M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Evlilik ve Çocuk Eğitimi

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; İbn Hibbân'nın rivayet ettiğine, Hâkim'in Müstedrek'te kaydettiğine göre buyurmuş ki;

Çocuklarınıza ilk önce, konuşmadan, ilk konuşma olarak lâ ilâhe illallah'ı öğretin. Onlar ilk önce lâ ilâhe illallah demeyi öğrensinler. Sonra vefat etmek üzere olan müslüman kardeşlerinize, yakınlarınıza da lâ ilâhe illallah sözünü telkin edin. Çünkü kimin ilk sözü lâ ilâhe illallah diye başlar, ondan sonra da son sözü lâ ilâhe illallah olur da ömrü böyle kapanırsa,sümmeâşeelfesene, bin senede yaşasa herhangi bir günahtan hiçbir günahtan sorgusu, suali olmaz.

Çünkü kimin ilk sözü lâ ilâhe illallah diye başlar, ondan sonra da son sözü lâ ilâhe illallah olur da ömrü böyle kapanırsa, sümme âşe elfesene, bin senede yaşasa hiçbir günahtan sorgusu, suali olmaz.

Peybamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ilk önce çocuklarımıza lâ ilâhe illallah'ı öğretmemizi tavsiye etmiş oluyor. Çocuk lâ ilâhe illallah'ın şuuruna daha sonra geçecek, belki büyüyecek, büluğa erecek, aklı başına gelecek, ondan sonra lâ ilâhe illallah'ın ne demek olduğunu daha derinlemesine, şuurlu o zaman anlayacak. Ama küçükten tembih etmeyi tavsiye ediyor.

Çünkü insanlar her şeyi derinlemesine, tefekkürlerle, mukayeselerle, eğriyle doğruyla görüp karşısında bütün tercihleri sıralamakla sonra da en doğrusunu seçmekle [öğrenir.] Tercihleri böyle yapmıyorlar hayatta. Maalesef böyle değil, keşke böyle olsa. Bu birbilimsel çalışmadır, bu ilmî çalışmadır, ilmi rehber edinmektir.

Öz fikri yok, sadece bir konuyu araştırıyor. Bu araştırdığı konuyu çeşitli yönleriyle, çeşitli alimlerin kavilleriyle inceliyor. "Falanca şöyle demiş, falanca da böyle demiş,ötekisi de şöyle söylemiş. Onun delili ne bunun delili ne…" Bu araştırmak bu muazzam bir şey,bu içtihat! Bilimsel çalışmanın en yükseği, en güzeli temenni edilir; her insan böyle olsun, her kararımız böyle alınsın. Ama maalesef pratik hayatta böyle değildir.

Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Küllümevlûdinyûledu'ale'l-fıtrati. Her doğan çocuk fıtrat-ı asliyye, fıtrat-ı İslâmiyye, fıtrat-ı imaniyye üzere doğar. Her çocuk masumdur, zavallıdır, günahsızdır, suçsuzdur, temiz olarak doğar; düz olarak, kirlenmemiş olarak, sayfası karalanmamış olarak doğar. Bütün çocuklar böyle doğar. Kâfirin çocuğuda müşrikin çocuğuda Hintlinin çocuğuda Çinlinin çocuğuda Rusun çocuğuda, zencinin çocuğuda -her çocuk- böyle doğar.

Fe ebevâhu. Sonra ana babası, Fe ebevâhu yühevvidânihi. Yahudiyse çocuğunu yahudileştirir. Ev yunassirânihi. Nasranî ise, Hıristiyansa çocuğunu Hıristiyanlaştırır. Ev yümeccisânihi.Mecusî ise, ateşperest ise ateşperest çocuk haline getirir.

Temizdi, kirlenmeye başladı. Düz idi, eğrilmeye başladı. Pâk idi, karalanmaya başladı. İyi idi, bozulmaya başladı. Anne babanın tesiri, terbiyenin tesiri, telkinin tesiri, eğitimin tesiri fevkalade önemli. Çocuk masum.

Mesela Osmanlılar fethettikleri araziden küçük çocukları alıyorlarmış, müslüman ailelerin yanına veriyorlarmış, onlar müslüman olarak büyüyormuş. Onun da önünü açıyorlarmış. "İstediğin mesleğe gir." Paşa oluyormuş, vezir oluyormuş, komutan oluyormuş… Mesela Köse Mihal dediğimiz bir İnegöl tekfuru, Bursa civarında bir yerin Hıristiyan kale komutanı. Sonra müslüman olmuş, komutanlık vermişler, salahiyet vermişler, öyle yaşamış.

Mihaloğulları asırlarca Balkanlar'da İslâm'ı temsil etmişler, yayılmak için çalışmışlar. Mahmut Paşa İstanbul'da cami yaptırmış, külliye yaptırmış, hamam yaptırmış. İslâm'a hizmet ettirmiş, aslen devşirme.Birçok kimse böyle. Barbaros Hayrettin'inannesi Midillili bir Rum kızı, babası bir sipahi. Malzemeyi güzel eğitirsen, güzel şeyler öğretirsen kazanıyorsun, insanlığa faydalı bir insan hâline getiriyorsun,mü'min bir insan haline getiriyorsun, vicdanlı, insaflı bir kimse hâline getiriyorsun, ömür boyu hayır işleyen bir insan hâline getiriyorsun. Kaybedersen; bir alimin çocuğu zalim oluyor, asil bir ailenin çocuğu rezil oluyor, mü'min bir ailenin çocuğu kaybedilirse imandan çıkıyor, komünist oluyor, dinsiz oluyor, imansız oluyor…

Onlar çocukları böyle fıtrat-ı asliyesinden, yaratılışının temizliğinden çıkartıp yanlış kalıplara döküyorlar; mü'minler niye boş dursun? Mü'minler de onları has, halis yetiştirmek için gayret etmesi lazım.

Bu işin en bereketli şekli çocuğa ilk önce lâ ilâhe illallah demeyi öğretmekten başlar. Çocuk peltek peltek söylesin, yavaş yavaş söylesin, o sonra onun şuuruna varır. Şuuruna varmadan namaz kılmaya başlasın, annesinin babasının yanında şuuruna sonra varır. Namaz kılarken ağlamaya sonra varacak. Gözyaşı döke döke Allahuekber dediği zaman tüyleri diken diken olarak namaz kılmaya sonra başlayacak.

Olsun, sen küçükten alıştır. Küçükten alıştıramadın mı bir işe; çocuk delikanlı olduğu zaman karşına geçersin, ikna edersin, yine de namaza gelemez, yine de pantolonunun ütüsünü feda edemez, yine de işini bırakamaz, yine de "alışmamışım" der, utanır, sıkılır, camiye gelmez, namaza gelmez, ibadete gelmez. Demek ki Ağaç yaş iken eğilir demiş büyüklerimiz; henüz daha kurumamışken kalıba alırsın, eğersin, ne yapacaksan onu ona göre yaparsın.

"Bambu" koltuk diyorlar, bambu filan değil. Kestane ağaçlarını kesiyorlar, ince dalları kıvırıyorlar, güzel yazlık koltuk yapıyorlar. Bambu kamışı değil ama tam ona benzetiyorlar. Kestaneyaş, eğiyorlar; yusyuvarlak, istediğin kalıba giriyor. Sarıyorlar. Sonra derelerden ayrık denilen otlar vardır, ince uzun, böyle uzayıp gider. Onları keserler, sepet örerler, kamış örülür, her türlü kalıba girer. Kuruduktan sonra olmaz, kuruduktan sonra kırılır.

Ağaç yaş iken eğilir. Küçükten yapacaksın, sonra demir tavında dövülür. Demiri sertken dövdün mü çekiçle beraber ses çıkartır ama ateşe koydun mu erittin mi, yumuşattın mı, ondan sonra üstüne çekici vurdukça erimiş olduğu için kalıba girer.Nal yapacaksan nal yaparsın, kılıç yapacaksan kılıç yaparsın, bıçak yapacaksan bıçak yaparsın, alet yapacaksan alet yaparsın. O kalıba, tavına geldiği zaman dövülür. O kılığı o zaman verebiliyorsun.Onun için çocukların eğitimi fevkalade önemli oluyor.

Fakat ben burada hadîs-i şerîfte zikredilmeyen bir şeyi daha öncelikle söylemek istiyorum.Daha önce söyledim. Çeşitli vaazlarımda ve buradaki konuşmalarda da geçti.İnsan çocuğuna merhamet ediyorsa ilk önce çocuğunu helal lokma ile besleyecek.Çocuğunu seviyorsa, çocuğunun cennetlik olmasını istiyorsa, hayırlı insan olmasını istiyorsa ilk işi çocuğuna helal lokma yedirmek.Ne zamandan? Daha annesinin karnındayken eve helal lokma gelecek; hanımı helal lokma yiyecek, çocuk helal sütle beslenecek. İlk iş oradan başlıyor.

Nal yapacaksan nal yaparsın, kılıç yapacaksan kılıç yaparsın, bıçak yapacaksan bıçak yaparsın, alet yapacaksan alet yaparsın. O kalıba, tavına geldiği zaman dövülür. O kılığı o zaman verebiliyorsun. Onun için çocukların eğitimi fevkalade önemli oluyor.

Fakat ben burada hadîs-i şerîfte zikredilmeyen bir şeyi daha öncelikle söylemek istiyorum. İnsan çocuğuna merhamet ediyorsa ilk önce çocuğunu helal lokma ile besleyecek. Çocuğunu seviyorsa, çocuğunun cennetlik olmasını istiyorsa, hayırlı insan olmasını istiyorsa ilk işi çocuğuna helal lokma yedirmek. Ne zamandan? Daha annesinin karnındayken eve helal lokma gelecek; hanımı helal lokma yiyecek, çocuk helal sütle beslenecek. İlk iş oradan başlıyor.

Hatta evliliği helal olacak, hatta düğünü helal olacak, besmeleli olacak,Bismillâhirrahmânirrahîm'li olacak, Allah adıyla olacak. Nikâhı camide olacak, bereketi oradan başlıyor. Bereketin nereden başladığını düşünecek olursak biraz gerilere gitmek gerekiyor.

Bir kere kızı seçerken düşünce tarzı Allah'ın rızasına uygun olacak. Kızın annesi, babası kızını vereceği kimseyi seçerken düşünce tarzı Allah'ın rızasına uygun olacak. Dindar kimseyi seçecek, mü'min kimseyi seçecek, ahlâklı kimseyi seçecek, takvâ ehli kimseyi seçecek.

Çok meşhur bir hikâye vardır, ekseriyet bilir. Ama onu bir kere daha yeri gelmişken burada anlatalım. İmâm-ı Âzam için derler veyahutevliyâullahtan bir büyük zât için. Babası arif, zahit bir insanmış, ibadet ehli bir insanmış, çayırda derenin kenarında ders çalışıyormuş, Kur'an'ı açmış veya hocasıyla okuyacağı bahsi açmış ders çalışıyor, ağacın altında, çimenin üstünde, derenin kenarında, rahat, filan…

Bakmış dereden bir elma geliyor, bize büyüklerimiz bunu anlattı, biz bu hikayeyle büyüdük. Uzanmış almış, bakmış, taptaze bir elma suyun üstünde gidiyor. Yıkamış, bir ısırmış. Isırır ısırmaz daha elmayı ısırığından koparmadan aklına gelmiş: "Ya ben bu elmayı yemeğe haklımıyım, salahiyetim var mı benim bu elmayı yemeye? Bu benim elmam değil ki! Bir insanın kendi helalinden kazanmış olmadığı bir malı yemeye hakkı var mı? Ben bunun sahibin bulayım." demiş.

Bırakmış kitabı, kapatmış, koltuğunun altına almış, dere boyunda yukarı doğru gitmiş. Elmaya bakıyor, o elma hangi ağaçtan düşmüş olabilir ona bakıyor. Bulmuş ağacı. Dalları derenin üstüne doğru eğilmiş bir elma ağacı. Tamam, elmanın cinsi oradaki elmalara benziyor, başka bir elma ağacı yok, bu elma.

Tarlanın sahibini öğrenmiş, kimdir bu tarlanın sahibi, onu da bulmuş. Adamın yanına gitmiş: "Selamunaleyküm","Aleykumselam"Yeni sakalı çıkmış genç bir molla, sarıklı, cübbeli, gelmiş adamın karşısında: "Evladım. Buyur bir isteğin mi var? "Demiş ki;"Amca kusura bakma ben özür dilemeye geldim, senden helallik, istemeye geldim. ""Helallik istemeye mi geldin?Nedir?" demiş.

"Ben derenin kenarında ders çalışıyordum. Bu elma kopmuş, suyun üstünden gidiyordu. Aldım, hiç düşünmeden bir ısırdım ama sonra aklım başıma geldi; bu elmayı yemek bana helal mi diye. Aradım, taradım bu elma suya sizin ağaçtan düşmüş. Kusura bakmayın.Gençlikten, düşünmeden bir ısırıverdim. Hakkınızı helal edin."

Adam şöyle bakmış:"Allah Allah, böyle insanlar da var demek ki dünyada." diye. Şöyle bakmış; aklına ne geldiyse, demiş ki; "Öyle yağma yok, öyle kolay olmaz o iş. Ben hemen hakkımı helal etmem."

Aslında şunu da düşünüyorum ben; elma zaten dereye düşmüş, zaten ağaçtan gitmiş. Olsun, yere düşmüş bile olsa demek ki yere düşmüşün dahi İslâm'da bir hükmü var. Yere düşmüş, yerde bulmuş bir malı, sahibi belki arayacak onu, belki bulacak, belki aşağıda toplayacak, belki aşağıda bir şey gelmiştir, dereye bir av gelmiştir. Bilmiyoruz. Onun içi kendi kendine insan helal etmeyecek.

Mesela şuradaki döşemeli bir parçasını biz namaz kılmakta bir iki gün kullandık. Sonra benim aklıma geldi. Dedim ki; ya bunlar kesilmişler,atılmış olabilir. Atılmışsa veya atacaklarsa müsaadeleri varsa kullanırız ama kendi kendimize kullanamayız. Çünkü adam döşemeyi yapar bir metrelik yeri boş kalır, belki onu kullanacaktır. Bir küçük köşe, bir girinti boş kalır, belki onu kullanacaktır. Onu o bize vermedikçe bizim almaya hakkımız olmaz. Yerde bulunan bir şeyde böyledir. Titiz olmamız lazım biraz.Bir kere bizim olmayan bir şeyi alamayız.

Adam demiş ki;"Yok, öyle kolay değil bu helallik vermek. Şartım var." "Amca her şartına razıyım. Ben ettim sen etme.Ben bir cahillik ettim, bir ısırdım." demiş. "Benim evde bir kızım var, ayakları tutmuyor, kötürüm; eli çolak, çalışmaz eli; gözü kör, kulağı sağır, dilsiz… Bunu şimdi kim alacak elimden. Herkes sıhhatli ister, bu sıhhatsiz, ayağı kötürüm, eli tutmaz, çolak, gözü görmez, dili söylemez, kulağı işitmez… Evde ben buna bir zaman bakacağım ama ben ihtiyarım, öldükten sonra kim bakacak buna? Bu çocuk evde kaldı, yazık. Onu alırsan, ona bakmaya razı olursan, o zaman bende sana ısırdığın elmanın azıcık azına kaçmış lezzetini helal ederim." demiş."Başüstüne, olur."

Düğün yapmışlar. Adam hayran… Çocuğun samimiyetine,halisliğine,temizliğine, saflığına hayran. Düğün yapmışlar, düğün bitmiş,gelin gelmiş. Malum duvağı kaldırırlar, yüzünü o zaman görüyor, kaldırmış bakmış ki dünya güzeli. Hemen kapatmış,dosdoğru kayınpederinin yanına. "Efendim bir yanlışlık oldu.Bizim eve yanlış malzeme geldi. Siz kör demiştiniz, bunun gözleri dünyanın en güzel gözleri. Topal demiştiniz, hiçbir aksaklığı yok, çolak demiştiniz herşeyi, her âzâsı tam. Konuşmuyor demiştiniz, konuştuğu zaman ağzından inci mercan saçılıyor. Kulağı duymuyor demiştiniz, söyledim cevabımı aldım, konuşuyor…" demiş.

"Git evladım git.Ben ona kötürüm dedim, hiç haram yere gitmedi o kızımın ayakları. Ben ona çolak dedim, onun eli hiç harama uzanmadı. Ben ona kör dedim, sanki körmüş gibi hiç haram bakmadı bu kızım. Ben ona sağır dedim, hiç haram dinlemedi benim o kızım. Ben onun için onu öyle söyledim. O benim tarif ettiğim kızımdır; kördür,topaldır, kötürümdür, sağırıdır, dilsizdir, işte o kızdır o. Hadi bakalım Allah mesut etsin. Ben onu severek, seni severek verdim. O senin eşindir,yanlışlık yoktur."

Evlenmişler. Allah mesut etsin. Bir zaman geçmiş bir çocukları olmuş. Çocuk mektebe gitmiş, çocuktan zeka fışkırıyor,ne söylersen ezberliyor. Bilmem kaç günde Kurân-ı Kerîm'i tamamlamış halletmiş. Sevine sevine eve gelmiş, hocalardan aferin yağıyor, herkes beğeniyor filan. "İşte şu kadar günde Kurân-ı Kerîm'i tamamladım, öğrendim." demiş.Annesi: "Ah ah!Ah senin o baban yok mu, ah senin o baban yok mu! O elmayı dişlemeseydi evladım daha da erken ezberlerdin. İşte o hatayı yaptı da yine biraz geç ezberliyorsun." demiş.

Bizim Ankara'da bir mühendis kardeşimiz var, harika bir insandır ihvanımızdan yani harika bir insan. Hafız, mühendis,Arapçacı,Arapça biliyor, çok güzel biliyor, her türlü büyük böyle meziyetleri var. 10-15 tane dil biliyor. Almanca,Fransızca,İngilizce,İspanyolca,Latince,Yunanca,Arapça,Farsça… Mesnevî'yiFarsça'sından okur,İspanyol radyosundan haberler dinler, filanca parti başkanına Almanca mektup yazar… Böyle olağanüstü bir kimse.

Bizim de biraz hemşeri olur, bize de yakınlığı, sevgisi var bizimde ona sevgimiz, muhabbetimiz var.Ben ona dedim ki: "Kurân-ı Kerîm'i seksen günde filan ezberlemişiniz galiba." "Yok" dedi, biraz sinirlendi, söylendi:"O kadar uzun zamanda Kur'an ezberlenir mi?! "Bana biraz sinirlendi, biraz daha kısa zaman daha ezberlemiş. Mübarek, ne derler fotokopi makinası mı beynin? Hangi sayfayı açıyorsak oraya geçiyor oraya geçiyor nasılsa. Kızdı bana,"seksen gün" dediğime kızdı. O kadar uzun zamanda Kur'an mı ezberlenirmiş,seksen günde hafız mı olunurmuş. "Biraz daha az." dedi, kendi ağızıyla. Muhterem kardeşlerim İmâm-ı Âzam, onun babası böyleymiş.

İş anneden, babadan, annenin babanın takvâ ehli olmasından, helal lokma yemesinden, çocuğuna helal lokma yedirmesinden, düğünün besmeleli olmasından, sütün besmele ile verilmesinden, helal süt emdirilmesinden başlıyor. Ne yapalım, Allah yardımcımız olsun. Bizim hâlimiz ne olacak, bizim eğitimimizdeki tutmayan durumlar ne?

Kusurlarımız…Mayamızda kusurlar başlıyor. Mayamızdaki kusurlardan ahlâkımıza geçiyor, haramlardan günahlardan bid'atlerden… Ondan sonra evde geçim olmuyor, mahallede geçim olmuyor, camide geçim olmuyor, söz dinlenmiyor, ahdine bağlılık olmuyor, sözüne sadakat olmuyor, anlaşmalara riayet olmuyor, mahkemelik oluyor insan, güzel birşey olmuyor. İçinden başlıyor, çok öncelerden başlıyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'egelmiş, "Kiminle, nasıl bir kimseyle evleneyim?" diye sormuş. Efendimiz sıralamış:"Bir insan soyu, sopundan dolayı evlenilebilir, evlenmek için istenilebilir." "Falancaların filancası asaletli bir aileden diye, soylu bir aile diye…" "Zenginliğinden evlenilebilir." Çok zengin!Mahallenin, beldenin eşrafından;konakları var… Öyle evlenilebilir. "Güzelliğinden evlenilebilir." Evet fakirdir, kulübede yetişmiştir ama Allah vermiş, çok şahane güzelliği var, herkes peşinde koşar, güzelliğinden evlenilebilir. "Birde dindarlığından."

Tünkehu'l-mer'atü li-erba'in. Bir kadın dört sebepten nikahına talip olunup istenilebilir. Hasebinden nesebinden, soyunun sopunun asaletinden, parasının pulunun çokluğundan, kendisinin vücut güzelliğinden, bir de dindarlığından.

Soru soran kimseye Peygamber Efendimiz biraz latifeli olur böyle, takılarak demiş ki; "Sen dördüncü vasfa riayet et, onu ara, elleri toprak olasıca." latife etmiş. Teribesyedâke. "İki eli topraklara bulanasıca, sen dördüncüye dikkat et." Yani latife ilehitap ediyor.

Hz. Ali Efendimiz de mescitte yatmış, biraz toz toprak bulamış, terli herhalde, kollarına yapışmış. Kaldırdığı zaman "Kalk yâEbâTurâb!" demiş. "Ey toprak babası!"Topraklara biraz bulandı "yatoprak babası, kalk!" Hz. Ali Efendimiz PeygamberEfendimiz'ino lakabını çok severmiş. "EbûTurâb", toprak babası, toprağa bulandığı için. Onun gibi yani. "Ey elleri toprak olasıca, sen dindar olana rağbet et." Fazfarbizâti'd-dîni. "Din sahibi, dindarlığı olan kimseyi elde etmeye bak." buyurmuş Peygamber Efendimiz, tavsiyesi de öyledir. Kız aranırkende böyle aranacak, damat aranırkende böyle aranacak.

Damat için karşı tarafa teklif etmek var mı?

"Öyle şey olur mu?Biz bekleriz, kim isterse ona veririz."

Hayır.Büyük zâtlar, alim, sahabe, şeyh, mürşit, büyük zâtlar kendi evlatlarını bazen birilerine kendileri teklif etmişler. "Ben çocuğumu sana vermek istiyorum." diyor. Mesela Hz. Ömer kızını sevdiği kimselere kendisi teklif ediyor. Sahabenin ahlâkı. Sonra BahâeddinNakşibendEfendimiz kızını talebesine "Benim kızımı al." diye kendisi teklif etmiş. Şeyh efendinin kızını istemeye kim cesaret edebilir? Kendisi teklif etmiş.Sonra misaller çok, böyle kendi teklif edenler.

Zamanımızın misallerinden bir tanesini anlatayım; Fatih Camii'nde bir celalli,celaletli,nur içinde yatsın, Allah mekanını cennet etsin, sert bir hocaefendi vardı. Caminin imamı değilde camide ders verir,Hüsrev Hoca derler. Herkes gitmiş ona, meşhurların çoğu derslerine giderlermiş. Mesela o halk partisinin dini yasakladığı zaman gazetelerde; "Din sözü anılmayacak.","Dini tefrika konulmayacak." "Camiler kapatılacak, satılacak, yıkılacak.", "Vakıflar satılacak.", o devir… O zulüm devrinde, bu hiçkimseden korkmadan ders anlatırmış. Gündüz anlatırmış, gece anlatırmış, evine gelenlere evinde anlatırmış, seher vaktinde anlatırmış, sabah vaktinde anlatırmış, gece yarısında anlatırmış… Böyle kahraman bir insan. Şeyhlere filan da çok çatarmış, veryansın.

Yalnız Abdülaziz Hoca Efendi'ye kendisi talebe gönderirmiş. Bizim hoca efendimizin arkadaşı olan, ondan önce bu makamda oturan zâta kendisi gönderimiş talebelerini. "Evladım git, ona intisap et.O başkaları gibi değil." diye ona gönderirmiş, bizzat. Öyle celaletli bir insan.Onun için çok seviyorum.

Onun dersine devam ediyor; sakallı bir adam, bir talebe, yurtta kalıyor, kışın sobaya koyacak kömürü yok, çamaşırını kendisi yıkayacak, yarı aç yarı tok filan. Çocuk da sakal bırakmış.O devirde sakal bırakan az. Adam akıllı baskı altına alındığı için bırakmış herşeyi. O sakallı, hocanın dersine de muntazaman devam ediyor.

Öteki adam da bakmış, beğenmiş çocuğun hâlini, gelmiş onun yanına:"Bana bak, benim bir kızım var, onu sana vermek istiyorum, hazırlan." demiş. "Amca Allah razı olsun ama benparasız pulsuz bir insanım yani kendimi geçindirecek param yok, ben nasıl evleneyim?"demiş. "Olsun olsun, Allah kolaylık verir." demiş.

"O öyle dedi ama böyle parasız pulsuz… Bir de başka bir insanın sorumluluğu alınır mı üste, filan diye ben biraz oralı olmadım. Aradan bir iki hafta geçtikten sonra sinirli bir şekilde yanıma geldi: 'Bana bak, ben sana birşey demiştim, ne oldu?" Ondan sonra:"İşte imkânımız yok, filan…" "Bana bak, hazırlan, yoksa hazırlıksız getireceğim, kızı bırakacağım. Kaldığın yere nikahlayıp bırakacağım."demiş. "Öyle zorladı. Hiç benden birşey istemedi Allah razı olsun,Allah razı olsun." diyor. Ondan sonra düğünleri olmuş ama Allah zenginlik vermiş, herşeyi vermiş sonradan.

Neden?

Bunlar Allah rızası için evlendiler. Allah bereket verdi mi insanın evi dolar, taşar, eşyayı koyacak, yiyecek koyacak yer bulamaz. Demek ki bu devirde de oluyor.

Çocuğu lâ ilâhe illallah'la yetiştireceksiniz, helal lokma, helal süt emdireceksiniz,besmeleli çocuk olacak. Bazı çocuklar çok yaramaz olunca derler ki;"bu çocuk galiba besmelesiz." Yani besmeleli olacak, dindar olacak, düğünlü olacak, dualı olacak, namazlı olacak, öyle doğmuş olacak. Doğduğu zaman bir kulağına ezan okunacak, öteki kulağına kamet getirilecek, adı öyle ezanlı kametli konulacak. Küçük çocuk ezandan kametten ne anlar? Efendimiz öyle tavsiye ediyor, anlamasın o.

Allahu Teâlâ hazretleri İbrahim'aaleyhisselam ne demiş?

İnsanlara seslen yâHalîl,yâHalîlullahİbrahim! İnsanlara hacca gelmeleri için seslen! Demiş ki;"Yâ Rabbi ben nasıl duyarayım?" "Sen çık seslen.Seslenmesi senden, duyurması bizden." O da çıkmış; "Ey insanlar! Allahu Teâlâ hazretleri Kâbe'yi ziyareti emretti, haccedin!" diye dört bir yana seslenmiş. Duyanlar,lebbeyk diyenler hacca gidiyorlarmış. Mânevî bakımdan öyledir. Hitap İbrahim aleyhisselam'dan, duyurmak Allah'tan. Kimin gönlüne, ruhuna duyurursa hacca gidiyor.

Çocuğa ezan okuyacaksın, dualı başlayacaksın, helal lokma yedireceksin, ondan sonra lâ ilâhe illallah'la başlatacaksın, gözü lâ ilâhe illallah'la açılacak. Daha çocuk şuurlu değilken namaz kılmaya başlatacaksın, haramdan elini keseceksin, haram yedirmeyeceksin. Komşunun üzümünü, eriğini, elmasını koparttırmayacaksın. Ondan sonra öyle yetiştirdin mi korkma,bebekliğinde sağlam temeleoturursa çocuk ondan sonra hayırlı olarak yaşar ve hayırlı olarak ölür.

Ölmek ne zaman olacak, nasıl olacak, nerede olacak, ne yaparken olacak, ne haldeyken olacak?

Diyelim ki bir haram geçiyor buradan, tam harama bakarken, ama bakmayacaktın, araba geliyor, çarpıyor, ölüyor. Tam günahı işlerken. Veyahut tam meyhaneye gitmiş, içiyor:"Of!Bir fenalık geldi. Aman! Kalbim sıkışıyor."Meyhane köşesinde ölüyor, sarhoş. Tam kumar masasında:"At papazı, ver kızı, sinek, bilmem ne, üçtü, beşti…"filan derken, "Ay ay ay! Bir fenalık geldi…" gidiyor. Kumar masası veya daha başka bir kötü yerler. Ne zaman olacak, insan nerede ölecek, hangi şartlar altında ölecek bilemiyoruz ve korkuyoruz, herkes korkar.

Sabahleyin bizim okuduğumuz evradımızda duamız nedir? Allahümme hevvin aleyna sekarati'l-mevti velâ tuazzibna ba'de'l-mevt. Allahümme bariklena fi'l-mevt vefi-ma ba'de'l-mevt. Yâ Rabbi! Ölümü bize mübarek bir ölüm olarak getir, ölümden sonrasında da mübareklik nasip et. Ölümü kolaylaştır, ölümden ve ölümden sonra bizi azaplandırma, bizi salihlerzümresine al,salihlerlehaşreyle. Hüsn-ü hâtime istiyoruz.

Hocamızda kendi üslubuyla: "Az ağrı,âsân ölüm,kâmil bir iman ile eşhedüenlâ ilâhe illallah diyerek ölelim." diye öyle dua ederdi. Az ağrı,âsân ölüm, kâmil bir iman ile…Ölümün zor durumları var. Ölmek istiyor, ölmek istiyor, ölemiyor.

Zalimlerin hayatlarını biliyoruz; zulmetmiş, zulmetmiş, hâkim olmuş, adaletsizlik işlemiş, bir çok insanı ipe götürmüş, son zamanlarında Allah öyle hastalık vermiş ki büyük abdestini yapamıyormuş, ağzına geliyormuş. Kimse yanına gidemiyormuş, bakamıyormuş, pislikler içinde öyle gitmiş. Ölmek de kolay olmuyor ki! Hadi bakalımgit, ölmek de kolay değil. İnsanın ölmeyi istediği zamanlar oluyor, ölemiyor bazı insanlar. Böyle yakalıyor Allah, ahir ömründe zalimi inlettiyor. Ölmek istiyor, ölemiyor.

Biz küçükken mahallede bir ses duyduk. "Birisi Beyazıt Kulesi'nden kendisini atmış!" dediler. Çoluk çocuk hevesle gittik. Seksen metre Beyazıt Kulesi, üniversitesinin bahçesinde. Gördük, parça parça… Adam hastaymış, dayanamamış,Beyazıt Kulesi'ne çıkmış, canlı; atmış aşağı kendisini, öldürmüş. İntihar, cehennem, bitti…Acaba sonumuz nasıl olacak?

Bir tutanak noktası var, bir imkan var,hadîs-i şerîfte bir müjde var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

"Nasıl yaşarsanız yaşadığınıza uygun bir şekilde ölürsünüz." Bu bir müjde.

Neden?

İyi insan olarak yaşamaya gayret edelim,inşaallah iyi insan olarak ölelim. "Su testisi su yolunda kırılır. "Kumarla ömrünü geçirmiş, kumar masasında ölecek; meyhanede ömrünü geçirmiş, elbette meyhane köşesinde çatlayacak. Ama namazla, ibadetle ömrünü geçirmiş bir insan da namazda, secdede ruhunu teslim ediyor, hacda ölüyor, hacda ruhu teslim ediyor, hacca giderken, hacdan döndüğü sırada filan… İyi yaşamak bir garanti olabiliyor.

İçinizden soru geçiyor, diyorsunuz ki;"Eyvah! Acaba benim bütün yediğim lokmalar, bütün hayatım, benden önceki bana ait olmayan safhadaki durumlar, bu İmâm-ı Âzam'ın anasının babasının durumları, babasının bir kusur işleyip de elmayı ısırmasından kendisinin başına gelenler… Şimdi bizim halimiz ne olacak?"

Bir müjde daha var muhterem kardeşlerim, o müjde de dua. Allah duaları kabul ediyor. Hemde Kurân-ı Kerîm'de tavsiye etmiş hemde vaat etmiş:

"Bana dua edin, ben sizin duanızı karşılıksız bırakmam." diyormuş. İşte bu büyük müjde:Dua.

İnsan ne durumda olursa olsun, elinde olmayan sebeplerden, anasından, babasından kusuru olabilir, küçükten yanlış beslenme, yanlış, haramla beslenme filan olabilir, şimdiye kadarki ömründe kendisinin hataları olabilir. Ne yapacak? Dua edecek. Duanın başı estağfirullah demek,tevbe etmek. Ondan sonra da ne isteyecekse Allah'tan yana yakıla isteyecek.

"Dua herşeye fayda veriyor, dua herşeyi hallediyor,dua bütün şeyleri siliyor." Tevbeve istiğfar insanın mazisini temizlemeye sebep oluyor. Ondan sonra da Allah ona ihsaneder, haramları ödettirir, borçlarını ödettirir, kusurlarını düzelttirir, ahlâkını güzelleştirir, güzel bir hale getirebilir.

Demek ki elimizde Allah'ın bize bir büyük lütfu var; dua, yalvarmak, boyun bükmek,gözyaşı… Nasıl çocuk ağladığı zaman her istediğini yaptırtıyor, biz de ağlarsak, yalvarırsak, dua edersek, evvelki kusurlar ne ise Allah onları bitirtir, sildirtir, onların silinmesine sebep olacak güzel amelleri, işleri de bize nasip eder, ilham eder.

"Ey kulum bak sen şu kadar şu kadar insanlara şöyleşöyle borçluydun." "Tamam ödeyeyim yâ Rabbi!Nasıl ödeyeyim?" Sağsa kendilerine götürüp ödeyecek, sağ değilse ruhları için hayır yapacak, hayrât uhasenât yapacak. "YâRâbbi kul haklarını sen dilersen âhirette de, hak sahibini memnun ederek, kul hakkını ödettirebiliyormuşsun, ödettir yâ Rabbi! Ne yapayım, çarem kalmadı…" filan diye onları da ödettirebilir.

Sonra müjde var; bir insan hacca giderse Arafat'ta günahları affoluyor. Müzdelife'ye geldiği zaman Arafat'ta affolunmamış başka günahları varsa onlarda affoluyor, Mina'ya geldiği zaman hepsi affoluyor. Orada öyle bir afv u mağfireti cûşa geliyor ki "Deveci bile affoluyor." diyor rivayetler.

Adam devesini kiraya vermiş hacıya, devesinin yanında yürüyor. Hac yaptığı filan yok ama hacının yanında duruyor, o mübarek yerde duruyor o bile affoluyor diye müjdeler var. Kul hakları da affoluyor, diye müjdeler var. Öyle kul hakları oluyor ki sahibini bulamıyorsun, ödeme imkânın kalmamış, hatta kime hakkın var onu da bilmiyorsun. "Birilerine hakkım geçmiştir benim ama kime geçti yâ Rabbi!" Onu da bilmiyor.Öyle belirsiz hakları Allah oralarda affediyor. Hac affa sebep oluyor, dua affa sebep oluyor. Ondan sonra insan çalışıp çabalar, kusurlarını öder,inşaallah bir hüsn-ü hâtime nasip olur.

Burada deniliyor ki; "Bir insanın son zamanında lâ ilâhe illallah telkin edilsin." "Lâ ilâhe illallah de." filan diye, yanında "Eşhedüenlâ ilâhe illallah,lâ ilâhe illallah MuhammedünRasûlullahfilan de" diyor. Ölüde onu duyduğu zaman, içinden söylüyor mesela. Fakat buda Allah'ın nasip etmesi ile oluyor.

Delikanlının birisi hastalanmış, ölecek. Başucunda kelime-i şehâdet getiriyorlar,lâ ilâhe illallah diyorlar, söyleyemiyor. Geliyorlar diyorlar ki;"YâResûlallah söylemiyor." Peygamber Efendimiz anlıyor, kusurlu. Annesi kendisinden razı olmadığı için delikanlı ölüm döşeğindelâ ilâhe illallah demeye muvaffak olamıyor. Annesi razı değil,evladına kırgın, kızgın. Onun için diyemiyor.

Annesinin yanında gelmiş, demiş ki; "Ateş yakın bu çocuğu yakalım. Madem lâ ilâhe illallah diyemiyor, cayır cayır yakalım, canlı canlı yakalım." Annesi heyecanlanıyor, anne kalbi, çocuğu canlı canlı ateşe koyacaklar, cayır cayır yanacak, razı gelmiyor, yüreği dayanamıyor. Diyor ki; "Yâ Resûlallah…" filan deyince; "Sen burada yakılmasına razı değilsin, bu cehennemde yanacak. Annesinin, babasının rızasını kazanamadan öldüğü için cehennemde yanacak. Sen buna hakkını helal et, gönlünü hoş et, sen buna dua et, razı ol, içindeki duyguları sil, götür…" diye söyleyince annesine, annesi bakıyor ki durum, pabuç pahalı. Bakıyor ki çocuğu şey cehennemde yanacak, affediyor.

"Affettim evladım". Eksiği, kusuru neyse bazen haklı bazen haksız olur. Geline kızar, birşeyler olabilir. Annelerimizin yaşlılığından kaynaklanabilir, haklılığından olabilir, haksızlığından olabilir. "Haklarımı helal ettim, hoşgördüm." diyor. Biraz sonra haber geliyor:"YâResûlallah! Nihayet o delikanlı lâ ilâhe illallah diyerek ruhunu teslim etti."

Demekki müsaadeye bağlı. Lâ ilâhe illallah diyebilmek bile, başında hocalar toplansa, lâ ilâhe illallah deseler,Kur'an okusalar bile demek yine bazı müsaadelere bağlı muhterem kardeşlerim.Allah kapıyı açmayınca, müsaade etmeyince insan o sözü söyleyemiyor.

O bakımdan Allah'a çok yalvaralım, çok dua edelim.

Bu dinimizin çok esrarengiz tarafları var, ince tarafları var. Bunları öğrenelim, hayatımızı buna göre tanzim edelim, tedbirimizi buna göre alalım. Ölüm zamanındaki hâlimizin güzel olması için ne yapmamız gerekiyorsa, eskiden üzerimize bulaşmış, içimize girmiş,mayamıza karışmış olan kusurlardan nasıl kurtulmamız gerekiyorsa onların tedbirlerini alarak Allah'ın sevgili kulu olmaya çalışalım. Lâ ilâhe illallah ile başlayıp lâ ilâhe illallah'la kapansın ömrümüz. Allahu Teâlâ hazretleri sevdiği bir kul olarak huzuruna varanlardan eylesin, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Allah cümlenizden razı olsun.

Sayfa Başı