M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Îmânı Bir Bütün Halinde Yaşamak

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi Rabbil âlemin. Hamden kesiran tayyiben mübareken fih. Ala külli halin ve Fi külli hin. Esselatu vesselamu ala seyyidinâ senedinâ ve mededina Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men tebihu bi ihsânin ila yevmiddin.

Bizler için en önemli mesele olan bir konudan başladık. Dünya hayatı bir imtihandır. Burada zevk ve oyun ve eğlence değil, Allah'ın rızasını uygun yaşayarak imtihanı kazanma ana fikrimizdir dedik. Öteki insanlardan, öteki milletlerden bu bakımdan ayrılıyoruz.

Zevk peşinde koşuyoruz, eğlence peşinde koşmuyoruz. Ana gayemiz Allah'ın rızasını kazanmaktır; çünkü hayatın mânası budur, imtihandır.

Hayat imtihandır ve insan hayatta bu imtihanı kazanacak şeyler yapmalıdır. Âhirete vardığı zaman hesap var. O hesabın kendi lehine çıkması, kendi lehine tecelli etmesi için çalışması lazımdır

Çalışmaların, faaliyetlerin, ibadetlerin, hayırların fayda vermesi için hem yapılışında doğru istikametin tefsir edilebilmesi bakımından hem de yapıldıktan sonra kabul olması bakımından mutlaka Allah'ın rızasına uygun, Allah rızası için yapılması şartı vardır.

Tesadüfen bir insan bir iyilik yaparsa, bilmeden bir insan ters bir maksatla bir iyilik yaparsa bir müddet için iyi bir şey yapıyor; ama arkasından düşündüğü için değil, fitne veya fesat kötülük için, niyet falan önemli oluyor.

Bunların hepsinin ana ruhu, can damarı, her şeyin aslı iman ve Allah'ı tanımak, Allah'ı bilmektir. Allah'ı tanımak, Allah'ın bizden istediği şey. Kendisini tanımamızı istiyor. Kendisini bilmemizi istiyor, kendisinden gafil olmamamızı istiyor.

Birisi var. Her yerde hazır ve nazır. Bize ikramlarını gönderiyor; her gün, her an, her dakika, her saniye ikram gönderdiği halde hâlâ kendisini tanımamızı affetmiyor. Bre insafsız! Bu kadar zaman, her zaman sana bir şeyler geliyor; nimetler geliyor. Hediyeler geliyor.

Nereden geliyor?

Bunu hiç düşünmez misin der yani bir insan. Onun gibi Allahu Teâlâ hazretleri de kendisinin tanınmasını istiyor. Kendisini tanımak, Allah'ı tanımak, her yerde hazır ve nazır. Nerede olursanız olun, O sizinle beraber. Biz, insanoğluna şah damarından daha da yakınız.

Va'lemû ennallâhe yehûlu beyne'l-mer'i ve kalbihi Biliniz ki Allah; insanın kendisi ile kalbi arasındaki şeylerden dahi haberdar. Kendiyle kalbinin arasındaki sahada dahi tabii çok derin manalar var.

Bize bu kadar yakınlık içinde olan Allahu Teâlâ Hazretlerini insanın hem de kendisine devamlı bir şeyler gönderen, hediyeler gönderen, iyilikler yapan yaratıcısını tanımamasını hiç affetmedi. Allah'ın hiç affetmediği bir günahtır. Yani çeşitli günahlar var da hiç affetmediği bir günah.

Ve biz de asıl istediği de kendisini tanımamız. En önemli şey bu. Sen Allah'ı tanıyor musun; senin Allah'la direkt, doğrudan doğruya muamelen var mı, o kadar canlı mı? Tanışıklığın o kadar candan mı, o kadar içten mi, o kadar samimi mi? O sana yakın. Sen ondan uzaksın.

O zaman kendini düzeltmen lazım. O zaman birtakım çareler araman lazım. Birtakım bilgiler öğrenmen lazım. İşte bize her yerde hazır ve nazır olan, bize bizden yakın olan, bize her zaman ikram, ihsan ve ilham da bulunan, bizi yaşatan, gördüren, konuşturan, yürüten, kalbimizi çalıştıran Rabbimiz'i tanımanın ilmi.

Marifetullah ilmi, hangi ilimdir?

Tasavvuf ilmidir. Tefsir gibi Kur'ân-ı Kerîm'i anlatan bir ilim. Kur'ân-ı Kerîm değil mi? Kur'ân-ı Kerîm'in içinde her şey var. Kur'ân-ı Kerîm'in içinde tasavvuf da var, ferâiz de var, kâr da var.

Cemiyetin yönetimi, mirasın taksimi, aile hukuku her şey var; Kur'ân-ı Kerîm'in içinde. Bunu özel bir kitap halinde, özel bir bölüm halinde, özel bir ders halinde, özel bir fakülte halinde diyor

Nasıl Tıp Fakültesi ayrılmış.

Niye Ziraat fakültesi ile Tıp Fakültesi beraber değil.

İkisi de ilim değil mi?

İlim ama konuları çok farklı olduğu için ayrı yerlere konulmuş. Her şeyin aslı Kur'ân-ı Kerîm ama Kur'ân-ı Kerîm'den alınmış olan ilimler içinde şeriat ilimleri içinde en önemlisi ise tasavvuf ilmi, marifetullah ilmi; çünkü insanı Allah'ın rızasına götürüyor. İnsan fıkıh ilmini bilirse abdest almasının usulünü öğrenmiş oluyor.

Namaz kılmanın şeklini öğrenmiş oluyor. Güzel oruç tutmanın şeklini öğrenmiş oluyor. Hadis ilmini öğrenirse hadis imamlarının kitaplarını öğrenmiş oluyor.

Metinleri öğrenmiş oluyor, rivayetleri öğrenmiş oluyor. Güzel. Madem ki Allah'ı tanımaya ait bir konudur; konusu itibariyle en şerefli olan İslâmî ilim şeriat ilmi, tasavvuftur.

Marifetullah ilmi, irfan ilmidir. Bu konu da tasavvuf ilminin içinde inceleniyor. Allahu Teâlâ hazretlerini tasavvuf ilmi insana nasıl tanıştırır, insanı nasıl Allah'a giden ârif bir insan hâline getirir?

Bunu ayrı bir ders halinde anlatmak lazım. Kısaca anlatmak lazım, sadece anlatmakla olmaz. Sadece söylemek yetmez. Uygulamalı olması lazım. Nasıl sadece sınıfta ders anlatmıyor; doktorlar, profesörler…

Aynı zamanda ameliyat yaptırıyorlar. Aynı zamanda laboratuvarda çalıştırıyorlar. Uygulamalı olarak halkın içinde teorik ve pratik tarafları beraber götürerek bir iş yapıyorlar. Tasavvufta da bunu yapacağız.

Nazariyatın teorisini ve tatbikatını sözlü olarak anlatırız. Siz de dinlersiniz, şu binalarla sorumlu olan İngilizler de dinleyebilir. Ona da tercüme edilebilir. Ama dinlemek yetmez. Bilmek yetmez. Kur'ân-ı Kerîm ilimlerini Avrupalı bazı kimseler inceliyorlar.

Onlara oryantalist deniliyor. Oryantalist profesörler Ortaçağ ile ilgili bilgileri inceliyorlar. Arapça biliyor. Bakıyorsun; Alman, Fransız, Hollandalı çok güzel Arapça biliyor. İyi, maşaallah. Seviniyorsun. Bakıyorsun, müslüman olmamış. Bakıyorsun Kur'an okuyor, Kur'an biliyor.

Kur'an'ın üzerine kitap yazıyor. Mesela Hollandalı bir adam Kur'ân-ı Kerîm'i çok güzel fihrist yapmış, herkes istifade ediyor. Alman, Fransız, vesaire var. Olabilir. Bunlar bilimleri öğreniyorlar; ama yetmez. Bal bal demekle ağzın tatlı olmadığı gibi, sadece sözü söylemekle iş olmuyor. Neticede işi oldurmak lazım. İş olmadan lafta kalırsa bir kıymeti yok.

Tasavvuf ilmi sadece dershane ilmi değildir. Medrese ilmi değildir. Mikrofon ilmi değildir. Anlat, dinlesin. Olmaz. Uygulamalı bir ilimdir, hayatın içinde yaşanan bir ilimdir. Hal ilmi deniliyor, ona. Kalp ilmi, hal ilmi lafını herkes eder de halini hallenemez.

Yalan söylemenin kötü olduğunu herkes bilir de yalan söylemeyen azdır. Sinirlenmemek gerektiğini herkes bilir de ama herkes uygulayamaz. Kızabilir, sinirlenebilir. Gene bakarsın geçen olduğu gibi camlar kırılmış. Hani sinirlenmeyecektin, tutamadım kendimi.

Yani bilmek başka, uygulamak başka oluyor. İnsana Allah'ı bildiren ilim, tasavvuf ilmidir; ama Allah istemezse kendisini kul bilemez. Allah'ın müsaadesi lazım. Allah'ın razı olması lazım o kuldan. Allah razı olmadığı kula ilminin zerresini koklatmaz. Dolaştırır, dolaştırır, dolaştırır. Kapıdan girme yerini göstertmez.

Gözü görmez adamın, etrafında dolaşır da kapıyı göremez. Allah nasip etmez. Sübhanallah derya gibi bir ilgisi vardır adamın. Sekiz tane, on tane dil biliyordur. Arapça biliyordur, Farsça biliyordur, Yunanca biliyordur. İbranice biliyordur.

Koca bir çürümüş çınar gibi bakarsın kâfir olarak ölür gider. Bre insafsız kâfir! Bu kadar yaşadın, bu kadar kitap neşrettin. Bu kadar bilgin vardı, ne oldu?

Ne yapsın? Allah kapıyı göstermedi, giremedi cennete. Kapısını göstermeyince giremez insan. Allah nasip etmeyince, Hak nasip etmeyince sen derviş olamazsın.

Boşuna söylemiyor o koca alim.

Hak nasip etmeyince, ummana dalmayınca, mürşide ermeyince, Hak nasip etmeyince sen derviş olamazsın yani. Cennetlik olamazsın." diyor. Hak nasip etsin.

Doğru mudur?

Doğrudur. Allah bir insana nasip etmişse ona ne diyoruz?

Allah hidayete erdirdi onu, diyoruz. Biz Fâtiha'da her gün ne diyoruz?

Bizi doğru yola hidayet et, Yâ Rabbi! Hidayet senden yâ Rabbi! Hem de Kur'ân-ı Kerîm'de çok açık âyetler var. Kime karşı?

Resûlullah Efendimiz'e karşı açıkça söylenmiş ayetler var. Diyor ki Kur'ân-ı Kerîm âyetleri: Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnneke lâ tehdî men ahbebte. Resûl'üm, boşuna çırpınma; telaşlanma, mahzun olma. Üzülme sen. Her istediğin insanı doğru yola sokamazsın. Müslüman yapamazsın.

İnneke lâ tehdî men ahbebte. Sevdiğin insanı müslüman yapamazsın, sen.

Ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu. Sen yapamazsın, Allah istediğini hidayete sokar. Hayatında da böyle mi oldu Peygamber Efendimiz'in?

Evet, aynen böyle oldu. Ebû Talip amcasını çok seviyordu; çünkü Ebû Talip amcası ona küçüklükten beri bakmıştı. Babalık yapmıştı. Hz. Ali'nin babası Ümmü Halim'in babası, amcası himaye etti. Korudu, müşriklerin karşısında savundu; ezdirmedi yeğenini.

"Ama amca ne olur gel; la ilahe illallah Muhammedün Resûlullah de. Ben sana şefaat edebileyim. Namaz kılmamış da olsan oruç tutmamış da olsan kusurlu da olsan bir şefaat hakkım sana olsun. Kapı açılsın. Gel, bir lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah deyiver."

Kureyşliler arkamdan alay ederler. Ölümden korktu da müslüman oldu derler, dedi. Bir türlü o sözü söylemedi. Bak Peygamber Efendimiz amcasının müslüman olmasını çok istedi.

Çok istedi ama amcası Ebû Talip ona epeyce faydası olduğu halde imansız gitti. Âhirette Cehenneme gidecek. İmansız gitti.

Hidayet Allah'tan olduğu için Allahu teâla hazretlerinden istenir. Allah kuluna marifetullahı kendisi verir. Kendisini kendisi bildirir. Onun için tasavvuf ne ile uğraşıyor?

Tasavvuf Allah'a kulları sevdirmenin yolunu, nasihat yoluyla kullara öğretiyor, o kadar. Bak, şöyle yapın. Şöyle şöyle yapın. Allah, o zaman sizi sever. Hani "Aman yaramazlık yapma. Aman, ellerini güzelce yıka. Aman gittiğin zaman uslu otur. Aman, büyüklerini ezme e mi evladım. Hadi bakalım." bilmem ne falan diyoruz.

Nasihatleri tutarsa çocuğu sever; gittikleri yerdeki büyükleri, babası, dedesi, amcası, neyse ama çocuk dinlemezse, yaramazlık yaparsa, sokakta oynamış, üstü, başı kirlenmiş. Elleri kirlenmiş. Kapıdan içeri giriyor. Öp evladım babanın, dedenin elini... Bir kenara kenara çekiyor.

Yani tasavvuf öğüt veriyor. Şeyh yol gösteriyor. Ana mesele kişinin kendisini Allah'a sevdirmesi. Peygamber Efendimiz amcası Ebû Talip Müslüman olsun istiyor.

Ama Ebû Talip'in kendisinde bir kusur olduğu için kapıyı bulamıyor. Kurtuluşun kapısını bulamıyor. Cennetin kapısından içeri giremiyor. Bu önemli, Allahu Teâlâ hazretleri Hâdi'dir. Hâdi; hidayet veren demek. Hidayet, Türkçe'de gütmek, sürmek demek.

Mesela arabayı sürüyorsun. Mesela sürüyü güdüyorsun. Bu demek yani. Gütmek, sürmek demek. Hatta hediye kelimesi da galiba buradan gelir. Mânası şu ki; karşındaki adama bir şey sürüyorsun. Bir şey veriyorsun, hediye denir ona. Senden ona bir şey, eşya sevk olunmuş oluyor.

Böyle sevk eden kimseye hâdi derler. Çobana da hâdi derler. Çünkü çoban koyunlarını güdüyor. Sevk edilene Mehdî derler.

Mesela bir insan hidayet üzereyse mehdîdir. Tabii bir de Allah'ın Resûl'ünün soyundan gelen âhir zaman Mehdî'si olacak. O da yine Allah tarafından doğru yola sev edilmiş, mübarek bir insan olduğundan o ismi almış oluyor. Hidayetten kimler mahrum oluyor?

Önce bunu öğrenmemiz lazım, bu dünyaya imtihan için geldik. Gayemiz Allah'ın rızasını kazanmak. Ama kapıyı bulamama tehlikesi var. Nedir, hangi sebepten insan bu kapıyı bulamaz? Hangi sebepten çıkış yolunu bulamaz; hangi sebepten, bu beladan, bu badireden insan kendisini kurtaramaz?

Çok önemli bir soru bu. En önemli soru bu bizim için. Biz insanoğulları için, şu dünyaya gelmiş ve imtihan âlemine atılacak insanlar için en önemli soru bu. Kapıyı nereden bulacağız, bunun çıkışı neresi?

Dört tarafı duvar, yüksek mi yüksek, kalın mı kalın. Bunun bir yerde çıkışı var; ama neresi. Göremiyorum çıkış yolunu, çok önemli. Kur'ân-ı Kerîm'in sayfalarını çevirip âyetlerini okuduğumuz zaman, bazı âyet-i kerîmelerin sonunda bu hususta bazı ip uçlarını görüyoruz.

Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki:

Hemen not almak lazım. Allah kâfirlere hidayet vermiyor. Neden?

Kâfir, varlığını kabul etmiyor. Edepsiz, küstah, terbiyesiz, beyinsiz, geri kafalı, inatçı... Vermiyor, Allah. Vermiyor. Sen misin öyle olan. Havanı alırsın şimdi.

Her yerde, her zaman misal olarak anlatıyorum. Ankara İlahiyatta, fakültede hocayım. Tabi bir taraftan bir tarikat şeyhidir diye duşmuşlar. Sinop'tan birisi geldi, askerlik yapıyormuş Genç bir kimse, delikanlı. Kapıdan telefonla dediler ki; biri sizinle görüşmek istiyormuş. Müsait mi durumunuz, gelsin mi?

Müsaade edin, gelsin dedim. İçeri almışlar. Odama gelmiş, kapıyı çaldı. Açtı kapıyı. Yürüyüşü dengeli, kendisi sakin bir adam. Delikanlı genç adam durdu, ciddi. Buyurun, dedim. Oturabilir miyim? Oturun. Oturdu, tanıdığım bir insan değil. O da beni ilk defa görüyor.

O bana bakıyor, ben ona bakıyorum. Dedi ki: "Ben transandantal meditasyon yapıyorum. "Grup halinde veya tek olarak, ruhsal deneyler yaparak şu gördüğümüz âlemin ötesindeki gizli âlemlerle ilgili bilgileri genişletme çalışması yapıyoruz. Konsantre olup, gözlerimizi kapayıp transandantal meditasyon yapıyoruz. Öbür tarafın esrarını öğrenmekte bana yardım edebilir misin?" dedi.

Ben profesörüm, biraz da bir tarikatın vazifelisiyim diye ismimi duymuş ve gelmiş. Ben dedim ki: Anladım halini, pek iyi görmedim. Doğrudan doğruya kâfir misin, melun musun falan demedim de sen namaz kılar mısın, dedim.

Yok, dedi.

Oruç tutar mısın?

Yok. Sıra sıra sordum soruları. İmanla hiç ilişkisi yok. Ben sana hiç yardım edemem. Edemem derken iki mânayı kastettim: Elimde imkân olsa sana vermem; senin gibi birine yardım eder miyim, etmem. Bu bir. İkincisi, sen benim yakınım olsan, Allah saklasın, oğlum olsan kardeşim olsan ben de sana yardım etmek istesem yardım edemem.

Ebû Talip gibi sen iman etmek istemezsen ben sana yardım edemem.

Nasıl yardım edeyim?

Sen kendi kendini mahvetmişinsen. Sen mü'min değilsin, kâfirsin.

Vallahi la yehdil kavme kâfirin. Kâfire Allah hidayeti vermez.

Neden?

Bunu defterlerinize, aklınızın, gönlünüzün defterine çok büyük harflerle iri iri yazın. Hidayet, Allah'ın en büyük nimetidir. Ondan büyük nimet olmaz. Neden burada günde kırk defa "Yâ Rabbi! hidayet ver" diyoruz?

Hidayet Allah'ın en büyük nimetidir. İsteyecek başka şey bulamadı mı! Bundan âlâsı yok da ondan, âlâların âlâsı bu da onun için. Hidâyet en büyük nimettir. Allah da kendisine âsi, mücrim, kâfir olan böyle kimselere bu ikramı yapmaz. Yapmıyor, iyi kullarına yapıyor.

Böyle kullarına vermiyor. Çünkü o insana verse hidayeti cennete girecek. Huzuruna gelecek. Yani onun için iman şart. İsveçliler, Almanlar, Amerikalılar toplansınlar transandantal meditasyon yapsınlar. Profesörleri toplansınlar. Cümle cihan halkını başlarına cem etsinler. Sıfıra sıfır, elde var sıfır. Hiçbir şey yapamazlar.

Neden?

Kur'ân-ı Kerîm, köklerine bir kılıç savurmuş hepsini kesmiş, atmış. Savurmuş atmış.

Vallahi la yehdil kavmez kafirin. Allah, kâfirlere hidayet vermez. "Ben Allah'a rağmen hidayeti kendim bulurum." Sen hava alırsın. İnatçı herif, hâlâ inadını bırakmıyor. Allah'a rağmen sen bir şey yapabilir misin?

Hiçbir şey yapamazsın.

Allah'a dostu olmadan, Allah'tan zorla bir şey koparabilir misin?

Mümkün değil, olacak şey değil. Böyle terbiyesizlik, böyle bir şey olmaz. Onun için mü'min olmak lazım. İnsanın mü'min olması lazım. Kalbine imanın gelmesi lazım. İlk önce mü'min olması lazım.

Mü'min olmak, nasıl oluyor?

"Tamam, hocam. Ben bir mânevî varlık olarak şu dünyanın yaratılmış yıldızlarını falan görüyorum. Onları yaratmış olan Yaratan'a inanıyorum." İyi, maşaallah. "Ama ne peygamber tanırım ne kitap tanırım. Ne din tanırım ne bilmem başka bir şey." Olmadı.

O kâinatı yaratan Rabbülâlemin'in sana mesajı onlar. Sana mektubu o. Sen mektubu reddediyorsun. Kılavuz belgesini reddediyorsun. Bu cihazı nasıl kullanacaksın?

Bu kompleks cihazı, bu elektronik cihazı kullanamazsın ki. Kullanım belgesi reddediyorsun. Öğretmenini reddediyorsun, kılavuzu reddediyorsun. "Olmaz, inanıyorum." İnanıyorsan elçisine de inan. Allah ne gönderirse kabul edeceksin. Elçi göndermiş. Bak, Osmanlılar ne yapıyormuş?

Padişah bir güzel ferman yazdırıyormuş. Altına bir tuğra, bir güzel imza atıyormuş. Altın yıldızlarla, tozlarla böyle güzel, kocaman bir ferman kıvırıyorlarmış. Ondan sonra deri bir kılıfın içine koyuyorlarmış. Saray sorgucu, kılıçlı, kaftanlı atına biniyormuş.

Edirne, Sofya, Belgrad gidiyormuş; paşanın konağına. "Padişahtan ferman var, efendim." Hemen o da fermanı alıyormuş. Öpüyormuş, alnına koyuyormuş. Ondan sonra açıyormuş. Neden?

Padişahtan ferman geldi. Âlemlerin Rabbi'nden ferman geliyor. Rabbülâlemin'den ferman geliyor. "Kabul etmiyorum". Rabbülâlemin'den elçi geliyor. "Kabul etmiyorum." Senin bacağını kırarım ha! Sen kim oluyorsun?

Âlemlerin Rabbinin elçisi, onun elçi olarak şereflendirdiği, gönderdiği kimsenin sen ayağının tozu olamazsın. Kabul etmemek ne demek?

Olmaz, imanın tamam değil. Yıkıl, git cehenneme. Yallah! Cehenneme gider. İman; Allah'a inanacak. İnandın mı, inandım. İnandıysan elçisine de kulak ver.

İnandıysan kitabına da kulak ver. Kitabını da dinle, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inan. Adam kesesinden para çıkartırsa böyle büyük bir Alman, Fransız asilzadesi şövalye adamlarıyla baron, kont veya dük, şişman hancı karşısında yere birkaç para atmıştı, hemen yerde yuvarlanıyor; parayı alıyor falan.

"İşte iman ettik ya, al bunu yeter." der gibi bir eda içinde. O para senin başında paralansın! Ne o yani? Allah'a inandığına böyle minnet mi ediyorsun, sağa sola? Çok büyük bir inkâr. Tabii, inanacaksın. Kâinatın nesine hâkimsin?

Mevsimi değiştirebiliyor musun, güneşi doğdurabiliyor musun, batırabiliyor musun?

Neye kudretin var?

Şu kâinatın içinde küçücük bir zerresin. Elbette kabul edeceksin, bu kâinatın nizamını sen mi çattın? Bu çatıyı sen mi kurdun, bu yıldızları, sen mi donattın?

Yok, hiçbir şeyden haberin yok. Beleşçi geldin. Sinek gibi, böcek gibi yaşıyorsun. Bedava gideceksin. Beleşçi bir insan, bir de Allah'a inanıyormuş. Lütfettin sanki. Yalvaracağız, yakaracağız. Aferin, teşekkür ediyorum falan.

Bir şey değil ki yaptığın şey. Allah'a da inanacaksın, peygamberlerine de inanacaksın. Peygamberlerin sonuncusu Muhammed Mustafâ'ya da inanacaksın. İnanıyor, inanıyor, inanıyor. Hz Âdem, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa son.

Ne oldu?

"Araba bozuldu." Az kaldı, oraya gelmiyor. Olmaz. Allah'a, peygamberlerine ve peygamberlerinin en sonuncusuna, kitaplarına ve kitaplarının en sonuncusu ve en doğrusuna. Siz hümaniter duygulara sahip bir insansınız.

İnsancıl yani. Hepimizin gözü var, kaşı var. Hepimiz aynı cinsten. Kanguru gibi değiliz, kuş gibi değiliz. Balık gibi değiliz. Hepimiz yeryüzünde, İngiliz de desek, Fransız da desek aynı cinsteniz. Belli bir soyadınız, bir anadan, bir atadan geldik biz. Birleşsek ya; nasıl birleşelim, gel otur. Müzakere edelim, birleşelim. İşte o birleşmenin fermanı Kur'ân-ı Kerîm.

O birleşmenin fermanı. Fîhâ kutubun kayyimeh. Bütün eski kitapların hepsi Kur'ân-ı Kerîm'in içinde var. Aradığın bütün bilgiler orada mevcut. Bütün eski din mensuplarının hepsinin razı olacağı, bozuk akideleri atılmış, sağlam akideler muhafaza edilmiş olarak hepsi burada mevcut. Anlaşma metni, kontrat bu. Daha ne istiyorsun?

Allah göndermiş, insanların birleşmesi için. Allah kâfirleri doğru yola hidayet etmiyor. Sevk etmiyor, sürmüyor. Oraya götürmüyor. Onları koruyup o koyunları oraya götürmüyor. Sevk etmiyor.

Neden?

Kâfir de ondan. Kâfir dedin mi bitiyor işte. Kâfir adam inanmıyor. Eksik, bozuk, çürük, olmuyor. Başka âyet-i kerîmelere bakıyorsunuz.

Fasıklara da hidayet etmediğini bildiriyor Allah.

Hocam; kâfiri biliyorum da fâsık ne demek?

İnançsız veya bozuk inancı olduğu için inancı geçersiz insan kâfirdir.

Fasık ne demek?

Allah'a itaatten uzaklaşmış, Allah'ın itaatinden çıkmış insan demektir. Yani Allah'a âsi demek, günahkâr demek. Haramlara dalmış demek. Fâsık, haramlara, günahlara dalmış insan demek. Arapça da; Fe-fasaka an emri rabbihî der. Yani Allah'ın emrinden filk etti Yani çıktı. Fılk etmek, sapmak demek. Allah'ın emrini tutmadı, kaybetti.

Ayağı kaydı, yanlış tarafa gitti. Yanlış yaptı, kötü iş yaptı. Onları da Allah hidayete erdirmiyor. Onun için günahı da ısrarlı yapıp duruyorken Allah, insanı düzeltmez. Günahı, günahlara götürecek; edepsizliğe devam.

Olmaz. Edepsizliği kesecek, edepsizlikten dönecek, edepsizliğin kötülüğünü anlayacak. Edepsizlikten vazgeçecek. Günahtan vazgeçecek. Yol kesmeye devam ediyor, hırsızlık yapmaya devam ediyor. Günah işlemeye devam ediyor, zina etmeye devam ediyor. Olmaz.

La yehdil kavmel fasıkin. Fasıklara da Allah hidayet vermez. Edepsizlik ediyorsa layık değildir o; hidayet nimetine, hidayet ehline. Allah'ın hidayet bahşetmesine liyakati yok. Daha diploma alacak halde değil.

Sınıfı geçecek hali yok. Okula kayıt olacak hali yok ki. Ben buna okulun diplomasını vereyim. Veya şöyle söyleyelim: Kâfir okula dahi kaydedilecek durumda insan değil. Fasık okula girmiş; ama diploma alacak insan değil. Tembel, derslerine çalışmıyor. Hocaların dediklerini yapmıyor.

Ödevlerini yapmıyor, aksini yapıyor. Sabahlara kadar futbol, sinema, bar, pavyon… Babası tarla satıyor. Oğlum İstanbul'da hukuk fakültesini bitirecek.

Çocuk babasının tarla parasını aldı mı "Hadi bizim moruktan yine paralar geldi. Bu akşam felekten bir gün çalalım. Çamlıca'ya mı istersiniz Emirgan'a mi istersiniz, Taksim'e mi istersiniz?"

Babası da mektep bitirecek sanıyor. Böyle çocuk mezun olur mu?

Olmaz on sene, yirmi sene. Babasına çok tarlalar sattırır. Köyde babası bekler. Bizim çocuk okuyacak da hâkim olacak, avukat olacak diye bekler. Demek ki böyle insanlara da Allah hidayet vermiyor. Sonra;

Allah, zalimlere hidayet vermiyor. Zorba herif, cani herif, gaddar herif, kan dökücü, hunhar. Allah hidayet vermez. Hazineleri var. Sarayları var, başına çalınsın, ne olursa olsun; Allah o zaman sevmiyor. Sevmediği için zalimlere de hidayet vermiyor.

Haram yiyor. İnsanlara zulmediyor. Kendisine zulmediyor. Günah işliyor. Kur'ân-ı Kerîm'de günahlar, zulmetmek diye tabir edilir. Kur'ân-ı Kerîm'de öyle geçer. "Nefislerine zulmedenler" diye geçer. Çok enteresandır. Nefse nasıl zulmediyor insan?

Sadist mi kendisine iğne mi batırıyor? Kendi kendilerini cezalandırıyor mu?

Bazı insanlar böyle şeyler yapıyorlar. Hayır, günah işliyor. Allah'ın cezasına müstahak oluyor. Kendi kendine zulmetmiş oluyor.

Demek ki ister kendi kendisine zulmetmiş olsun, günah işlemek suretiyle ister başkasına eza, cefa vermek suretiyle onun canını yakmış ve bedduasını almış olsun; fasıklara, zalimlere, kâfirlere, edepsizlere Allah hidayet vermiyor. Hidayet çok güzel bir şey de bunlar layık olmadığından Allah vermiyor. Çok kıymetli bir şey de bunlar layık olmayınca vermiyor.

Ana fikir bu. Yani o güzel mükâfatı almak için, kupayı kazanmak için, çalışmak lazım. Diplomayı almak için çalışmak lazım. Âhireti kazanmak için gayret göstermek lazım. O yapılmadığı için Allah hidayetini vermiyor. O halde bu dünya hayatı imtihandır. Madem ki buradaki vazifemiz Allah'ın rızasını kazanmak, Allah'ın rızasını kazanmak için, kapıyı bulmak için, cennete girmek için Allah'ın sevdiği kul olmak lazımdır.

Allah'ın hidayetine ermek lazım. O halde kâfir olmamak lazım. Mü'min olacağız. Fasık olmamak lazım. Mutî kul olacağız. Yolunda yürüyen, ibadetini yapan, haramları yemeyen kul olmak lazım. Zalim kul olmaması lazım. Âlim kul olmak lazım. Hem kendisine zulmetmeyecek hem çevresine zulmetmeyecek. Adam hacı, evde acı. Dışarıda cömert. Evde pinti.

Herkese karşı güleç yüzlü, evde zalim. İl eyisi, ev ağusu. Evde zehir zemberek, dışarıda iyi. Herkesle oturur, herkese felekten bir şeyler ısmarlar falan. Herkes memnun. Bir de karısına, çocuklarına sor. Evde berbat. Olmaz. Demek ki zalim olmayacak. Kâfir olmayacak.

Mü'min olacak, günahlardan kesilmiş olacak. Allah yolunda yürüyen kul olacak. Bu hidayet denilen eşsiz, emsalsiz, âb-ı hayatı bulmak için, o büyük dengeye sahip olmak için, hidayete ermek için, imanımızı çok iyi kollayacağız.

Aman imanımız yanlış olmasın, yanlış akideye sapmayalım diye çok çalışacağız; çünkü sahteleri çok. Sahtekârlar çok. Yol şaşırtıcılar çok. Herkesin yaptığı farklı. Herkes bir tarafa alıp götürüyor, kandırıyorlar yani imanını. İmanın hırsızları, düşmanları çok.

İnsan; onun için imanı sağlam yaşamayı öğrenecek. Kur'an'dan öğrenecek, Peygamber Efendimiz'den öğrenecek. Kur'an'da, peygamber yolunda yürüyen, Peygamber Efendimiz'in varislerinden öğrenecek. Ulemâ-i muaffifînden öğrenecek. Mürşid-i kâmilinden öğrenecek ki

Onun için imanına dikkat edecek. İşte şeriatının önemli meseleleri, inançla ilgili hususları burada, bunları öğreneceksiniz. Hanımlar, ders yapacak. Beyler ders yapacak, camiye gidecekler. Muteber kitapları okuyacaklar. En muteber, en büyük âlimlerinin kitaplarını okuyacaklar.

İmanın sağlam olmasına çok güzel destek olur. İman kale gibi sağlam olacak. Sonra kalbi tertemiz olacak. Allah yolunda olacak, itaat yolunda olacak. Yâ Rabbi; sen ne dediysen ne buyurduysan yapmaya hazırım. Namaz dedin, kılıyorum.

Kılacağım ömrümün sonuna kadar. İnşallah namazından ayırma beni; camiden, cemaatten ayırma ve koparma beni. Şaşırtma, sapıtma beni. Orucumu tutacağım. Kur'an'ın bütün emirlerini tutacağım. Zekâtımı vereceğim, canımı vereceğim.

Malımı vereceğim. Senin istediğin ne ise sana mutîyim. Ömrümü sana itaat ile geçireceğim. Sana âsi olmayacağım, yâ Rabbi, demesi lazım. Sonra helal lokmaya çok dikkat etmesi lazım. Helal lokma; ağızdan giren, yenilen lokmanın helal olması.

Helal lokma birkaç vasıfta incelenebilir: Mesela içki ne kadar temiz yapılırsa yapılsın ne kadar sıhhat şartlarına riayet edilirse edilsin içki haramdır. Haramdır, bitti. Kabul ettim. Domuz eti haramdır, bitti. Faiz haramdır, bitti. Hırsızlıktan alınan mal haramdır, bitti. Zorla alınan mal haramdır, bitti. Birisinin gözyaşıyla razı olmadığı şekilde ondan zorla çekilip koparılmış şey haramdır, bitti.

Yani bir kendisi haram olabilir; bir de alınış, kazanılış şekli gayri meşru olduğu zaman haramlaşabilir. Ekmek helaldir de fırıncının dükkânından çalarsan haram olur. Ekmek helal, yemek serbest. Elma yemek haram değil; ama komşunun bahçesinden elmayı kopartırsan elma haram olur. Bu kadar basit, elma helal ama alış yolun anlış olduğu için haram olur. Haramdan kaçınacağız. Günah, haram insanın boğazından girdi mi mutlaka temizlenmesi cehennemde yanmakla olur. Haramın temizlenmesinin şekli cehennemde cayır cayır yanarak olur. Onun için haramdan kurtulacak. Haram bir lokma yememeye çok dikkat edecek.

Bazı kimselerin bedbahtlığı, haram süt emmekten başlar. Veyahut haram münasebetten, nikâhsızlıktan başlıyor Veya nikâhın bâtıl ve gayri sahih olmasından başlıyor; bedbahtlık, perişanlık oadan başlıyor. Ondan sonra böyle gidiyor.

Onun için helal lokmaya çok dikkat edeceksiniz. Bir, kendiniz helal lokma yiyeceksiniz. İki, evinize helal lokma götüreceksiniz. Başkasını mahvetmeye hakkınız yok ki. Zavallı çocuklarınızı mahvetmeye hakkınız yok ki. Karınızı mahvetmeye hakkınız yok ki.

Büyük zulüm, zulümlerin en büyüğü. Karınıza, çocuğunuza en büyük zulmü yapıyorsunuz; haram lokma götürerek. Helal götüreceksin. Alnının teriyle götüreceksin.

Evliyâullahtan bir zât hacca yola çıkmış. Hiçbir şey almamış yanına. Evden elini kolunu sallayarak çıkmış. Acıkmış, iki günde bir de yese, üç günde bir de yese bu mide biraz bir şey istiyor. Yani acıkmış, yanında hiçbir şey yok. Bakmış orada bostan görünüyor.

Su çıkıyor bostandan. "Siz ne kadar masraf ediyorsunuz?" demiş. "Bu attır. Önüne arpa döküyoruz, saman döküyoruz. İki dirheme gidiyorlar." "Tamam. Onu çözün. Bir dirhem bana verin, kâfi." demiş. Bir dirheme dönmüş, dolap beygiri gibi.

Para kazanmış; ama alnının akıyla kazanmış, yemiş. Helal lokmaya çok dikkat edeceksiniz. Temiz kalbe, iyi niyete çok dikkat edeceksiniz. İnsan kötü yolda olabiliyor; ama iyi bir niyetle temiz kalple iyi bir duyguya sahip olmasıyla hidayete girebiliyor.

Hidayet nasip ediyor Allah. Bakıyor onda güzel bir şey var. Ondan dolayı hidayet nasip ediyor. Mesela evliyâullahtan birisinin menakıbını okudum. Yanlış yolda bir insanmış. Günahlar, eğlence, haram bilmem ne.

Yolda bir bismillah yazısı görmüş, çamurların arasında. Almış, Allah'ın adı yerde kalmış, çamurların arasında diye yıkamış, temizlemiş. Bir de kendisinden güzel kokular sürmüş üstüne. Misk ile koklamış. Hoş kokular sürmüş, kaldırmış.

Baş köşeye koymuş. Gece "Sen bizim ismimize hürmet ettin. Sen bizim ismimizi taltif eyledin. Biz de senin gönlünü taltif eyledik." diye bir rüya görüyor. Ertesi gün bir tevbe, bir güzel niyetle Allah'ın sevgili kulu oluyor. Edep; güzel bir duygu. Böylece insanın hidayeti kazanmasına sebep oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri bizi imansızlıktan korusun.

Zulmetmekten korusun. Allah'ın itaati yolunda ayağı kayanlardan, sapanlardan etmesin. Edepli bir kul eylesin, kalbimizi temiz eylesin. Hidayetini kazanmamıza sebep olacak ne kadar güzel, müsbet, olumlu vasıflar varsa onlara da sahip olmayı nasip eylesin.

Bunlara çok dikkat edin. Yani çok önemli meseleler. Allah hepinizden razı olsun.

es-Selamu aleyküm verahmetullah.

Sayfa Başı