M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sabah Namazını Cemaatle Kılmak

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbil âlemîn vesselatu vesselamu Ala seyyidil evveline vel ahirin. Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men te bihu bi ihsânin ila yevmiddin.

Emma bad.

İmâm-ı Tirmizî'den hasen bir hadîs-i şerîf. Enes radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuş:

Kim sabah namazını cemaatle kılarsa. Sonra da zikrullahla meşgul olursa. Sonra da kalkıp iki rekât namaz kılarsa tam bir hac ve umre sevabı kazanır, tam bir hac ve umre sevabı kazanır, tam bir hac ve umre sevabı kazanır.

Bu nasıl olacak? Bir; sabah namazının cemaatle kılarsa. Sabah namazını evde kılmak bir noksanlıktır. Kılmak iyi bir şey de sabah namazını bir insanın evde kılması noksanlıktır.

Çünkü peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yatsı ve sabah namazlarını camide olmaya çok dikkat edin, buyuruyor. Çünkü bu iki namaza münafıklar gelemezler, münafıkların durumuna düşmeyin, diyor. Bu iki namaz münafık olmamanın göstergesidir. Bir insan yatsı ve sabah namazlarına gelebiliyorsa münafıklık alameti üzerinde yok mânasına geliyor. Sabah namazını kılacak ama camide cemaatle kılacak.

Men salle salatel fecri fi cemaatin süme kaade yezkurullah sümme salle rekateyn. Sonra oturup zikrullahla meşgul olacak. Sonra kalkıp iki rekât namaz kılarsa, bir hac ve umre sevabı kazanıyor. "Camilerin hepsi kubbeli ve minareli mi olmalıdır?" Hayır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîfinde bildiriyor ki:

Allah bana tüm yeryüzünü, toprağı mescid kıldı. Ve temizleyici malzeme kıldı. Temizleyici malzeme kıldıdan maksat şudur: İnsan çölde su bulamadığı zaman teyemmüm abdesti alıyor, toprağa vuruyor elini. Ellerini ve yüzlerini mesh ediyor. İki darp bir niyet, yüzleri ve elleri toprağa sürmek. Remiz olarak yani su olmadığı için tam bir temizlik olmuyor ama temizleniyor insan. Hem gusülden temizleniyor hem abdestsizlikten temizleniyor.

Bir insan çölde giderken yıkanması icap etse, gusül icab etse. Uyudu uyandı, gusül icap etse. Su yok, toprağa eline bismillâhirrahmânirrahîm diye vurup, silkeleyip mesh yapmak bir daha vurup silkeleyip iki elini mesh ederse toprak bile değmiyor, toprağı bile silkeliyorsun. Bu hareketle gusül abdesti, namaz abdesti alınmış oluyor, su olmayan yerde. Su olan yerde değil. Suyun yerine geçiyor. Onun için "Yeryüzü bana mescit. Ve abdest alma malzemesi kılındı." demiş oluyor Peygamber Efendimiz. Bu bir ruhsattır. Müsaadedir, nimettir, genişliktir, rahatlıktır.

Çünkü nerede olsa namaz kılabilir bir insan. Hatta tarlasında çalışan bir çiftçi, namaz vakti gelir suyu varsa suyla, su yoksa teyemmüm ile abdestini alır. Dağın başında ezan okur, kamet getirir, namaz kılarsa onun sevabı 1'e 50'dir. Mahalle mescidinde kılmaktan bile daha sevaplı. Mükâfatlı oluyor, dağın başında ezan okunmuş oluyor, gördüğü görmediği mahluklar etrafına toplanıyor. Çünkü oralar boş değil, orada görünmeyen mahluklar var. Oralarda ezan okunmuş olduğu için; Allah'ın en büyüklüğünü, ekberliğini, varlığını, birliğini şehadet ettiğini söylediği için dağın başında kendi başına namaz kıldığı zaman bile 50 misli sevap alır.

Demek ki her yer mescit olabilirmiş. Bir lokal bile, bir zamanlar bilardo oynanan, iskambil oynanan daha başka tarz toplantı, eğlenceli keyifli işler yapılan yer bile ezan okunursa mescit olur. Bu köyceğizin, obamızın, yaylamızın, mescidi burası. Ne yapalım, başka yok. Toowoomba'da başka mescit olsaydı oraya gitmemiz gerekecekti. Yok. Burası mescit. Cemaatle Namazı kıldık oturup zikrullahla meşgul olacağız.

Zikrullahı izah edeyim size. Oturup zikrullahla nasıl meşgul olunur, zikrullah nedir? Zikir Arapça'da hatırlamak demek. I have remembered, tamam tamam hatırladım. Remember hatırlamak demek. Hatırlamaya vesile olan her şey zikirdir. Zikir diye adlandırılmıştır hatta Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadîs-i şerîfte.

Mesela insanın dili ile Allah'ın çeşitli isim ve sıfatlarını söylemesi zikirdir. Allah Allah Allah, La ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah, Ya Hayyu ya Kayyum ya Hayyu ya Kayyum. Ya Hay Ya Hay ya Hay Yâ Latif! Yâ Latif! Yâ Latif! hep zikirdir.

Çünkü söz hatırlamaya vesiledir. Söz hatırlamanın anahtarıdır, ifadesidir. Ekseriyetle insan söylediği sözü kulağı duyar. Bazısı duymaz ama ne söylediğini umumiyetle ağzından çıkanı idrak ediyor da içeride düzenliyor da öyle söylüyor. Konuşmak bir zihni faaliyetin sonundadır, durup dururken insan konuşmaz. Ağzından çıkan ses vurgularının, ses topluluklarının, kümelerinin anlamı var. Ve bu anlamlarla insanlar birbirleriyle anlaşıyor. Bir şey düşünüyor, karşısına anlamı iletmek için sesler çıkartıyor.

Bütün varlıklar böyle. Balinalar denizin içinde bir takım sesler çıkartıyorlarmış, bunu tespit etmişler. Onlarla anlaşıyorlarmış, her mahluk böyle, kuşlar da öyle. Başka hayvanlar öyle. Bülbülün öttüğü nedendir? Eşini çağırıyor da ondandır. O da bir haberleşme. Demek ki Allah'ın ismi ve sıfatlarını söyleyince hafızamızda bir hatırlama olduğu için söylüyoruz.

Bu bir. Bir de çok iyi hatırlayamıyor tek tek insan. Söyleye söyleye hatırlama kuvvetlenir. Bu da ters dönüşümdür. Yani insan hatırladığı için söylüyor bir; söyleye söyleye de hatırlaması kuvvetlenir, iki. Ezberi kuvvetlenir. Onun için şaka yapmışlar eski medrese talebeleri Et tekraru ahsen, Velev kane yüz seksen. Bu, yarısı Türkçe yarısı Arapça kelime oldu, alaca oldu. Ettekraru ahsen, Arapça burası, tekrar en iyidir. Velev kane yüz seksen, yüz seksen de Türkçe. Ama ses uyumlu olduğu için bu şakayı yapmışlar. Hakikaten de öyledir.

Tekrar; hafızanın kuvvetlenmesi, bir şeyin ezberlenmesi için usul. Tekrarla ezberler insan bir şeyi. Ezberlediğin şeyi hatırda tutmak kolay değil. Ezberlemekle beraber unutmak da vardır. İnsan ezberlediği şeyi unutur. Hatta hanımının çarşıdan 'şunu şunu al, tamam mı bak, unutma ha' dediği 'tamam tamam unutmam' dediği şeyi bile çarşıda unutur. Aklına gelir sonra, "Ya hanım bana bir şeyler al demişti. Neydi onlar. Tüh be unuttum. Eve gidince halimiz ne olacak?" Hatırlamak ve unutmak beraber gider. Birbirinin arkadaşıdır.

Bir taraftan depoya, bilgi hazinesine bilgi gelirse; bir taraftan da gidiyor, unutuluyor. Unutmak da bir şey, hatta bazen bir nimet. Niye Allah unutmayı yaratmış? Yaratmasaydı da hiçbir şeyi unutmasaydık. O zaman hayat zehir olurdu. Acıları da unutmazdın, mahvolurdun. İnsan unutuyor da biraz rahat ediyor. Her an, en korkunç hakikatler, en büyük hakikatler gözünün önünde olsa insan iştahını kaybeder, yemek yiyemez. Tekrar bir taraftan hafızayı kuvvetlendirir.

Zikrin de, yani tekrarın da Allah Allah Sübhanallah Elhamdülillah Allahuekber Hasbinallah vesaire sözlerinin tekrarının da lafız olarak geriye dönük olarak hafızayı kuvvetlendirmesi vardır. Onun için güzel bir söz var deniliyor ki

Ezzikru bittezekküri zikir tefekkürle olur. Ne demek? İnsanın Allah'ı hatırlaması, hiç unutmaması, Allah'ın hep insanın aklında olması tekrarlama sonucunda, zikrin içine yerleşmesi sonucunda, zorlayarak yaparsın, olmuyor olmuyor derken olur. Tekrar ede ede yerleşir. Tasavvufun bu işteki mantığı da budur. Çok zikir yapacak, çok zikir yapacak, kalbine iyice nakşolacak, hafızasına zihnine nakşolacak, hiç unutmayacak. Hatta uyurken bile unutmaz uyurken bile zikreder. Neden? Çok zikrede ede bu hâle alışır. Artık uyurken bile zikreder. Yatar zikreder, kalkar zikreder, yürür zikreder, her zaman zikreder. Bu tekrarın insanda meydana getirdiği bir sonuç.

Demek ki zikir bazı sözleri tekrar tekrar söylemek ile oluyor. Çünkü hatırlamaya vesile oluyor. Hem söylemek hatırladığı için oluyor hem de söyleye söyleye hatırlama kuvveti deniliyor. İkili bir iş var.

Sonra Kur'ân-ı Kerîm'in ayetlerinin hepsi zikirdir. Kur'ân-ı Kerîm okumak zikir yapmaktır. Mesela gelse buraya açsa Kur'ân-ı Kerîm'i, Bakara sûresini okusa zikirle meşgul oldu demek. Kur'ân-ı Kerîm zikirdir, neden? Kur'ân-ı Kerîm'in ayetlerini Allah indirdi. Ondan okudukça ondan dinledikçe Allah'ın kelamı konuşulmuş, dinlenmiş oluyor. Allah hatırlanmış oluyor, onun için Kur'ân-ı Kerîm zikirdir.

Kur'ân-ı Kerîm hakkında bir âyet-i kerîmede Allah celle celâlüh buyuruyor ki; İnnâ nahnu nezzelnâ-żżikra ve-innâ lehu lehâfizûn.

İnna Bize Allahu Teâlâ hazretleri, nezzelna zikr bu zikir olan Kuran'ı,

Ve inna Ben azamet ve celal sahibi alemlerin rabbi indirdim ben bu Kur'ân-ı Kerîm'i. Türkçe'de azamet ifade etmek için insan "ben ben" "Ben emrediyorum bu böyle olacak." Arapça'da bu mânayı ifade etmek için kişi "biz" der, sanki kendisi pek çok şahıstan müteşekkil gibi. "Biz emrediyoruz, böyle olacak." der. Emirde iştirakten dolayı değildir o. Kendisi birçok kişinin yerine geçiyor gibi olduğundan "Biz" diye kullanılıyor.

Demek ki Arap dilinde ululuk, azamet sigası azametli söyleyiş şekli "biz" diye kullanılıyor. Onun için Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de "Biz azîmüşşân Kur-an'ı biz indirdik. Onu biz koruyacağız." diyor. Allah'a birileri yardım edecek de hep birlikte mi koruyacaklar? Haşa sümme haşa şeriki, naziri yok kendisi söylüyor. "Şerikim nazirim yok ne istersem onu yaparım. Gücüm kuvvetim her şeye yeter." diyor. Azemetinden dolayı diyor. Arap dilinin özelliğinden dolayı diyor. Ben demek yani.

"Ben indirdim Kur'ân'ı Kerîm'i ben koruyacağım." Kur'ân-ı Kerîm demiyor dikkat ederseniz burada. İnna nahnü nezzelna zikra. "Hiç şüphe yok ki Kur'an'ı ben indirdim." demiyor, zikri ben indirdim diyor, neden? Kur'ân-ı Kerîm zikirdir de ondan. Fâtiha'sından muavizeteynine kadar zikirdir. Tek bir âyeti de zikirdir. Bir âyetin bir bölümü de zikirdir. Demek ki insan Kur'an okursa sabah namazından sonra zikir etmiş olur, oturup eline tesbihi alır da Sübhanallah Elhamdülillah Allahu ekber vesaire çeşitli sözleri tekrar ederse o da zikir olur.

Sonra din ilimlerinin, dinî vakitlerin söylenmesi, dinlenmesi zikirdir. Çünkü hatırlatmaya sebep oluyor. Hatırlamaya sebep oluyor. Onun için benim namazdan sonra dinî bilgi vermem de zikirdir. Buraya çıkıp bağdaş kurup oturup önüme mikrofonu getirtip bilgi vermem; bu da zikirdir. Neyi konuşuyoruz? Allah'ın dinini, ahkâmını, hadîs-i şerîfleri, âyet-i kerîmeleri konuşuyoruz. Havadan sudan sohbet etmiyoruz. Kahve sohbeti yapmıyoruz, eğlence değil. Yaptığımız ne? Dinî konuşma. Dinî konuşma da zikir sayılır.

Bütün dini ilimler zikirdir. Onun için sabah namazından sonra müderris gelse otursa, medrese öğrencileri de karşısına dizilse rahlelerini koysalar, bir bahsi açsalar; hudutta miras taksimi bölümü. Birisi ölürse İslâm'da onun malları nasıl taksim edilir. "Bu maddî bir şey hocam, para pul işi. Bir kişi bu birisi ölecek de onun paralarını kimler yiyecek. Onların hesabı bu, maddî bir şey, bunun dinî tarafı yok." Dinî tarafı var. Dinî tarafı malın taksiminin şeklinde.

Allah celle celâluh taksim için ölçüler vermiş. Bir adam ölür de arkada hanım ve çocuklarını bırakırsa malın taksimi şöyle olacak. Sekizde birini karısı alacak, geriye kalanını erkekler kızların iki misli hisse almak üzere çocuklar paylaşacaklar. İki kız, iki erkek var geriye kalan altıya bölünecek. İki iki erkek çocuklara verilecek. Diğer iki kız çocuklara verilecek altı olacak. Bu zor bir hesap değil. Hele şimdi çok basit bir şey ama ne hikmetlerle bölündü.

Eğer çocuğu olmazsa kadına verilecek miktar değişir. O zaman dörtte bir alır kadın. Bu meseleleri konuşmak için hocaefendi diyor ki "Ashabım faraiz şunlardır. Kişiler söyle şöyle miktarda alması lazım, miras şöyle şöyle bölünecek." Bu konular maddî konular olduğu halde taksimin şekli Allah'ın rızasına uygun taksim olduğundan bu da dinî bakıştır. Bu da zikirdir. "İlm-i faraizi öğrenin." diyor Peygamber Efendimiz. Mirasın nasıl takdim edildiğini çok iyi bilirdi sahâbe-i kirâm.

Hz. Âişe annemiz çok iyi bilirdi, başkaları gelir sorardı. Tıkır tıkır hesap yapardı, kolay değildi, bazen zorlaşırdı işler. Nispetler bölüştürme zorlaşır. Köprüler yapardı. Demek ki dinî ilimlerle meşgul olmak da zikir. Onun için Kur'an okusaydık da zikir olurdu. Ben dinî konular anlatıyorum, siz dinliyorsunuz bu da zikirdir. Hiçbirimiz ses çıkartmasaydık hepimiz boynumuzu bükseydik, gözümüzü kapatsaydık, tesbihi elimize alsaydık zikirleri çekseydik o da zikir olurdu.

Zikir olan başka ne var? Namaz da zikirdir. Namaz mükemmel bir birleşik zikirdir. Yani basit değildir. Toplu çeşitlerin toplanmış olduğu mükemmel bir birleşik zikirdir. Basit değildir. Neden? Allahu ekber zikir, Sübhaneke ve bihamdik zikir, Elhamdülillahi rabbil âlemîn zikir, Sübhane rabbiyel azim, Sübhane rabbiyel ala zikir. Et-tahiyyat zikir, rekâtlarda okunan Kur'ân-ı Kerîm vesaire, salât u selâm zikir, es-Selamu aleyküm ve rahmetullah zikir. Namaz tepeden tırnağa, başından sonuna zikirdir. Her şeyi ile zikirdir.

Ama dinimizin bir kuralı var sabah namazından sonra namaz kılınmaz, güneş doğup belli bir seviyeye yükselinceye kadar namaz kılınmama zamanı vardır. Günde üç tane böyle kerahat vakti vardır. Bir, sabah namazından sonra. İki, öğle vakti; üç, akşam güneş batarken. Güneş doğarken, güneş tepedeyken, güneş batarken. Bu vakitlerde namaz kılınmaz. Diyelim ki bir insan uyumuş kalmış, çok yorulmuş, gece çok sohbet etmiş. Sabah namazına kalkamamış, gece sohbeti mekruhtur, doğru değildir gece çok sohbet etmek.

Yatsıdan sonraki konuşmalar zararlıdır. Neye zararlıdır hocam? Gece namazı kılmaya zararlıdır. Çünkü kalkamaz gece namazına insan, teheccüde kalkamaz, sevabı kaybeder. Sabah namazına gelemez, kaybeder. Neden? Geç yattı da ondan. Film seyretti, maç seyretti, Muhammed Ali'nin falanca ile yaptığı galibiyet maçını seyretti yattı uyanamadı. Yatsıdan sonra hemen erken yatsaydı uykusunu alacaktı. Gece kalkacak da abdest alacak da namaz kılacak da teheccüde kalkacaktı. Sevap kazanacaktı, camiye erken gelecekti. Sabah namazını burada kılacaktı falan.

Yapamadı bunları, bir uyandı saate bir baktı ki. "Hay Allah sabah namazını kılamamışım." Kerahat olmuş, hay Allah Tüh be Güneş doğdu ya kaçırdım. Ne kadar mahçup oldum, üzüldüm falan. Gidip abdest alıp namaz kılabilir mi o arkadaş? Kılamaz. Neden? Kerahat vakti de ondan.

Abdestini alsın, beklesin biraz. Kur'an okusun, tesbih çeksin, "Tevbe yâ Rabbi! Bir daha yapmam tövbeler olsun yapmayacağım. Şeytana bir sefer kandım, bir daha kanar mıyım. Aklımı başıma topladım bundan sonra kanmam ben." desin. Ondan sonra güneşin doğmasından yarım saat falan geçince kerahat vakti gider. Bunun bir hesabı vardır, takvimlerdeki ince hesabını boş verelim. Toptan pazarlık yapalım, küsuratı boş verelim. Güneşin doğması dakikasından yarım saat sonra kerahat vakti çıkar. Bitti, o kadar bir şey. O zaman adam vaktinde kılamadığı namazı kılabilir. Demek ki o arada kılamaz.

Onun için biz de bu hadîs-i şerîf'i uygulamak istesek de sabah namazını kıldıktan sonra oturup zikrullah ile meşgul olurken Kur'an okuyabiliriz, tesbih çekebiliriz dinî ilimleri konuşabiliriz. Vaaz dinleriz falan ama bu arada namaz kılamayız, sonra kılarız.

Ne zaman çıkıyor kerahat vakti? Güneş ufuktan bir mızrak boyu yükseldiği zaman kerahat vakti çıkar. Ne yapsınlar, o zaman ölçü yok. Geceyi anlatmak için ölçü lazım. Her şeyin birimi vardır, ölçeği vardır. O zaman ellerinde mızraklar varmış.

Ne zaman çıkıyor kerahat vakti? Güneş ufuktan bir mızrak boyu yükseldiği zaman kerahat vakti çıkar. Ne yapsınlar, o zaman ölçü yok. Geceyi anlatmak için ölçü lazım. Her şeyin birimi vardır, ölçeği vardır. O zaman ellerinde mızraklar varmış. Bir mızrak boyu güneş yükseldiğinde kerahat vakti çıkar biz mızrak falan bilmiyoruz. Biz mızrağı biliyoruz da boyu ne kadar? Güneş bir mızrak boyu yükseldi mi? Anlamak da anlatmak da kolay değildir.

Ama alimin birisi demiş ki dik durursun veya ayakta durursun. Çeneni göğsüne yapıştırırsın, şöyle bakarsın düneş doğduğu zaman. Kaşının üstündeyse güneş artık böyle bakınca bir güneş göremiyorsan kerahat vakti çıkmıştır. Yani yatay durumda biraz yükselmiş oluyor. İlm-i heyet yani astronomi bilginleri de diyorlar ki ufuktan şu kadar derece yükseldiği zaman güneş kerahat vakti çıkar. Biz dereceyi mereceyi ölçemeyiz. Bize bu güzel, yani çenesini göğsüne dayayıp göremiyorsak güneş göğe çıkmış tamam, kerahat vakti geçmiş.

Veya bir başka söz söylemişler. Güneş ilk doğduğu zaman ve batarken seyredilebilir. Portakala benzer, tepsiye benzer, elmaya benzer, yuvarlak bir şeye benzer. Bakabilirsin ama bir zaman sonra bakamazsın. Bakma, tavsiye de etmem çünkü güneşe ışıklar kuvvetlendiği zaman bakınca göze zarar. Gözün kör olur Allah saklasın fazla baktığın zaman. O zaman bakılmaz güneşin sarılığının gidip de bakamayacak hâle geldiği zaman kerahat vakti çıkmıştır. Sarılık gitmiş bakılamıyor artık o zaman kerahat vakti çıkmıştır. İki rekât namazı o zaman kılabilirsiniz.

Zaten Peygamber Efendimiz ne buyuruyor; "Kim sabah namazını cemaatle kılarsa sonra oturup zikrullahla meşgul olursa sonra oturup iki rekât namaz kılarsa tam bir hac ve umre sevabı kazanır bir. Rızkı bol olur iki."

Ne demek rızkı bol olur? Allah çok nimet verir. Nimet gönderir. Nasıl gönderir. Kanat takar öyle gönderir. Işınlar öyle gönderir Ahmet'i Mehmet'i vesile eyler, öyle gönderir. Rızık gelip senin kapına öyle gönderir. Hiç şaşırma, nasıl gönderirse gönderir.

Rezzak olduğu için alemlerin rızkını veren Mevlâmız rızkı çoğaltır. Ne kadar çoğaltır. Çarşıyı, pazarı, şehirleri, kasabaları, ufukları, dağları, ovaları dolaşıp da ticaret yapmış olmaktan daha fazla rızık verir. Sofrası bereketlenir, kesesi bereketlenir. Evi nimet dolar, nimetleri nereye koyacağını şaşırır. Sabah namazından sonra ibadet etmenin böyle bir mânevî özelliği vardır, insanın rızkı bol olur.

Rızık nedir? Mehmet Zahit Kotku hocamız derdi ki; "Rızık insanın boğazından geçer." Şişeye koyup da dışından yaladığın değil. Bankada duran değil. Bir insan kendi parasını, nimeti alıp da yiyorsa o rızıktır. Yemiyorsa para kendinin değildir. Paraya hizmet ediyorsa o para kendisinin değildir. Kimin? O paralar mirasçının. O paraları mirasçılar yiyecek. Sert bir şeyi ısırdığı zaman kütür kütür sesi çıkıyor böyle çatır çutur yiyecek.

Bizim muhitte bir zengin dostumuz var İstanbul'da, Allah selamet versin. Kalp krizi falan geçirmiş cümle hastalarımıza Allah şifa versin. Geçmişlerimize rahmet eylesin. Kendisi çok zengin, çok hayır yaptı. Bir tane cami yaptırdı, bir tanesine daha heveslenir falan. Akıllı, tüccar cami yapacak tabii, şuradan buradan da yardım istiyor. Muzip de, şakacı. Bir hacı arkadaşına rastlamış.

Yani babasından anasından geldiği bütün mirası iki kubbeli, iki minareli cami yaptı. Allah kabul etsin. İstanbul'un en kalabalık en işlek camilerinden birini yaptı. Muazzam bir şey, Yeşilköy havaalanına indiniz mi şöyle baktığınız zaman ışıklandırmaya gelin gibi görürsünüz. Kuzeyden geldiğiniz zaman sağ tarafınızda görürsünüz. İki kubbeli, iki minareli pırıl pırıl bir cami, gelin gibi. Uzaktan görünüyor.

Yolda bir hacı arkadaşına rastlamış. Hacının oğlu hayırsız, namazsız, niyazsız; babası hacı, oğlu acı iyice acı. Fena halde, zehir gibi acı oğlu. Namaz yok, niyaz yok. Kötü huylar var, kumar var, vesaire var. Babası kızıyor oğluna adam olmadı diye. Adam olsun diye ardından falan. Baba haklı. Çocuk haksız.

Hacıya demiş ki Selamün aleyküm. Aleykümselam Nasılsın iyi misin, iyiyim. Oğlunun sana selamı var, demiş. Selam falan yok, muzip. Şaşırmış, afallamış. "Babama söyle o paraları harcamasın ben onları çatır çatır yiyeceğim." diyor. Adam sinirlenmiş. Sakın hayra vermesin diyor o paraları. Ben onları çatır çatır yiyeceğim. Onun üzerine bilmem kaç milyon para koparmış camiye. Oğluna kızgınlığından vay mendebur vay. Benden alacak kumarda yiyecek bu parayı falan. Çıkarmış kızgınlıkla camiye şu kadar yardım yapmış.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; "Sizin hanginiz kendi malını başkasının malından daha çok sevmez?" Peygamber Efendimiz böyle karışık bir soruyor. Yani demek istiyor ki; sizler kendi malınızı sevmezsiniz, başkalarının malını seversiniz. Hanginiz daha kendi malını sevmez hep başkasının malını seversiniz?

Hayırdır yâ Resûlallah, hikmet var bu sözünde, anladık ama nedir nükte acaba? Ne demek istiyorsun yâ Resûlallah? Herkes kendi malını sever, kendi malını başkasının elinde istemez, takip eder. Gözü gibi bakar. Herkes gurk tavuğun civcivleri koruyup kolladığı gibi malını korur. Ne demek yani?

Diyor ki Peygamber Efendimiz; senin aklınla, kalbinle, ilminle, imanınla, kullandığın hayra hasenâta sarf ettiğin para senindir. Harcamayıp biriktirdiğin senin değildir, mirasçınındır. Mirasçı yiyecek onu. Boyuna biriktiriyorsun, mirasçı yiyecek. Sen harcamıyorsun, mirasçının malını daha çok seviyorsun. Onu kolluyorsun, bekliyorsun. Aman buna kimse dokunmasın diye mirasçı yiyecek bunları koruyuveriyorsun. Kendi malınızı sevmiyorsunuz, mirasçının malını seviyorsunuz. Onu koruyorsunuz. Ne yapacak. Kendi malını koruyup o malı hayra sarf ederse kendinin olur. Camiye verirse, hayra hasenâta verirse, hacca verirse, ibadete verirse, yoksulları gözetirse, açları doyurursa, çıplakları giydirirse, cihada yardım ederse o zaman onun olur.

Peygamber Efendimiz kurban kestirdi. Dedi ki dağıtın, kesileni dağıtın fukaraya namazdan geldikten sonra sordu ne yaptınız kurbanı. Kestiniz mi kestik dağıttınız mı. Dediler ki; "yâ Resulallah ön kolunu aldık kendimize eve, ötekilerin hepsini dağıttık. Bir kolu bizim oldu. Ön kol bizim oldu." "Bir kolu hariç hepsi bizim olmuş." dedi Peygamber Efendimiz. Evde kalan hariç hepsi bizim oldu. Çünkü bir insan hayrı yaptı mı artık o âhirete geçer. O hayrı hesabına geçer. İstifade olmuş olur. Yapmadığımız burada kalır.

Onun için ölüye üç kişi refakat eder, arkasından üç kişi gider. Öldüğü zama tabutunun arkasından üç kişi gider. Hısımı, ailesi; parası pulu, malı mülkü; ibadeti taati, ameli. Bunlardan iki tanesi geri döner kabristandan. Bir tanesi ölüyle beraber mezarda kalır. Hısım akrabası, parası pulu geri döner. Mezara gitmez. Amelleri, ibadetleri, hayrâtı, hasenâtı kabirde yoldaş olarak kalır. Çoluk çocuğu geri döner, karısı kızı geri döner. Çok sevdiği, ağladığı halde "Bizi bırakıp nereye gidiyorsun babacığım" dediği halde geri dönerler. Kalmazlar orada.

Malı da artık kendisinin değil. Malı da geri döner. Malı insanın ne zamana kadar kendisinindir? Hayattayken kendisinindir, öldü mü o da geri döner. Mirasçılar onu paylaşır. Önce borçlulara borçları verilir, ölünün borcu ödenir ama geriye kalan usulüne göre dağıtılır. İnsanın kabirde ameli yanındadır artık. Arkadaşlık yapan namazıdır, ibadetidir, zikridir, Kur'ân'ıdır, hayrıdır, hasenâtıdır.

Allah hepimizi malını, mülkünü, aklını, fikrini iyi kullananlardan eylesin. Hepimizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Maddî mânevî ziyandan, zarardan, hatadan, yanlış iş ve işlem yapmaktan, yanlış hesaplar yapmaktan, yanlış uygulamalar uygulamaktan korusun.

Bi-hürmeti Habibi Muhammed'ini Mustafa ve bi-hürmeti esrarı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı