M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hac Çeşitleri

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bugüne kadarki işlerimizi şöyle bir gözden geçirelim. Allah'a şükürler olsun, sonsuz hamd ü senâlar olsun. Nasip etti; memleketlerimizden kalktık, buraya ulaştık. Şu anda buradayız; çok şükür, elhamdülillah. Birçok engeli aştık, birçok süzgeçten geçtik, buraya geldik. Geçmişte yaptığımız işleri şöyle bir göz önünde bulunduralım, kısa bir özetlemesini yapalım. Neler yapmamız gerektiğine de dikkat edelim.

Burası Mekke; Allahu Teâlâ hazretlerinin mukaddes kıldığı bir belde. Sıradan, bir başka memlekete seyahat etmek gibi, el kol sallanarak buraya gelinmiyor. Buranın mânevî bir makamı, kıymeti olduğundan, mukaddes bir mıntıka olduğundan; buraya gelen müslümanlar, mü'minler buraya uygun davranmalıdırlar.

Kâfirler buraya gelemez. Kâfirler; mü'min olmayanlar, müslüman olmayanlar Cidde'ye kadar gelse bile, Cidde'den bu tarafa gelirken iki kontrol yapılıyor. Kontrollerden bir tanesi; müslüman olmayanların bu tarafa geçmemesi içindir. Gelen insanlar müslüman değilse Harem mıntıkasına, mukaddes mıntıkaya giremezler. Bu da âyet-i kerîmeyle Allah tarafından emredilmiştir:

Bismillâhirrahmânir"rahîm, İnneme'l-muşrikûne necesün, "Müşrikler pistir, necistir. " Fe lâ yakrabû mescide'l-harâme ba'de 'âmihim hâzâ. "Âyetin indiği bu yıldan sonra bir daha buraya yaklaşmasınlar" diye, yaklaşmaları yasaklandığı için buraya ancak mü'minler girebilir; müşrikler, müslüman olmayanlar Harem mıntıkasına, mukaddes mıntıkaya giremezler.

Harem mıntıkasının dışında bir de ikinci derecede bir mıntıka vardır. Bizim memleketimizde bilirler, Harem mıntıkasının arasında... Bu mıntıkaya da hill mıntıkası derler. Hill iki tane "l" ile.Onların öteki hudutları, bizim memleketimiz tarafındaki hudutlarına mîkat deniliyor. Bir müslüman uzaktaki bir memleketten bu mukaddes mıntıkaya geleceği zaman ilk olarak birinci mukaddes hudutta, mîkat hududunda buraya gelmenin Allah tarafından istenilen, Peygamber Efendimiz tarafından tarif edilen özel kılığına, kıyafetine, şartlarına girmesi lazım. Bu mukaddes mıntıkada bazı şeylerin yapılması yasaktır. Bu yasakları müslümanların bilmesi lazım. Bunları kısaca anlatacağım.

Müslümanın, birinci hududa yani mîkat dediğimiz hududa geldiği zaman ihrama niyet etmesi gerekiyor. Biz Türkler'de ihram, kelime olarak yanlış biliniyor. İhram deyince beden ve omuza alınan örtü anlaşılıyor. Halbuki ihram; yasaklılık demek. Kutsal yasaklılık ve yasaklara riayetin başlama devresi demek; kumaş parçası demek değil. İnsan o mîkat hududuna girdiği zaman; kutsal bölgeye girdiğinin şuurunda olarak o yasakları bilip onlara riayet etmeye başlaması lazım. Bazı şeylerin kendisine haram olduğunu, yasak olduğunu bilmesi lazım. O haramlara riayet etmek, o yasakları anlayıp onlara riayet etmeye niyet etmek demek olduğu için ihram deniliyor.

Uçakla geldik; karayolu ile gelmedik. Aramızda karayolu ile gelen azdır. Onun da mıntıkası var. Ama biz uçakla geliyoruz. Bu kutsal hududa geldiğimiz zaman uçakta ikaz ediyorlar: "Dikkat, mîkat mıntıkasına geliyoruz; artık ihrama niyet edin!" "Yasaklı bir takım şeylerin yapılamayacağı kutsal sahanın şartlarına uymaya niyet edin." diyor. Bu şartların bir tanesi de dikişli elbise giymemek olduğundan üzerimizdeki dikişli elbiseleri çıkarıyoruz ama yasaklar sadece bunlardan ibaret değil. Sadece elbiseleri değiştirmek, o örtülere bürünmek değil. Başka şeyler de var. Hepsine birden niyet etmeye, o yasaklı hali kabul etmeye ihramlanmak deniyor.

Başımıza gelmiş birtakım hadiseleri anlatalım. Adam uçakta yanıma geliyor, diyor ki: "Hocam şimdi ilan ettiler; mîkata, kutsal mıntıkaya gelmişiz. Ben bu durumu bilmiyordum, Cidde'de olacak sanıyordum." Cidde birinci kutsal sahanın içinde; hill mıntıkasında, mîkatlardan bu tarafta. "Ben bunu bilmiyordum, yanıma ihram bezlerimi almadım. Şimdi benim halim ne olacak?" Elbiselerini çıkaramayacak; bavulda kaldı. Dikişli elbise giymek yasaktı. Şimdi bu şahıs ne yapacak? "Yâ Rabbi! Ben ihramlanmaya niyet ettim, yasaklı mıntıkaya girmeye niyet ettim." diyecek, hac yapacaksa hacca, umre yapacaksa umreye niyetlenecek, ihramlılık halini başlatacak. İhramlılık bir haldir, bir durumdur. Üzerinde dikişli elbise. Demek ki ihramlılığın bir iki şartına riayet edemiyor. Aşağıya inince valizleri aldığı zaman açacak, orada değiştirecek. Üzerinde dikişli elbise olan bir iki saatten dolayı da küçük bir ceza, bir tasadduk mecburiyeti var; onu verecek ama ihramlılık durumu zamanında başlamış olacak. Zamanında başlatmış oldu. Hududa uygun niyetle ihramlılık halini kabul ederek ihrama girmiş oldu.

Eğer bir insan bundan hiç haberdar olmasa… Başıma böyle gülünecek, bir bakıma da düşündürecek bir olay gelmişti. Nasıl girmiş bilmiyorum. Kapılardan da sokmazlar ama elinde valiziyle, ceketiyle, ayağında pantolonuyla beni birisi Kâbe-i Müşerrefe'nin karşısında, müezzin mahfilinin yanında yakaladı; selam verdi. "Hocam ben Almanya'dan haccetmeye geldim, şimdi ne yapacağım?" dedi. Mübarek nasıl geçtin? Buraya kadar nasıl geldin? Herhalde kalabalıkta gözden kaçtı. Cahil cesur olur; valiziyle tam içeriye kadar gelmiş. Bana orada soruyor: "Ben ne yapacağım?" Bu yasaklanma mıntıkasında, yasaklanma durumuna niyetlenmedi, içeri girdi. Cezası büyük. Bunun cezası, kurban kesmek. Çünkü hudutta niyetlenmedi. İhramlanmaya hiç olmazsa niyetlenseydi, o zaman orada bir kenarda elbiselerini değiştirirdi, ihram bezine sarınırdı, cezası küçük olurdu. O zaman birkaç saat dikişli elbise giymek kusurundan dolayı yalnızca tasadduk etmekle vazifeli olacaktı. Mîkatı ihramlanmaya niyet etmeden geçtiği için kurban kesme cezasına çarptırılmış oluyor.

Tabii bu durum bitti. Şu anda hepimiz Mekke'deyiz. Eğer bir insan o kutsal birinci mıntıkayı, mîkat mıntıkasını ihrama niyetlenmeden geçmişse, gelmiş de burada vazifeleri öyle yapmışsa "Ne gerekli şimdi buna?" Ceza kurbanı gerekli; kesecek, fakirlere dağıtacak. Zenginler de yiyemez, kendisi de yiyemez. Fakirler yiyecek. Burada bulunan fakirlere dağıtması gerekiyor. Birçok kimse bunu bilmiyor. Bu bir. Demek ki mîkat hududunda ihram durumuna niyet edeceğiz.

İhram durumu nedir? Şimdi onu anlatacağım. Mîkat uçakta oluyor, hudut uçakta geçiliyor. Cidde'ye inmeden gerilerde, Cidde'den yüz altmış kilometre daha kuzeydeyken oluyor. O hudut orada. Onun için önceden herkesin hazırlığını yapmış olması lazımdı. Huduttan önce niyet edip Lebbeyk'i çekmesi, mümkünse uçakta iki rekat namazını kılması, ihram yasaklarına riayet etmeye başlaması lazımdı. Eğer burada bu hususlarda söylediklerimi yapmadan gelmiş insan varsa cezalı duruma düştü.

Bazıları ihramı vücudun aşağısına yukarısına örtü büründürmek sandığı için soruyorlar. Belki sizin de aklınıza gelmiştir; "Bu gece gusül abdesti almam icap etti. Hamama girdim, örtüleri çıkardım, askıya astım. Şimdi ben ihramdan çıkmış mı oldum?" "Hayır! İhramdan çıkmadın. Hâlâ ihramdasın. Çünkü ihram o örtüler demek değil; o örtüleri örtmek veya çıkarmak demek değil. Sen o hududa girerken; "Ben ihramlanmaya niyet ettim." dedin ya. Artık o hal, o niyet, o durum üzerinde devam ettiğin için sen ihramlısın. Üzerinden ihram bezlerini çıkarıp assan bile, üzerinde olmasa bile ihramlısın. Bu ince noktayı birçok kimse bilmiyor.

Bir; uçakta ihram bezlerini yanına almadığı için dikişli elbiseyle; "Eyvah! Ben ne yapacağım?" diyor. Telaşlanmasın, yerinde niyetini yapsın, ihrama niyet etsin, namazını kılsın, ihramlılığını başlatsın. Dikişli elbisenin cezası küçük; aşağıda hemen değiştirir, ihram örtülerine bürünür. O dikişli elbiseyi birkaç saat giymekten dolayı cezasını verir. İkincisi, herhangi bir sebeple üzerinden bu örtüler çıksa bile ihramdan çıkmış olmaz.

Bir insan bu mübarek mıntıkaya, mukaddes mıntıkaya girerken ihrama niyet etti: "Yâ Rabbi! Ben umre yapmaya veya hac yapmaya niyetlendim. Bunu bana kolaylaştır, bunu benden kabul et." dedi. İki rekat namaz kıldı. Lebbeyk Allâhümme lebbeyk lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk lâ şerike lek dedi.. Güzelce, usulüyle mıntıkaya girecek tarzda tamamlamış oldu. Bu ihramlı insan; kendisini yasaklı hale uydurmuş olan, Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in istediği şekilde yasaklı hale girmiş olan, ihrama giren insan neleri yapabilir, neleri yapamaz? Bunları bilmemiz lazım. Bazıları bilmiyor, bilmediği için de büyük hatalar yapıyor.

Uçakta veya otomobilde, otobüste mîkat mahallinde "İhramlı olmaya niyet ettim." dediği zamandan itibaren bir insana neler yasak, neleri yapmaması lazım? Bir; saç ve sakalını tıraş edemez, bıyıklarını kesemez. "Hocam! Bunu bize niye söylüyorsun, biz çocuk muyuz?" Çocuk değilsiniz mâşallah, Allah afiyet versin. Bir albay hac yapıyor. Arafat'ta suyun başında küçük, portatif aynasını taşın üstüne koymuş, yüzünü sabunlamış; tıraş oluyor. Arafat'ta, ihramlıyken tıraş oluyor. "İhramlıyken tıraş olunmaz." diyorlar ama albay askerlik hayatından sinekkaydı tıraş olmaya alışmış. Ceza olarak kurban kesmesi gerekir. İhramlı olan insanın ne bıyığını düzeltmesi ne tıraş olması doğru olur.

Başka? Kasık ve koltuk altı kıllarını yolamaz, tıraş edemez. Aklına geldi; "Bunlar büyümüş, kokmaya başladı, dur şurada temizleyeyim." Yapamazsın. "Temizlik yapıyoruz." "Bitti, ihramlı hale girdin, artık bu işi yapamazsın." Bunlar ihrama girmeden önce yapılacak hazırlıklardı. Kıllarını koparmayı veya kesmeyi yapamaz. Bazı insanlar yapıyor; ben de yapıyorum. İnsanın kılları uzuyor; kulağında, yanağında kıl çıkıyor. Yanağındaki kılı koparıyor; koparamazsın. Sonra tırnak kesemezsin. "Uzamış da farkına varmamışım, keseyim." Kesemezsin! İhramlı insanın yapmaması gereken işleri sayıyoruz. Tıraş olamaz, kasık ve koltuk altlarının kıllarını koparamaz; bıyıklarını kısaltamaz, tırnak kesemez, süslemek için saçlarını, sakallarını yağlayamaz. Eskiden saçlara yağ sürerlerdi, briyantin gibi. Sıhhatli olsun diye yağlayamaz. Kınalayamaz, kına yakamaz. Oje ve ruj süremez. Oje tırnaklara sürülen renkli şey, ruj da dudaklara sürülen şey; bunları yapamaz. Vücuduna veya üzerindeki elbiselere güzel koku süremez, güzel kokulu sabun kullanamaz.

Uçakta yemek dağıtıyorlar. Çatal, bıçak, kaşık, kürdan, biber, tuz var. Bir de kokulu ıslak mendil var. İhramlıyken yemeğini yedikten sonra, onları kullanıp sürdüyse cezalı duruma düştü. Koku süremezdi, kokulu sabun kullanamazdı. Kokulu ağız ferahlatıcıları kullanamazdı. Bunları yapmışsa cezalarının ne olduğunu da söyleyeceğim. "Kendi kendinizi kontrol edin." diye bunları anlatıyorum. "Uçakta gelirken ihramlanma işini zamanında başlattım mı, hatalı işler yaptım mı, yapmadım mı?" diye kendi kendinize sorun.

Bunlar vücudu ile ilgili işler. Erkek dikişli elbise giyemez. Kadınlar giyebilir. Üstünde hangi kıyafeti varsa onunla ihrama niyet edebilir. Erkekler ihramlı hali başlattıktan sonra dikişli elbise giyemez. Dikilmiş, biçilmiş gömlek, iç çamaşırı giyemez. Belden aşağısına bir peştemal, belden yukarısına bir peştemal bağlar. Bu peştemallarin kenarları püsküllenmesin diye makineye çekmişler; dikiş. O dikiş ziyan etmez. Saatimin kayışı deri, üzerinde dikiş var. O dikiş de ziyan etmez. Giydiğim terliğin atkıları üzerinde dikiş yapılmış; o da ziyan etmez. Biçilmiş, dikişli elbise giyemiyor. Pantolon, iç çamaşırı, üst çamaşırı, gömlek, palto vesaire giyemiyor. Kimler? Erkekler. Giyerse cezalı duruma düşer. Cezalı durum bir gündüzden, bir geceden azsa cezası küçüktür; bir gündüzden veya bir geceden fazlaysa cezası kurban kesmektir. Suç büyüyor, ceza büyüyor.

Çok soğuk var, don var. İhramlı adam dikişli elbise giyemeyecek. Aşağısına peştemal sardı, omzuna peştemal aldı ama üşüyor. Battaniye örtebilir mi? Örter. Bürünebilir mi? Bürünür. Battaniye bulamadı da, paltosunu omzuna aldı; alabilir. Giymiyor; örtüyor, örtünmek caizdir. "İhramlıydım, gece yatarken üşüdüm; üşümemek için üstüme bir örtü çekebilir miyim? Çekersin. Dikişli biçilmiş iç çamaşırı, üst elbisesi, pantolon, ceket, palto giymeyecek; dikişli ayakkabı, üstü kapalı ayakkabı giymeyecek. Ayakkabılar terlik şeklinde olacak. Üstü ve topuğu açık olacak.

Başını örtemez; takke, sarık, bere giyemez."Güzel yerlere gidiyorum; takke takayım, sarık sarayım." İhramlı bunu yapamaz. "Sen şimdi nasıl yapıyorsun?" "Ben ihramdan çıktım, benim ihramlılığım bitti. Vazifeyi yaptım, çıktım. İhramlı olan yapamaz."

Şemsiye kullanabilir mi? Kullanabilir çünkü o giyinmek değil. Üstüne güneş gelmesin diye başının üstüne şemsiye tutabilir. Eldiven giyebilir mi? Giyemez. Eli de, başı da, vücudu da örtemez; ayaklarına çorap, mesh, ayakkabı giyemez. Üstü, ön tarafı, arka tarafı açık terlik giyer. Kadınlara serbest, bir şey yok. Onlara burada kolaylık var.

Karı koca evli, beraber geldiler. Paraları var, bir odaya beraber yerleştiler. Karı koca bunlar, nikâhlı ama ihramlılar. Karı kocalık muamelesi yapmak yasak. Öpüşmek, oynaşmak gibi o tarafa götüren şeyler yasak. Şehevî duyguları tahrik edici şeyler konuşmak da yasak. Karı koca ama ihramlı. İhramlı olunca olmuyor. En iyisi karı kocayı ayırmak. Çünkü çoğu kimse bunu bilmiyor. Erkekleri bir tarafa, kadınları bir tarafa atmak en iyisi. Atmadığı zaman şaka yapar, sataşır, nasıl olsa samimiyet var. O yüzden olmaz.

Sonra fısk u fücûr, haram işler yapamaz. Ceng ü cidâl, münakaşa, kavga etmemesi lazım. Bunlar haccın mânevî yasakları. Avcılık yapamaz. Şimdi bizim avcılık yapacak halimiz yok ama kitaplarda geçtiğine göre demek ki eskiden olan şeyler. Balık tutabilir mi? Tutabilir; kara hayvanlarını avlamak yasak. Diyelim adam deniz kenarında ve gıdası yok. Herkes bizim gibi değil. Uzaktan geldi, ihrama girdi, aç kaldı. Balık tutup yiyebilir. Ama kara hayvanı avlayamaz. Mekke şehrinin ve Harem mıntıkasının içinde bitkileri kesemez, koparamaz. Bazısı gölgenin altında duruyor, farkında değil; dalı kırıyor, yaprağı koparıyor. Arafat'ta da başınıza gelecek. Arafat'ı ağaçlandırdılar. İhramlı adam işin farkında değil; dalı kırıyor, yaprakları, otları yoluyor. Yapamaz! Harem-i şerîf'in bitkilerini kesemez, koparamaz, dallarını kıramaz.

İhramlı haldeyken neleri yapmaması gerektiğini hatırlatmış olduk. Sivri taraflarıyla, rastlanan kusurlu taraflarıyla söylemiş olduk. Sabun kullanabilir mi? Kokusuz sabun kullanabilir. Mühim olan koku, işin koku tarafı. Sabun yasak değil; kokusuz olursa kullanılabilir. Bizim Ege Bölgesi'nden gelenler kokusuz sabunlar getiriyorlar. Böyle kokusuz sabun kullanabilir. Yüzük, kol saati taşımak, yasak değil. Yorgan, battaniye örtünmek yasak değil.

Av hayvanı avlayamaz ama karga, çaylak, yılan, akrep, fare, sinek, arı, kene gibi haşereleri; saldıran, ısıran kurt, köpek, kaplan gibi bazı hayvanları öldürmek caizdir. Arafat'ta herkes ihramlı. Suyun başında akrep görmüşler. Birileri; "Vurun öldürün." demiş, ötekiler de; "Durun öldürmeyin." demiş. Bilmiyorlar. Akrep öldürür, zararlı. Akrep de hızla yürümüş ihvanımızdan birisi vardı onu bacağından sokmuş. Şişman, güçlü, kuvvetli koca adamı çam gibi devirmiş. Buranın akrepleri büyük oluyor, zehiri de kuvvetli oluyor. Hemen hastaneye kaldırmışlar. Hastaneden benim yanıma geldi; "İlaç da aldım ama hâlâ ayağım yukarıdan aşağı usturayla kesiliyor gibi acıyor." dedi. Demek akrebin verdiği zehirin acısı böyle. Akrep zararlı olduğu için öldürülebilir. Bunları bilin.

Bir insan ihramlandı, uçaktan mıntıkaya girdi. Buraya geldiği zaman ne yapacak? Üç türlü; buraya gelişin üç çeşidi var: Bir, hacc-ı ifrad yapmak için geliyor. İki, hacc-ı temettu. Üç, hacc-ı kıran. Şimdi bunları karışık değil de anlaşılacak şekilde size anlatayım. ‘İfrad' kelimesinin sonu ‘d' ile ‘t' ile değil; ‘ifrat' değil, ‘ifrâd' ‘İfrad' kelimesi ferd kelimesinden geliyor. Tek başına, tek olarak demek. Hacc-ı ifrad sadece tek hac yapan demek. Bunun sadece hacdan başka çeşidi var mı? Evet bir de umreli hac var. Kaymaklı kadayıf gibi. Kadayıf bir sade olur. Bir de kadayıfın üstüne kaymak konulur. O zaman adı kaymaklı kadayıf olur; daha tatlı, lezzetli olur. Hacc-ı ifrad; kaymaksız kadayıf gibi. Bu adam buraya gelince sadece hac yapacak. Öteki hacılar; hacc-ı temettu ve hacc-ı kıran yapacak olanlar kaymaklı kadayıf yapıyorlar, kaymaklı kadayıf yiyorlar.

Kıran ne demek? Adam kuvvetli; eline aldığı şeyi bir zorladı, yüklendi, kırdı. Oradan mı geliyor? Hayır! Arapça'da kıran; iki şeyin birbirine akran olması, yakın olması demek. Kıran, mukârene kelimesinin eş anlamlısı. Mukârene yakın olmak demek. Buraya gelen kimse; "Ben hem haccı hem umremi yapacağım. Hacca kadar ihramlı devam ettireceğim, haccı da yapacağım. Bir ihramla umreyi de haccı da çıkaracağım." derse; umre ile haccı bitişik yaptığından, mukârenetli, birbirine karîn olarak, yakın olarak, ayrılmadan, ayırmadan yaptığından hacc-ı kıran yapmış oluyor. Hacc-ı kıran en sevaplı ama en zor hac. Demek ki kırmaktan gelmiyormuş; hacla umreyi aynı ihramla devam ettirip ikisini birden çıkarmak demek oluyormuş.

Hacc-ı temettu ne demek? Önce umreyi yapacak, sonra ihramdan çıkacak, benim gibi; bak sarık da sarıyorum, dikişli elbise de giyiyorum, çorabım da var, takkem de var. İstesem koku da sürerim. Temettu; nimetlenmek, metalanmak demek. Hacc-ı temettu yaptığım için faydalanıyorum, nimetleniyorum, umre bitti. Hem kolay hem sevabı daha fazla. Hacc-ı ifrad gibi sadece hac yapmıyorum. Hem umre yapıyorum hem de umreden biraz sonra çıkıyorum, rahat geziniyorum keyfime bakıyorum. Ondan sonra da hac yapacağım. Hem umre hem hac yapmış olacağım. Arada nimetlenme ve rahatlama olduğu için temettu demişler. Temettu, metalanmak, istifade etmek demek. Hacc-ı ifrad, hacc-ı temettu, hacc-ı kıran.

Bunlardan en sevaplısı hacc-ı kıran'dır çünkü en zorudur. En kolayı hacc-ı temettudür. Hacc-ı ifrad bile zordur. Neden? İhramlılık hali, yasaklara riayet durumu hac bitinceye kadar devam edecek de ondan. Şimdi hacca yaklaşıyoruz. Biraz uzak olsaydı, on–on beş gün olsaydı daha zor olurdu. Bu ihramlı durumu devam ettirmek dikkat ister, sabır ister, ilim ister. Onun için hacc-ı ifrad da zor, hacc-ı kıran da zor. Hacc-ı kıran daha zor çünkü aynı ihramla bir de umre çıkarıyor.

Hangisine niyet etmeli?

En sevaplısı hacc-ı kıran olduğundan ona niyet edilebilir. Ama en kolayı ve orta sevaplısı hacc-ı temettu olduğundan hacc-ı temettuye de niyet edilebilir. Hacc-ı ifrad sadece hac yapmaktır. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz haccı, umreyi peş peşe yapınız dediği için ve umumiyetle insanlar ömründe bir defa hacca geldiğinden, ikisini bir arada çıkarmak en iyisi. Sadece hac yapsa da umre yapmadan memleketine gitse ne olacak? Hac yaptı, umre yapmadı olacak. Bir eksiklik olacak.

Hz. Âişe validemiz Peygamber Efendimiz'le hacca geldiği zaman kendisinde hanımların hali belirdi, umreyi yapamadı. Medine'den yola çıktılar. Mekke'ye gelirken ihramlandı, ihram mıntıkasına ihramlı aybaşı görmeye başladı. Aybaşı gören kadın Mescid-i Haram'a ve hiçbir mescide giremez.

Umre yapacak bir insanın ihramlı olarak Mescid-i Haram'a girmesi lazımdı. Kâbe'yi yedi defa tavaf etmesi; ondan sonra Safa ile Merve arasında yedi defa yürümesi lazımdı. Kâbe'nin, Mescid-i Haram'ın içine giremeyince umre yapılmaz. Çünkü aybaşı hali var. Kâbe'nin içi değil de, Mescid-i Haram'ın içi... Kâbe'nin içi, altın kapıdan, onu açabilirsen girebilirsin. Oraya herkes giremiyor. Kâbe'nin içi değil, Mescid-i Haram, Kâbe'nin çevresi.

Hz. Âişe validemiz umre yapamadı. Hac günleri geldi, haccettiler. Arafat'a çıkabilir mi? Hanım bu hali ile Arafat'a çıkabilir. Müzdelife'ye gelebilir. Arafat'ta vakfe yapar, Müzdelife'de vakfe yapar. Namaz da kılamıyor; mazeret. Mina'ya gelir. Şeytan taşlar. Kurban kestirir, keser. Her şeyi yapar. Bir tek yasağı var; Mescid-i Haram'a giremiyor. Hac bitti Hz. Âişe validemiz üzüldü, dedi ki:

"Yâ Resûlallah! Herkes hem umre yaptı hem hac yaptı; çifte sevabı, iki güzel sevaplı ibadeti yapmış olmanın menfaatini kazandı; ben kazanamadım. " Peygamber Efendimiz dedi ki:

"Kardeşin Abdurrahman'la Ten'im Mescidi'ne git, oradan ihrama gir, umreyi yap." O zaman temizlenmişti, yıkanmıştı; aybaşı hali bitmişti. Ten'im denilen yere, umre mescidine gitti. Oraya gitti, ihrama girdi, umresini yaptı.

Türkiye'den gelen hacı hanımlardan bir tanesinde aybaşı hali olmuş. Ne yapacaklarını bilememişler. Kafiledeki hocaya sormuşlar. Kafiledeki hoca; "Sen buraya umre yapmak niyetiyle geldin. Ne yapalım Allah bu mazereti verdi ama sen umreni yap." demiş. Hâlbuki bu hanım o haliyle Mescid-i Haram'a giremezdi. Hoca onu yanıltmış. Hayızlıyken, âdet halindeyken tavafını, sa'yini yapmış. Hayızlıyken tavaf yaptığı için ceza olarak koyun kurban etmesi gerekiyor. Eğer umre olmasaydı, başına ne felaketler gelecekti. Bereket versin yaptığı umre. Hacc-ı ifrad olsaydı cezası çok büyük olurdu. Hayızlıyken hac tavafını yapan bir insanın yedi koyun kesmesi lazım veya sığır ve deve kesmesi lazım; bedelini kurban etmesi lazım.

Bu durumu bizim kardeşlerimizden birisinin annesi anlamış. Bunlar Harem'de namaz kılarken bakmış orada birisi oturuyor. "Neden namaz kılmadınız? Buraya kadar gelmişsiniz, bak herkes namaz kılıyor." "Abdestim yok." demiş. "Git şuradan abdest al." "Yok öyle abdest değil âdet görüyorum da." demiş. "O zaman senin mescitte ne işin var? Sen bu halde camiye giremezsin ki." demiş. "Ben girdim de umremi bile yaptım, tavaf da ettim, sa'yimi de yaptım." demiş. Bilmiyorlar. Biz bu konuşmaları cahillik olmasın, her şey usulüne uygun yapılsın, hatalar edilmesin diye yapıyoruz. İnsanlar farkında olmadan cezalı duruma düşebiliyorlar.

Kardeşlerimiz kendi durumlarını düşünsünler. Hacc-ı ifrada niyet edenler ihramlı halini devam ettirecek. Bazen başkalarına uyuyorlar, kendi durumlarını bilmeyip başkalarının yaptığına bakıp hatalı durumlara düşüyorlar. Mesela kudüm tavafını yaptı, ondan sonra da gidiyor sa'y yapıyor. Umrecilerin sa'yden sonra tıraş olduğunu görüyor o da kendisini tıraş ettiriyor. Sen hacc-ı ifrada niyet ettin, ne yapıyorsun? Sen umre yapmıyorsun ki kudüm tavafı yaptın. Hacca kadar bekleyeceksin. Hac günleri daha gelmedi. Arafat'ta vakfe, ondan sonra Müzdelife'ye, Mina'ya gelmek vesaire. Daha olmadı. Onlarla tıraş olmaya kalkıyor. Umrecilere, hacc-ı temettu yapanlara aldandı. Onun için herkes kendi durumunu kontrol etsin.

Eğer bir insan hacc-ı ifrada niyet etmişse mîkattan ihramlı hale niyet edip ihramlanıp ihram yasaklarına riayet etmeye başlaması lazım. Lebbeyk çekerek buraya gelmesi lazım. Kâbe-i Müşerrefe'ye gelince kudüm tavafı diye bir tavaf yapması lazım. Kudüm tavafı nedir? Kudüm bir yerden bir yere gelmek demek. Adam uzaktan geldi. Geldiği zaman Kâbe'nin etrafında yedi defa dönecek, tavaf yapacak. Bu tavaf sünnettir, bunun adı kudüm tavafıdır. Harem-i Şerîf'e girince, Kâbe'ye sevgisinden gitti, etrafında kudüm tavafı yaptı. Sünnet. Ondan sonra sa'y etmesi gerekmiyordu. Safa ile Merve arasında sa'y etmesi mecburiyeti yoktu.

Ama tabii bunun istisnası da var. Hac günlerinde farz tavafı yaptıktan sonra çok sıkışık oluyor, kenetlenmiş bir kalabalık oluyor. Şimdi rahat olduğu için geldiği zaman kudüm tavafından sonra sa'y yapsa olur. Bir ihramda, bir hacda bir tane sa'y vardır. Kudüm tavafının arkasından sa'yini yaptı. Artık haccın farz olan tavafını, ifâza tavafını yaparken arkasından sa'y etme vazifesini önceden yaptığından bitirmiş oldu. Bu olabilir ama eğer hacc-ı ifradı tabii haliyle yapacaksa; kudüm tavafı yapacak. Mekke'de duracak, namazları cemaatle kılmaya gayret edecek. İhramın yasaklarına, ihramlılık halinin şartlarına riayete devam edecek. Dikişli elbise giymeyecek, koku sürünmeyecek, tıraş olmayacak, otları koparmayacak vesaire vesaire. Çünkü ihramlı. Ne zamana kadar? Arafat'tan, Müzdelife'den, Mina'lardan sonra farz tavafı yapıncaya kadar o ihram hali devam edecek. İfradlıların durumu bu. Şimdiye kadar yapacakları şey neydi? Mîkattan ihramlı gelmek, ihramlı geldikten sonra kudüm tavafı yapmak, şu anda da ihramlıların riayet etmesi gereken şartlara riayete devam etmek. Yapacağı bu.

Eğer temettu haccına niyetlenmişse o da ifrad haccı yapanlar gibi mîkattan ihramlılık haline niyet edecek. "Yâ Rabbi! Ben umreye niyet ettim." diyecek. Buraya gelecek, Kâbe-i Müşerrefe'yi yedi defa tavaf edecek. Umrenin tavafını yaptı. Safa ile Merve arasında bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi; yedi defa yürüyecek. Bir, bir yürüyüş; bir dönüş, ikinci yürüyüş; üç, dört, beş, altı, yedi... Yedi defa o mesafe kat edilmiş olacak. Bir gidiş, bir dönüş bir şavt. Yedi defa oraya gidecek.

Bu şahıs bunu yaptı mı tıraş olur, ihramdan çıkar; ihramlılık, yasaklılık devresi bitmiş olur. Normal bir Mekkeli gibi, buranın ahalisi gibi her şey caiz olur. Yemek içmek, yatmak kalkmak, oturmak, hanımıyla buluşmak vesaire her şey normal. Buranın tabii insanlarının durumuna geçti. Koku sürer, tıraş olur, berbere gider, mübah olan her şeyi yapar. Neden? Çünkü artık temettu ediyor; umresi bitti, safa sürüyor. Safa sürmek, yani arada rahatlamak. Biz bugünlerde safa sürüyoruz. Hac başladığı zaman yeniden niyetleneceğiz. Hac için ihrama gireceğiz. Ondan sonra haccımızı yapacağız. Demek ki bizim şu ana kadar yaptığımız işler bitti.

Hacc-ı temettude umre yaptı, umre için tavaf etti. Tavafta neleri yaparsa cezalı duruma düşer? Mesela tavafı abdestsiz yaparsa cezalı duruma düşer. Abdestli olacak.

Umreyi nasıl yapacak?

Diyelim ki umre için ihrama girmişti, geldi tavafını yaptı. Ondan sonra sa'yini yaptı. Sa'yini yaparken yürümeye iktidarı varken yürümez de bir bineğe binerse, bir kurban kesmesi gerekiyor. Arkadaşlar geldiler, tekerlekli arabaya bindirdiler. Mazeretsiz olduğu için bir kurban kesmesi gerekiyor.

Hac göreviyle ilgili dikkat etmemiz gereken şeyleri kısaca söyleyeyim. Bir kimse mîkatı ihramsız geçerse koyun kurban etmesi lazım. Kurtuluş çaresi var mı? Var. Yerine dönüp de tekrar, yeniden oradan niyet edip girerse kurtulur. Bilenler yapar. Atlar bir arabaya, en yakın mîkat hududuna gider. Kırk-elli kilometre mesafede mîkat hududu vardır. Oradan yeniden ihrama girerse kurban cezası düşer. Ama devam ederse bir kurban kesmesi gerekir. Safa ile Merve arasında yedi defa yürümeyi, sa'yi; tamamını veya çoğunu terk ederse o zaman da kurban kesmesi gerekir.

Vücudunun bir uzvunun tamamına; ellerine veya yüzüne güzel koku sürerse o zaman kurban kesmesi gerekir.

Bir uzvunun tamamına değil de bir kısmına sürerse, sadaka vermesi gerekir. Kadın ellerine kına yakarsa kurban kesmesi gerekir.

Kokulu sabunla ellerini yıkar da bütün elleri kokulanırsa kurban kesmesi gerekir.

Bir gündüz, bir gece, on iki saat kadar dikişli elbise, çorap, takke, topuğu kapalı ayakkabı giyerse kurban kesmesi gerekir. Bu süreden az giyerse sadaka vermesi gerekir.

Saçının, sakalının, bıyığının dörtte birini veya dörtte birinden fazlasını keserse kurban kesmesi gerekir; azını keserse sadaka vermesi gerekir.

Tırnaklarını keserse kurban kesmesi gerekir; azını keserse sadaka gerekir.

Bunları yapıp yapmadığınızı kendi kendinize soracaksınız.

Geldik üçüncü cins haccetmeye. Mîkattan kıran haccına niyet eden bir kimse hem umre yapacak hem de hac yapacak. Bir; gelince kudüm tavafı yapacak. Gelince umre tavafı yapacak, umrenin sa'yini yapacak, umresini tamamlayacak. Tâkati varsa peşinden de yapabilir. Biraz dinlenecek çünkü kıran haccı yapıyor. Umresi bittikten sonra bir de kudüm tavafı yapacak. Demek ki kıran haccının başlangıçta bile fazlalığı var. Geldi, temettu haccı yapan gibi tavaf etti, sa'y etti, umreyi bitirdi. Tıraş olur mu? Olamaz. Üzerinde ihram var; haccını da yapacak. O zamana kadar ihramlı olmaya niyet etti. Tıraş olamaz. Oldu ise kurban kesmesi gerekir. Kıran haccında olup da tıraş olanlar varsa kurban kesmesi gerekir. Tavaf ve sa'yi bitirir, umreyi tamamlar ama tıraş olamaz. Çünkü haccı da umreyle çıkaracak. İhramlı bekliyor. İhramlı tıraş olamaz; onun için tıraş olmuyor. İşi bitti mi? Bitmedi. Bir de ifrad haccı yapanlar gibi kudüm tavafı yapacak, Kâbe-i Müşerrefe'yi hemen tavaf edecek. Ondan sonra da bu vakte, hac vaktine kadar ihramlılık durumunun bütün şartlarına riayet ederek zamanını geçirecek.

Bu zamanın yasaklara riayet tarafı da var, zamanın güzel geçirilmesi tarafı da var. Namazları mümkün olduğu kadar Harem-i Şerîf'te kılacak. Vaktini güzel geçirecek; günahlardan, haramlardan sakınacak.

Sayfa Başı