M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Günah İşleyene Karşı Bir Müslüman’ın Esas Tavrı Ne Olur?

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. el-Hamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi kemâ yuhibbu ve yerdâ ve yenbeğî li-celâli vechihi'l-kerîm. es-Salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ ve üsvetine'l-haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Mâ tevâdde'snâni fillâhi azze ve celle ev fi'l-İslâmi fe-yüferrika beynehümâ evvelü zenbinyehdisühû ehadühümâ.Sadaka Resûllullah fî mâ kâl evkemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim,Cuma gecesini, perşembeyi cumaya bağlayan mübarek gece nurânî bir gecedir. Peygamber Efendimiz'inhadîs-i şerîflerinden okuyup, zikrullahla meşgul olup, bu gecemizin … Rabbimiz'in rızasına uygun geçirmeye niyetliyiz. Bu hadîs-i şerîfleri okuyarak, ilk önce ilime meşgul olup ondan sonra zikre geçelim diye düşünüyoruz.

Fakat bu hadîs-i şerîflerin izahına başlamadan önce, Peygamber Efendimiz'in ve âlinin ve ashâbının ve etbâ'ının ve sâdât-ı meşâyih-i turuk-ı aliyyemizin cümlesinin ve âhirete göçmüş olsan sevdiklerimizin, yakınlarımızın, akrabamızın, ahbâbımızın, kardeşlerimizin ruhları için bir Fâtiha üç İhlâs-ı şerîf okuyalım, öyle başlayalım. Buyrun Bismillâhirrahmânirrahîm.

Enes radıyallahu anh'tenrivayet edilmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuşlar:

Mâ tevâdde'snâni fillâhi azze ve celle."İki kişi Allah yolunda Allah rızası için…" Bir rivayettede ev fi'l-İslâm. "İslâm yolunda, inanç, iman yolunda birbirleri ile sevişti mi," Fe-yüferrika beynehümâ evvelü zenbin yehdisühû ehadühümâ. "Aralarında birisinin işlemiş olduğu bir günah ayırırsa bu sevgi doğru bir sevgi değildir, bu sevgi sağlam bir sevgi değildir. Bu sevgi makbul bir şey değildir."

Yani harfiyen tercümeden şöyle anlaşılacak bir şekilde söylemeye geçecek olursak, Müslümanlar birbirlerini sevecek, kardeş olacaklar, arkadaş olacaklar, samimi dost olacaklar. Allah'ın emri bu, rızası bu. Sevabı bunda. Fakat birisi bir kusur işlerse ne olacak? Kusuru geçtik günah işlerse ne olacak? Günahı Allah sevmiyor. Günah yasak. Allah'ın istemediği bir şey. Günah işlerse ne olacak?

"O zaman bırakırım." Demek ki sevgisi sağlam değilmiş ki kardeşi günah işledi diye bırakıyor. Bırakmayacak peşini, ahbaplığı kesmeyecek. Hem affediciolacak hem de takip edici olacak. Kuldur, beşerdir, hatalı işleri olabilir. Beşer şaşar. Öyle kusurlu diye bırakmayacak. Çünkü kusursuz insan yoktur. Günah işlemeyen insan yoktur. Hatasız olmaz muhakkak.

Yani hatasından dolayı ahbaplığı bozmak câiz olsa kimse kimseyle ahbap olmaz. Çünkü kusursuz insan olmaz. Mutlaka ufak tefek hatalarımız vardır. Hiçbir şey aralarını ayıramayacak, ahbaplığı bozamayacak. Günah da işlese, hatalıda olsa kesmeyecek ahbaplığını.

Peki, günah işleyene karşı bir Müslüman'ın esas tavrı ne olur?

Yakasından tutup, elinden çekip, doğru yola getirecek. Günahtan vazgeçirmeye çalışacak. Meyhaneye başlamışsa içkiden tevbe ettirmeye çalışacak. Namazdan kesilmişse camiye getirmeye çalışacak. Daha başka bir şeye müptela olmuşsa kurtarmaya çalışacak. Yardım edecek, çırpınacak. Hani batağa saplanmış bir insanı bıraksan batağa daha beter saplanacak, ittikçe dizine, beline, boğazına, derken boyundan aşacak. Mahvolacak. Nasıl onu kurtarmak için el uzatıyoruz, sağlam yerden dal uzatıyoruz, ip atıyoruz, çekmeye çalışıyoruz, kurtarmaya çalışıyoruz. Günahkâr kardeşi de günahından döndürmeye çalışacağız.

İmâm Gazâlî'ninİhyâ-yı Ulûm'unda güzel bölümlerden birtanesi de, güzel anlatılmış konulardan, bölümlerden birtanesi de kardeşlik bölümüdür. Kardeşlik bölümü yani müslümanın müslümanla din kardeşliği bölümü. Yani ahbaplık, arkadaşlık bölümü demek. Diyor ki; insan arkadaş seçerken tabii dikkat edecek. İyi insan seçecek. Müslüman insan seçecek,takvâ ehli insan seçecek, tatlı insan seçecek, kendisinden dini öğreneceği, örnek alacağı,Allah'ın sevdiği kulu arkadaş seçecek insan. Tamam. Gidip de ayyaş, sarhoş, kendisine dinen zarar verecek insan seçmeyecek.

Ama ahbaplık kurulduktan sonra arkadaş şaşırırsa ne yapacak?

Diyor ki İmâm Gazâlî; o zamanda bırakmayacak. Demek ki bu gibi hadîs-i şerîflerden dinin aslını almış. Onun için mübarek âlim o İmâm Gazâlî. Ondan yazmış onu. Bu hadîs-i şerîf şimdi onu gösteriyor. O zamanda boş bırakmayacak, o zaman da ahbaplığı kesmeyecek. O zaman kardeşi tehlikede demektir, onu kurtarmaya çalışacak. Camiye gelip giderken iyi demektir. Yani Allah'ın yolunda gidiyor, sevap kazanıyor, Allah'ın ikramına erecek, âhirette cennete girecek gibi. Ama bıraktığı zaman hak yolu, eyvah tehlikede, cehenneme gidecek. Çatır çatır yanacak, cehenneme odun olacak. Ama asıl kurtarma zamanı şimdi.

Çünkü karnı tok insana yemek verilmez. Aça ziyafet verilir. Çıplağa giydirilecek bir şeyler verilir. Yani muhtaca muhtaç olduğu şey verilir. Şimdi o kardeş muhtaç. O kardeş hak yolu bıraktı, batıla saplandı, onun kurtarılması… İşte o zaman asıl devam etmek gerekiyor. Yani uğraşacak, didinecek, yalvaracak, yakaracak, sabredecek, bekleyecek, yollarını gözleyecek, kurtaracak. Alakaya, sevgiye muhtaç insanlar çok. Yani biraz ilgi göstersek kurtulacak. Veya çok ilgi göstersek kurtulacak.

Olsun. Bir insanı sen doğru yola çekersen, kazanırsan hak yola onun ömrü boyu yaptığı bütün ibadetlerin bir kopyası, bir misli sana verilecek. Yani büyük bir kazanç bu.Yani insan bir kendisinin ömrü var 80 yıl. Ama bir başka insanı kazanmış. 80 80=160 oluyor. Bir başka insanı daha kazanmışsa daha fazla. Bir de büyük evliyaullahı düşünün ki onların sevaplarının ne kadar büyük olduğunu. Binlerce insan ellerinde tevbe etmiş oluyorlar. Ne büyük kazanç.

Hatırıma Şeyh Yusuf Hemedânî hazretleri geldi ki; 90 bin mecusiyi müslüman etmiş. Mübarek ihtida makinesi gibi bir şey. Kuluçka makinesi gibi. Yani civciv yetiştirmek istese insan 90 bin tane civciv ona yetişmez yani. Şöyle kuluçka makinesine yumurtaları dizsen dizsen civciv çıkartsan 90 bin kolay değil.

90 bin mecusiyi ihtida ettirmiş. Yani İran'ın eski dinine mensup ateşperestleri müslüman etmiş. Şey gibi çalışmışlar mübarekler. Şimşek gibi çalışmışlar. Yıldırım gibi İslâm'ın hizmetine yetişmişler, koşmuşlar, uğraşmışlar.

Biz şimdikendi mevcudumuzu koruyamıyoruz. Onlar etraftaki mecusileri, gayrimüslimleri İslâm'a çekmişler. Biz evladımızı koruyamıyoruz. Kendimizi koruyamıyoruz. Yanardöner, alacalı bulacalı, bazen iyi bazen kötü, bazen heyheylerimiz geliyor bazen gidiyor filan. Allah yardım etsin.

Nasıl kuvvetli müslüman olacağız?

Kuvvetli müslüman olmanın yolu da Allah'ın dinine hizmet etmekten geçiyor. Buyuruyor ki Kur'ân-ı Kerîm'de Allah celle celâlüh:

Ve'llezîne câhedû fînâ le-nehdiyennehüm sübülenâ.

"Kim bizim uğrumuza, bizim yolumuzda çalışırsa biz de ona rızamızın yollarını, cennetin yollarını buldururuz." Yani kuvvet de orada. Bizim Osmanlı ecdadımızın başarısı nereden?Terk-i diyâr etmişler. Orta Asya'dan kalkmışlar,Allah'ın dinine hizmet edeceğiz diye öyle gelmişler bizim Anadolu'ya, küçük Asya'ya. Allah da onlara nice imkânları bahşetmiş. Nice büyük mertebeler vermiş. Nice büyük imkânlar vermiş. Saltanatlar nasip etmiş. Kıtalar nasip etmiş filan.

Demek ki çare, çare Allah'ın rızası yoluna girip Allah'ın dinine hizmette görev almak, çalışmak. En güzel çare bu. Senin kendi kalbinde hastalık mı var? Allah'ın dinine hizmet et. Âhiretin sevabını mı istiyorsun? Allah'ın dinine hizmet et. Ne muradın varsa onun elde edilmesi için Allah'ın dinine hizmet et, olur o. Sen Allah yolunda gidersen Allah senin işini rast getirir getirir.

Bizim Osmanlı ecdadımızın başarısı nereden?Terk-i diyâr etmişler. Orta Asya'dan kalkmışlar,Allah'ın dinine hizmet edeceğiz diye öyle gelmişler bizim Anadolu'ya, küçük Asya'ya. Allah da onlara nice imkânları bahşetmiş. Nice büyük mertebeler vermiş. Nice büyük imkânlar vermiş. Saltanatlar nasip etmiş. Kıtalar nasip etmiş filan.

Demek ki çare Allah'ın rızası yoluna girip Allah'ın dinine hizmette görev almak, çalışmak. En güzel çare bu. Senin kendi kalbinde hastalık mı var? Allah'ın dinine hizmet et. Âhiretin sevabını mı istiyorsun? Allah'ın dinine hizmet et. Ne muradın varsa onun elde edilmesi için Allah'ın dinine hizmet et, olur o. Sen Allah yolunda gidersen Allah senin işini rast getirir.

Adamın birisinin hayırsız haylaz bir evlâdı varmış yola gelmiyor. Hak yolda Allah'ın dinine hizmet etmek için seyahate çıkmış. Bulunduğu şehirde haber gelmiş ki; evladın İslâm'ı buldu. Yani laf geçiremiyor. Asi evlat. Ama hak yola yürüyünce Allah oradan onun gönlüne yumuşaklık vermiş, düzeltmiş.

Onun için en güzel çare Allah'ın rızasının yoluna koşturmaktır. Her derdin devası Allah'ın dinine hizmet etmektir. Allah bizi o hizmet ehli kimselerden eylesin. Ve ahbaplıklarımızı, kardeşliklerimizi de sağlam kardeşlik eylesin.

Şimdi ben, siz çağırdınız buraya bu üçüncü gelişim. O aklıma geldi yani. Üçüncü gelişim. Burada çok videolar çekildi. Çok vaazlar verildi. Çok kimselerle kardeş olduk, tanıştık kardeş olduk, yakın arkadaş olduk. Evlerine çağırdılar, ikram ettiler vesaire vs. filan. İşte bak her ne kadar yüzü kara olsam ne kadar kusurlu olsam ilgi kesilmezmiş demek ki.

İşte hadîs-i şerîf, işte İslâm'ın ahlâkı. Yani arkadaşların bir kısmı gelmiyor, gitmiyor filan, oradan aklıma geldi yani. Ne kadar kusurlu olsam ben yine ahbaplık kesilmeyecek. Çünkü ahbaplığı kurmuşuz bir kere.

İkinci hadîs-i şerîfe geçelim.

An Muâzete kâlet: semi'tü Hişâme'bne Âmirin el-Ensâriyyü –ibne ammi Enesi'bni Mâlikin ve kâne kutile ebûhû yevme ehudin- ennehû semi'a Resûlallah sallallahu aleyhi ve selleme kâl:

Lâ yehıllü li-müslimin en yusârime müslimen fevka selâsin fe-innehümâ nâkibâni ani'l-hakki mâdâmâ alâ sırâmihimâ. Ve inne evvelehümâ fey'en yekûnü keffâraten anhu sebkuhû bi'l-fey'i ve in mâtâ alâ sırâmihimâ lem yedhula'l-cennete cemîan ebeden. Ve in selleme aleyhi fe-ebâ en yakbele teslîmehû ve selâmehû radde aleyhi'l-melekü ve radde ale'l-âhari'ş-şeytân. Sadaka Resûllullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Bu Enes b. Mâlik'in amcası oğlu Hişâm b. Âmir el-Ensârî'den rivayet edilmişhadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu duymuş râvi, naklediyor bize. Buyurmuş ki Efendimiz:

Lâ yehıllü li-müslimin en yusârime müslimen fevka selâsin. "Bir müslümanın öteki müslümana üçten ziyade küslüğü, dargınlığı câiz olmaz. "Fevka selâs, üçten fazla. Biz bunun üç gece olduğunu evvelki rivayetlerden biliyoruz. Selâse leyâlin,üç gece diye geçiyordu. Burada üç demiş; gece mi gündüz mü, üçten fazla demiş, fazla detayını söylememiş ama biliyoruz, üç gün üç geceden fazla dargın durması bir müslümanın bir müslümana, helal olmaz. Haram, dargınlık haram, bir. Devam ediyor Efendimiz:

Fe-innehümâ nâkibâni ani'l-hakki mâ dâmâ alâ sırâmihimâ. "Birbirlerini küstükleri, buğzu, adâvetleri, kinleri devam ettikleri müddetçe her ikisi de haktan ayrılmış demektir. Hak yol üzere değil demektirler. Batıl üzeredirler. Haktan kopmuş, haktan sapıtmış demektirler. Mademki dargınlıkla devam ediyorlar demek ki hakta değiller. Haktan ayrılmış demeklerdir."

Ve inne evvelehümâ fey'en yekûnü keffâraten anhu sebkuhû bi'l-fey'i. "Kim dargınlığı küslüğü evvelce dönerde, atarda teşebbüsü yaparsa, barışma teşebbüsünü; bunun bu barışma teşebbüsü onun evvelki dargınlığına kefaret olur. Onun günahı silinir. Çünkü ilk başladı. İlk başlamış olması, barışma teşebbüsünü kendisinin elde tutmuş olması onun evvelki günahının kefareti olur, silinmesine sebep olur. O kazanır. Evvel teşebbüs eden barışmaya, kazanır."

Ve in mâtâ alâ sırâmihimâ lem yedhula'l-cennete cemîan ebeden."Dargınlıkları üzerine ölürlerse cennete ebediyen ikisi de girmezler. Dargınlık üzerine ölürlerse hem o hem ötekisi, ikisi birden topu birden kaç kişi dargınsa, cemîan, topu birden cennete girmez."O dargınlık üzerine ölürlerse.

O halde ne yapacak?

Dargın olan müslüman gidecek ötekisine adeta sırnaşacak, yanaşacak, sürünecek, barışma teşebbüsüne girecek ki cennete ebediyen girmeyecek tehdidine uğramasın. Selâmun aleyküm diyecek, barışalım diyecek, yalvarıyor gibi olacak. Neden? Cennet için yalvarıyor. Ne yapsın, başka çaresi yok. Yalvaracak ki ebediyen ne o, ne o hiçbirisi cennete girmez diyor Peygamber Efendimiz. Çok büyük tehdit.

Soru: Darılmasında haklı olsa da mı?

Haklı batılı yok. Dargın durmayacak. Haklı da olsa gidecek sırnaşacak. Ha yalvarıyor bana. Yalvarıyor de, ne dersen de, ne dersen de ben Allah rızası için senden mağfiret istiyorum diyecek. Buna sevk ediyor bu hadis bizi. Bak aynen okuyorum Arapçasını. Arapça bilenler de biraz anlıyor. Bak ne diyor:

Ve in mâtâ."Eğer ikisi birden ölürlerse."Alâ sırâmihimâ. "Bu dargınlıkları üzere ölürlerse. O ona küs, o ona küs; ikisi birden ölürlerse. Hayatları bu dargınlıkla biterse." Lem yedhule'l-cennete. "Cennete giremezler."Cemîân. "Hem o hem o, topu birden, ikisi birden."Ebeden."Asla!" diyor, asla cennete giremezler. Yani acaba girer mi filan diye şeyi yok. Ebeden diye kestirip atıyor Peygamber Efendimiz. Bunun şakası yok yani.

Demek ki biz küslük diye bir şeyi unutacağız.Bizim hayatımızda küslük diye bir şey olmayacak. "Ama yalvarıyor derler." Valla ne derlerse desinler. Cennetin aşkına her şey yapılır. Cennetin aşkına her şey yapılır. Allah'ın rızası için her şey yapılır. Cennete hiç girmeyecek. Bu dünyada ne yaparlarsa yapsınlar. Asarlarsa assınlar, keserlerse kessinler; yeter ki ben cennetten mahrum kalmayayım diye düşünmemiz lazım, o anlaşılır.

Bayramda gitmeyene gitmemiz lazım, dargına selâm vermemiz lazım. Selâm, el uzatıyorsun, o elini şey yapıyor, sırtını dönüyor. Oh elhamdülillah, vebal benden gitti. Çünkü ben teşebbüs etmiş oluyorum. Ben teşebbüs etmiş oluyorum, o şey yapmıyor. "Ha geldi Ali efendi, Veli efendi bana yalvarıyor. Ha bak nasıl arkamda dolaşıyor." Ne derse desin. Ben onun için yapmıyorum ki Allah rızası için yapıyorum. Çok mühim bir hadîs-i şerîf.Lem yedhule'l-cennete cemîan ebeden. Girmezler cennete.

Ve in selleme aleyhi fe-ebâ. "Eğer birtanesi ötekisine selâm verirde berikisi de selâmı almaktan ibâ' ederse, yani selâmı almazsa; birisi Selâmun aleyküm diyor, birisi yüz çeviriyor almıyor selâmı. "Fe-ebâen yakbele teslîmehû ve selâmehû. "Onun selâm vermesini, es-Selâmü aleyküm demesini kabul etmiyor ise…" Radde aleyhi'l-melekü. "Onun selâmına melek cevap verir. Ve aleyke's-selâm. Dua eder melek ona. Allah'ın selâmı senin üzerine olsun diye ona Allah [melek] dua eder. Berikisi almadı ama melek ona dua ediyor.Meleğin duasını reddeder mi Allah? Allah'ın masum mahlûku melek. Melek ona ve aleyke's-selâm der. Selâmetlik senin üzerine olsun dünyada âhirette. Sen cennete gir diye dua eder."

Ve radde ale'l-âhari'ş-şeytân. "Ötekisine de şeytan cevap verir. Birisi meleğin muhatabı olur, meleğin duasına mazhar olur. Ötekisi de şeytanın muhatabı olur."

Soru: Hocam içinden alsa selâmı?

Olmaz. Selâmaşikâre verilinceselâm ondan daha güzel şekilde verilecek.

Ve izâ huyyîtüm bi-tahiyyetin fe-hayyû bi-ahsene minhâ ev ruddûhâ.

Size birisi selâm verdiği zaman, siz bir selâmla selâmlandığınız zaman ya daha güzel bir şekilde selâm vereceksin, bir ilave ile bir kat daha fazlasıyla, daha güzel bir şekilde selâm vereceksin yada eşit; aşağı yok.

Şimdi birisi es-selâmü aleyküm dedi sana. Sen bir şey ilave edeceksin. Hiç olmazsa ve aleyke's-selâm,hiç olmazsa bir ve ekleyeceksin veya ve aleyke's-selâmü ve rahmetullah. Bir tebessüm ekleyeceksin, ve rahmetullah'ı ekleyeceksin. Ve berekâtüh ekleyeceksin. Keyfe hâlüke'yi ekleyeceksin. Yani bir ekleme, bir ilave daha güzeli.

Fe-hayyû bi-ahsene minhâ. "Daha güzel karşılık verin." diyor.Ev ruddûhâ. "Veya eşit yapın." Dahaaşağısı kabul olmuyor. Olmaz.

Kadı efendinin birisi medresetü'l-kudâttan mezun olmuş. Cumhuriyet ilan edilmiş. Kadılara iş yok. Anayasadan din çıkartılmış. Kadı efendi ne yapsın? Bakkallık yapıyor. Pirinç satıyor, peynir satıyor, soğan satıyor, patates satıyor. Mehmet Akif meclisten çıkarmış, yaya olarak yürürlermiş Sarı Kadı Câmii'nin olduğu yerde, Ankara'da. Evi ordaymış. Şimdi müze yapıldı evi. Şimdi meclisten çıktıkları, geldikleri yol üzerinde o kadı efendinin bakkal dükkânı varmış. Hasan Basri Çantay rahmetli bana anlattı. Allah hepsine rahmet eylesin.

Mehmet Akif de diyor, o mecliste zabıt kâtibiymiş Hasan Basri hoca, bu meali yazan şahıs. O anlattı, onun dilinden duydum ben, ağzından. Şimdi çıktık, diyor Mehmet Akif'le meclisten, evimize gidiyoruz yaya olarak. Mehmet Akif o kadılık mektebinden mezun olup da şimdi bakkallık yapan bakkalın dükkânın önünden geçiyor. es-Selâmü aleyküm dedi. Kadı efendi de çuvalların ağzını filan düzeltiyormuş dışarıda. Yani ya çuval çıkarttı, bir şeyle meşgulmüş böyle, sırtı yola dönük, önündeki işle meşgul. Ve aleyküm selâm demiş.

Mehmet Akif'le biz biraz yürümüştük, diyor. Mehmet Akif merhum sinirliymiş. Arnavut damarı var tabii birazda. Dönmüş geriye. Bırakmış şeyi geri dönmüş, yoluna devamı bırakmış geriye dönmüş. Kadı efendinin omzundan tutmuş, hışımla bir çevirmiş bu tarafa. Demiş ki; kadı efendi

Bismillâhirrahmânirrahîm. Ve izâ huyyîtüm bi-tahiyyetin fe-hayyû bi-ahsene minhâ ev ruddûhâ. Sadaka'llahu'l-azîm.

Demiş, yürümüş gitmiş. Yani demek istiyor ki bak sen Arapça okudun, medresetü'l-kudât'ı bitirdin. Fıkıh ilmi öğrendin. Yani dinden imandan, o ilimlerden haberin var. Yani ben sana selâm veriyorum, senin sırtın dönükbanave aleyküm selâm diyorsun. Döneceksin bana bir kere,ve aleyküm selâm diyeceksin, diyor. Allah ömürler versin diyeceksin bir şey diyeceksin. Ya daha güzel olacak, yada eşit olacak. Razı olmamış yani Mehmet Akif. Asabi biraz, gitmiş, çevirmiş. Âyeti okumuş, yürümüş ondan sonra. Yani böyle yapmaman lazım filan mânasında.

Onun için öyle içinden almak falan, o işin kurnazlık tarafı ama kurnazlık değil yanlış tarafı yani. O selâm verdiğindees-selâmü aleyküm, ve aleyküm selâm diyeceksin. Selamlaşmanın şeyi[âdâbı]. O sana diyor kiAllah'ınselâmı senin üzerine olsun. Temennide bulunuyor. Peki, senin de üzerine olsun diyorsun sende ve aleyküm selâm deyince. İçinden olur mu? Olmaz.

Hocam şu an okuduğunuz âyete göre hepimiz şu anda cehenneme gireriz zaten…

Allah saklasın, Allah saklasın. Allah beni size niye gönderdi, bu kitabı niye karşımıza koydurttu? Mübarek Cuma gecesinde geçmişlerimizin ruhlarına bir Fâtiha okuduk, üç İhlâs okuduk. Hayırlı bir iş yaptık. Allah bunu karşımıza çıkarttı. Cehenneme gitmemizi istemiyor da ondan bunu ikaz ediyor. Sende biraz nefsini yeneceksin, bende yeneceğim. Kırgınlıkları kızgınlıkları bir tarafa atacağız.

Bu hadîs-i şerîf aklımızda, cehenneme düşmemek için çalışacağız. Onun için ikaz. İkazname geldi, ihtarname. Rabbü'l-âlemîn hazretlerinden "Hey yirminci yüzyılın müslümanları! Aklınızı başınıza toplayın, böyle Müslümanlık mı olur?" diye ihtar mektubu. Kırmızı ihtar mektubu geldi. Sende ona göre hareket edeceksin. Müslümanlık bir bakıma kolay, bir bakıma zor. Nefsini yeneceksin. Yenemeyen gider gümbürtüye.

İçinden selâmı almakla şey olmaz. Aleykümselâm diyeceksin. Yaratılanı Yaradan'dan ötürü hoş göreceksin. Başka çaren yok. Yunus bu işi bizden iyi biliyor,rahmetullahi aleyh, cennet mekân. O çok iyi biliyor. Yaratılanı hoş gör Yaradan'dan ötürü. Aldırmayacaksın.

Saf diyecekler Ahmet efendi, Mehmet efendi. Ya saflığından değil ama ne yapacaksın? Cennetin aşkına, Allah'ın aşkına hepsini hoş göreceksin. Hepsini affedeceksin.

Adam bugün çocuğunu affetmiyor, karısını affetmiyor, torununu affetmiyor, akrabasını affetmiyor, dayısını affetmiyor, arkadaşını affetmiyor, komşusunu affetmiyor, hocasını affetmiyor. Bre insaf ya bu ne biçim Müslümanlık? Böyle Müslümanlık mı olur? Bizim Müslümanlığımız, yani sahâbe-i kirâm çıksa kaçacak delik ararız biz. Sopayla kovalarlar eski müslümanlar bizi. Ya müslüman olduğunuzu kimseye söylemeyin, saklayın. Çünkü Müslümanlığa gölge düşürüyorsunuz derler. Yada döverler adam olun diye.

Bizim çok kusurlarımız var. Tabii biz okudukça anlıyoruz. Bunu hiç bilmeseydik"Ben haklıyım." derdik, dargınlığa devam ederdik. Ama okuduk şimdi. Allah bildiriyor. "Ey kulum ben seni seviyorum, sen benim rızama aykırı bir durumdasın. Sen bu aykırı işi bitir. Bak ben seni sevdim, sen Cuma gecesi camiye geldin, geçmişlerinin ruhuna Fâtiha okudun. Bende sana bunu hatırlattırmış olayım." diye Allah'ın hikmeti bunlar. Yani her şey Allah'tan, her şeyi tanzim eden Allah, kader Allah'tan.

Beni Avustralya'ya gönderen Allah, bana Arapçayı öğreten Allah, bu sayfayı senin karşına getirten Allah. Mehmet Ali hocaya perşembe akşamları İmam Buhârî'nin Edeb-i Müfred'ini okuyacaksın diye şey yapan Allah. Her şey hikmetle oluyor. Hiç tesadüfle bu kâinat yönetilir mi? Her şey ince ince hesapla geliyor. Tesadüfle köşedeki kavşak idare edilmez. Her şey hesapla.

Her şeyin bir her şeyin bir hikmeti var. Allah birisini ötekisinin karşısına çıkartıyor. Ona söylettiriyor. Sebep kılıyor. Sebep kılıyor. Hoca efendiyi alıyor, Türkiye'nin bilmem hangi kasabasına, filanca yere, deli dolu, olmadık ihtarı yaptırtıyor. Ee,Allah'ın hikmeti var. Yani herkes söyleyemez. Ona gidip söylettiriliyor. Şu şöyle olacak, bu böyle olacak. Herkes kusurunu bilsin diye bir kulunu vazifelendiriyor söylettiriyor.

Allah bizi sevdiği işleri yapanlardan eylesin. Sevmediği huylardan kurtulanlardan eylesin. Kolay değil bir bakıma tabii. Nefsini yenmek kolay değil.

Bizim Abdülaziz Hocamız birisine ders vermiş. Tarikate girdi, derviş oldu. Mühendis, teknik üniversitede asistan. Kravatlı, yakışıklı, fiyakalı, erkek güzeli yakışıklı bir insan. Mühendis de. E ne olur,nefis direk gibi olur kabarır. Şu beton direk gibi kalınlaşır. Kolay değil.Derviş olmuş. "Evladım, dargın olduğun kimselerle barışacaksın. Kul haklarını vereceksin. Helalleşeceksin herkesle."demiş. Peki, peki efendim, diz çökmüş, peki demiş hocasına.

Aradan birkaç gün geçmiş hoca efendi sormuş: "Nasılsın evladım?Yani zikrini yapıyor musun? Vazifelerine devam ediyor musun? Tavsiyelerimi, nasihatlerimi tutuyor musun?" filan deyince demiş ki:"Yapıyorum hocam. Yalnız dargın olduğum kimselerle gidip barışmak çok ağır geliyor nefsime, izzet-i nefsime dokunuyor." demiş. İzzet-i nefsime dokunuyor demiş.

Gidiyor yalvarıyor. Senle barışacağım diyor filan. Belki kendisi küstü evvelden, şimdi barışacağım diyor. Ağır geliyor tabii nefsine. İzzet-i nefsime dokunuyor deyince, şöyle gözlerini açmış hayretli bir ifadeyle hoca efendi:

"Aa evladım, nefsin izzetimi olurmuş hiç? Bu zaten köpek gibi bir şey. Bize her türlü şeyi yaptıran bu nefis. İnsanın içindeki en büyük düşmanı. Ne demek? Nefsin izzeti mi olur? Köpeğin izzeti mi olur? Köpek sokaktan geçerken herkes selâm mı duruyor? Hiç. Arabanın birisi küt diye çarpsa şey mi yaparlar, askeri merasim mi yaparlar? Hiç. İzzeti mi olur nefsin?" demiş.

Tabii çekecek, hor olacak tabii. Nefsini hor etmek için eskiler ne riyazetler çekmişler. Ne şeyler yapmışlar. Bu nefsi yenmeden de insan adam olmuyor işte. Ne yapsan olmuyor. Hocasına darılıyor, kocasına darılıyor, karısına darılıyor, çocuğuna darılıyor, babasına darılıyor. Hoca babadan önce gelir. Babadan önce gelir hoca. Çünkü mürşidi insanın, Peygamberin varisidir. O makamdadır, daha önce gelir. Adam mürşidine gelmiyor. Bayram tebrikine beyefendi gelmiyor. Mürşidi gidecek hepsinin kapısına, efendim oyalanıyor. Ne yapalım. Âhir zaman,âhir zaman dervişleri.

An Âişete radıyallahu anhâ kâlet kâle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

İnnî le-a'rifü gadabeki ve rıdâki. Kâlet kultü fe-keyfe ta'rifü zâlike yâ Resûlallah. Kâle inneki izâ künti râdiyetenkultü belâ ve Rabbi Muhammedin ve izâ künti sâhidaten kultülâ ve Rabbi İbrâhim. Kâlet kultü ecel lestüuhâciru ille'smeke.

Hz.Âişe anamızdan rivayet ediliyor bu hadîs-i şerîf de. Rivayet etmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün ona buyurmuş: "Ben senin gazaplı halini, hoşnut halini biliyorum, anlıyorum." Bende, diyor, sordum ona: "Bunu neredenbilirsin? Yani ben kızgın mıyım yoksa hoşnut muyum, memnun muyum nasıl bilirsin?"

Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz: "Razı olduğun zaman bir şey söyleyince ben, belâ ve Rabbi Muhammedin dersin. Yani Muhammed'in Rabbine andolsun ki evet, öyledir, diye benim adıma cevap verirsin."

Ve izâ künti sâhidaten."Kırgın, dargın, kızgın olduğun zamanda,"kulti lâ ve Rabbi İbrâhim, "İbrahim'in Rabbine andolsun ki hayır, dersin. Muhammed'in Rabbi demiyor, İbrahim aleyhi's-selâm'ın Rabbi diyor, dersin." demiş.

"Onun üzerine ben de dedim ki:" diyor,Kâlet kulti ecel."Evet ya Resûlallah, böyledir. "Lestüuhâciru ille'smeke. "Ben senden küsüp ayrılmam ancak isminden ayrılırım. Sadece isimden ayrılırım, başka bir şeyden değil. Yani belâ ve Rabbi Muhammedin demez de, lâ ve Rabbi İbrâhim. Ancak isminden biraz uzaklaşırım, yoksa senden uzaklaşmam." diye şey yapmış.

Tabii bu hadîs-i şerîf, son cümlesi tabii meseleyi açıklıyor. Yani ben senden mümkün mü? Hem karısı hem ümmeti. Yani karısı da olsa, babası da olsa, amcası da olsa, yaşlısı da olsa, küçüğü de olsa bir peygambere inanmayan, bağlanmayan mahvolur. Yani bu, şeksiz şüphesiz. Var mı böyle peygamber karısı olup da mahvolan? Var. İki tane müşrik karı var, birisi Lut aleyhi's-selâm'ın karısı, birisi Nuh aleyhi's-selâm'ın karısı.

Kânetâ tahte abdeyni min ibâdinâ sâlihayni fe-hânetâhümâ.

"Bizim sâlih peygamber kullarımızdan iki peygamberin karısıydı bunlar. Kocalarına bunlar hıyânet ettiler, hıyânetlik ettiler, iyi zevcelik yapmadılar, inanmadılar, bağlanmadılar, cehenneme girdiler." diye Kur'ân-ı Kerîm bildiriyor. Onun için yani tabii ev hali, insanın çeşitli durumları olur, bilmem ne olur filan. Ufak tefek, Efendimiz'in zevcelerine nasihat ettiği, darıldığı zamanlar oluyor. Bazen de onların demek ki böyle evlilik hali dolayısıyla şeyleri oluyor ama nihayet, "Ancak ve ancak isminden, evet yâ Resûlullah ancak isminden birazcık bazen kaçındığım olur. Yoksa senden asla uzaklaşmam ve kaçınmam bahis konusu değildir." diye şey yapmış.

Yaşlılardan birisine soruyorlar, diyorlar ki: Sen Peygamber Efendimiz ile nasılsın, yani o mu daha büyük, sen mi daha büyüksün? Doğum bakımından nasılsınız filan diye soruyorlar da cevabı çok hoşuma gidiyor, diyor ki:

Peygamber Efendimiz benden büyük. Ben ondan iki yaş daha yaşlıyım. Her iki cevabı da veriyor. Peygamber Efendimiz büyük, yani küçük de olsa şey de olsa Peygamber Efendimiz büyük de ama ben ondan iki yaş daha yaşlıyım. İki sene daha evvel dünyaya gelmişim, o kadar yani.

Tabi ben ancak ismini böyle dilime almam, ancak böyle söylerim. Başkaca bir kızgınlığım, dargınlığım, daha başka bir şey olmaz diye şey yapmış. Zaten olmaz.

Tabii bunu müslümanın müslümana dargın olmamasının anlatıldığı bir bölümde İmam Buhârî nakletmiş oluyor. Dargınlık olmaz yani. Onun bir misali olarak zikretmiş oluyor. Bu da bir sahne, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in evlilik hayatından. Peygamber Efendimiz bazı kereler zevcelerine çok sert bir şekilde, böyle âyet-i kerîme indi onlar hakkında. Yani "Ey Hz. Muhammed'in kadınlarının anaları! Eğer istiyorsanız boşasın sizi Peygamber. Dünya hayatını istiyorsanız, dünyanın ziynetini istiyorsanız, o zaman boşasın. Güzel bir boşamayla boşasın." diye şey var ama hepsi dünya hayatını tercih etmediler. Ziynetini istemediler. Fistan isterim, yüzük isterim, küpe isterim şeyinden vazgeçtiler. Resûlullah'ın zevcesi olmaya hepsi razı geldiler. Onlar mü'minlerin anneleri. Ve son derece, böyle kadınlar için numune olan insanlar.

Hz. Âişe vâlidemizin özel meziyetleri de, âlim bir zât-ı muhterem idi. Öyle âlimdi ki ashâb-ı kirâmın âlimleri kendisine gelip mesele sorarlardı. Kadınların profesörüydü yani o zamanın şeyiyle, tabiriyle. Her şeyi bilirdi. Hatta yeğeni diyor ki: "Ey benim teyzeciğim, senin fıkıh bilmeni, hadis bilmeni, tefsir bilmeni garipsemiyorum. Çünkü Peygamber'in hanesinde bulunuyordun, onun zevcesi idin,tabii ki bu bilgileri bileceksin. Peki, bu tıbbı nereden öğrendin?" Diyor. Dehşetli tıp bilirmiş. Doktorluk bilirmiş. O da meziyet işte, kabiliyeti. Yani insan kabiliyetli oldu mu her şeyi güzel yapar. Kabiliyetli bir insan oldu mu her şeyi güzel yapar.

Mü'minlerin hanımlarının, kadın mü'minlerin büyük örneklerinden birisidir Hz. Âişe anamız. Allah şefaatine nâil eylesin. Allah bizi İslâm ahlâkıyla ahlâklı eylesin. Rızasına uygun ömür sürmeyi nasip eylesin.

el-Fâtiha.

Sayfa Başı