M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (216)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben kardeşiniz Çanakkaleli'yim. Hafız Halil Necati oğlu Mahmut Esad Coşan. Profesörüm. Ankara İlahiyat Fakültesi'nde Türk İslâm Edebiyatı kürsüsünde 27 sene profesörlük yaptım. Hizmet yaptım. Ondan sonra kendi isteğimle emekli oldum. Şimdi İslâm Dergisi, Kadın Aile Dergisi, İlim Sanat Dergisi, tıbbî konuları anlatan Panzehir Dergisi, Gülçocuk Dergisi gibi dergiler çıkartıyorum. Dergilerimiz var. Kitaplarımız var. Vakıflarımız var. Yayınlarımız var. Derneklerimiz var. Organizasyonlar kurarak İslâm'ın öğrenilmesi, öğretilmesi, bilinmesi, tanınması, sevilmesi için çalışmalar yapıyorum. Mesleğim İlahiyatçılık. Ama yani Türk İslâm Edebiyatı ihtisas dalım. Doktoramı, doçentliğimi, profesörlüğümü o konularda yaptım.

İyi bir müslümanı nereye çekerlerse çeksinler fena olmaz yani. İyi bir müslüman oraya da gitse onları da düzeltir. Gerçekleri öğretir. Bütün mesele İslâm'ı iyi bilmek meselesidir. İslâm'ı iyi bilen bir insan için öyle bir tuzak bahis konusu olmaz yani. Tabii tek Allah'a inanma kararları Fransızca, İtalyanca vesaire kitaplar yazıyor, kendileri de okuyorlar. Türkçe yazmışlar değiller ki. Demek ki aslında öyle bir kararları da var. Sadece Türkçe'de yazıp da kendilerinden saklamış olsalardı Türkler'i Hristiyanlığa çekmek için bir propaganda derdik. Öyle olmadığına kâniyim ben. Çünkü ben konuşulan papazların da Amerika'da filan "bizim de fikrimiz aynı ama ne yapalım" dediklerini Türkiye'den de başka yerden de biliyorum zaten. O bir gerçektir.

Hanımlar mecburiyet halinde çalışmaz da sosyal yardım alırsa caiz midir?

Ben bu işin detayını bilmiyorum ama hanımlara ne yapsak caizdir. Çünkü zaten onlar erkeklerden daha çok çalışıyorlar benim kanaatime göre. Allah razı olsun hepsinden.

Çok hasta bir kimse. Halsiz. Göz işaretiyle namaz kılabilir mi?

Bir kimse ayakta namaz kılamazsa oturarak namaz kılmak caizdir. Oturduğu yerden kılar. Ayağa kalkamıyor. Ayağında bir arıza var filan. Oturduğu yerden de kılamıyorsa başı ile ima eder. Başıyla ima demek işaret demektir yani rükuya vardığı zaman, secdeye vardığı zaman, kalktığı zaman böyle ima yapar. Başını kıpırdatmaya da takati yetmiyorsa o zaman gözüyle aynı şeyi yapar. Ve gene namazını kılar. Caizdir. Olur. Çünkü İslam'da Allahu Teâlâ hazretleri sizin için zorluk istemiyor. Kolaylık istiyor buyuruyor âyet-i kerîmede.

Allah sizin için kolaylık istiyor, zorluk istemiyor. Yani zorluk çıkartma, yokuşa sürme yapmıyor Allahu Teâlâ hazretleri, kolaylık yapıyor. Peygamber Efendimiz'in de hadîs-i şerîfi vardır sallallahu aleyhi ve sellemin. Beşerü vela tülefiru. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Yesiru vela tuassiru. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın diye. Onun için dinimizin ana şeyi kolaylıktır.

Su bulunmadığı yerde teyemmüm vardır. Su yok? Ne yapacağım, namaz kılamıyorum. Hayır, teyemmümle namaz kılınabilir. Ayakta namaz kılamıyorum. Oturarak kılarsın. Oturarak kılamıyorum. Başınla kılarsın. Gözünle kılarsın. Ama Allah'a olan kulluk vazifeni yaparsın.

Kadınların çalışmasının günah olduğunu her zaman duyuyoruz ama çalışmak mecburiyeti varsa ne yapması lazım?

Kadınların çalışması günahtır diye bir şey yok. O zaman bütün kadınlar hepsi günahkâr olması lazım. Tarlada çalışıyor, evde çalışıyor, bahçede çalışıyor, terzilik yapıyor bilmem ne yapıyor. Böyle bir şey yok. O doğru değil. Kadınların çalışması günah değil. Kadınların haramları işleyerek çalışması günah. Allah'ın yasak ettiği şeyleri yaparak çalışması günah. Nedir Allah'ın yasakları? Mesela tesettür. Mesela bir kadın yabancı bir erkekle bir odada yalnız bulunamaz, oturamaz. Bir büroda sekreter vesaire filan gibi duramaz. Daha başka şeyler vardır. Namazlar, ibadetler vardır. Yani bir kadın eğer İslâmî şartları sağlayabiliyorsa çalışabilir. Evinde çalışabilir, hanımlara ait bir işyerinde çalışabilir, daha başka yerlerde çalışabilir. Çalışmak günah değil. Çalışırken günahları işlememek lazım. Günahlara bulaşmamak lazım.

Kur'ân-ı Kerîm neden anlaşılır bir dille yazılmadı. Ya da şöyle söyleyeyim. Neden Kur'ân-ı Kerîm'i anlamaya meali yeterli değil de Kur'an'ın tefsiri tamamıyla anlamamıza yeterli olacak mı?

Kur'ân-ı Kerîm anlayalım diye apaçık bir Arapça'yla indirilmiştir. Yani âyet-i kerîmede bildiriliyor ki; siz anlayabilesiniz ve rahatlıkla Allah'ın emirlerini öğrenebilirsiniz diye sizin konuştuğunuz apaçık bir Arapça dille indirilmiştir, deniliyor. Demek ki Kur'ân-ı Kerîm'in anlaşılması esastır ve anlaşılabilen bir dille yazılmıştır. Tabii dünyada birçok diller vardır. Peygamber Efendimiz Arap kavmi içinde peygamber olduğundan etrafındaki insanlar Arapça konuşan insanlar olduğundan Kur'ân-ı Kerîm'i de Allah Arapça indirmiştir.

Kur'ân-ı Kerîm'in anlatılması lazım. İzah edilmesi lazım. Ya da müslümanların dinlerinin lisanı olan Arapça'yı öğrenmesi lazım. Yani İngilizce öğreniyor, İsveççe öğreniyor. Kendisi baba dili Kürtçe'yi biliyor. Veyahut anadili Çerkezce'yi biliyor. Veyahut Boşnakça'yı biliyor, Arnavutça'yı biliyor. Biraz da Allah rızası için Arapça öğreniversin yani iki dil bilsin, anadilinden ayrı bir de Arapça öğrensin diyebiliriz. Veyahut da illa dil öğrenmeyeceğim diye diretiyorsa. "Öğrenmeyeceğim efendim var mı bir diyeceğin?" Peki öğrenmeyeceksen o zaman tabii Kur'ân-ı Kerîm anlatılabilir. Mealleri de vardır, tefsirleri de vardır. Yalnız bir şiir bile mesela Fuzuli'nin bir şiiri, Yunus Emre'nin bir şiiri. Öyle hemen tercümeyle anlaşılmaz. İzah etmek gerekir. Edebî sanatları, nükteleri anlatmak gerekir.

Dinimizde ilme, bilgiye büyük önem vermiş verilmiş. Yalnız ne ilmi? Yani insan ne ilmi öğrensin? Kur'ân-ı Kerîm'de nasıl bir ilimden bahsediliyor. Lütfen bu konuyu açıklar mısınız?

İslâm genel yapısı itibariyle ilmin her çeşidine çok önem vermiştir. Yani bütün ilimler, bütün bilgiler, yazı yazmak, velev bir harf bile olsa bir harf bile öğretmek. Alim cennettedir. Talebe cennettedir. İlim cennettedir. Dinleyen sevap kazanıyor. Onları seven sevap kazanıyor. Böyle bir faaliyet içinde olmayan hayırlı değildir diye o kadar çok bu konuda müjdeleyici âyetler ve hadisler var ki. İmam Gazalî'nin İhyâ-u Ulum adlı eserinin baş tarafındaki bir kitabı, yani kitabın kırk bölümden birinci bölümü ilmin önemini anlatan çok güzel bir kitaptır. Daha başka bu konuda kitaplar vardır. İlmin her çeşidine önem veriyor ama ilimlerin de şereflerine göre dereceleri vardır. Konusuna göre ilim şeref kazanır derece kazanır.

Allah'ı anlatan ilim, yani mârifetullah, Allah bilgisi Allah'ı anlattığı için en yüksek bilgidir. İnsana imanı sağlayan bilgiler insanın dünyada iyi insan, âhirette de cennetlik kimse yapacağı için sonucu itibariyle en faydalı olduğundan en kıymetli ilimlerdir. Bir kısmı âlet ilimlerdir. Yüksek bilgileri elde etmek için gerekli lisan gibi gramer gibi ilimler. Bir kısmı da doğrudan doğruya faydalı olan ilimlerdir. Hepsi önemli. Konusuna göre mârifetullah en önemli. Allah bilgisi en önemli. Dini ilmi ve imanı kuvvetlendiren ilimler en önemlidir. Ötekiler de vardır.

İslam'da müziğin yeri nedir?

İslamda müziğin bir yeri vardır. Peygamber Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'i bir makam ile okumayı emretmiştir. Âyet-i kerîmede verattilil Kur'ane tertila buyurulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'in böyle düz bir nutuk gibi hitabet gibi değil de makamla okunması. Ezanın bir makamla okunması müziğin İslam'da olduğunu gösteriyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine'ye gelirken Seniyetü'l Veda. Veda tepelerinde yani Mekke'den Medine'ye gelen yolu gören yüksek tepelerde Medine halkı günlerce beklediler, ne zaman gelecek yolcumuz diye. Ve geldiği görülünce bağırıştılar. İşte geliyor yolcular diye. Ve ellerinde teflerle böyle neşideler okudular. Hatta Talaal bedru aleyna min seniyyetil veda diye meşhurdur. Bunlar var.

Bir bayram gününde Peygamber Efendimiz'in yanında çocuklar ve cariyeler böyle tef çalıyorlarmış. Hz. Ömer radiyallahu anh gelince korkmuş kaçmışlar. Peygamber Efendimiz "dokunma, bayramdır" diye onlara müsaade ediyor. İmam Gazalî diyor ki İslam'da mûsiki güzel duyguları geliştirdiği ölçüde vardır. Çirkin duyguların tahriki için kullanılırsa o zaman haramdır. Yani kullanış yerine göre. Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı dediği gibi eskilerin. Yani söz gibidir. İyi kullanılırsa iyidir, kötü kullanılırsa kötüdür. Şiir gibidir. İyi kullanırsan iyidir, kötü kullanırsan kötüdür. Peygamber Efendimiz'in şairleri vardı Hasan b. Sabit gibi. Böyle şiir okuyup yazan sahabeler vardı. RıdvanAllahi ecmaîn. Kab b. Züheyr gibi.

Müslüman olan kimselerden bahsettiniz. Dikkatimi çeken müslüman olmayan kimselerin rüyasına girmiş. Fakat her müslümana nasip olmuyor. Nasıl açıklanır bu?

Şimdi ben şöyle açıklıyorum. Allah her insana doğru yola gelmesi için özel işaretler gönderir. Benim zannım bu. Herkesin içini bilemem ama kendi hayatımdan böyle düşünüyorum. Siz de belki kendi hayatınızı düşünürseniz belki kendi hayatınızdan misaller bulacaksınız. Ama insanlar kendilerine içlerinden gelen mesajları değerlendirmiyorlar. Mesela ben şahsen küçüklüğümde gördüğüm çok rüyaları hatırlarım. Kıyamet kopmuş. Kan ter içindeyim. Böyle korkuyla uyanmışım. "Bundan sonra iyi insan olayım." filan diye böye karar vermişimdir. Daha küçükken.

Buna benzer mesajlar benim görüşüme göre her insana gelir. Mesajlar bazen insana rüyada gelir. Bazen doğrudan doğruya bir şahıs vasıtasıyla gelir. Bir şahıs gelir. Gerçekleri anlatır. O da bu gerçeklerin karşısında karar verme durumundadır. Düşünür taşınır, kararını verir. Doğru karar verirse, terbiyeli karar verirse, edebe uygun karar verirse kazanır. Edebe uygun karar vermezse kendi kendisine zararı kendisi vermiş olur. Peygamber Efendimiz'in zamanında insanlar çok kere Efendimiz'in tebliği ile müslüman oldular. Yani açıklamasıyla.

Çünkü Peygamber Efendimiz hac için Mina'ya Arafat'a gelen Peygamber Efendimiz'den önce de tabii eskiden beri hac ediliyordu biliyorsunuz, kabilelerin hepsine "ben Allah'ın peygamberiyim. Allah bana görev verdi, Allah'ın varlığını kabul edin, Allah'tan gayrıya tapınmayın" diye tebliğini yapıyordu. Bir çok kabileye tebliğ yaptı. İslâm Tarihi Asım Köksal'ın çok güzel bir kitabıdır başında belirttiği gibi. Birçok kabileye tebliğ ettiği halde, hatta Taif'e gittiği halde biliyorsunuz. Taif'te taşladılar. Ayağını yaraladılar. Topuğuna taş geldi. Bir bağ evine sığınmak zorunda kaldı. Taifliler şehre sokmadılar Peygamber Efendimiz'i. Taşlayarak oradan ayrıldı.

Cebrail aleyhisselam gelmiş demiş ki: "Allahu Teâlâ hazretleri beni sana gönderdi ey Allah'ın Resulü. İstersen şimdi bu şehrin altını üstüne getireyim." "Hayır. Yâ Rabbi! sen kavmimi affeyle çünkü bunlar bilmiyorlar. Bilince düzelecekler." dedi. Hakikaten o kendisini taşlayanların çocukları, bir nesil sonrakiler müslüman oldular. Yani Taif'e gitti olmadı. Öbür kabilelere söyledi. "İyi, güzel, doğru söylüyorsun ama biz seni kabul edersek Kureyş'le aramız bozulur. Onun için kabul edemeyiz." dediler. Nihayet Peygamber Efendimiz'in teklifini hacca gelmiş Medineli Müslümanlar Akabe'de kabul ettiler.

"Tamam güzel. Kabul ediyoruz seni. Seni koruyacağız. Kendimizi korur gibi koruyacağız. Mallarımızı korur gibi koruyacağız seni. Sen bize buyur, yeter ki gel. Sana biz destekçi oluruz." dediler ve destekçi oldular. Demek ki teklif herkese umumî geliyor. Kabul eden ediyor, etmeyen etmiyor. İmam Gazalî de diyor ki: "Allah'ın rahmeti gökten yağmur gibi yağar. Kabı düz olanların içine yağar, kabı ters olanların içine bir şey girmez." Tebliğ umumî olarak geliyor ama kabı tersse, adamın kafası tersse o zaman girmiyor. Ve herkese şahsen Allah deliller gösterir. İsteyen herkese. Çünkü Allah kullarına zulmetmiyor. Kullar kendilerine zulmediyorlar. Bu bir gerçek.

Akşamları tırnak kesmek günah mı? Akşamları sakız çiğnemek günah mı? İntihar eden biri ebedî cehennemlik mi?

Evet intihar eden, kendi hayatına son veren hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki: "Hangi şekilde intihar etmişse cehenneme atılır ve o şekilde daima azap olur." Yani bir kayadan kendisini aşağıya atmışsa cehennemde daima kendisini aşağı atarak. Yakmışsa mesela budistler şey benzin döküyorlar, tutuşturuyor, kendisini yakıyor. Ebediyen öyle azap görecek. Hançerlediyse devamlı hançerlenecek. Japonlar harakiri yapıyorlar. Hançerliyor kendisini, öldürüyor filan. Hangi şeyle olduysa ölümü azabı öyle olacak. Cehenneme girecek ve azabı öyle olacak. İslâm'da umumî hüküm şudur." Bir müslüman bir müslümanı kasten öldürürse ebedî cehenneme gider." Bu öldürülen kendisi de olsa kendisi için de cehenneme gidiyor yani. Hüküm budur.

Akşamları tırnak kesmek ve sakız çiğnemek. Akşam değil gündüz de erkeklerin sakız çiğnemesi Lût Kavmi'nin adetlerindendir. Erkeğe yakışmaz diye hadîs-i şerîf vardır. Akşam sakız çiğnemek meselesini bilmiyorum. Ama tırnak kesmek tabii uygun görülmemiştir. Çünkü karanlıkta doğru keser, eğri keser filan diye şey yapmış olabilir. Yani öyle bir yasak hatırlıyorum.

İnsan banyo alınca abdestli olur mu? Ağzına burnuna su almadan.

Ağza ve burna su almadan olmaz. Ağzına, burnuna su alırsa üç defa, ondan sonra gusüle niyet ederse gusül abdesti aldığı zaman namaz için de abdest alınmış olur. Denize girse de olur. Neden ağza burna su alması lazım? Bizim mezhebimizde ağzın içi de vücuttandır yani vücudun dışından sayılır. Açılıyor çünkü görünüyor dışardan. Onun için oranın da yıkanması lazım. Burnun da yıkanabildiği kadar kısmının yıkanması lazım. O sebepten. Oraları yıkanmayınca yıkama yerleri eksik kaldığı için olmuyor. Onları yıkadığı takdirde niyetiyle olursa olur.

Tasavvuf ne demektir? Herkes tasavvufa girebilir mi? Girmese olur mu? Lütfen açıklar mısınız?

Öyle bir konu sordunuz ki bu ayrı bir konferans konusudur. Ama kısaca söyleyeyim ki tasavvuf Allah'ın sevgisini, rızasını kazanma yolu demektir. Yani Allah'ı bilmek ve sevmek, Allah tarafından sevilmek yolu demektir. Kısacası budur. Bundan dolayı da herkesin bunu sağlaması lazım. Nefsi terbiye etmesi lazım. Kötü huylardan temizlemesi lazım ki Allah kendisini sevsin. Çünkü Allah insanın dış şekline bakmıyor diyor Peygamber Efendimiz. Suretine bakmıyor. Dış şekline bakmıyor. Kalbine bakıyor. Kalbini temizlemesi lazım. Kalp dediği gönüldür orada.

Gönlünü temizlemesi nasıl olacak? Yani gönlünden kötü duyguları ve içinden kötü fikirleri düşünceleri temizleyecek, içi dışı temiz bir insan olacak. İçi dışı bir müslüman olacak. İyi niyetli bir insan olacak. Marifetullaha ermiş bir insan olacak. O zaman Allah'ı sevince marifetullaha ermiş bir kimse olunca Allah tarafından sevilecek. O marifetullaha erme yolunu gösterdiği için Allah'ı öğretme yolu olduğundan ve Allah'ı sevme yolunu öğretme olduğundan ve böyle olunca da

Siz Allah'ı severseniz Allah da sizi sever kaidesinden, Allah da o zaman seveceğinden Resûlullah'a uyduğu zaman, Resûlullah'ın yolunda tam götürüp Allah'ın sevgili kulu yapma mesleği olduğundan herkesin bu eğitimi görmesi lazımdır.

Allah hepinizden razı olsun. Hepinize teşekkür ederim. Hayırlı ömürler dilerim.Hayırlı çalışmalar dilerim. Ben buraya misafir olarak geldim. Aranızdan gideceğim. Siz burada kalacaksınız. Çalışıyorsunuz. Şen ve esen kalın. Allah gününüzü, ömrünüzü hayırlı eylesin. Hakkı göstersin. Sevdiği yolda yürütsün. Sevdiği bir kişi eylesin sizi. Huzuruna yüzü ak, alnı açık, temiz, sevdiği bir kul olarak varmanızı nasip eylesin. İki cihanda bahtiyar olmanızı nasip eylesin.

es-Selamu aleyküm ve rahmetullah.

Sayfa Başı