M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 292-293

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahirabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemûeyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl.

Zâdekallâhu hırsan ve lâ te'ud.

Bir çok ravileriyle beraber.

Ebû Bekre isminde bir zât namaza gelmiş, Resûlü Ekremsallallahu aleyhi vesellemde Allahu Ekber diyerekten namaza durmuş. Tabii o dışarıdan,hemen kapıdan girer girmez Efendimizsallallahu aleyhi vesellem'e uyuvermiş,yani safa erişmeden uymuş. Uyunca Cenâb-ı Peygamber;

"Allah sana hırsını artırsın,ama bir daha bunu yapma." demiş.

Halk yani cemaatin dikkatini kaçırmamak için buradan uymuş, arada boşluk kalmış. Safa kadar yetişeyim dese, belki rükûyayahut secdeye gidecek,cemaate yetişemeyecek. O bir rekâtı kaçırmamak için orada iken uyuvermiş. Cenâb-ı Peygamber;

"Senin Allah hırsını artırsın ama bir daha bunu böyle yapma." [buyurmuşlar.]

Tabii cemaate yetişmek iyi, iyi ama namaza giderken vakar ile girmek; vakar ile, sekîneile, huzû ile girmek ve safları muntazam olaraktan doldurmak. Saflarda boş yer varken geride durmak caiz değil. Bu boşluğu doldurmak şarttır.

Binâenaleyh bu zavallı o rekâti kaçırmamak için oradan durmuşama Cenâb-ı Peygamberde hepimize uyandırmak maksadı ile;

"Allah hırsını artırsın ama bir daha bunu yapma." [buyurmuş.]

Safa gel, bir rekât kaçarsa sonra o rekâtı [tamamlarsın.] Kaçarsa kaçar kaçmazsa nerede kaldıysan o tamam olur, bir rekât bir kılarsın, iki kaçtıysa iki kılarsın. Ama safı boş bırakma yani geride tek kalma.

Namaz bakın çok dikkatli!Yani tek kalma, cemaate uy, cemaatle kaynaş, birleş. Evet namazın orada da olur,yani olmaz değil. Şimdi orada müezzinliklerdenamaza duruluyor, buda doğru değil. Müezzin efendinin vazifesi, belki hırsız girer, bir pabuç çalar, bir şey çalar. O gözetlemek için duracak orada. Fakat cemaat mutlaka safa iltihak etmesi lazım. Ama müezzini de yalnız bırakmamak için onun yanına da bir iki kişi durur ama yani burada da zaruret oluyor. Onlarında safa uyması, girmesi lazım,orada kalmamaları lazım. Ayrılık iyi bir şey değil yani. Safta bile ayrılık, namazda bile ayrılık iyi bir şey olmadığını bu sebeple Cenâb-ı Peygamber bizlere de duyurmuş oluyor.

Allah hepimizin kusurunu affetsin.

Daha mühimleri çok da...

Ve hüve râkiun. "Sallallahu aleyhi vesellem rükûya girmiş, rükûya eğilmiş, rükûda."

Rükûda olunca rükûdançabuk kalkılır, secdeye gidilir.

Fe-reke'a kable en yasile ile's-saffi."Safa kavuşmadan oradan hemen uyuvermiş."

Buna da Cenâb-ı Peygamber razı olmamış.Dikkat ederseniz incelikleri çok, uzatmaya lüzum yok.

Züri'l-kubûre tezekker bihe'l-âhirete va'ğsili'l-mevtâ fe-inne muâlecete cesedin hâvin hâvin mev'izetün belîğatün ve salli ale'l-cenâizi lealle zâlike yuhzinüke fe-inne'l-hazîne fî zıllillâhi yevme'l-kıyâmeti yetearradu külle hayrin.

Kubûr, kabirler, mezarlar.

"Siz bunları ziyaret ediniz."

Kabirlerinizi, ecdatlarınızı, akraba-i taallukâtınızı, ana babalarınızı... Âhirete göçmüş olan ana babalarınızı da, hayattayken nasıl ziyaretlerine gidiyorsanız öldükten sonrada onların mezarlarını ziyaret ediniz.

Bunda tabii yine ders var bize. Hayat ölmekle bitmiyor. Mesela babamızı buraya gömdük, çürüdü gitti tabiitabiatiyle.

Şimdi oraya artık gitmekte ne var yani?

Oraya gidip de "ben geldim baba, esselamüaleyküm" demekte ne manâ var?

Demekki ölmekle hayat bitmiş değil. Ölümle hayat bir merhaleden ikinci merhaleye, bir hayattan diğer bir hayata geçmiş oluyor. O hayattan bizim haberimiz yok. O hayattan haberimiz olmadığı için biz büyüklerimizin dediklerine itaat ederekten mezarlarımızı ziyaret etmekle memuruz. Evvela ana babalarımız gelir, akraba-itaallukâtımız gelir, büyüklerimiz gelir, onlarında ayağına gider [okuruz.] Şimdi buradan okursak olur, olmaz değil olur. Şimdi buradan okuruz fakat başına gittiğiniz vakit de;

"Baba ben geldim, selamünaleyküm. Esselamüaleyküm, ben geldim." diyoruz. Derhal onun ruhu ona selam verilmekle oraya yetişiyor. Bir bakıyor ki oğlum gelmiş, ama biz şimdi göremiyoruz. Nasıl bundan evvel şu televizyon dediğimiz makinalardaki resimleri göremiyorduk. Bunlar yok değildi vardı da, bunların henüz icat edilmemişti göremiyorduk, ama şimdi görüyoruz ya.

İşte onların görüşleri de tıpkı, göremezsek göremeyiz, bizim gözümüz noksan. Ama onlar bizi muhakkak görüyorlar.

Onun için Cenâb-ı Peygamber;

"Siz onları ziyaret ediniz."[buyurdu.]

Bu ziyarette bir çok fevâid var. E herkesin tabii anası babası bulunduğu memlekette olmaz. Uzak memleketlerde ise buradan okuruz. Yakınımızda ise her zaman gidip ziyaretlerini yapmamız lazım.

Ne olur?

Tezekker bihe'l-âhirate. "Bunu yapmakla sende âhireti hatırlamış olursun."

Haa, buda sağlam bir adamdı, varlıklı bir insan idi, bilgili bir insan idi, fakat burada bugün baksessiz sedasız yatıyor işte! Süzülmüş, tozlara topraklara karışmış, bu canım gözler, bu canım yüzler gitmiş, bu canım vücut gitmiş, helak olmuş bir şey kalmamış. Hele o ilk devirlerde o vücudun çürüyüp de dağıldığı vakitte, bu kurtların üzerine hücum ettiği, onları yediği vakitte ne acı bir âlem! İşte bugün çok besliyoruz, dikkat ediyoruz, son derece ihtimam ediyoruz! Deniz hamamlarını, sıcak suları hiç ihmal etmiyoruz. Vücudumuz rahat olsun diyerekten neler neler yapıyoruz!

Şimdi hele yaz geldi, çok acınılacak hadiseler! Bugün insanlar yazlıklara taşınmak mecburiyeti hissetmektedirler. Fakat bu mecburiyeti hisseden insanlar artık sayı itibariyle villaların yüzde kaçı tutar. Varlıklı insanlar bu şehrin sıkıntılarından kendilerini kurtarmak için yazlık denilen uzak yerlere tebdil-i mekan ediyorlar; "Hiç olmazsa iki üç ay rahat ederiz. Kulağımızı dinlendiririz. Denizin havasından, ormanların havasından istifade ederiz."derler, haklıdırlar. Kimseninde kimsenin şeyine karışmaya hakkı yoktur.

Fakat dün ben bir böyle dostlardan birisini ziyaret ettim de, sorduk;

"Kaç para verdiniz?"

"On bin lira verdim." diyor.

On bin lira!Bu on bin lira yazlıkta [iki üç ay oturmak için.] Yani bana on bin lira verse ben gidip oturmam orada. Hiç oturulacak bir yerde değil. Oturulacak bir yerde olmadığı halde güneşinden, kumundan ve denizinden istifade etmek için on bin lira vermiş. Ve bunu vermektende bıkmış da, bunun yerine bu paralarla yeni bir tane ev alayımda, bu parayı da her sene vermeyeyim diyerekten bir kaç yüz bin lirayıda fedaya hazırlanmış.

Şimdi deniz ve yazlıklar böyle ya, sıcak sularınki deöyle. Burada vücutlarımızın tabii istirahatını temin etmek için bu fedakârlığı yapıyoruz.

Bu sabah iki kardeş geldi. Kardeşin birisi İstanbul'da bir müezzin, altı tane çocuğu var, kirada oturuyor. Ev sahipleri, bunun çocuklarının çokluğundan şikayet ederekten evlerinden çıkarıyorlar. Birisine gidiyor;

Burayı bana kirayı ver.

Çocukların var mı?

Var, altı tane.

Yok, ben veremem.

Ötekine gidiyor;

Çocukların var mı?

Var.

Ben veremem.

Ev bulamamış kiralık, eh ev alayım bâri başıma demiş, biriside fedakârlık yapmış, "Dört senede ödemek şartıyla, şu kadar da peşin verirsen,ben bu evi sana veririm." demiş. 25 bin lira mı 30 bin lira mı verecekmiş. Tarlası filan varmış, onu satmış 25 bin lirasını tamamlamış, beş bin lira eksiği kalmış.

Acaba hocaefendiye gitsek bana biraz yardımcı olan olmaz mı ki?

Ben dedim,"Ben kimseye bir şey diyemem. Adam 10 bin lirayı veriyor peşin filan ama, ben sana ben beş bin lira bulamam ve veremem." dedim. Zavallı mahsun boynunu büktü gitti.

Şimdi çok acıklıdır bu durumlar. Bu bizden bir ümitle geldi,o ümidi de boşa çıktı. Yanındaki kardeşi ile gitti. Belki başka yerden bulur bulmaz.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Dünya hayatında bu gibi şeyler fuzûlî israflar [deniyor].

Üç şeyden Cenâb-ı Peygamber bizi men etmiş: Kîlu kâl, kesretü's-süâl ve idâ'atü'l-mâl.

Malın ziyanı. Bu tabii istirahatları temin etmek için yazlıklara gitmek malın ziyanı değildir ama biraz düşünürsek,biraz düşünürsek bir millet bir vücut gibidir. Bir millet bir vücut gibidir,iki vücut değildir. Burada senin kardeşin inlerken, sen on bin lirayı keyfine verip de, on bin lira da onun masrafı var, gidip gelme masrafı tabii. Yirmi bin lirayı böyle boşuna harcaman bir sıhhatinin iktizası. O sıhhati verecek olan yine Allah'tır ama bak! Sen o yazlıklarla o sıhhati elde edemezsin. Günahlarla sıhhat elden gider zaten. Günahlar sıhhati elden giderir. Ve sıhhatlerin bozuk olmasının yüzde 99 sebebi günahlardır. Günahlar sıhhati elden giderir. Ondan sonra bu sıhhati elde etmek için paralarını harcarsın, onu da bulamazsın. O sıhhati verecek olan yine Allah'tır.

Onun için bizim bir çok köylü kardeşlerimizin yavrularısoğan ile büyürler, fakat taş gibidirler. Öteki etle kaymakla büyür, fakat bakarsın genç yaşta ölür vesselam.

Onun için siz kabirleri ziyaret ediniz ki âhireti hatırlayasınız. Zevkinize bu kadar düşmeyin. Zevkinize düşmeyin, müslüman kardeşlerinizin, zarurette olan kardeşlerinizin hayatlarını da düşünün ve onlara yardımcı olaraktan hem âhiret sevabı kazanmaya çalışın hem dünyanızı da.

Bu kabirleri ziyaret çok mühimdir. Cenâb-ı Peygambersallallahu aleyhi vesellem bizzat kendileri de kabristana giderler ve geçmişleri ziyaret ederlerdi.

Onun için bak memleketimizin her tarafı mezarlıklarla dolu. Onların arasından biz geçiyoruz da öyle bir gafletle geçiyoruz ki, sanki oradakiler bizden değilmiş, bizde oraya gitmeyecekmişiz gibi. Hiç aklımıza gelen bir şey yok. Biz kabirleri ziyaret ediyoruz,mevtâları da götürüyoruz.

Ne tesir ediyor bize yani, ne tesir ediyor?

Hiçbir şey tesir etmiyor.

Niçin?

Kararmış kalpler. Gönül kararmış. Artık oradaki yatanlar ölümüdürdeğil midir? Bizden midir değil midir? O şeyimizde bile değil. Öyle götürür bırakır, döner geliriz.

Allah kusurumuzu affetsin.

Ziyaret bu demek değildir yani.

Va'ğsili'l-mevtâ. "Ölüleri de yıkayınız."

Ölüleri de yıka. Hem kabirleri ziyaret et, ölüleri de yıka.

Niçin?

Ben hoca değilim ki yahu! Ölü yıkayıcısı olarak da gelmedim bu dünyaya.

Ama Cenâb-ı Peygamber diyor, ölüyü yıka diyor. Senin büyüklüğün, zenginliğin, varlığın, şunun bunun senin olsun yine! Ama sen bir ölünün başına geç de hem ölüyü yıkamasını öğren!Ölüyü bir yıka bakalım. Oda seninle beraber dün konuşuyordu işte, beraberdiniz.

Bugün ne olmuş?

Ruhu çıkmış.

Aynı o cesettir, git başına yıka.

Ay ben korkarım.

Baban?

Korkarım ben gidemem, olmaz hocaefendi. Sen yıkayıver, sen yıkayıver.

Oğlum hiç olmazsa suyunu dök gel.

Yok yok, ben bulunmayayım burada.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Cenâb-ı Peygamber bak;

Va'ğsili'l-mevtâ. "Ölüleri yıka."diyor.

Niçin?

Çok fayda var onda, çok fayda var.

Neden?

Fe-inne muâlecete cesedin hâvin. "Bu, canı çıkmış bir cesed."

Evvelce pek güzel gülüşüp konuştuğumuz bir zât idi, bugün canı çıkmış.

"Canı çıkmakla beraber o cesedi yıkamak."Mev'izetünbelîğatün. "Çok güzel bir mev'izadır."

Hocaların söylediği laflar boşa boşa!Onlara bakma sen. Sen git cenazenin başına, ellerini sıva,peştemalide beline bağla, bismillahirrahmanirrahimdiyerekten ona bir abdest aldır. Avret yerlerini temizle, güzel bir abdest aldır. Sen abdesti nasıl alıyorsan aldığın abdesti cenazeye de aldıracaksın. Yalnız ağzına burnuna su vermeye çalışmayacaksın. Şöyle yaparsın kafi.

Ondan sonra nasıl hamamda yıkanıyorsun üç defa, üç defa onu güzelce sabunlu su ile arkasını da ıslatmak şartıyla baştan aşağıya yıkarsın. Bu ama bugün birçok cenaze yıkayıcılarımız vardır. Onlara da bu cenaze yıkamak sanat olmuştur artık da, "Bu cenaze odun mudur,insan mıdır?"farkında bile değildir. Onu ıslatır geçer şu tarafa.

Öyle değil! Sen düşün bakalım, buda benim gibi bir insandı; konuşuyor, görüşüyordu, her şeyler yapabiliyordu bak ama bugün sessiz sedasız teslim olmuş. Bu teslimiyetten sıcak da döksen gıkı çıkmaz, soğuk da döksen gıkı çıkmaz. Öyle halde sana bakıp duruyor, acıyor sana, senden merhamet bekliyor.

Gayet [açık bir] mev'izaama bu mev'iza kime?

Düşünene,[bu cenaze yıkamayı]sanat ittihaz edenlere değil.

Sende bir gün hiç olmazsa bir cenazenin başına geç de, de ki;

"Hocaefendi, sen dur şöyle de şunu ben yıkayayım birazcık."

Kollarını sıva, geç bakalım cenazenin başına.

Allah günahlarımızı, kusurlarımızı, hep affetsin. Böyle sebepler nasip etsin cümlemize, bâhusus ölülerden [nasihat almayı nasip etsin].

Size iki tane nasihatçi bıraktım: Birisi konuşur birisi konuşmaz. Konuşan Kur'an'dır,nâtık; konuşmayan da cenazelerdir,mevtâlardır. Bunlar iki tane vâizdir. Bu iki vâiz, Cenâb-ı Peygamber bu iki vâizi size bıraktım ben. Birisi nâtıkolan Kur'an, onu elden bırakmayın. Birisi de konuşmaz, sesi sedası yok. Ama şöyle düşünürsen o sana güzel bir nasihat yapar;

"Seninde âkibetin yarın bu olacak. Sende böyle toza toprağa karışacaksın. Bugün dünyaya sığmıyorsun ama yarın işte o daracık mezara sığarsın ne güzel!"

Ve salliale'l-cenâizi. "Cenaze namazlarını da kılmayı ihmal etmeyiniz."

Müslümanın müslümanda altı hakkı vardır. Bu altı hakkından birisi de onun düğünlerine, velime cemiyetlerine gidip tebrik etmek, cenazesi olduysa onun cenazesini de teşyî edip ona, "Allah rahmet eylesin, Allah sana sabırlar versin" diyerekten taziyeler yapmak damüslümanın vazifesidir.

Ve salliale'l-cenâizi. "Bu cenaze namazlarını da kılmaya gayret ediniz."

Bâhusus Cuma günlerinde vâki olan cenaze namazlarını kılarsan, eğer o gün oruç da tutabildiysen, bir fakiri de sevindirebildiysen o gün bahtiyarsın.

Le'alle zâlike yuhzinüke. "Bu cenazeleri,bumevtâları yıkamak ve onların cenaze namazlarını, mevtâların namazlarını kılmak umulur ki sana bir hüzün, bir inkisar, bir mahzuniyet versin."

İşte bu da,bu hüzün de senin için yeter.

Fe-inne'l-hazîne. "Çünkü boynu bükük, mahzun olan kişiler." Fî zıllillâhiyevme'l-kıyâmeti. " Kıyamet gününde Cenâb-ı Hakk'ın onlar için hazırlamış olduğu gölgeliklerde barınacaklar."

Sebebi?

İşte o hüzününkendilerine verdiği dert.

Halbuki bugün bilakis bir hüzün bize gelmesin, mahzun olmayalım diyerekten envai çeşit fedakârlıklar yapıyoruz. Televizyonundan tut da her şeysinden [hüzün gidermeye çalışıyoruz].

Ne o?

Eğlenelim. Eğlenme ilehüzün bizden gitsin.

Halbuki hüzünün bizden gitmesi, kalbimizin katılığına sebep olur. Kalbi katı ise eb'aduminallah,Allah'tan en uzak olan insanlardır. Allahu celle ve alâ'nın rahmetinden en uzak olan insanlar, kalpleri katı olan insanlardır. Binâenaleyh o televizyon ve vesair eğlencelerin insanın kalplerinin katılaşmasına en birinci âmildir. Bırak başka şeyi.

Ama sen onda saadet arıyorsun,halbuki insanın saâdeti Allah'a ibadeti tâatınisbetindedir. Allah'a olan ibadetve tâatıne kadar ise hem dünyada hem âhirette saâdeti de o kadardır. Binâenaleyh o seni Allah'a ibadetten alıkoyup, saatlerce gözünü dikip seyrettiğin manzara, ister hakikat olsun ister masal olsun,hakikat de olsa bir hayalden ibarettir. Gözünün önünde tecessüm eder geçer gider.

Bu senin için vakitlerinin zâyi oluşundan dolayı en büyük zarar oluşu sana kâfidir. En aşağı insan birkaç saat seyrediyor, bakıyorsun ki cazip degeliyor,

Yine buyuruyor, bak şimdi;

"Aa, şunun arkasından ne gelecek bunun arkasından ne gelecek?" derken saate bakıyorsun ki 13 olmuş. E bu kadar zaman içerisinde biraz namaz kılsaydın, biraz Allah deseydin, biraz Kur'an okusaydın, biraz da tesbihçekseydin, biraz da Peygambere salât ü selâm getirseydin senin için en büyük zevk buydu. Sen bunları kaybettin, oda başka.

"Bu hazinler AllahuTeâlâ'nın gölgesinde olmakla beraber." Yete'arradu külle hayrin. "Bütün hayırlara nâil olurlar."

Ne sebebiyle?

Allahu Teâlâ'ya teslim olmak [sebebiyle].

Zûrûihvâneküm. "Kardeşlerinizi ziyaret ediniz."

Tâbir bu. Bu kardeşler ölü de olur diri de olur. Ölü kardeşlerinizi de ziyaret ediniz diri kardeşlerinizi de ziyaret ediniz. Bu ziyaret hemen cumalardan cumaya camide buluşmak suretiyle yahut bayramdan bayrama buluşmak suretiyle değil! Herkesin oturduğu bir mekan var. O mekanda o kardeşine hususi bir surette "Senin ziyaretine geldim." diyerekten tak tak kapısını çalıp girmek, onunla beş on dakika, yarım saat bir sohbet edip;

"Kardeşim benim kusurlarımdan ne gibi kusur görüyorsun? Bende ne gibi kusurlar görüyorsun? Lütfen bunu bana bildirmeni sana ricaya geldim." [dersiniz.]

Ona ders vermek için değil, "Kendi kusurumdan bir kusuru o kardeşim görüyorsa bana söylesin." diyerekten, ona böyle rica ederekten hem hatırını hoş edeceksin, hemde böyle bir devlete nâil olacaksın.

Onun için Cenâb-ı Peygamber;

Zûrûihvâneküm. "İslâm'daki kardeşlerinizi gerek kuburlarında ve gerekse fîhayâtihim, hayatlarında [ziyaret ediniz].

Bakın burada da ibret var tabii ki. "Kardeşim öldü." diyerekten onu unutmaya gelmez! Kardeşin öldüyse,o başka memlekete geçti şimdi. Burasını, İstanbul'u bıraktı gitti başka bir memlekete. Onu unutmak lazım değildir.

Nasıl bugün Almanya'ya gidiyorlar, şuraya buraya gidiyorlar ehl-i İslâm kardeşlerimiz, onlar nasılsa, bu dünyadan âhirete geçiş de öyledir. Ne olacak, bu cesedi bırakıyor başka bir cesetle orada hayattadır.

Cenâb-ı Peygamberin ilk vazife olarakbize verdiği;

Ve sellimû aleyhim. "Kardeşine de esselamüaleyküm de."

Bir mecmua ile bir kitap yollamışlar bize, Bursa'dan gelmiş. Baktım Müslümanın 100Vazifesi diyor. Bir bakayım dedim, baktım ennihayetinde selamı da koymuş. Selam damüslümanın vazifesidir.

Selam hiçbir milletin malı değildir; ne Arabın ne başka birisinin. Selam AllahuTeâlâ'nın biz kullarına olan bir lütf uihsânıdır. Onun için ne dersen de, selamın yerini hiçbir şey ile kapayamazsın. Onun için daima selamı çocuklarına da öğret, selamı dilinden de bırakma. Esselamüaleyküm. Selam cân-ı yürekten gelir, teslimiyetten gelir, Allah'a teslim olmayan insan müslüman olamaz. Müslüman demek Allah'ına teslim olmuş adam demektir.

Bir hikayeyi dün dinledim, sizde tabii okumuşsunuzdur ama sırası geldiği için söyleyivereyim.

Abdülkadir Geylânî diye bir büyük evliya var ya,o zâtın bir takım talebeleri varmış. Okuyorlar okuyorlar, her birisi işte kemale gelince, zamanı gelince dağıtıyor onları. Memleketlere vazifeler veriyor, işte mekteplerinden mezun olan çocuklar gibi mezun oluyorlar, verilen vazifeye tayin olup gidiyorlar.

Bir aşçısı varmış, senelerden beri bu aşçı bir türlü vazife alamamış. Birgün gitmiş;

"Üstâz-ı muhterem! Yirmi seneden beri sana hizmet etmekteyim, fakat benden sonra çok gelenler boyuna mezun olup gidiyorlar. Beni de artık himmet buyursanız da [bir yere gönderseniz.]Yeter bu hizmetim.Yaşımda artık [ilerledi,] pek yaşlandım. Müsaade buyurun artık da bir hizmete gideyim." demiş.

O sırada Hindistan padişahı vefat etmiş de, bir padişah aramak için Abdulkadir hazretlerine ricaya gelmişler.

Demiş ki;

"Gider misin oraya sen?Seni yollayayım oraya. İşte bak istiyordun bir vazife, al işte vazife."

Teşekkürlerle beraber gitmiş.

"Ama bir şartla!"demiş.

Ne olacak?

"Kazançlarının yarısı senin yarısı da benim, bedavada değil ama."demiş.

"E peki Efendim!" demiş,"Ne olacak!"

Gitmiş.

Bu bir hikayedir ama içinde ders var. Bir müddet sonra, bakayım bizim derviş ne âlemde diyerekten, Abdulkadir hazretleri de [onu ziyarete] gitmiş. Bakmış saltanatı, keyfi yerinde. Bir müddet misafir olduktan sonra demiş ki;

"Ben gideyim artık evime. Ama seninle bir ahdimiz vardı ya?"

Evet!

Haydi bakalım ahdini ispat et. Neler kazandıysan getir yarısını.

İşte oda maliyecilerine haber vermiş,bir hesap çıkarmışlar, getirmişler koymuşlar önüne. İşte bunun yarısı senin yarısı benim demiş.

Pekâlâ!

"Ama bak birde çocuğun var, ona da sen [burada]nâil oldun, onunda yarısı senin yarısı benim." demiş.

"Bu olacak bir şey değil ama." demiş.

Eh ne yapacağız efendi?

"Getir bıçağı, yarısını sen alırsın yarısını ben alırım." demiş.

Bıçağı getirttirmiş, o zaman derviş kızmış;

"Vay hâin!Benim çocuğuma da kasdettin!" demiş, buda hançerini çıkarmış onun göğsüne dayamış, uyanmış. Bakmış ki kazanın başında!Bakmış ki kazanın başında helva kavuruyor. Heyy, yani zaman içinde zaman diyorlar ya.

O diyebilseydi ki;

"Efendim, bende senin, çocuğum da senin, her şeyde senin.Ne olacak!"

Bu teslimiyetin yapabilseydi [kazanacaktı. Bu sefer şeyh Efendi;]

"Ha, oğlum helvanın vakti gelmeden, miyanesigelmeden helva olmuyor! Herşeyin bir vakti kararı var. Bu kararı gelmeden helva oluvermez. Senin de olman için daha çok zaman lazım!"demiş.

Onun için;

Zûrûihvâneküm. "Kardeşlerinizi ziyaret ediniz." Vesellimû aleyhim. "Hayatta olsalarda mezarda olsalarda onlara selam veriniz."

Canım ölüye selam verilir mi hocaefendi, sende ne yapıyorsun. Öldü gitti?

Orada taşı var belki.Ya var ya yok mesela.

Arabistan'a gidersen orada taş da yok. Bizim burada taşlar var ama orada taş da yok.

E ne yapacağız, kime selam vereceğiz?

Esselamü aleyke yâ ehle'l-kubûri entüm lenâ selefün lenâ ve nahnü lâhi kûneinşâallah. Ğafarallahu lenâ veleküm ve li-sâiri'l-mü'minîne ve'l-mü'minâti.

Bundan sonra,esselamü aleyke yâ ebî, yâ ümmî...ey babam, ey anam, ey kardeşim selamünaleyküm. Bunu da söyleyeceksin, üç Kulhüvallah ile bir Elham okuyacaksın. On bir Kulhüvallah ile bir Elham okuyacaksın, Kul Eûzüleri de okuyacaksın. Ne biliyorsan onları ruhuna gönderdiğin vakitte öyle bir ahenk oluyor ki iki arada, öyle bir ahenkki onun tasarrufutasviri bizim şeyimizde değil. Onun için Cenâb-ı Peygamber ne dediyse sen ona bak.

Bu rivayet HazretiAişe validemizden. Hazreti Aişe validemiz Cenâb-ı Peygamberin böyle dediğini duymuş ve bize de haber veriyor.

Zûrûihvâneküm. "Siz kardeşlerinizi ziyaret ediniz."

E şimdi sorsak,"Kardeşlerimizi nasıl ziyaret ediyoruz? Ne zamandan ne zamana ziyaret ediyoruz?"

İşimiz olursa!

Mesela o kardeş gelmiş bugün beni ziyaret etmeye, ama Allah için değil ki o ziyaret. Paraya ihtiyacı var,"O parayı acaba bana verirmi?" diye giderse,o ziyaret sayılmaz. Ziyaret, maksat ve gayesi,"Allah için şu kardeşime gideyim bir hatırını sorayım, bir ihtiyacı var mı öğreneyim."Bu şekilde.

Vesellimû aleyhim."Selamı onlara veriniz."Vasilû. "Birde sıla-i rahim yapınız."

Sıla-i rahim, senin baban annen uzak memleketlerdeise, sende fırsat bulduğun müddetçe o uzak memleketlere git. Hiç olmazsa mektuplarla onların hatırını sor;"Nasılsınız,iyimisiniz?" de. Mektupları geldiyse o mektuplarına cevap yazmayı ihmal etme.

Fe-inneleküm."Senin için vardır." Fîhim."Bu ziyarette."İbraten. "İbret vardır."

İbret!

Ne güzel söz söyler Eşref-i Rûmî.

Bir göz ki ibret olmaya nazarında,

Ol düşmanadır sahibinin bâş üzerinde.

Evet, işte her hayvanda da göz var ama ibret gözü olmak lazım. O ibret yoksa o işte diğer hayvanlardaki gözden farkı yoktur.

Zevvidû mevtâküm: Lâ ilâhe illallâhu.

Yine Cenâb-ı Peygamberin bize bir emri.

Zevvidû, lakkinûdemek.

Lakkinûmevtâküm.

Lakkinû. "Telkin ediniz."Mevtâküm."Sizin ölmeye yaklaşmış olan hastalarınıza."

Yani sekerât-ı mevt diyoruz ya. Sekerâtü'l-mevt haline gelmiş, artık dünyadan alakasını kesmek üzere.

"O zaman ona lâ ilâhe illallâhı telkin ediniz."

Dedi,lâ ilâhe illallâhdedi.

Sonra?

Yine konuşuyor, bazı şeyler söylüyor.

Son sözünün lâ ilâhe illallâholması için siz onun arkasından daima ona telkinde bulununuz ki son sözü lâ ilâhe illallâholsun. Ondan sonra bir daha konuşma yapamasın. Başka kelam karışmasın araya. Ona çok dikkat edilmesi lazım.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Hatime-i itibar derler. İtibar hatimeyedir,son zamanadır. O son zamanda, Allah muhafaza etsin, bilmiyoruz halimizin nice olacağını. Bugün ki halimize hiç güvenç olmaz. Bugün bak çok güzel, namazlarımızı kılıyoruz, oruçlarımızı tutuyoruz ve Müslümanlığın icapları nelerseyapmaya çalışıyoruz. Ama peşimizde şeytan var,peşimizde nefis var, peşimizde envai çeşit düşmanlar var. Bilmeyiz ki son zamanlarda bizi kandırabilirler, şuurlarımıza zarar verirler.

Bizim bir kardeşimiz vardı, Beyköyündedir, şimdi ... köyündedir. Müslüman, kaç defada hacca gitmiştir. Beş vakit namazını kılar. Kendisi dervişhandandır da. Fakat bugün namaz kılamayacak durumda kendisi. Kılamıyor namaz, şuurunu kaybetmiş. Bir hastalık geldi kendisine, şuurunu kaybetti. Geçen gittik,oo diyor, oo diyor, her zamanki aklı ermiş de oruç tutamadıklarının parasını veriyor.

E dedim kılamadığın namazları ne yapacağız amca?

Oo diyor, gözünde büyüyor.

Allah muhafaza etsin.

Onun için son hatimeye, itibar sona olduğu için Allah'a yalvaralım.

AllahuTeâlââkibetlerimizi hayır eylesin.

Onun için mevtâlara telkini ihmal etmemek lazım.

Halbuki çok duyuyorum ki bir çok evlatlar böyle babalarının veyahut analarının vefatı sırasında görmeyelim diyerekten kaçıyorlarmış. Ya hepimizin başına gelecek şey. İşte onun o halinden vazife, çenesini çekeceksin, gözlerini kapayacaksın, ayaklarını bağlayacaksın, manzarası bozulmasın diye göğsüne çiçek filan koyacaksın ve o sırada da telkini yapacaksın.

Zekâtü'l-fıtri. "Bu ramazan bayramlarımızda verdiğimiz fıtralar."Fardunalâ külli müslimin."Her müslümanın borcudur." Hurrin ve abdin zekerin ve ünsâmine'l-müslimîne." İster hür ister köle olsun, ister erkek ister çocuk olsun, ister yaşlı ister yeni doğmuş olsun."

Herkese bu fıtra vaciptir.

Nedir bu?

Sâ'unmin temrin. "Hurmadan olursasa' denilen bir ölçek var. O ölçekle bir sa' vereceksin."

İşte bizim fıtra kağıtlarında yazılıdır onlar.

Ev sâ'unminşa'îrin. "Yahut arpadan bir ölçek."

İşte 1666 grammı ne diyorlar şimdi onlara. Onun parasını yahut kendisini vereceksin.

Bunu vermekle beraber, bunun fevâidi;

Zekâtü'l-fıtri tuhratünli's-sâimi. "Oruç tuttuk ya bir ay, bu bir ay orucun temizliği bu paraya bağlı."

Onu hutbelerde de derler ya,mu'allakunbeyne's-semâive'l-ardı. "Oruç gök ile yer arasında muallak duruyor."

Muallak duruyor, onun ind-i ilâhîyede kabulü, vereceğimiz üç beş liraya bağlı.

Bunu düşünürsek çok ince manâlar var. Şu üç beş lirayı vereceğiz bir fakire de, ondan sonra Allah bizim tuttuğumuz orucu kabul edecek.

Mu'allakun beyne's-semâi ve'l-ardı.

Ne kadar incedir!

Demek ki insanlar, müslümanlar daima biribirlerinin muâvenetine koşmak mecburiyetindedir. Bâhusus böyle ramazanlarda birde mecburiyet var.O mürüvvet kısmı ayrı. Mürüvvet daima etrafındakilerini gözetlemekle olur. Birde borç olarak Cenâb-ı Hak takdir etmiş, Ramazanlarda, bayramlarda bunları yapacağız. Zekatı olanlar zekatını verecek, zekatından ayrı da ayrıcaböyle bayramlarda umumi vazifelere davet buyrulmaktadır. Ki bu oruçlarda temizlik, ind-i ilâhîyenin makbuliyetine [vesile olur.]

Mine'l-lağvive'r-refesi.

Mâlum ya, bir zaman kendimize hakim olamıyoruz. Oruçlu da olsak bir takım boş sözlerle, lağviyatlarla, lehivlerler vaktimizi öldürüyoruz, zamanlarımızı geçiriyoruz. Günahlara giriyoruz, bir çok hatalar ediyoruz. Hacta da yapıyoruz bunu, ramazanda da yapıyoruz, her zaman yapıyoruz.

Binâenaleyh bu verdiğimiz bu üç beş lirayla bu temizleniyor. Ne kadar güzel!

Vetu'metünli'l-mesâkîni. "Sonra o miskinlerde geçiniyorlar işte, onlara da bir ekmek gıdası oluyor." Meneddâhâ. "Her kim bunu verirse,edâ ederse." Kable's-salâti. "Bayram namazı kılınmadan evvel."

Bayram namazı kılınmadan evvel her kim bu borcu ödediyse bu fıtreyi verdiyse;

Fe-hiye zekâtün makbûletün. "Bu makbul olan bir zekattır."

Oldu, vazifeni yaptın, orucun şimdi ind-i ilâhîde makbuldür.

Ve men eddâhâ ba'de's-salâti.

Gaflete uydu, veremedi vaktiyle, hocaefendi bayram hutbesinde yahut vaazında söyledi, uyandı ama vakit geçti artık, namazda kılındı. Kimi bulacakta verecek camide? Geçti artık.Onun için;

Ve men eddâhâba'de's-salâti fe-hiyesadakatünmine's-sadakâti. "O verilen sadakalardan bir sadaka olur."

Makbul olan şeyin yerine geçmez.

Şimdi şunu da dinleyi de, havalar sıcak, fazla tutmayayım.

Zemmilû hümbi-dimâihim.

Zemmilû, bir şeyi kaftanı ile sarıp bürümek.

Vurulmuş, yaralanmış... Şimdi bunu kefinleyecek mefinleyecek, öyle iş yok. Onu esvaplarla hemen sararsın götürürsün.

Bi-dimâihim. "Kanlı esvaplarıyla, kanıyla beraber."

Bunlar çok dikkate şâyan şeylerdir.

Fe-innehu leyse min kelmin. "Hiçbir yara yoktur ki."Yüklemü fi'llâhi. "Allah yolunda bu yara alınmıştır."

Muharebe esnasında veyahut herhangi bir halde, yalnız Allah yolunda olan bir mücadelede böyle bir yara alınmıştır.

İllâ ve hüve ye'tîyevme'l-kıyâmetibi-dimâin. "Ancak bu insan yevm-ikıyâmette o kanıyla huzûr-u Rabbü'l-âlemîne çıkacak." Levnühû levnü'd-demi. "Onun rengi tam bir kan rengi." Ve rîhuhurîhu'l-miski. "Kokusuda tam bir misk kokusu olaraktan böyle Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna gelecek o gün."

Binâenaleyh siz bu hususta canlarınızın fedasından korkmayınız. Allah yolunda bölye bir âkıbetedüçâr olacak olursanız, gerek aldığınız yaralar dolayısıyla veya şehitlik dolayısıyla mevkiniz, mertebeniz çok yüksek olacaktır. O kanınız kan rengiyle, mis kokulu olduğu halde huzûr-u Rabbi'l-âlemîne arz olunacaksınız.

Binâenaleyh daima hakkınmüdâfii ve hakkın muhafızı olunuz. Hakkı hem müdafaa ediniz hemde hakkı muhafaza ediniz. Ölürseniz şehit, kalırsanız gazisiniz.

Zevvicû ebnâeküm.

Bak geçende unutmuştum bunu, şimdi hatırıma geldi.

Zevvicû ebnâeküm. "Çocuklarınızı evlendiriniz. "Ve benâtiküm. "Kızlarınızı da evlendirin."

Vakti geldimiydi onları artık tutmayın. Vakti gelince alâ külli hâl hemen evlendirmenin çaresine bakın.

Hallûhünne. "Hem kızlarınızı süsleyiniz." ez-Zehebeve'l-fıddate. "Altın ve gümüşlerle."

Kendilerine rağbet olunsunlar;"Bu zengin bir ailenin kızıdır, pek temiz, pek de güzel, buna talipler çıksın." diyerekten siz bu kız evlatlarınızı da böyle süsleyiniz. Göğüslerine işte beşi birlikler, şunlardan bunlardan,vesairelerden [takın.] Yani bizim köylü kızları varmış, şimdi söylüyorlar, böyle kolları,boyunları filan hep altınlarla [dolu olurmuş]. Çalışıyorlar, kazanıyorlar ve bunları da yapıyorlarve bunlarla da iftihar ediyorlar. Ve onları, boyunlarındakini de talip olanlar çıkar diyerekten,"On tane beşi birlik var, beş tane şu var bu var, şu kadar parası var." [diye] sayıyorlar. Onun için siz bunları ihmal etmeyin.

Ve ecîdû lehünne'l-kisvete. "Onların esbaplarınıda güzel yapın."

Esbaplarınıda güzel edin. Öyle palas pandıras, yaramaz şeylerle, cemiyete uygun olmayan şeylerle onları meydana çıkarmayın.

Ve ahsinûileyhinne. "Ve onlara ihsan ediniz, ikram ediniz."Bi'n-nihleti. "Atiyyelerle."

Bağ bahçe bağışlayınız, bağı bahçesi olsun, evi barkı olsun, ona bir kat ev al, bir kat daha alıver filan. Evi filan var diyerekten çabuk çıkar müşterisi. Peygambersallallahu aleyhi ve sellem ne güzel söylemiş.

Ve ahsinû ileyhinnebi'n-nihleti. "Vaktin varsa bunları yap."

Niçin?

Li-yürğabe fî hinne. "Kendilerine rağbet olunsunlar diyerekten."

Hazreti İbn Ömer'den rivayet olunmuş.

Yine buyrulmuş ki;

Ziyâretü'l-ğaniyyi. "Zenginleri ziyaret etmek."

Ha burada bak güzel bir ders var. Zenginlerin ziyareti de lazım demek.

"Zenginleri ziyareti."Ke's-sâimi'l-kâimi. "Oruçlu bir adam geceleri namaz kılıyor, gündüzleri de sâim."

Bir zengini ziyaret ettiğin vakitte geceleri kâim, gündüzleri sâim bir adamı ziyaret etmiş gibi olursun. Zenginde lazım sana.

Ve ziyâretü'l-fakîri. "Fakirinde ziyareti lazım. Onu da ihmal etme fakirdir diyerekten."

Fakirin ziyareti daha büyük [sevap] ama bak!

Ke'l-cihâdi fî sebîlillâhi. "Allah yolunda mücahede etmiş insanın sevabına nâil olursun."

Öteki namaz kılanın oruç tutanın sevabı, beriki Allah yolunda cihat edenin sevabı var.

Ve ta'dilû hutâhu fî sebîlillâhi. "Onun, mücahidin attığı adımlar yok mu, onun attığı Allah yolunda attığı adımların sevaplarına nâil olursun bir fakiri ziyaretine gitmek suretiyle onun gönlünü aldığın takdirde."

Ve onun bazı ihtiyaçlarını da eğer giderebilirsen ne mutlu sana.

Yine buyuruluyor ki,

Zeyyinû'l-Kur'âne bi-asvâtiküm.

Zeyyinû'l-Kur'âne. "Kur'ân-ı Azîmüşşân'ı ziynetlendiriniz." Bi-asvâtiküm. "Seslerinizle."

Güzel okumak ama bu esvâtikümdeki güzel okumak hânendelerin okudukları, musîk-i şinâsların okudukları gibi demek değil ha!

Zeyyinûbi-asvâtitecvidihî. "Tevcittekikavâide riayet ederekten."

Tecvit denilen bir kitap var, Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın okunmasına yardımcıdır. Şurasını şu kadar çekeceksin, burasını bu kadar çekeceksin, bunu buna çarpacaksın, bunu buna ekleyeceksin diye bir şey var. Bu, onlara riayet etmek suretiyle [okumaktır,] eğer sesinde güzelse ne mutlu sana!

Zeyyinû'l-Kur'ân ebi-asvâtiküm.

Sesi ne kadar güzel olmasa da olsun, tecvide riayet edilerek okunan Kur'an dinlenir. Ama tecvide riayet etmeden, sesi ne kadar güzel olursa olsun, hânendeliğe kaçan Kur'an'lar ise dinlenilmez. Bunlardan da uzak durmak lazım.

Ravileri de bir çok. teberrüken okuyuverelim.

Taberânî, Ahmedb.Hanbel, eş-Şeybe, Dârimî, İbnHibbân, EbûDâvûd, Neseî, İbnMâce, EbâYâlâ, İbn Huzeyne, er-Rûyânî, Taberânî Salah; Hâkim, Beyhakî, Ziyâ el-Makdisî Berâ radıyallahuanh'ten; Dârekutnî, Taberânî, Ebû Nasr ve İbnü'n-Neccâr İbn Abbas ve EbûHüreyre radıyallahuahhüm'den. Bunlar tarafından nakledilen bir rivayet bu.

Şimdi;

Zeyyinû'l-îydeyni bi't-tehlîli ve't-tekbîri ve't-temhîdi ve't-takdîsi.

"Bayramlarınızı da siz ziynetlendiriniz."

Ne ile?

Fişek atar, top atar, şunu yapar, bunu yapar.

Değil!

Zeyyinû'l-îydeyni. "Siz bayramlarınızı tezyin ediniz." Bi't-tehlîli ve't-tekbîri ve't-temhîdi ve't-takdîsi. "Lâ ilâhe illallah, Allahü Ekber, elhamdülillah ve sübhanallah gibi kelimelerle."

Böyle bayrama gelirken ne diyoruz?

Allahuekber Allahuekber lâ ilâhe illallahüvallahüekber Allahuekber velillahi'l-hamd. Bunu teşvik ediyor. Bayrama giderken ve bayram günlerinde 23 vakitte vaciptir. Yirmi üç vakitte namazların arkasından bunları söylememiz lazım. Fazladan da olarak giderken gelirken, boş zamanlarımızda bunları yapmak suretiyle bu nimete nâil oluruz.

Bu bitti artık, son.

Zeyyinû mecâliseküm. "Siz meclislerinizi de ziynetlendiriniz."

Meclisler, topluluk. Toplu bulunduğunuz yerleri de ziynetlendiriniz.

Ne ile?

İşte süslemek suretiyle...

Değil!

Zeyyinû mecâliseküm bi's-salâtialeyye. "Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz hazretlerinin üzerine getirilecek salât ü selâmlarla meclislerinizi ziynetlendiriniz."

Topluluk yaptık o toplulukta iki de bir haydi bakalım salâtü selâm getirelim deriz.

Essalâtüvesselâmü aleyke yâ Resûlallah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Habîballah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Halîlallah!

Bu salât ü selâmlar ne kadar fazla olursa meclisin ziyneti o kadar fazla olur. Meclislerden murat rahmet-i ilâhîyeye nâiliyettir. Rahmet-i ilâhîyeye nâiliyetin en başlı sebebi sallallahu aleyhi vesellem'in ruhâniyetidir. Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in ruhâniyetinin celbi yapılacak salâtü selâmlara bağlıdır. Salât ü selâmlar ne kadar ihlas ile, ne kadar candan böyle yapılırsa ruhâniyet-i Peygamberî orada bulunur. Yani ruhâniyet-i Peygamberî orada hâzırdır. Hâzırdır, oranın, o meclisin tadına doyum olmaz.

Salât ü selâmlardan mahrum olarak toplanılmış, konuşulmuş saatlerce boş laflarla,dağılınmış; ölülerin, leşlerin başlarına toplanıp da dağılan hayvanlara benzetilmiş.

Allah esirgeye.

Onun için topluluktan dağılırken muhakkak surette Cenâb-ı Peygambere salât ü selâm getirmeği unutmamalı.

Bu dua okunduğu takdirde o meclis arasındaki bir takım bazı hatalar, kusurlar, eksiklikler olmuştur ya, o eksiklerin, o hataların, o kusurların mahvına da sebep olur bu dua. O salâtü selâmlarda yine ayrı.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Haydi bu Peygamberimiz Efendimiz üzerine beraberce bir salât ü selâm okuyalım.

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resûlallah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Habîballah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Nebiyyallah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Halîlallah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Safiyyallah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Veliyyallah!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ seyyide'l-evvelîne ve'l-âhirîn!

Essalâtü vesselâmü aleykeyâ şefî'a'l-müznibîn!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâhâteme'n-nebiyyîn!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ rahmetenli'l-âlemîn!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ imâme'l-müttekîn!

Essalâtü vesselâmü aleyke yâ RasûleRabbi'l-âlemîn!

Salavâtullahi ve melâiketihî ve enbiyâihî ve rusülihî ve hameletiarşihî ve cemî'i halkihî alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ecmaîn.

Bir akşam Cenâb-ı Peygamber Hazreti Aişe validemize buyurmuşlar ki;

"Yâ Âişe! Bütün peygamberleri kendinden razı etmedikçe yatma."

"Aman yâ Resûlallah! Bunu ben nasıl yaparım?"

De ki;

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhan ve İbrahîme ve Mûsa ve İsâ ve mâ beyne hümmine'n-nebiyyîneve'l-mürselîn ve salavâtullahi veselâmühû aleyhim ecmaîn.

Bu salavât da bütün peygamberlerin üzerine olduğu için hepsi de tabii tabiatıyla memnun olurlar, hoşnut olurlar.

Allah cümlesinin şefaatini üzerimize nâil eylesin. Bizim de seyyiâtlarımızı affeylesin. Hasenâta da tebdil buyursun. Ve bizide hıfzu himâyesinden bir göz açıp kapayacak zaman bize bırakmasın.

Allahümme innânes'elüke tamâmen ni'meh ve devâme'l-âfiyeh ve husne'l-hâtime bi-hürmeti'l-fâtiha.

Sayfa Başı