M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (221)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Race'nâ mine'l-cihâdi'l-asgari ile'l-cihâdi'l-ekberi. "Büyük cihada döndük, sıra büyük cihada geldi. O da insanın kendi nefsini terbiye etmesidir." diye bir hadîs-i şerîf var. Bunun sıhhati nedir?

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Hadis alimleri bir hadisin sıhhati konusunda konuşurlarken metot itibariyle bizim düşündüğümüzden farklı düşünürler. Hadis alimlerinin düşünce tarzı şöyledir. Onlar bu sözü söz olarak ele alırlar. Mânası doğru olsa bile mâna bakımından doğru olsa bile râvilerini araştırırlar. "Kimden rivayet edilmiş? Rivayet silsilesi tamam mı, atlama var mı? Bu rivayet silsilesindeki şahısların güvenilirlik derecesi nedir?.." filan gibi çeşitli şeyleri incelerler. Ona göre bir hüküm verirler. Binâenaleyh onların verdikleri hükme göre bu hadis bizim indimizde sabit değildir deseler, diyebilirler. Aslında o Peygamber Efendimiz tarafından söylenmiş bir söz olabilir. Çünkü onlar rivayet silsilesine bakarlar ve aradıkları şartlar itibariyle meseleyi bu yönde incelerler. Bu hadîs-i şerîfi teyit edici, aynı mânayı ifade edici, insanın nefsini terbiye etmesine dair değil hadîs-i şerîfler; âyetler var! Bırakalım hadîs-i şerîfi aramayı, Kur'ân-ı Kerîm'de âyetler var!

Kad efleha men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ. "Kim nefsini tezkiye etmiş terbiye etmişse felah bulmuş demektir. Kim bunu yapmamışsa felakete uğramış demektir." diye âyet var. Onun için insanın nefsini terbiye etmesi nefsini hevâ-yı nefsi ile arzularıyla mücadele etmesi Kur'an'ın bir emridir. Bunun dışındaki birçok başka hadîs-i şerîflerin tavsiyesidir. Bu arada da bu hadîs-i şerîf de vardır. Şimdi bu hadîs-i şerîfin râvileri hakkında alimler ne demiş? Onu araştıralım. Keşfü'l-Hafâ gibi el-Makâsidü'l-Hasene gibi kaynaklarda, öbür kaynaklarda araştıralım. Alimler bunun hakkında ne sıfatı söylemişler? Hani hasen hadis mi demişler, garib hadis mi demişler, merfû mu demişler, maktû' mu demişler? Hükmünü araştıralım. Ama bu mâna sahihtir. İnsanın nefsinin süflî arzularına karşı çıkması, nefsini terbiye etmesi en önemli vazifelerimizden biridir. En mühim cihad odur. Bu hususu teyit eden sadece bu rivayet değil başka rivayetler vardır.

Gümüşhaneli [Ahmed Ziyâüddin] Hocamız rahmetullahi aleyh Râmûzü'l-ehâdîsi yazan büyük hadis alimi hocamız, bu gibi hususlarda şöyle bir metot takip ediyor: Bir hadîs-i şerîfi alıyor. "Bu hadîs-i şerîf filanca alimin kitabında rivayet edilmiş. Şu şu râviler zincirinden gelmiş. O râvilerin içinde güvenilmeyen şu adam varmış…" Tamam. Bunu alıyor. Yazıyor. Ondan sonra onun altında rivayeti sağlam olan, kaynağı sağlam olan bir iki hadîs-i şerîf daha getiriyor. Oradan anlıyorsun ki konu doğru, ifade hakikat, gerçek. Ama birinci rivayet sıhhatli değil. Rivayet sıhhatli değil ama muhteva sağlam!

Mesela bir profesör arkadaşı zikrettiler. Dediler ki; "'Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, hemen yarın ölecekmiş gibi âhirete çalış!' Ben böyle bir hadis görmedim, duymadım…" filan demiş. Ben altı-yedi tane hadis tespit ettim, muhtelif şekillerde. İfadeleri farklı farklı. Başka başka kaynaklardan gelmiş. Aynı mânayı ifade ediyor. O zaman bir katiyet kesp ediyor.

Bir hoca çıkmış; biraz Arapça'sı var, hafızlığı var: "Bu işrak namazıyla ilgili fazla bir rivayet duymadım ben."

Sen duymamışsan duy. Karıştır öğren. Ben sekiz-on tane rivayet biliyorum. Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar ibadetle meşgul olmak hususunda sekiz-on tane rivayet biliyorum. Bizim meseleleri araştırırken yapmamız gereken iki şey var. Bir; o konu doğru mu değil mi? Muhteva doğru mu? Muhteva doğru! Peki, o muhtevayı bize anlatan şu rivayet doğru mu? Bakalım onu araştıralım. râviler sıhhatli mi? Kusurlu mu? O ayrı mesele. Ama şu nefsin terbiyesi dinimizin aslı, esası, özüdür. İşin temel noktasıdır. Takvâ da ona bağlıdır verâ da ona bağlıdır. O olmadığı zaman hiçbir şey olmaz.

Soru: Bizim bildiğimize göre Fatih Akşemseddin'e intisaplı; Akşemseddin Fatih'e bey'atlıydı. Bunu açıklar mısınız?

Bu hikâye, yakıştırma. Böyle söyleniyor. Aslında Fatih de o zamanki hilafetin bir uçbeyidir. Asıl İslâm devletinin hudutlarında gazâ eden bir komutan durumundadır. Onun da bey'ate hakkı yok. Asıl onlar da Abbasî halifesine bey'at ediyorlar. Bunları bilmeyen insanlar böyle karmakarışık laflar söylüyor.

Muhterem kardeşlerim!

Cahillik zordur. Cahillikle iş olmaz. Fatih Sultan Mehmed kendi kendisine bey'at almış değil. Fatih Sultan Mehmed de asıl büyük Abbasi Hilafetine tâbi. Osmanlılar'da öyledir. Meseleleri bilmeyenler Kendi işlerine geldiği şekilde yalan yanlış şeylerle karmakarış karıştırıyorlar.

Kur'ân-ı Kerîm'de; "Allah'a ve Resûlüne ve sizden olan emirlere itaat edin!" buyuruluyor.

Yâ eyyühe'l-lezîne âmenû etîullâhe ve etîu'r-rasûle ve ülü'l-emri minküm.

Allah'a itaat, tamam. Resûlullah'a itaat, tamam. Resûlullah'ın tayin etmiş olduğu işin başındaki bir kimse, Resûlullah'ın görevlendirdiği bir kimse, ona da itaat edecek!

Resûlullah bir yere bir müfreze göndermiş. Müfrezenin başına bir ulû'l-emr komutan tayin etmiş. Bu sizin başkanınızdır, demiş. Ötekiler ona tâbi olacak.

Neden?

Resûlullah'ın hatırına, Allah aşkına, Allah rızası için ona tâbi olacak! Bu gayet basit bir şeydir. Ama yüzlerce rivayet var. Onları söylüyorum, millet gelip bana başka başka şeyler söylüyor. Resûlallah var, Resûlullah'ın görevlendirdiği insanlar var. Resûlullah'tan sonra halife kim? Mühim olan odur.

Resûlullah'tan sonra halife alimler, Allah'ın dinin en iyi bilenler! Ona herkes itaat edecek ve onun görevlendirdiği kimseler olursa o ulû'l-emre de itaat edecekler. O görevlendirdiği kimseler de işin ehli olacak. İşin ehli olmazsa azledilir. Vazgeçilir. Değiştirilir.

Soru: Babam, benim sohbetlere zikirlere gitmeme fiilen mâni olmaya çalışıyor. "Siz fitnecisiniz. Fitneden başka yaptığınız bir şey yok!.." gibi sözler sarf ediyor. Bana sürekli zulmediyor. Ben de sabretmeye çalışıyorum fakat ne kadar başarılı oluyorum bilmiyorum. Bana ne tavsiye edersiniz? Allah rızası için bana bir yön çizmemi tayin ederseniz bahtiyar olurum.

Muhterem kardeşlerim!

Zikir Allah'ın emridir. Kur'an'ın emridir. Allah'ın emrini, Kur'an'ın emrini herhangi bir baba engellemeye hak sahibi değildir. "Allah'a isyanda kula itaat olmaz." Kardeşimiz tabii zikir vazifesine devam edecek. Babasına da anlatacak: "Bak âyette böyle deniliyor baba, sen müslüman değil misin? Hadîs-i şerîfte böyle deniliyor…" diye okusun Râmûzü'l-ehâdîs'i tarasın. Sonunda zaten indeksi var. Zikirle ilgili hadîs-i şerîfleri babasının önüne yığsın! Bak bu kadar hadis var. Açsın Kur'an'ı, Kur'ân-ı Kerîm'in fihristini; zikirle ilgili âyetleri toplasın. İçinde zikir geçen Kur'an fihristleri var. Orada zikirle ilgili seksen küsur yerde âyet var. Belki daha fazladır. Onları okusun. "Babacığım sen ne yapıyorsun? Allah böyle emrediyor, sen niye mâni oluyorsun?" desin.

Soru: Ben sarık sarıyordum. Bizim köyde reaksiyon gösteriliyor. Hazmedemiyorlar. Onun için vazgeçtik. Ne dersiniz?

Alışsınlar. Sarmalı. Bu hadîs-i şeriftir, desin. Mütebessim konuşsun. Gülerek konuşsun. Allah iyiliğinizi versin, desin. Allah hidayet versin, desin. Araplar'ın bir sözü benim hoşuma gidiyor.

Allahu yehdîk. Bir kimseyle biraz konuştu da şey yapmadı mı Allahu yehdîk, "Allah sana hidayet versin." diyorlar. Allah sana hidâyet versin. "Bu hadîs-i şeriftir, Allah'ın emridir." filan diye yumuşak söylesin. Sarmaya devam etsin, geri durmasın, öğrensinler. Biraz gözleri alışsın!

Çirkin şeylere bizim gözlerimizi alıştırdılar. Kızların açık gezmesine, kadın erkeğin çift dolaşmasına, sokaktaki rezaletlere her şeye bizi alıştırdılar. Bizim İslâmî şeylerimize camide hazmedemiyorlar. Alıştıralım. Biraz alışsınlar.

Soru: İslâm'a İslâmî olmayan bir yolla varılır mı?

Hayır. İslâm'a hizmet etmek için yine İslâm'ın yolundan gitmek lazım. İslâm'ın özüne ulaşmak için yine İslâmî yoldan gitmek lazım. Habis, tayyibi hâsıl etmez, diyor Peygamber Efendimiz. Kötü şey iyi şey hâsıl etmez. Tayyib olan şey tayyib olan şeyi hâsıl eder. Haram malla hayır olmaz. Hasenat olmaz. Haram yolla hayır ve bereket olmaz. Temiz yolla olacak. Allah'ın gösterdiği, istediği yolla olacak. Aksi takdirde hayır ve bereket olmaz.

Soru: Ben ticaretle uğraşıyorum. Şu anda büyük bir işim yok. Dükkân açacak durumum yok. Vergiye tâbi olmam vergi vermem gerekir mi? Vermediğim zaman mesul olur muyum?

Kazanmadığı zaman vermesine lüzum yok, mesul olmaz. Kazandığı zaman, şartları tahakkuk ettiği zaman dinî vazifelerini, zekâtını vs. verecek. Hizmetlerini yapacak.

Soru: Babam sakal bırakmama razı olmuyor, ne buyurursunuz?

İdare edecek, ikna etmeye çalışacak. Zor. Bu devirde müslümanların bazen anasından babasından çektikleri [oluyor]…

Soru: Müslümanlara yararlı olmak ve dine daha iyi hizmet etmek için sakalın kesilmesinin hükmü durumu nedir?

Olabilir ama gerçekten öyleyse! Gerçekten dine hizmet edilecekse o zaman olur. Peygamber Efendimiz bir kabilenin başındaki yahudi reisini öldürmek için bazı kimselere ruhsat verdi. Onlar da; "Yâ Resûlallah! Müsaade eder misin, sizin aleyhinizde konuşarak adama yanaşalım da ondan sonra haklayalım?" "Eh, olur." dedi. Kendi aleyhine konuşarak adama yanaştılar. Öldürdüler. Müslümanların intikamını aldılar. Olabilir. Ama gerçekten öyle olması lazım. Kendisi öyle sanıp da aslında öyle değilse vebal olur.

Soru: Arası bozulan müslümanların barışmaları için dua edilir mi? Bizim için sevabı var mıdır?

Çok sevabı vardır. Birçok hayırlı sevaplı işten daha sevaplısı islâh-ı zâti'l-beyn, iki dargın müslümanın arasını bulmaktır. Çok önemli, çok sevaplı bir şeydir. Onu yapmaya gayret edin, hiçbir şey yapamazsanız dua edin!

Soru: Sarıkla kılınan namazın sarıksız kılınan namazdan yetmiş derece sevaplı olmasıyla ilgili hadis için bazı hocalar zayıf diyorlar. Ne dersiniz?

Zayıf da olsa uygulayın, derim. Çünkü bu gibi şeylerde rivayetler uygulanır. Bunda bir mahsur yok, uygulanmasında zarar olmayan şeyler, o sevabı kaçırmayayım diye uygulanır.

Keşfü'l-Hafâ isminde büyük hadis kitabını, hadis tenkidi kitabını yazmış olan alim; "Şöyle yaparsanız cüzzam hastalığına yakalanırsınız." diye bir rivayeti sahih görmemiş, kendisi doğru bulmamış. Kabul etmemiş. O işi yapmış. O işi yapınca da cüzzam hastalığına tutulmuş. Tehlikeli bir hastalık cüzzam hastalığı. Rüyada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i görmüş. Peygamber Efendimiz, mütebessim, ona diyor ki;

"Sen falanca hadisi duymadın mı? Hani hadiste 'Şöyle yaparsanız cüzzam hastalığına tutulursunuz.' denilmemiş miydi?"

"Evet yâ Resûlallah. Ama ben ona sizden sabit değil diye karar verdim, bilimsel araştırmam sonucunda o kanaate vardım." diye cevap vermiş rüyada. Peygamber Efendimiz;

"Olsun, yine mucibince amel etseydin…" demiş. Sonra da mesh etmiş, o hastalığı geçmiş, diye Keşfü'l-Hafâ'da var. Alimin bu rivayeti oraya almasındaki maksadı şudur: Hadîs-i şerîfler zayıf hadis de olsa böyle fazâil bâbında uygulanır. O sevaplar kaçırılmamaya çalışılır. Gerçek olduğu halde her şeyin tam sıhhatli rivayeti bulunamıyor.

Soru: Yeryüzünde birçok alim var. Hepsine biat gerekir mi? Biat sadece bir şahsa yapılmaz mı?

Evet, bir şahsa yapılır. Alimlerde en büyük alime bey'at etmesi lazım. Silsile-i merâtibde öyledir. Ondan sonra o silsile-i merâtibe göre birbirine âmir-memur ilişkisiyle bağlanırlar ve bağlıdırlar. Alimler çok olduğu gibi emirler de çoktur. O bir şey değil. Vaziyete göre, bölgeye göre, şartlara göre üç kişi yola gitse bile müslümanların bir tanesini emir seçmeleri gerekiyor. Ona bağlanması gerekiyor. Bölgesinin şartlarına, imkânlarına göre bu olabilen bir şeydir. Eğer kendilerinden daha alim bir grupla karşılaşırlarsa, böyle bey'atlaşmış kimseler, ona ittiba ederler. Onlar daha büyüğüyle karşılaşırlarsa ona ittiba ederler.

Soru: Sakal bırakırken aileden izin alınır mı?

Hayır, izin almaya lüzum yoktur.

Soru: Herhangi bir tarikate girip iki üç sene onun gerektirdiği vazifeleri yapmayan bir kimse daha sonra tarikat değiştirebilir mi? Tarikatlar değiştirilebilir mi?

Tarikatların değiştirilmesi: İnsan terbiye için mânevî terbiye için bir kimseye bağlanıyor. Bağlandığı kimsede terbiye edicilik şartları bulunmadığına kâni olursa, şartların bulunduğunu bildiği bir başka şahıs tanırsa ona bağlanması boynunun borcu olur. Çünkü mühim olan yetişmek ve Allah'ın rızasını kazanmaktır. Ama öyle bir durum yoksa bağlandığı kimseye verdiği ahde, söze sâdık kalması uygun olur. Çünkü ahde sadakat de dinimizin emirlerinden biridir.

Soru: Müslüman kadın devlet dairelerinde çalışabilir mi? Okuyup da devlet dairesinde çalışmayı hak kazanan bir kadın görevine devam etmeli mi yoksa görevi bırakmalı mı?

Bu, gördüğü görevle ilgilidir ve görevi yaparken çevrede bulunan şartlarla ilgilidir. Çevre şartları ve görev İslâm'ın emirleri ile aykırı düşmüyorsa, emirlerine ters düşmüyorsa o tarzda bir kadın çalışması mümkün olabilir. Çalışabilir. Bir hastanede, bir yaşlılar yurdunda, bir ticarethanede, daha başka bir imalathanede çalışabilir. Bunlar mümkün olan şeyler. Ama şartlara riayet etmek, İslâm'ın emirlerini çiğnememek esas oluyor.

Soru: İki kişi birbirine küs. Birisi selam veriyor, ötekisi almıyor. Birisi konuşuyor, ötekisi konuşmaya cevap vermiyor. Bu durumda ne yapmak lazım?

Selam veren tabii kazanıyor. Selam vermeyen günaha giriyor. Vebali de vermeyene, konuşmayana ait oluyor. İsterse yumuşak bir tarzda biraz daha devam eder. İsterse artık kendisi de bir kenara çekilir.

Soru: Evli bir erkeğin, hanımının kız kardeşiyle yüz yüze görüşüp bir arada oturması nasıldır?

Tesettüre riayet etmek şartıyla olabilir. Çünkü hanımının kız kardeşidir. Ama bir arada halvet kalmaları doğru değildir. Tek bir odada yalnız kalmaları câiz değildir.

Soru: Bir konuda iki tarafın niyeti olumlu olsa, istişare de yapılsa fakat istihare olumsuz çıksa bu işten vazgeçmek gerekir mi? İstişare mi önde gelir istihare mi?

İstişare önde gelir. Sağlam fıkıh bilgisi kuvvetli olan bir kimsenin istişaresi önde gelir.

Soru: Şu devirde sarık sarmak camide ayrıcalık yaratıyor ve cemaat üzerinde ters tepki yapıyor. Ne dersiniz?

Öyle bir şey bahis konusu değil. Öğrensinler yavaş yavaş. Yumuşak yumuşak anlatın.

Soru: Müslümanlar ittifak etseler halife seçseler, o zaman herkesin ona bey'at etmesi gerekir mi?

Gerekir. Müslümanlar ittifak ettiği zaman ekseriyet hâsıl olduğu zaman herkesin ittiba etmesi gerekiyor.

Soru: Kadınlar rabıta-i mürşid yapabilir mi?

Yapabilir.

Soru: Günümüzde çok İslâmî olduğu söylenen marş kasetleri çıkıyor. Bunların içinde müzik de oluyor. Dinlemek caiz mi?

Konu ve muhteva itibariyle İslâmî olduğu için dinlemek câiz olabilir. Orada nefis kabarmıyor, İslâmî duygular kabarıyor.

Soru: İçimizden vesvese gibi duygular geliyorsa bundan kurtulmak için ne yapmalıdır?

Kendisini zikirle meşgul etmelidir. Boş kalan kaba başka şeyler doluyor. Zikirle dolu olsa kötü şeylere fırsat olmayacak. Vesveseyi yenmek için abdestli olmak lazım. Allah'a sığınmak lazım. Vesveseye itibar etmemek lazım. Vesvese ettiği tereddüte hiç aldırmamak lazım. Böyle yenilir.

Soru: Farz namazlarından önce İhlâs sûresi okumak bid'at mıdır?

Cemaat hazırlansın, sünnete kılmaya durmasınlar. Farzın yakın olduğu belli olsun diye Kur'an okumak sevaptır. Bakışa göre değişir. Kur'an okumak sevaptır. İhlâs sûresi de çok sevaplı bir sûredir. Onu okumuş oluyoruz. Biraz da ikaz etmiş oluyoruz. Hani kızdığımız bir insana salli ale'n-nebî diyoruz mesela, Araplar böyle diyorlar. Biraz münakaşa hararetlendi mi salli ale'n-nebî, "Peygamber Efendimiz'e salât u selâm getir." diyor. O da; Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed deyince hararet, tansiyon biraz düşüyor. Bunun gibi bir tedbir. Hiç olmazsa Kur'an okunuyor. Sevaplı olması lazım.

Soru: "Kim müslümanların derdiyle ilgilenmeden akşamlarsa o akşam müslüman olarak akşamlamamıştır." Müslümanların derdiyle ilgilenmek için her gün asgarî ne yapmalıyız? İslâmî merkezlere gitmek yeterli midir?

İslâmî haberleri takip edeceksiniz. Çevrenizle ilgileneceksiniz. Müslümanın münferit yaşamaması lazım. Grup hâlinde, cemaat hâlinde, dernek hâlinde olması lazım. Camiye müdavim olmak lazım. Öteki müslümanlarla sohbet hâlinde olması lazım. Dertler bilinsin ve onların çaresi için çalışma mümkün olsun.

Soru: Kul haklarını ödemek için ne tavsiye edersiniz diyor?

Kulların hakları kendilerine verilir helal etmezse âhirette alır. Ödemeyecek durumda ise Allah'a yalvarır: "Yâ Rabbi! Ödemeyecek durumdayım. Sen bana gayret, kuvvet ver…" der. Ödemek niyetiyle gayret ederse bir insan, Allah yardım eder. Bir de Allah rızası için güzel bir hac yapan bir insanın en sonunda mümkün olmayan kul haklarının da ödeneceğine dair müjdeler vardır. Hac etmekle Allah o sonucu sağlayabilir.

Soru: Allah rızası için kızlara bir şey anlatmak ve onlarla dinî konularda tartışmak câiz midir?

Tehlikelidir. Çünkü arkasından daha başka şeyler çıkabilir. Mahrem olan kimselerin pek şey yapmaması lazım.

Soru: Nefsime hoş gelen vesveselerden ve nefsime hoş gelen şeylerden bir türlü kurtulamıyorum. Çok etkiliyor. Kurtulmak için ne yapmam lazım?

Oruç tutar. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm demeye müdavemet ederse inşaallah Allah yardımcı olur.

Soru: Beynamazla kurban kesmek doğru mudur, câiz midir?

Beynamaz, namaz kılmayan; namaz kılmamak bir kusurdur ama insanı İslâm'dan çıkartmıyor. Kusurlu müslüman oluyor. Kusurlu müslüman, namaz kılmaması bir kusur fakat kurban kesmesi boynuna vâcib. Onunla beraber ötekisi ortak olarak kurban kesebilir. Câizdir.

Allah hepinizden razı olsun.

Ve bi-hürmeti zikrike'l-cemîl ve bi-hürmeti esrârı sûreti'l-Fâtiha!

Sayfa Başı