M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (222)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Burada elhamdülillah, bizler mümkün olduğunca Kur'an'a inanıp, onun emirleri doğrultusunda Allah'a olan kulluk borcumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Ama belki fark ettiniz ki müslümanlar arasında çok bölünmeler var. Bunun sebebi nedir? Bizler ayrı gruplardaki kardeşlerimize nasıl bir tavır takınmalıyız?

Allah razı olsun ki Kur'an'a inanıp, kulluk borcunu yerine getirmeye çalışıyor olduğunu söylüyor; kardeşlerimiz. Güzel. Bu iyi bir şey. Soruyu soran kardeşimiz ayrılıklardan, ihtilaflardan, gruplaşmalardan da rahatsız. Çok bölünmeler var diyor.

Onun sebebi nedir?

Bölünmeler, çalışmadaki üslup farklarından olabilir. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, her hocanın bir metodu vardır, her tarikatin müridi terbiye etmesinin bir şekli var. Onun için tarikat denilmiş zaten. Yani ayrı bir yol, ayrı bir metot. Tarikat, metot demek. Tabii farklı yollar olabilir. Büyüklerimiz onun için demişler ki:

"Etturuku ilallâhi biadedi enfâsil halayık."

Allah'a giden yollar mahlûkatın nefesleri kadar çoktur. Mahlûkat zaten çok. Mahlûkat kadar çok dese yine büyük olduğunu anlayacağız da bir de mübalağa etmişler söylerken. Diyorlar ki:

"Bi adedi enfâsil halayık."

Bir adam, bir canlı, bir hayvan, bir kuş, ne kadar nefes alır?

Bir sürü nefes alıyor. Nefesi kadar çok ama;

Minhâ vâhiden. Bunlardan bir tanesini erbâb-ı tahkîk seçmiştir, en kestirme yoldur filan diye devam eder. Tasavvuf kitaplarında, bizim yolumuzu anlatan kitaplarda tabii metot çok olabilir de metotlar da önemli. Yani maliyet önemli, sonuçtaki verimlilik önemli.

Deniz suyundan altın elde etmek mümkün mü?

Mümkün, ben size söyleyeyim. Bilimsel olarak deniz suyu tahlil edildiğinde içinde bilmem şu kadar metreküp suda şu kadar bilmem miktarda altın var. İyi, o zaman deniz suyunu buradan alalım. Makineye sokalım, öbür taraftan fış çıkarttıralım; ama altınlar bize kalsın. Böylece bir sürü altın yaparız. Para, altın ötesi var mı?

Altın orada var, hadi buyur çıkar;

Yani işletilebilecek bir şekilde mi?

Adam büyük bir fabrika yapmış; üç milyar, beş milyar para harcamış. Çok güzel bir fabrika yapmışsın memlekete.

Ne işe yarar bu?

Bu tereyağı kesme fabrikası. Tereyağını kesmek için bu kadar bir fabrika yapılma ihtiyacı yok ki. Tereyağı kesilecek bir şey değil ki zaten, sıcakta erir bu. Hava biraz güzel oldu mu erir.

Kesmeye bile lüzum kalmaz. Yani hiç olmazsa kereste kesme fabrikası deseydin, hiç olmazsa ormandan kütükleri getirirdik veya ithal ederdik yine işe yarardı. Yani verimlilik çok önemli. Onun için aklın ve mantığın ilmin ve irfanın şeriatın ve Kur'an'ın gösterdiği yolda yürüyecek insanlar. En sevaplı, en kestirme, en verimli yol. Konya'ya gittim kardeşlerimiz çok, gani, kalabalık. Allah adetlerini artırsın. İyi kardeşler.

Burada Mevlânâ Hazretlerinin türbesi var. Mevlânâ hazretleri de bizim İmam Sühreverdi Efendimiz'in evladından, torunlarından. Yolla ilgimiz var biraz, akrabalığımız var. Burada bir bir Mevlevî şeyhi var mı, gidelim tanışalım bakalım, dedim.

Yok, dediler. Allah Allah! Konya Mevlânâ'nın şehri, Konya'da bir Mevlevî şeyhi yok.

Ya Karaman'da yok mu, bilmem nerede yok mu, şu civarda yok mu, bu civarda yok mu?

Yok gibi bir şey. Yok, dediler. Çok sıkıştırdım, bir tane yaşlı bir kimse vardı; ama o da öldü, kaldı, göçtü, gitti dediler. Bir şeyh bulamadık. Mevlevî tarikatında bir dervişin yetişmesi bilmem üç sene mi sürermiş, neymiş. Yüz numaradan mutfağa, mutfaktan bilme nereye, bilmem nereden bilmem nereye, bin bir isim, vesaire, zikirler, metotlar…

Uzun, dolambaçlı bir yol; ama Nakşî tarikatı var, Kadirî tarikatı var. Öyle tarikatlar var ki diyar diyar dolaşmak şart koşulmuş. Bizim Nakşî tarikatı öyle değil, kestirme. Kestirmeler kestirmesi. Allah'a götüren yolların en kestirmesi.

Buradan Sydney'e sahilden de gidebilirsin, dağdan da, aradan da gidebilirsin. Perth şehrine uçakla da gidebilirsin, otobüsle de gidebilirsin, kendi arabanla da gidebilirsin, deniz yoluyla da gidebilirsin. Türkiye'de de deniz yoluyla gidebilirsin.

Sabrın varsa buyur, gemi kalkıyor. "Ya Allah!" Türkiye'ye gidersin. Kamarada gidebilirsen git. Yol var, hedef belli, hat belli; ama metot ve zaman önemli. O bakımdan herkesin verimliliğe, zaman bakımından çabukluğa dikkat etmesi lazım; bir de tabii en önemli baş şart, eleme şartı, Kur'an'a, şeriata uygun mu?

Kur'an'a ve şeriata uygun değilse elenir. Okula giremez.

Kuran'a uygun olduktan sonra, şeriate uygun olduktan sonra metot nasıl? Ne kadar sürüyor? Çabuk mu? Kestirme mi? Kolay mı? Zor mu?

Sonuçları nasıl? Verimliliği nasıl?

Biz şu metodu uyguladık, şu kadar verim aldık.

Sen ne yaptın?

Daha biz de bir şey yok. Dur bakalım, olacak inşaallah, maşaallah. Onun için insanların dini öğrenip, Kur'an'ı öğrenip, ona göre çeşitli metotlar arasında seçme yapması lazım ve en doğrusunu kendisi seçmesi lazım.

Seçti, öteki gruplara karşı ne yapmamız lazım, soru soruyor. Bu da güzel bir soru. Öteki gruplara da kardeşçe muamele edeceğiz.

Ama bu kardeşçe muamele etmek, sahte bir tebessüm değil. Yüzüne dolaptan bir maske alıp, ağzını eğip onu takmak değil, içinden kızıyor; ama ağzı böyle yaygın, maske takmış. Böyle değil. İçinden seveceksin.

Neden?

Müslüman kardeşin, lâ ilâhe illah diyor, seveceksin; hatta ilerde belki söylemem gerekecek. Eski vaazlarda söylediğimden duymuş olan kardeşler vardır, İslâm'da Efendimiz emrediyor, tavsiye ediyor, günahkâra bile kızmak yok. Dua edeceğiz. Yani günahkârın bile aleyhinde konuşmak yok. Dua edeceksin, ıslahı için çalışacaksın, vesaire acıyacaksın.

"Bak, yazık. Bu kardeşim cehenneme gidiyor." diyeceksin günahkâra. Böyle olunca, Allah yolunda yürümek için, metot farkından ayrı bir grup teşkil etmiş kimselere daha yumuşak davranacak tabii insan.

"Yalnız kardeşim bak, şu metot daha güzel bir kestirme metottur. Böyle yapalım." falan diye yakınlaşma çarelerini ararsın; ama hepsini seversin. Hepsi kardeşimizdir. Sevgi ile muamele edilecek.

Bankaya faizsiz para koyuyorum; ama geri alırken faiz veriyorlar.O faiz parasını ne yapmamız lazım?

İslâm'da faiz haram. İslâm'da faizin haramlığı hususunda âyetler var. Çok ciddi; fakat İslâm ülkesi olmayan yerde yani nizamı İslâm nizamı değil, Avusturalya mesela, burada İslâm dışı bir ekonomik düzen var. Türkiye'de de öyle değil, beşeri bir nizam

Kendisine göre kurulmuş, düzenli bir şeyleri var. Bu kendilerinin düzenlerine göre normal olan bir şekilde onlar pay veriyor. Yani koyduğu paraya bir para veriyor. Sen faizli para işletme çalışması içinde değilsin, paranı korumak istiyorsun; mecbursun. Muamelelerini yürütmek istiyorsun; ama o veriyor.

İmam-ı Ebû Hanife Hazretlerine göre ve imamlarımızdan bir diğerine göre bu durumda bunların kendi kaidelerine göre normal olduğu için bu alınır. Kendisi de istifade eder, bir hayır yerine de sarf eder. İmam Şâfiî'ye göre ve bazı imamlarımıza göre de alamaz. Diyâr-ı küfür bile olsa, dâru'l harp bile olsa kendisi kullanamaz. Ama orada bırakmak doğru olmaz; çünkü onun kuvvetlenmesine sebep olur. O zaman yine alacak, İslâmî bir müesseseye verecek.

İhtiyat olan nedir?

İhtiyat olan; almak, aldığını ama burası için söylüyorum. Türkiye, İslâm ülkeleri için değil. Aldığını bir İslâmî çalışmaya, camiye vesaireye vermektir.

Daha güzeli yani ideal olan şekil bunlarla iş birliği yapmamak, kendi parasını müslümanların kendileri, İslâmî usullerle işletebilmesi ve kullanabilmesidir. Bunu sağlayabilirlerse daha iyi olur.

Türkiye'deki İslâmî gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Eski ile kıyaslanınca bugün Türkiye'de İslâmiyet nasıl?

Buradaki Türklerle kıyaslayınca bizleri nasıl görüyorsunuz?

Talebelere başörtüsü kesin olarak serbest bırakıldı mı?

Türkiye'de İslâmî gelişme var. Nereden belli, düşmanların yaygarasından. Kıyamet kopartıyorlar. Ödleri patlıyor. Tedbirleri arttırıyorlar. Besbelli ki İslâmî gelişme olduğu için. İslâmî gelişme patlama tarzında. Yani böyle düz bir gelişme değil de muazzam bir gelişme tarzında. Geliştiği için, çığ gibi büyüdüğü için tedbir almaya çalışıyorlar.

Yalnız Türkiye'de değil, Türkiye dışından da öyle. Rusya'da bile öyle. Rusya'da bile yıllar yılı sürdürülen öldürmeler, zulümler, ateist propagandalar, İslâm ülkelerindeki müslümanların imanını söndürememiş.

Tarikatler hâlâ kuvvetliymiş. En kuvvetli tarikat Nakşî tarikatıymış hâlâ. Böyle yapıyorlar diye söyleniyor. Rus idarecilerin en büyük korkularından biri onların bu gelişmesi.

Avrupa da öyle, Amerika da öyle, dünyanın başka yerlerinde de öyle, bu gelişme var. Burada da bir gelişme var. Biz buradaki gelişmeleri sizlerin yönlendirmenizi istiyoruz. Planlamanızı istiyoruz. Bu gelişmelerde rol almanızı istiyoruz. İslâm'ı iyi öğrenmenizi istiyoruz.

Sıradan kulluk vazifelerini, ibadetleri yapmak var, orta derecesi var, bir de fedaisi olmak var, İslâm'ın. Canı ile malı ile çalışmak var. Böyle çalışan insanlar olmanızı istiyoruz. Çünkü sahâbe-i kirâmın yolu bu.

Sahâbe-i kirâm kendi ülkesinde durmamış, başka yerlere gitmiş. Siz de kendi ülkenizde durmamışsınız, buralara gelmişsiniz. Benziyor. Diyar-ı gurbete gitmişsiniz. Onlar oralarda İslâm'ı yaymaya çalışmış. Siz de öyle çalışırsınız, öğrenirsiniz, anlatırsınız.

Dinler, telkin edersiniz belki kabul eder. Bir kabul ederse yaşadınız. Bir insanın sizin elinizde İslâm'a gelmesi çok önemlidir. Demin arkadaşımızın sorduğu gruplar arasındaki yakınlaşmayı desteklemek lazım.

Onu geliştirmek lazım. Grupların yöneticilerine, fikirlerine de vesairedeki farkları görerek değil de müşterek noktaları görerek, beşerî münasebetleri, kardeşlik münasebetlerini geliştirerek, oluşumu müspet yönde, grubu büyüterek götürmeye çalışmak lazım.

Başörtüsü Türkiye'de kanunen serbest bırakıldı; ama başörtüsü düşmanları da hala kanunî birtakım yolları çalıştırarak onu işlemez duruma getirmeye gayret ediyorlar.

Sonuç daha, henüz bitmiş değil. Yani hakem daha düdüğü çalıp da doksan dakika doldu, maç bitti demiş değil. Hala devam ediyor; ofsaytlar, penaltılar, vesaireler…

Bakalım iş nereye varacak.

Kâfir, fasık ve zalim kişiler arasında derece farkı var m? Mesela fasık ve zalim kişi hâlâ müslüman sayılır mı?

Evet, kâfir kâfirdir. Fasık ve zalim, imanı varsa mü'mindir; ama fasıktır ve zalimdir. Derece farkı vardır. Günahı büyüktür, küçüktür. Zulmün büyüklüğüne göre, fıskının, fücürunun büyüklüğüne göre cehennemde yanacaktır; ama iman edenlerin hepsi cennete girecek, sonunda. Yanacak, yanacak, yanacak.

Ondan sonra cennete gidecek. Yani imanlının hali kâfir gibi olmayacak. Muazzam fark var. İman ile küfür arasında çok büyük fark var. Allah; imandan ayırmasın tabii, cehennemde de yakmasın, atmasın. Cehenneme de düşmemeye gayret etmek lazım.

Bu kimselerden, diğer müslümanlar onlara tebliğ yapmadıkları için sorumlu olurlar. Tebliğ yapmazsa sorumlu olur. Yani gücünün yettiğince bir müslüman, emr-i mâruf nehy-i münker yapacak.

Zalimin zulmünü engelleyecek ve dur diyecek fasığa, zalime, günahkâra. Şişesini kıracak, elinde şişe varsa içme diyecek, yapabilirse mümkünse münkeri gördüğü zaman men edecek, fiilen müdahale edecek. Gücü yetmezse nasihatle, dille söyleyecek.

Ona da gücü yetmezse içinde buğz edecek. Yani aktif olacak, çalışacak. Hem de "Cihadın en yükseği, zalim hükümdarın karşısında hak sözü söylemektir." buyuruyor; Peygamber Efendimiz. Zalimin karşısında hak sözü söylemek çok önemli.

Onun için hakkı söylemeye gayretli olmak lazım. Ama Firavuna gönderdiği zaman Musa aleyhisselamı ve Harun aleyhisselamı iki kardeşi Peygamber olarak vazifeli olarak Firavuna gönderirken Allah; Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor ki:

Fe kûlâ lehû kavlen leyyinen. Onlara yumuşak yumuşak.

Leallehu yetezekkeru ev yahşâ. Belki aklını başına toplar, Allah'tan korkar, doğru yola gelir. Yumuşak konuşun. "Seni hain, seni zalim, seni kâfir, seni hunhar, şu kadar astın, bu kadar kestin, seni al aşağıya edeceğiz." filan, öyle deme.

Leyyin. Yumuşak kelamla konuş, diyor. Böyle konuşmak, metodumuz.

Yumuşak yumuşak anlatmak, tatlı tatlı söylemek, doğru yola girmesi için kapıyı açık bırakmak, nefsinin kabarmasına meydan vermemek lazım gelir. Allah hepinizden razı olsun.

es-Selamu aleyküm verahmetullah.

Sayfa Başı