M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Âyet Tefsirleri (18/Kehf, 100-102)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. es-Selâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn. İmami'l-muttekîn ve senedi'l-âşıkîn. Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'du:

Aziz ve muhterem kardeşlerim.

Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'inde Kehf sûresinin sonunda yer alan âyet-i kerîmelerinde şöyle buyuruyor.

Bismillâhirrahmânirrahîm

Allahu Teâlâ hazretleri iki âlem, iki cihan, iki dünya, iki hayat, iki yaşam yaratmış. Birisi şu bizim içinde bulunduğumuz alem yaşam hayat. Şu anda biz bir hayat yaşıyoruz. Canlıyız, görüyoruz, işitiyoruz, dinliyoruz. Yiyoruz, içiyoruz, çalışıyoruz, uyuyoruz, uyanıyoruz. Şu bizim hayatımız el-hayatü'd dünya. Bu iki hayattan içinde bulunduğumuz bize yakın olan yakın hayat. Dünya yakındaki demek, yer küresi demek elhayatü'd dünya. Bir hayat bu. Bu hayat bitecek Çare yok, kaçacak yer yok. Kurtuluş yok.

Bir gün ecelin pençesine yaşayan her insan düşecek ve her insan bir gün ölecek. Şu anda yaşıyoruz ama öleceğiz. Çare, kurtuluş yok. Ne kadar uzarsa uzasın insanın hayatı 60 yıl, 70 yıl, 80 yıl, 90 yıl sonunda ölüm var. Bu yolun sonu ölüm.

Ölüm nedir?

Ölüm bir kâsedir, acı bir şerbet, şurup, ilaç. Bundan herkes içecek. Ölüm nedir? Ölüm bir kapıdır. Bu Kapıdan herkes geçecek. Nereye geçecek? Bu kapıda öbür tarafında ne var? Bu Kapıdan geçersen nereye gider?

Ikinci hayat, el hayatü âhireh. Eddarül ahire, ikinci yurt. Ölenler ölüyorlar, toprağa gömüyorlar. Sevenleri onu kara toprağın altına gömülüyor. Gömülüyor gömülüyor gömülüyor. Kara toprağın altı, bu kara toprağın üstünde yaşayan insanlarla dolu. Sonra Allah'ın azametli büyük meleği İsrafil aleyhisselam sura üfürünce hepsi kabirlerinden kalkacaklar. Toprak yarılacak, kabirlerinden kalkacaklar. Herkes mahşer yerinde toplanacak.

Ve'lba'sü ba'de'l-mevti hakkun.

Öldükten sonra dirilip ikinci bir hayata başlamak haktır.

Bu hayat bitecek, bunu hiç kimse inkâr edemiyor, ölümü inkâr eden hiç kimse yok. Herkes ölecek, herkes biliyor bunu. Sapır sapır dökülüyor yapraklar. Bundan sonraki hayata bazıları inanmıyor. Birçokları inanmıyor. Ya böyle bir hayat olduğunu duymadığı için, böyle bir toplumda yetiştiğinden inanmıyor. Ya da birçoğu toplumda ikinci bir hayat olduğu belirtildiği halde "Hadi canım sen de, öyle şey olur mu. İnsan öldükten sonra toprak olacak. Ondan sonra da dirilecekmiş. İnanmam." diyor inanmıyor.

Hatta Peygamber Efendimiz'e kemiği getirmişler sallallahu aleyhi ve selleme. Eline kemiği almış müşriklerden birisi, kemiği de ufalıyor eliyle bir taraftan. "Ya Muhammed Allahu Teâlâ hazretleri senin iddia ettiğin gibi şu ufaladığım çürük kemiği de diriltecek mi?"

Ey Resûlüm! O edepsiz, terbiyesiz, inançsız, küstah, kâfir müşrike de ki: "O kemiği ilk yaratan Allah yine yaratacak, var mı bir itirazın?" İstikbali sen ne biliyorsun? Şu kâinatı yaratan her türlü gücün, kuvvetin sahibi Allah o kemiği yaratacak. İlk başta var mıydı o kemik? Yoktu. Dün biz kaç tane mısır yedik. Bir mısırı yere dikiyorsun kaç tane mısır çıkıyor? Yüzlerce mısır çıkıyor. En küçük bildiğimiz çekirdeklerden birisi incir çekirdeği. Toplu iğnenin başı kadar dikiyorsun, koca bir incir ağacı oluyor.

Çamın kozalağının arasından çam fıstığının kabuklusu çıkıyor. Kırıyorsun, irmik tatlısına falan koyuyorsun. Bir santimetreye yakın uzunluğunda 3 milimetre genişliğinde uzunca bir çekirdek, koca çam ağacı oluyor. Kudret sahibi yaratıyor. Bir tohumdan bir ağaç, kara topraktan türlü türlü meyve. Tatlı tatlı meyve. Kara topraktan, acı sudan tatlı meyve. Yaratıyor, var mı bir diyeceğin aptal adam? Görmüyor musun? Güneşi havada döndürüyor. Dünyayı döndürüyor, yıldızları döndürüyor, kâinatı döndürüyor. Muntazam döndürüyor, koca koca şeyler yerinden kıpırdatabilir misin?

Her şeyi yapıyor, her şeye kâdir. Her şeye kâdir, kâinatı yaratan Allah. Kâinatı yaratan, atomları, zerreleri, hücreleri, küreleri, alemleri, yıldızları, ayları, gökleri yaratan Allah. Bunları yaratmış da yoktan vadediyor, bildiriyor. Vaad ve bildirme. İhbar ediyor, "ben sizi tekrar dirilteceğim." İsteseydi diriltmezdi. Ama dirilteceğim, diyor. İleride olacak bir hadiseyi bize ihbar ediyor. Yapabilir mi? Yaptıklarına bak da anla düşünmeyen adam. Yaptıklarına bak da ilerde yapacağını anla. Bak neler yaptı?

Şu çiçeklere bak, şu kuşlara bak, şu meyvelere bak. Şu arıya bak, şu dereye bak. Şu deveyi nasıl yaratmış? Allah Allah Sübhanallah. Günlerce aç durabiliyor hayvan. Neden? Sırtına yiyecek ve su depo edebiliyor, hörgücü depo. Çölde gidiyor, ayakları nasıl? Geniş, bastığı zaman kumlara batmasın diye. Bak Mevlâ nasıl şekil vermiş? Dizayn. "It is a different design." Başka bir şekil vermiş, neden? O çölde yaşayacak da ondan. Balıktaki dizayn nasıl, şekil nasıl? O da suda gideceği için başka türlü, deve gibi değil. O da suda gitmeye göre.

Peki kuştaki dizayn nasıl? O da daha başka türlü. O da havada uçacağından o kadar kanadı var, o kadar tüyü var, hafif. İçini boş yapmış. Neden? Uçacak da ondan. Hafif olması lazım. O kadar kanatları, tüyleri bir araya geliyor, toplasan kaç gram? Tüy gibi hafif. Kanat dediğin her tarafa uçuyor. Ne güzeller, ne sanatlar, her birisi ayrı bir şey. Yani küçücük bir mahlukun, küçücük bir mikrobun, küçücük bir bakterinin yaptığına bak. Koca pehlivanı küt diye deviriyor aşağıya.

Sübhanallah, Allah Allah bu küçük mahluk mu bu koca pehlivanı devirdi? Evet. Aciz olduğunu bilsin insanlar. İşte bak küçücük bir mahluk gelip, yiyip bitiriyor. Küçücük bir karıncanın hakkından gelemiyor yirminci yüzyılın ilmi. Ağaçları, evleri, ne varsa yiyor. Yiyor yiyor yiyor, ondan sonra hakkından gelinmiyor. Ya bu ne biçim mahluk bütün evleri çürütüyor ne yapalım. Çelik evler yapalım. Çeliği de pas yiyor. Her şeyin bir düşmanı var.

Kelebek havada uçarken kuş onun peşinden gidiyor. Kelebek kaçıyor, oradan oraya uçuyor. Kuş arkasından zikzak zikzak yakalıyor, yiyor. Kuş kelebeği yedi. Kuşu da kedi yakalıyor, kedi yiyor. Sübhanallah. Öyle olaylar var ki çevrede, hem gülersin hem ağlarsın. Hem korkarsın hem gözlerin hayretten faltaşı gibi açılır bu kadar. Vallahi Tüylerim diken diken oldu ya. Ne olaylar oluyor şaşırırsın. O kadar çok çeşitli şeyler var ki, o kadar Allah'ın çeşitli mahluklar var ki. O kadar acayip şey var ki. Suda yaşayan mahluk var mı, ateşte yaşayan mahluk var mı. Vallahi var. Aç ansiklopedileri, ateşte yaşayan mahluk var. Allah Allah. Buzda yaşayan mahluk var mı? Donar yahu. Buzda yaşayan mahluk var.

Nasıl yaratmış? Yarattı, yaratıyor, yaratacak. Öldürür, diriltir. Amenna ve saddakna. O kadar eminim ki, biz biliyoruz ama bazıları bilmiyor, inanmıyor. Bazılarının inancında âhiret inancı olmadığından inanmıyor. Bazıları da duysa bile böyle bir şeyi "hadi canım sen de, olur mu öyle şey" diyor. Olur. Eğer video çıkmasaydı senin sesini ne görüntünün aynen alınacağını istediğin zaman istediğin kadar tekrar tekrar seyredip dinleyebileceğini hiç düşünebilir miydin? Ben düşünemezdim.

Konuştuk bitti ama bu konuşmayı, bu sesi, bu görüntüyü, vaazı şu makine çekiyor; içine saklıyor, istediğin kadar Esad Hoca'yı dinle. Esad hoca ölse kara toprağın altına yatırsalar inna lillah ve inna ileyhi râciûn. Ne yapalım. Ölümsüz insan yok, ölmüş. Gel sana vaazını dinleteyim. Sidney'deki Mehmet Zahid Kotku dergahında kaç yıl önceki konuşmasını dinleteyim. "Yapma ya yapabilir misin?" Adam öldü. Öldü ama dinletiyor işte.

Bunu yapan insanoğlu, âciz mahluk. Allah'ın verdiği akılla bu işleri düzenliyor, oluyor işte bu. Söyleselerdi sana aklın keser miydi. "Bir apartman dolusu insanı madeni bir şeyin içine koyacak, havalarda gezdireceğim. Buradan Singapur'a, Singapur'dan İstanbul'a götüreceğim." Deli misin sen ya? Senin tahtaların yerinden oynadı mı? Birkaç tahtan eksik mi olur mu hiç ya. Apartman dolusu, köy dolusu insan binecekmiş; hem de bavullarıyla, eşyalarıyla, ağırlıklarıyla havada uçacakmış. Altı aylık, bir senelik, iki senelik yola gidecekmiş.

Gemilerle kaç ayda gidiliyor, karadan yürüsen ne kadar. Oluyor, buradan anlasana. Allahu Teâlâ hazretleri de insanları diriltecek yeniden.

Ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti.

Ne nufiha fi'ssûri fe cema'nâhüm cem'a.

Sura üfürüldüğü zaman insanları öyle bir toplayacak ki Allah, hepsi mahşer yerinde böyle izdihamlı, sıkışık bir şekilde herkes toplanacak. Vel basü badel mevti öldükten sonra dirilmek, bas olunmak hakkun. Haktır, gerçektir, muhakkak olacaktır olacak.

Ve aradna cehenneme yevme izin li'l-kâfirine ardâ.

O günde cehennemi Allahu Teâlâ hazretleri kâfirlere arz edecek, gösterecek. "Ey kâfirler bakın işte bu cehennem, görüyor musunuz?" Kâfirler kimler? Âhireti, cehennemi, hesabı, Allah'ı, Peygamberi, Kur'an'ı, her şeyi inkâr eden herifler. Akılları yok mu bunların. Biraz var. Buradaki yaşamda keyif etmesini bilirler. Zevk etmesini bilirler, Allah'ın nimetlerini yemesini bilirler de Allah'a ibadet etmeyi bilmezler. Edepsizler, nankörler kafirler. Allah'ın nimetini yiyenler sıhhat bulur kuvvet bulurlar da Allah'ın verdiği kuvvetle Allah'a isyan ederler. Terbiyesizler, küstahlar utanmıyorlar. Kendin bulsaydın bunları madem. Her şeyi Allah'tan al sonra Allah'a karşı gel, kâfir ol. Yazıklar olsun kâfir insana. Kâfirlere müşriklere. Allah cehennemi onlara gösterecek. Nasıl kafirler bunlar.

Ellezîne. O kâfirler nasıl insanlarsa o kimseler ki kânet a'yünühüm ğitâin an zikrî. Beni hatırlamaktan, benim varlığımı, birliğimi anlamaktan, gerçekleri görmekten gözlerinde perde vardı. Gözlerinde perde olan o kâfirler ki kânet a'yünühüm ğitâin. Gözleri perdeli idi. An zikri Beni hatırlamaktan, benim azametimi anlamaktan, Basü badel mevtten, mahşerden, hesaptan cennetten, cehennemden söylenen şeyleri görecek gözleri yoktu, gözlerinde perde vardı. Görmüyor inanmıyor.

"Ben fizik okudum. Biyoloji okudum. Darwin'in nazariyesini biliyorum. Bilmem Astronomi okudum. Newton'u biliyorum." Biz de biliyoruz. Senin bildiklerinin hepsini ben de biliyorum. Söyleyeyim istersen. "Bilim adamıyım." bilmem ne. Ben de bileyim adamıyım, benim bir eksikliğim yok ki. Fazlalığım var. Senin bilmediklerini biliyorum ben. Sen benim bildiklerim biliyor musun? Bilmiyorsun. Ben Newton'u da biliyorum, Darwin'i de biliyorum, Lapiras'ı da biliyorum. Teorilerinin eksik gedik, yanlış taraflarını da biliyorum.

Onlar da bir insan. Onların da kafasının bir eksik, yamuk tarafı var. Tahtasında bir eksiklik var. Mü'min insansa imanına göre düşünüyor etrafı. Kâfir insansa bugünkü gördüğün kâfir insanlar gibi kâfirce düşünüyor. Bir Fransız, güneş sistemini, ay sistemini anlatmış. Şu şurada dönüyor, bu burada dönüyor. Demişler ki; "Üstad senin bu gök sisteminde Allah'ın yeri neresi.?" Nerede oturuyor Allah, bu etraftaki şeyde.

"Benim sistemimde Allah'ın yeri yok." demiş. Çünkü kâfir. Kâfir, beyinsiz, cahil şu koca semavatta ve arzda her tarafını biliyor musun sen. Şu semanın öbür tarafında ne olduğunu biliyor musun sen. Ötesi de mi var? Elbette Ötesi var. Öyle yıldızlar var ki açayım sana kitapta rakamı göstereyim 5 milyar senede ışığı buraya geliyor. Bak 5000 değil, 500 değil, beş değil. Beş sene değil, 5 saat değil, 5 dakika değil. 5 milyar senede ışığı oradan yola çıkmış, fezada seyahat etmiş. Buraya 5 milyar senede gelmiş, öyle diyor adamlar.

Nasıl ölçüyorlar? Işığın hızı ne kadar? 1 saniyede 300 bin Kilometre. 300 bin kilometre ne demek. Dünyanın ekvatordan etrafını 40 bin kilometre derler. 40 bini 300e bölersen yedi buçuk, yani ışığı bir yaktın mı dön bakalım şu Dünyanın etrafında dediğin zaman bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, yedi buçuk deyinceye kadar ekvatordan Afrika, Güney Amerika, Asya, Singapur, Kuala Lumpur bilmem ne olduğu yere geliyor, bir daha geliyor, bir daha geliyor. Yedi buçuk duruyor. Singapur'da başlamışsa Panama'da duruyor.

1 saniyede dünyanın etrafını yedi buçuk defa dolaşan hızla geliyor ışık. 5 milyar yılda ışık oradan buraya geliyormuş. Gözüne gelmiş ışık, "orada bir yıldız parlıyor" demişsin sen. 5 milyar yıl önce oradan çıkmış, 5 milyar yıl geçmiş yolculukta. Işık buraya gelmiş. "Ah orada bir ışık parlıyor."r dedin sen. Tamam dedin mi? Dedin. Orada ışık gördün değil mi, yıldız gördün değil mi? Gördüm ya.

O orada var mı? Allah nasip etse sen şu an onun olduğu yerde olsan, orada var mı? Hiç belli değil. Neden? 5 milyar yıl önce oradaydı, ışığını oradan gönderdi. O aradan 5 milyar yıl geçmiş, Allah onu parçalattı mı, yutturdu mu, attırdı mı, kaçtırdı mı. Ne bileyim ben 5 milyar yıl önceki zamanı. Peki 6 milyar yıl ötede olan öteki yıldızı şimdi ben görebilecek miyim? Görmeyeceksin. 1 milyar yıl geçecek, yolculuğunu tamamlayacak, dünyadaki insanların gözüne eğer dünya varsa, insanlar varsa gelecek o zaman gözükecek.

"Dur hocam bir şeyi anlar gibi oldum. Dediler ki; ışığı gelmeyen yeri görmüyoruz biz." Vay be, şu gökyüzünün derinliğine ben bakıyorum mavi görüyorum, yani oraları ışık gelmeyen yer. Demek orada bir şey olsa bile göremeyeceğim ben. Neden? Işığı daha gelmedi, anladınız mı şimdi? Kâinatın dibini göremiyor insan. Neden? Göremez, büyüklüğünden dolayı. Daha oradan gelen ışık buraya gelmedi. Belki de orada melekler zıplıyor. Belki geziyor. Orada kim bilir neler var. Bilmiyorsun ki.

Adam diyor ki; kâinatta benim düşündüğüm gökyüzünde yer yok Allah'a. Bak ne kadar cahil. Yani astronomide biraz dürbünle bakmış, bir şeyler öğrenmiş ama o kadarcık öğrenmiş. Bilmiyor. Ben ondan daha çok biliyorum Elhamdülillah müslümanım. Sen ondan daha çok biliyorsun, bu konuyu o bilmiyor. Ama öteki bilim adamları da bu 5 milyar, 10 milyar meselesini söyleyince ben anlıyorum ki; o kâinatın daha görülmeyen nice yerleri var. Ben kâinatın büyüklüğü anlıyorum. O da anlasa da edebini takınsa ya.

"Vallahi ben çok az yerini biliyorum Bu kainatın öbür tarafını bilmiyorum." dese doğru olan o. Öyle demesi lazım. İşte o kâfirler ki gözlerinde beni anmaya karşı perde vardır. Benim zikrime karşı perdeleri vardır. Beni hatırlamıyorlardı, Allah'ı düşünmüyorlardı. Kâinatı yaratanı hatırlarına getirmiyorlardı. Hiç hatırına getirmiyor. İşte karşıda meyhane. Git, oradaki insanlarla gidebilirsen konuş bakalım; ne kafaları var, ne felsefeleri var. Akılları nerede? Belden aşağıda mı, belden yukarıda mı, havada mı? Git gör, gözleri perde.

Ve kânû lâ yestetiûne sem'â.

Gözlerinde takatleri yoktur, kulaklarında takatleri yoktur. Gözlerinde perde vardı. İşitmeye güç getiremiyorlar, işitmiyorlar. Kulaklarında takatleri yok Peygamber söylüyor La ilahe illallah duydun mu? İşitmeye güçleri yetmiyor, işitmiyor. La havle vela kuvvete illa billah duydun mu? Allahu ekber duydun mu? Sübhanallah duydun mu? Hiç kulaklarına girmiyor. Ne diyecekler cehennemde? Okuduğunuz Tebareke sûresinden hatırlayın.

Lev künnâ nesmeu ev na'kılu. Ah işitseydik, ah akletseydik. Mâ künnâ fî ashâbi's-saîri. O zaman bu cehennemliklerin arasında olmazdık, yanmazdık. Keşke işitseydik. İşitmediniz mi? Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ne dedi Ebû Cehil duymadı mı? Duydu. Niye işitseydik diyorlar? Duymak ayrı, duydular ama inanmadılar. Duymamış gibi oldular, iman getirmediler. Söyledi söyledi sanki duymamış gibi oldular. Nuh aleyhisselam söyledi, duydular ama kulak tıkadılar. Parmaklarını kulaklarını tıkadılar, diyor Kur'ân-ı Kerîm. Dinlemeyeceğiz derler, öyle yaparlar.

Bazıları gözümün önüne geliyor âyeti okuyunca. Bak peygamber mübarek Nuh aleyhisselam aksakalı ile neler söylüyor. Bak şu kâfirlerin edepsizliğine, kulaklarını parmaklarıyla tıkıyorlar. Duyuyorlar ama aldırmıyor hiç. O kâfirler ki gözlerinde beni hatırlamaya karşı perdeler vardı. Hatırlamıyorlardı ve kulakları işitecek durumda değildi. İşte o kâfirlere o zaman cehennem arz olunacaktır. Bak bu cehennem, işte. Neden? Dünyada görmüyordun, şimdi gör bakalım gözün çıksın. A gözü çıkasıca. Gördün mü şimdi? Mahşer yerinde kafirlere cehennemi arz edecek Allah. Neden?

Dünyada görmez gibi oldu, işitmez gibi oldu. Onun için cehennemi gösterecek. Cehennemi görünce onlar ne yapacak? Tir tir titremeye başlayacaklar. Cehennem hak mıymış, değil miyimiş. Bak müslümanlar El cenneti hakkun Elnaru hakkın vel basu ba'de'l-mevti hakkun diyorlardı. Öldükten sonra dirilmek haktır, cennet haktır, cehennem haktır. Vardır muhakkak gerçek, hesap haktır. Nizam, terazi haktır. Rahman'ın insanları hesaba çekip de yaptıkları işleri tartması hak mıdır? Hak diyor hadîs-i şerîf.

Vel veznü. Vezin ne demek? Ölçmek demek. Rahman'ın insanların amellerini tartması haktır. "Oruç tutmuşum, orucu nasıl tartacak Allah?" Orucu da tartacak, namazı da tartacak, haccı da tartacak, zikri de tartacak. Sen burada Allah Allah Allah demişsin lâ ilâhe illallah lâ ilâhe illallah demişsin. Onu teraziye koyduğun zaman terazinin dibi yere vuruyor. Öyle ağır gelecek o. Bu söz nasıl ağır gelecek? Her şeyin hesabı var. Her şeyin ölçümü var.

Nasıl arabada önünüzde bir takım ibreler var. Kilometreyi ölçüyor, sen saatte 180 kilometre hızla gidiyorsun. Nereden bildin? Daha gitmedim bir saat olmadı. Olsun ben onu ölçmesini biliyorum, ölçüyorum. Polis durduruyor. Sen 122 kilometre hızla gittin, diyor. "Allah Allah sen arabanın içinde değildin. Nereden biliyorsun adam?" Ben bilirim. Hadi polise itiraz et, mahkemeye ver polisi. Aletin kaydını, resmini çıkartıyor. Senin fotoğrafını çıkartıyor, 'bak sen direksiyondaymışsın, senin arabanın numarası, işte hız' hepsini bir kağıda basmış.

Amma akıllı herifler. Nasıl ölçtüler bu sürati. Gazı ölçüyor, havanın sıcaklığını ölçüyor, nemini ölçüyor. Ozon tabakasının inceldiğini ölçüyor. Oraya nasıl tırmandılar da metreye nasıl aldılar da ölçtüler. Ölçüyor Ay'ın Dünya'ya uzaklığını ölçüyor. Her şeyi ölçüyor. Allah her şeyi ölçülü yaratmış zaten. Her şeyin ölçülü olması Allah'ın varlığını gösteriyor. Çünkü Yaradan olmasaydı her şey ölçüsüz olurdu. Karmakarışık olurdu. Bir düzenleyen var da Yaratan var da ondan ölçülü her şey. Allah o zaman ölçecek, amellerin tartılması, terazi haktır. Semavatı arzı içine alacak kadar büyük bir terazi kurulduğu zaman melekler kenarda tir tir titreyecek. "Hey mübarekler siz niye titriyorsunuz. Siz günah işleyen varlık değilsiniz ki."

Allah'a İsyan etmez melekler. Ne dediyse onu yaparlar. Siz niye titriyorsunuz? "Çok korktuk, çok korktuk." Terazinin heybetinden korkacaklar. Daha cehennem değil, terazinin heybetinden melekler korkacak. İnsanlar ne olacak? Mahşer halkı. Cehennemi görünce kâfirlerin hâli ne olacak? Dünyada görmemiş gibiydi, işitmemiş gibiydi. Hak değil miymiş bu cehennem? Evet. Rabbimize hamd olsun hakmış, gerçekmiş. "İnandık Yâ Rabbi!" Ama geçti zamanı. İnanmanın zamanı ne zamandı? Birinci hayat, dünya hayatı. Dünya hayatı biterken imtihan da bitiyor. İnanmanın vakti de geçiyor. Firavun kâfir mi mü'min mi? Kâfir. Ama ölmeden evvel ne dedi.

Lâ ilâhe ille'l-lezî âmentü bihi isrâîle. "Benî İsrâil'e, Musa aleyhisselam'a tâbi olan ashabının İsrailoğulları'nın tebliğ ettiği, bildirdiği Allah'tan başka Tanrı olmadığına ben de inandım ve ene mine'l-müslimîne ben de Müslümanlardanım." dedi. Ne zaman dedi? Boğulurken. Ölüm gerçekleşti. Ağzına, burnuna sularda dolmaya başladı. Çırpınmaya başladı, ölecek kesin. Ecelin pençesine düştü. Ecel yakaladı, Azrail yakasına yapıştı. O zaman bunu dedi.

Şimdi mi aklın başına geldi? Iş işten geçti bitti. Kâfirlerin gözündeki bu perde öleceği zaman kalkacak. Öleceği zaman görecek. Ama artık imanın fayda vermediği, imtihanın bittiği zamanda görecek. Neyi görecek? Yanacağı yeri görecek, cehennemdeki mekanını görecek. Şafak atacak ama iş işten geçti. Neden? İmtihan bitti. imtihan bittikten sonra gösterilecek. imtihanda gösterilmiyor. Hoca soruyu soruyor. "Bu soruyu, bu broblemi çöz diyor."

Yalan yanlış herkes bir cevap veriyor. İmtihan bittikten sonra onun cevabı şöyle diyecek: "Hay Allah ya, tüh benim de aklıma gelmişti zaten. Hay Allah o anda hatırlamadım." Geçmiş olsun. Kağıtlar toplandı, sıfırı aldın. "Eyvah matematikten bir aldım." Neden? Çözümünü bilemedin. Çözümünü bilemedin, hoca söyledi sonradan. Orada aklına geldi. "Tüh ya hay Allah en başta rakamı yanlış yapmışım." Geçti artık imtihan bitti.

Kâfirin gözünden o perde öleceği zaman kalkacak. Firavun'un gördüğü gibi görecek. Hayattayken aklın neredeydi? Sorumluluk İmtihan devam ediyorken niye inanmadın. Musa aleyhisselam sana mucizeleri göstermedi mi? Musa aleyhisselam asasını atınca bütün sihirbazların her şeyini bulup yutmadı mı. Asa yutar mı? Onun bir mucize olduğunu anlamadın mı? Sihirbazlar inandı. Sen niye inanmadın. O da sihirbazdı o da inanmıyordu. O da başka bozuk inançtaydı ama işin vehametini, ciddiyetini, gerçekliğini anlayınca inandı. Sen niye inanmadın?

E fe hasibe'llezîne keferû en yettehizû ibâdî min dûnî evliyâe. İnnâ a'tadnâ cehenneme li'lkâfirîne nüzülâ.

Kâfir olanlar, küfredenler, inanmayanlar sandılar mı ki benim has kullarım, iyi kullarım, temiz yürekli kulların benden başka dost edilecekler? Kendileri gibi hareket edeceklerini mi sandılar? İnnâ a'tadnâ cehenneme li'lkâfirîne nüzülâ. Biz cehennemi kafirlere amellerinin mukabili olarak, ceza ikramı olarak verdik. "Al senin cezan yaptıklarının karşılığı bu." Kâfirlere cehennem verilecek ama Allah'ın benim kullarım dediği ibadi benim demek. Kalem, kalemi benim kalemim. Rab Rabbi benim Rabbim. İ geldi mi Arapça'da my demek. My benim demek. Allah diyor ki; Ibadi benim kullarım, min dünihi benden başkasını dost edinecekler mi sandılar. Beni bırakacaklar mı sandılar. O kâfirler öyle mi sandılar.

Beni bırakıp da imandan çıkacaklar, dini terk edecekler mi sandılar? Onlar benim kullarım has kullarım. Onlar yapmaz. Allah bizi o kullardan eylesin. İbadi dediği, benim kullarım dediği, sevdiği kullarından eylesin. Allah'ın sevgili kulları da ayaklarını kesseler, ellerini kesseler, boyunlarını kesseler Allah'ın dediği yoldan dönmezler. Allah'ın iyi kulları da böyle işte. Tarih boyunca Müslümanların, imanlıların mazlum olarak öldürülmeleri çok. Öldürmüşler.

Ateşleri yakmışlar, çukurların içine mü'minleri itmişler. Kızgın kumlara yatırmışlar. Ateş yakmışlar, sırtlarını ateşlere yapıştırmışlar. Vazgeç işte! Firavun birçok insan öldürmüş, Nemrut birçok insanı öldürmüş. İbrahim aleyhisselamı ateşe atmak için mancınıklar yapmışlar, ateşler yakmışlar. Romalılar öyle yapmış, filanca kâfirler böyle yapmış. Komünistler komünistlik ihtilalinde şöyle yapmışlar: Bir girmişler Özbekistan'a orada müslümanların çok yetiştiği yerler var. Hepsi hafızmış çok güzel, kesmişler hepsini. Biz Semerkant'a falan da gittik. Oranın ahalisi çok sağlam müslümandır, dindardır dediler. Bir girmişler kesivermişler de doğrayıvermişler. Pırasa doğrar gibi.

Sırplar ne kadar müslüman öldürmüşler. Bulgarlar ne kadar müslüman öldürmüşler, yunanlılar ne kadar müslüman öldürmüşler. Çocukları süngüyle parçalamışlar. Hamile kadınların karınlarını süngü ile parçalamışlar. Kadını öldürmüşler, çocuğu öldürmüşler. Ermeniler ne katliamlar yapmışlar. Devlet yıkılıyor, 'şunları yenelim' diye Maraş'ta, Antep'te ne hazırlıklar yapmışlar Erzurum'da. Ruslar geldiği zaman nasıl onlara kılavuzluk etmişler, nasıl göstermişler, nasıl düşmana yardımcı olmuşlar. Şimdi burada Ermeni katliamı yaptı Osmanlılar diye söyleniyor.

Neden yaptı? Ermeniler öldürüldü Doğu Anadolu'da, neden öldürüldü? Sebebi ne? Yedi asır öldürülmemiş de en son asırda niye öldürüldü? Ben karadan hacca gidiyordum kâfile ile. Sanayi Çarşısı'ndan lastik almak gittiğimde arabanın yağını da değiştireyim diye baktım; orada pos bıyıklı, kısa boylu, esmerce, sevimli yüzlü, yakışıklı görünüşlü, iş elbisesi giymiş bir Hacı efendi 'Hoş geldin' falan dedi bana. Türkçe biliyor. "Ne iş yapıyorsun burada dedim?" Ben burada motor yağları satarım değiştiririm, falan dedi. Türkçe konuşuyor. "Bizim memleketten birisi gelmiş buraya, yerleşmiş, Türk" dedim. "Hadi yağını değiştir benim bu arabanın." dedim.

Yağını değiştirirken sordum. Nerelisin, dedim? Türkiye'den ama neresinden, dedim. "Biz Süryaniyik." dedi. Süryani'yiz, demiyor biz Süryaniyik. Siz bizim babalarımızı kestiniz, dedi. Güneydoğu Anadolu'dan bir yerden gelmiş, yerini söylemedi de. Ben sorunca "Siz bizim babalarımızı kestiniz. Biz Süryaniyik." dedi Ermeni yani. Ne zaman kesmişiz? Ben bir şey yapmadım öyle. Ne zaman kesmişiz, dedim. Kaç yıl önce kesmişler, dedi. Nerede, dedim. Türkiye'de dedi. Niye gittiniz oraya, dedim. "Yok, biz oraya gitmedik. Biz orada asırlardır yaşıyorduk." dedi.

Benim maksadım zaten asırlardır yaşadığını söyletmek orada. "Siz asırlarda orada yaşıyorsunuz. Osmanlı'nın kuvvetli olduğu zaman ordularıyla Viyana kapılarını sarstıkları zaman niye sizi kesmediler?" dedim. Kaç senedir oradasınız. "Tarih boyunca yedi asır, sekiz asır Osmanlılar'ın tarihinden beri oradayız." Yedi asır niye kesmediler sizi Osmanlılar? Hem de kuvvetlilerdi o zaman. Kimse hesap da soramazdı. Osmanlı ordusu zaten her sene sefere çıkıyor Viyana'ya, Almanya'ya, Bavyera'ya, Macaristan'a, Beyaz Rusya'ya, Kırım'a. Nereleri geziyor koca Osmanlı ordusu. Niye o zaman kesmediler, dedim. Afalladı. Zorlu soru, cevap vermesi lazım, veremedi.

O susunca ben cevap verdim. Çünkü biz müslümanlar adam kesmeyiz. Biz yahudiyi de bağrımıza basarız. Ermeni'yi de bağrımıza basarız, hatta bizim ülkemizde bizden rahat yaşarlar, dedim. Çünkü askere alınmazlar, biz ölürüz vatanı koruyacağız diye. Onlar askere alınmadığı için kuyumculuk yaparlar, ticaret yaparlar, zengin olurlar. Kayseri'mizde Talas'ta bilmem nerede konaklarını bir görsen kesme taşları ne kadar lükstür, ne kadar güzeldir o zamana göre. Bizden rahattırlar yedi asır biz bunlara baktık. Size baktık, sizin dedelerinize baktık dedim.

Kiliselerinize dokunmadık, inancınıza dokunmadık. Yaşamınıza dokunmadık, askere almadık. Sizle ticaret yaptık. Ticaret sizin elinizdeydi, sanat sizin elinizde idi. Bizimkiler rençberdi, başka bir şey bilmezdi. Yedi asır yaşadınız ama Osmanlı Devleti batıdan gelen hücumlarla sarsılmaya başlayınca yedi asır size âlicenaplık yapmış olan müslümanlara, Türkler'e hiyaneti düşündünüz. "Biz de şuradan bir şey koparalım bu tarafı da biz alalım. Nasıl olsa bunlar saldırıyor biz de ele geçirelim." dediniz. Silahlandınız, saldırdınız, hatta katlettiniz. Birçok şehirde Ermeni katliamı oldu.

Hatta İstanbul'da padişaha suikast yaptılar. Hatta İstanbul'da gizli gizli öldürdüler. Onları da anlatabilirim ayrıca. Sonra Allah bizlere yardım etti. Ülkemize saldıran Yunanlılar'ı, düşmanları defettik. Şöyle bir rahata erdik. Sizin o savaş esnasındaki hiyanetinizi Allah sevmediğinden Allah sizi cezalandırdı, dedim. Başka bir izahı varsa söyle, dedim. Ben şimdi buradan kalkacağım hacca gideceğim, ben seni tanımıyorum, sen de beni tanımıyorsun. Bir daha sen beni görmezsin, ben seni görmem. Elini vicdanına koy, bu soruların cevabını üzerinde düşün, dedim.

Yedi Asır dokunmadık, sonra niye dokunduk. Çünkü siz isyan ettiniz. Siz katliam yaptınız, bizimkiler de düşmanı def ettikten sonra İzmir'den, sizi hakladı. Rus'u Kars'tan çıkarttıktan sonra Rus'a yardım etti diye sizi hakladılar. Fransız'ı Antep'ten çıkarttıktan sonra Antakya'dan çıkarttıktan sonra hakladılar. Suçluları hakladılar. Gene İstanbul'da bir sürü Ermeni var. Anadolu'nun birçok yerinde yine Ermeni var. Yahudi var. Hepsine de dokunmadılar. Yani suçlu olanları cezalandırdılar.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi sevdiği, razı olduğu kullarından eylesin. Çok mazlumuz, çok mağduruz herkes saldırmış, herkes kesmiş. Sırplar kesmiş, Ruslar kesmiş, Ermeniler kesmiş. Rumlar kesmiş, Rumlar'ın Batı Anadolu'da bozgundan sonra çekilirken yaptıkları katliam, camileri yakmak, insanları öldürmek, kadınları öldürmek korkunç korkunç boyutlarda. Hâlâ da onu öğretiyorlar, hâlâ da o abideleri dikmeleri buralara çocuklarına kin öğretmek, için intikam öğretmek için. Sen ne intikamı alıyorsun, biz yedi asır sana bakmışız. Ben sizden intikam alayım. Çocuğuna Öcal adını koyuyor, Hıncal adını koyuyor, Kinyas adını koyuyor. Neden?

Çocuğu mücadele etsin diye. Ben koyayım o isimleri ki ne kadar intikam alınacak olay var, hesabı sorulacak ne kadar olay var. Yani biz her yerde mağdur olmuşuz, her yerde ateşe atılmışız, kesilmişiz. Kaleyi almışız; teslim olun, gitmenize izin vereceğiz. Kalenin anlaşmayla teslimine vire deniliyor. Kaleyi kuşatıyor, bizimkiler de savunmaya geçmiş Avusturya'da. Demişler ki; kaleyi teslim ederseniz çıkmanıza izin vereceğiz. Kaledekilerde bakmışlar cephane yok, imkân yok. Kadınlar, çocuklar, acizler var diye peki demişler, anlaşma yapalım. Vire deniliyor buna, kalenin vire usulü teslimi. Anlaşma yapılacak, kaleyi teslim edeceğiz.

Onlar da sonra bizim canımıza dokunmayacak. Kaleyi teslim etmişler, çıkarken kadın çocuk hepsini öldürmüşler. Osmanlı ordusu bunu bir duyuyor. Nasıl yasa boğuluyor. Estergon'da bilmem hangi kale ise. Oralarda bir kale. Bir üzülüyorlar, yöneliyorlar Avusturya ordusunun üzerine. Avusturya ordusu gelirken yapıyor zaten bunu. Çakır çakır çelik. Zırh derili 200 bin kişi. Zırhlı, kuvvetli hazırlanmış. Avusturya İmparatorluğu'nun ordusu geliyor, o yol üstündeki kalelerde katliam yapmışlar. Osmanlı ordusu yönelmiş Haçova'da karşılaşmışlar. Bir savaş bir savaş bir savaş...

Bir sürmüşler onları, püskürtmüşler, bozguna uğratmışlar. Haçova bataklıklarına zırhlarıyla batmışlar. Allah razı gelmiyor zulme. Ama idarecilerin hiyaneti, müslümanların gevşekliliği, ibadeti terk etmesi, günaha dalması, içki içmesi, gazel okuması. Osmanlı edebiyatında bize en çok ne okutuyorlar? İçki, meyhane, gazel. Okutmuyorlar mı? Şair Nedim ne demiş? Bilmem kim ne demiş. İşte o günahlar nesillerinin burnundan fitil fitil geldi. Allah'ın 'içme' dediği içkiyi içmek, o zina, "ah sevgilim senin dudakların bilmem ne renktir. Senin saçların bilmem ne renktir." Terbiyesiz. İslâm'da var mı bu? Yok. Niye böyle yazdın? Gençlik de bilmem ne de kanım kaynadı filan. Bulursun belanı çünkü Allah günahı cezasız bırakmaz.

Allah ihmal etmez. Mühlet verir tevbe etsin diye. İmhal etmek mühlet vermek demek. İhmal vazgeçmek bırakmak demek. Allah ihmal etmez imhal eder. Yani günahı boş vermez, hesabı var onun. Ama mühlet verir kula, bakalım tevbe edecek mi? Etmedi. Namık Kemal vatan şairi, hürriyet şairi nesi ile meşhur? Ayyaşlığıyla meşhur. Ayıptır senin yaptığın. İçki haram değil mi İslâm'da? Namık Kemal müslüman değil mi? Müslüman. Bunun bir cezası olmayacak mı? Olur. Zerre kadar hayır işleyenin hayrı, zerre kadar şer işleyenin şerrinin cezası olur. Kanun-i ilahî böyle.

Kanun böyle. İslâm'dan uzaklaştın mı bela geliyor, ceza geliyor. Kâfir kazanmıyor. Müslüman kaybediyor. Müslüman müslüman olsa kaybetmez. Müslüman günahı işlediğinden Allah kaybettiriyor. Müslüman mü'min olsa kazanacak. Zaferi kâfir kazanmıyor. Müslüman günah işlediğinden Allah kâfirle müslümanı cezalandırıyor. Onun için büyüklerimiz derler ki: "Yâ Rabbi! Bizim içimizdeki canilerin yaptıkları günahlardan dolayı bizi düşmanla terbiye etme."

Düşmanın gelmesi, istilası bir terbiyedir. Acı bir terbiyedir. Beş vakit namaz kılacağız, çare yok. Allah'ın emri, severek kılacağız. Orucun, namazın keyfine varan severek yapar. Ramazan'da oruç tutacağız, hacca gideceğiz zahmetli olsa da. Keyfine varan keyifli yapar. Keyifli olduğunu düşünmeyen bile 5 vakit namaz kılacak. Bir gün kılmıyor, iki gün kılmıyor, beş vakit, 10 vakit, 20 vakit, 50 vakit 100 vakit. Allah sevmiyor artık O kulunu sevmeyince ceza kesiyor buna bir şamar. "Ey benim kâfir yaratıklarım saldır şu müslümana." saldırıyor. Müslümana yardım etmiyor Allah, yeniliyor. Ondan oluyor.

Ben hep Bosna'da, Hersek'te, Çeçenistan'da saldırırken bunları düşünüyorum hep. Öyle Boşnaklar vardı ki gazeteler yazdı, karısı örtünüyor diye karısını dövüyordu. Niye örtünüyorsun. Bak herkes ne kadar güzel süsleniyor. Saçını yapıyor filan diye. Dini, imanı inkâr eden, münkir, komünist, kâfir Boşnaklar vardı; ne oldu bunlar birikince? Ceza aldı. Bunların içinde doğru düzgün insan yok muydu? Vardı ama hüküm çoğunluğa göre verilir, kurunun yanında yaş da yanar. Onun için en iyi zafer çaresi takvâdır.

Ve in tasbirû ve'ttekû sabrederseniz, takvâ ehli olursanız lâ yasbiruküm keydühüm şey'en kâfirlerin saldırıları size zarar veremez. İki şey; takvâ ehli olacaksınız, sabırlı olacaksınız. Takvâ ehli değil, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, içki içiyor, kumar oynuyor, zina ediyor göz, flört ediyor. Belasını bulur. Rüşvet yiyor, mutlaka yediği haramın cezasını çeker Mutlaka. Kusar, burnundan getirir Allah. Allah bizi bu ibadi dediği kullarından eylesin, bu söz bana çok tatlı geliyor. Benim kullarım benden başkasını dost edinecekler mi sandı kâfirler? Yapmazlar, onlar beni severler, benim için ölmeyi göze alırlar, benim yolumdan dönmezler.

Yansalar, yakılsalar, ölseler, kesilseler bile onlar beni terk eder mi. Benden başkasını dost mu edinecekler ki. Allah'ı dost edineceğiz muhterem kardeşlerim. Allah'ın "benim kullarım" dediği insanların arasında olmaya çalışacağız. Benim kulum, sevgili kulum dediği kulları arasında olmaya çalışacağız. Allah'tan gayri dost edinmeyeceğiz. Kim dostun senin? Allah. Allah pes, baki heves, bes gayriden ümidi kes. Allah yeter. Pes ne demek? Yeter.

Pehlivan tüm gücüyle bastırıyor, bastırıyor güçsüz dile geliyor ne diyor? Pes. Pes ne demek? Yeter yeter, tamam yenildim kabul. Çünkü bastırıyor, kurt kapanına alıyor, nefesini kestirtiyor. Pes pes, diyor. Allah pes Allah insana yeter, kâfi. Bâki Allah'tan gayri ne? Heves. Para pul, adam madam hepsi boş. Allah pes baki heves pes gayriden ümidi kes. Buradaki ikinci pes, o halde demek. O halde başkasını bırak. Allah'a sarıl, Allah'a dayan, Allah'a tevekkül et. Allah'ın sevgili kulu olmaya çalış, Allah'ın benim kullarım dediği o güzel kulların arasına girmeye çalış. Allah'ın evliyâsı olmaya çalış Allah'ın dostu olmaya çalış. Gerisi boş, her şey boş bu dünyada. Para da boş, havuzlu ev de boş, deniz kenarındaki villalar da boş. Merlin'deki bilmem hangi beache bakan manzaralı tepelerdeki her şey boş.

Bu dünyadaki akıllı insanın yapacağı bir tek şey var Allah'ın rızasını sevgisini kazanmaya çalışmak. Ne yazıyor ilahi ente maksudi ve ve rıdake matlubi. Ne demek? Yâ Rabbi! Ben seni istiyorum. Ben senin rızanı istiyorum, ben senin dostun olmak istiyorum. Senin sevdiğin kulun olmak istiyorum. Allah razı olsun şeyhlerimizden, hocalarımızdan, dedelerimizden, ecdadımızdan. Ne güzel yol öğretmişler. Ne eksiğimiz var, hangi yanlışımız var? İslâm'da yanlışımız yok, İslâm'dan ayrıldığımız zaman yanlışımız var. Allah bizi İslâm'dan ayırmasın sevdiği kul eylesin.

el-Fâtiha.

Sayfa Başı