M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 39-40

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem:

İnsan, mâsiyet işledikçe rızkı azalır, rızkı kesilir. Mâsiyetler rızkı keser. Şimdi belki biz diyebiliriz ki; "Gavurlardan daha çok günahkar yok ya. Ve bazı birçok günahkarlar var ki rızıkları da çok bol. Çok güzel yaşıyorlar, müreffeh yaşıyorlar?"

Ha bu rızık mutlaka dünya rızkı demek değil yani. Feyiz denilen maneviyat rızkıdır. Feyz-i ilahi denilen feyizden yani değirmene gelen suyun değirmeni döndürmesi için nasıl çarpması lazım. Bu su çarpmadıkça çark dönmüyor. Binâenaleyh İslamiyet'in gelişmesi için feyz-i ilahiyeye mazhar olmak şarttır kulda. Kul bu mazhariyete anne babasına yaptığı dualar sebebiyle vasıl olur. Bu duaları kestiği vakitte bunlardan da mahrum olarak kendisi feyz-i ilahiyeden mahrum olur. Onlara yapılan iyilikler rızkın artmasına nasıl sebep oluyorsa, kötülükler de böyle aksi oluyor.

İzâ tezevvece ehadüküm acce şeytânühû yekûlu yâ veylehu asame ibnü âdeme minnî sülüse dîni.

Ebû Yâlâ Câbir radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.

"İnsanın evlenmesi, evlendiği vakit de insan, her insanın bir şeytanı var ayrıca. Adam evlenince insanın o şeytanı "Yandım!" diyerek bağırırmış. Çünkü bu adam evlenmek suretiyle benden dininin bir rivayette yarısını, bir rivayette üçte birini, bir rivayette üçte ikisini kurtardı."

Yani yarısını hiç olmazsa kurtardın, yarısını da sen gayret et de dinini tamamıyla kurtar.

Demek ki evlenmemeklik şeytanın eline esaret oluyor, düşüş oluyor. Onun için eşrâr-ı ümmetî [buyurulmuş]. İmkan olduğu takdirde bekarlar, evlenmeyenler eşrâr-ı ümmetten sayılmıştır. Ama bazı adamın gerek sıhhat imkânsızdır, veyahut bakması imkânsızdır, bakacak durumda değildir. Tabi onun için evlenmek caiz de değildir. Kendisine bakamayan, çoluk çocuğuna bakamayacak durumda olan kimseler için, veyahut sıhhati müsait olmayan insanlar için evlenmek zaten caiz değildir.

Vakti var, sıhhati de iyi fakat evlenmemiş. Evlenmezse o eşrâr-ı ümmetten, ve lev kane sâlihan demiş. O evlenmeyen insan ne kadar salih de olsa, ârif, zâhid sofu yine eşrâr-ı ümmettendir diye şârihler zikretmişler.

Onun için, "Adam bu devirde de evlenilir mi gayri insan? Felaket devri." der ya insan.

Sen devre bakma. Devir Adem'in devrinden beri bu devir döner durur. Sen kendi istikametini düzelt. Allah yolunda Allah'ın emrine, peygamberin emrine imtisal et. Yardımcın Allah'tır, ötesine karışma.

Bak herif Londra'da yaşıyor, karısı, resmini çıkarmışlar gazetede, İngilizken müslüman olmuş adam. İstediği gibi ohh örtünmüş, namazlı niyazlı...

Neler var...

İzâ tezevvece ehadüküm evi'şterâ câriyeten ev ferasen ev hâdimen fe'l-yeda' yedehu alâ nâsiyetihâ fe'l-yed'u bi'l-berakati.

Gerek o bir kitap var. Evlenenlere [rehber], Mürşid-i Müteehhilin diye bir kitap yazmışlar. Onun için de evlenme usulleri, kaideleri yazılıdır. Evlenen insanlar ne gibi muameleler yapmalı, neler etmeli, nelerden sakınmalı, o kitabın içerisinde mevcut.

Orada diyor ki, "Evlenen bir adam ilk gece güvey olmuş, girecek. Gelinle beraber neler yapması lazım?

"Namazlarını kılsınlar. Namazlarını kıldıktan sonra elini, şehadet parmağını gelin hanımın alnına koysun, -dua benim aklımdan çıktı şimdi- şu duayı okusun." diyor. Şu duayı okusun, elini ayağını yıkayıp da onun suyunu evin etrafına dökmeyi de söylemişler ama.

Yani gerek bu insan da, gerek at alsın, hayvan alsın, yahut eve hizmetçi alsın, ve bu suretle elini bunların nâsiyesine [alnına] koysun, onun için bereketle dua etsin.

Dua hatırıma geldi.

"Yâ Rabbi! Bunun hayrını bana ihsan et şerrinden beni muhafaza et. Benim hayrımı ona ihsan et benim şerrinden onu muhafaza et."

Yani ikimizde şerlerden korunalım hayırlara nail olalım diyerekten dua etsin demişler. Çünkü rivayetle gelen bir şey, o gece yapılan ibadet ile duaların da makbul olacağını söylerler, rivayet ederler. Yani o gece hayırlı bir gece demek. Hayırlı gece olmak dolayısıyla dualar da ind-i ilahide makbul olduğundan elini alnına koyar da böyle güzelce dua ederse, eh ind-i ilahide de makbul olur, ikisi de birbirinden mesut olaraktan yaşarlar.

İzâ tezevvece'r-racülü mer'ete li-dînihâ ve cemâlihâ kâne fîha sidâdün min avezin.

Evlenmek bahislerinde insanların birçok emelleri vardır: Zengin olsun der, güzel de olsun der, biraz da şerefi hasebi nesebi de yerinde olsun der. Bunlara tamah eder. Bir de dindarlık var, sofuluk. Şimdi sofuluk geriye kaydı. Evvela parası, sonra güzelliği, sonra şerefi nesebi ondan sonra dindarlığı.

Sonra diyor ki;

Li-dînihâ ve cemâlihâ. "Onun dinine ve cemaline bakarak evlenirsen." Kâne fîha sidâdün.

Sidâd, Doğru, yerinde iş yapmış olursun. Hacetini kaza etmiş olursun, sevap bile işlemiş olursun. Ama parası için, malı için, güzelliği için alırsan bunlar bir vakit sonra güzellik gider. Bir zaman sonra servet de gider. Bir zaman sonra bakarsın şeref de para etmez.

En güzel şey, kadın dört şey de erkekten aşağı olur derler. Güzellikte güzel olsun, fakat para da aşağı olsun, şeref de aşağı olsun, haseb de aşağı olsun. Eğer bunlar [kadında] erkekten üstünse bu erkek o kadının mahkumu ve esiri olur.

Allah esirgesin.

Onun için erkek daima;

Er-ricâlü kavvâmune ale'n-nisâi.

Efendilik erkektedir. Erkek olduğu için onun parası onun olsun, serveti de onun olsun. Onun 10 parası 100 liradan fazla gelir sırası gelince. Ona hiç göz dikmemek lazım.

İzâ tezevvece'l-bikra ale's-seyyibi ekâme indehâ seb'an ve izâ tezevvece's-seyyibe ale'l-bikri ekâme indehâ selâsen.

Bu eskiden dört hanım almak erkeklerin hakkıydı. Bu hakka göre kız alırsa, eskisi dul dulun üstüne bir kız alırsa onda yedi gün nöbet hakkıdır. Eğer kızın üstüne dul alırsa dulun yanında üç günlük hakkı vardır.

Şimdi bunlar tarihe karıştı.

İzâ teşehhede ehadüküm fe'l-yeteavvez min erbain:

Namazda oturuyoruz Ettehiyyatü okuyoruz ya. Efendimiz diyor ki;

"O Ettehiyyatü'ye oturduğumuz vakitte dört şeyden Allah'a sığının."

Birisi;

Min azâbi cehenneme. "Cehennemin azabından Allah'a sığının."

İkincisi;

Ve azâbi'l-kabri. "Kabrin azabından da Allah'a sığının."

Üçüncüsü;

Ve fitneti'l-mahyâ ve'l-mamâti. "Hayatın ve memâtın da [fitnelerinden sığının.]

Yani öldükten sonra da fitneler var. Öldükten sonra olan fitnelerden de sana sığınırım.

Mesela şimdi aklıma geliverdi. Said Nursî öldü rahmetlik. Fakat adamın mezarını oradan oraya, oradan oraya, o gün kayba karıştırdılar mesela. Bilinmiyor nerede oldu bu vakitte. Bu, bu da fitnenin dünyada bilinen, dünyaca bilinen bir fitnesidir mematın da yani. Bu mematın o fitneleri pek çok tabi.

Allah muhafaza etsin

Mesela kabirde neler olacak kim bilir. İmansız gidenlerin vay haline.

Daha?

Ve min şerri'l-mesîhi'd-deccâli.

Deccal denilen bir mahluk var. Mesih, seyahat eden, gezen. Gezen bir deccal. Deccal ki tarifi zor bir şey, göz boyayıcısı. Göz boyayıcısı yani bakırı altına batırıyorlar da altın diye satıyorlar ya yankesiciler, bilmem neler. Yani kalp [bakırı] altın diye satıyor sana. Deccal bu kılıklı bir adam. Dışını böyle süslemiş, içi berbat.

"Bunun şerrinden de Allah'a sığının." diyor.

"Cehennemin azabından, kabrin azabından, hayatın ve mematın azabından, bir de deccalin azabından Allah'a sığın."

Bu deccalden herkes korkmuştur şimdiye kadar, kıyamete kadar da korkmak lazım. Azaplar da pek çoktur. Gelirler her zaman dünyaya bunlar, dünyayı fitneye fesada boğarlar giderler.

Sümme yed'û li-nefsihi bimâ bedâ lehu. "Bundan sonra istediğini Allah'tan istesin." diyor.

Bunlardan evvela vazife olarak bunlardan sığınsın. Ondan sonra, Yâ Rabbi! bana Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten diye dua et.

İzâ teallemte bâben mine'l-ilmi kâne hayran leke min en tüsalliye'l-elfe rak'atin tetavvuan.

Bak şimdi bu çok şayan-ı dikkattir yani.

Bir insan ilimden bir meseleyi öğrenmesi için gayret göstermesi 1000 rekat nafile namaz kılmasından hayırlıdır." diyor.

Min en tüsalliye'l-elfe rak'atin tetavvuan. "Bin rekat nafile namaz kılmasından senin için daha hayırlıdır."

Niçin?

Bu 1000 rekattaki fayda sana mahsus, kendine mahsus ama ilimdeki öğrendiğin âmmeye mahsus. Herkese ondan, öğrendiğin meseleden âleme de öğretirsin. Sen faydalandığın gibi başkaları da faydalanır. Onun için nafile namaz kıl ama asıl mesele, mesail-i diniyeyi öğrenip öğretmeye çalışmak daha efdaldir.

Mütekallebeten. "Hem de kabul olunmuş nafileleler."

Bir de var ki kılarsın kılarsın da kabul olmaz. Yani abdestin noksandır, itikadın bozuktur, yahut işte kıldığın yerler temiz değildir filan, boşunadır emekler. Ama bu kabul olunmuş.

Kabul olunan [nafile] bin rekattan daha hayırlıdır, mesail-i diniyeden bir meseleyi öğrenmek."

Ve izâ allemte'n-nâse. "Bunu talim ediyorsun insanlara." Umile bihi ev lem yu'mel bihi. "İsterse amel etsin halk senin öğrettiğinden isterse amel etmesin."

Sana ait değil o. Senin vazifen söylemek. Söyle ama ister amel ederler ister amel etmezler.

Mesela geçen akşam bir misafirimiz vardı. Biz akşam namazından sonra Evvabin kılıyoruz.

"Ne bu kıldığınız? Bu namazınız ne namazı?" dedi. Yaşlı bir adam ama, "Biz böyle namaz görmedik." dedi.

Dışarıdan gelmiş.

"İşte buna evvabin derler."

Nedir, [nasıl kılınır]?

İşte iki de kılınır, dört de kılınır, altı da kılınır. Fevâidi çoktur.

"Eh peki." dedi. O da şimdi yapmaya çalışacak mesela.

Fakat isterse, sen bunu söylediğin vakitte eh hiçbiri tutmasa da bin de biri tutsa kafi.

Fe-hüve hayrun leke min elfi rak'atin tüsallîhâ tetavvuan mütekabbeleten.

Yine aynı.

Onun için ilme, ilim bahsine ait bir hadistir tabi bu. Büyüklerimiz ilme çok rağbet vermişler. İslâm dininin ilme verdiği rağbeti hiçbir dinde bulamazsınız. Hiçbir dinde bulamazsınız!

İslam dini baştan aşağı ne diyor ya?

"Doğumundan mezara kadar." diyor.

Ben yaşlıyım, ben ihtiyarım artık diyecek halimiz de yok.

Sonra ne diyor?

Mine'l-mehdi ile'l-lahdi dediği gibi ta Çin'i gösteriyor. "Çin'de de olsa..." diyor. Aksa dünyanın bir ucu mesela. Orada da olsa git, oradan da öğrenmeye çalış.

Onun için mesela ecdadımızın ekseri Buhara tarafından gelmişlerdir. Buhara tarafı Rusya'da bugün işte bir diyar. Oradan kalkmış Arabistan'a gelmiş, altüst etmişler o Arap diyarlarını. Bir alim bulacağız da, bir insan bulacağız da, "Bunu sen Peygamberden nasıl duydun?" diyerekten soracağız. O sorduğumuzu ondan öğrendiğimizi gidip şey yapıyor, diğerleri ile de ölçüştürüyor. Sen sen sen, 5-10 adam orada ittifak ediyorsa onu öylece geçiriyor defterine. Yoksa yalnız o adam söylemiş demekle olmuyordu iş. Onu başka yerlerden de öğreniyor sonradan.

Hz. İmam Buhari bir badem ezmesi ile günde taayyüş eder. Arabistan'da Buhari denilen kitabı toplarken böyle bir tane meşayih dolaşmıştır.

Allah rahmet eylesin, şefaatlerine de nail eylesin cümlemizi.

Bu ilme verilen kıymetin yüksekliğini gösteriyor.

Onun için hepimize, Allah öyle çoluk çocuğumuza [ilim aşkı versin].

Mesela ilim de çok bugün. Mesela herif ta aya gitmeye çalışıyor. Bize Allah demeyecek ki, "Sen aya gitmeye niye çalışmadın? Niye öğrenmedin bu ilimleri? Bu füzeleri atmayı niye öğrenmedin?" diye sormayacak, bundan mesul de değiliz ama öğrenirsen dünya işi, sonra dünyada faydası olur.

Ama asıl mesele insanın bu varlığın sahibi olan Hazreti Allah'ı ve O'nun gösterdiği yolu bilmesi. Onun peygamberlerini, kitaplarını bilmesi asıl lazım olan mesele o.

Şimdi diyor ki;

"Azab-ı kabirden bana sığın."

Azab-ı kabiri nasıl anlatacaksın şimdi o adama?

Diyor ki; "Öldükten sonra hocam insan dirilir mi? Öldü bitti işte! Kesiyorsun, doktorlar kesiyorlar cayır cayır cayır... paramparça da yapıyorlar, hiç haberi de olmuyor zavallının." diyor.

Ha, sen git bir de ona sor bakalım haberi var mı yok mu diyerekten?

Nasıl morfini bize vurdukları vakitte kolumuzu bacağımızı kesiyorlar, haberimiz olmuyor morfinin sayesinde. Duymuyoruz ama o azalardaki felaketi bir morfin olmasın da duy bakalım, tahmin et bakalım.

Bunlara inançsızlık küfrü mucip olur. Küfrü mucip olur!

Yani [bu düşünce] Allahu Teâlâ'nın kudretsizliği demek. İnsanı öldükten sonra diriltecek gücü yok demektir. "O öldükten sonra dirilir mi?" demek gücü yok demek. Yasin'i her gün okuyoruz da hiç üzerinde durmuyoruz.

Esteîzübillah.

Birinci sayfanın alt tarafındaki âyet;

İnnâ nahnü nuhyi'l-mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârahüm.

Nuhyî. "Biz ihya ederiz."

Neyi?

el-Mevtâ. "Ölüyü ihya ederiz." diyor Allah celle ve alâ.

Sen buna karşı nasıl olur da dirilir mi dersin?

O kadar da kalmıyor;

Ve nektübü mâ kaddemû ve âsârahüm. "Neler yaptıysa hepsini de kitaba yazarız." diyor.

Neler yaptıysa hepsini de yazılıyor, Ne iyiliğinden ne kötülüğünden hiçbir şey, senin yaptıklarından hiçbir şey zayi olmaz. Ne iyiliğinden ne kötülüğünden hiçbir şey zayi olmaz hepsi bizim defterimize geçer o.

Ve âsârahüm. "Eserlerin de kalır."

Mesela yaptığın hayırlar, cami yaptıysan ne mutlu! Buna benzer hayırlar yaptıysan onlar da, sen öl zararı yok, senin defterini onlar işlenir durur.

Ama bunun mukabili kötülüklerin?

Onlar da senin defterine işlenir durur.

İşte bu âyet yeter bize. Eğer biz bununla amel edebilsek, ona bağlanabilsek, Allah demek ki bizi diriltecek ve bizim bütün harekatımız da tespit olunuyor, yazılıyor defterlere. Binâenaleyh artık kaçamak hiçbir yolu yok.

Öyleyse bize düşen vazife onun emrine imtisal edip onun yolunda gitmek. Başka şeye atılma sen.

Onun için sen sığın Allah'a o azabı kabirden. O azab-ı kabir ki yaptıklarımızın cezasının çekileceği bir yerdir orası.

Allah kusurumuzu affetsin, o azab-ı kabirden de hepimizi muhafaza buyursun.

İzâ teğavveta'r-raculâni fe'l-yetevâra ehadühümâ an sâhibihi ve lâ yetehaddesâni alâ tavfihimâ fe innallâhe yemkutü aleyhi'l-hatîbu.

Dünya çok devirler geçirdi tabi. Elhamdülillah bugün dünyada rahatlığın artık cennete benzer şeysi olarak ölçülmez ya. Cennet misali. Mesela kaloriferli evler, suyun, yüz numaraların, banyoların her şeysi müreffeh bir hayat.

Vaktiyle demek insanlar helâ denilen teşkilat da yok, apaçık meydanlarda oturup ihtiyaçlarını def ediyorlar. Onun için ihtiyaçları def ederlerken karşılıklı oturanlarda oluyor, karşılıklı oturmuşlar defi hacet ediyorlar. Bize bugün bu çok ağır, çok çirkin gelir, fakat o gün o âdetler câri. Ama diyor ki Efendimiz şimdi;

"Hiç olmazsa birbirinize bakarak, konuşarak yapmayın bu hareketi. Aranıza bir sütre koyun, mani koyun."

Efendimizin de kalkan denilen o şeyi varmış ya. Kalkan. Eski zamandaki kalkan. Yani ok attıkları vakitte kendini bizim askerlerin korunduğu kalkanlar gibi, o kalkanı böyle önüne siper edermiş de onun arkasında ihtiyacını def edermiş.

Şehirde def-i hacet etmek yokmuş o zaman. Yapılmazmış, herkes uzak bir yere şöyle çekilir, def-i hacetini orada yaparmış. Bizim gibi [günde] 10 defa gitme yok orada çünkü. Üç beş günde bir kere gittiler miydi oluyor işleri.

Ya!..

İzâ tekârrabe'z-zamânü inteka'l-mevtü hıyara ümmetî kemâ yentekî ehadüküm hıyâra'r-rutabi mine't-tabekı.

"Ahir zaman yaklaştığı vakitte ölüm sizin iyilerinizi seçecek."

Entekâ, seçmek. İyileri seçecek. Ölüm iyileri alıp gidecek geriye kalan, siz nasıl yemek yerken tabaklardaki meyvelerdeki, -burada hurmadan bahsetmiş ya- meyvelerin iyisini seçip de yersiniz geriye kalan döküntüler kalır. Onun gibi ölüm hep iyilerinizi alacak, geriye kalan eşrâr-ı ümmet, hayırsız tabaka. Uğraşta uğraş bakalım onu adam edebilir misin diyerekten.

Şimdi bizim Kur'an kursunun kurucusu olan Eşref Bey bir mesele anlattı da. Orada 500 çocuk var, okuyorlar. Biz de gayret ediyoruz ki onları besleyelim diyerekten.

Ta yedinci katta diyor bir depo var, oradan çocuklara su geliyor. İşte depoların üzerinde bir manivela var ya, suyun gelmesini gitmesini temin ediyor. Çocuğun birisi gidermiş oraya, ta yedinci katta o deponun suyu [akmasın diye,] oyun olsun diye arasına bir demir sokarmış. Aşağı su gelmez, aşağı şeylere [çeşmelere] su gelmez. Çocuklar sabahleyin abdest alacaklar filan ne yapacaklar. Su yok...

Yahu ne oldu bu işe?

Bakıyorlar oraya bir demir sokulmuş.

"Çocuklar yapmayın etmeyin, bu böyle ayıptır falandır." demiş.

Sonra suç üstünde onu yaparken yakalamışlar çocuğu.

Nedir bu?

Eşrâr-ı ümmet işte bu. Hilkatin de var kötülük! Hilkatin de var kötülük, nasihat para etmez ona. "Sözden anlamayanın hakkı kötektir." derler ama kötek de hayvana yakışır.

İzâ tekâda ileyke raculâni.

İki kişi geldi seni hakem yaptılar. Dediler ki;

"Biz bu işte böyle bir şeyimiz var, sen hakem ol, bize hüküm ver, kadılık yap." diyorlar.

Diyor ki Efendimiz;

Fe-lâ takdi li'l-evveli hattâ tesmea kelâme'l-âhari. "Birisi söyledi, avukat gibi adam. Bunu gır gır gır söylüyor. "Adam çok haklıdır." diyor. Ama bir de şunu dinleyelim bakalım. Onu dinliyorsun, bu gırgır söz yarı yarıya iniyor. Evvelkinde kalaydı, ilk söylediğine göre onu asmak lazım mesela. Ama ötekini de dinleyince, "Ha, sen çok fazla söyledin, konuştun." diyerekten işi ona göre konuşmak lazım.

Fe-sevfe tedrî keyfe takdî. "O zaman hükmünü iyi vereceksin."

İzâ temadmada ehadüküm hutta mâ esâbe bi-yedeyhi.

Bizim abdestler hiç de boşa değil, hele o soğuk günlerde. Hele o soğuk günlerde olan abdestlerimiz çok kıymetlidir, çok sevaplıdır. Onun için Efendimiz diyor ki;

İzâ temadmada ehadüküm. "Ağzınıza su verdiğiniz vakitte." Hutta mâ esâbe bi-yedeyhi. "Ellerinizle yaptığınız bütün hatalarınız affolur." diyor.

Hutta, bükülmek.

Ve izâ ğasele vechehu. "Yüzünü yıkarken."

Hutta mâ esâbe bi-vechihi.

Yüzü ile yaptığı mesela dili ile, yüzde vardır ya, dil, mesela burun, göz. Bunlar yüzde olduğu için gözüyle böyle bir işaret yapmış, bakmış yahut bir günaha, günah olmuş. İşte bu yüzünü yıkarken kendiliğinden af oluyor daha abdest [bitmeden.] Siz isterseniz aman yâ Rabbi affet de, istersen affet demeden abdest alırken tabiatıyla o yüzle yapılan günahlar affolunuyor, siliniyor.

Fazl-ı ilâhi...

Ve izâ ğasele yedeyhi hutta mâ esâbe bi-yedeyhi. "Eli ile yaptığı bu günahlar, ufak günahlar diyorlar bunlara. Sağâir dedikleri. Yoksa büyük günahlar tevbeye muhtaçtır.

Ve izâ meseha bi-ra'sihi tenâserat hatâ yâhu min usûli'ş-şa'ri. "Başını mesh verdiği vakit de başındaki saçlardan ne kadar günah varsa onlar da öyle dökülürmüş."

Ve izâ ğasele kademeyhi hutta mâ esâbe bi-ricleyhi. "Ayakları ile yaptığı hatalar. Gerek uygunsuz yere gitmiş, bir şeyler yapmış. O hatalardan dolayı ayak mesul. Fakat ayaklar yıkanırken onlar da af oluyor."

Fakat bunu Bismillahirrahmanirrahim diyerekten alıyorsa abdestini bütün günahları affoluyor. Bunlardan murat, bütün vücutla yapılmış her çeşit günahı Cenab-ı Hak affediyor, Bismillahirrahmanirrahim diyeabdeste başladığı takdirde. Bimillahsız abdest alıyorsa, alışmış öyle, aklına gelmedi Bismillah diye, o zaman yalnız bu azalarının günahları af oluyor.

İzâ temennâ ehadüküm fe'l-yenzur mâ yetemennâ fe-innehu lâ yedrî mâ yüktebü lehu min ümniyyetihi.

İnsanın arzuları, temennileri var. Bu temennilerine dikkat etsin, Neler temenni ediyor Allah'tan? İstediği temenniler hayıra matuf ise ne alâ, eğer istediği temennilerin altında birer şer varsa onlardan tevâkki etmesi lazımdır. Çünkü hepsi yazılıyorlar.

Diyorsun ki, "Şu adama ben bir tane tokat patlatayım yahut bir kurşun vurayım da öldüreyim." diye içeriden bir temenni, arzu geliyor. Ama bu arzu gelirken daha sen onu yapmadan o defterine geçer. Hele Mekke-i Mükerreme'de olursa muhakkak geçer. Burada melekler bir müddet için mühlet verirler, işlediği vakitte yazarlar, işlemedikçe yazılmaz ama ondan dolayı da yine kötü niyetler beslediğinden dolayı mesul olur.

Onun için geçen ki dersimizde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in tavsiyelerinde; "Gayet az konuş, sükut et." tabirlerinde, sükutun yalnız ağızdan olması kafi değildir diyor. Sükut el, dil, göz, gönül hepsi ile beraber olacak. Mesela dilin durur ama içerisi karmakarışık. İçeriden, "Ah şöyle de yapsam böyle de yapsam!" diyerekten birçok hatıralar geçer. Bu hatıraları da kapamak lazım. Nasıl ki dilini tuttun hatıraları da kapa. Çünkü senin gönlünü meşgul eder.

Zaten dili tutmaktan maksat gönlün muhafaza olsun için. Dilini tuttun ama gönlünü tutamadın birçok şeyler düşünüyorsun. Boş boş şeyler... O boş boş düşündüğün şeylerden dolayı, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mesul olursun diyor. Çünkü gönüle Allahu Teâlâ nazar ediyor. O gönlün daima temiz olması lazım. Kötü niyetli hatıraların orada dolaşmasına lüzum yok.

İzâ teveddae'l-abdü tehâtü anhü zünûbühu kemâ tehâttü veraka hâzihi'ş-şecarati.

Bu da ayrı.

"Abdest aldığınız vakit sizin günahlarınız dökülür."

Besmele ile aldığınız vakitlerde. Onun için Besmele ve niyeti unutmamalı. "Yâ Rabbi senin rızan için abdest almaya niyet ettim. Bismillahirrahmanirrahim."

Abdest duaları vardır. Onları da ezberlemeye çalışmak çok iyidir. Bilmezsen Türkçesi de kolay.

[Abdeste başlarken;]

Elhamdulillâhillezî ce'ale'l-mâe tahûren ve ce'ale'l-İslâme nûra.

Ağzını yıkarken;

Allahümme e'innî alâ edâi zikrike ve şükrike ve hüsni ibadedike.

Allahümme erihnî min râyiahati'l-cenneti ve lâ turihnî min râihati'n-nâr.

"Cennet kokularını kokut, aman cehennem kokularını kokutma." diyerekten ağzını yüzünü yıkarken öyle [okur].

Her azasını yıkarken ayrı ayrı duaları var. Bunlarda belleyip öğrenip okuması da çok ayrıca sevaptır.

Yine buyuruyor;

İzâ teveddae'l-abdü fe ahsene'l-vudûe sümme kâme ile's-salâti fe etemme rukûahâ ve sücûdehâ ve'l-kırâate fîhâ kâlet: hafizakellâhu kemâ hafiztenî.

Şimdi bak,

"Abdesti güzel alırsa..."

Abdesti yarım alınırsa, soğuktan korkarak dirsekler ıslatılmaz yarım bırakılır, yüz yarım bırakılır, ayaklar yarım bırakılır, hemen gelişigüzel bir ıslatmakla namaza gelirseniz o olmaz.

"Tam manası ile güzelce yaptığınız vakitte melek diyor ki."

Kuran'ı da öyle çabuk acele olmamak şartıyla kıraati de güzel yaptın mı, namazını kıldın, rükunu sücudunu yani erkanına da riayet ederekten tamam yaptın. Rükuda üç defa sübhâne rabbiye'l-azîm, secdede üç defa sübhâne rabbiye'l-a'lâ, i kisinin arasında da biraz şöyle dinlenerekten, çok beklemeden böyle kılana melekler diyor ki;

Hafizakellâhu. "Allah senin muhafaza etsin." Kemâ hafiztenî. "Sen beni güzel kıldın, güzel yaptın beni, namazını. Allah da senin işlerini güzel etsin." Sümme us'ide bihâ ile's-semâi. "Sonra melek bu namazı alır göğe gider."

Ve lehâ dav'un ve nurun. "Bu namazda öyle bir nur öyle bir ziya vardır ki tarifi mümkün değil."

Melek bu nuru ile bu ziyası ile birlikte bu namazı alır gider.

Ve fütihat lehâ ebvâbü's-semâi. "Gök kapıları açılır, bu namaza 'Buyurun!' derler, içeriye alırlar." Ve izâ lem yuhsini'l-abdü'l-vudûe. "Eğer abdestini güzel etmediyse." Ve lem yütimme'r-rukûa ve's-sücûde. "Rükuunu ve sücudu güzel yapmadıysa." Ve'l-kırâate. "Kıraatini de güzel yapmadıysa." Kâlet dayyeakallâhu kemâ dayya'tenî. "Melek der ki, 'Allah seni zayi etsin, beni zayi ettiğin gibi.'"

Berbat bir namaz kıldın, perişan! Allah seni zayi etsin beni zayi ettiğin gibi.

Sümme us'ide bihâ ile's-semâi. "Fakat melekler bunu da götürürler yukarıya." Ve aleyhâ zulmetün. "Ama ötekinden nur [var] idi bunda zulmet. Siyahlıklar içerisinde gider." Ve ğullikat ebvâbü's-semâi. "Fakat sema kapıları buna açılmaz."

Kalır orada aşağıda, açılmıyor.

Sümme tüleffü kemâ yüleffü's-sevbü'l-haleku. "Sonra bu dürülür eski esbapların dürülüp de atıldığı gibi hani." Sümme yudrabü bihâ vechu sâhibihâ. "Ondan sonra 'Al namazını!' diye sahibinin, kılanın yüzüne çarparlardı."

Yüdrab, çarpıldı demek. "Al! Böyle namaza Allah'ın ihtiyacı yoktur!" denir.

Allah affetsin.

Onun için namazları kılarken abdest alırken çok dikkat etmeli. Taharete de dikkat etmek lazım. Taharet olmazsa abdest de olmaz. İstibraya dikkat etmek lazım. İstibraya dikkat edilmezse abdest aldıktan sonra sidik akıntıları abdesti bozar. Bozulan abdest ile namaz kılmış olursun. Onun için bunlara dikkat etmek lazım. Bahusus istibralara dikkat etmek lazım. Eğer istibralara dikkat edilmiyor, abdestin arkasından çabucaktan kapatılıyorsa, o sidikler donlara akar. Aktıkça bir gün, iki gün, üç gün, beş gün içerisinde don pis bir hale gelir. O pis hale gelen don ile kıldığın namaz tabiatıyla makbul olmaz.

Onun için çamaşıra da dikkat etmek lazım ve abdestlere de çok dikkat etmek lazım. Namazda da böyle rükû ve sücuda riayet ederekten çabuk çabuk böyle tavuğun yem topladığı gibi yapmamak lazım. Kıraate de dikkat etmek lazım.

Kıraate dikkat de çok şey var. Birçok namaz kılan insanlar vardır ki Kur'an okumasını bilemezler. O yeni kitaplardan Kur'an okuyordur. Anasından ve babasından öğrenmiştir. Bir hocaya da dememiştir ki "Ben okuyayım da sen de beni bir dinle bakalım. Nasıl yanlışım var mı? dememiştir. Kendi bildiği gibi okur fakat birçok yerlerine bakarsın yanlış okuyor, eksik okuyor. Yanlış okunan eksik okunan bu şeyler de indi ilahi de pek makbule geçmez.

Öğrenin, çünkü lazım.

İzâ teveddae'r-raculü fe ahsene'l-vudûe harace ile's-salâti lâ yuhricühu ev lâ yünhizühu illâ iyyâhâ. "Abdest aldı namaza gidiyor. Maksadı da yalnız evinden çıkışı bu namazı kılmak için." Lem yahtu hatveten illâ rafeahullâhu bihâ deraceten ve hatta anhu bihâ hatîeten. "Evinden mesela buraya gelinceye kadar kaç adım attıysa her adımında bir günahı affolur. Ne kadar evine uzakta attığın o kadar adımlar dolayısıyla bir günahın affolur ve bir de ref'u derecat yapılır yani derece ise de her adıma göre arttırılır."

İzâ teveddae'r-raculü'l-müslimü haracet hatâyâhu min sem'ıhi.

Şimdi burada teker teker izah ediyor.

Min sem'ıhi ve besarihi ve yedeyhi ve ricleyhi. " Abdest alan böyle bir mü'min kul, abdest aldıktan sonra onun hataları kulaklarından, gözlerinden, ellerinden, ayaklarından çıkar." Fe-in kaade kaade mağfûran lehu. "Oturduğu vakitte hiç günah üzerinde yokmuş gibi oturur."

Onun için Allah cümlemizi afv u mağfiret eylesin de böyle güzel ibadetler yapabilmek devlet ve şerefine nail etsin cümlemizi.

Buyrun bir tane daha;

İzâ teveddae ehadüküm fe-ahsene vudûehu sümme harace âmiden ile'l-mescidi fe-lâ yüşebbikenne esâbiahu fe-innehu fî salâtin.

Şimdi abdest aldık camiye gidiyoruz. Camiye giderken ellerini böyle kitleyip de gitmesin. Teşbîk, buna diyorlar böyle, kilitleme ellerini. Çünkü camide de olsa, yolda gelirken de olsa, namazda gibidir. Camide oturuyor vakti bekliyor namaz kılacak, o namazda gibidir. Namazda nasıl sevap oluyorsa oturduğun müddetçe de aynı sevabı alır. Yalnız ellerinizi böyle kilitlemeyin buyurulmuş.

İzâ tevedda'tüm fe-eşribû a'yünekümü'l-mâe mine'l-vudûi ve lâ tenfudû eydiyeküm fe-innehâ mirvâhu'ş-şeytâni.

"Abdest aldığınız vakitte gözün şu çukurları var ya. Gözün o çukurlarına da sudan olan nasibini veriniz."

Yani böyle yıkadığınız vakitte elinizle orayı ovalamazsanız oraları kuru kalır. Binâenaleyh oralarını şöyle ovalayaraktan [yıkayınız]. Bazen gözün oralarda çapaklar birikir. O çapakların altı, onları döktürmezseniz kuru kalır, tehlikeli olur.

Ve lâ tenfudû eydiyeküm fe-innehâ mirvâhu'ş-şeytâni. "Ellerinizle böyle silkmeyin. Bu şeytanın yelpazesi mesafesinde olur."

Yalnız abdest aldıktan sonra bir parça elindeki suyla söyle önüne serpiştirirsen o serpiştirmek ile attığın sularla, yani o mâi müsta'mel ile mi acaba üstüm pislendi, ıslandı. Yahut bu vesveseye kendini kaptırmamak için şöyle bir su serpersin de "Bu benim serptiğim sulardır." diyerekten vesveseden kendini kurtarırsın.

İzâ tevadda'te fe-ebliğ fi'l-madmadati ve'l-isnşâki mâ lem tekün sâimen.

"Oruçlu olmadığın halde abdest alırken mazmaza ile istinşakta yani ağzı çalkalamak da ve burnuna suyu çekmekte mübalağa et."

Mübalağa yani gayret ediniz, burnunuzun deliklerinin temizlenmesine ve boğazınızın gırtlak taraflarının da güzelce ıslanmasına. Yani ağzınıza alıp da atıvermeyin hemen. Böyle ağızda ğııı yapmakta o da mekruhtur. O kadar değil.

İzâ câe ehadüküm fe-evsea lehu ehûhu fe-innemâ hiye kerametün ekramallâhu bihâ.

"Geldi bir arkadaşımız, oturuyorduk bir sohbet meclisinde. Hemen birisi 'Buyurun buraya!' dedi bir yer açtı. Onu Allahu Teâlâ'nın ikramı olarak kabul et. Yer gösteriliyorsa git ve oraya otur."

İzâ câe ehadükümü'l-mescide fe'l-yusalli secdeteyni min kabli en yeclis sümme'l-yak'ud ba'dü in şâe ev li-yezheb li-hâcetihi.

Bir camiye girdiğiniz vakit iki rekat namaz kılmadan oradan çıkmayınız. İsterse ondan sonra otursun isterse işine gitsin. Madem ki camiye girdin iki rekat namaz kıl da öyle git.

İza cae ehadüküm ile'l-mescidi fe'l-yenzur fe in raâ fî na'lihi kazeran ev ezen fe'l-yemsahhu ve'l-yusalli fîhimâ.

Bak şimdi. Bu bizim memleket için değil ama, Arabistan'daki camiler için. Oraları kumdur, camiye girdiğiniz vakitte kumun üzeridir ama ayakkabı ile girmek yakışmaz. Ayakkabına bakarsın eğer bir pislik varsa onu gidersin, diyor

"Ayakkabısına bakar orada bir pislik filan varsa." Fe'l-yemsahhu. "Onu meshetsin, toprağa filan sürsün gidersin onu." Ve'l-yusalli fîhimâ. "O ayakkabıları ile de namazı kılsın."

İslam dininde askerlik devirlerinde, soğuk memleketlerde, ayağından ayakkabını çıkarırsın, yıkamak imkanın olmaz filan. Bak böyle kolaylıklar da müsaadeleri de vardır.

İzâ câe'r-racülü yeûdü merîdan fe'l-yekul allâhümme'şfi abdeke fülânen yenkeü leke adüvven ev yemşî leke ilâ cenâzetin.

"Bir hastaya gittiğiniz vakit de diyeceksiniz ki:" Allâhümme'şfi abdeke fülânen. "Bu kuluna yâ Rabbi sen şifalar ver." Fe-innehû yenkeü leke adüvven. "O senin için düşmanları tenkil eder, şecaatli bir askerdir." Ev yemşî leke ilâ cenâzetin. "Yahut bir cenazenin kaldırılmasına yardım eder."

"Binâenaleyh bu adama Sen şifa ver yâ Rabbi!" diye yani o adamı evvela bir övecek, o övme ile beraber Cenab-ı Hak'tan da bunu isteyecek.

İzâ câe ehadükümü'l-cumuate fe lâ yukîmenne ehaden min mak'adihi sümme yak'ud fîhi.

Bu gerek cuma da olsun gerek başka yerlerde de olsun. Mesela biz Medine-i Münevvere'ye gittiğimiz vakitte bu cennet bahçesi denilen bir makam var, buk'a. Bu caminin şeysi kadar anca bir yer. Orası çok makbul bir yer fakat orada yer bulma imkanı yok. Orada böyle biri kalkmadan birisi oturur.

Şimdi bizim bir arkadaş bir Arap tutmuş, ona beş on kağıt [vermiş,] "Ben gelinceye kadar sen demiş şurasını zaptet. Beni gördün mü kalkarsın orasını bana verirsin. Sana beş kağıt on kağıt neyse. Bu adam onu her gün yapmış o adam da orada her gün namaz kılmış. Kolay bir iş.

Fakat şimdi burada Efendimiz diyor ki;

"Siz cuma namazına geldiğiniz vakit de böyle bir kurnazlık yapıp da büyük cami mesela Fatih gibi, daha büyük camiler. Adamı ön safta bir yere oturtacaksın, "Ben gelince kalkıp bana orasını vereceksin. Bunu yapmayın. diyor. Bunu yapmayın ha!

İzâ câe ehadükümü'l-cumuate fe-lâ yukîmenne ehaden min mak'adihi. "Oturacağı yere bir başka adamı oturtturmasın."

Sümme yak'ud fîhi.

Mesela olur ya, namazda sıkışmış olur abdest alması için dışarı gidip, adama der ki; "Burasını muhafaza et." der, ceketini koyar başka bir şeysini koyar, "Burasını başkasına kaptırma." diyerekten bunlar ramazanlarda filan oluyor. Bunlar caiz olan şeyler değil.

İzâ câe şehru ramadânü füttihat ebvâbü'l-cennti ve ğullikat ebvâbü'n-nâri ve suffideti'ş-şeyâtînu ve nâdâ münâdin yâ tâlibe'l-hayri helümme ve yâ tâlibe'ş-şerri uksır hattâ yenseliha'ş-şehru.

Allah cümlemizi affetsin.

Ramazan ayı geliyor, şeytanlar bağlı, yine kavga kıyamet yerinde ama.

Şimdi her insanın bir şeytanı vardır. Kanının içerisinde, kan nasıl dönüyor böyle cereyan ediyor bütün azamızın içerisinde. Şeytan da o kanların içerisinde öyle dolaşır. Yaş 30, ah 40 olsa da dersin bir adam olabilelim. 40 olur, ah 50 olsa da bir adam olsa dersin. 60 olur, 70 olur, 80 olur, katiyen adam olmanın imkanı yok. Daima bakıyorsun o şeytanın şeysine kapılıyor insan.

Onun için yedi ahlak: Şehvet, gazap, kin, hırs, haset, riya.

Bu kötü huylar insanda durduğu müddetçe insanın kendisini kurtarmanın imkanı yok. Bu yedi tane baş bu. Bu yedi başın 10'ar tane yavrusu var, 70 tane. Bu 70 insanın doğuşundan ölüşü ne kadar başına musallat. Bunların vücuttan çıkarılması yahudinin Kudüs'ten çıkarılmasından daha zordur. Yahudiyi çıkarmak kolay. Bir zorlanırsın, oradan beş on kişi şehit verirsin, defolur gider. Fakat bunları çıkarmak ondan daha zordur. Binâenaleyh bunları buraya bir kere kökleştirip yerleştirmemek lazım. Kökleşti yerleşti mi emin ol kafasını kesmedikçe [çıkmaz]. Biz de bir tabir vardır, "Teneşir temizler" derler ya. Bu çok doğrudur. Teneşir temizler bunu artık. İmkanı yok, başka türlü olmaz bu.

Onun için Allah cümlemizi affetsin.

Bak bu mübarek aylar geliyor gidiyor. Kaç tane ramazan gitti. Kaç tane hac mevsimi gitti, kaç tane bilmem ne gitti, biz yine hâlâ o eski adamız. Hâlâ yine o eski adamız.

Niçin?

Islah-ı nefse gayretimiz yok.

Onun için;

İzâ teraktümü'l-cihâde salletallahu aleyküm züllen. "Siz cihadı terk ettiğiniz vakitte sizi bir zillet yakalar ki." Lâ yenze'uhû hattâ terci'û ila dîniküm. "Dininize dönmedikçe o zilletten kendinizi kurtaramazsınız."

O hangi cihat?

İşte nefsinin içerisine o kötü huyları sokmamakta, olardan kendini kurtarmakta cihat.

Bu da kolay kolay olmaz ha.

İzâ câe'l-mevtü li-tâlibi'l-ilmi ve hüve alâ hâzihi'l-hâleti mâte ve hüve şehîdün.

Şimdi bu adam, göklere çıkmak için yıldız ilimlerini, füze ilimlerini bilen adam mıdır bu şehid şimdi?

Tâlibü'l-ilim, ilim talep ettiği vakitte ölünce şehit olur. Ama bu tâlibü'l-ilim dediğin senin aya [gitmek] füzeyle uğraşan çeşitli ilimler var ya.

Onları öğrenmeye çalışırken ölen bu adam da mı şehit?

Ehli imandan, imanına taalluk eden meseleleri öğrenmek üzere çalışan insan o hal üzere ölürse, şehit olan odur. Yoksa öteki ilimler hepsi fasa fisodan ibaret. Senin bu hayatında sana fayda var, gözünü yumruktan sonra belki; "Ne için ömrünü bunlarda geçirdin de Allah'ın ibadeti ile meşgul olamadın, zikrullah ile meşgul olmadın?" diyerekten, sana zararı olacak.

İzâ câeküm men terdavne dînehu ve hulukahu fe-enkihûhu illâ tef'alû tekün fitnetün fi'l-ardi ve fesâdün arîdun.

Bak şimdi yine geldi.

İzâ câeküm men terdavne dînehu ve hulukahu. "Geldi size birisi, evlenmek istiyor; oğlan kız. Ha, bunun dinine bakınız bir de ahlakına bakınız. Dininden ahlakından razı iseniz." fe-enkihûhu. "Bununla evlenin."

İllâ tef'alû tekün fitnetün fi'l-ardi ve fesâdün arîdun. "[Eğer böyle yapmazsanız] bu sizin için yeryünde bir fesat, bir arîz, geniş bir fitne olur. Hem fitne olur hem fesat olur."

Onun için çok dikkat etmek lazım. Evvela tecrübeler, şimdi küçücük oğlanlar evleniyor. "Birazcık nişanlı olalım da birbirimizi öğrenelim." [diyor.] Bir yerden de hakkı var. Öğrenmeden [olmaz.] Bu işi eskiden kaynanalar yapardı. Kaynanaların çok mühim rolleri vardı.

Kız evine giderler mesele muhabbet. Bakalım bu kızı ben oğluma alacağım ama bir tecrübe edeyim. Sabahleyin erken vakitte gider, bakayım kız evin lamba şişelerini silmiş mi? Helâsını temizlemiş mi, suyu var mı, taharet bezleri var mı helâsında. Bakar ki bunlar olmadıysa "Bu kızda hayır yok!" der.

Hamama alır götürürler kızı. Kızın bakalım vücudunda bir arıza var mı görelim. Oğlumuza alacağız ya. Bunu kaynanalar yapar. Bunları bilmeden lâlettayın genç bunların içyüzüne vâkıf olamaz. Kızın bazı gizli halleri vardır. Buna erkek hiç vâkıf olamaz. Öbür taraf da tabii kendi halini, kötü halini erkek tarafına bildirmemek için ellerinden gelen hünerleri yapar.

Onun için kaynanalara fırsat var burada. Kendi kendine insan evlenirse demek ki pişmanlıklar kendisinden doğar. Fakat böyle tecrübelerle yapılırsa, oldukça bir dereceye kadar ortaya çıkar hal.

İzâ câekümü'z-zâiru fe ekrimûhu.

"Bir misafir geldiği vakit de size, ona ikram ediniz."

Onun için o günkü dersimizde de;

Ve men kâne yü'min billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri fe'l-yükrim dayfehu.

Allah'a ve ahirete inanan insan misafirine ikram etsin". [diye geçmişti.]

Burada da zâir, bu da misafir. Misafir, zâir ziyaret için gelmiş size.

"Sizi ziyaret edene, ziyaret için gelene elinizden gelen ikramı yapınız."

Birinci günü tavuk kes, koyun kes, deve kes, haline göre. İkram. İkinci günü, üçüncü günü alelâde. Fakat birinci günü elinden gelen ikramın son şeysini yapacaksın. Ama birinci gün yapamazsan, geç vakitte gelmiştir misafir, ikinci gün yaparsın.

İkram! Bu ikramlar insanların birbiriyle kaynaşmasına, bağlaşmasına sebep olur. Yapılmazsa gönlü kırılır adamın. Gittiğim de, vakti de var yani, bir kahve bile vermedi herif yahu. Bu çok mühim bir şey.

Şimdi zâirler, burada demiş ki, eyi'l-müslim. "Gelen zâirin, [misafirin] müslüman olması şart. Müslüman olana ikram edeceksin.

Şimdi zâirlerin müslüman olması şart olduğu gibi, şimdi bizim şurada bir Kur'an kursu açıldı da, kızlar var, etrafında bir sürü evler var. Diyormuş ki; "Hiç bir tane gelip de 'Ne yapıyorsun?' diye gelip de hatırımı soran yok." diyormuş. Şikayet etmiş bizim hanıma.

Ben de dedim, "Sen de şikayet edeydin hanım. Bize de hiç gelen yok etrafımızdaki evlerin sahiplerinden." Dostlar olmasa yandık yani.

Nedir bu bilmem ki! Gururdan mı geliyor, kibirden mi geliyor, ucubtan mı geliyor, kendini beğenmekten mi geliyor? Neden geliyorsa geliyor. Karşısındakini hafif görmekten en çok.

Şimdi burada mesela bir kaymakam otursa yahut bir vekil otursa, bakan otursa aşındırırlar kapıyı gelen gelene.

Ne o?

Kaymakam beyi ziyaret edeceğiz, vekil beyi ziyaret edeceğiz diyerekten.

Ama hoca kimin nesine?!

Allah affetsin hepimizi.

İzâ cemea ehadüküm fe eksele fe'l-yetevedda' vudûehu li's-salâti.

İzâ cemea ehadüküm ehlehu mine'l-leyli sümme erâde en yeûde fe'l-yetevedda' beynehümâ vudûen.

İzâ cemea ehadüküm ehlehu fe lâ yüksiri'l-kelâme fe innehu yûrisü'l-harase ve izâ câmea ehadüküm ehlehu fe lâ yenzur ile'l-ferci fe innehu yûrisü'l-amâ.

Adını beceremedim.

"Ehli ile yakınlık murat etti mi insan, yakınlık murat ettiği vakitte çok konuşmasın bir kere. Çok konuşmayı terk etsin. O cima anında, kurbiyet anında konuşmayı terk ediniz. Çünkü bu konuşmalar çocukların dilsiz olarak meydana gelmesine sebep olur." diyor.

Bazı çocuklar dilsiz geliyor ya, konuşamıyor. Bunun sebebi o anda olan muhabbetin çok laflarla oluşundan ileri gelmiştir. Orada o lafları bırak.

"Bir de o avret yerine bakmayı da bırak." O avret yerine bakaraktan muamele-i zevciye yapılırsa, burada körlük ihdas eder." diyor.

Allah muhafaza.

Bu körlük de dilsizlik de yine iki türlü. Bir gönül körlüğü vardır, gözü görür ama gönlü kördür. Daima insanlara zarar yapmaya çalışır. Bu böyle bir şeyden meydana gelmiştir. Onun için bunlara dikkat etmek lazım

Hatta mümkün oldukça çıplak bulunmamalıdır. Tesettüre riayet etmeli, örtünerek bu muameleyi yapmalı. Ve Allah'ı unutmayarak, zikrullah ile, Bismillah ile bu işe başlamalıdır.

"Allah'ım, yâ Rabbim! Bu münasebetimizden sen bizden şeytanı uzak et. Şeytan da bizden uzak olsun, bizim bu aramıza giremesin."

Evvela Allah'a sığınacaksın, ondan sonra bu muamele-i cinsiyede bulunacaksın da Cenab-ı Hakk'a sığındığından dolayı oraya şeytanın girişine imkan kalmayacak, evlat güzel olaraktan dünyaya gelir. Eğer bunlara dikkat edemez, taharetsiz olaraktan...

Bak şimdi yukarıda bir tanesi geçti de, insan mesela genç, kuvvetli, insan sabah böyle bir kaç defa yapmak ister bu camaati, o evvelki cünüp haliyle ikinci bir taneyi daha yapmaya kalkma. Fakat gusül etmek belki müşkül olur ama hiç olmazsa namaz abdesti gibi abdest al da, o namaz gibi abdestten sonra ikinciye hazırlan.

İzâ ci'tümü's-salâte ve nahnü sücûdün fe'scüdû ve lâ teuddûhâ şey'en ve men edrake'r-rak'ate fe kad edrake's-salâte.

Siz namaza geldiniz, baktığınız ki biz secdedeyiz. Siz de secdeye hemen kapanınız. İnin secdeye fakat bunu hiç saymayınız. Eğer rükûda iken yetişirseniz onu rekat olaraktan sayabilirsiniz. Namaza yetişmiş olursunuz.

İzâ ci'te's-salâti fe vecedte'n-nâse fe salli meahüm ve in künte kad salleyte tekün leke nâfileten ve hâzihi mektûbetün.

Namazlarınızı kıldınız, geldiniz camiye baktınız ki daha namaz kılınıyor yeni. Sen de uy o namaza. Mesela öğlen namazı, ona iktida et. O senin evde kıldığın nafile olur, bu da farz olaraktan bir daha kılmış olursun.

Allah cümlemizi affeylesin tevfikatı samadaniyesine mazhar eylesin inşallah.

el-Fatiha.

Sayfa Başı