M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 302-304

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Se-yekûnu ricâlun min ümmetî ye'külûne elvâne't-tâami ve yeşrebûne elvâne'ş-şerâbi ve yelbesûne elvâne'l-libâsi ve yeteşeddekûne fi'l-kelâmi fe-ülâike şirâru ümmetî.

Ders Sin harfleri ile başlayan hadis-i şerîfler olmak dolayısıyla ona dair bir çok hadîs-i şerîfler geçmiş idi. Bugünkü derste de bu hadis-i şerîfi okuyoruz ki bunlar hep bizim için birer intibaha davet edilen hadislerdir.

İnsan kazanır, yer içer, yaşar. Hayatı dünyada bütün mahlûkat bu yemenin, içmenin ve yaşamanın peşindedir. Fakat İslam dininde öyle keyfi hareketler doğru olmadığı için Cenab-ı Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Se-yekûnu ricâlun min ümmetî.

Ama yine, "Benim ümmetimdendir" diyor.

"Âhir zamanda bir takım insanlar gelecek ki onların işleri güçleri çeşitli yemekler yemek." Elvâne't-tâami. "Çeşitli yemek."

Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir öğün yer ve bir kap yer idi. Halbuki bugün biz bir, iki, üç... Üç defa da yetmiyoruz; reçeli ayrı, salatası ayrı, ayranı ayrı, şusu ayrı, busu ayrı. Bir sürü yemek. Birini kaldırıp birini koyuyoruz.

Başka yemek yok mu?

Bir de soruyoruz arkasından. Pilav olmazsa olmaz diyoruz. Etsiz hiç olmaz diyoruz. Halbuki onlar bir hurma. Genellikle yemekleri hurma idi. Bazen işte yemek filan da yapılırdı. Ama bir kapla iktifa eder ve bir öğün yerlerdi. Nadiren iki öğün yerler üçü hiç yemezlerdi. Üç öğün hiç yememişler. Ve bize de bunu tavsiye ederlerdi. Üç öğün çünkü çok. Binâenaleyh bütün vücut bu yemekleri içmekleri hazımla geçiriyor ömrünü. Bir taraftan kazanalım da yiyelim bir taraftan da bunları ihraç edeceğiz diye uğraşmak suretiyle ömür tükeniyor boşuna.

Onun için diyor ki;

Se-yekûnu ricâlun min ümmetî.

Erkekleri zikretti ya ama kadınlar da bunun içersine dâhildir yani. Burada erkeklerin zikri olması erkeğin şerefine binâendir. Yoksa kadın da dâhildir. "Ümmetimden kadın erkek" demek.

Ye'külûne. "Yerler." Elvâne't-tâami. "Çeşit çeşit yemekler."

Sabahleyin ayrı, öğlene ayrı, akşama ayrı, böyle çeşit çeşit.

Ve yeşrebûne elvâne'ş-şerâbi. "Çeşitli de içecek şeyleri vardır."

İşte gazozundan tut, colaların çeşitleri var bir de. Bunlar işte maden suları bilmem neler. Bunlar da elvane'ş-şerâb. Böyle birini iktifa etmezler. Hazım içindir derler, şifadır derler, iyidir derler, bunları da böyle yaparlar.

Ve yelbesûne elvâne'l-libâsi. "Esvapların da çeşidini giyerler."

Yazlık der, kışlık der, bu mevsime bu giyilir der. Bu mevsime bu giyilir der.

Geçen birisi vefat etmiş de evinden 40 tane kravat çıkmış. Şimdi bilmem kaç çeşit de esvabı çıkmış. Verecek yer arıyorlar. E bunlar müslümana yakışır şeyler değil tabiatıyla.

Ve yelbesûne elvâne'l-libâsi. "Çok çeşit esvaplar giyerler."

Sabahleyin başka giyer, öğlene başka giyer, akşama başka giyer. Bu hafta başka giyer, bir dahaki haftaya başka giyer. Altı ay giyerse onu pek makbul saymaz çok oldu der, eskidi der.

Ve yeteşeddekûne fi'l-kelâmi. "Bu da yetmiyormuş gibi, söz söylerken de zorlanarak, edebî konuşacağım, fesahat taslayacağım diyerekten lügat parçalayacağım diye zorlanır."

Zorlanır, yani edebiyat kolay bir şey değil tabi. Onun ayrıca ilmini okuyacaksın. Onun usüllerini öğreneceksin. Konuşurken öyle konuşacaksın. Eğer mektepte okumadıysan bunu zorlanırsın bu sefer konuşmak için.

Ve yeteşeddekûne fi'l-kelâmi. "Şöyle ağzını eğerek bükerek." diyor.

Konuşurken zorlan konuşuyor. Bak;

Fe-ülâike şirâru ümmetî. "Bunlar benim ümmetimin şerlileridir."

Şerlileri!.. Ama yine "ümmetim" diyor.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Onun için yemeklere düşmek, giyimlere düşülmek, evleri süslemek... Geçen galiba geçti bir dersimizde. Kabe'yi süsler gibi evlerini de süsleyecekler. Âhir zamandaki ümmetim Kabe'nin süslendiği gibi evlerini de süsleyecekler. Bu evlerin süslenmesi de tabi hep masraflarla oluyor. Masraflarla oluyor, bu paranın harcanacak yerini bilemediklerinden dolayı bu fuzuli masrafları yapıyorlar.

Bunlar benim ümmetimin şirârı.

Ve lehvi yubiyyat. İçine girer, bir de haram olan içkiler girerse artık onun hakkından gelinmez bir bela olur. Vestuhilleti'l-hamru diyor. Bu da içkiden içilen şeylerden, haram şarap denilen şey.

Onun envai var mesela. Onların hangisi olursa olsun haramdır. Bir kere helal dersen Müslümanlıktan çıkar. Harama helal dediği için Müslümanlıktan çıkar insan. Helal helaldir, haram haramdır. Haram olarak içerse günahkâr olur. Bu da Allah'ın nimetidir ne olacak helaldir diye içerse İslam'dan çıkar.

Onun için buna çok dikkat etmek lazım. Helali helal bilmeli, helaldir demeli. Haramı da haram bilmeli, haramdır diye.

Şimdi başkasının malını elinden zorla aslan da yesen sana helal olur mu?

Haramdır. Helal dersen İslam'dan çıkarsın vesselam.

Bunlar çok [önemli şeyler.]

Yani şimdi bu çeşitli yemek yemeyelim mi, Allahu Teâlâ'nın çeşitli nimetlerinden istifade etmeyelim mi?

Edelim. Nimetler Allah'ındır bize vermiştir. Kimse onların önüne haramdır diyemez. Diyemez ama nefsin hakkından gelmek imkânı olmaz insanın. Nefis yedikçe kudurur. Azıtır. Hakından gelemezsin ondan sonra.

E namazımı kılıyorum canım.

İş namaz kılmakla bitse kolay. Yalnız namazla bitmiyor ki iş. Evamir-i ilahiyeyi imtisal yasaklardan içtinap.

Bakalım namaz kılmakla beraber evamir-i ilahiyeyi imtisal edebiliyor muyuz?

Tutabiliyor muyuz Allah'ın dediğini?

Ve her yasaklarından kaçabiliyor muyuz?

Kaçamıyoruz.

Niçin?

Nefsin birçok arzuları var. Arzuların önüne geçmenin imkânı yok. İstiyor da istiyor. İstedikçe de arttırıyor. Verdikçe de arttırıyor yani.

Onun için onun önüne geçmek ancak Peygamberin yolundan gitmekle olur.

O yiyemez miydi?

Peygamberin serveti mi yoktu yani, malı mı yoktu?

Allah onun için, "Dağları taşları altın olaraktan arkandan yürüteyim senin. Nereye gidersen dağlar taşlar altın olarak senin arkandan gelsin." dediği halde;

"İstemem yâ Rabbi!" dedi.

Niçin?

Dünya o, fani bir âlem. Bugün varsa yarın yok işte.

Onun için insan kendini böyle zevke [alıştırmamalı]. Yaşa başa bakmaz ha. Zevke sefaya kendini alıştırdın mı onun arkasından hakkından gelemezsin. O seni sürükler götürür. Nasıl azgın bir at gemini, dizgini eline aldı mı onun önüne geçemezsin sen artık. Onun için nefis ondan daha çok azgındır. Onun önüne geçilmez.

Ona işte ancak [az yedirerek hakim olabilirsin].

Sonra daha geçen bir dersimizde geçmişti ya;

Ehabbüküm ilallah. "Allaha için en sevgiliniz." Ekallüküm tu'men. "Yemeği az yiyen."

Allah'a sizin sevgiliniz yemeği az yiyen. Çeşitli değil az yiyen.

Ve ehaffüküm bedenen. "Beden cihetinden de hafif olan."

Binâenaleyh sen o kadar ye ki yediğin yemek seni taşısın. Çok yersen sen onu taşırsın bu sefer. Sen onun hamalı olursun. Onun için işte bir karar vermişler. Şu kadar kiloda şu kadar okkada insan olursa karardır demişler. Onu geçirdin mi hastalıklar da artar, dertler de artar, meşakkatler de artar, hamallık da artar.

Onun için çok yemenin iki cihetten zararı var: Bir din cihetinden zararı var, bir de dünya cihetinden zararı var. Dünya cihetinden zararı hastalıktan kurtulmaz insan. Başı daima derttedir.

Ashab-ı kiramın yani Resûlullah Efendimizin zamanı saadetlerinde yaşayan insanlar hepsi bu usule tâbi idiler. Sonra onların arkasından insanlar biraz azıtmaya başladılar yavaş yavaş. Arkasından mutasavvıfe tabakası geldi ki tasavvuf şeysi doğdu;

"Yoo!" dediler, "Resûlullah'ın yolunu geçmeyin! O nasıl dedi, ona göre yiyeceksin, ona göre içeceksin."

Geçen ki dersimizde de geçmişti ki;

Üç şey çok kıymetli.

Nedir onlar?

Birisi helal parayı bulmak çok zor. Çok aziz bir şey. Nadirattan bir şey helal para. En mühimi o.

İkincisi;

Ev ehun yüste'nesü bihî. "Hakiki bir kardeş."

Hakiki bir dostu bulmak da çok zor bir şey. Herkes bugün senin dostun. Paran varsa dostun. Yüzüne güler, mevkiin yerindeyse yüzüne güler, elini öper, ayağını öper. Fakat içinde içi başkadır. İçiyle dışının bir olması lazım.

Sonra birisi de, "Sünnetlerin icrası."

Sünnetlerin icrası da çok mühim. Bugün sünnetlerin icrası hemen hemen pek yok. Bir abdest, namazdaki sünnetleri yapıyoruz. Diğer sünnetlerin hepsini, mesela bu az yemek, az içmek, az uyumak bu da sünnettir. Sünnetin işte ta kendisi burada. Misvak kullanmak sünnettir. Kaç kişi misvak kullanıyor bilmem.

Geçen bir dişçi kardeşimiz geldi. Dişçi olmak dolayısıyla misvakın fevaidini araştırmış. Misvak kadar faydalı bir şey yok. Misvağın içersinde ağızdaki mikropları öldüren bir kuvveti varmış. Onu tetkik etmişler bulmuşlar. Misvak ağacının içerisinde ağızlarımızı misvakladığımız takdirde dişlerimizdeki mikropları öldürüyor. Sonra Peygamberimizin sünneti. Görüyorsunuzdur hacıya gidenler, Arapların şurasında takılıdır, iki de bir hemen ağzını fırçalar, sokar oraya. Namaza durur ağzını fırçalar. Namazı bitirir yine ağzını fırçalar. Misvakıyla gezer. O sünnettir. Yatarken, kalkarken, beş vakitte mutlaka ağzınızı bununla fırçalarsanız dişleriniz temiz olur, sıhhatiniz yerinde olur. Vaktiyle dişleriniz çürümez vaktinden evvel.

Üçüncüsü de sünnetlerin [icrası.]

Yemek yerken masada güzel kurulup yemek başka. Ama sünnet oturur, sağ dizini diker, böyle eğilir [yer.]

Peygamber Efendimizin deriden bir sofrası vardı. Deriden mâmul. Onu yayarlardı, onun üzerine yemeğini kor [yerdi]. Biz de;

Efendim yemeğe hürmet lazım!

Sen Peygamber kadar mı bilecen yahu?

Onun üzerine şeye kaldırıyorsun!

Peygamber yerde yerken sen nereden icat ediyorsun bunu?

Bir de üstüne ilave, "Bir hürmet lazım." [diyor.] Yani sen Peygamberden daha iyi biliyorsun!.. Bid'at olan bir şey.

Sonra yedikleri vakitte mesela besmele-i şerif ile başlamak, arkasından dua etmek, "Elhamdülillah! Bu nimetleri bana verdin de elhamdülillah karnımı da doyurdum. Bundan bana sıhhat, afiyet, kuvvet, kudret ver sana taat edeyim yâ Rabbi!"

Sonra acıkmadıkça [yemek yemek doğru değil.] Bizim mesela bellidir. Sabahleyin şu saatte yemek. Öğlen üstü bu saatte yemek. Akşama bu saatte yemek. Acıkmadıkça yemeyeceksin.

Acıkmadın, ne diye öğlen saatinde kaçırmayayım diye uğraşıyorsun?

Bir sabah yemeği akşama kadar bir insana yeter. Ama mide alıştı mı ister o hep. Acıktım der. Çünkü alıştı artık ona. Hayvanı nasıl alıştırırsak mide de ona alışıyor. Alıştı mıydı da istiyor. Ramazanda ne güzel istemiyor hiç.

Neden?

Unutuyor o alışkanlığı. Mecburiyet de var. Acıkmıyor.

Yemekten sonra ağzını yıkamak. Yemekten evvel yıkamak. Yemekten sonra da eli, ağzı güzel yıkamak. Bir çok hastalıklar bahusus ağzını yıkamadan yatmak dolayısıyla bir çok hastalıklar insanın üzerine gelebilir. Bunlar da yemeğin sünnetleridir.

Uykunun sünneti var. Uykunun sünneti de uykun gelmedikçe yatmayacaksın. Yok uyku saati geldi hemen yatağa gider. Bu gavurların adeti. Uykun gelecek o zaman yatacaksın, uykuyu da bölerekten gece namazını kılmak şartıyla. Gece de kalkıp böyle birde ikide bir namaz kılmak. Bu da sünnettir. Peygamber'e vacip, bize de sünnet. Teheccüt dediğimiz namaz.

Onun için bak şimdi;

Fe-ülâike şirâru ümmetî.

Şirarı ümmet neden olalım?

Allah'ın nimetlerini yiyoruz. Teşekkür de ediyoruz. Niçin şirarı ümmet olalım?

Demek ki nefis. Nefis bizi sürükleyecek bizi sonra fena yollara. Hakkından gelinmez o zaman.

Allah muhafaza etsin.

Bu yeni bir hadistir.

Se-yekûnu fî âhiri'z-zamâni şuratatün yağdûne fî ğadabillâhi ve yerûhûne fî sahatillâhi. Fe-iyyâke en tekûne min bitânetihim.

Taberani Ebû Ümame'den rivayet etmiş ama bu hadisi ben söyleyemeyeceğim.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Bu gün herkes devlet kapısından ekmek beklemek için yüzbinlerce çocuk mektebe koşar.

Niçin?

Memur olacağım, rahat. Güzel bir yere de oturursam rahat ederim der.

Sanata, ticarete, atılıma günümüz çok noksan. Bugün dünya piyasalarında diyorlar ki deniz kuvvetlerimiz [çok zayıf,] deniz ticaretimiz Kıbrıs'tan azmış. Deniz ticaretimiz yok. Beceremiyoruz. Kaç milyar para veriyormuşuz gemicilere biz, memleketin denizcilerine ki bizim mallarımızı dış memleketlere götürsünler diyerekten. Kendimizin götürecek gemimiz yok demek yahut beceremeyeceğiz demek neyse.

Yani herkes memur olmak hevesinde. Ticaret, sanat, ziraat geriye kalıyor. Bugün birçok köylerimizde [topraklar] muattal hale gelmiş. Hep şehirlere akıyor milletler, şehirler de para bol ve kolay kazanılıyor. Köyde toprakla uğraşmak da kolay bir şey değil.

Onun için bak bu [hadiste;] "Sabahleyin ve akşamüstü Allahu Teâlâ'nın gadabına uğruyorlar. Sakın sen onlardan olma!" buyuruyor.

Bunun arkası yeter bu kadar.

Se-yekûnü ba'dî selâtînü.

Bu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Cenab-ı Hakk'ın en sevgili bir kuludur. En sevgili kulu olduğu için, şimdi bu deme ki;

"Cenab-ı Peygamber zamanını bilirdi, zamanından sonrasını nasıl bilecek? Allah mı bu?"

Hayır, Allah değil ama Allah bildiriyor ona. Allah bildirdiği için o da bize bildiriyor. Bir vakit gelecek şöyle olacak, böyle olacak. 100 sene sonra, 500 sene sonra, bin sene, iki bin sene sonra şunlar olacak.

Se-yekûnü ba'dî selâtînü. "Benden sonra sultanlar gelecek."

Hilafet kalkacak ortadan. Halifelik dört devirde; Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, bitti. Ondan sonra sultanlık devri geliyor: Selatîn.

el-Fitenü alâ ebvâbihim. "Herkes sultan olmak için sultanlık kapılarında fitneler o kadar artacak ki." Ke-mebâriki'l-ibili. "Develerin yattığı yerlerde yatak yerlerine diyorlar ki onların yatak yerlerinde devenin şeysinden dolayı çok vukuatlar olurmuş." Lâ yu'tûne ehaden şey'en. "Bu insana bir şey verirler." Selatîn. "Selâtin vazife verir, para verir memuriyet verir, ne verirse verirler."

Lâ yu'tûne ehaden şey'en.

Şey dendiği vakitte her şey içine girer değil mi?

Şey lafzının altındadır. Varlık, ne verirse verir.

İllâ ehazû min dînihi mislehu."Ama vediği kadar dininden alır."

Verdiği kadar senin dininden alır.

Nasıl alır?

Paranın sebebine sen ona boyun bükeceksin. Kötülüklerini görmeyeceksin. İyikiliklerine meth ü sena edeceksin. Öbür türlü ise dinini elinden kurtaracaksın.

Paranın şerri.

Buna da dikkat edin!

Se-yekûnü ba'dî min ümmetî. "Benden sonra gelecek, olacak bir zaman." Kavmün. "Bir kavim ki." Yakraûne'l-Kur'âne. Eûzubillahimineşşeytânirracîm diye başladı mı okumaya sesi de güzel, edası da güzel, kendisi de güzel. Bayılırsın okuduğuna. Oku da dinleyelim!" diyerekten bayılır, herkes bayılır.

Yakraûne'l-Kur'âne. "Bu kavim ki Kur'ân-ı Azîmüşşân'ı okurlar."

Bak geçen de kaç derstir geçiyor bu ha tekrar tekrar başka ravilerle.

Yakraûne'l-Kur'âne. "Kur'an'ı okurlar bunlar, ellerinden düşmez kitap."

Sürekli, mütemadiyen okurlar ama;

Lâ yücâvizü. "Bu Arap bu."

Arap dedi ama hepimize şamil. Malum ya, o okurken anlıyordu az çok. Ne okuduğunu anlıyordu. Biz ise, Allah affetsin, okuduğumuzu da anlamayız. Yalnız okuruz sevaptır diyerekten. Okuruz da onun emirlerine uymamız yok. Emirlerine uymamız yok, yasaklarından kaçmamız yok. Yine herkes bildiğini yapar.

Dün bir arkadaş geldi de iki kardeş kavga etmişler. Kavganın sebebi de faiz. O faizci boyuna para dağıtıyor. Senet alıyor tabi eline. Öteki de bunu biliyor tabi. Musallat oluyor üzerine. Şimdi bu adam da müslüman adam. Namaz da kılar. Hacıdır da. Ama bunu da sanat edinmiş kendisine. Okuyor Kur'an'da, ve "Faizi yemeyin!" diyen âyetler okuyor ama o onu okuyup geçiyor öyle. "Hile yapmayın!" âyetleri okuyor geçiyor öyle. "Fesat yapmayın!" âyetler geçiyor okuyor. "Allah zulmü sevmez!" âyetler okuyup geçiyor. Yine zulmün içerisinde, fesadın içerisinde, hilenin içerisinde. Her çeşit, her çeşit fenalıklar üzerimizde.

Allah muhafaza etsin.

Böyleyken;

Yakraûne'l-Kur'âne lâ yücâvizü. "Tecavüz etmez yani geçmez."

Hulkum diyoruz ya, hulkumun cemî halâkîm gelir.

Halâkîmehüm. "Bu boğazlarından geçmez, içeriye inmez."

Gönlünde bir şey yok. Gönlü boş.

Ya, ne yapıyor?

Ağzıyla söylüyor, işte o kadar.

Yahrucûne mine'd-dîni. "Bunlar dinden çıkarlar."

Dinden çıkarlar bunlar.

Ama Kur'an okuyor ya efendi, nasıl olacak, dinden nasıl çıkar bu adam?

Ne bileyim ben nasıl çıkacağını?

Kur'an okuyor fakat diyor ki bak;

Yahrucûne mine'd-dîni. "Dinden çıkar."

Nasıl çıkar?

Kemâ yahrucu's-sehmü mine'r-remiyyeti. "Avcı yahut atıcı attığı vakitte silahını hedefi delip nasıl geçerse öte tarafa, bu da dinden öyle çıkar gider."

Ok nasıl çıkıyor, bu da böyle.

Sümme. "Ondan sonra." Lâ yeûdûne fîhi. "Bu irtidat, mürted oluyor, yani irtidat ediyor."

Şimdi aziz kardeş!

Gavur var, bir de mürted var. Gavur gavurdur, bildiğimiz Ermeni, Rum, Yahudi çeşit gavurlar. Bunların kestiğini yeriz, karılarını da alırız. Yahudi karısını da alırız, Ermeni karısını da alırız, Rum karısını da alırız, nikâhlanırız yani.

Caiz değil mi ya?

Fakat mürtedin ne kestiğini yeriz, ne karısı alınır ne kız verilir kendisine.

Mürted, yani dini bırakmış, dinden dönmüş. Dinden dönenin bu kadar fenadır akıbeti.

Allah muhafaza etsin.

Günah işler bir insan. Günah işlemekle gavur olmaz da günah gavurluğa doğru götürür ve böyle bazı helali haram dersen, haramı da helal dersen bu sefer dinden çıkar insan. Ve buna benzer birçok şeyler. Bu kantarı, ölçüsü bu.

Sümme lâ yeûdûne fîhi. "Bir daha dönmez artık dine. O gâvurluğunda yürür gider." Hüm. "Bunlar nedir?" Şerrü'l-halki. "Mahlûkâtın en şerlisi."

Bunlara burada demiş ki, "Bunlardan murat şîa ve havarictir denmiş."

Yani şîa ve havaric yani bizim Kızılbaş dediğimiz. Şîa Acemistan'da olan ve bizim içerimize de girmiş olan, Yavuz Sultan Selim'in 30 binini, 40 binini kestiği halde önüne geçemediği bu cemiyet, bu kavim bugün içimizde yaşamaktadırlar. "Bu onlara aittir." denmiş ama bu bugün sirayet etmiş hepimizin içine.

Allah hepimizi muhafaza etsin bu kötü duruma düşmekten. Okuduğumuzu bilerekten okumak, evâmiri ilahiyeye imtisal edip nevâhîsinden sakınmak suretiyle Cenab-ı Hak cümlemize hakiki tevbeler nasip etsin.

Yoksa iş Kur'an okumakta değil yani! İş Kur'an okumakta değil Allah'ın yolunda gitmekte iş.

Ve atîullahe ve atîurrasûle.

Allah'a ve Resûle itaat lazım. İtaatsiz olan bu okumadan fayda hasıl olmuyor.

Canım sen okuyorsun ama bak gittiğin yola bak bir kere?

Hiç müslümana benzer ruhun bile yok üzerinde?

Bu halinle nasıl Müslümanlık davasında bulunuyorsun?

Burası da çok acı.

Bunların alameti tarifi bunları nasıl tanıyalım anlayalım?

Sîmâhüm. "Bunların alameti." et-Tahlîku. "Tahliktir, tıraştır. Tıraş olmaları."

Bugün hippi denilen mahlûk sakalı salmaktan hiç utanmıyor. Saçı başı darma dağınık. Bir sürü ne olduğu belli olmayan bir mahlûk. Fakat bir müslüman sakal salmaya utanıyor. Karıdan izin almak lazım diyor. Şöyle diyor, cemiyet buna müsait değil diyor. Öteki herif ne cemiyet tanıyor ne bir şey tanıyor. İstediği gibi bacağı açık, karısı açık, kızı açık. Saçı sakalına karışmış. Bu korkmuyorlar.

Se-yekûnü akvâmun min ümmetî. "Ümmetimden yine bir takım kavim gelir ki." Yuğallitûne fukahâehüm bi-udali'l-mesâili. "Gayet ince meseleler, mühim meseleler, içinden çıkılmayan meseleler."

Gelir, "Allah nerde?" der.

"Allah ne işle meşgul?" der.

"Allah'ın boyu nasıl eni nasıl?" der mesela.

Gelir meleklerden sorar; "Niçin görünmüyorlar, niçin göremiyoruz?" der. Kaderden bahseder. Şöyle eder böyle eder. Mühim ince meselelerden böyle.

Mesela birisi gelmiş, sineğin yağını soruyor galiba birisine de;

"Utanmaz herif! Hz. Hasan'ın, Hüseyin'in kanını emdiğinizde hiç düşünmediniz de şimdi bir sinekten ne kadar kan çıkar diyerekten, ne kadar abdesti bozar mı bozmaz mı diyerekten onu soruyorsun benden!" demiş.

Sinek ısırığı, azıcık buradan bir kan çıkar mesela. Bunun abdesti bozuyor mu bozmuyor mu diyerekten uzun uzun tetkikat yapmaya kalkar ki o böyle bir mesail, o da değil. Böyle ince şeyler soruyor yani altından çıkılması müşkül olan şeyler var. O ince müşkül meseleleri ileri sürüyor. Onları tetkike kalkıyor. Bunlar da iyi bir şey değil.

Ülâike şirâru ümmetî. "Bu da ümmetimin şerlileri yapar bu işi."

Mesela şimdi beyefendi kaderi inkâr ederekten kitap yazıyormuş. "Kader nedir?" diyerekten. Kaderi inkâr eden mezhep var; işte Şialar var, Kaderiyeciler var, bilmem kimler var filan. E o zaman sen ehli sünnetin dışına çıkarsın. Sen ehli sünnetten olamazsın. İnkâr edersin ama ehli sünnetten de olamazsın. Ülâike şirâru ümmetî diyor sana. Ümmetin de şerlisi olursun.

Yine buyuruyor bak.

Se-yekûnü beyneke ve beyne Âyişete emrün. Cenab-ı Peygamber bak hadiseleri nasıl mucizesi ile beyan ediyor.

Kâlehu li-Aliyyin. "Ey Ali! Yakın zamanda seninle Aişe arasında bir hadise, bir vakıa olacak." Kâle: Fe-ene eşkâhüm yâ resûlallâh? "Yâ Resûlallah! Ben o zaman insanların en şakîsi mi olacağım?"

Aişe ile benim aramda nasıl olur hadise?

Kâle: Lâ. "Hayır hayır, sen insanların en şerlisi olmayacaksın." Ve lâkin izâ kâne zâlike ferdudhâ ilâ me'meniha. "Fakat eğer böyle bir hadise olduğu vakitte onu al ve yerine onu emniyetle götür teslim et."

Bir daha böyle şeylere karışmasın. O zaman biz esir deriz ya. Tabii ona yakışmaz o denilen şey. Orada mağlup oldular ve Hz. Ali Efendimiz aldı onu evinde misafir etti. Sonra da Medine-i Münevvere'ye geri çevirdi. Yolladı.

Ama hadise oldu. Cemel Vakası diyorlar buna. Cemel Vakası. Hz. Aişe validemizin arkasına bir sürü insanlar takıldı. Hz. Ali'ye karşı isyana gittiler, fakat mağlup oldular. Hz. Ali Efendimiz yine Hz. Aişe validemizi aldı evinde misafir etti sonra Medine-i Münevvere'ye selametle yolladı. Efendimizin bu emri zahir oldu yani o zaman.

Buradaki hadisler çok ince manalı. Çok, hepimize de dokunan ağır tehditler var içerisinde. Onun için onu, onları okumaya bile cesaret edemiyorum. Okumaya bile cesaret edemiyorum!

Allah kusurlarımızı affetsin.

Bir insan pislik bir yerde yürür de ayağına pislik bulaşmasın derse olur mu?

Pislikte yürüyorsun mutlaka o pislik sana bulaşacak.

Dikenli bir yerde yürüyorsun da bana diken batmasın dersen olur mu?

Olmaz. İlle o diken sana batacak. Binâenaleyh yürüdüğün yeri iyi gör ve geçtiğin yere iyi bak, dikenli yoldan gitme. Pislik yollara girme. Allah'ın yolundan ayrılma yani. Allah'ın yolundan ayrıldın mı, Peygamberin yolundan ayrıldın mı pisliklere, dikenlerin içine düşersin. Ondan sonra ya kurtulursun ya kurtulmazsın.

Allah korusun.

Se-yekûnü fî âhiri ümmetî nisâün. "Benim ümmetimin âhir zamanda gelecek bir kavimde kadınlar olacak ki." Yerkebne alâ sürûci ke-eşbâhi'r-ricâli. "Hayvanlara binecekler; atlara, develere, otomobillere." Yenzilûne alâ babi'l-mescidi. "Cami kapılarına da gelip inecekler." Kâsiyâtün. "Esvapları üzerlerinde."

Esvapları da var yani.

Kâsiyâtün. "Kisvelenmişler, örtülü ama." Âriyâtün. "Hakiki esvaptan ârîdirler."

Üstündeki elbiselerin inceliğinden veyahut da takva elbisesi yok kendilerinde.

Alâ ruûsihinne ke-esnimeti'l-buhti'l-icâfi. "Başlarında böyle deve hörgücü, zayıf develerin hörgücü gibi hörgüçleri de var." Fe'l-anûhünne fe-innehünne mel'ûnâtün. Lev kânet verâeküm ümmetün mine'l-ümemi hademethüm kemâ yahdumuküm nisâü'l-ümemi kableküm.

Allah kusurlarımızı affetsin. Tevfikatı samadaniyesine mazhar etsin.

Se-yekûnü ba'dî umerâü. "Bir takım amirler gelecekler ilerde yine." Yaktetilûne ale'l-mülki yaktülü. "Mülkü ben alacağım diyerekten dövüşecekler."

Şimdi neydi o Afgandaki, mülkü almak için dövüştüler birçok insan öldü orada mesela.

Yaktetilûne ale'l-mülki yaktülü. "Mülkü biz geçireceğiz ele diyerekten dövüşecekler." Yaktülü ba'duhüm ba'dan. "Bazısı bazısına ben vermeyeceğim diyecek. O da ben alacağım diyecek." Yaktetilûn. "Dövüşecekler, birbirini öldürecekler."

Allah muhafaza etsin.

Se-yekûnü fî âhiri'z-zamâni.

Orada se-yekûnü ba'dî diyordu, burada fî âhiri'z-zamân diyor.

Zaten Peygamberimizin kendisi de ahir zaman Peygamberi değil mi?

O günden sonra, yalnız kendi devri müstesna. Peygamberimizin bu devri müstesna. O hem dünyanın, dünya hayatının en güzel devri Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bulunduğu devir. O devir bir daha bulunmaz.

"Ondan sonra bir takım kavim gelecek ki yine." Akvamun. "Kavimler." Yukâlü lehüm: el-Lûtiyyetü. "Bunlara Lutî derler."

Lutî denilen bir kavim gelecek. İşte Lut Gölü var ya hani. O Lut Gölü de onlardan kalma. O fena hadisenin insanları, Lut aleyhisselam'ın zamanında o memleketin batmasına da sebep oldular. Ama bu kıyamete kadar gider devam eder. Bunlara Lutî denilir.

Alâ selâseti esnâfin. "Bunlar üç sınıf üzerindedirler."

Lutîler üç sınıf üzerindedirler.

Fe-sınfun. "Bunlardan bir sınıf." Yanzurûne ve yetekellemûne. "Ancak bakıp görüşmekle telezzüz ederler."

Görüşmek ve bakmak suretiyle telezzüz ederler ama bunlar Lutîlerdendir. Birincisi.

Ve sınıfun. "İkinci bir sınıf." Yusâfihûne ve yuânikûne. "Musafaha eder ve birbiriyle kucaklaşırlar." Oldu iki.

Ve sınıfun. "Üçüncü bir sınıf da." Ya'lemûne zâlike'l-amele.. "O kötü ameli işlerler ki." Fe-la'netullâhi aleyhim. "Allah'ın laneti bunların üzerine olsun." İllâ en yetûbû. Fe-men tâbe tâballâhu aleyhi. "Tevbe ederlerse, tevbe ettikleri takdirde tevbe edenlerin tevbesini de Allah kabul eder."

Fakat demin de arz ettiğim gibi insan alıştığı bir şeyi terk etmesi kadar zor bir şey yoktur. Aç kalır insan, susuz da kalır, ona da dayanır. Çıplak kalır, ona da dayanır. Fakat alıştığı âdeti neyse onu yapmak için can atar durur. Fırsat bekler durur.

Allah muhafaza buyursun.

Onun için kötü huya alışmak kadar kötü şey yoktur.

Bak şimdi yine.

Se-yekûnü fî âhiri ümmetî akvâmun. "Benim ahir zamandaki ümmetimde de olacak hadiselerden birisi de." Yüzahrifûne mesâcidehüm. "Mescitlerini süsleme."

Mescitleri süsleme ahir zaman ümmetinin âdeti. Görüyoruz Arabistan'a gittiğimiz vakitte [mescidler sade yapılmış].

"Ama orası Arabistan'dır! Orada yağmur yok, kış yok, şey yok." diyeceksin.

Bizim mescitler tabi kış memleketleri soğuğu var, rüzgârı var, karı var, yağmuru var. İyi kapatıp da düzenleyelim de bu boyalar ve bu çiçekler ve bu bir takım avizeler bir takım altından gümüşten bir şeyler koymalar, çeşit çeşit levhalarla süslemeler ne oluyor?

Bunlar hep kıyamet alameti.

Yani şimdi bir mescit 100 bin liraya çıkıyorsa bugün öteki yaptığımız mescit 200 bin, 300 bin oluyor.

Neden?

Süslüyoruz.

Süssüz olursa yok olmaz. Canım şimdi yaparız ederiz, üzerine atarız bir beton olur biter.

Maksat namaz kılmak değil mi ya?

Yok. İlle süslü olacak.

Yüzahrifûne mesâcidehüm. "Mescidlerini böyle süslerler." Ve yuhribûne kulûbehüm. "Ama kalpleri ise harap."

Kalpleri, gönülleri harap. Mescidleri güzel, süslü ama içleri boş.

Bak şimdi!

Yettekî ehadühüm alâ sevbihi mâ lâ yettekî alâ dînihi.

"Esvabına bir kir konmasından bir toz konmasından bir leke gelmesinden korunuyor."

Arabaya binerken yolda yürürken üstüne titizlikle dikkat ediyor ki esvabım da yeni. Aman bir şey gelmesin üzerine bir leke bulaşmasın.

Mâ lâ yettekî alâ dînihi. "Ama dinine gelen günahlardan sakınmıyor." Lâ yübâlî. "Ehemmiyet vermez." Lâ yübâlî ehadühüm izâ selimet lehu dünyâhu.

Dünyası iyi mi?

İzâ selimet lehu dünyâhu. Dünyası iyi mi? Dünyası iyi oldu, salim."

Selamette dünyası rahat iyi. Varidatı iyi, geliri güzel, yolunda.

Mâ kâne min emri dînihi. "Dininde olan kusurları, dinindeki kusurları hiç [önemsemez."]

Dünyam iyi ya, ama dininde şunlar eksikmiş. Gece kalkamıyormuşum. İşte bol yiyormuşum, bol içiyormuşum. Şundan da bundan da zevk ü sefa ediyormuşum. Şimdi [bugün] Pazar, herkes bir tarafta. Geziyor. Plajlar hele.

Feyekunu bağdi fitneti. "Bir fitne olacak yakında benden sonra." Fe-izâ kâne zâlike fe'l-zemû aliyye'b-ne ebî tâlibin.

Hz. Muaviye ile Hz. Ali Efendimizin arasındaki olacak hadiseye işareten diyor ki;

"Yakında bir fitne olacak. Siz Ali tarafına iltizam edin."

Hz. Alinin tarafına iltizam edin diyerekten bu hadisi buyurmuş.

Fe-innehû el-fârûku beyne'l-hakkı ve'l-bâtıli. "O hak ile batıl arasını tefrik eder, onun için siz onun tarafını tutun." demiş.

Fakat o zaman belki bu hadisi duyanlar olmadı. Nedense bir kısım bir tarafı tuttu bir kısım bir tarafı tuttu. Müslümanların başına gelen geldi.

Se-yekûnü ba'dî vülâtün. "Yakın zamanda sizin başınıza bir takım âmirler gelecek." Fe-yelîkümü'l-birrü bi-birrihi ve yelîkümü'l-fâciru bi-fucûrihi. "Bazı iyisi bazısı da kötüsü. İyisinin iyisi kötüsünün de kötülüğü olur." Fe'smeû lehüm ve etîû. "Söz dinleyin ve itaat etmeye bakın." Fî külli mâ vâfeka'l-hakka. "Hakka uygun olduğu sürece." Ve sallû verâehüm. "Arkasında da namazlarınızı kılınız."

Se-yehlikü min ümmetî neferün min ehli'l-kitâbi ve'l-lebeni. "Benim ümmetimden, ehli kitaptan, Kur'an okuyanlardan bir mü'min gurup, bir zümre helak olacak."

Bir nefer, cemaat.

Bunların birisi, el-Lebeni. "Leben suretiyle [helak olur].

Bu kitap suretiyle nasıl helak olur?

Leben, süt.

"Leben suretiyle nasıl helak olur?" demişler sormuşlar.

Ehli kitap.

Bu ehli kitaptan murat nedir ya Resûlallah? Nasıl helak olacak bu insanlar? Hem kitap sahibi olsun hem de helak olsun. Nasıl olacak?

Buyurmuş ki;

Kavmun. "Bir kavimdir ki." Yeteallemûne kitâballâhi. "Allahu Teâlâ'nın kitabını teallüm ediyor, öğreniyor." Yücâdilûne bihi'llezîne âmenû. "Öğrendikten sonra iman edenlerle mücadele etmek için."

İman edenlerle mücadele etmek, onları baştan çıkarmak için mücadele ediyor.

Eh anladık, peki!

Kîle: Ve mâ ehlü'l-lebeni? "Bu süt ehli, bunu helaki nasıl olacak?"

Süt ehlinin helaki nasıl olacak?

Kâle: Kavmun. "O süt ehli olan bir kavimdir ki." Yettebiûne'ş-şehevâti. "Şehvetlerine uyacaklar." Ve yudayyiûne's-salavâti. "Ve bu suretle de namazlarını bırakacaklar."

Bu yettebiûne'ş-şehevât, el-leben, süt içmek için. O zaman süt var başka bir şey yok yani.

Süt içmek için nerde bulunurlar?

Çöllerde bulunur. Çöllere dağılacaklar. Yani yaşamak için. Yaşamak için bizim sayfiye dediğimiz şeyin tabiri. Hava alacağız diyerekten sayfiyelere dağılacaklar, yaşayacaklar orada. Süt yerine, bugün envai çeşit şurupları içecekler, keyiflerine bakacaklar. Bulundukları yerde ezan okunmaz. Bulundukları yerde mescit de yoktur. Namaz kılsa da olduğu yerde kılacak. Camisi yok camiye gitsin ki. O suretle ve yudayyiûne's-salavâti. "Cemaati terk edecek." Bi terki'l-cemaati ve'l-cumuah. "Cuması yok, cemaati de yok."

Binâenaleyh bunlar namazı kılsa da yalnız kılacak. Ve bu suretle de bunlar helake gidecekler.

Yani yazlığımıza ne mani oluyorsun hocaefendi sen bizim?

Bizim paramız da var paralarımızla gider ev de tutarız. Yaşarız da. Deniz havası da alırız.

Ama günahları?

"Eh, Allah korusun bizi!" deriz. Ama cemaatin terkinden dolayı helake düşmemizin ne demek olduğunu henüz öğrenmiş değiliz.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Şurada iki hadis daha var, onları da okuyayım inşallah.

Şâhidü'z-zûri. "Yalancı şahitlik."

Şahit diyerek vakayı gören adama derler. Hadiseyi yerinde gördüysen o hadiseyi söylemeye hakkın var. Şehadet edersin. Çağrıldığın vakitte o da. Çağrılmadıysan onu da söylemek mecburiyetinde değilsin. Şahit olarak çağırmışlar. Gördüysen vakayı söyleyeceksin. Halbuki vakayı görmeden senden benden duymuş. Duyduğu ile diyor ki "Gördüm" diyor.

Görmedin ama?

Ama öteki adam bunun duyduğunu "Gördüm" diye tâbir ediyor. Ve buna şâhidü'z-zûr diyorlar. Mesela bugün mahkeme kapılarında da bunlar pek çokmuş.

Allah muhafaza etsin.

Orda öğreniyor adamın anasını babasını. Vakayı da öğreniyor. Alıyor beş on parayı gidiyor orada ben bu hadiseyi böyle biliyorum deyiveriyor. Bu ne kadar günah bir şey!

Lâ tezûlü kademâhu hattâ tecibe lehu'n-nâru. "Bu cehenneme düşünceye kadar bulunduğu yerden bir yere kımıldayamayacak."

Cehenneme sürüklenip atılacak bu şâhidü'z-zûr.

Eh, imanı da var. Allah da diyor, la ilahe illallah diyor. Namaz da kılıyor. Nasıl olur bu?

İki zıt bir arada birleşir mi?

Lâ yectemiân demişler.

Niçin?

Barutu getir, ateşi de koy buraya. Deki ateşe;

"Sen barutu harlatma!"

Baruta de ki;

"Sen de parlama!"

Olur mu?

Ateş barutu gördü müydü parlayacaktır tabiatıyla. Benzini de öyle, gazı da öyle, şusu da böyle.

Binâenaleyh hem haram hem iman bir arada yaşamıyor.

Allah muhafaza.

Onun için onlar da cehennemde yerlerini bulacaklar.

Bak şimdi bir tane daha okuyorum.

Şirâru ümmetî. "Benim ümmetimin şerlileri."

Ve fî ehâdisün kesirun. "Bu hususta çokça hadis var." diyor.

"Benim ümmetimin şerlileri" yukarıda bir tane geçti. Geçen derste de geçmişti aynı zamanda.

Benim ümmetimin şerlileri kimdir?

Ellezî. "İşte o kimseler ki." Ğuzû fi'n-naîmi ve ğuzû fîhâ. "Sabahleyin, akşamüstü gayet nimetlerin bol ve güzel şeyleriyle tena'um ederler." Ellezîne ye'külûne atyebe't-taâmi. "Güzel yemekler yerler." Ye'külûne atyebe't-taâmi. "Taamın güzelleri yerler."

Nefis taamlar, aşçıları vardır pişirir, yedirir, gayet güzel yapar. Azıcık tuzu eksik olsa kıyamet koparır.

Ve yelbesûne lîne's-siyâbi. "Esvabın da gayet yumuşağını giyerler, güzelini giyerler." Hüm şirâru ümmetî hakkan hakkan. "Bunlar ümmetimin şerlileridir." demiş.

İmam Gazzâlî diyor ki;

"Bu neden şerli olur? Taamın güzelini yersin, güzel taamla beslenirsin güzel olur. Bunun şerlisi ne?"

Bu min ümmehati'l-ahlaki'l-mezmûmeti. Müslümanlıkta mezmum olan bir ahlaktır."

[Güzel yemek yemek ve güzel giyinmek isteği] Müslümanlıkta mezmum olan bir ahlaktır. Bugün hepimiz bu derdin içine düşmüş durumdayız. Daha birbirimize diyoruz ki;

"Neden Müslümanlık böyle oluyor?"

Neden olacak! İşte yediğimiz içtiğimiz meydanda. Yaşamak derdimiz. Bir kap yemeğe kimsenin iltifat ettiği yok. Bir öğüne kimsenin iltifat ettiği yok. Hep yaşamak derdindeyiz. O bizim ahlakımızı bozuyor. Ondan sonra birbirimize karşı ne iltifatımız var, ne muhabbetimiz var, ne de sevgimiz var. Varsa [yoksa] ben, başkası yok.

Ellezîne ye'külûne atyebe't-taâmi ve yelbesûne lîne's-siyâbi hüm şirâru ümmetî.

İmam Gazzâli demiş;

Ve şerruhû et-taâm min ümmehati'l-ahlaki'l-mezmûmeti. "Ahlakı mezmumenin anası."

Anası. Her şey ondan doğuyor. Yiyorsun şehvet artıyor. Nefis de ondan besleniyor. Şehveti öldürmenin imkânı yok, doğarken bizlen doğuyor o şehvet. Şehvet doğarken doğuyor anamızın memesine yapışıyoruz. O şehvet olmasa yapışamayız o memeye. Memeye yapışmaya bizi sevk eden o şehvettir. O şehvet büyüdükçe o da büyüyor. Ondan sonra nefis, o da bizle beraber büyüyor. Nefsin hakkından gelme imkânı yok. Çünkü nefis öldü mü biz de ölürüz. Nefis öldü mü biz de ölürüz. Biz ayaktayken nefis de ayaktadır. Binâenaleyh hayvanı öyle besle ki seni taşısın, seni altına alıp da çiğnemesin. At azıttı mıydı atar aşağı seni. Bir de üstüne basar geçer öteye. Binâenaleyh bu nefis seni taşıyan bir hayvan gibi. Onu öyle besle ki seni çiğnemesin. Seni götüreceği yere selametle götürsün.

Ve inne'r-racule'l-hâribe mine'l-imâmi'z-zâlimi leyse bi-âsin beli'l-imâmü'z-zâlimü hüve'l-âsî. E lâ tâate li-mahlûkin fî ma'siyeti'l-hâlıkı

Allah cümlemizin kusurlarını affetsin. Tevfikatı samadaniyesine mazhar eylesin. Peygamberimizin istediği gibi güzel bir ümmet olmak, Cenab-ı Hakk'ın istediği gibi güzel bir kul olmak kabiliyetini bizlere lütfetsin. Dünyaya fani gözüyle bakıp, âhirete ebediyet gözüyle bakıp âhireti kazanmaya çalışan bahtiyar kullarının zümresine ilhak buyursun.

el-Fâtiha.

Sayfa Başı