M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 190

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracim. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillâhirabbilâlemîn. Ve'l-âkıbetü li'l-müttakîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Selâsün lâ yüdrakü bi-selâsin. Üç şey, üç şeyle elde edilmez:

1. El-ğınâ bi'l-münâ. Zenginlik istiyorsun ama, "Yâ Rabbi, bana zenginlik ver!" diye temenni ile olmaz! Çalışırsın yolunda; verirse, Allah verir. Temenni ile olmaz bu...

2. Ve'ş-şebâbü bi'l-hıdâb. Yaşlı adam saçını, sakalını boyuyor, genç göstermek için... Böyle gençlik olmaz! Halin belli...

3. Ve's-sıhhatü bi'l-edviyeti. İlaçla da sıhhat olmaz! Sıhhatli adamın ilaca ihtiyacı olmaz.

Şimdi Ömer radıyallahuanh'a geldi sıra:

1. Hüsnü't-teveddüdi ile'n-nâs, Teveddüd; dostluk, muhabbet, insanlarla güzel geçim temin etmek... "İnsanlarla güzel geçinmek," nısfü'l-akl. "aklın yarısıdır." Çünkü insanlarla güzel geçinemezsen --onunla küs, bununla dargın-- o zaman rahatlık olmaz! Aklın yarısı insanlarla iyi geçinmektir.

2. Ve hüsnü's-suâl "Güzel sorgu sormak, mesele-i diniyyeden bir şey sormak; bu da," nısfü'l-ilmi. "ilmin yarısıdır." Adam senelerce okur; sen onu sorarsın, bir saatte öğreniverirsin.

3. Ve hüsnü't-tedbîr, nısfü'l-maîşeh. İsteyen herkese Allah nasip veriyor. Bu nasibi kullanmak hüner... Eğer "Ben de ötekiyle yarış edeceğim!" dersen, elbette sıkıntı çekersin. "Yorganına göre ayağını uzat!" derler. Gelirine göre ayağını uzattın mı, rahat edersin. Nısfü'l-maîşeh, geçimin yarısı tedbirde... Gelirin ne kadar? "Yüz lira..." Yüz lirayla geçin!

Hz. Osman radıyallahuanh diyor ki;

1. Men terake'd-dünyâ ehabbehu'llâhu teâlâ. "Her kim dünyanın ziynetlerini terk ederse, Allah onu sever."

Hakîkaten bizim çok şeyimiz var... Çok kabahatimiz mi diyeyim, ne diyeyim? Efendimiz hasır üzerinde yatıyor, iz yapıyor vücuduna... Acımışlar, "Müsaade edin de, size lâyık bir şey yapalım!.. Bak, Acem kralı, Rum kralı nasıl yaşıyor?" demişler.

--Bize dünya lâzım değil! Bir gün aç olayım, tazarru niyaz edeyim; bir gün de doyayım, Allah'ıma şükredeyim! diyor. Peygamberimiz'in harekâtı böyle, diğer peygamberler de böyle... Allah affetsin kusurlarımızı...

Onun için, insan Peygamberimiz'in yaptığı gibi dünyayı terk ederse, Allah onu sever. Allah da sevdi miydi, iş halloldu demek.

2. Ve men tereke'z-zünûbe "Kim ki günahları terk ederse," ehabbehü'l-melâikeh. "onu da melekler sever." Günah yazmağa vakit kalmıyor.

3. Ve men hasema't-tamaaani'l-müslimîn "Bir de müslümanların varlıklarından ümidini kesmek, gözünü kesmek, elini kesmek... Onlardan bir şey istemeğe ihtiyacı yok... İstemiyor, tamahını kesiyor. "Bana yardım ederler; şöyle derler, böyle ederler..." demiyor, onlara tenezzül etmiyor. Müslümanlardan yardım beklemiyor, ümidini kesmiş. Eziyeti yok, kimseye ağırlık olmuyor, yük olmuyor. Onu da müslümanlar sever."

Şimdi, Ali radıyallahuanh diyor ki;

1. Enne min naîmi'd-dünyâ yekfîke'l-İslâmü ni'meten.Bak, ne güzel diyor Ali radıyallahuanh... "Sana dünya nimetlerinden, İslâm yeter!" Dünyada nimet çok ama, en iyi nimet İslâm nimeti... O da sana yeter... Allah seni Müslüman yapmış elhamdülillah... Nimet olaraktan İslâmiyet sana yeter.

2. Ve enne mine'şşuğli yekfîke't-tâatü. "İş arıyorsan, tâat de sana yeter!" Tâatden daha iyi iş yok... Ne güzel!..

3. Ve enne mine'l-ibreti yekfîke'l-mevt. Bir de, "İbret almak istiyorsan, ölüm sana ibret olaraktan yeter!" Her gün işte, cenazeler gidiyor. Elbet bir gün sen de gideceksin...

Abdullah b. Mes'ud radıyallahuanh'den:

1. Kem min müstedricin bi'n-ni'meti aleyh. "Çok nimetlere gark olanlar vardır ki, nimet onların aleyhinedir."

Şimdi, Allahu Tealâ'nın lütfu da var, kahrı da var... Lütfunun içerisinde kahır vardır, kahrının içerisinde lütuf vardır. Kahrının içerisinde, kahır görünür ama o kahrın altında büyük lütuflar vardır. İnsanları uyandırır, birçok nimetlere gark eder. Meselâ İbrahim aleyhisselam... Ateşe atılıyor ya, bir kahırdır o... Ama o kahrın altındaki lütuf, gülistan oldu ateş... Birçok insanlar da Müslüman oldu onun sayesinde...

Onun için, çok nimetler vardır ki --istidrac dolayısıyla-- o nimetler sahibinin aleyhinedir, lehine değil...Allah muhafaza...

2. Ve kem min meftûnin bi's-senâi aleyh. "Çok insanlar vardır ki, övülmeye meraklıdır, medh ü senâya meraklıdır. Medholunsun, övülsün, senâ edilsin; ona meraklıdır. O da onun aleyhinedir." Çünkü insan insan olamaz, altınla taş indinde müsavi olmadıkça... Altının kıymeti var tabiî, taşın yok. Fakat onun indinde, altın da bir, taş da bir... Bu raddeye gelmeyince insan, tekemmül etmiş sayılmaz diyor.

Onun için, beni medhetmişler veyahut zemmetmişler... Medhederlerse güzel, zemmederlerse yerinir insan... Fakat onun indinde o müsavi; ister medhet, ister zemmet... "Beni Allah sevsin yalnız, kâfî!" diyor.

3. Ve kem min mağrûrîn bi's-setri aleyh.Çok kabahatler yapıyor adam; meydana çıkmıyor, kapalı kalıyor, örtülü... O da ondan mağrur... O da onun aleyhinedir.

Hz. Davud aleyhisselam'dan naklen, diyor ki:

Kâle uhiye fi'z-zebûr "Kitablardan Zebur kitabı verildi ya, o Zebur'da vahyolunmuş ki:" Hakkun ale'l-âkıli "Akıllı olan adama lâyıktır ki," en lâ yeştekıle illâ bi's-selâs "ancak üç şeyle meşgul olur." Üç şeyle meşgul olmak âkilin üzerine haktır:

1. Birisi: Tezevvüd li-meâdin. "Ahiretine hazırlan!" Ahiretine hazırlık yap, dünyaya değil!..

Bursa'da Cumayı kıldık da, orada bir vaiz efendi va'z ediyor, çok ateşli! Her camiye de gidiyor ses... Diyor ki: "Gazı düşünürsünüz, benzini düşünürsünüz... İşte, her çeşit istirahatinizi düşünürsünüz de, İslâm'ı niçin düşünmezsiniz?" diyor. "İslâm'ın kalkınmasına niçin yardımcı olmazsınız, düşünmezsiniz?" diye acı acı böyle... Hakikaten de doğru... İslâm'a karşı insanların bir gayreti yok...

Üç şeyle çalış! Birisi: Tezevvüdün li-meâd "âhiret için hazırlan, ahirete dön..." Oraya ekmekle yemek gitmez. Oraya ne götüreceğiz?

Hayru'z-zâd et-takvâ. Oraya ancak, Allah korkusu gidecek!.. Allah korkusu gönüle girmeden, dille olan korkunun kıymeti yok!.. Hep birbirimize, "Allah'tan kork be yahu!" deriz. Kork ama, Allah gönüle girmediyse, nereden alacak?..

Bugün yine dinledim radyoda, çok acaib! Allah muhafaza etsin... Sekiz kişiyi mahkeme ediyor[lar] Elaziz'de. Bu sekiz kişi, kendileriyle hiç ilgisi olmayan bir evi basmışlar, yedi kişi öldürmüşler... Hiç alâkaları da yok yani! Yalnız, onların fikirlerine hizmet etmediklerini sebep gösteriyorlar. Ne çok gaddarlık!.. Yani insanda şu kadarcık bir zerre insanlık olsa, insan onu becerebilir mi? Bu işi yapabilir mi yani? Genç genç çocuklar, delikanlılar onlar... İnsan onları nasıl öldürebilir? Hayvan bile olsa yapamaz bu işi... O azgın kurtlar olur; onun[onların] sürüye girip, berbat ettiği gibi... Bunlar nasıl insan bilmem! Allah muhafaza...

Onun için, asıl lâzım olan âhiret azığı!.. O da takvâ...

Ra'sü'l-hikmeti "Hikmetin başı," mehâfetullâh. "Allah korkusudur." Allah korkusunun içeriye girmesi şart...

--E, nasıl sokacağız Allah korkusunu?! Alınmaz, satılmaz...

Allahu Teâlâ'nın zikriyle; onun daima bizi gözlediğini bilerekten, onun huzurunda bir günah yapmaktan korkaraktan o korkuyu içeriye sokmaya çalışacaksın... Kitaptan oku, mütalaa et; bak, Allah korkusu nasıl geliyor!

2. Ve meûnetün li-maâş. "Bir de yiyeceksin, içeceksin; yaşamak için de ne lâzımsa, onu yap!"

3. Ve talebü lezzetin bi-halâlin. "Bir de helâlden, Cenâb-ı Hakk'ın verdiği nimetlerle meşgul ol!"

Ebû Hüreyre radıyallahuanh Efendimiz'den naklediyor, sallallâhu aleyhi vesellem buyurmuşlar ki:

Selâsün münciyâtün. "Üç şey vardır ki, necat verir, insanı kurtarır. Ve selâsün mühlikâtün. "Üç şey de vardır ki, onlar da insanı helâke götürür." Ve selâsün derecâtün. "Üç şey de vardır ki, ind-i ilâhîde insanın derecelere nâil olmasına vesile olur." Ve selâsün keffarâtün. "Üç şey de vardır, insanların günahların keffaret olur."

Emme'l-münciyâtü "Münciyât; insanlara necat veren, kurtulmalarına sebep olan şeyler:"

1. Fe-haşyetullâhi teâlâ fi's-sırri ve'l-alâniyeti. "Gizli ve aşikâr Allah'tan korkmak…"

Allah lütfetsin, insan âciz varlık... Fakat her an, dünya dönüyor diyorlar ya, dünya ile beraber insanın da hali dönüyor. Şimdi bakarsın, melek gibi adam; biraz sonra bakarsın, şeytan gibi bir adam... Kararsız bir mahlûk. Onun için, kalbe kalb demişler, dönüyor mütemadiyen. Bir anda sebat olmuyor, ta kemâle ulaşmayınca... Kemâle ulaşırsa o zaman sağlam.

2. Ve'l-kasdü fi'l-fakri ve'l-ğınâ. "Zenginlik halinde de, fakirlik halinde de iktisada riayet…"

Cenâb-ı Peygamber bir kab yemek yemiş... Bir kere yemiş, bazen de iki kere yemiş... Üç kere yediği rivayet olunmamış. Biz?... Allah affetsin kusurlarımızı... Onun için iktisat, gerek zengine gerek fakire şart!

3. Ve'l-adlü fi'r-rıdâ ve'l-ğadab. "Gerek rızâ halinde, gerek gazab halinde adaletten ayrılmamak..."

Ve emme'l-mühlikâtü "Helâke götüren şeyler, o da üç:"

Fe-şühhun şedîdun. "Bahillik, sıkılık ama şedid, çok sıkı..."

2. Ve heven müttebe'un. "Birisi de arzularına uymak... Arzularına tebeiyyet..." "Televizyonun başından kalkma, radyoyu dinle… Eğlence yerlerine git..." Zevk ü sefa peşinde, hevâ ve arzusuna tabiî...

3. Üçüncüsü de: Ve i'câbü'l-mer'i bi-nefsihî. Herkes kendini beğeniyor, "benim dediğim doğru" diyor. Ne deseler yine iltifat etmiyor.

Derecâtlar da üçmüş:

1. Fe-ifşâü's-selâm. "Bol bol selâm vermek."

"Yemek yedirmek."

3. Ve's-salâtü bi'l-leyli ve'n-nâsü niyâmün. "Herkes uyurken gece kalkıp namaz kılmak."

Keffaretler de üçmüş:

1. Fe-isbâu'l-vudûi fi's-seberâti. "Soğuk havalarda güzel abdest almak."

"Cemaate yürüyerek gitmek için atılan adımlar."

3. Ve intizâru's-salâti ba'des-salâti. "Namazdan sonra ikinci namazı beklemek." Öğleyi kıldı, ikindiyi bekliyor... İkindiyi kıldı, akşamı bekliyor.

Şunu da okuyalım:

Cebrâil aleyhisselam gelmiş Peygamberimiz'e, diyor ki:

Ya Muhammed! Iş "Yaşa!" mâ şi'te "Nasıl istersen öyle yaşa! Nasıl istersen öyle yaşa ama bil ki," fe-inneke meyyitün. "öleceksin!..." Yaşa ama, ölümü unutma! Arzularını ona göre yap!

2. Ve ahbib men şi'te. "İstediğini sev," Neyi seviyorsan, serbestsin yani... fe-inneke müfârikuhû. "bil ki, ondan ayrılacaksın!.." Sevdiğinden ayrılacaksın, onu da bil...

3. Üçüncüsü de: Va'mel mâ şi'te "Nasıl istersen öyle işle!" İster hayır işle, ister şer işle... fe-inneke mecziyyün bihî. "Bil ki, onunla cezalanacaksın!.." Hayır işlemişsen hayırla, mükafatlanacaksın; şer işlemişsen, şerle mücâzatlanacaksın…

[Efendimiz] Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in buyruğu da var:

Selâsetün fî zılli'llâhi yevme lâ zılle illâ zıllühû:

"Üç kimseyi Cenâb-ı Hak, gölgelerin olmadığı bir günde, arşın gölgesinde gölgelendirecek." Üç kişi:

1. Birisi: El-mütavaddaü fil-mekârih. Soğuk havalarda abdest alıyor güzelce...

2. Ve'l-mâşî ile'l-mesâcidi fi'z-zulem. Karanlık gecelerde de camiye gidiyor. Karanlık diye gitmemezlik yapmıyor.

3. Ve mut'imül-câ'i'. Bir de açları doyuruyor.

Bu üç kişi... Bunlar yevm-i kıyâmette arşın gölgesinde gölgelenecekler.

Allah hepimizi affetsin... Tevfikât-ı samedâniyyesine mazhar eylesin...

Halilurrahman'a gittik. Ezan okundu, camiye gideceğiz. Kahveler var etrafında, adamla dolu içerisi... Bizim Ahmed'e bağırttım, hiç kimse kalkmadı... Hep hacılar namaz kıldı.

Orası şimdi geçti yahudinin eline... Bu sefer oranın müftüsü gelmiş. Dedim: "Siz hazırladınız yahudiye! Camileriniz boş, kimse camiye gelmiyor, elbette yahudi gelecek oraya! Kim gelecek başka?..."

Kudüs'e bir arkadaş gitmiş. Cami boş, herkes kahvelerde oyun başında... Çıkışmış... "Linç edeceklerdi beni, zor kaçtım!" diyor. Geçti şimdi yahudinin eline elbette... Camilerin boşluğu, onun elde çıkmasına vesile oluyor.

Nimetin şükrü, nimeti artırır. Nimetin şükrünü yapmamak da, nimetin elden gitmesine sebep olur. Onun için, bütün gençlerin camilerimize saygı gösterip devam etmelerini Allah nasip etsin inşâallah...

Gitiğim yerlerde sordum: Cemaatiniz nasıl? "Üç-beş..."

Üç-beş... Üç-beşle cemaat mi olur?...

Allah affetsin kusurlarımızı da, ibadetlere aşk ile devam etmek, cümle ümmet-i Muhammed'e, bizlere de nasip etsin inşâallah!..

El-Fâtiha.

Sayfa Başı