M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mirac Kandili

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve küllü dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem.

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh!

Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak Rabbü'l-Felak hazretleri bu miracımızı cümlemiz hakkında mübarek ve müteyemmem eylesin. Bir çok seneler bu gibi kandillere sağlık afiyetle erişmeyi nasibi müyesser eylesin. Ve bizi de uyanık kullarından eylesin. Bu miraçların kadr ü kıymetini bilenlerden eylesin.

Hepimiz bir çok seneler bu miracı idrak etmiş oluyoruz. Gelip geçiyor. Bizim içimizde hiç uyanıklık olamıyor. Eski halimiz neyse yine aynı halde devam edip gidiyoruz.

Miracı hepiniz bilirsiniz ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nail olduğu o devlet. Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak hazretleri ona bu nimeti ihsan buyurdu. O günkü insan belki şaşaladı. İmanları zayıf olanlar yahut imansız olanlar; "Olmaz böyle şey!" dediler. İman edenler ise hiç şüphe etmeden lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah amennâ dediler. Olur.

Bugün biz ise elhamdülillah Allahu Teâlâ'nın verdiği çeşitli nimetlerle görüyoruz ki Mekke'ye eskiden üç ayda gidilirken bugün üç saate inmiş. Üç ayda gidiyorduk şimdi üç saatte gidiyoruz. Geçen gelişimde Mekke'de aldığım abdestle sabah namazını orada kıldım, öğle namazını da burada cemaate yetiştim. Bu Allahu Teâlâ'nın tabi bize verdiği bir lütuf, insanların yaptığı bir harika. İnsanların yaptığı birşey. Eh, Allahu Teâlâ'nın kudretinin karşısında mukayese olunmaz tabitıyla.

O Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in Mekke-i Mükerreme'den Kudüs'e kadar gidişi bugün basit bir şey yani. Bir saat sürmez belki. Kudüs'ten Mekke'ye tayyare ile bir saatte git bir saatte de gel. Onda şaşılacak bir şey yok. Allahu Teâlâ'nın kudreti.

Semavata hurucu?

O da Allahu Teâlâ'nın kudreti. İnsan kendi kudretiyle çıkamaz oraya. Ama Allahu Teâlâ isterse çıkarır kulunu. Onun için bunda şüphemiz yok elhamdülillah.

Yalnız bizim de o mertebeye erişmemizi Cenâb-ı Hak cümlemize nasip etsin.

O mertebeye ulaşmak için tayyare gibi uçmak lazım değil. Yahut kuşlar gibi kanatlanıp da yükseğe çıkmak değil hüner. Gaye, Allahu Teâlâ'nın emirlerine mutî, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine mutî, İslâm'ı tam manasıyla yaşamak isteyen insanlara bu devlet her zaman nasip olur.

Efendimizin miracı bu kitapla sabit olan. O hergün miraçtaydı. Hergün her anı miraç içersinde. Fakat büyüklerimizden de çok miraç edenler olmuştur. Bu miraç deyince manevî miraçtır. Gece rüyalarımızda bir anda nerelere gidiyoruz. Bu oluyor demek ki bir an içinde gidiyoruz geliyoruz. Uyanınca naklediyoruz.

Nasıl gittik?

Gittik işte orada görüyoruz sabahleyin güzelce de naklediyoruz. Filanları filanları da gördüm görüştüm diyerekten. Bu kudreti Allahu Teâlâ istediği kullarına veriyor onlar da meleklerle ulaşıyorlar yukarılara, sonra bize anlatıyorlar.

Demek ki olağan şeylerdir. Yalnız bu olağan şeylere istidat lazım. Allah bu iktidarı bize verirse biz de nail oluruz. Bu istidat ise Allahu Teâlâ'nın emrini tutmak yasağından kaçmak [ile elde edilir]. Bu iki şey: Emrini tut yasağından kaç.

Bugün bu emrini ancak biz namazda tutuyoruz. Namaz kılıyoruz elhamdülillah.

Onun için ne diyoruz?

Miracını kıldım namaz.

Namaz kılmak mü'minin miracı oluyor ama o namazı kılmak Allahu Teâlâ cümlemize nasip etsin.

Huzûr ve huşû ile namaz kılmak. Yoksa aklımız şurada aklımız burada. İmam önde Allahuekber diyor biz de diyoruz. İmam efendi semiallah diyor biz de kalkıyoruz. Ama akıllarımızın her biri bir tarafta. Böyle değil. Hakk'ın huzurunda olduğunu böyle mülahaze ederekten huzûr ve huşû içersinde bir namaz mü'minler için miraçtır. Mü'minin miracıdır. Bu namazı kılmak da kolay olmaz tabi. Dünya meşgaleleri bizi boğuyor her taraftan. Boğduğu için namaza durduğumuz vakitte de dünya işleriyle meşgul olmaktan kendimizi alamıyoruz. E bu meşguliyetten kendisini kurtarmak için insanın kendisini hiç olmazsa muvakkat bir zaman Allah'a vermesi lazımdır.

Onun için diyorlar ki ezan okunmadan camiye gir. Ezan okunduktan sonra değil. Ezan okunmadan evvel camiye gir hiç olmazsa 5-10 dakika şöyle kendini dinle.

Ben neyim, niçin geldim?

Şimdi bu miraçta en güzel şey, Cenâb-ı Hak bizi ibadet için yaratmış, bu ibadet de Allah'ı bilmekle olur. Allah'ı bilmeyen insan ibadet edemez Allah'a. Allah'ı bilirse O'na ibadet eder.

O Allah celle ve alâ ki bizim her şeyimizi görür, bilir, işitir. Her halimize her zaman vâkıf. Gecede de vâkıf gündüzde de vâkıf. Hiç kurtuluş olan bir şeyimiz yok. Bunu insan tam manasıyla idrak ederse adımını atarken de düşünerek atar. Yapacağı işi yaparken mutlaka düşünerek yapar çünkü Allah celle ve alâ görüyor, biliyor, işitiyor.

Daha ne yapacak? Ne olacak halimiz?

Ama biz bunu biliyoruz da bu bilişe uyamıyoruz. Biliyoruz bildiğimiz halde de yapacaklarımızı yine yapmaktan da geri kalmıyoruz. Halbuki insanlar bunu bilince olgunlaşması, kemalleşmesi lazım. Bu olgunluğu ve kemali elde edemediği için bakıyoruz ki hep birbirimizin aleyhinde, birbirimizin kuyusunu kazmakta, birbirimizi kötülemekte çeşit haller olagelmekte olduğunu hepimiz görüyoruz.

Bu neden?

Hep kendimizin kusurundan. Bizim büyüklerimiz bize diyor ki;

"Sen ne kadar büyük adam olursan ol. İlmen büyük ol, servet itibariyle büyük ol, kuvvet itibariyle büyük ol. Ne kadar olursan ol. Ol ama karşındaki insanı kendinden daha alâ ve efdal bil."

"Karşındaki insanı kendinden alâ ve efdal bil!" diyor büyüklerimiz.

Niçin?

Öyle olunca hürmet saygı birbirine denk olur. Sen onu sayarsan o da seni sayar. Güzelce tatlı tatlı geçinir insan. Yoksa büyüdükçe mâdûnunu küçük görürse, e o da Allah'ın kulu. O da Allah'ın kulu!

Hz. Ömer'in hadisesi cümlemize büyük bir ibret levhası. Deveye bir saat kendisi biniyor, bir saat de kölesini bindiriyor.

Neden böyle?

"O da Allah'ın kulu!" diyor.

Var mı bugün bunu yapabilecek bir adam?

Yok.

Ama Müslümanlık emrediyor bu işi.

Selman-ı Farisi Bağdat'a vali olmuş. Fakat halktan ayrılacak bir tipi yok. "Bu adam validir." diye kimse bilmiyor. Bilemez, halk gibi geçiniyor. Belki halkın giyiminden de daha aşağı bir kıyafetle. De, Şam'dan gelen bir misafir onu hamal zannederekten;

"Şu benim eşyaları eve götürüver." diyor. "Evime götürüver." diyor.

O da hiç büyüklük taslamadan "Peki!" deyip eşyayı alıyor.

Kimdir bunu yapan?

Selman-ı Farisi gibi valilik yapan zât.

Kim yapar bunu bugün?

Bize de deseler biz bile yapmayız.

Vali olan zât nasıl yapar bu işi?

Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in mektebinde okuyan, onun dersine dizinin dersliğinde oturan insanların haline bak da onlardan ibret al. Bizim halimiz ne kadar acınılacak bir hal!

Onun için bahusus tarikatlar var ya. O tarikatların içerisinden Nakşî Tarikatı'nın gayesi. Diyor ki;

"Biz ancak hizmet için yaratılmış insanlarız."

Sayfasına bakmadım da, sayfasını bilmiyorum, Ubeydullah-i Ahrar hazretlerinin sözüdür. Edille-i Nakşibendîye'de yazar. Çok güzel. "Bizim vazifemiz halka hizmettir. Halka hizmet lazım olduğu takdirde tesbihi sonraya bırakırız biz." diyor.

Şimdi bizim tesbih ve nafile namazlarımız var ya. Onları kılacağız. Fakat halka hizmet de var. Halka hizmeti tercih ederiz. Tesbih ne zaman olsa yapılır. Yani gaye, bu tarikatın kuruluşundaki gaye halka hizmettir diyor.

Bu halka hizmet olunca nasıl yapılacak halka hizmet?

Bedenen malen nasıl yapacaksan yapacaksın bu hizmeti. Bugün en çok muhtaç olduğumuz da bu hizmet. Onun için ilk o devirlerdeki insanların yetişiş tarzlarında büyükleri onları terbiye etmek için evvela insanlara hizmeti öğretmişler onlara.

Hani, "Efendim beni kabul etmez misin dervişliğe? Evlatlığa?"

"Pekâlâ evladım. Ama şimdi senin vazifen, insanlara gideceksin bitlerini temizleyeceksin, hastalarına bakacaksın. İşte şurada yardım burada yardım. Yap bakalım."

[Ne kadar?]

Senelerce...

Sonra?

Hadi hayvanların hizmetine de bak bakalım. Hayvanları da bul hastaları terbiye et. Tedavi et. Şunu yap bunu yap.

Tam 14 sene! Dile kolay, 14 sene bu ağır hizmetlerde kullandıktan sonra onlara ders veriyorlar.

Hatta onlardan birisi olan Şiblî hazretleri ki bugün okudum. Akşam okudum. Şiblî hazretleri ders almak istemiş. O devrin büyüklerinden Cüneyd-i Bağdadî'ye ona demişler ki;

"İşte bunu al. Senin terbiyene girecek."

O da gelmiş boynunu bükmüş.

Demiş;

"Evlat! İlk vazife git şu helaları temizle bakalım. Sularını doldur bu hizmeti yap."

Tam yedi sene! Yedi gün değil, yedi saat değil efendi!

Yedi sene bu hizmette kullandıktan sonra ikinci bir hizmet daha vermiş. Yedi sene de orda kullandıktan sonra kendisine demiş ki şimdi bu derslere devam et bakalım.

Niçin?

Evvela burnunu kır. Burnun kırılmadıkça yani nefsini öldür. Nefis ölmedikçe insanın ıslah olma kabiliyeti yok. Olmaz. Nefis bir ejderha.

A'dâ adüvvüke. "En büyük düşman."

Onu ıslah etmek en birinci vazife. En birinci vazife nefsin ıslahı. O nefsin ıslahı da burnun kırılmasıyla oluyor. Okudukça bizim nefsimiz kabarıyor. Okudukça nefsimiz kabarıyor. Büyüdükçe nefsimiz kabarıyor. Ondan sonra hakkından gelme imkanı varsa ne mümkün.

Geliyor, ben de derviş olmak istiyorum.

Al, sen bu kadar tesbih çek.

Nerden yapacak o tesbihi çekecek, nerden yapacak onu. Çünkü burun büyük. Nefis kabarmış. İslahı kabil olmaz ki öyle. Riyazetlerle olabilir, olması mümkün ama o büyükleri de bugün bulmak mümkün değil yani.

Allah hepimizi affetsin.

Onun için miracı isteyen kardeşler evvela nefislerini ıslah edip onu yola getirmeli. Beş vakit namazı güzelce kılmaya çalışmalı. Oruçlarını öyle güzelce tutmaya çalışmalı. Herkese de kardeş gözüyle bakıp onu kucağına almalı, himayesine almalı. Onu sevmeli. Bu kusurlu bu kabahatli diyerekten onla bunla darılırsak, aleyhimizde bulunursak demek ki insanlıktan nasibimiz çok az olduğu anlaşılıyor.

Onun için bugünkü sıkıntılarımızın başı hep bu nefsin ıslahsızlığı, terbiyesizliği, azgınlığı. Bu nefisler ıslah edilse bu böyle olmaz.

Allah hepimizi affetsin de bu mübarek geceler büyük bir nimettir. Büyük bir devlettir. Güzelce bir istiğfar ederiz;

"Aman yâ Rabbi! Ben bu işleri becerecek halde değilim. Kabahatim kusurum çok, günahlarım da çok. Sana iltica ediyorum sana sığınıyorum yâ Rabbi! Bana kuvvet kudret ver, yardım eyle de benim nefsimi ıslah edeyim, senin sevdiğin razı olduğun bir kul olabileyim, öyle geleyim sana!"

Hepiniz görüyorsunuz ya buradan gidiciyiz. Kimseye burada kalma imkanı yok. Bugün olmazsa yarın.

Onun için [tarikatta] ilk ders ölüm verirler.

Niçin?

Hazır ol. Ecel ne zaman gelirse gelsin. Sen hazır ol. Hazır ol da yüzü kara değil de ak yüzle Hakk'ın huzuruna varmak için günahlardan vazgeç ve Allah'ın emirlerine inkiyat eyle. Namazı vaktinde kılmak büyük devlet. Onun için biraz erken gel boynunu bük. Yaptığın hataları düşün. Kusurları düşün. Nefsini muhasebeye çek.

Neler yaptım ben bugün?

İyilikler mi yaptım kötülükler mi yaptım?

Kimi darılttım kimi incittim?

Helal mi yiyorum haram mı yiyorum?

Bunlar bize doğru mudur layık mıdır? diye bir hesaba çek kendini. O hesabın altından çıkan neticeye bak. Ona göre Allahu Teâlâ'ya ilticada ellerini kaldır ve deki;

"Aman yâ Rabbi! Ben bu işin içinden çıkamadım. Sen benim yardımcım ol da beni bu felaketlerden kurtar!"

Çünkü nefsimiz var. Nefsin arkasında da şeytan var. Hem nefis hem şeytan iki tane azılı düşman. Elimize geçmez, tutamayız yakalayamayız. Bunun çaresi bu düşmanları yaradan Allah'a sığınmak. Bunları yaradan da Allah.

Binâenaleyh;

"Yâ Rabbi! Ben bunların hakkından gelemiyorum. Benim yardımcım ol beni kurtar. Yoksa ben perişan olacağım! Miraç olan bu gecemizde bizi de bu suretle sevgili kullarının arasına kabul et yâ Rabbi!" diyerekten çeşitli dillerle Cenâb-ı Hakk'a yalvarmak.

Miracın asıl yüksekliği insanların kötü huyları bırakıp iyi huylar sahibi olmasıyla olur. Kötü huyları bırakıp iyi huyların sahibi oldun muydu miraca nail olursun.

Miraçta sen göklere çıksan ne olacak göklerden insen ne olacak?

Hani bugün tayyareler çıkarıyor bizi yukarı. Çok daha yukarıya çıkarsınlar da arşı marşı görelim.

Eh ne olacak?

Hiç bir şey olmaz. Yine hep buyuz.

Maksat asıl insanın insan olması. İnsanın insan olması kadar da zor şey yok. En zor şey insanlık. Zengin olmak kolay. Nasıl insan olursan ol, var bir çok büyüklerde de. Ama insanlıkta nasibi olanlar pek az, pek nâdir. Asıl gaye de insanın insan olması. Buraya geldik insan olmak için.

Allahu Teâlâ buraya gelirken bize hem cennette hem de cehennemde iki tane ev yapmış. Cennetteki yerimiz de hazır cehennemdeki yerimiz de hazır. Burası imtihan yeri. Yolladı bizi buraya; "Kulum sen şimdi bak istersen cenneti seç istersen cehennemi seç. Yerin hazır." [dedi.] E Allah burada hepimize de akıl fikir vermiş. Kitap göndermiş, Peygamber de göndermiş. Onların izinden gidersek elbette yerimiz cennet olur. Ölürken de rahat rahat ölür cennetteki yerimize gideriz. Yook, onların yolunu bırakır da insanların yoluna nefsin yoluna uyarsak gideceğimiz yerde malum artık. O da ne büyük felaket!

Onun için en büyük gaye Allahu Teâlâ'nın sevdiği bir kul olabilmek. O sevdiği kul olabilmek için de nefsin elinden kurtulmak lazım. Nefsin elinden kurtulmadıkça da bunun imkanı yok.

Onun için Ramazan geliyor önümüzde, bunlara Üç Aylar derler. Bu Üç Aylarda oruç tutabilmek, demek ki; "Yâ Rabbi! Bak ben nefsime biraz ıslahına çalışıyorum sen de bana yardım et!"

Ramazanda da öyle oruç tutacağız 30 gün. E bu az bir şey değil. Bugünlerde insan kendisini hesaba çeker teraziye kor. Hayırlı işlerde mi yoksa hayırsız işlerde mi ona göre nedametler pişmanlıklar yaparaktan gözyaşlarını da akıtabilerek;

"Aman yâ Rabbi! Beni affet de beni sevgili kulların arasına kabul et!"

Sevgili kulu oldun muydu korkma. Korkma! Her şey senin. İş o sevgili kullarından olabilmek.

Bugün okudum da hoşuma gitti. Hasan Basri hazretleri var, eski büyüklerimizden. Tâbiin devrinin insanı. Bir de o devrin evliyası var Habîbü'l-Acemî. O evliya. Alim Basra'da çok. Bir taraftan bir tarafa geçmek için kayıklara, gemilere ihtiyaç oluyormuş. İskelede bekliyor Hasan Basri hazretleri. Habîbü'l-Acemî de gelmiş.

"Ne bekliyor burada?" demiş.

Vapur gelsin de binelim de gidelim.

"Allah Allah!.." demiş, "Sen de yakîn denilen o kudret yok mu kuvvet yok mu? Allah'a yakınlık yok mu sende? Allah'a yakınlığın olduktan sonra gemiye ne ihtiyaç var?" demiş. Bismillah demiş suyun üzerinde yürüyüp geçmiş öte tarafa.

Tabi Hasan Basri hazretleri de büyük alim ama durakalmış. Vapur gelmiş geçmiş. Kitap sahibi diyor ki;

"Bunların hangisi efdal? Hangisi daha büyük?

"Hasan Basri büyük. Öteki yükselmiş, yakınlığa vâsıl olmuş ama beşerle ilgisi yok." diyor.

Maksat şimdi, biliyorsunuz ki yağmur gökten gelir ama sular yerden çıkar buhar olur, göklerde toplanır, yağmur haline gelir inkilab edip aşağıya dökülür. Eğer buradan çıkan buhar halindeki sular aşağıya akmasa susuz kalırız. İçecek su da bulamayız. Bahçelerimiz de tarlalarımız da susuz kalır ölürüz en nihayet.

Maksat çıktıktan sonra aşağı inmek. Yüksel. Yükseldikten sonra Allah'ın kullarıyla hemdem ol. Onları irşada çalış. Kötülere iyilikle gayret eyle. Yoksa sen de onlarla beraber olup da meyhanelerde oynayacak değilsin ya. Maksat aşağı indikten sonra kulların irşadına gayret etmek lazım.

"Yavrum, bu mülkün sahibi var. Bak bu cami denilen binayı sana birisi dese ki, 'Bak bu tabiatın eseridir. Vaktiyle rüzgarlar taşları yuvarlamış gelmiş. Topraklar da buraya gelmiş, insanlar da buraya yardım etmiş süslemiş püslemiş olmuş.' [dese] inanır mısınız bu işe? Var mı buna inanacak?"

Kimse inanmaz.

Koca saltanat, koca âlem kendi kendine oldu deyince nasıl inanır insan?

İmkanı mı var?

Öyleyse bunun sahibi var.

Kim?

Allah celle ve alâ.

İşte o Allahu Teâlâ bütün mahlukatın sahibi. O kadar büyük mahlukları var ki tarifine imkan bulamayız. Büyüğünü göremiyoruz fakat küçüğünü size söyleyelim. İşte bugün mikrop denilen ufacık gözümüzle göremediğimiz mikrop bizim canımıza okuyor. Doktor da aciz. Eh göremiyorsun yahu, ufacık. 200 bin defa büyüyecekmiş de biz görecekmişiz o mikrobu. Hayal ve boş laf gibi...

Onun için bu kadar ufak bir mahlukla bizi terbiye eden Allah celle ve alâ'nın kullarıyız biz. Binâenaleyh O'nun kuvvet kudretine nihayet yok. Kuvvet kudretine hiç kimsenin nihayeti yok. Onu anlamaya çalış. O'na ilticadan başka çaremiz yok. En güzel iltica da; "Aman yâ Rabbi! Bizi bu miraç gecesinde afv u mağfiret eyle de sevdiğin razı olduğun kullarının arasına kabul eyle!" diyerekten Cenâb-ı Hakk'a yalvarmak. Çoluk çocuklarımıza sahip olmak. Onları başı boş bırakıvermemek. Gerek kız gerek erkek hepsi evlatlarımız. Hepsi de Allah'ın kullarıdır. Yaradan Allah'tır. Onun için en çok ilme ihtiyacımız var.

Cenâb-ı Allah celle ve alâ Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın bir yerinde buyuruyor, Cenâb-ı Peygamber'e diyor ki;

Kul rabbi zidnî ilmen. "Yâ Rabbi! Benim ilmimi arttır." de.

Cenâb-ı Peygamber'in ilminin sonu yok, o da çok ilimler sahibi. Fakat yine öyle iken Allahu Teâlâ diyor ki ona;

"Söyle!"

Rabbi zidnî ilmen.

"Yâ Rabbi! Benim ilmimi arttır."

İlim çok. Dalları diyorlar bugün bir sürü. Fakat en mühim ilim Kur'an ilmidir. Allahu Teâlâ'nın gönderdiği kitabın ilmi. Okumak anlamak... Çok mühim! Saadetimiz ona bağlı selametimiz de ona bağlı. Yoksa bugün bilgide gavurlar bizi geçmiş. Gavurlar bizi geçmiş ilimde. Bugün bütün fenler onlardan geliyor bize. Bugün birçok ilimden haberimiz yok. Onların bizden üstün olması lazım. Hayır. Asıl bilgi ilim, Allahu Teâlâ'nın kitabını öğrenip ona uymaktan ibaret. Yoksa bilmek kafi değil. Bugün şarkiyatçı denilen gavurlar içersinde onu bilenler de var. Fakat imanları olmadıkları için hiç faydası yok. Bil. Bildikten sonra Allahu Teâlâ bana ne diyor onu öğren. Ona uy.

Onu öğrenip onunla amel etmek. Öğrendiğimizi bilmeyenlere öğretmek...

Allahu Teâlâ cümlemize nasip etsin.

Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

Hayruküm men te'alleme'l-Kur'âne ve allemehû buyurmuş.

"En hayırlınız sizin Kur'an'ı öğrenen ve öğrendiğini öğretendir."

Evvela lafzını öğreneceğiz. Sonra da derinliklerine varmak için manalarını öğrenmeye çalışacağız. Derinliğinin sonu yok. Derinliğinin sonu yok yalnız biz sathi olarak manasını anlarsak o da bize yeter.

Onun için Allah hepimize hidayetler nasip etsin. Tevfikini refik etsin. Sevdiği razı olduğu kullarının arasına cümlemizi kabul eylesin.

Ayıran büyüklerimiz insanları yedi mertebeye ayırmışlar.

Birinci kısma diyor ki: Emmâre. Nefs-i Emmâre. Kötü bir huy, gavurlara layık. Münafıklara layık. On iki tane ejderha gibi başı var.

İkincisine Levvâme demiş.

Üçüncüsüne Mülhime demiş. Tehlikeli.

Dördüncüsü Mutmainne. Eh oldukça iyi.

Fakat ona da razı olmamış büyüklerimiz. Onu atladıktan sonra beşinci mertebeye gelirsen, Râdiye mertebesi diyorlar, Allah'ın senden razı olduğu bir hâl.

Sen Allah'ından razı Allah da senden razı.

En büyük devlet bu işte.

Râdiyeden sonra Mardiyye geliyor.

Bu devlete eriştiyse ne mutlu ona. Bu devlete erişmek de bugünkü bizler için mümkün değil. Çünkü iş çok. Dünya galip. Sabahtan akşama kadar çalışacak. Akşam yatmaya bile vaktimiz kalmıyor. Yemeye bile vaktimiz kalmıyor. Buna riyazetler ister, meşakkatlere taammüller ister. Bunu yapacak kudretimiz de yok. Onun için Allahu Teâlâ'nın zikriyle meşgul olmaya ona da gücümüz yetmiyor.

Akşam bir efendiyi okudum, ismi aklımda değil. Gündüzleri çalışıyor diyor. 90 yaşındaymış adam. Gündüzün çalışıyor, geceleyin de geldiği vakit tâ sabaha kadar seccadesinden ayrılmıyor. Ben ona uydum, gece yarısına kadar durdum fakat tahammül edemedim gece yarısı izin istedim de kalktım gittim.

Niçin?

Zor.

Ama zorlukların arkasından da faydalar var.

Niçin?

Allah'ın sevdiği bir kul olabildin miydi bahtiyarsın artık. Senden iyisi yok o zaman. Miraç her zaman senin için mümkün.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Şimdi beraberce bir istiğfar edelim.

Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah...

Estağfirullah el-azim el-Kerim ellezi la ilahe illa hu el-hayye'l-kayyume ve etebü ileyh ve nes'elühüttevbete ve'l-mağfirate ve'l-hidayete lena innehu hüvettevvaburrahim. Tevbete abdin zalimin linefsihi lâ yemliku li nefsihi mevtev ve la hayaten ve la nuşura.

Seyyidül istiğfarımızı tavsiye ederim. Gece de yatarken üç kere sabahleyin de kalktığımız vakitte üç kere okursak cenneti bize vaad ediyor Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem.

Allahümme ente rabbi la ilahe illa ente halakteni ve ene abduke ve ene ala ahdike ve va'dike mesteda'tü euzübike min şerri ma sana'tü ebuuleke bi-ni'metike aleyye ve ebûu bi-zenbi fağfirli fe-innehu la yağfiruzzunube illa ente.

Allahümme ente'l-melikü la ilahe illa ente sübhaneke ve bihamdike ente rabbi ve ene abdük zalemtü nefsi ve'teraftü bi-zenbi fağfirli zünubi cemi'â fe-innehu lâ yağfiruzzunube illa ente. Vehdini li-ahseni'l-ahlak la yehdini illa ente vasrif anni seyyiehâ la yasrifü anni seyiehâ illa ente. lebbeyk ve sa'deyke ve'l-hayru küllühü fi yedeyke ve'ş-şerru leyse ileyke ene bike ve ileyk tebarakte rabbena ve aleyke nestağfiruke ne netubu ileyke.

Allahümmağsil anni hatayaya bi-mai's-selci ve'l-berade ne nakki kalbi minel hataya kema yunakkassevbü'l-ebyadu mineddenes.

Allahümme baid beyni ve beyne hatayaya kema ba'atte beynel maşrikı vel mağribi.

La ilahe illahu vahdehu la şerikeleh lehülmülkü velehülhamdü yuhyi ve yümit vehüve hayyun la yemut biyedkelhayr ve hüve ala külli şeyin kadir.

Bu tesbihi Cenâb-ı Peygamber tavsiye eder. Günde 100 kere okuyanlara büyük tebşiratlar vardır. Zor bir tesbih de değil.

La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehül mülkü velehül hamdü yuhyi ve yumit ve hüve ala külli şeyin kadir.

İnsan tezgahının başında, işinin başında da bunu söylemesi mümkün. Kimse ağzını tutmaz ya senin. İçinden de söylesen dışından da söylesen mümkün.

İkinci tesbih;

Subhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.

Bunu da 100 kere söylemeyi Cenâb-ı Peygamber yine tavsiye buyurmuşlardır. Bunlar da her yerde yürürken de olur gelirken de olur giderken de olur. İnsan dilini bunlara alıştırırsa boş laflarla vaktini geçireceğine bu tesbihlerle vaktini geçirir. Hem sevap alır, hem günahlardan kendini kurtarmış olur, hem de büyük derecelere nail olur.

Üçüncü tesbih;

Subhanallahi vebihamdihi subhanallahil azim ve bi hamdihi estağfirullah.

Buhari'nin son hadisidir. Bunu da 100 kere tavsiye buyurmuş Cenâb-ı Peygamber. Bu tesbihler Cenâb-ı Hakk'ı övülmektir. Büyük mükafatlar alır insan bunlarla beraber.

Rabbena zalemna enfüsena ve illem tağfirlena ve terhamna lekünenne minel hasirin la ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin.

Bunlar büyük dualar. Kur'an'dan alınmış. Bunları da tavsiye ederiz ama çok da zor da değil yani.

Rabbena zalemna enfüsena veillem tağfirlena ve terhamna lekünenne minel hasirin.

Adem aleyhisselam'ın duasıdır.

Hasbinallahi ve ni'mel vekil ni'mel Mevla ve ni'men nasir ğufraneke Rabbena ve ileykel masir.

Hasbiyallahu la ilahe illahu. Aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azim.

La ilahe illallahul melikul hakkül mübin Muhammedün Resulullah sadikul va'dul emin.

La ilahe illlalahu Muhammedün Resulullah fi külli lemhatin ve nefesin adede ma vesiahu ilmullah.

Bu tesbihi, Medine-i Münevvere'de bir zât-ı şerif gördüm, yüzünden böyle nur parçası şimşek gibi yağıyor. Dedim ki, olsa olsa kutup bu zât olacak ama beyaz esvaplar da giymiş. Bir yere de böyle kendini vermiş. Oturuyor yalnız başına. Nasıl gidem o adamın yanına sokulam. Elini öpem duasını alam..

Sayısı çok. Bulunmayacak kadar sayısı çok olan bir tesbihtir.

La ilahe illlalahu Muhammedün Resulullah fi külli lem hatin venefesin.

"Her göz açıp kapanıp her nefes alıp verdikçe." Adede ma vesiahu ilmullah. "Allah'ın ilmi baki."

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bir tesbihi daha var. Muaz radıyallahu anh'a söylemiş. 10 bin tesbihe bedel.

La ilahe illallah adede kelimatih.

La ilahe illallah adede halkih.

La ilahe illallah zinete Arşih.

La ilahe illallahi mile semavatih.

La ilahe illallah misle zalike meah.

Vallahu Ekber misle zalike meah.

Velhamdülillah misle zalike meah.

Bunu üç kere oku. Bütün gün tesbih çekmiş sevabına nail olur insan.

Estağfirullah Estağfirullah Estağfirullah bi-adadi istiğfarin istaferahul müstağfirun.

Subhanallah subhanallah subhanallah bi-adedi külli tesbihin sebbabahul müsebbihun.

Elhamdülillah elhamdülillah elhamdülillah bi-adedi külli tahmidin hamidehul hamidun.

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber bi-adedi külli tekbirin kabberahu mükebbirun.

La ilahe illallah La ilahe illallah La ilahe illallah bi adedi külli tehlilin hellelehul mühellilun.

Allah Allah Allah bi-adedi külli zikrin zekerehul zakirun ve ğafele an zikrike ve zikrihil ğahilun.

Entel baki ya baki entel baki ya baki entel baki ya baki. entel hadi entel hak leysel hadi illahu entel hadi entel hak leysel hadi illahu entel hadi entel hak leysel hadi illahu. Hüvel evvelu vel ahiru vezzahiru vel batın ve hüve bikülli şeyin alim.

Hepinizin bildiği bir şey var. Sokaklarımızdan satıcılar geçer. Her satıcı satacağı şey için bağırır. Kimisi de hoparlörle bağırır, mahalleyi de taciz eder. Ama hiç durmaz. Birbiri arkasından şu var bu var, satacak.

İnsan ondan bir ders alıyor. Ya şu adam satacağı bir ekmek parası için akşama kadar durmadan bağırıyor. Bütün mahalleyi de rahatsız eder hoparlörle. Hastası var çocuğu var şuyu var. Hiç dinlemez.

Biz ise Allah diyeceğiz oturduğumuz yerde. Camiye gelip bir namaz kılacağız. Bu bize çok gelir. Bunun kaçamak yollarını ararız. Sonra da kılsak olur deriz. Şöyle deriz böyle deriz. Ama hatamızı bir türlü idrak etmekten aciziz.

İşte o beş kuruş kazanacağım diyerekten akşama kadar bağıran adam bizden hayırlı. Ekmek parasını çıkartmak için uğraşıyor. Biz ise Allah'a yönelip de bir Allah diyeceğiz bu bize çok geliyor. Beş dakika fazla oturduk mu kıyamet kopar. Hele bayramlarda, "Hocaefendi vakit geçiyor!" [diye bağırır.] Ne olmuş, bir dakika iki dakika geçmiş. Ne ayıp şeyler bunlar.

Neden?

Nefisler arzuluyor bir an evvel eve gidecek yemeğini yiyecek muhabbetine bakacak. Beş dakika camide oturmaya sıkılıyor.

Bursadaki Camii Kebir'in minberinin kafesine yazmışlar. Bir yazı yazmışlar. Bu yazı hatırımda kaldığına göre;

el-Mü'minü fi'l-mescidi. "Mü'min mescitte." Ke's-semeki fi'l-mâi. "Denizdeki balık gibidir."

Denizdeki balık gibidir, camiden çıkmasını istemez. Burada yazmış onu.

Ve'l-münafiku fi'l-mescidi. "Mescitteki münafık da." Ke't-tayru fi'l-kafesi. "Kafesin içindeki kuş gibi kaçmaya çalışır iki tarafa." demiş.

Onu oraya yazmışlar.

Allah hepimizi affetsin de.

Onun için büyüklerin birisi Abdulhalık Gücdevani, oğluna yaptığı nasihatin içersinde diyor ki;

"Oğlum evin mescit olsun. Evin mescit olsun. Şurada burada kahvede mahvede gezip durma. Sıkılınca gir camiye namazını kıl ibadetini yap. Otur orada işin yoksa. İşin varsa işinle meşgul olursun."

Onun için Allah bu mescitleri, camileri önemseyerek ibadet için koşan kullarının arasına hepimizi kabul etsin.

Sayfa Başı