M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (212)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bir olayı anlatıyor bir kardeşimiz. Olay şu; birisi kumar masasında kalp krizi geçirmiş. Hastaneye zor yetiştirilmiş. Adam üç beş dakika dalmış gitmiş, kendisinden geçmiş. Sonra kendisine gelince "öbür dünyaya gittim, âhireti gördüm" demiş. İyileşmiş, iyileşince kendisini düzeltmiş, çeki düzen vermiş.

Böyle bir şey olabilir mi?

Olur. Çok çok olur, mütehaddit defalar olur. Size de olur, bana da olur. Olmuştur. İnsanın Rüyada da ruhu gidiyor. Yani rüya da bir çeşit ölüm. Rüyada da insan âhirete gidiyor, mahşer yerini, görüyor, Mahkeme-i Kübrayı görüyor, terler içinde kalıyor veya kıyametin koptuğunu, her şeyin perişan olduğunu görüyor, bunlar mümkün. Böyle şeyleri görebilir insan. O da görmüş. İnsan gerçekten ölünce geri gelmez. O, bizim rüyada gördüğümüz gibi görmüş. Tevbe nasip etmiş. Böyle olur.

Siz de, biz de âhiretin bazı şeylerini görebiliriz. Görmüşüzdür, başımızdan geçmiştir, ıslahımıza sebep olmuştur. İnsan kan ter içinde rüyadan kalkar bazen, dehşet içinde titrer gördüğü şeyden, bilin ki ihtardır o kendisine. İnsanın rüyada ölümü, kıyameti, mahşeri, cehennemi, cenneti görmüşse veya huri kızlarını görmesi mümkün. Bunların her birisi ya kusurundan dön diye ihtardır ya da iyi halinde devam et diye bir teşviktir. Mümkün. Böyle şeyler olabilir. Ama bir insan âhirete tam gittikten sonra gelmez. Yani gerçekten öldükten sonra ölümden dönüş olmaz. O ölmemiş, ama ölüme yaklaşmış o halleri görmüş oluyor. Hepimizin başından geçen şeyler.

dehşet içinde titrer gördüğü şeyden, bilin ki ihtardır o kendisine. İnsanın rüyada ölümü, kıyameti, mahşeri, cehennemi, cenneti görmüşse veya huri kızlarını görmesi mümkün. Bunların her birisi ya kusurundan dön diye ihtardır ya da iyi halinde devam et diye bir teşviktir. Mümkün. Böyle şeyler olabilir. Ama bir insan âhirete tam gittikten sonra gelmez. Yani gerçekten öldükten sonra ölümden dönüş olmaz. O ölmemiş, ama ölüme yaklaşmış o halleri görmüş oluyor. Hepimizin başından geçen şeyler.

Diğer şey [soru],Allahu Teâlâ'nın yasaklarından olan gıybetten çok uğraşmamıza rağmen kendimizi kurtaramıyoruz. Şunu tekrar anlatıp açıklayabilir misiniz?

Gıybet ile ilgili şikâyet. Muhterem kardeşlerim, gıybetten kurtulmak çok zordur.

Neden?

Şeytandan yakayı kurtarmak zordur da ondan. Şeytan insanoğlunun kurdudur. İnsanoğlu kuzu, şeytan kurt. Yakalar, parça parça parçalar. Etrafında dolaşır, sadece etrafında dolaşmıyor içinde de var. Damarlarında da dolaşıyor. Fırsatı yakaladı mı kandırır. Hani nasıl insanın bazen yarası tatlı tatlı kaşınır harthart kaşır insan, gıybet de çok tatlı bir şeydir. Tatlandırıyor şeytan, hoş gösteriyor ve insan gıybeti yapıyor. Yapmayacak tabi.

Büyükler baklaya okurlarmış, üflerlermiş, al ağzına bunu. İşte bu ağzında bulunduğu müddetçe bakla çabuk erimiyor, çikolata gibi bir şey değil ki bakla bu, çabuk erimiyor-- o zaman işte o küfretmez, gıybet etmez, yalan söylemez, kendisine hâkim olur diye öyle yaparlarmış. Hatta Türkçede "Çıkart ağzından baklayı!" diye bir söz vardır. Yani kontrol yok, yap yapabildiğini manasına geliyor.

İnsanın gıybetten kurtulması için ilk şey; gıybetin çok kötü olduğunu bilmesi lazım. Gıybet hakkında bilgi sahibi olması lazım. Hazreti Aişe validemiz Efendimiz'in yanında: "Bak şu adamın boyuna, ne kadar uzun", deyince, "sen onu gıybet ettin" dedi. Adam gerçekten fevkalade uzun boylu, iki metre bilmem kaç santim boyunda belki. Ama sen ona öyle dedin diye gıybet oldu, dedi. Gıybeti hiç etmeyecek insan. Alıştıracak kendisini. İmam Gazâlî'ninrahmetullahialeyhinİhya-u Ulûm'unda gıybet bahsi çok güzel anlatılmış. Olan bir şey söylemek de gıybettir. Bak adamın boyu uzun tamam. Allah öyle yaratmış. "Aa, ne kadar uzun boylu adam" gıybet oldu. Onu dahi söylemeyeceksin, çok dikkat edeceksiniz, bu bir.

Bir de tabi insan abdestli olursa şeytan yanına yanaşamaz. Biz derviş kardeşlerimize ne diyoruz, devamlı abdestli gez. Abdestli gezdiği zaman, şeytan yanına yanaşamaz, aldatması da olmaz. O bakımdan abdestli gezmek bir tedbirdir.

Sonra zikrullahmânevî bir kaledir. Zikirle meşgul olan insan, gıybete düşmez. Onun için biz diyoruz ki size, zikr-i kalbîye devam edin. Yani kalbinizden Allah Allah deme[k]. Devamlı bu zikre müdavim olun diyoruz. Onlar bu gibi kusurları engelleyen şeylerdir. İnsanı devamlı şuurlu tutup günahlara bulaştırmayan şeylerdir.

Önce İhyadan gıybet bahsini okuyacaksınız. Ne kadar kötü olduğunu, ölü eti yemek gibi çirkin olduğunu, günah olduğunu öğreneceksiniz. Sonra abdestli olmaya dikkat edeceksiniz, zikre müdavim olacaksınız.

Ramuzü'lehadiskitabının 16. sayfasında şöyle bir şey deniliyor; "Davete icabet edin davet edene, hediyeyi reddetmeyin ve müslümanları dövmeyin." On altıncı sayfa on birinci hadîs.

Hediyyete vela tadrikul müslimin. Müslümanlara vurmayın. Acaba müslüman olmayanlardan hediye alınabilir mi?

Hediye alınabilir. Hediyeleşilebilir. Hediyenin bir mahsuru yok. Hediye gönül hoşluğuyla veriliyor. Onun için hediye alınır. Ama hediyenin âdâbı, hediye verene sen de bir karşılık [verirsin]. Peygamber Efendimiz diyor ki; hediyeyi karşılayın. Ama hemen o anda değil. Sen bana şu hediyeyi verdin, al benden şu hediyeyi. Bu biraz kaba olur yani. Bir vakit kollarsın, sen de bir zamanda bir hediye verirsin. Eğer paranız pulunuz yok, zengin değilsiniz, o size bir hediye verdi, o zaman hediye eden kimseye dua edin diyor. O da onun karşılığıdır. Ne kadar dua edin? Kâfi geldiğine kani oluncaya kadar dua edin. Yani çokça dua edin diyor.

Hediyeleşmek vardır. Müslüman gayrimüslim fark etmez. Komşudur, ahbaptır, işyerinde dosttur, merhabalaştığı bir kimsedir. Sen ona bir hediye verirsin, o sana bir hediye verir. Ahbaplığınız ilerler. Yarın öbür gün İslâm'ı da anlatırsın. O İslâm'ı sever, müslüman olur belki. Onun için onların mahsuru yoktur.

Haram hediye alınmaz, verilmez. Divan-ı Mahsalat deniliyor[du] eskiden, Sayıştay diyorlar şimdi. Sayıştayda bizim bir Müslüman kardeşimiz vardı. Takva ehli, daire başkanı, bir ağabey yani yaşlı kimse vardı. Buna sayıştayın hâkimi diye, daire başkanı diye, en pahalı içkilerden viskilerden bir koca paket getirmişler. Yılbaşında, buyurun hâkim bey diye. Haram hediye olmaz. Memur, hediye alamaz zaten. Memurun aldığı hediye rüşvettir. Haram hediye ne alınır, ne verilir. Yani şimdi o likörler[i] viskiler[i] çok pahalı içkiler[i] başkasına verebilir mi? Veremez. Ne alır ne verir.

Sorumluluk duygusu, fazla yemek, günaha bakmak konularında çok noksanız.

Evet, müslümanın bir sorumluluk duygusu olması lazım. Fazla yemekten de şikâyet ediyor arkadaş. Hepimiz şikâyetçiyiz. Hele burada bizi besleyiş şekliniz maşallah. Tabi biraz az yemekte fayda vardır. Bazı günler oruç tutmakta fayda vardır. Bizim kalp hastası fabrikatör bir tanıdığımız var. Hapla geziyor. Açık kalp ameliyatı geçirmiş. Hapsız yaşayamıyor. "Hocam, pazartesi perşembe oruçlarını tutarsam, hapa lüzum kalmıyor" diyor. Hani nafile oruç, sevap kazanmak için oluyor. "Tutmadığım zaman hap almak zorunda kalıyorum. Hele bir de eyyam-ı bi'd oruçlarını tuttum mu, --eyyamı bi'd oruçları da malum mehtaplı gecelerin gündüzlerinde tutulan oruç, Arabi ayların on üç on dört on beşi. -- Onları da tuttum mu tam sıhhatim yerine geliyor" diyor.

Demek ki Peygamber Efendimiz'in tavsiyeleri sıhhat için tam garanti, sıhhatsizlik için tam emniyet supabı. Hasta adam hapsız yaşayamıyor ama Efendimiz'in tavsiyesine göre yaşayınca hapa lüzum kalmıyor. Kullanmıyorum, cebimde duruyor, ihtiyaç olmuyor diyor o zaman. O bakımdan biraz oruca alıştıralım. Ben burada biraz oruç tutalım diye konuştum da bazı arkadaşlarla... Yalnız Peygamber Efendimiz'in bir Hadîs-i Şerîfi var: Seferilik halinde oruç tutmak takvadan değildir, buyurmuş. Melbourn'e gittiği zaman insan pazartesi perşembe oruçlarını tutar.

Bir buçuk hafta kaldı işte Recep ayı gelecek. Recep ayı oruç ayı. Efendimiz'in çok oruç tuttuğu aylardan birisidir Recep ayı. O ayda bol bol oruç tutarsınız. Zaten yemek yediğiniz zaman da az yiyin. Tabağın yarısını yiyin. Tabağa az koyun veya yiyeceğiniz şeyleri aklınız kontrollü olarak az az alın, tencereyi saklayın, mutfağa göndertin, tekrar alma olmasın. Az yiyin, o çok yemenin belalarından kurtulmaya birazgayret edin.

Günaha bakmak, o da çok büyük bir yaygın bir şeydir, çok oluyor. Allah korusun. Abdestli gezerseniz inşaallah mani olur şeytana da, o günaha bakmak biraz engellenebilir. Çok dikkat etmeniz gerekiyor. Mümkün olduğu kadar sakin yerlerde durmak, burada mesele insanın gözü rahat sakin. Şehrin kalabalıklarından, çarşıdan pazardan uzak.

Çarşı pazar şeytanın en kesif olduğu, en kalabalık olduğu yerdir. Sadece Melbron çarşısı değil, İstanbul'da da öyledir. Çarşı pazar şeytanın insanları çok kandırdığı bir yerdir. Gidecekse illa, gitmek zorunda kalacaksa, tespih çekerek, dua ederek gezmesi lazım. Şeytan zarar vermesin diye.

Cennete giden Müslüman erkekler için hûriler olduğunu öğrendik kadınların durumu hakkında bilgi istiyor kardeşimiz.

Allahu Teâlâ Hazretleri erkekleri de kadınları da bahtiyar edecektir.

Avustralya'da buranın şartlarına uygun bir şekilde siyasi çalışma yapmamızı uygun görür müsünüz? Eğer uygunsa tavsiyeleriniz nelerdir? Mesela, Başbakan bizim caminin Coburg muhitinden adaylarını koyuyor, fakat müslüman düşmanı.

Şimdi Amerika'da başkan yardımcısı bir yüksek papaz varmış. O bizim arkadaşların bir toplantısına gelmiş. Müslüman derneklerinin federasyon toplantısına gelmiş, bir konuşma yapmış. Papaz ama politikacı, parti içinde başkan yardımcılığı görevi yapıyormuş. Demiş ki: "Ey müslümanlar, Amerika'da iki büyük partiden şu partinin, bu partinin oyları şu kadar. Arada beş yüz bin oy farkı var. Siz politikaya şuurlu girerseniz ve birlikte hareket edip de ağırlığınızı koyarsınız Amerikan seçimine hakim olursunuz, istediğinizi seçtirir istemediğinizi seçtirmezsiniz. Ve pazarlık gücünüz yüksek olur" demiş.

Bakın yahudiler New York'ta kalabalık oldukları için, şuurlu hareket ettiklerinden New York valisini kendilerinden seçtirmek veya pazarlık yapmakta çok örnek hareket ediyorlar diye söylemiş. Her yerde bu böyledir. Ama bunların hepsi birlik ve beraberlik olma, bir, ikincisi şuurlu bir yönetim mekanizmasına bağlı [olmaya dayaniyor] Yani aklı eren, basiretli bir yönetimin içinde gürültü patırdı, ayrılık ihtilaf çıkarmadan, yek vücut çalışmak. Basiretli bir [yönetim] gerekli, ona dikkat etmek lazım. Kendi içinizde katiyen itilafa düşmeyin ve yönetiminizi müşkül durumda bırakacak çatlaklıklar, itirazlar, vesaireler yapmayın.

Annem babam öldü, Beyim, anneme babama küfrediyor, diyor bir kardeşimiz.

Tabi beyinin bir kusuru; vefat etmiş kimsey[i] hayırla anması gerekirken hayırla anmıyor. Ayrıca küfür zaten müslümana yakışmayan bir şey. Beyi eksikli kusurlu öyle yapmaması lazım. Bu onu felakete sürekler. O giden insana zarar gelmez, bu [küfüredilen] insana zarar gelmez. Bu sözü söyleyen kimse, küfrü yapan kimse zarara uğrar. O bakımdan aklını başına toplaması lazım. Allah ıslah etsin ne diyelim.

Kadınlar kendi aralarında imamlık yapabilir mi?

Sırf kadınlardan ibaret bir topluluk olsa, birisi içlerinden imam olur, ötekiler de ona tabi olurlar. Yalnız, kadınların imamlığında imam öne geçmez. Saflar aynı hizada durur.

Annesi babası çocuğa haram lokma yedirdiyse, çocuğun bu [durumda] ne yapması gerekiyor? Çocuk okuyorsa okulu bıraksın mı?

Hayır. Annesi babası çocuğa haram lokma yedirdiyse, çocuğun yapacağı şeyi demin söyledim. Dua edecek. Yani olan olmuş, biten bitmiş. Kendisi bir haksızlığı telafi etme imkânına sahipse telafi eder. Bilmediği şeyler varsa Allah'a sığınır, dua eder. "Yâ Rabbi bu benim elimde olan bir şey değil. Büyüklerim böyle yapmışlar. Bende kusurlar varsa düzelt, sen beni ıslah eyle, hayra çevir, kusurlarımı bağışla" diye dua yapması lazım.

Üç ayları tutmak istiyorum eğer hasta olup da yarıda bırakma durumum olursa bir mahsuru var mı?

Üç ayları tutmak diye bir şey yoktur. Peygamber Efendimiz Recep'te çok oruç tutardı. Şaban'da çok oruç tutardı ama tamamını tutmazdı, hatta Şaban'ın on beşinden sonra oruç tutmayın vücudunuz Ramazan'a hazır olsun, yani beslensin diye tavsiyesi vardır. Üç aylarda oruç tutmanın sebebi şudur:

Bir insan Ramazan orucunu kasten yerse; iki ay, altmış gün, bir de o yediği oruç, altmış bir gün, kaza etmesi gerekir. İşte onu üç aylara rastlatıyorlar. Yani sevaplı zamanda eski bir hatasının telafisini, kefaretini ödemiş oluyorlar. Yoksa üç ayları oruçlu geçirmek diye bir şey yoktur. Üç aylarda veya başka aylarda böyle bir niyetle kefaret orucu tutmak olabilir. Kefaret orucu yani aralık vermeden yapılması gereken bir oruçtur.

Yemin hakkında biraz bizi aydınlatır mısınız?

Yemin, Allah adını vererek bir şeyin yapılmasını, yapılmamasını söylemek oluyor. Eğer hak olan, hayır olan, güzel olan bir şeyin yapılmasına yemin edilmişse, yemin insanı bağlayıcı bir mecburiyet getiriyor. İnsanın onu yapması lazım. "Vallahi yarın oruç tutacağım, vallahi şu kimseye şu hayrı yapacağım" dediği zaman [mesela] hayırlı olduğu için yemin ettiği şey, bunun yapılması gerekiyor. Eğer hayırsız bir şeye yemin edilmişse "vallahi o adamın kafasını kıracağım." Yok doğru değil, ettiği yemin doğru bir şey değil.

Doğru olmayan, günah olan bir şeye yemin edilmişse, o zaman ne yapılacak?

Yeminden dönülmesi sevaptır. Günah çünkü. Peygamber Efendimiz o yeminden dönmeyi tavsiye ediyor. Dönecek ve yemin kefareti verecek. Yemin kefareti on kişiyi fıtır miktarı [sadaka vererek madden desteklemek] veyahut ona imkanı yoksa on gün oruç tutmaktır. Yemin kefaretini ödeyecek ama yapmayacak söylediği şeyi, çünkü günah. Söz verdim, yemin ettim ne yapayım demeyecek. Yemininden vazgeçecek, kefaretini ödeyecek.

Soru: Televizyon seyrediyoruz, havâdis ve hayvanat filmlerine bakıyoruz. Bunların içlerinde edepsiz reklamlar oluyor. Ne dersiniz?

Televizyonun haber kısmına bakılabilir. Yani normal, bilgi arttıracak programlara görüntülere bakılabilir, konuşmaları dinlenebilir. Günah olduğu zaman bakmayacak ve televizyonu kapatacak. Düğmesini çevirecek veya başını çevirecek veya kapatacak günah olduğu zaman. Fakat benim Türkiye'de konuşmalarımda kardeşlerime tavsiyem: Televizyonu evinize sokmayabilirseniz sokmayın diyorum.

Neden?

Haberi nasıl olsa radyodan da alabilirsiniz. Televizyon insanı çok meşgul ediyor. Kur'ân ezberlettirmiyor, din kitaplarını okutturmuyor, çeşitli çalışmaları yaptırtmıyor. Hatta filmler cazip ve enteresan olursa camiye gelmiyor. İbadetten alıkoyuyor. Vakti çok israf ediyor. Onun için ben "telefisyon" diyorum. Telef makinesi manasında, televizyon değil telefisyon diyorum. İnsan ona bir yakalandı mı durumlar zor oluyor.

Sayfa Başı