M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Kur’ân-ı Kerîm Allah Kelamı, Ben Onu Kabul Ediyorum ve Ona Uyacağım Diyen Bir İnsan Ne Yapacak

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdülillahi rabbil alemin. es-Selâtu ve'sselâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn. Senedinâ ve mededinâ ve tâcı ruûsinâ ve tabîbi kulûbinâ ve şefîi zünûbinâ ve kurreti uyûbinâ Muhammed'ini'l-Mustafâ ve alâ alihi ve sahbihi ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne'ttayyibîne'ttâhirîn.

Emma ba'd

Aziz ve muhterem kardeşlerim !

Biz, Kur'ân-ı Kerîm'de Allah tarafından resûlüne ittiba etmekle emrolunmuşuz. Allah bize "Eğer beni seviyorsanız, beni sevmek iddiasında iseniz ve Allah'ı seven bir kulum. Allah'a inanan bir insanım, Allah'ı seviyorum diyorsanız; benim gönderdiğim peygamberime, habibime, Muhammed'ül Mustafâ'ma ittiba edin, uyun. Ona tâbi olun, onun emrine girin, onu taklit edin, onu örnek alın, onun izinden gidin, onun yolundan yürüyün." diye emrediyor. Bu emir çok mühim.

Günahlarımızın affolması için, Allah'ın bizi sevmesi için çare bu. Çare Peygamber Efendimiz'e uymak, onun izinden, yolundan yürümek, sünnetine uygun yaşamak. O zaman Allah seni seveceğini, günahlarını bağışlayacağını, mükâfatlandıracağını bildiriyor.

Durum böyle olunca bizim Peygamber Efendimiz'in hayatını ve hadîs-i şerîflerini öğrenmemiz gerekiyor. Kur'ân-ı Kerîm'in de iyice anlaşılması için zaten Resûlullah'ı iyi tanımak ve Resûlullah'ın sünnetini iyi öğrenmek zorunda herkes. Kur'ân-ı Kerîm Allah kelamı, ben onu kabul ediyorum ve ona uyacağım diyen bir insan ne yapacak ?

Kur'ân-ı Kerîm'in cennetten indirildiğini Peygamber Efendimiz'in Kur'an'ı nasıl aldığını, nasıl algıladığını, nasıl uyguladığını, hayatında nasıl tatbik ettiğini incelemek için yine Peygamber Efendimiz'in sünnetini öğrenmek zorunda. Bir ilim adam olarak, bir araştırıcı olarak, gerçeği arayan, gerçeği uygulamak isteyen bir insan olarak bunu yapmak mecburiyetinde başka çıkar yol yok.

Peygamber Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'i ilk duyan kişi, kendisine Kur'ân iniyor Cebrail vasıtasıyla ilk Kur'an'ın muhatabı olan kişi. Önce kendisi Allah ne emrettiyse onu yaparken ondan sonra ümmetine emrederdi ve Kur'an'ın âyetlerini nasıl uygulayacaklarını anlatır, öğretirdi. Bunun üstüne bastırıla bastırıla ifade edilmesinin sebebi şudur.

Bu dönemde bazı insanlar Kur'ân-ı Kerîm bize yeter diyorlar. Güzel bir söz gibi görünüyor, eski devirde de böyle demişler. Kur'ân-ı Kerîm bize yeter ama bu sözün altında tehlike var. Kur'ân-ı Kerîm yeter, başka şey istemeyiz demek sünneti reddetmek manasına gelirse insan küfre kadar gider, kâfir olur.

Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'i de bize talim eden, öğreten Peygamber Efendimiz'dir. Peygamber Efendimiz'in hadisini nasıl dışlayabiliriz. Çünkü Kur'ân'ı da getiren, bize bildiren Peygamber Efendimiz'dir. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerine yamuk bakan, hadîs-i şerîflere uymak istemeyen, onlardan kaçmak isteyen insanlar var. Neden, niçin böyle yapıyorlar?

Çünkü din hadîs-i şerîflerden kesin bir şekilde anlaşılıyor. Hadîs-i şerîflerden kesin olarak anlaşıldığı kıpırdayacak, kaçacak delik kalmıyor o insanlara. Hadis olmasın, o zaman meydan boşalacak, o zaman kendi kafasına göre bir şeyler yapacaklar.

Mesela Kayseri'ye gittim. Orda bir camide namaz kıldım, sonra eve gittik misafir olduk. "Hocam bu camiye haftanın belli günleri acayip bir takım insanlar gelir, acayip bazı ibadetler yapar." dediler Şimdiye kadar hiç görmediğim yeni farz getirilmiş acayip ibadetler. Namaz desen namaza benzemeyen filan sivri kafalı sivri akıllı insanlar.

Bizim büyüklerimiz ne yapmış? İslâm Orta Asya'ya gelmiş, dedelerimiz Orta Asya'da kalkmış müslüman olmuş, müslüman olduktan sonra Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmiş ve Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük açıklamalarını yazan alimler onların içinde yetişmiş. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini toplamışlar hemen.

En büyük, en kıymetli, en meşhur, en değerli alimler dedelerimizin arasında yetişmiş. İmam Buhârî Buharalı, İmam Tirmizî Özbekistanlı, İmam Müslim Horasan'dan; Peygamber Efendimiz'in hadislerini toplamak içi çok gayret etmişler. çünkü dinin temeli hadîs-i şerîfler. Sonra da en mühim fıkıh kitaplarını dedelerimiz yazmıştır. İmam Serahsî otuz cilt fıkıh kitabı yazmış. İmam ünvanını alıyor ki önder demek. İmam o devirde önder demek, yani ilim dalında önder insan olmuşlar.

Tabii tefsiri iyi öğrenince, hadisi iyi öğrenince fıkhı sağlam tutar. Onun için dini en güzel olarak uygulamışlar. Alim olarak yaşamışlar. Allah ne diyorsa yapmışlar. Allah cihat edin dediği için cihada gelmişler, aralarında gayrimüslimler var diye savaşmışlar. Malazgirt'ten başlamışlar, Cuma namazı kılarak, başlarına sarıkları sararak, şehitliği arzu ederek, ölümü göze alarak çarpışmışlar çarpışmışlar, biat etmişler, ölmeyi nimet saymışlar, yaşamayı değil. Ganimet almayı değil, ölmeyi nimet bilmişler. Ölünce cennete gideceğiz diye ölmek için gelmişler.

Anadolu'yu fethetmişler, Bursa'yı fethetmişler, Edirne'yi fethetmişler, İstanbul'u fethetmişler, Edirne'den öteye gitmişler, Bulgaristan'ı fethetmişler. Fatih Sultan Mehmet Mora'yı fethetmiş, Arnavutluk'a kadar gitmiş Balkanlar'ı Fatih Sultan Mehmet tamamlamış. Kanunî çok ötelere götürmüş filan.

Peygamber Efendimiz'i çok iyi öğrenmemiz lazım. onun için hadîs-i şerîflerini okumamız lazım. Bizim hocamız zaten büyük adamdı, hadis alimiydi. Cihana nam salmış bir hadis alimiydi. Arap ansiklopedilerinde adı var, ismi yazıyor. Uluslararası şöhrete sahip Gümüşhânevî hocamız, şu kitabı toplayan uluslararası değerde bir insan.

Yine bizim tekkemizden Muhammed Zahid-i Kevserî, herkes tanır uluslararası şöhrete sahip. Bizim şeyhlerimiz büyük alim adamlardır, büyük alimlerdir. Ama nasıl alim mezhepli, Kur'an'a dayanan, Peygamber Efendimiz'in sünnetine dayanan, fıkıh bilgisini çok iyi bilen takvâ ehli insanlardı. Bid'atçı değillerdir, zıpır değillerdir, paragöz değillerdir, itirazcı değillerdir. Ciddi insanlardır. Büyük âlimler, herkes kadının kadrini kıymetini bilmiyor. Gümüşhânevî hazretleri diyince herkes hürmet eder. Bizim hocalarımız öyledir.

Biz de her akşam Kur'ân-ı Kerîm okumaya önem vermiyoruz. Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîf; bunlardan ayrılan insan, bunlara bakmayan insan yamulur. Duvar örerken çekül kullanmayan, ip germeyen usta gibi duvarı eğri yapar. Yandan bir bakarsın bozuk duvar, yıkılır. Bu işin düzgün yürümesi Kur'ân-ı Kerîm'e uymaktadır , Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymakladır.

Onun için biz de ne yapacağız, siz de ne yapacaksınız? Ben ve siz Kur'ân-ı Kerîm'i öğreneceğiz, çoluk çocuğumuza öğreteceğiz Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okuyacağız ve öğreneceğiz. Ben dün akşam elime bir hadis kitabı aldım İngilizce, 40 hadîs-i şerîfi bitirdim. Bugün bitirdim Elhamdülillah. şimdi Arapça'sını okuyacağım. Arapça ve İngilizce'yi karşılaştıracağım.

Her gün okursa insan, her gün vaktinin bir miktarını okumaya ayırırsa çok güzel kitaplar var, çok güzel kasetler var, çok güzel videolar var, her şey çok güzel. Onları alıp takip edersek iyi bir alim olur insan, yani dinini öğrenen, uygulayan Allah'ın sevgili kulu oluruz. Biz burada görevliyiz, her müslüman bulunduğu yerde görevli olduğu için biz de burada görevliyiz.

Her müslümanın ilk vazifesi kendisinin müslüman olmasıdır. İkinci vazifesi başkalarının müslüman olmasına yardımcı olmaktır. İkinci vazife budur. Benim kardeşim iyi müslüman değil, tamam kardeşini kurtar. Benim annem gafil, aman anneni ikna etmeye çalış. Benim karım bizim yolda değil, aman karının kendini toparlamasına gayret et. Benim sınıf arkadaşım çok sevdiğim bir kimse var, namaz kılmasını bilmiyor, aman ona namazı niyazı öğret.

Yani başkasının cennete girmesi için, Allah'ın iyi kulu olması için hepimiz müslüman olduğumuz için görevliyiz. Böyle bir şey yok, herkes görevli.

Her müslüman ilk vazife olarak kendi iyi bir müslüman olacak, ikinci vazife olarak da başkasını iyi müslüman etmeye çalışacak. Sahabe-i kirâm, Peygamber Efendimiz'i görmüş ve ondan feyz almış İslâm'ı öğrenmiş olan insanların hepsi böyle çalıştılar. Hem Peygamber Efendimiz'in sağlığında böyle çalıştılar hem de Peygamber Efendimiz'in âhirete irtihalinden sonra dünyaya yayılıp öğrendiklerini öğrettiler. Hepsi dini öğreten birer alim olarak gittikleri yerde İslâm'ı anlattılar.

Nerelere gittiler ?

Kimisi İstanbul'a geldi, kimisi Kahire'ye gitti, kimisi Semerkand'a gitti, kimisi Hindistan tarafına gitti, kimisi Afrika'nın ötelerine gitti. Yani gidebildikleri her yere gittiler ve hepsi İslâm'ı öğretmeye çalıştılar. Hepsi görevli oldu. Biz de öyle olacağız. Müslüman olarak hepimiz görevli olacağız.

Çünkü tekrar ettikçe iyi öğreniliyor. O zaman daha iyi müslüman oluyor insan.

Sayfa Başı