M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Zamanınızı Allah’ın Zikriyle Geçirin

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracim. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî küllî hîn. es-Salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin zevi'l-sıdki ve'l-vefâ. Emmâ ba'd:

Aziz ve muhterem kardeşlerim, Cuma günü mevtamız bizden dua isterler. Onların ruhları için; cümle geçmişlerimizin ruhları şad olsun, kabirleri nur dolsun, makamları âlâ olsun diye; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den, hocamız Muhammed Zâhid-i Bursevî'ye kadar sâdât ve meşâyıhımız başta olmak üzere, bu beldeleri fetheden Fatih Sultan Muhammed Han hazretleri ve ordusu mensuplarının ve diğer diyarları fetheden fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin ruhları şad olsun, kabirleri nur dolsun, makamları âlâ olsun diye; ahirete göçmüş olan bütün akrabâ u taallukâtımız, âbâ ve ecdadımızın evlâd u ihvânımızın ruhları şad olsun, kabirleri nur dolsun, kabirleri cennet bahçesi olsun diye bir Fâtiha, üç İhlâs-ı şerîf okuyalım, ruhlarına bağışlayalım. Ondan sonra konuşmamıza öyle girelim. Onlar da bizim karşımızda boyunlarını bükmüş, bizden Cuma günü dua beklerler. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Evet, kura ile açtığımız sayfadan birinci hadîs-i şerîf. Hz. Aişe-i Sıddîka validemizden, mü'minlerin annesi, Peygamber Efendimizin mübarek zevcesi, Ebu Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in akıllı âlim kızı.

Hz. Aişe radıyallahu anhâ'dan, radıyallahu anhüm ecmain, rivayet edilmiş olan bir hadîs-i şerîfi okuyoruz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki sevgili kardeşlerim:

Mâ min sâatin temurru bi'bni Âdeme lem yezkürillâhe teâlâ fîhâ illâ hasira aleyhâ yevme'l-kıyâmeti.

-Hussira diye hareke koymuş ama hasira daha uygun.-

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Diyor ki Peygamber Efendimiz:

Mâ min sâatin. "Hiçbir zaman parçası, saat, dakika…" Yarım saat, neyse. Saat Arapçada, hadîs-i şerîflerde altmış dakika mânasında kullanılmaz. Yani şöyle bir zaman mânasına kullanılır.

Mâ min sâatin. "Hiçbir zaman yoktur ki, hiçbir saat yoktur ki vakit yoktur ki…" Temurru bi'bni Âdeme. "Âdemoğlunun başından şöyle geçiyor. Yani âdemoğlunun üzerinden geçen hiçbir zaman yoktur ki, vakit yoktur ki," Lem yezkürillâhe teâlâ fîhâ. "Onun içinde Allah'ı zikretmemişse, Allah Allah dememişse, lâ ilâhe illallah dememişse Allah'ı anmamışsa…" İllâ hasira aleyhâ yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde ona pişman olur. Tüh der, vah der. 'Niye ben o vakti zikirsiz geçirmişim. Niye Allah'ı anmadan geçirmişim? Niye elimde fırsat varken onu kaçırmışım?' diye hasretlik içini yakar."

Hasret ateşi içini yakar, muhterem kardeşlerim. Başka hadîs-i şerîflerden biliyoruz. Bu hadîs-i şerîfi Hulvânî ve daha başka kaynaklar rivayet etmiş. Başka hadîs-i şerîfler aynı mânayı takviye ediyor. Cennete giren bir insanın mahzunluk çekmesi var mı?

Yok.

Lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.

Korku da yok cennette, mahzun olmak da yok. Korku kalmadı artık, cehennemden kurtuldular. Rahat, huzur içindeler. Allah'ın nimetine ermişler. "Ey kullarım, korkmayın. Size korku yok." diye Allah garanti vermiş. Nimetinin yurduna dâhil eylemiş.

Cennete girdikten sonra çıkmak yok. Bütün mesele girebilmekte. Cennete girenin çıkması yok. Çıkmak yok. O nimete erdikten sonra çıkmak yok. Yalnız münafıkların, münafıklıklarının cezası olarak cennete yaklaştırılıp, kokusunu duyup, güzelliklerini görüp, girmeden geriye döndürülmesi var.

Diyecekmiş ki münafık… Mürai, affedersiniz. Münafık başka. Mürai, riyakâr demek yani. Başkasına gösteriş için ibadet eden, taat eden insan. Mürai. Riyakâr. Türkçe riyakâr diyoruz, -kâr Farsça bir takıdır. Riya kelimesine ekleniyor. Riyakâr yani işi riya olan demek. Arapçası onun, mürai deniliyor.

Riya, başkasına gösteriş olarak yapmak bir şeyleri. İnandığından dolayı, samimiyetinden dolayı değil de puan toplamak için, beğeni kazanmak için, insanlar tarafından hoş görülmek, hoş tutulmak için yapmak.

Şimdi öyle bir insanı Allahu Teâlâ hazretleri hesap yerinden, mahşer yerinden cennete yaklaştıracakmış. Cennet öyle bir güzel yer ki kokusu cennetten taşıyor. Cennetin ötesine yayılıyor. 500 yıllık mesafeden cennetin kokusu duyulmaya başlarmış. 500 yıllık mesafeden.

Cennetin kokusu böyle duyuluyor. Cennetin güzel köşkleri görünüyor. Kubbeleri görünüyor. Hani

Kerpiçleri altın, gümüş

Yaradan ne hoş yaratmış

Misk ü amberle donatmış

Kokar Allah deyu deyu

Yunus Emre, çok tatlı tatlı anlatmış. Çocukların da büyüklerin de hayallerini genişletecek tarzda. Şimdi onlar öyle gördükten, gösterdikten sonra tam böyle cennete yaklaşıyor, yaklaşıyor, kalbi küt küt atıyor.

Döndürün cehenneme diye, döndürecekmiş o riyakâr kulu. Cehenneme atın bunu. Şimdi eyvah, mahvoldu! Başından aşağı kaynar sular boşalmış gibi diyoruz ya biz. Yani bir insanın feci durumunu anlatmak için. Eyvah, mahvoldu şimdi bu! Cennete giremiyor, cehenneme girecek. Bir de içinde bir merak ve şey yanıklık. Diyecekmiş ki:

"Ya Rabbi, Tamam, beni cehenneme atacaktın. Madem evvelden atsaydın bana bu cenneti böyle bu kadar kokusunu duyurup, güzelliğini gösterip de tam yanına yaklaştırıp da niye beni böyle şey yaptın?"

Ha bu senin dünyadaki riyakârlığının, sahtekârlığının, içinin dışının başka olmasının cezası bu. Sen de dünyada kendini başkalarına iyi gibi gösterdin ama iyi değildin. İçin kötüydü. Ben de sana mükâfat verecek gibi yaptım ama mükâfat hak etmediğin için işte şimdi seni cehenneme atıyorum diye cehenneme atacak.

Tamam. Giremeyip, kokusunu koklayıp, dönenler var.

E, peki cehenneme girip çıkan olacak mı?

Evet. Cehenneme girenlerden çıkacak olacak.

Kimler cehenneme girecek de sonra çıkacak, cennete girecek?

Mümin olup da lâ ilâhe illallah deyip de muhterem kardeşlerim, günah işleyenler, Allah'ın yapma dediği işleri yapanlar veyahut yap dediği vazifeleri ihmal edenler. Onlar onların cezası olarak, yani vazifelerini ihmalinin, yasakları çiğnemenin cezası olarak cehenneme atılacaklar.

Ama lâ ilâhe illallah diyorlardı. Allah'ın varlığını biliyorlardı. Mümkün mü böyle bir şey?

Mümkün. Dünya kadar. Etrafımızdaki müslümanların bugünkü durumu tamamen böyle. Plajlar... Bir anket yapın. Meyhaneleri bir dolaşın. Sarhoşun yanına bir yanaşın. Bir röportaj yapın bakalım.

Sen kâfir misin? Allah'ı inkâr ediyor musun?

Yok, ne demek, estağfirullah. Benim dedem de müslümandı. Bilmem nede müftüydü, filan bir sürü mazisinden. İyi ama onlar kendisini kurtarmışlar. Sen kurtarmıyorsun yani. Sen burada içiyorsun, işte. Sen kâfir misin?

Yok. Değilim. Lâ ilâhe illallah diyorum.

E, niye içiyorsun? Allah içmeyin buyurmuş. Niye içiyorsun? Niye bu günahı işliyorsun?

İşleyen çok, muhterem kardeşlerim. Bu da bizim derdimizdir. Hastalığımızdır. Maalesef elma elma oluyor da içi kurtlu oluyor. Yarısı çürük oluyor. Yani müslüman, müslüman ama İslâm'ın gereğini yapmıyor. Allah'ın emrini tutmuyor. Haramlardan kaçmıyor bugün. Şöyle arabanızla bir yerden geçtiğiniz zaman utanıyorsunuz. Bakamıyorsunuz.

Araba vapuruna girdim dün, bu tarafa gelirken. Arabamızla mecburen boğazdan geçeceğiz. Araba vapuruna bindik Çanakkale'de. Arabamızı geriye aldık, mecburen. Geri vitese taktık, biraz da boşluk vardı, geriye gittik.

Neden?

Önümüzdeki insanlar o arabada, bu arabada, hepsi şortlu, hepsi dekolte, hepsi açık, hepsi saçık. Müslüman ile kâfiri ayıracak bir kıyafet farkı kalmadı, müslüman kardeşlerim. Şu müslümandır çünkü giyimi müslüman kıyafeti; şu kâfirdir çünkü giyimi kâfir kıyafeti denilecek fark kalmadı. Aynı. Kâfirle ikisi farklı. Ancak bu sarışın galiba, bu İngiliz veya İsveçli veya Alman. Bu esmer galiba, bu Türk diyebiliyorsunuz. Renk farkından, o da her zaman bir ölçü olmuyor. İşte günah işleyenler cehenneme girecek. Lâ ilâhe illallah dese de cehenneme girecek, muhterem kardeşlerim.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki: Ey ümmetim; cehenneme girmemeye gayret edin. Cehenneme düşmemeye çalışın. Çünkü insan cehenneme bir düştü mü çıkması kolay değil. Yüzbinlerce yıl yanacak.

En kısa zamanda en kısa cezayı çekip de çıkan bir insan bile yüzbinlerce sene yandıktan sonra çıkacak. En kısası. Uzunu tabii daha ne kadar yanacaksa yanacak. Cehenneme düşmemeye çalışın. Cehennemin azabı şiddetlidir. Zakkumu, çeşitli işkenceleri vardır. Cehenneme düşmemeye çalışacak mümin.

Şimdi evet, cennete giren bir insanda korku yok. Tamam. Mahzun olmak yok. Üzüntü duymak yok. Şimdi bir hadîs-i şerîfte geçiyor; karşıdan bir cennetlik gelecekmiş. Burak'a binmiş, cennetin içinde. Hop, uçarak geliyor. Cennette havalarda uçuyor, şey yapıyor. Üstünde cennet libasları var.

Min sündüsin ve'stebrak.

Yani ipekli kumaşlardan, harika güzellikte, nakışlı, süslü belki apolet diyelim. İşlemeli apoletli. Ve tabii derecesine göre. Kıyafeti de derecesine göre. Hani ben şimdi karşınızda cübbeli, sarıklıyım. Siz cübbeli, sarıklı değilsiniz.

Neden?

Ben hocayım da siz cemaatsiniz de ondan. Hani bir polis gelse onun kıyafeti başka. Bir asker gelse ha, bu asker diyoruz. Anlıyoruz, kıyafet farklarından. Askerleri de anlıyoruz. Bu general, aman eyvah! General. Hemen herkes asker selam duruyor, filan. Anlıyor yani, rütbesinin şuradaki işaretlerinden. Göğsündeki madalyalardan. Ha, bu çok kahraman bir insan filan diye anlıyor.

Cennetteki karşıdakinin geldiğini görecekmiş. Bakacakmış ki libasından çok yüksek, mertebeli bir müslüman, evliya, çok büyük bir insan. Karşıdan onun süzülüp geldiğini görünce, kendisine bakacakmış ki kendisi de cennet libasları giymiş ama o evliya. Evliyâ-yı mukarrabînden.

Bu öyle değil. Tabii, biraz utanır gibi olacakmış. Hani insan, hani pijamayla birisiyle karşılaşırsa yolda veyahut iş elbisesiyle çok hürmet ettiği bir insanla karşılaşırsa ne olur? Tam bakkala gitti, bir şey aldı çıkacak. Hay Allah! Çok hürmet ettiği bir insan karşısında. Kıyafeti perişan. Tam boya yapıyordu evde, badana yapıyordu.

Utanır değil mi?

Buna benzer bir şey düşünüyorum ben. Kendisinin şöyle bir kıyafetine bakacakmış. Karşıdan gelenin kıyafetine bakacakmış. O böyle nur saçıyor, kıyafetleri çok daha üstün. Kendisi biraz şey. Hafif şöyle bir kızarma, bir mahzun olma durumu olacak gibiyken bunun üzerindeki elbiseler daha güzel hale gelecekmiş Allah tarafından. Değişiverecekmiş.

Bunu böyle anlatıyor Peygamber Efendimiz. O böyle mahzunluğun içine düşecek gibiyken, "Eyvah, benim elbisem o kadar güzel değil, rütbem biraz daha aşağıda olduğu belli olacak." filan derken bu da güzelleşiverecekmiş. Daha güzel hale gelecekmiş.

Neden, diyor Peygamber Efendimiz.

Çünkü cennette mahzun olmak yok da ondan. Benim elbisem ondan aşağı diye mahzun olmasın diye elbisesini değiştiriyor. İstediği eline geliyor. Tûbâ dalları konağının odalarına uzanıyor. Meyveler, huriler, hizmetler, artık vakit olsa da cennetle ilgili hadîs-i şerîfleri ballandıra ballandıra, zevkle, şevkle okusak dinlesek.

Ha, cennette mahzunluk yok; ama cennet ehli bir şeye mahzunluk duyacaklar diyor Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde: Dünyada zikirsiz geçirdikleri zamanlara mahzunluk duyacaklar diyor. O da şundan olacakmış:

Zikre verilen mükâfatı görünce ahrette, zikir erbabının derecesinin yüksekliğini görünce diyeceklermiş ki: Hay Allah, yâ dünyada bizim de elimizde şu kadar fırsat vardı, biz de onu yapmadık, değerlendirmedik, kullanmadık da o zikri yapmadık, diye o zaman bir mahzunluk olacakmış.

Evet, işte sonradan gelen kardeşlerimiz de bilsinler. Bir kura ile hadîs-i şerîf çektik, onu okuyorduk: Âdemoğlunun üzerinden geçen hiçbir vakit ve zaman yoktur ki şöyle bir vakit parçası, bir zaman parçası yokturki eğer orada Allah'ı zikretmemişse, Allah'ı anmamışsa, lâ ilâhe illallah dememişse Allah, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Latîf, yâ Sabûr...

Sabır da Allah'ın isimlerinden birisi mesela, değil mi?

Böyle dedelerimiz hep böyle şey yapmışlar. Bizim köyde bir tanıdık vardı. Allah rahmet eylesin. Çok sinirlenirse, damarına basarsan, üzersen lâ ilâhe illallah derdi. Yani başkası olsa ağzını açar, gözünü yumar, kötü söz söyler.

En sinirlendiği zaman lâ ilâhe illallah derdi. Suud'da da biraz iki kişi kavga etti mi salli ale'n-nebiyyi diyor. Peygambere salât u selâm getir, diyor.

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.

Yumuşuyor ortalık yani, en kızdıkları zaman salli ale'n-nebiyyi diyor. Yani bırak şu kızgınlığı, salât u selâm getir diyor. Bitiyor kızgınlık, gürültü, patırtı. Yumuşuyor yani.

Evet, Allah'ı anmadıkları bir saat varsa ona kıyamet gününde hasretlik duyacaklar. İçleri yanacak. Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim, Allah'ı zikretmeyi kaçırmayın. Zamanınızı Allah'ın zikriyle geçirin.

Allah'ın zikri nasıl olur?

Onu da anlatayım. Allah'ın zikri doğrudan doğruya Allah Allah demekle olur. En kolayı budur. Bizim tarikatımızda kolay olsun diye bu tavsiye edilmiştir.

Kalbini zikrullaha alıştır. Alışır o. Tasavvufi çalışmayla alışır. Kalbini zikrullaha alıştır. Elin işle meşgul; kendi ticari faaliyetlerini, sanat faaliyetlerini yürütüyorsun dükkânında. Kalbin Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah diye atıyor. Kalbin çalışıyor; Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah… Onu erbabı anlar.

Hocamız, kendisini ziyarete birisi gelmiş. Ben onu sonradan gördüm. Hocamızın vefatından sonra taziyeye bana geldi. Kapıdan görür görmez onu ayağa kalkmış. Hocamız şeyi anlardı; gelen insanın zikir derecesini, seviyesini bilirdi; görürdü. Onun böyle kapıdan girerken bir bakmış ki maşallah. Yani kalbi tıkır tıkır, tıkır tıkır. Çok hızlı bir şekilde Allah'ı zikrediyor.

Tamam, her zikredişte sevap kazanır. Bu bir. Allah'ı bir zikretmek böyle olur. İki; Lâ ilâhe illallah, Sübhanallah, Elhamdülillah böyle olur. Üç; vaazla olur. Hakkı söylemekle olur. "Bu günahı işleme kardeşim. Bırak. Şu hayrı yap, efendi. Bak, bu kadar para kazanmışsın, ömrünü boşa geçirme. Arkanda eser kalsın…" Nasihat. Vaaz. Bu da zikirdir.

İtaat ve ibadet bu da zikirdir. Bir hadîs-i şerîf var, o çok önemli. Hatırınızda kalsın. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Eğer Allah'a itaat ediyorsan Allah'ı zikrediyorsun demektir. Eğer Allah'a asi isen, isyanda isen o anda, Allah'a isyandaysan dilin Allah diyorsa bile zikretmiyorsun demektir." Ha, demek ki kuru kuruya zikrin de para etmediğini bu hadîs-i şerîften anlıyoruz.

Eğer fiilen günahın içindeysen o anda, Allah diyorsan bile dilin, dilinle veya kalbinle Allah diyorsan bile Allah'ı zikretmiyorsun demektir, diyor Peygamber Efendimiz.

Neden?

Zikretseydin isyan etmezdin. Ben duydum filanca adam öldü, kaldı neyse ismini zikretmeyelim. Meşhur bir şahıs. Biz üniversitede okurken bir arkadaş vardı. O da onun ahbabıymış, o anlatmıştı. Bebek gazinosunda kafayı çekiyorlar. İçiyorlarmış.

E, günah. İçki haram. Gazinoda şey haram, içki tamam. İçiyorlarmış. Sarhoş kafasıyla mantığıyla yâ Ali, yâ Hasan, yâ Hüseyin diye bağırıyormuş. E, sen istediğin kadar yâ Ali de, yâ Hasan de, yâ Hüseyin de. İçki içiyorsun. Günah. İstediğin kadar yâ Allah de. Yâ Rab de istediğin kadar, lâ ilâhe illallah de; sarhoşsun.

Bir gün uçakta buraya geliyorum vaaz etmeye, Ankara'dan. Her taraf dolmuş, bir benim yanım boş. Dedim, Allah'ın hikmeti bir yanım boş. Bakalım yanıma Allah kimi gönderecek? Birisi gelecek, kim gelecek bekliyorum böyle. Sallana sallana bir sarhoş geldi. Oturdu yanıma. Ağzı leş gibi kokuyor. Eyvah dedim! Şimdi Allah bana bunu gönderdi, ne olacak?

Bir baktı, benim koca sakalımı gördü. Şöyle baktı. Selamün aleyküm hocam, dedi. Aleyküm selam. Selam verdi. Allah da seni ıslah etsin filan. Hocam dedi, ben dindarım dedi. Sen benim içki içtiğime bakma, dedi. Hocam dedi, bu günah yolunda hayat yok dedi. Bağırıyor.

Bağırıyor. Uçaktaki herkes dinliyor. Ben hem de açıklığa da karşıyım hocam ya, dedi. Ne bu ya böyle dedi. Saç açık, baş açık dedi. Kadın dediğin kapanmalı dedi, bilmem ne. Yani ben kalksam, uçaktakilere vaaz vermeye kalksam yani şu haramdır, bu günahtır desem sustururlar. Derler ki yani burası cami değil. Yani uçak burası, lütfen, demokrasi var derler. Bilmem ne derler. Hostes gelir, pilot gelir filan. Ben biraz ısrar etsem polis gelir. Konuşturmazlar.

Ama sarhoş, kimse yanına yanaşamıyor. Zilzurna. Küfelik yani. O kadar güzel şeyler söyledi, ötekiler de o kadar dinlediler ki. Dedim Allah'ın hikmeti. Hiç belli olmuyor.

Yani mühim olan duyulması değil mi?

Ötekiler duyuyor. Şey okuyor, yani tamamen doğru şeyler söylüyor. Yani benim sakalımı gördü ya. Bana göre konuşuyor. Tamamen bana göre. Ve belki de içinde tabii işlediği günahtan dolayı, demek ana baba terbiyesi, İslâmi bir terbiye var; pişmanlık da duyuyor olabilir, aziz ve muhterem kardeşlerim.

Evet, yani zikrin çeşitlerini sayıyorduk. Lâ ilâhe illallah demek, Allah demek zikirdir. Vaaz u tezkîr, nasihat, din için çalışmak zikirdir. İbadet ve taat zikirdir. İsyan da zikirsizliktir. Velev ki dili zikrediyor bile olsa vücudu hali isyan halinde ise, isyandaysa o zaman zikretmiyor sayılır.

Onun için Allah'a muti pozisyonda olmaya dikkat edin. Pozisyonunuzun Allah'a itaat pozisyonu olmasına dikkat edin. Günah içindeyken zikir para etmez. Hem de Allahu Teâlâ hazretlerinin, bir hadîs-i kudsîde rivayet ediliyor hadîs-i şerîfler arasında. O da bir tehdittir:

Kulum; beni günah halindeyken zikretmesin. Çünkü o zaman ben de onu cezalandırırım, diyor. Ben de onu cezamla zikrederim. Sen misin beni böyle alay eder gibi günah halindeyken zikreden diye. En iyisi, zikrin en güzeli, muti olarak zikretmek.

Onun için dedelerimiz harbe gidermiş. Düşmana saldırırken lâ ilâhe illallah, Allah Allah diyerek şey yaparmış. Çünkü cihat hali ibadet halidir. Yani Allah'ın dinini koruma, yayma halidir. Öyle ederlermiş.

Sizler de her çeşidini ve bilhassa isyan etmeme noktasına dikkat ederek, haliniz isyan hali olmasın. Durumunuz isyan pozisyonu olmasın. Mekânınız, günah yeri olmasın.İşiniz, haram iş olmasın. Ona dikkat ederek Allah'ı zikredin. Çünkü hiçbir saat yoktur ki Âdemoğlunun başından geçen, içinde Allah'ı zikretmiyorsa âhirette o ona pişmanlık vermesin. Ondan dolayı pişmanlık duymasın. Mümkün değil. İlle pişmanlık duyar. Boş geçen zamana üzülür, esef eder, içi yanar. Ah, vah eder.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi zikrinde, şükründe, hüsn-i ibâdetinde muvaffak eylesin. Gayret, kuvvet sahibi eylesin. Yolunda daim, zikrinde kaim eylesin. Ömrümüzü rızasına uygun geçirmeye muvaffak eylesin. Huzuruna yüzü ak, alnı açık varmayı nasip eylesin. Cennetiyle, cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin.

Buraya bir yazı geldi, bizim Eyüp Tarih, Kültür ve Çevre Koruma Derneğimizden.

Eyüp Ebû Eyyûb el-Ensârî Efendimiz'in mekânı olduğu için, o belde ismi oradan aldığı için, o mübarek sahabiden aldığı için biz orada Tarih, Kültür ve Çevre Koruma Derneği kurmuştuk Eyüp'ü güzelleştireceğiz diye.

Oradada bizim ihvanımızdan kardeşimiz var. Diyor ki: Derneğimiz tarafından yaptırılan Çeribaşı Camii yılbaşına kadar bitecek. Öyle planlandı. Dışarda yardım toplayacağız, diyor. Yapabildiğiniz kadar yardım yapın; çünkü dernek bizim derneğimizdir. Faaliyet, bizim faaliyetimizdir. Yapılan camidir. Bir caminin ihyasıdır. Eyüp Sultan hazretlerinin semtinin güzelleşmesidir.

Orada çok güzel faaliyetler oluyor. Allah bütün gayretli kardeşlerimizden razı olsun. Bütün hayırlarınızı, hasenatınızı kabul eylesin. Ziyade eylesin. Arttırsın, günden güne hayır ve hasenatınızı. Geçmişlerimize, geçmişlerinize rahmet eylesin.

Vücutlarınıza, vücutlarımıza afiyetler ihsan eylesin. Eğer varsa maddi, manevi, ruhi, bedeni, akli rahatsızlıklarımıza, hastalıklarımıza acilen şifalar ihsan eylesin Rabbim.

Mücahit kardeşlerimizi dünyanın her yerinde zalimlere, kâfirlere, fâsıklara, fâcirlere karşı mansur ve müeyyed ve muzaffer ve galip eylesin.

Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes hazretleri cümlenize, cümlemize hayırlı, sıhhatli, afiyetli, ecirli, sevaplı, uzun ömürlerle yaşamak nasip eylesin. Uzun ömrümüzü hayrât u hasenât ve ibadet ve taat ile ümmet-i Muhammed'e fâideli faaliyetler yaparak geçirmeyi nasip eylesin.

Elimizden nice nice gayrimüslimlerin İslâm'a gelmesini nasip eylesin. Nice nice şaşırmışların doğru yolu bulmasına bizi vesile eylesin. Nice nice insanların hidayete ermesini sağlayacak çalışmalar yapmamızı, müesseseler kurmamızı, yayınlar yapmamızı, asrın gerektirdiği cemiyetlerin ve şartların gerektirdiği en güzel çalışmaları yapmayı Allahu Teâlâ hazretleri cümlemize nasip eylesin.

Tek yaparsak, müskakilen yapalım, yapamazsak el birliğiyle. İşte elhamdülillah, radyo yayınlarımız var. Dergi, kitap yayınlarımız var.

Daha başka mektep, okul, kolej çalışmalarımız var. Tabii bunların hepsine de katılmanızı ve iştirak etmenizi, desteklemenizi ayrıca bu arada rica ediyoruz.

Ömrümüzü hayırlı, böyle olgun, verimli, dolgun bir şekilde geçirip, son nefeste de güzel bir hal üzereyken, abdestliyken, oruçluyken, hac yolundayken, umre yolundayken, cami yolundayken, ibadet yolundayken, Allah'ın sevdiği bir yoldayken, dilimiz zikrullahla meşgulken, ibadet ve itaat halindeyken, Allah'ın sevdiği bir hal üzereyken, melekü'l-mevt geldiği zaman imdâd-ı ilâhî erişip, "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlühû" diye diye şu can emanetimizi Rabbimize sevdiği bir kul olarak teslim etmeyi Rabbim cümlemize nasîb-i müyesser eylesin.

Kabrimizi cennet bahçesi eylesin. Kabirden kalktığımızda bizi böylece Peygamber Efendimiz'in Livâü'l-Hamd'i altında haşreylesin. Defter, divan açmadan, bi-gayri hisâb cennetine dâhil ettiği, duhûl-i evvelîn ile Firdevs-i âlâsına dâhil eylesin.

Habîb-i edîbi Muhammed-i Mustafâ'sı sallallahu aleyhi ve âlihî ve selleme teslîmen kesîran hazretlerine komşu eylesin. Cemalini gösterdiği, selamına mazhar kıldığı, has kullarından eylesin.

Bi-hürmeti esmâihi'l-hüsnâ ve habîbihî Muhammedini'l-Mustafâ ve bi-hürmeti yevmi'l-cumâ ve b- hürmeti sâati'lletî tüstecâbü fîhe'd-da'avâtü fî yevmi'l-cumâ ve bi-hürmeti esrârı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı