M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 98-99

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne'd-dîne yüsrun ve len yüşâdde'd-dîne ehadün illâ ğalebehu. Fe-seddidû ve kâribû ve ebşirû ve'steînû bi'l-ğudveti ve'r-ravhati ve şey'in mine'd-dülceti.

Buhârî,[Neseî]EbûHüreyre'den.

Din, AllahuTeâlâ'nın vaz etmiş olduğu bir kanunu ilahidir. Bu kanunu ilahiyeye Cenab-ı Hak kolaylıkla, her şeyisin de kolaylık vardır bu dinin. Yüsr. Bu kolaylıkları hiçbir zaman zorlaştırmak,insanın kendisini zora vermek akıl harcı değildir. Din her şeyin üstündedir, dine galebe eden kimse olmaz. Din galiptir, onun hakkından gelemezsin. Geceleri mesela uyumamazlık, gündüzleri yememezlik,vesair buna benzer böyle kendini zorlandırıyor. Mesela Abdullahet-Tüsterîhazretleri 25 günde bir kere yermiş. Allah böyle şeyi bize emretmemiş. Ama alışınca insan yapar mı yapar, başka. Fakat zorluk var tabi, bu zorluğa müsaade yok. Gece mesela uyumaz insan, boyuna namaz kılar. Ama Allah kolaylık vermiş, geceyi istirahat için yaratmış bize. Buna salat yok. Yani insan geceleri uyumamak suretiyle,gündüzleri de yememek suretiyle evliya olduğunu zannederse insan kendini,bir hüner yapıyorum zanneder. Yok, hüner değil.Hüner,AllahuTeâlâ'nın emriyle peygamberin emridir. Onun dışına çıkarsan hüner olmaz o,oyun olur.

Onun için;

Yessirû. "Daima kolaylık gösterin."Beşşirû. "Tebşirat yapın."

Zorluk ve münaferet göstermeyin.

Velen yüşâdde'd-dîne. "Şiddetle zorlandırıyor."

Yemiyor, içmiyor, uyumuyor bütün vaktini ibadetle geçiriyor. Güzel bir şey, fena değil fakat dinegalebe çalamazsın ki! Bunu böyle yapmak suretiyle dine galebe çalmak olmaz.

Velen yüşâdde'd-dîne ehadün illâ ğalebehu. "Din ona galebe eder."

Çünkü beşeriyet ihtiyaçları var ya.Yiyeceğiz,içeceğiz veya defi hacete gideceğiz. Beşeriyet iktizasıdır onlar. Beşeriyet ihtiyaçlarını yapmamak elden gelmez. Elden gelmeyince demek ki insan diniyenmeye muvafık olamazsın.

Fe-seddidû."Öyleyse orta yolu araryın."

Vasat, sebile'l-vasat, orta yol. Allah'ın, resûlünün gösterdiği yol. En doğru yol, en güzel yol,en doğru yol bu yoldur.

Ve kâribû. "Dini hakkıyla yapmaya gücünüz yetmezse."

Yapıyorsun ama yapıyorsun.

Veebşirû. "Hem de tebşirat yapınız."

Dinimiz şöyle güzel böyle güzel,arkasından cenneti var, Cemali ilahisi var.

Ve'steînû bi'l-ğudveti ve'r-ravhati. "Asker yürüyüş zamanlarında,o sabahın erken vakitleri ile akşamın son vakitlerini ganimet bilsinler."

O zamanlarda çünkü serinlik olur,rahatlık olur, güzel olur. Tahsili güzel geçirmek isteyenler için de yine bu böyledir. Geceden de bir vaktini böyle yola kataraktan gece yolculuğu da yapabilir.

İnne'd-deyne."Borç."Yukdâ min sâhibihi yevme'l-kıyâmeti izâ mâte. "Borçlu olarak ölen insandan kıyamet gününde kısas yapılır." İllâmen tedeyyene fî selâseti hilâlin."Yalnız üç şeydeki borçlu kısas olmaz." er-Raculü tad'ufu kuvvetühu fî sebîlillâhi."Birisi, muharebe yapıyor yapacak fakat gıdası yok."

Bizimki gibi devlet tarafından beslenmiyor. Kendisinin gıdası gelmiş ama az gelmiş beslenemiyor. Birisindenborç almış,"Bana 500-1000 lira ver, ben muharebedeyim." Besleneyim biraz, kuvvetim yok." demiş almış ve bu parayı veremeden öldüyse, Allah bunu bunun için onu muâheze etmez.

Veraculün yemûtü inde müslimin lâ yecidü mâ yükeffenühu ve yüvârîhi illâ bi-deynin fe yemûtü ve lem yakdihi.

Bir adam misafir gelmiş birisine,ölmüş. Evsahibinin de onu kefenleyip degömecek parası yok, gücü yok. Komşusuna demiş ki,

"Ver bana şuradan şu cenazenin kaldırılması için bir parayı."

Almış,cenazeyi defnetmiş,vazifesini yerine getirmiş ama borçlanmış. Bu borçtan dolayı ölürse Cenab-ı Hak onu da muahaze etmeyecek.

Veraculün hâfe alâ nefsihi'l-uzbete fe yenkihu li-ye'iffe nefsehu bi-zâlike haşyeten alâ dînihi fe-innallâhe yakdî an hâülâe yevme'l-kıyâmeti.

Bu da bekâr, evlenecek parası yok. Fakat gençliğin verdiği kudretle evlenmezse günahlar işleyecek. Evlenmezse günahlar işleyecek,bugünahlardan kendisini kurtarmak için demiş ki bana işte,sen şu kadar versen bu kadar ver ben bir düğün yapayım, evleneyim. Evlenmiş, borcu da ödeyemeden ölmüş. Bunların parasını Allahu Teâlâ tekeffül ediyor. Bunlar çünkü Allah için borçlandılar.BuAllah için olan borçlarından dolayı, yakdî an hâülâe yevme'l-kıyâmeti."Allahu Teâlâkaza edecek onların borçlarını kıyamet gününde."

Nasıl ödeyecek ödeyecek. Onu sormaz.

İnne'z-zikra fî sebilillahi yuda'afü fevka'n-nafakati seb'amieti dı'fin.

Allah yolunda zikir. Muharebeyegirmiş, Allah Allah diye bağırıyor, Allahu ekber diye bir nâra atıveriyor. İşte bu Allah yolunda olan zikir,

Yuda'afü fevka'n-nafakati seb'amieti dı'fin.

Bire ondur hasene,fakat burada 700 kadar arttı. Onunfî sebilillah Allah diyerek böyle nâra atıp da düşmana saldırışı esnasındaki sevabı ondan 700'e çıktı.

İnne'r-ru'yâ tekau alâ yuabberu.

Rüya, hepimiz görüyoruz ya,bu nasıl tabir olunursa, tabirci nasıl tabir ederse o şekildedir,onun dediği gibi olur yani.Ama yanlış ama doğru. Yanlışda olsatabircinin tabirine bağlı.Nasıl olur olur.

Ve meselü zâlike. "Bunun misali. "Meselü raculin rafea riclehu fe-hüve yünteziru metâ yedauhâ. "Ayağını kaldırmış, basması için bir hazırlığı var ya, basacak tekrar, o rüyanın tabiri onun basması gibidir.Bastımıydı yazılmıştır oraya,tabir etti miydi olmuştur o iş." Ve izâ raâ ehadüküm ru'yen. "Bu gece bir rüya gördünüz." Fe-lâ yühaddis bihâ illâ nâsihan ev âlimen."Bu sırada onu önüne gelene söylemesin. Ya bir nâsıh ya bir alim ona söyleyeceksin."

Onu tehlikeli ise de tevil ederekten hayırlı bir tabir yapar. Ama cahil, bilmezse onu,"Bu böyledir." der çıkıverir işin içinden ki, Allah esirgeye fena olur.

İnne'r-racule le-ya'melü amele ehli'l-cenneti fîmâ yebdû li'n-nâsi ve hüve min ehli'n-nâri.

Çok mühim bir şeydir.

"Bir insan işte namaz kılıyor, oruç tutuyor,zekat veriyor,İslâm'ın usullerini yapıyor. Ehl-i cennet amellerini işliyor."Yebdû li'n-nâsi. "Herkes diyor ki,'Bu adam ne iyi müslüman.' "Vehüve min ehli'n-nâri. "Halbuki o adam ehli cehennemdir."

Herkes onu güzel görüyor,"Ne iyi adam!" diyor. Bak namazında niyazında, camiden çıkmaz, Kur'an'ı elinden bırakmaz,tesbihi elinden düşmez. Çok iyi adam, ehli cennettir diyor.

Vehüve min ehli'n-nâri. "İndi ilahide ehlinnar, cehennemdedir."

Niçin?

İşin içyüzünü Allah biliyor. İşin içyüzünü Allah biliyor!

Veinne'r-racule le-ya'melü amele ehli'n-nâri. "Bir adam da cehennem amelini işliyor." Fîmâyebdû li'n-nâsi. "Herkes bakıyor ki,'Ne fena adam bu! Bu da cehenneme girmezse kim girecek?' diyorlar. "Vehüve min ehli'l-cenneti. "Halbuki o indi ilahide ehli cennettir."

Niçin?

İş hatimede, sona. Yani itibar,el-îtibâr el-havâtim. Sona itibar.Sonunuda kimse bilmez Allah'tan başka.

Görüyorsunuz,şimdi içindeyiz dünyanın görüyoruz, bakıyorsun ki bu adam yahu babası hoca idi. Kendisi de az çok okuduydu filan.Fakat bak bugün kimlere hizmet ediyor.

Fakat bakalım yarın kimlere hizmet edecek?

O da belli değil.İşparanın ucunda mı dönüyor, neyin ucunda dönüyorsa dönüyor.

Allah akıbetlerimizi hayır eylesin.

Onun için dualarımızdadaima; tamâme'n-ni'meh ve devame'l-âfiyeh ve hüsne'l-hatime diyerekten mecburuz bu duayı her gün, hatta her saat yapmakta.

Hüsnü hatimeyi bilmiyoruz ki akibetimiz ne olacak?

Hangi fırtınaya tutulacağız, hangi fitneye tutulacağız,hangi rüzgara tutulacağız?

Görüyorsunuz rüzgar bir fırtına yapıyor, buradakini kaldırıyor öteye atıyor,ötekini getiriyor buraya atıyor. Yaprakları birbirine, araçları birbirine karıştırıyor.

Niçin?

Fırtına. Dünyanında fırtınaları var, çeşitli fırtınaları var. İşte bu fırtınalara da insan kaptırdı mıydı kendini,gider gürültüye Allah esirgeye.

Bu Buhari ile Müslim'in hadisi.

İnne'r-racule le-ya'melü'z-zemene't-tavîle bi-ameli ehli'l-cenneti sümme yahtimullâhu.

ez-Zemenü't-tavîlü. "Uzun zaman."

"Bir adam uzun zaman ehli cennet amelini işliyor."

Uzun zaman ehli cennet amelini işliyor;namazında, orucunda, ibadetinde vesaire.

Sümmeyahtimullâhu amelehu bi-ameli ehli'n-nâri. "Fakat son dakikada ehli nârın ameliyle hitam olunuyor."

Allah cümlemizi muhafaza eylesin.

Veinne'r-racule le-ya'melü'z-zemene't-tavîle bi-ameli ehli'n-nâri.

"Bir adam da, bu da uzun zaman cehennemin amelini işliyor."

Günah ameli işliyor, fena işler işliyor.

Sümmeyahtimullâhu amelehû bi-ameli ehli'l-cenneti. "Sonra bakıyorsun ki ehl-i cennet ameline dönüveriyor."

Çünkü bu gönül böyle boşta duran, iyice üzerinde duran bir yaprak gibidir yahut bir kağıt gibi. Nasıl rüzgar ne taraftan geliyorsa o tarafa döner böyle. Bakarsın AllahuTeâlâ'dan ona bir hidayet gelir derhal bir dönüş yapar. Elinde değil.

Müslümanlığa böyle dönüverir,gavurlardan bile dönenler var değil mi?

Bir hidayet.İnsanda bakarsın iyilikle giderken bir rüzgar çarpıverir, Müslümanlığı unutuverir.

Allah muhafaza.

"Biri de giderken bir rüzgar çarpar onun yararı olur, ehli cennet olur. Fe-yec'alühullâhu min ehli'l-cenneti fe yüdhilühu'l-cennete. Onu da cennetine koyar."

Şimdi burası hiç bizim vazifemiz değil. Cennet, cehennem!

Bu pek güzel bir misaldir, böyle daima söylemek isterim.

Bir şeyhefendi varmış, güzel bir derviş yetiştirmiş. Derviş keşif sahibi olmuş, mukâşefe. Bakmış ki şeyhi ehli cehennemdir diye görüyor,levhdekiyazıyı. Şeyhi ehli cehennem.

Nasıl söyleyeyim ben bunu şeyhime? Sen ehli cehennemsin, görüyorum ben seni,keşfolundu bana.

Cesaret edememiş bir türlü. Ama hergün böyle gördükçe onu içi de sızlıyor. Kendisinin üstadı çünkü.Üstadınınehli cehennem olmasını istemiyor. Demiş,

"Bir açayım bakayım ne diyecek?"

Açmış, demiş,"Bana böyle gösteriliyor. Acaba keşfimde yanlışlık mı oluyor, bir hatam mı var? Nedendir bunu böyle görüyorum ben?" diye arz etmiş.

"Oğlum!" demiş,"Ben onu 40 seneden beri görüyorum. Benim vazifem kulluktur. Ötekisi Allah'ındır.İster cennetine kor ister cehennemine kor." demiş. "Benim vazifem kulluk!Ben kulluğumu yapayım da O ne yaparsa yapar, oraya ben karışmam ki!" demiş. "Onu ben kaç seneden beri görüyorum." demiş.

Çok güzel bir sözdür ama!

Bizedüşen vazife kulluk vazifemizdir.

Hangimiz var ki, peygamberler müstesna,AllahuTeâlâ'nın bütün emrini eksiksiz yapabilsin?

Onun için gücümüz yettiğince onu yapmaya çalışırız,başka tarafa karışmayız. İnşallah Cenab-ı Hakk'ın rahmeti var ya,inşaallaho rahmeti ile bizleri de affeder.

Şimdi namazdansonrabak ne güzel bir mesele gelecek.

İnne'r-racule le-yuhramu'r-rizka bi'z-zenbi yüsîbuhu.

Bazen böyle arkadaşlar var,"İşim ters gidiyor. Çok zamandan beri bir türlü düzelmiyor. Düzeltmenin yolunu bulamadım zorlanıyorum."diyor. "Ne çare verirsin bana?" dedi.

"İstiğfar et." dedim, ne yapacaksın.

Diyor ki;

"Allahu Teâlâ insanları rızkından mahrum eder. "Bi'z-zenbi yüsîbuhû. "Onaisabet eden günahından dolayı."

Yaptığı günahlardan dolayı Cenab-ı Hak ona intibah olsun, uyansın,akıllansın diyerekten rızkını kesiverir.

Mesela gâvura bol bol verir.

Niçin?

Onun intibah durumu yok artık. O dünyada görecek nimetlerini, onun âhiretteki hesabı ayrı.

Fakat bunun Cenab-ı Hakk'ın bunun rızkını kesmesinde ki sebebi, uyansın. Hani birinin kulak çekmesi gibi, uyan.

Ve lâ yerüddü'l-kadera ille'd-duâü. "Kader denilen bir şey vardır, imanımız. Bunu hiçbir şey durdurmaz ancak yalvarışlar,dualar."

Onun için Cenab-ı Hakk'a çok dualar etmelidir. Hususi dua kitapları vardır. Biz o duaları bilemeyiz ve becerip de söyleyemeyiz de. Onun için eski büyüklerimizin yaptıkları gerek Cenab-ı Hakk'ın, gerek Peygamberimizin,yine büyük evliyalardan bize intikal eden o dualar çok makbul dualardır. O dualar öyle bir duadır ki o kaza ve kaderleri degeri çevirsin.

Ve lâ yezîdü fi'l-umuri ille'l-birru. "Ömür artmaz derler.Ömür artabilir." Ve lâ yezîdü fi'l-umuri. "Ömür ziyade olmaz,ancak onunla ziyade oluyor."

Ne ile?

Bi'l-birri."İyilikle."

İyilik, hasenat ömrü ziyade ediyor.

"Nasıl olur?" diyor.

Aklımermez nasıl oluryor.

AllahuTeâlâ'nın işine kimin aklı eriyor ki?!

Kimsenin aklı ermez.

Ya senin hayatına rahatlık verir ömrün gayet güzel geçer. Böyle bir ömür uzunluğu olur, sıkıntısız rahat bir ömür. Veyahut da Cenâb-ı Hak 10 seneni 20 sene yapar, ona da karışan olmaz.

İnne'r-racule le-ya'melü bi-ameli ehli'l-cenneti ve innehu li-men ehli'n-nâri ve inne'r-racule le-ya'melü bi-ameli ehli'n-nâri ve innehu min ehli'l-cenneti. Tüdrikühu'ş-şakvetü evi's-seâdetü inde hurûci nefsihi fe-yuhtetemu lehû bihâ.

İşte bu hurûcu nefis, can çıkarken diyorlar ya. Can çıkarken bir insan lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diyebilirse ne mutlu o insana! Fakat o kime nasip olur bilmem.

Fe-yuhtetemu lehû bihâ.

Allah cümlemizi affetsin.Sonnefeste bu lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diye can verenlerin zümresine ilhak eylesin.

İnne'r-racule izâ nezea semeraten mine'l-cenneti âdet mekânehâ ührâ.

Canım bir meyve istedi cennette. Meyve zaten önünde,koparıyorsun, yerken orada bir tane daha bitmiştir. Daha onu alırken orada yeni bir tane daha meyve bitmiştir. Gelecek seneye kadar beklemeye lüzum yok.

İnne'r-racule izâ nezara ile'mraetihi ve nezarat ileyhi.

Muâşeret ile ilgili. Efendi hanımına şöyle hoşça bir nazarla bir bakıyor, hanımda efendisine öyle hoşça bir nazarla bakıyor. İkisi de birbirlerine bakıyor.

Nezarallâhu teâlâ ileyhimâ nezrate rahmetin. "Bunların birbirlerine böyle güzel yani sevgi ile bakışlarından dolayı Cenab-ı Hakk'ında rahmet nazarı onların üzerine tecelli ediyor. "Fe-izâ ehaze bi-keffâhâ. "Tuttu hanımın elinden." Tesâkatatzünûbühümâ min hilâli esâbi'ihimâ. "Parmaklarının uçlarından günahları dökülür gider."

İnne'r-racule izâ dehale fî salâtihi akbelallâhu aleyhi bi-vechihî fe lâ yensarifu anhu hattâ yenkalibe ev yuhdise hadese sev'in.

Bu çok mühim bir şey.

Allah hepimize hakiki namazlar nasibi müyesser eylesin.

İnne'r-racule izâ dehale fî salâtihi. "Kişi Allahuekber diyor namazına giriyor. "Akbelallâhu aleyhi bi-vechihî. "Cenab-ı Hak derhal, kulum karşındayım diyor."

Kulum karşındayım.Ekbale."İkbal ediyorum, karşılıyorum."

Bi-vechihî ey bi-rahmeti fadlik.

Fe-lâ yensarifu anhu. "Cenab-ı Hak ondan yüzünü çevirmez."

Namaza duran kulundan Cenab-ı Hak yüzünü çevirmez.

Hattâyenkalibe. "O namazdan çıkıncaya kadar. "Evyuhdise hadese sev'in. "Yahut kendisinde bir namazı bozacak hadise zuhur ederse."

Onun için namaz mü'minin miracı.

İşte miraç ne?

Allah'la karşılaşmak değil mi?

İşte, Ben senin karşındayım [diyor] Cenab-ı Hak,ikbal ediyor. sana,"Söyle bakayım." diyor,başlıyorsunelhamdülillahi rabbi'l-âlemîn. Errahmânir'rahim.. Meth üsenâlar ederek, isteyerek,O'nun kelamını okuyarak, O'nunla mükalemeederekten namazı bitiriyorsun işte. Tam bir mürakip.

Ama burada tabi gönlün uyanık olması lazım. Yoksagönül gaflette, nerede olduğunu bilmeyerek durduysa,yazık ona.

İnne'r-racule izâ sallâ me'a'l-imami hattâ yensarife kütibe lehû kıyâmu leyletin.

Şimdi teravih namazı kılıyoruz ya.

Allah kabul etsin.

Durduk, işte 20 rekât,çok sürse yarım saat işte yahut bir saat de.

"Bu namazı kılmakla."Kütibe lehû kıyâmu leyletin. "Bir gecenin tam namazı kılınmış gibi sevap veriyor Cenab-ı Hak bize."

Kıyamu'l-leyleh."Bütün geceye kâim olmak suretiyle."

Şurada İmam Gazzâlidemiş ki;

Akbelallâhu aleyhi kinayetün. [Cenâb-ı Hak] ikbal ediyor ya,"Bu kinayedir." An mükaşefeti külli musallin alâ kaderi safâihî an küdûrâti'd-dünya.

Şimdi insan duruyor huzura. Durmasıylatabikendisinin dışarıda birçok meşakkati vardı,sıkıntısı vardı, işleri vardı. Hepsini bunların terk etti. Bu terk edişle Hakk'a durduğu vakitte bu sıkıntı, meşakkat, darlık, belalar... neler varsa içerisinde, bakarsın, bir muvakkat zaman içinde olsa insandan sıyrılır gider. Bu Cenab-ı Hakk'ın ikbali budurdiyor. Senden o halleri alabilmesi. O da herkesin tabi namaza duruşundaki kuvvet ve zaafa bağlı.

Şurada şöyle bir şey daha demiş.

İnsan zulmanîdir. Etten kemikten yaratılmış bir mahluktur, zulmet içerisindeyiz. Zulmet içerisindeyiz,zulmetin karşılığında nurvardır.

Şimdi bak bu ışık bize bir nur verdi. Bu ışık sayesinde birbirimizi görüyoruz.Musalli namazına durduğu vakitte zulmanîdir. Fakat karşısında Allahu Teâlâ var,yani O'nun nuru var. AllahuTeâlâ'nın nuruna karşı kendisini verdi kul. Bu veriş nispetine göre, kulun Allah'a kendisini veriş nispetine göre[alacağı nur vardır]. Mesela ay, şimdi güneşe karşı bir dönüşü var.İlk günü azıcık, belki görünmez bir şekilde. İkincigünü bir parçacık şöyle. Üçüncügünü şöyle bir parçacık.

Beşincigünü, 10. günü, 15. günü tam cephesi ile kime dönüyor?

Bu dönüş güneşe. Tam cephesi ile güneşe döndüğü için tam cephesi ile güneşten alacağı ziyayı bize aksettiriyor. Ayın kendisi zulmettir, karanlık. Işık yok ayda. Kendisinde ışık olmadığı halde güneşe olan teveccühünden güneşten aldığı nuru bize iktibas ettiriyor.

Binâenaleyh kul kendisi zulmanîdir ama kâinatın sahibi olan Hz. Allah'ın nuruna döndürdüğü vakitte kendini, oradan alacağın nur işte ya bir günlük, ya iki günlük,herkesin istidadına göre. Onbeş günlük birnur olursa o artık aliyyü'l-âlâ işte!

Ama bir de bir alış var.İlk günü bir parçacık alıyor.Alıyor ya!Işığı var. Az dönebilmiş,azıcık daha dönebilirse daha çok alıyor, daha çok dönerse daha çok alabiliyor.

Binâenaleyhbiz hergün kılıyoruz bu namazı. Hergün kıldığımız için [hergün nur alıyoruz demektir.]Şimdi insanda biraz insaf olursa;

"Yahu ben bunu hergün yapıyorum da niçin bir şey alamıyorum?"

"Alamıyorum!" diye böyle düşünürse,o tarafa doğru dönmesini daha kuvvetli çevirmeye [çalışır.] Kendisine bakar, kusurlarını bırakıp huzuru ilahiyede olduğunu müdrik olduğu halde, okurken kime karşı okuyorum ne okuyorum?

Allah cümlemizi affetsin de bu dönüşlerden [istifade ettirsin.]

İşte bu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in miracının bir işidir. O gitti geldi, bize anlattı, izah etti. Şimdi biz de namaza durmak suretiyle Allah'la karşılaşıyoruz. Allah'ın, burada belki bir hata etmeyelim. Allah böyle bir varlık olup da karşımıza çıkmış değil. O her yeriMuhît,her şeyiMuhît,her yerde hâzır ve nâzır. Nerede kul Allah'a dönerse Allah orada mevcut. Binâenaleyh nerede olursan ol Allah'a döndüğün vakitte Allah'ın nuru seni karşılamıştır. O'nun nuru, o iktibas ettiğin nur ile sende nurlanır ve onun sayesinde ayın bizi nurlandırdığı gibi etrafını nurlandırabilirsin. Ay alıyor ama etrafına da veriyor. Binâenaleyh Allahu Teâlâ'ya dönüp de nur alan insan etrafındakilere de nur saçacak kabiliyettedir. Saçamıyorsa kendi hatasıdır, nuru alamıyor demektir. Alsa,ayın saçtığı gibi saçacak etrafına.Aycemâdattan bir şey işte,bir taş parçası. İşte gidip geliyorlar taştan topraktan olan bir şey.

Amao pekâlâ güneşten iktibas olabiliyor da biz ekmeli mahlukât olduğumuz halde niçin Allah'ın nurundan iktibas edemeyeceğiz?

İnne'r-racule lâ yekûnü mü'minen hattâ yekûne kalbühu mea lisânihi sevâen.

Bu hükme şâyânı dikkat!

"Kul mü'min olmaz."

Ama lâ ilâhe illallah diyenlerin hepsi mü'min değil mi?

Hepsi mü'min ama derece derece. Nasıl ayın güneşten aldığı dereceler gibi. Bir.Yahuthava kararmakla beraber görülen dereceler gibi. Herkes derece derece.

Ama asıl olgun mü'minin, ki kamil diyorlar ona,onun nasıl olması lazım?

Hattâyekûne kalbühu mea lisânihi sevâen. "Dili ile gönlü bir olması lazım."

Bazı insan politik olur,diliyle öyle bir insanı aldatır ki inanırsın,"Ne iyi adam!" dersinama içi öyle değildir. İçiöyle değildir,bu makbul değildir. Dil ile gönül birleşmemiş.

Veyekûne lisânühu mea kalbihi sevâen."Lisanıylada kalbi bir olması lazım."

Kalbin lisan ile lisanında kalple daima birliği lazım.

Daha üçüncü bir şart daha;

Velâ yühâlife kavlühu amelehu. "Sözüde ameline uygun olması lazım."

Sözü ameline uygun olması lazım. Sözü ameline uygun değilse o da kamil değil. Mesela diyor ki;

"İçki içmeyin! Haramdır,günahtır!" diyorfakat kendisi içiyor.

Olmadı.

"Namaz kılın!" diyor fakat kendisi gelmiyor namaza.

Olmaz.

Birçokşeyler söylüyor, güzel fakat kendisi tatbik etmiyor üzerinde.

Olmaz.Kalbiameline muhalif.

Dördüncü bir şart daha;

Veye'mene câruhu bevâikahu. "Müslümanın hiçbir zaman komşusu onun şerrinden mutazarrır olmayacak."

Komşusu onun şerrinden mutazarrır olmayacak,emin olacak.

Bakın şimdi bunu dinleyin!

Müslimen kâne ev kâfiran."İstersen o komşu müslüman olsun isterse gavur olsun,kâfir." Âbiden ev fâsıkan."İsterse âbid olsun beş vakit namazında. "Evfâsıkan."Yahut namazsız bir müslüman." Fâsık,günahkar. Ev sadîkan ev adüvven "İstersen dostun olsun komşun,istersen düşmanın olsun komşun."

Düşmanı olan komşuya da zarar vermemek ile mükellef müslüman.

Evğarîben evbelediyyen. "İsterse başka memleketten, muhacir gelmişşuradan buradan yahut eskiden beri bu memlekette yaşayanlardan olsun. İkisi de indinde bir olacak, ikisi de müsavi. "Ev nâfi'an ev dârran."Yahut sana faydası dokunuyor daima,ötekinin de zararı dokunuyor."

Olmaz, ister faydalı ister zararlı,hepsine hoş muamele edeceksin.

Ev ecnebiyyin ev karibe'd-dari ev baîden."Yakın veyahut uzak komşu."

Bunların hepsine müslümanın vazifesi;komşusuna karşı daima şefik,rahim, merhametli,olgun olması lazım. Onun hatasıyla, onun kusuru ile ona karşı senin de terbiyesizlik yapmana Müslümanlık meydan vermiyor.

O yaptı ya?!

Yapsın varsın,ne yapalım! Her kap kendindekini döker. Onun kabının içerisinde pislik varmış pislik dökmüş.

Sende mi pislik dökeceksin?

Senin kabında bal var,kaymak var. Sen de ona karşı daima güzel şeylerle mukavele edeceksin,çirkinlik yapmayacaksın.

Onun için Ramazan'da var şimdi. Oruçluyuz,karşımıza çıktı bir adam,sövüyor sayıyor, dövmeye kalkıyor, bir şeyler ediyor. Heyecanımızı kaldırıyor, bizi kızdırıyor, gazaplandırıyor. Buna bende bir tane patlatayım diyorsun şimdi,yahut bir kötü söz de ben söyleyeyim ona.

Yok!Diyeceksin ki,"Arkadaş ben oruçluyum! Ben oruçluyum bak, senin o çirkin muamelene ben mukabele edemem. Ben oruçluyum."

Sâim, savmın adı sabır,sabırlıyım ben. Yapamam bu çirkinlikleri.

Bunlar tabi lafla olan şeyler değil. Bunlar lafla [olmaz.]

Mesela biz 10 defa hacca gittik,daha 10 defa gitsek adam olacağımız yok, başka. Bu hacılıkla, namazla iş olmuyor. Azıcık insanın da kendisine riyazet denilen o açlığı tattırması lazım. Onuniçin Cenab-ı Hak bu ayı bize vermiş,"Bakın bakalım azıcık!" diyerek ama bizim açlıktan pek de,günlerde kısa da şimdi,haberimizde olmuyor. Çünküakşam güzel doyuruyoruz,gece de doyuruyoruz, haberimiz olmuyor açlıktan. Keyfimize göre yiyoruz o kadar.

Onun için büyükler demişler ki;

"İnsanların ıslah ve terbiyeleri kendiliğinden olmaz. İnsan kendi kendini ne kadar riyazete de soksa,ne kadar bilmem nasıl çabalarsa çabalasın yani, kendi kendini düzeltemez insan. İnsanın kendi kendine düzeltmesi mümkün olsaydı Allah ne peygamber yollardı ne kitap yollardı,"Düzeltin kendi kendinizi!" derdi. Halbuki peygamberler göndermiş.Oashabı kiramın halini bir düşün! Hepsi gâvurluktan döndüler. Eskiden bir gâvurluk alemindeydiler, müslümanlığa girdiler."

Fakat müslüman olunca nasıl müslüman oldular?

O peygamberin sayesinde oldular ama. Ashab o kemali ancak peygamberin sayesinde buldu. Peygamber olmasaydı yine eski hallerinde olurlardı onlar. Binâenaleyh peygamber rehberin olacak ve onun vekilleri gibi insanlar kıyamete kadar var. Onun vekilleri gibi insanların koltuğunun altına girersen, ashabın peygamberin koltuğunun altına girdiği gibi işte o zaman sende de o hâl,hâl olmaya başlar.

Mesela demir çok soğuk ve sert bir maddedir fakat ateşe sokuyorsun pamuk gibi oluyor ve ateş gibi o da kızıyor.

Sebebi?

Temas.

Onun ona teması nispetinde.

Binâenaleyh iyilerin arasında bulur, iyileri bulur da iyilerin arasına girer, onların sohbetlerinde bulunur,onların sohbetlerinden istifade edersen... Bir de hani demin de dedim ya, güneşe dön. Güneşe dönen ay güneşten aldığı nuru nasıl etrafına veriyor. Allah'a tam dönebilen insanlar vardır ki Allahucelle ve alâ'dan aldığı nuru peygamberin yaydığı gibi etrafındakilere yayarlar. Kıyamete kadar bu gibi insanlar olacak. Muhakkak olacak!Olmasadin çoktan mahvolurdu yani. Bugünkü felaketler, fitneler içerisinde dinin adı bile kalmazdı.

Evet Allah'ın o mübarek kullarının sayesinde,bak Allahu Teâlâ sizi burada [nurlandırıyor.]

Kimsizizaptediyorburada?

Hiç kimse zaptetmiyor. Ama Allah'ın o verdiği ışık sayesinde hepiniz günahtan uzak oturuyorsunuz burada.

Onun için hiç kimse kendiliğinden, hiçbir kimse kendiliğinden tekemmül edememiştir. Kendi kendine ne kadar ibadet edersen et tekemmül edememiştir.

Mesela bazı büyükler var, Bursa'daki Üftade hazretleri gibi,bizim Nakşibend Muhammed Bahaeddin gibi ve buna benzer tekemmül etmiş insanlar var. Onlara diyorlar ki ruhânîyani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in terbiyesine araya vasıta almadan doğrudan doğruya girmiş. Kabiliyetleri var. O kabiliyetleri dolayısıyla doğrudan doğruya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in terbiyesinde yetişiyorlar. Bunlar ama müstesna insanlar. Herkes böyle bu kabiliyette olamaz ki!

Mesela şimdi atom diyorlar.

Hertaştan oluyor mu, her şeyden oluyor mu?

Kabiliyeti olan şeylerden[oluyor].

Bak bak şimdi.

İnne'r-racule min ehli illiyyîne le-yüşrifü alâ ehli'l-cenneti fe tüdîü'l-cennetü li-vechihî ke-ennehâ kevkebün düriyyün.

"Ehliilliyyînden,yüksek tabakanın insanlarından bir adam."

Yani Allah'a dönebilmiş ve onun nurunu iktibas edebilmiş kamil ve mükemmel olan insanlar.

Le-yüşrifü alâ ehli'l-cenneti. "Cennette birçok insanlar var ya, onlara şöyle kendini bir gösteriveriyor."

Cennette onlara kendini bir gösteriveriyor.

Fe tüdîü'l-cennetü li-vechihî. "Cennet onun yüzünden ayın değil, güneşin değil,daha fazlası gibi parıl parıl oluveriyor."

Cennet, o bahtiyarın yüzünden aldığı nurlakendi ziyasından üstün bir ziya ile ziyalanıveriyor.

Şimdi Allah bizi öyle bir kul yaratmış ki,işte şu et kemik ama içi, kevkebü düriyydiye cevher dolu.

İnne'r-racule min ehli'l-cenneti le-yü'tâ kuvvete mietiraculin fi'l-ekli ve'ş-şurbi ve'ş-şehveti ve'l-cimâi. Hâcetü ehadihim arakun yefîdu min cildihi fe izâ batnühu kad damera.

İnne'r-racule min ehli'l-cenneti le-yü'tâ kuvvete mietiraculin. "Bu cennete girdiğimiz vakitte ehli cennete Allah 100 erkek kuvveti verecek her bir erkeğe. "Fi'l-ekli ve'ş-şurbi ve'ş-şehveti ve'l-cimâi. "Yemede, içmede ve cimada 100 erkek kuvveti var her adam da. "Hâcetü ehadihim arakun yefîdu min cildihi. "Fakat yiyecek içecek,defi hacet denilen şey yok. O defi hacet olan şey ter ile öyle çıkıp gidecek kendiliğinden. "Fe-izâ batnühu kad damera. "O kadar yediğine göre karnı da şişmeyecek."

Burada demiş ki; bu yeme içme dünyada bile mezmum. Hocalar söylüyor çok yemeyin, çok içmeyin diye."Bu dünyada bile mezmum. Cennette neden metholunuyor bu kadar bu yeme içme?" diye bir itiraz vermiş.

Diyor ki;

"Burada yeme içme mezmum. Çünkü bu yeme içme insanı gaflete düşürür, Allah'a olan ibadetten alıkoyar. Ondan dolayı mezmum. Âhirette ise bu yok.Zahmetvermeyecek sana yemen içmen. Külfet olmayacak, ağırlık vermeyecek. Zevk için,yalnız o kadar.

Dün,Avârifü'l-Maârif kitabının oruç kısmında bir şey daha gördüm, çok, çok hoşuma gitti. "İnsanyemeye içmeye müptela oldu mu,daima istiyor çeşitli yağlı ballı kaymaklı yemekler yemeği. Mübtela olmuş,alışmış ona gayri.Yanizevk alıyor, hoşlanıyor. Onun bu hâlinemelekler ağlar." diyor. Sen bunun için mi yaratıldın ey insan? Sen bu yemenin içmenin zevk ü sefanın peşi içinde mi yaratıldın? Senin insanlık kabiliyetlerin nerede?diyerekten melekler ağlar diyor.

Allah bizi affetsin.

Oradan getirmiş,Peygamber Efendimizsallallahu aleyhi ve sellem'in hayatından bahsediyor, bunu söylüyor. Arkasından da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatını söylüyor.

Hz Âişe'nin şu sözünü söylemiş;

"Aylarca evimizde ateş yanmazdı ışık da yanmazdı. Bazen ıssız ayda olurdu,birbuçuk ay ateş yüzü görmezdik."

Ne yapardınız?

"Hurmayla su ile geçinirdik. Hurma ve su idi gıdamız. Hem üç gün birbiri üzerine Resûlullah arpa ekmeğinden bile karnını doyurmamıştır." diyor.

Üç gün birbiri üzerine arpa ekmeğinden karnını doyurmamıştır Resûlullah.

Binâenaleyh bu böyle iken, bunun peygamberi böyleyken senin yemeklerin üzerine dalıp da artık şu tatlısı bu tatlısı,şu da yağlısı bu da kaymaklısı diyerekten kendini böyle beslemeye ne lüzum var?

Çünkü vücut beslenince şehvet artar,şehvet artınca insan yaramazlık yapar, günahlara dalar.Nefiskabarır,vesveseden kendini kurtaramazsın.

Ha onu da söylemiş;

Şeytanın diyor,yiyoruz ya, kanlar oluyor. O kanlar şeytanınderesidir diyor. Şeytan orada cevelan eder,seni envai çeşit fitnelere düşürür, felakete sürüklemek için ne yapmak lazım gelirse yapmaya çalışır.Açlık da diyor, meleklerin deryasıdır. Tokluk şeytanın deryası,deresi orada geziyor, seni günaha sokuyor. Açlık da meleklerin gezdiği yerdir, şeytanı tard ederler oradan diyor.

Şimdi Ramazan'da, Cuma günü unuttuğum dört şeyden birisi de şeytan idi. Şeytan zincirlendi. Cenab-ı Hak[ramazanda bu ümmete]beş şey verdi idi ya. O beş şeyden birisi de şeytanların bağlanması idi. Şeytan bağlı ama bak yine yaramazlık yapıyoruz, birçok günahlar işleyenler var. Şeytan yok ortada şimdi, bağlı şeytan.

Nereden oluyor?

Ha o nefis ki şeytandan 70 kere fazla. Nefis, şeytandan çok fazla. Onun için Allah celle ve alâ, o nefisle mücadele edip de onu da yenmeye çalışmak için bu Ramazan orucunu bize vermiş. Onun için güzel güzel tutalım da inşaallah Allahu Teâlâ'ya da çok yalvaralım. O içimizi nurlandırsın,nurunu iktibas edebilecek bir kabiliyet versin.

Fakat şimdi bir söz daha geliyor altta.

Şimdi,ay alıyor ziyayı fakat demir, bizim demiri tutsak da güneşe, güneşten bir şey alır da bize verir mi?

Vermez.Amabir tartarsız aynası diyorlar,o aynayı tuttuğun vakitte güneşe, hem altındakini yakıyor hem ışığını başka tarafa da veriyor. Demek ki insan da böyle tartarsızlık derecesinde incelemek lazım. Şeffaflık lazım.Şeffaflık,ancak o cefa ile oluyor ki oruçlarla olur,riyazetlerle olur.

Bak şimdi;

İnne'r-racule min ehli'n-nâri le-ya'zumu li'n-nâri hattâ yekûne'd-darsü min edrâsihi ke-uhudin.

Uhud denilen bir dağ var ya. Büyük bir dağ, kocaman. Bir gavurun bir dişi o dağ kadar büyüyecek. Cesedinin büyüklüğünü de sen kıyas et gayrinasıl olacak o!

Niçin?

Cehennemin azabını tatmak için, Cenab-ı Hak uzun zaman ona tesir etsin diyerekten böyle onun vücudunu büyüttürüyor.

Kur'an âyetleri çok güzeldir. Onun için siz kardeşlerimden Kur'an'ı güzel okumanızı [rica edeceğim.] Yeni şimdi az çok faydalı olan Türkçeleri de var. Onları okuyun da bakınız,Kur'an-ı Azimüşşan'da ki kâfirlere Cenab-ı Hak nasıl ateş püskürüyor yani. Kâfirlere nasıl ateş püskürüyor! Bazen ben kendimi tutamıyorum da bazen yanlış bazı şeyler söylüyorum. O hususta da kusuruma bakmayın. Müslüman gavuru sevmez, gavurun yaptığı işi de sevmez,gavurun yüzüne bakmasını da sevmez. Çünkü gavurdan daima zulmet gelir. Nurdan nasıl ışık geliyorsa zulmetten de insana zulüm in'ikas eder.

Binâenaleyh insan nasıl olur da Allahu Teâlâ'nın verdiği o cevherini gavurun zulmeti ile zulmetlendirirsin?

Onun için onun her yaptığı şey kötüdür, fenadır. Onun hiçbir işine iyi nazarıyla bakmak müslümanın harcı değildir. En nihayet yanacağı yer işte cehennem.

İnne'r-racule yesûmu ve yüsallî ve yehuccü ve ya'temiru fe izâ kâne yevme'l-kıyâmeti ü'tiye bi-kadri aklihi.

Bak şimdi buna da.

"Oruç tutuyor, namaz kılıyor, haccını yapmış, umresini de yapmış,güzel. Fakatkıyamet gününde buna verilecek sevap aklının nispetinde."

Aklı nisbetinde.Gavuraparalarını kaptıran adamın aklı yok demektir. Çok zayıf.

Niçin?

Nasıl veriyorsun?

Zevkin için o gavura o parayı gavuru zengin etmek, onun üstümüze çıkmasına sebep olmak,kendi kendimizi ezmek değil midir canım?

Ama iş çığırından çıkmış başka.

Allah affetsin hepimizi.

İnne'r-racule le-yentaliku ile'l-mescidi fe yüsallî ve salâtühu lâ ta'dilü ındellâhi cenâha beûdatin ve inne'r-racul e le-ye'ti'l-mescide fe yüsallî ve salâtühu ta'dilü cebele ühudin izâ kâne ahsenehümâ aklen. Kîle ve keyfe yekûnü ahsenehümâ aklen. Kâle evrauhümâ an mehârimillâhi ve ahrasuhümâ alâ esbâbi'l-hayri ve in kâne dûnehümâ fi'l-ameli ve't-tatavvui.

Bak dikkat edin kardeşler.

"Camiye geliyoruz hepimiz. Kişi gelir camiye. "Fe-yusallî."Allahu ekber durur namaza." Vesalâtühu. "Ama kıldığı namaz." Lâta'dilü. "Denk gelmez." Indellâhicenâha beûdatin. "İndi ilahide bir sivrisineğin kanadına denk gelmez."

Kıldığı namaz sivri sineğin kanadına denk gelmez indi ilahiyede. Biz bakıyoruz,"Bu oh ne güzel namazda kıldı."diyoruz.

Niçin?

Gönlü başka yerde,gönlünü Allah'a veremiyor. Maksat, namaza durmaktan maksat gönlü Allah'a verip oradan nur almak idi. Sen boşu boşuna geldin gidiyorsun, işte o kadar. Dönemedin ki Allah'a. Cesedin dönmesi para etmez, asıl o gönlü Allah'a döndürmek lazım. Döndüremezsin Allah'a,Allah'a dönenlerle dönmedikçe dönemezsin Allah'a. Allah'a dönenlerle dönmedikçe dönemezsin Allah'a! Evvela Allah'a dönenlerle dönmek lazım. Onlara niçin emroldu.

Aziz kardeş!

Onun için bazı şimdi gençler türemiş,tarikat pirlerine taş atıyorlar,hatta müctehitlere de taş atıyorlar. "Ne olacak?" diyorlar,"Bizde onlar gibiyiz, bizim zamanımızdaki ilim onların zamanında yoktu. Bak şimdi biz neler okuyoruz neler!Onlardane biliyordu sanki! Bir Arapça bildikleri vardı."

Aziz kardeş!

Çok doğru söylüyorsun ama o sabaha kadar Allah deyip ağlıyordu, sen sabaha kadar bilmem ne ile meşgulsün. Nerede aradaki fark! Onun içi Allah'la uyanıyor senin için şeytanla uyanıyor. Kalkıyorsun da bir de onlara dil uzatıyoruz,onların aleyhinde konuşma yapıyoruz. Onlar Allah'ın velileri!Onlar nurlarınıbize daimaserpmektedirler. Vücutları dünyadan çoktan gitmiş,onların artık vücudun kıymeti yok. Fakat onun bulunduğu yerdeki nur,yinegüneşin bulutların arkasında saklandığı gibi seyreder durur dünyayı. Git mezarının başına, okuyacağın kadar oku. Bak nasıl geliyor sana onun ışığı!

Onun için insanlar cahillik yapıp da onlara söz atmamalı. Senin namazın,yani senin namazın benim namazım, hepimizin indi ilahiyede bir sivrisineğin kanadına bile denk gelmiyor.

Niçin?

Aklımız fikrimiz hep dünyada.Kazancımızınkökü haram,yalanla düzenle,hile ile faizle.

Öyle gönül Allah'a nasıl döner?

Zincirle bağlasan yinedönmez. Kendi kendimizi avuturuz.

Veinne'r-racule. "Yine bir adam."Le-ye'ti'l-mescide. "O da geliyor camiye."Fe-yüsallî. "Kılar namazı." Vesalâtühu ta'dilü cebele ühudin. "Koca bir daha gibidir onun namazı indi ilahiyede."

İki rekât kılmıştır beş dakikanın içerisinde ama Uhud dağı gibi büyümüştürindi ilahide.

İzâkâne ahsenehümâ aklen. "Akıl cihetinden hangisi daha ahsense onun namazı indi ilahide o kadar makbuldür." Kîle ve keyfe yekûnü ahsenehümâ aklen. "Yâ Rabbi!Nasıl ölçeceğiz onların akıllarından hangisi daha üstün?"

Aklın barometresi yok ki yanımızda?

Aha bak Cenab-ı peygamber onu da verdi.

Kâle evrauhümâ an mehârimillâhi. "AllahuTeâlâ'nın haramlarından hangisi daha çok sakınıyorsa."

AllahuTeâlâ'nın haramından kim daha çok sakınıyorsa,onun derecesi namazı o kadar büyük. Derecesi o kadar büyük.

Veahrasuhümâ alâesbâbi'l-hayri. "Bir de hayırlara harîs."

Hayırlara harîs,atılgan, varını veriyor. Diyor ki, dünyada hiç kimse girdiği gibi dünyadan çıkmamış. Herkes işte dünyaya çıplak geliyor yani,giderken de birçok bir şeyler bırakaraktan gidiyor. Enfakirinin bile hiç olmazsa bir borcu bir şeysi oluyor yani. Fakat falan kişi diyor ki, şimdi ismini unuttum,o diyor dünyaya nasıl çıplak geldiyse âhirete giderken de öyle çıplak gitmiştir. Hiçbir şeysi olmadığı halde.

Neden, sebebi?

Hasta imiş,ölüm hastası yatıyor,bir sâil gelmiş kapısına. Demiş ki;

Şey'en lillah!"[Allah için birşeyler...]"

Yok bir şeysi adamın, çıkarmış hasta halinde gömleğini,"Götürün verin o adama!" demiş. Kendisi komşudan aldığı ödünç bir gömlek ile canını Mevlasına teslim etmiş.

Yani bizim bir hayırlarımız var elhamdülillah ama, derecede var. Hayır sayılmaz. Hayırın hayır sayılması için malının çoğunu vermesi lazım diyor,azını değil. Malıyladenk bir hayır yapıyorsa o bahillikten ancak kendisini kurtarmıştır. Ona bahil denmez.Zekatınıvermiş, sadakalarını vermiş,hayrâtını yapmış bahil denmez ona,fakat cömert de denmez. Çünkü cömert adam olması için malının çoğunu vermesi lazım.

Nasıl da diyor Peygamber sallallahu aleyhi vesellem?

Hakeza hakeza hakeza hakeza...

Ne oluyor böyle?

Allah nasıl verdiyse,ahsentekemâ ahsenallahu ileyke. "Allah sana nasıl veriyorsa sende öyle ver."

Bir zâtı söyledi,Sa'd galiba hatırımda olduğuna göre,günde 1000 dinar kazanıyormuş bu adam. 1000 dinar kazancı varmış yevmiye. O gün kendisine zekât düşmüyormuş bu adamın. 1000 dinar geliri olduğu halde kendisine zekât düşmüyor. Çünkü her gelene olduğu gibi dağıtıyor. Günde 360tane fakire tasadduk etmedikçe kimseyle konuşmamaya kastetmiş adam. Demiş, 360 tane fakirin gönlünü yapacağım,ondan sonra ancak konuşabilirim der, ve bu sebeple gelirini olduğu gibi böyle tasadduk eder,zekattan da kendisi kurtulurmuş.

Gel de sen şimdi bu adamla boy ölçüş aziz kardeş!

Peki, benim bilgim çok,param çok, hayr u hasenatım çok.

Hepsi bakalım indi ilahide ne derecede, ne durumda?

Ne kadar makbuliyeti var acaba?

Çünkü bir kere hacca da gitsek, haram parayla gidilen hac sevabı faydası yoktur diyor Cenab-ı Hak. Bu parayla benim huzuruma gelinmez diyor. Namazın şartından birisi de lokmanın temiz olması. Lokmasıtemiz olmayan insanın Allah'a dönüşünde nur alamaz. Nur alamamasının sebebi gönlün değil, lokmasının bozukluğu.

Onun için Allah bizi ıslah etsin.

Apartmanımız olsun, olmazsa olmaz.

Ne lazım?

Para lazım.

Ne yapacağız?

Biraz mal satmak için yalan söylemek lazım. Yalan söylemek lazım,işimizi çevirmek lazım, düzen lazım, hile lazım. Şu da lazım bu da lazım.

-Bankadan faizle para almak lazım.

- Bankadanalacak tabi. Çünkü ne yapsın, işi yürütecek.

İnne'r-racule le-yüdrikü bi-husni hulukihi deracâti kâimi'l-leyli sâimi'n-nehâri.

"İnsana, Cenab-ı Hakk'ın verdiği güzel ahlâk sayesinde geceleri sabaha kadar uyumayan âbidlerin,gündüzleri de bütün gün oruç tutan sâimlerin sevabını verir Allah, Ahlakı güzel olan insanlara."

Ne büyük mükafattır!

Ha şurada bir şey unuttum.

"İnsan cehenneme neden girer?" diyor.

İnsan cehenneme neden girer?

Diyor ki;

"İnsanların cehenneme girmesi,onların yamukluklarını düzeltmek içindir. Görmez misin?" diyor,"Bir ağaç yamuksa onu ateşe tutarlar, o ateş de onu ıslah eder,istediği hâle kıvama getirirler. Ateş onu, buharı ile vesairesi ile ıslah ediyor, düzeltiyor. Binâenaleyh dünyadayken kendisini düzeltemeyen insanı cehennemde düzeltmek için atacak Allah insanı cehenneme. Yakmak için değil, düzeltmek için girecek."

Sen kendini burada düzeltebilirsen cehennem yok sana. Kendini burada düzeltebilirsen, haramlardan,yasaklardan, günahlardankorunur ve AllahuTeâlâ'nın verdiğini de böyle verebilirsen etrafına, baksana cehennemin olmadığını ben şimdiden söylüyorum sana. Fakat bunları yapamayanı da orada düzeltecekler.

İnne'r-racule fi'l-cenneti le-yettekiü seb'îne seneten kable en yetehavvele sümme te'tîhi imraetün fe tadribü alâ menkibeyhi fe yenzuru vechehu..

Cennet o kadar hoş bir yer ki, Allah cümlemize nasip etsin yani.

Orasını yalnız yemek içmek, zevk yeri olduğu için istemek hoş değil. Orada didârı ilahinin müşahadesi de orada olacak. Didarı ilâhiyenin müşahadesi de orada olacağı için cenneti biz istiyoruz. Yoksa AllahuTeâlâ'nın nazarı neredeyse orası cennet olur. Cehennemde de olsa cehennemde cennet olur.

Binâenaleyh orada adam öyle bir mest hayranlık şeysine gelecek ki, 70 sene yanından yanına böyle sağdan sola dönmeden hayranlık içerisinde. Yetmiş sene geçecek, kendinden geçmiş adam. Geçmiş, geliyor hanımı,cennet hanımı omuzlarına vuruyor.

Fe-yenzuru vechehû."Bakıyor onun yüzüne. "Fî haddihâ asfâ mine'l-mir'âti. "Aynadan,en güzel aynalardan daha parlak." Vein ednâ lü'lüetin aleyhâ tüdîü mâ beyne'l-maşriki ve'l-mağribi. "Üzerinde öyle inciler var ki,bu incileri şark ile garp arasını aydınlatacak derecede." Fe-tüsellimü aleyhi. "Ona selam verir." Fe-yerüddü's-selâmi. "O da selamı ona reddeder."Veyes'elühâ men enti? "Sorar, sen kimsin?" Ve tekûlu ene mine'l-mezîdi. "Ben Cenab-ı Hakk'ın sana ihsan edeceği mezidlerdenim." der. Veinnehu le-yekûnü aleyhâ seb'ûne sevben."Üzerinde de 70 kat esvap var." Ednâhâmislü'n-nu'mâni. Bizde şikakı numaniye denilen eski kumaşların adlarından, öyle bir esvap. Onlargibi yani,kibar."Mintûbâ. "Tûbâdan yapılmış." Fe-yenfüzûhâ basaruhu hattâ yürâ muhha sâkihâ minverâi zâlike. "Ama bu esvapların hiçbirisi onun içinin görünmesine mâni değil."

O kadar saf ki içinin iliği bile görünüyor. Baktın mı dışarıdan, hiçbir esvap onun bedeninin hatta teninin de içi. Muhh,mâlumilik.İçtedir, kemiğin içerisindedir. Dışta hatlar, altında da kemik var,kemiğin içinde ilik var.

Onu biz şimdi görebiliyor muyuz?

Göremiyoruz ama cennette bu görülecek. İliği sağlam mı değil mi yani,ne mal olduğu meydanda her tarafı.

Veinne aleyhe't-tîcâne. "Başında bir tacı var ki." İnneednâ lü'lüetin minhâ tüdîü mâ beyne'l-maşriki ve'l-mağribi. "Onların bir incisi böyle şark ile garp arasını parlatmaya kâfi."

İnne'r-racule le-türfeu deracetühu fi'l-cenneti fe-yekûlû yâ rabbi ennâ lî hâzâ fe yukâlübi'stiğfâri veledike leke.

"Cennette adamın derecesi arttırılıyor.'Yâ Rabbi!Bu benim derecenin artması neden? Ben artık amel edemiyorum ya?Öldümgeldim buraya.Artıkamelim yok. Nerden bu derecelerim artıyor benim?'"Bi'stiğfâri veledike leke. "Evladının istiğfarı dolayısıyla Cenab-ı Hak anneleri babaları terfii derecâtyaptırıyor orada."

Onun için hayırlı evlat yetiştirirsen ne mutlu sana! Hayırsız evlat yetiştirirsen ne yazık sana! Onuniçin evladın hayırlı olmasına dikkat etmek.

O geçen Gazzâli'nin o sözü de çok güzel;

"Eğer evladını mü'min olarak,mıuvahhid olarak,müslüman olarak yetiştirdiysen Allah'a varmak kâfidir ona. Onun için sen üzülüp de ona para mal bırakacağım diye kendini üzme. Allah'ı kâfidir ona . Eğer evladın bozuksa o paraların da senin için günah işleyecek o da. Günah da, işte bu istiğfar ile nasıl onun derecesi arttırılıyorsa,günahlarla da o da orada üzülecek."

İnne'r-racule le-yetekellemu bi'l-kelimeti min suhtillâhi lâ yerâ bihâ fe yehvî bihâ fî cehenneme seb'îne harîfen.

Konuşmasına insan çok dikkat etmeli.

"Bazen insan beşeriyetiktizası hatalı bir söz söyler,AllahuTeâlâ'nın gücüne gider. O AllahuTeâlâ'nın gücüne gittiği söz ile 70 sene cehennemde aşağı düşürür."

Ve iyi bir söz söylersen o da seni yukarıya çıkarır.

İnne'r-racule le-yetekellemu bi'l-kelimeti yudhikü bihâcülesâehû yehvî bihâeb'ade mine's-süreyyâ.

Yine, arkadaşlarını güldürmek için bazı insanlar acip sözler konuşurlar ki, AllahuTeâlâ'nın gücüne gider o sözler. O sözlerinden dolayı Süreyya denilen yıldızın mesafesinden daha aşağı cehenneme iner." diyor.

İnne'r-racule izâ radıye hedye'r-raculi ve amelehu fe hüve mislühu.

Bu çok güzel bir tebşir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından birisi ama, ismi hatırıma gelmedi kim olduğu, her neyse.

Gelmiş bakmış ki sararmış;

"Hasta mısın?" demiş

Yok.

"Neden?" demiş,"Seni böyle sarı, rahatsız gibi görüyorum?"

Demiş;

Düşünüyorum yâResûlallah. Sen peygambersin, cennette kim bilir hangi dereceye gireceksin. "Ben" demiş,"Cennete girsem bile, giremezsem başka ya,girsem bile benim derecem nerede senin derece nerede. Seni ben orada nasıl göreceğim? Onun üzüntüsü ile sararıp soluyorum." demiş.

Ashab-ı kiramdan ne âşıklar var!

Demiş o zaman;

el-Meru me'amen ehabbe."Kişi kimi seviyorsa kıyamette onunla haşrolacak. Onun derecesinde olacak."

İşte burada sevdiği insanların,kimleri seviyorsa, kimlerle ünsiyet ediyorsa, kimleri beğeniyorsa onun amelinin misli ona da olacak. O [sevdiği kişi] mesela geceleri sabaha kadar namaz kılıyor,oruç da tutuyor her gün, fakat sen yapamıyorsun ama onu seviyorsun ya, senin defterine de bu işlenecek.

Ne büyük tebşirat!Biriyiyi sevmenin mükafatı.

Bir kötüyü sevmenin mücazâtı da bunun aksine tabi.

Onun için İbn Abbas hazretlerinin bu sözü hoşuma gider benim. İnsanın şeysiniz sormuşlar;

Nasıl bilelim?

"Konuştuğu adamlara bakın." demiş.

Kimlerle düşüp kalkıyor ona göre ona numara verirsiniz.

Neden?

Oradaki tâbiri aklıma gelmedi.

Allah kusurumuzu affetsin.İyi ahlaklı, güzel ahlaklı,bâhusu etrafımızdaki müslümanlara daima şefik, rahim, acıyan,onların imdadına her anda yetişmeye gayret eden kulların zümresine bizleri de ilhak eylesin. Bu mübarek ramazanımızda da, o ayın güneşten aldığı nur gibi biz de AllahuTeâlâ'nın nurundan nur almaya kabiliyetli olmamızı Cenâb-ı haktan isteriz, cümlemize ihsan etsin.

Lillahi'l-Fâtiha.

Sayfa Başı