da zararlı olan, kişinin şahsi hayatında da başarılarını engelleyen, ailevî hayatında da zararlı olan şeyleri işlemek ister. Çünkü nefis bu, engel tanımaz, bazı şeyleri keyfine göre ister. İşte onların yapılmaması icap ediyor; İslâm bu. İnsan bu mücadeleyi içinden vermediği zaman toplumlar mahvoluyor, devletler yıkılıyor, tarihten siliniyor, mağlubiyetler oluyor. İnsanoğlunun içindeki o kötü şeyleri emreden nefsine karşı çıkması çok önemli bir iş olduğu için böyle bir çalışma çok şerefli bir çalışma olarak bizlere emredilmiştir. Bizim yapmamız lazım, hemen yapmamız lazım, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönmemiz lazım. Döndük, sonra döndüğümüz yolda sağlam yürümemiz lazım. Allah'a vefalı olmamız lazım. Verdiğimiz sözü tutmamız lazım. Er kişi, hür kişi, sağlam kişi verdiği sözü tutar. O bakımdan; "Tevbe yâ Rabbi! Ben yanlış yoldan döndüm. Nefsimi ezerek, nefsimi yenerek, nefsime rağmen senin sevdiğin yola girdim. Nefsimi biliyorum ama bunu aşarak senin yoluna geldim." diye insanın aşk ile Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmesi lazım.

İnsan böyle bir mücadele yaptığı zaman, nefsiyle mücadele ettiği zaman bunun mânevî bir sevabı vardır. Bir sevabın muhakkak ayrıca bir zevki vardır. Nefsini yenmek, faziletli insanların en büyük zevklerinden birisidir. Nefsinin arzularına karşı çıkmak, muhalefet etmek, arkasından çok büyük mânevî hazlar getirir. Büyük insanlar bundan büyük zevk alırlar. Biz de bu zevki tatmayı öğrenmeliyiz. Mesela insan başarılı bir iş yaptığı zaman bunun sonunda bir zevk alıyor. Bu zevkin peşine düşmeliyiz.

Nefsinin bir çirkin arzusunu yendiği zaman bir zevk vardır. Bu zevkin peşine düşmeliyiz. Bunlar güzel, asil, yüksek zevkler. Çok zor bir işi yapmak için koşturuyoruz, terliyoruz. Günler geçiyor, aylar geçiyor ama sonunda eseri ortaya koyuyoruz, onun muazzam bir sevinci var; "Elhamdülillah, başardım." diyoruz. İşte böyle güzel, asil zevklerin peşine düşmeliyiz.

Sürpriz zevklerin peşinde, insanı sonunda pişmanlıklara sürükleyen, toplumları yıkan, topluma, insana, ahlâka zararlı, aykırı şeylerden dönmeliyiz. Döndükten sonra da sözümüzde durmalıyız. Yanlıştan dönmeliyiz de doğruda sapasağlam durmalıyız.

Yanlıştan dönmek, doğru bir istikamette sapasağlam durmak lazım. Bu önemli bir nokta.

Tevbeyi de tehir etmemek lazım, ileri atmamak lazım. Hatta akşam tevbe etmesi gerekiyorsa sabaha bırakmamak lazım. Gün doğmadan neler doğar bilmiyoruz ki.

Akşam hastalanacak mıyız? Gece başımıza bir şey mi gelecek?

Ne olacağını bilmiyoruz. Arabaya Bismillahirrahmanirrahim deyip biniyoruz. Bakalım inebilecek miyiz? Uçağa biniyoruz. Bakalım gideceğimiz yere varabilecek miyiz?

Bunlar kader, bilinmeyecek şeyler. Onun için Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönüşü kesin olarak yapmamız lazım. Günahı devam ettirmemesi lazım, günahlı yoldan hemen dönmesi lazım. Bu da bu günlerde daha çok lazım.

Muhterem kardeşlerim!

Yöremde, yaşadığım gezdiğim yerlerde insanlara bakıyorum da müslüman adam "Yaz geldi." diye yazlığa gelmiş, ezan okunuyor ama camiye gelmiyor. Ben bu aileyi biliyorum, müslüman bir aile bu. Namlı, şanlı bir müslüman aile. Babalarını, dedelerini tanıyorum, ne kadar iyi insan olduklarını biliyorum.

Yazık değil mi? Gelmiş oraya eğleniyor; serinlik var, zevk var, eğlence var. Başka insanlar gibi günahlı şeyler yapmıyor ama ezan okunuyor, camiye gelmiyor. Dinlenmeye gittiği semtin camisine gelmiyor, gevşiyor, rehavet geliyor, tembellik geliyor. İşte bu da bir oyun; şeytanın, nefsin oyunu. Camiye gelmiyor.

Sen İstanbul'da durduğun zaman cami cemaat sevap da, yazlığa gittiğin zaman cami cemaat sevap değil mi? Niye camiye gelmiyorsun?

Hiç kimse bilmiyor adamı. Sanki beynamaz bir insanmış gibi camiye hiç gelmemiş. Buraya birisi taşınmış, yazlık evi var; bahçeli, leb-i derya, deniz kenarında ama onu hiç kimse bilmiyor.

Niye? Camiye neden gelmiyor ki?

Bu müslüman aile evinde namaz kılıyor ama camide namaz kılmak evde namaz kılmaktan 27 kat daha sevaptır. Cuma namazı kılınan camide namaz 50 kat daha sevaptır.

Bu namazın sevabını insan ihmal eder mi? Peygamber Efendimiz'in sünnetini insan ihmal eder mi?

Demek ki yaz günlerinde değişiyor. Bu hadîs-i şerîflerin önemi var.

Yaz günlerinde insanlar hatalarında biraz ısrar etmek istiyor;

"Varsın olsun! Biraz günah işliyoruz ama bu yaz günlerinde işleyelim."

Öyle saçma şey olur mu?

Bunun yazı kışı yok, günah işlemeyecek, Allah'ın yolunda yürüyecek. Günah yolunda ısrar etmeyecek, Allah'ın yolunda yürümekte ısrar edecek. Onun için bu da çok önemli.

Yanlış bir durumumuz varsa hemen düzeltmeliyiz. Askerlerde "durum muhakemesi" diye bir şey vardır. Askere gitmeyenler bilmezler, belki de duymuşlardır. Bir insan durumunu hemen muhakeme edecek.

"Benim durumum ne? Dostlarımın durumu ne düşmanlarımın durumu ne? Benim cephemin, karşı cephenin vaziyeti ne? Aman dikkat edeyim." diyecek.

Değerlendirme sonunda baktı ki kendisinin pozisyonu yanlış, zararda, günahta. İnsanın zararı, günahı anlaması zor bir şey değil. "Benim bu yaptığım doğru değil." diyebilir. Bak camiye gelmiyorsun, bir takım kaçamak günahları işliyorsun. O kaçamak günahlar hakkında da bir hadîs-i şerîf var. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

İyyâküm ve muhakkarâti'z-zünûb. Ve inne muhakkarâti'z-zünûb metâ yu'hazu bihâ sâhibuhâ tühkikuh.

"Günahların hor, hakir, küçük, ehemmiyetsiz görünenlerinden aman çok sakının! Çünkü o muhakkarâti'z-zünûb hor görülen, küçümsenen, önemsenmeyen günahları metâ yu'hazu bihâ sâhibuhâ tühkikuh işleyen kimseyi Allah yakasından tutar, bir hesaba çekerse hor görülen, önemsenmeyen günahtan dolayı sahibi helak olur."

Günahı küçük görmek olmaz.

Bazı ârifler "küçük günahlar, büyük günahlar" diye tasnif etmişler. Büyük günahlar var. Mesela zina, adam öldürmek, vesaire. Ama bazı zarif insanlar da;

"Günahın küçüğü mü olur? Kime karşı işliyorsun? Allah'a karşı işliyorsun. Allah'a karşı işlenen her şey büyüktür, Allah'a karşı işlendiği zaman suçun küçüğü olmaz. İşlenmemesi lazım." demişler.

İyyâke ve't-tesvîfe bi't-tevbeti. Müslüman tevbeyi, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönüşü geciktirmeyecek. "İleride yaparım." demeyecek. Tevbenin önemini biliyor, kendi yolunun yanlış olduğunu biliyor ama dönmüyor, önemsemiyor. Ufak tefek kaçamak yapmaya devam etmek istiyor. Böyle bir şey yok, hemen bırakacak. Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönecek.

Günahların tatları var, iyi ama sevapların da tatları var, faziletlerin de muazzam tatları, mânevî lezzetleri var, kendini onlara alıştır. Kötü şeylere alıştırdın mı bırakamazsın. İnsan sigaraya alışıyor da vazgeçemiyor. Parmak kadar sigaraya koca 1.80, 1.90 boyunda pehlivan yeniliyor.

O küçücük sigaraya koca pehlivan yenilir mi?

Yeniliyor, bırakamıyor. Geçende birisi karşımda -iyi bir insan, iyi bir aile- sigarasını yaktı, şaşırdım.

"Sen sigara içiyor musun?"

"Maalesef içiyorum."

Maalesef içiyorsan içme.

Maalesef yani özür dilerim, esef ederim, istemem ama içiyorum.

İstemiyorsan içme, kötü olduğunu biliyorsan içme çünkü zararlı. Küçücük parmak kadar sigara, koca pehlivanları tuşa getiriyor, sırtını yere getiriyor, üstüne çıkıyor. Hem müslüman hem aklı fikri yerinde, ciddi insanların bile sırtını yere getirir, mindere yapıştırır, yener.

Bu olur mu?

"Kötü bir alışkanlık, ne yapayım işte, yenemiyorum. Başımdan acılı bir olay geçti de o zaman alıştım."

Başından acılı olay geçtiyse tesbihe alışsaydın, elinde tesbih olsaydı. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn deyip çekseydin, daha güzel olurdu.

Ne diye sen şimdi kötü bir şeye kendini alıştırdın, yanlış bir şeyden zevk alıyorsun?

İnsan doğru şeylerden zevk almaya çalışmalı. Evet, bu çok önemli. Tevbesini, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönmesini, girmesini ileriye atmamak, tehir etmemek çok önemli.

Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfin sonunda ne diyor?

Ve iyyâke ve'l-gurrete bi-hilmi'llâhi anke. "Allah'ın sana karşı halim selim davranacağını düşünerek aldanmaktan da sakın." Böyle bir şeyi de düşünme.

Evet, Allahu Teâlâ hazretleri halîmdir, sıfatlarından bir tanesi hilm sahibi olmasıdır, halimliktir. Allahu Teâlâ hazretleri halim olduğundan, sabrettiğinden, kızmadığından insanları birden helak etmiyor. Allah'ın halimliği var ama sen bu halimliğine aldanıp tevbeni geciktirme. "Gafûr'dur, Rahîm'dir." Bu söz çok söyleniyor. "Allah Gafûr'dur, Kerîm'dir, benim günahıma bakmaz." deme.

Nereden biliyorsun? Noterden tasdikli, imzalı, mühürlü anlaşma mı yaptın? Ne malum?

Ya bakacaksa, ya bakarsa! Günah olduğu ortada; günahlara bakacağını, cezalandıracağını âyet-i kerîmeler söylüyor.

"Deve ağırlığında bir suç işlesen, günah işlesen karşılığını çekeceksin; deve ağırlığında hayır işlesen, mükâfatını göreceksin." diye âyetler var.

"Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir; benim günahıma bakmaz bile." diye düşünmeyi sen nereden çıkardın? Böyle bir sözü söylemeye senin hakkın yok! Akıllıca değil, mantıklı değil, âyetlere aykırı, Kur'ân-ı Kerîm'e aykırı. Allah günah işleyeni cezalandırır, genel kaide bu.

Seni cezalandırmayacağını nereden çıkardın?

"Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir, Halîm'dir affeder."

Günahı işleyip de "Allah affeder." diyorsun. Ya affetmezse! Sen en iyisi günah işlemesen de Allah'ın lütfunu öyle beklesen daha iyi olmayacak mı? En iyisi o değil mi? İşte bir takım sakat mantıklar insanoğlunu aldatıyor. Bu mantıklar da yerleşmiş oluyor.

O kadar köklü yerleşmiş ki.. Bazen küçücük bir ot olur, bahçenden çıkarmak istersin, ot derinliklere kadar sağa sola kök salmış, bir türlü çıkaramazsın; onun gibi. Bu türlü felsefeler halkımızın kafasına öyle kötü kök salmış ki çıkaramıyor. Günahı işliyor, "Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir affeder. Allah Halîm'dir bağışlar." diyor. İyi ama hakikaten Allah bağışlamazsa hepimizi cehenneme atar. Allahu Teâlâ'nın Halîm'liği var; Halîm olduğundan biz cennete girebiliyoruz.

Yoksa Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun, hakkıyla kulluğunu yapabilen kaç tane insan gösterilebilir?

Onun için Allah'ın Halîm'liğinden, Gafûr'luğundan, Rahîm'liğinden çok fazla heveslenip de gevşememek lazım. Günahı işlemeye bir mazeret olarak bunu ters istikamette kullanmamak lazım. Evet, hiç inkâr etmiyoruz, Allah Gafûr'dur, tevbe et; "Allah'ım! Beni affet." de. Gece seccadenin üzerinde secdeye kapan; kendin için geçmişlerin için Allah'a dualar eyle. Gafûr'dur, Rahîm'dir ama yolunda giderken Allah'ın sana mağfiret etmesi, sana rahmet etmesi daha normal. Yoluna aykırı gederken; "Seni dinlemiyorum, sana âsî oluyorum, fiilen isyanın içindeyim, isyanı işlemekteyim." der gibi isyanın içindeyken "Gafûr'dur, Rahîm'dir, Halîm'dir." diye düşünmek nedir?

Aldanmadır.

Ve iyyâke ve'l-gurrete bi-hilmi'llâhi anke. "Aldanma!" demek. İnsan işte bu sıfatın tatlılığına aldanıyor. Aldanmaması lazım, Allah'ın Halîm'liğini düşündürerek şeytan onu aldatmamalı.

"Bak Allah Halîm'dir. Hele şu yaz geçsin, keyfini safanı sür, ondan sonra yaparsın." Böyle bir şey yok! Allah'ın Halîmliğine mağrur olmayacaksın. Halîm'liğine dua edersin, sığınırsın ama Allah'ın yolunda yürümeye de var gücünle gayret edeceksin.

Evet, ikinci hadîs-i şerîf de bu ama bunlar çok önemli. Bu yaz günlerinde sizler için bizler için tam da mevsimin nasihatleri olmuş oluyor.

Bir hadîs-i şerîf daha okuyalım, sohbetimizi tamamlayalım.

İyyâke ve sâhibü's-sûi fe-innehû kıt'atün mine'n-nâri lâ yenfeake vüddühû ve lâ yefî leke bi-ahdihî.

Bu hadîs-i şerîf Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

İyâke ve sâhibü's-sûi. "Kötü arkadaştan sakın. Aman, aman kötü arkadaştan kendini sakın, koru!" Sâhibü's-sûi. "Kötü arkadaş." Sâhib "arkadaş" mânasına geliyor, sûi "kötü" demek. "Kötü arkadaştan sakın."

İnsan arkadaşlar ediniyor, yaşam başka insanlarla beraber renkleniyor. İnsanın üzüntüsü, sıkıntısı, efkârı, gamı, kederi dağılıyor. Arkadaşlar olması iyi ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Kötü arkadaşlardan sakın." diyor ve devam ediyor:

Fe-innehû kıt'atün mine'n-nâri. "Çünkü o ateşten bir parçadır."

Veyahut "nâr" aynı zamanda cehennem demektir. "Kötü arkadaş cehennemden bir parçadır, ateşten bir parçadır. Cehennem gibi seni yakar."

Neden?

Kötü arkadaş, arkadaşlık yapar ama sana kötülükler yaptırır, kötü yollara saptırır. "Gel arkadaş! Gir koluma." der, senin koluna girer veya elini omzuna atar; "Kardeşim! Ben seni çok seviyorum. Gel, bu akşam içki içmeye gidelim." der. İşte bak, kötü arkadaş cehenneme götürüyor. Cehennemden bir parça, seni cayır cayır yakacak çünkü teklif ettiği şey kötü. Onun için insanın kiminle arkadaşlık yapacağına son derece dikkat etmesi, bu hususta titiz davranması lazım geliyor.

Kiminle arkadaşlık yapacağız?

Bize dinimizi hatırlatacak, dinî konulardaki bilgimizi artıracak sohbeti yapacak; ilminden, irfanından, amelinin güzelliğini görmekten faydalanacağımız, yanıldığımız zaman bize hakkı söyleyecek, "Yapma kardeşim! Bu yanlış." diyebilecek; doğru bir iş yaptığımız zaman da, hem teşvik edecek hem de yapmak konusunda bize yardımcı olacak; "Tamam, sen iyi bir karar vermişsin, ben de sana yardımcı olayım, şu kadarını da ben yapayım, gel bu güzel işi tamamlayalım." diyecek kimselerle arkadaşlık etmeliyiz. İnsanın bu gibi vasıflara sahip bir arkadaş seçmesi lazım. Bir insanın arkadaşı yanlış bir iş yaptığı zaman ona söylemiyorsa o iyi bir arkadaşı değildir.

Neden?

Yanlışlıktan dolayı cezaya uğrayacak ama cezaya uğramasından dolayı onun kılı kıpırdamıyor, arkadaşını ikaz etmiyor. "Kardeşim! Senin bu yaptığından dolayı Allah sana bir bela verir, ceza verir, O'nun gazabına uğrarsın, şamar yersin, bunu yapma." demiyor.

Böyle arkadaşlık mı olur?

"Çok tatlı dilli de güleç yüzlü de ağzından ses çıkmaz, hiç itiraz etmez."

İyi ama işte bu yanlış. Bu yanlışı söylemesi lazımdı, günahı engellemesi lazımdı. Emri bi'l-ma'ruf nehyi ani'l-münker yapması lazımdı. Bunu yapmadığı için iyi bir arkadaş değil! İyiliği teşvik eden, kötülüğü engelleyen, öğreten, söyleyen, tenkit eden, sana hayırda yardım eden arkadaştır.

Dinî bilgisi olacak, güzel ahlâkı olacak, konuştuğu zaman sen onun konuşmasından istifade edeceksin, bir şeyler öğreneceksin; "Ben bunu bilmiyordum, bak öğrendim." diyeceksin, davranışlarına bakacaksın; "Ne kadar güzel davrandı, jesti ne kadar asildi, ne kadar temiz bir insan, ben de böyle yapayım." diye hareketinden istifade edeceğin kimseyle arkadaşlık edeceksin. Kötü kimseyle arkadaşlık yapmaktan sakınacaksın. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;

"Cehennemden bir parçadır veya ateşten bir parçadır; seni cayır cayır yakar." diyor ve sözünü şöyle tamamlıyor:

Lâ yenfeake vüddühû. "Sevgisi sana fayda vermez."

Ve lâ yefî leke bi-ahdihî. "Ahdi ile sana vefa göstermez."

Kötü olduğu için sevgisinin bir faydası olmadığı gibi sana verdiği sözü de tutmaz. Ahdine vefa göstermez. Ahdine vefa göstermeyen, sözünde durmayan insanlar da seni aldatır, çıkmazlara sokar, yapayalnız, cascavlak ortada bırakıverir. Onun için bu da fena. İnsanın bir de ahdine, sözüne sadık kimselerle ahbaplık yapması lazım.

Sözünden dönen, cayan, ne yapacağı belli olmayan kimse tam çölün ortasında, sıkıntılı yerde arabasına binip seni orada bırakıp giderse böyle arkadaşlık mı olur?

Ahdine vefa etmeyen insandan arkadaş olmaz, öyle kötü bir kimseyle arkadaşlık yapmamak lazım. Bu da mevsimin güzel nasihatlerinden birisi olarak bu gün karşımıza çıktı.

İnsan yaz aylarında muhit değiştiriyor; yazlık alışkanlığı var. Anasının babasının, evinin barkının, işinin olduğu yerde oturan çok az insan var. Öğrenciyse çocuksa bile tatile, kampa, yazlığa, köyüne, yaylaya gidiyor; bir muhit değişikliği yapıyor.

İnsanlar birbirleriyle tanışıyorlar.

Kötü bir insanla tanıştı mı felakettir. Kötü bir insan, insanı baştan çıkarır. Çok kötü bir arkadaş yoldan çıkarır. İnsanın dünyasını değiştirir, mahveder, insanın istikbalini karartır. O bakımdan kötü arkadaş edinmemeliyiz, iyi arkadaş seçmeye çok dikkat etmeliyiz.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in güzel ahlâkına sahip eylesin, tavsiyelerini tutmayı nasip eylesin. İyi müslüman olmaya muvaffak eylesin.

Sonuç itibariyle isteğimiz, amacımız O'nun rızasını kazanmaktır. Rabbimiz bizi rızasını kazananlardan eylesin; iki cihanda bahtiyar, mutlu, saadet ehli olanlardan eylesin. Cümlemizi saadetli eylesin, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

Ümmet-i Muhammed kardeşlerimiz için de çok iyi dileklerimiz, temennilerimiz var. Gazetelerde onlarla ilgili haberleri okudukça üzülüyoruz. . Allahu Teâlâ hazretleri dünyanın her yerindeki mü'min kardeşlerimize yardım eylesin, mazlumları zulümden, mağdurları gadirden zulümden, mahsurları muhasaradan, esirleri esaretten, mahpusları zindandan kurtarsın. Mutsuzları mutlu eylesin, hastalara şifa, dertlilere devalar versin, borçlulara borçlarını edalar nasip eylesin. Güzel ömür geçirmeyi, iyi işler yapıp sevdiği, razı olduğu kul olarak cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Þu Cuma gününün feyzinden, bereketinden azamî derecede istifade etmeyi nasip eylesin Nice böyle cumalara, mutlu mübarek günlere mutlu ve bahtiyar olarak sizleri ve bizleri eriştirsin. Gönüllerinizin muradlarını ihsan eylesin, dualarınızı kabul eylesin. Cümlemizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Sayfa Başı