M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Regaib Gecesi (1991)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Receb ayı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in methettiği mübarek aylarda. Üç aylar dediğimiz mübarek mevsimin birinci ayıdır. Dört tane haram ay vardır. O aylara eskiden beri hürmet edilegelmiş. Zilkâde, Zilhicce, Muharrem. Bu üç ay, Peygamber Efendimiz peygamber olmadan daha önceki zamanlardan beri Arapların hürmet ettiği, İbrahim aleyhisselamdan, İsmail aleyhisselamdan beri hürmet edilen aylar.

Çünkü Haccın yapılabildiği zaman insanlar yola çıkacaklar. Çölleri geçecekler, zahmetler çekecekler, Beytullah'a varacaklar. Allah'ın emri olan Haccı yapacaklar, Kâbe'yi tavaf edecekler, Arafat'ı ziyaret edecekler diye üç ay bir huzur, şükür, ibadet, taat ayı olarak eskiden beri en cahil insanların kavimlerin bile hürmet ettiği, bedevilerin bile riayet ettiği ay olmuş.

Zilhicce ayında hac oluyor ama hemen 20 gün sonra Muharrem giriyor. Onda da geri dönüş olacak. Bir hacca geliş var, bir gidiş var. Aylarca çöllerde yürüyecekler, öyle varacaklar. Şimdiki gibi uçaklar, vasıtalar yok. Bu üç ay haram ay, dördüncü haram ay da bunlardan ayrı.

Muharrem, İslâm takviminin birinci ayı. Muharrem, Safer, Rebîülevvel, Rebîülâhir, Cemâziyelevvel, Cemâziyelâhir ve Recep. Muharrem den sonra yedinci ay. Aradan o kadar uzun bir zaman geçiyor. Senenin öbür yarısı, yani ortası oluyor. Recep de haram aylardan. Yani silah çekmezler, kılıçları kınlarına koyarlardı. Harp etmezlerdi, hürmet ederlerdi bu aya.

Onun için öteki üç ay yan yana olduğundan Recep ayı tek kenarda durduğundan Recep El Ferd demişler. Yegane tek başına duruyor diye. Ama Allah'ın rahmeti kullarının üzerine çok çok döküldüğü için demişler. Böyle sanki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor deriz ya Allah'ın rahmetinin böyle gümbür gümbür yağdığı Kulağın üzerine döküldüğü ay olduğundan isimlendirilmişler. Başka isimler de verilmiş ama Recep ayının Peygamber Efendimiz'in de hadîs-i şerîflerden bildiğimize göre kıymeti yüksek.

Receb-i şehrullah. Recep ayı Allah'ın ayıdır. Recep ayı Allah'ın ayı da öteki aylar Allah'ın ayı değil mi? Yerler, gökler Allah'ın değil mi? Seneler, haftalar, aylar, günler Allah'ın değil mi? Her şey Allah'ın. Mülk de Allah'ın. Kullar Allah'ın, dünya, âhiret, her yer, her şey O'nun hükmünde.

Ama Recep Allah'ın ayı demek, Allah'ın rahmetini kullarına saçtığı ay demek. Allah'ın ikram zamanı, Allahu Teâlâ Hazretleri kullarına Rahmetini açıyor. Onun için Allah'ın kullara ikram ettiği ay demek oluyor. Böyle bir aya girilmiş oluyor.

Peygamber Efendimiz bir de buyurmuş ki; "Şaban'u şehri." Recep'den sonra gelen öteki ay Şaban, o da benim ayımdır. Ramazan şehri ümmeti, ondan sonra gelen Ramazan da ümmetimin ayıdır. Recep ayı ekme ayıdır; toprağı sürme, ekme. Tarla ilk önce bir hazırlanıyor hazırlanmadan olmuyor. Şaban ayı bakma ayıdır, Ramazan'da mahsulü toplama ayıdır.

Demek ki öyle bir mübarek mevsimi girmiş bulunuyoruz ki; öyle bir rampaya çıkmaya başladık ki bunun sonu Allah'ın rahmetine ermek. Bir ibadet mevsimi, bir hazırlık başlıyor. Mübarek aylar. Peygamber Efendimiz kendisi zaten Allah'ın en sevgili kulu; zaten her şeyi güzel; zaten sabahtan akşama, geceden gündüze her işi ibadet. Ama Recep ayı girdi mi daha da ibadete düşermiş. Daha da oruç orucu çok tutarmış.

Efendimiz'in en çok oruç tuttuğu ay Recep ayıdır. Hazırlık yani böyle. "Çünkü oruç tuttu mu bir insan orucun sevabını ben vereceğim." Onu melekler yazar, onları kimse bilemez. Ne kadar vereceğini bilemez ki kulu ne kadar güzel oruç tuttuysa, ne kadar nefsine hakim olduysa mükâfatı o kadar büyük olacağından "Orucun sevabını ben vereceğim." Kimsenin bildiği bir şey değil.

Sabredenlerin ecri hesaba gelmez. Ne kadar verileceği hiç belli olmaz. Çok fazla verecek demek. Onun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendisi Allah aşıklarının baş tâcı olduğundan, aşkından, muhabbetinden Recep ayı girdi mi oruç tutmaya başlardı.

Oruç tutmak insanı salihleşirir. Nefsi zayıflatır, günahları eritir, sevapları bigayri hisâb kazandırır. İnsan oruç tuta tuta mânevî bakımdan yükselmeye devam eder. Efendimiz'in en çok oruç tuttuğu ay Recep ayıdır.

Peygamber Efendimiz'in doğduğu gün ve gece o bizim dünyamıza teşrif etmiş diye aklımızı şaşırıyoruz ne yapacağımızı şaşırıyoruz sevincimizden. Kandil yapıyoruz, Peygamber Efendimiz'in doğum gecesidir diye. Hayırlar hasenâtlar yapıyoruz. Mevlid Kandili ayrı, öteki kandillerin hepsi bu üç ay içerisinde. Mübarek gecelerin hepsi bu 3 ay içerisinde. Recep'in ilk perşembesini cumasına bağlayan geceye Regaip gecesi dinliyor.Yani şu gece Regaip gecesi.

Müslümanlar kendilerinin ne kadar kârına olan, çok kazanç sağlayacakları zamanları bilmiyorlar. Halbuki şu cami burada bedava, çok büyük zengin, hediyeler dağıtılıyor, diye ilan edilseydi tıklım tıklım dolardı, caddede trafik aksardı. bu gece öyle gece işte, Allah'ın melekleri isim vermişler bu gece Regaip gecesi diye.

Allah'ın böyle lütuf ve ihsanlarının bol bol taştığı bir gece olduğu için melekler telaşe düşüyor, harekete geçiyor bu gecede. İnsanlar en çok Allah'ın lütfuna muhtaç oldukları zamanda ne kadar habersizler. Allah'ın rahmetinin saçıldığı, dağıtıldığı zamandan haberleri yok.

Rahmetli annem derdi ki: "Evladım sabahleyin erken kalk. Sabahleyin melekler gelir, küçük çocukların başına, insanların başına. Eğer sabah namazına kalkmışlarsa onlara kısmetlerini verir. Eğer sabah namazına kalkmamışlarsa, vaktinde ibadete kalkmamışlarsa, beklerler beklerler sabah namazı güneş doğuncaya kadar, vakti geçmeyecek zaman da kalkmayınca giderler, gayrimüslimlerin henüz daha günaha bulaşmamış masum çocuklarına verirler o kısmetleri." Büyüklerimiz böyle anlatırlardı. Onun için erken kalk. Bu, kısmetlerin dağıtıldığı zamandır, diye.

Bu kısmetlerin en çok dağıtıldığı gece bu. Regaip gecesi. Sonra üç aylarda başka hangi gece var? Yine bu Recep ayında Peygamber Efendimiz ne oldu? Miraç'a çıktı. 29. gece Peygamber Efendimiz'in miraca çıktığı Miraç gecesinin de olduğu aydır. Demek ki Regaip gecesi bir ay içinde, ondan sonra Miraç Gecesi. Allahu Teâlâ hazretlerinin hiçbir kuluna nasip etmediği en büyük mükâfat, en büyük davet, en büyük ikram, en büyük şeref, en büyük fazilet Resûlullah Efendimiz'in başına Recep'in 26'sını 27'sine bağlayan Miraç Gecesi bu ayda.

O halde müslümanlar başlangıcı hayır, sonu hayır olan bu ayın farkında olması lazım. Sonra Şaban ayı geliyor. Şaban'ın 15'inde Berat gecesi var. Kullara beratlarının verildiği, bir dahaki seneye kadar rızkının, ömrünün yazıldığı gece geliyor. Ondan sonra Ramazan'ın içinde bir Kadir gecesi var ki bin aydan daha hayırlı. Dört tane kandilin hepsi böyle, ama iki tanesi Recep ayında. Bir tanesi Şaban'da bir tanesi Ramazan'da.

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış dediğimiz gibi; dünyanın mevsimleri var, bir de ilâhî mevsimler var. Rabbanî mevsimler var. İşte bir rabbanî mevsim başladı ki mevsimlerin en güzeli. Feyizlerin bereketler ile rahmetlerin saçıldığı, insanların nurlara gark olduğu, sevapları kazandığı bir mevsime giriyoruz bu gece. Bu gece Receb'in birinci gecesi aynı zamanda. Recep'in ilk günü ise bugün birinci gününü bitirmiş olduk. İkinci gününe akşam namazından itibaren geçilmiş oluyor.

Bu aylarda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oruçlarını arttırırdı. İbadetlerini arttırırdı, Şaban'da da yine oruç tutarak ibadet ederek dualar ederek olağanüstü bir gayret edilmesini gösteren bir hareket tarzı takip ederdi.

Ramazan'a, onbir ayın sultanına, o güne geldiği zaman göğün kapıları açılır, cennetin içi bezenir. Cehennemin kapıları kapatılır, meleklere emredilir. Şeytanların azılıları bağlanır. Çok değişiklikler oluyor, mânevî bakımdan Ramazan'da, çok muazzam değişiklikler oluyor. Kul Recep ayında oruç tutarak ibadetlerini dikkat ederek tövbe ederek çünkü oruç günahların affına sebep oluyor. Tövbe ederek günahlardan kurtuluyor. Şaban ayının ortasında artık o bir senesi yazılıyor, ne olacağı. Acaba yaşayacak mı bir dahaki seneye kadar, yoksa ölülerin arasına mı dosyası geçti, rızkı nasıl olacak. Diğer başına gelecek olan olaylar ne olacak. O Şaban'ın onbeşinde tayin ediliyor.

Ondan sonra Ramazan geliyor, Ramazan'ın sonunda da Peygamber Efendimiz evinde durmazdı. İbadetin şevki öyle cûşa gelirdi ki öyle ziyadeleşirdi ki evinde durmazdı, camiye gelirdi. Ramazan'ın son 10 gününü camide geçirirdi.

Ramazan'ın son on gününü camide geçirmeye ne denir? Camide itikâfa girmek denir. Kimseyle konuşmayacak, bir kenara çekilecek, ibadetle meşgul olacak. Boş vakit geçirmeyecek, kimseyle sohbet etmeyecek, dışarıya çıkıp mâlâyâni konuşmayacak. Kur'an okuyacak, ibadet edecek, dua edecek, zikredecek. On gün konsantre olacak, tam manası ile. Ondan sonra artık Kadir gecesini Allah'ın izniyle, ayın 20'si ile sonu arasında 21, 23, 25, 27'si "Tek gecelerde arayın." diye Efendimiz işaret buyurmuş. Artık 27'sinde mi olacak, ne zaman olacaksa Kadir gecesine rastlar itikâfa girince.

Ondan sonra hem dünyanın bayramına erişir, Ramazan Bayramı diye, hem de âhiretin büyük sevaplarını kazandığı için Allah'ın rızasını kazanmasına vesile olduğu için nice büyük hayırlara ermiş olur.

Aziz ve muhterem kardeşlerim !

İşte böyle kelimelerimle anlatmaya çalıştığım bir mübarek ay başlamış bulunuyor. Ve şu anda da bu mübarek ayın kandil gecesindeyiz. Regaip gecesindeyiz. Bu gece insan mümkünse öğlen biraz uyusaydı da kendisi, vücudu kuvvet kazansaydı da bu gece sabahlara kadar yana yakıla dua etseydi. İbadet etseydi keşke. Bu gece hiç uyumasaydı, hem cuma gecesi hem Regaip gecesi. Son derece sevaplı bir gece.

Onun için bu geceyi en güzel tarzda geçirmeye herkesin gayret etmesi lazım. Ben size neler yapmanız gerektiğini bir bir söyleyeceğim. Siz de gittiğiniz, görüştüğünüz yerlerde söylersiniz.

Bir gece nasıl ihya edilir?

İhya etmek ne demek? Geceyi çok sevaplı bir tarzda, Allah'ın sevdiği bir tarzda geçirmek, canlı geçirmek, geceyi diriltmek demek, yani ölü geçirmemek. Geceye can vermek demek.

Bu geceyi nasıl canlandıracağız? Nasıl ihya edeceğiz?

Bir kere yatsı namazı ile sabah namazını camide kılarsa insan, bütün geceyi ihya etmiş olur. Bu umumî kaide. Hangi zamanda olursanız olun, yatsı namazını gelir cemaatle kılarsak, sabah namazına da gelir cemaatle kılarsınız, bütün geceyi ihya etmiş olursunuz. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde buyuruyor. Bu kestirme bir ihya, kestirme bir kazanç bu.

Evinizde namaz kılacağınıza atlarsınız arabanıza, 10 dakikalık yol gelirsiniz, 15 dakikalık yol gelirsiniz. Ama namazı cemaatle kılarsınız. Ondan sonra, sabahleyin gelirsiniz, namazı cemaatle kılarsınız. Sanki bütün gece hiç uyumamışsınız da Allah'a yana yakıla ibadet etmişsiniz gibi sevap kazanırsınız. Bu bir.

Sonra peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki: "Bir insan abdest alıp da abdestli, temiz yatar uyursa melekler onu sabaha kadar ibadet etmiş diye yazarlar defterine." Hatta gökyüzünden o mü'minin vücudunu melekler pırıl pırıl görür. Onun vücudunun nurunu görür. Gökyüzünden abdestli kulun yanına uçuşup gelirler. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinde böyle bildiriliyor. İzdiham ederler, bir kalabalık bir melek yığını o abdestli yatan insanın etrafına toplanır muhterem kardeşlerim. Gecesi nurlu hayırlı bir gece olur.

Onun için ne yapacağız? Elhamdülillah şimdi akşamı kıldık. Yatsının zamanını bekliyoruz Ne yapacağız. Sabah namazında camiye geleceğiz, bu geceyi ihya etmenin kestirme, garantili çarelerinden birisi bu. Allah razı olsun yatsı namazına gelen bilir, Kandil gecesi diye. Sabah namazına da gelirseniz bütün gece ihya edilmiş olur.

Ayrıca buradan eve gittiğiniz zaman taze abdest alın, namaz kılın, dua edin. Ondan sonra abdestli yatın. Abdestli yattınız mı melekler toplanacak etrafınıza. Uyuduğunuz hâlde melekler sizi gece ibadet etmiş gibi yazacak. Ondan da istifade edersiniz.

Bir de bu geceye mahsus sabaha kadar uyuyamazsınız, "Yarın çalışacağım.", "Durumum müsait değil.", "Dayanamıyorum uykusuzluğa." derseniz hiç olmazsa saatinizi kuracaksınız. Takvime bakarsınız. İmsak kesilmeden önce bir ara kalkıp gece namazı kılacaksınız teheccüd namazı.

"Geceleyin kılınan iki rekat namaz, dünyadan da dünyanın içindeki her şeyden de daha hayırlıdır." diye Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği bir namazdır. Hem o vakit duaların kabul olduğu zamandır.

Allahu Teâlâ Hazretleri kullarına seslenir: "Yok mu benden kendisinin affedilmesini isteyen? Haydi gelsin, istesin, affedeceğim. Yok mu benden mağfiret olunmak isteyen? Haydi tövbe etsin, mağfiret istesin. Ben onu affı mağfiret edeceğim. Tövbesini kabul edeceğim. Yok mu benden bir dileği, bir isteği olan? Haydi gelsin, istesin, vereceğim." dediği zaman bu.

Gecenin o vakti öyle bir zamandır. Onun için saatinizi kuracaksınız, gece teheccüd namazına da kalkacaksınız. Her gece kalkarsanız çok iyi bir âdet başlatmış olursunuz. Ama hiç olmazsa bu gece teheccüd namazını kaçırmayın. Kalkın bir abdest alın. Geceleyin seccadede hiç kimse olmadığı zaman, Rabbinizin huzurunda güzel, candan tövbe edin; istiğfar edin, elinizi açın Allahu Teâlâ Hazretlerine yalvarın.

Büyük sıkıntılarınız var hiç istenmeyen olaylar başınızda dönüyor. Körfez'de savaş çıktı, biz uzaktayız ama Körfez'de savaş oluyor. Ana gibi yâr olmaz Bağdat gibi diyar olmaz demiş büyüklerimiz. Altın kubbeli camilerin olduğu, İmâm-ı Âzam Efendimiz'in kabrinin bulunduğu, Abdülkâdir Geylânî Efendimiz'in türbesinin olduğu Bağdat bombalanıyor işte. Yani az bir şey mi?

Biz burada rahatsız elhamdülillah. Ümmet-i Muhammed'in çok duaya ihtiyacı var. Çok duaya ihtiyacımız var, maalesef Allah'ın istediği iyi müslümanlar olamamışız. Maalesef Resûlullah'ın bize tarif ettiği güzel ahlâka sahip olamamışız. Maalesef birbirimizi layıkıyla sevememişiz. Maalesef birbirimizle layıkıyla kardeş olamamışız. Birbirimizle ilgili irtibat kuramamışız.

Birbirimizle dayanışmayı sağlayamamışız. Birbirimizi ikaz edecek bir düzeni tesis edememişiz. Başımızdaki zalimleri def edecek bir dayanışma içine girememişiz. Yanlış işleri tamir edecek, telafi edecek, "Öyle olmaz, böyle yapılması lazım." diyecek bir kuvvetli İslâmî otorite tesis dememişiz, kuramamışız.

Maceracıların peşinde İslâm ülkeleri birbirlerine harp ederek, darp ederek, birbirlerine hücum ederek, birbirlerini yağmalayarak vakit geçirmiş. Birbirlerinin dillerinden haberleri yok, birbirlerinin hâllerinden haberleri yok. Birbirleriyle tanışıklıkları yok. Birbirlerinin yüzlerine kapıları kapalı. İşbirlikleri zayıf, ticaretleri zayıf, sevgileri zayıf. Müslüman kardeşlikleri sıfıra yakın.

Tabii Allah kabul etsin diyelim, ne diyelim ama Allah bazen bazı ibadetleri o ibadetleri yapan insanların yüzüne çarpar. "Eksik olsun böyle ibadet. İstemem senin gibi insanı, böyle bozuk ibadetini diye."

Onun için birbirimizi sevmemiz lazım muhterem kardeşlerim. Birbirimizi saymamız lazım. Birbirimize yardımcı olmamız lazım, tek vücut olmamız lazım. Peygamber Efendimiz'in bütün hadis kitaplarında yazılan sahih hadîs-i şerîftir. "Müslümanlar bir tek vücut gibidir. Bir vücudun bir yerinde bir hastalık olsa bütün vücut hastalanıyor." diyor Peygamber Efendimiz.

Bütün vücut gece humma içinde, ateş içinde cayır cayır yanar. Uykusuz geçirir. Ya midesinde bozukluk vardır ya ciğerinde üşütme vardır ama bütün vücut rahatsızlık çeker. Yok parmağında dolama çıkmıştır. Ya ayağında bir Gut hastalığı çıkmıştır. Orası zonklar ama bütün vücut rahatsız olur. Neden ? Vücut da ondan. Bir organı taşıyan, birbirine bağlı bir grup da onun için.

Müslümanlar müslümanlardan haberdar değil. Müslümanlar müslümanları desteklemiyor. Kimisi Rusya'da kalmış, kimisi Bulgaristan'da kalmış. Hududu geçemiyorsun zaten, o da kötü bir durum. O duruma niye düşsün müslümanlar? Düşmemeleri lazımdı. Şimdi bütün onları bırak; tarihi, coğrafyayı bırak da senin Melbourne'deki müslümanlar olarak birbirinle muhabbetin ne kadar? Melbourne'de müslüman olarak sen camiye geliyorsun ama öteki Türklerin nüfus kağıdında dini müslüman diye yazan insanlar nerede? Melbourne'deki insanlara cami yetmez. Bu camiler tıklım tıklım dolması lazım. Onlar nerede? Niye biz onlarla ilgi kuramamışız, onları bu tarafa çekememişiz? Niye onlar buraya gelememiş? Bunlar işte bizim kusurlarımız. Bölük bölük, parça parça.

Bu caminin kurulmasını anlatırken arkadaşlarım bana "Biz ne sıkıntılar çektik bu camiyi kuruncaya kadar." diyorlardı. "Bir ara başkalarının camilerinde namaz kılıyorduk. Onlar bizi camilerinden kovdular." diyorlardı. Tabii onlar başka dil konuşan müslümanlar, biz başka dil. Onların dilini bilmeyen müslümanlarız falan derken. Demek ki muhabbetli bir çalışma yapamamışız. Camileri küçük yapmışız. Siz kendi Caminizi kurun. Ancak "Camimiz bize yetiyor." mu dediler, nasıl dedilerse. İyi olmuş, bu caminin kurulmasına sebep olmuş ama muhabbet olması lazım.

Bir müslüman öteki müslüman kardeşini severse Allah celle celâluh hadîs-i kudsîde buyuruyor ki:

Birbirini Allah için seven insanlara benim de sevgim vacip olur. Ben de severim onları. Müslümanlar birbirlerini severse Allah da onları sever. Allah sevdiği kulu ezdirmez, Allah sevdiği kulu mağdur etmez, Allah sevdiği kulu yardımsız bırakmaz.

Demek ki birbirimizi sevmediğimizden Allah bizi affetmiyor, sevmiyor. Başımıza belalar ondan geliyor. Berat gecesi Allah herkesi affedecek, çok insanları affedecek. Arapların filanca kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları cehennemden âzad edecek. Herkese bağışlayacak diye hadîs-i şerîfte geçiyor.

Üç insan affedilmeyecek, diyor. Bir, içkiye devam edenler. İki, anasına babasına asi olan. Üç, birbiriyle dargın olan müslümanlar. Allah bunu affetmeyecek, kalbinde öteki müslümana karşı kin var, kızgınlık var, ateş var, hararet var. Onları Allah ayıracakmış diyecekmiş ki: "Onları affetmiyorum, onlar birbirleri ile barışıncaya kadar ayır onları kenara." Affetmeyecek.

Onun için yine bir başka sahih hadîs-i şerîfte duymuşsunuzdur, duymanız lazım. Duyduysanız da ona göre hareket etmeniz lazım. Duymadıysanız da deftere yazıp aklınıza yazıp aklınızdan hiç çıkartmamanız lazım.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İnanmadıkça, mü'min olmadıkça, müslüman olmadıkça cennete giremezsiniz. Kâfir cennete girmeyecek. Müslüman cennete girecek. Birbirinizi sevmedikçe de cennete girecek derecede mü'min olamazsınız. İkinci cümlesi çok ağır. İkinci cümlenin çok dikkatinizi çekmesi lazım. Birinci cümleyi hepimiz kabul ediyoruz. "Mü'min olmayan cennete giremeyecek." Buna hiç kimsenin itirazı yok. Ama ikinci cümle hepimizin ciğerini yakıyor. Hepimizi biraz iğneliyor.

Birbirinizi sevmedikçe de hakiki müslüman olamazsınız. Seveceğiz birbirimizi. Kusurumuz var, kusura bakmayacağız. Sırt dönüp gitmeyeceğiz. Sevmeyi öğreneceğiz, kibarlığı öğreneceğiz. Nezaket öğreneceğiz, zarafeti öğreneceğiz. Güzel huyu öğreneceğiz, tatlı dili öğreneceğiz. Hediyeleşmeyi öğreneceğiz, seveceğiz birbirimizi. Çünkü sevmeyince hakiki müslüman olunmuyor. Hakiki müslüman olmayınca da cennete girilmiyor.

Bbunu bilmiyor. Namaz kıldı mı cennete gidecek. Namaz kılacak, oruç tutacak, ibadet edecek ama arkadaşıyla dargın olduğu zaman Allah onları ayırır. "Ayır onları kenara, çürük bu, ayırın çürükleri kenara. Birbirleri ile barışmadıkça onları affetmem." diye ayırıyor Allah. Dargın olmayacak.

Suriye, Irak'a dargın. Irak, İran'la dargın. İran, Pakistan'a dargın. Türkiye bilmem nereye küs. Cezayir, Tunus'a dargın. Tunus, Mısır'a dargın; Libya'ya dargın. Libya hem hududu aynı olan ülke, birbirine dargın.

"Hocam hiçbir zaman Cezayir'le Fas aynı zamanda Ramazan ve bayram yapmadı." Niye? Birbirlerine düşman olduklarından, birbirlerinden ayrılırlar. Ya birisi erken yapar ya birisi sonra yapar. Yani bir aykırılık yaparlar diye söylediler.

Ama bizim memlekette de böyle aykırılıkları duyuyorum ben. Burada da belki bunun bazı duyuyorsunuz. Bir gün sonra yapılan bayramın bir adı olmaz. Bayram namazını ille aynı gün, ille ilk günü o saatte yapmak, kılmak mecburiyeti yoktur. İkinci gün de bayram namazı kılınabilir. Yeter ki birlik beraberlik olsun, gel bu işte ayrılık çıkarma. Beraber yapalım. Hayır ille bir aykırılık ,bir terslik olacak.

Müslümanlar çok fena ayrılmışlar birbirlerinden. Çok kötü huylara düşmüşler. Çok yanlış [durumlara] düşmüşler. "Ne yapayım beni sevmiyor." Seni sevmiyorsa o zaman acaba bu adam beni sevmemekte haklı mı diye düşüneceksin, kendindeki kötülükleri gidereceksin. Herkes kendisini doğru sanıyor. Hep kusuru başkasında arıyoruz. Ama büyüklerimiz öyle dememişler. İlk önce kendinde arayacaksın kusuru. Kendini düzeltmeye çalışacaksın.

Çünkü güzel insanı, olgun insanı herkes seviyor. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'yi herkes seviyor. Yunus Emre'yi herkes seviyor Abdülkâdir Geylânî Efendimiz'i herkes seviyor. Sen de öyle ol. Sen de öyle olursan seni de severler.

Demek ki cennete girmenin şartı muhabbet. Müslümanların birbirleriyle kardeşliği. Sonra cennete girmeden önce bir şey daha söyleyeyim. Mahşer günü olacak. İnsanlar mahşerde toplanacak. Mahşer gibi kalabalık diyoruz ya, muazzam izdiham olacak. Nasıl Mekke'deki tünelde insanlar sıkıştılar, öldüler izdihamdan, havasızlıktan. Öyle kenetlenecekler, iğne atsan yere düşmeyecek. Muazzam izdiham olacak. Güneş tepelerinden gelecek. Terler yeri ıslatacak, dizlerin hizasına çıkacak. Daha yukarılara çıkacak. 50 bin yıl bekleşecekler mahşer yerinde.

"Öl" desen ölmek yok, artık orası ölüm yeri değil. Mahşer, hesabı bekleyecekler. Ölmeyecekler ama canlarına tak diyecek. İşte o mahşer gününde o kadar uzun zaman bekleme içinde Allah celle celaluhu birbirini sevenleri Ârş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenecek.

Peygamber Efendimiz diyor ki: "Bazı insanlar, mahşer halkı yukarıya bakar." Bizim yıldızlara baktığımız gibi bakacaklar oradan. Gökte yıldızları seyrettiğimiz gibi bakacaklar, mahşer halkı. Yukarıda bazı insanlar var. Nurdan minberlere oturmuşlar. Minberleri nurdan. Üzerindeki elbiseler nurdan. Yüzleri nurdan pırıl pırıl parlıyor. Onlar da aşağıdan onları yıldız seyreder gibi seyrediyorlar.

Dediler ki: "Yâ resûlallah! Men hüm?" Kim bu mübarekler?

Onlar birbirlerini Allah için sevenler. Birbirleriyle Allah için kardeş olanlar, dedi. Onun için kardeş olacağız, ihvan olacağız. Dost olacağız, arkadaş olacağız, samimi kardeş olacağız. Olacaksınız birbirinizle. Birbirinizi arayacaksınız, seveceksiniz, kusurlarınıza bakmayacaksınız. Ama siz bir taraftan da kendimizin kusuru var mı diye düzeltmeye çalışacaksınız. Tabii kusursuz kul olmaz. Kendisini düzeltecek. Hareketlerine dikkat edecek, kırıcı olmamaya dikkat edecek. Kendisini terbiye edecek, nefsini ıslah edecek.

Bunları yapmamışız, onun için bu durumlara düşüyoruz. Maalesef mânevî bakımdan cezalara düşüyoruz. Demek ki dünyada cennetlik olmak için birbirini sevmek lazım. Mahşer yerinde nurdan minberlerde Ârş-ı Âlâ'nın gölgesinde hiç sıkıntı çekmeden durmak istiyorsanız, kardeş olacaksınız birbirinizi seveceksiniz.

Üçüncüsü; cennette de Allah birbirlerini seven kimselere öyle dereceler verecek ki tariflere sığmaz. Yalnız şöyle anlatabilirim, Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde bildiriyor. Cennet ehli olup cennete girmiş. Cennet ehlinin hepsi cennetlik; hepsinin güzellikleri, nimetleri tariflere sığmayacak kadar. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kimsenin aklına hayaline gelmedik güzellikler; nurlu hizmetçiler, bahçeler, köşkler, altınlar, gümüşler,

Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu

Çıkmış İslâm bülbülleri öter Allah deyu deyu

Salınır tuba dalları Kur'an okur dilleri

Cennet bağının gülleri açar Allah deyu deyu

Kerpiçleri altın gümüş Yaradan ne hoş yaratmış

Miski amberle donatmış kokar Allah deyu deyu

Diye Yunus Emre'nin böyle ballandıra ballandıra Türkçe olarak anlattığı şeyler hadîs-i şerîflerde var, Kur'ân-ı Kerîm'de var. Kur'ân-ı Kerîm'in nice sûrelerinde Allah güzel güzel cenneti tarif ediyor. Cennette de Allah birbirlerini seven kimselere öyle yüksek dereceler verecek ki öyle köşkler verecek ki bilmem kaç bin odası olan, bilmem şu kadar güzel, bu kadar böyle kıymetli, onlar cennette o köşklerinin balkonuna çıktıkları zaman cennetin içinde gölgelik yerler aydınlanacak, ışıklanacak.

Çünkü cennette gölgelik, loşluk, yeşillik böyle şeyler var. Her taraf bir ışıyacak. Nasıl havai fişek atıldığı zaman her taraf aydınlanıyor. Veyahut fotoğrafını çekmek istediğin zaman düğmeye basıyorsun birden karanlık yerlerde resim çekerken bir flash yanıyor, her tarafı aydınlanıyor. O resmi öyle çekiyor.

Cennet aydınlanacak. Cennete girenler diyecekler ki: "O birbirlerini Allah için seven, o ahiret kardeşi olan, o mübarek insanlardan birisi gene balkona çıktı. Gelin onları seyrana gidelim." Yüzlerine bakmaya doyum olmayacak. Oraya, seyrana onların yüzlerine bakmaya gidecekler. Bizim manzaralı bir yerde, göl kenarında mehtabı seyrettiğimiz gibi.

Bir konferans verdiğimde. Orada hadîs-i şerîfte okumuştum. Anlatmıştık.

Bir insan; yeni bir kardeş, yeni bir arkadaş, yeni bir müslüman dost edinirse Allah onun cennette derecesini bir derece daha yükseltir. Bugün yeni bir kimseyle tanıştın mı yeni bir müslüman kardeşinle. "Tanıştım. Arkadaş oldum, ismini öğrendim, memleketini öğrendim. Babasının adını öğrendim." Sen yeni bir arkadaş edinince Allah senin cennetteki dereceni bir derece daha yükseltecek ve o çıktığın dereceye başka hiçbir ibadet ile çıkmak mümkün olmayacak. Namazla, oruçla şunla bunla çıkman mümkün olmayacak kadar yüksek yeni bir dereceye sırf böyle birbirinizi Allah için sevdiğiniz için çıkacaksınız.

Müslümanların birbiriyle birleşmesi lazım. Meşveret etmesi lazım. Şûra kurması lazım, dost olması lazım. Grup grup olabilir, cami cami olabilir ama gruplar birbirini sevmeli. Kardeş olmalı, müslüman kardeşliklerini her şeyin üstünde tutmalı. İslâm ülkeleri birbirlerine yakınlaşmalı, dostu olmalı, diye anlattık.

Ama müslümanların alimlerin izinde gitmesi lazım, sözünü dinlemesi lazım. İslâm aleminin haline bakın.

Onun için müslümanların çok duaya ihtiyacı var. Birbirimize çok dua edelim. Madem ki bir dua mevsimi gelmiş, madem ki mânevî bir ilkbahar mevsimi gelmiş. Güzel duaların kabul olduğu Allah'ın rahmetini bol bol saçtığı zaman gelmiş. Bu zamanı güzel değerlendirelim.

Bir tanesinde buyuruyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Ebû Said El-Hudrî Hazretleri'nden rivayet edildiğine göre.

Recep haram aylardandır. Arapların hacca gittikleri aylarla beraber sayılan dört mübarek aydan birisidir, demek. Onu izah ettim. Bunun günleri altıncı semanın üzerine yazılmıştır.

Recep ayında kendimize çekidüzen vereceğiz. Çekidüzen vermenin başlangıcı tövbe etmektir. Güzel bir tövbe edeceğiz. "Yâ Rabbi! Üç aylar geldi, Recep ayı geldi. Tövbe ayıdır, estağfurullah. Affet Yâ Rabbim, bağışla yâ Rabbi." diye gözyaşı dökeceğiz. Candan, aşk ile, sıdk ile tövbe edeceğiz. Dikkat edeceğiz, Recep ayı geldi diyeceğiz. Oruç tutmaya gayret edeceğiz, oruçları ne kadar fazla tutarsan sevabı o kadar fazla, diye Efendimiz çok oruç tutmuş diye, oruç tutacağız.

Şimdi burada Efendimiz diyor ki: "Bir insan Recep ayında bir gün oruç tutsa. Cuma mü'minlerin bayramı olduğu için tek tutulmaz. Perşembeden başlayıp sırayla gidiyorsan tutarsın da sırf cumaya mahsus tutulmaz çünkü bayram günü. Müslümanların bayramı, sevabı çok oldu camiye gelecek sevap kazanacak. Hutbe dinleyecek, sevap kazanacak. Dua edecek, duaların kabul olduğu bir gizli saat var. O zaman tutarsa affolunacak. Ama bayram günü, cuma nurlu gün.

Ama mesela cumartesi veya pazar tuttu. Veya pazartesi perşembe tuttu. Veya eyyam-ı bîz oruçları tuttu. Bir gün oruç tutsa Recep'ten ama nasıl? Tam günahlardan sakınarak, titiz bir şekilde, hiç haramlara bakmadan, haramları işlemeden; yasakları, Allah'ın emirlerini çiğnemeden güzel bir oruç tutsa pırıl pırıl, yepyeni, lekesiz, eksiksiz, kusursuz bir oruç olsa o zaman ne olur ?

Altıncı semanın kapısında yazılıdır, demişti o bağ, o kapı ve o oruç tuttuğu gün. İkisi bu oruç tutan kimse için Allah'a dua ederler. Altıncı semanın kapısı da dua eder oruç tuttuğu gün de dua eder. Allah her şeye kadir diyoruz ya. Allah celle celaluhu kıyamet gününde insanlar hesaba çekilirken elleri konuşturacak mı? Konuşturacak. Ayakları konuşturacak mı? Konuşturacak. Her âzâyı konuşturacak. Yasin sûresinde de var, başka âyetlerde de var. Elleri ayakları konuşturacak Allah.

Yasin sûresinde, nereye gittiğini bu ayaklar söyleyecek. "Yâ Rabbim meyhaneye gitti. Yâ Rabbi kumara gitti. Yâ Rabbi günaha gitti." diye ayaklar konuşacak. Eller konuşacak, diyecek ki: "Evet yâ Rabbi, beni uzattı o hırsızlığı yaptı. O günahı işledi." diye âzâları konuşturacak mı? Konuşturacak. Allah her şeye kâdirdir. Günü konuşturur mu konuşturur. Her şeye kâdir. Kapıyı konuşturur mu, konuşturur.

Bunlar konuşacak ve diyecekler ki: "Yâ Rabbi! Bu oruç tutan kuluna afv u mağfiret eyle. Çok güzel oruç tuttu, bunu bağışla yâ Rabbi!" Ama takvâya riayet etmezse, günahlardan sakınmazsa ona dua yok. O zaman denilecek ki "hadaetke nefsüke" nefsin seni gene aldattı, orucu gene berbat etti. Oruca niyet ettin ama orucu doğru düzgün tutamadın ki.

Millet muhterem kardeşlerim anlatılmadığı için midir nedir. Millet oruç ibadetini tam tutmuyor. Orucu sadece aç kalmak sanıyor. Küçükken öyle görmüş, sahura kalkılıyor tıka basa yemek yeniyor. Pilavdan, kebaptan, tatlıdan yeniliyor, sudan içiliyor tam depo ediliyor. Vücutta açlık çekilmesin diye iyice depo ediliyor. İyi güzel, akşama kadar açlık çekmeyelim, diye tek düşüncesi bu. Oruç sadece aç durmak demek değildir. Oruç günahların hepsinden çekilmek demektir.

Hem oruç tutuyor hem gözüyle harama bakıyor. Olmaz. Kadına bakıyor, harama bakıyor. Günaha bakıyor, olmaz. Bak, orucun sevabı gider. Hem oruç tutuyor hem dili ile yalan dolan, gıybet, iftira dedikodu vesaireler ile meşgul oluyor. O zaman oruç sakatlanıyor. Neden? Haram işledi. Yani oruçlu insan hem su içmeyecek hem yemek yemeyecek hem de günahlardan kesilecek. Haramlardan kesilecek, bunları işlemeyecek.

Bu haramlardan, günahlardan kesilme tarafı hadîs-i şerîflerde anlatılıyor ama bizim halkımız bilmiyor. "Oruç" deyince sanıyor ki aç kalmak susuz kalmak. Boşuna aç kalıyor, susuz kalıyorlar. Ne diyor dervişe "Eğer günahlardan kesilmezsen nefsin gene seni aldattı, orucunu berbât etti." Nefsin Sana bir oyun etti, gene günahları işletirdi sana orucun sevabı mahvoldu. Elinden kaçtı, dermiş.

Onun için muhterem kardeşlerim, bu hadîs-i şerîf de madem karşımıza geçti, bunu söyleyelim. Bir ay devam edecek bu böyle. Bugün Regaip kandili inşaallah Miraç kandiline de yetiştirirsiniz. Ondan sonra Şaban'ın Berat kandili, ondan sonra Ramazan. Ondan sonra teravihler, vesaireler Kadir gecesi.

Recep'te oruç tutarken sevgili kardeşlerim, orucu sadece aç kalmak susuz kalmak diye anlamayın. Oruç ahlâkî bir davranıştır. Oruçlu bir insan ahlâkî bir eğitim yapıyor. Her günahtan uzak duruyor. Kimseyi kırmayacak, incitmeyecek, kavga etmeyecek. Karısıyla kavga ediyor, komşusuyla kavga ediyor. Niye kavga ettin, diye birisi de gelip söyleyince "Ben sigara tiryakisiyim. Oruç tuttuğum için sigara içemedim. O sigara içmemem kafamı tuttu da ondan sonra sola çatıyorum." diyor. Orucun sevabı kalmıyor. Nefsine hakim olacak ki güzel huylu olacak.

Hatta buyuruyor ki Peygamber Efendimiz oruç hakkında. Birisi gelse sana çatsa, "Alırım aşağıya, vururum bir tane." filan. Kavga arıyor, omuz uzatıyor filan. Farz edelim değil mi. Diyecek ki: "Ben oruçluyum, ben oruçluyum." Peygamber Efendimiz böyle desin diyor. Birisi gelip çatsa oruçlu bir insana, "Ben sana uymam, ben oruç tutuyorum. Sana uyacak halim yok. Sana cevap vermem." falan diyecek, hiç uymayacak yani.

Neden? Oruç tutmak ahlâkî bir gün geçirmek demek. Sadece aç kalmak, susuz kalmak değil. Milletin işine de geliyor aslında oruç tutmak. Çünkü çok çok göbeklenmiş. Doktor perhiz vermiş, oruç tutmak işine geliyor. Zaten doktor söyleyince herkes tutuyor. Zaten sen doktor dinlemesen hastaneye boyluyorsun, şekerin artıyor, bilmem ne oluyor. Mecburen tutuyorsun.

Oruç ahlâkî bir hareket. Oruçlu olduğun müddetçe kimseyi kırmayacaksın, günahlara bulaşmayacaksın. Haramlara bulaşmayacaksın, batmayacaksın. Esmeyeceksin, söylemeyeceksin, vurmayacaksın, kırmayacaksın, sövmeyeceksin, dövmeyeceksin. Oruç bu işte. Orucu böyle tutun, bunun altını çizin. Bunu kafanıza iyice yerleştirin, orucun ne olduğunu. Allah aşkına; aç kalmak, susuz kalmak diye bir şey sanmayın.

Oruç nedir? Sabahtan akşama aç susuz kalmak. Hayır böyle değil. Bunları ben uydurmuyorum. Hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz diyor ki: "Bir insan dedikoduyu mâlâyâniyi bırakmazsa Allah'ın onun akşama kadar aç susuz kalmasına ihtiyacı yoktur." Tutmasın daha iyi. Yani bu kötü huyları bırakmazsa Allah onun ibadetini kabul etmez. İbadetine ihtiyacı yoktur.

Sonra başka bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Nice oruç tutan insan vardır ki akşam eline bir şey geçmez. Aç susuz kaldığı ile durur." Akşama kârı aç ve susuz kalmaktan ibadettir, diyor. Onun için Allah'ın sevdiği kulu olmak istiyorsak, istiyoruz. Şu mübarek mevsim geldi. Bu mevsimde bari adam olalım. Kıyamet mi kopacak, Mehdi mi çıkacak, deccal mi çıkacak? Ortadoğu'daki savaş Dünya Savaşı'na mı dönüşecek? Kıtlık olacak mı, hiçbir şey bilmiyoruz. İstikbali Allah bilir. Allah'tan iyi günler isteriz.

Ama Allah celle celaluhu kendisine rahat zamanda güzel kulluk eden kulunu darlık geldiği zaman duasını kabul edermiş. Sadece başı sıkıştığı zaman kendisine dua eden kulun duasını kabul etmez. "Vah vah başı dara sıkıştı, geldi, şimdi istiyor. Dün aklın neredeydi, evvelki gün neredeydi aklın? Günahda iken, kahvede iken, kusurda iken, meyhanede idin, bilmem neredeydin. Şimdi harp oldu. Geliyorsun değil mi. Şimdi şehrinin bombalanma ihtimali belirdi. Şimdi Aman Allah'ım diyorsun değil mi." Olmaz, o zaman kabul etmez.

Ne zaman kabul eder? Rahat zamanında, ibadetine devam eden, Allah'a karşı vazifelerini yapmakta kusur etmemeye çalışan kul dara geldiği zaman, öyle bir imdadına yetişir ki zalimin canına okur. Ama hiç aldırmıyor, insanın gözünün içine baka baka günahları işliyor. Ondan sonra başladı, dara gelince "Aman Allah!" "Yandım Allah!" diyor. Ama Allahu Teâlâ ona kızdığı için o belayı ona göndermiş. "Uyandım Allah!" deyince yanmaktan kurtarır mı, kurtarmaz.

Edepli kul olacak, sevgili kul olacak, Allah'ı seven kul olacak. Allah acaba seni seviyor mu, sevmiyor mu? Bunun ölçüsü var mı, terazisi var mı, ölçeği var mı, makinası var mı? Tartı var mı tartışsak, Allah beni seviyor mu, sevmiyor mu. Evet tartısı, ölçüsü var. Nedir?

Sen Allah'ı ne kadar seviyorsan Allah da seni o kadar seviyor. Allah'ın senin nazarında kadri kıymeti Allah'ın dininin kadir kıymeti senin yanında ne kadarsa senin de Allah yanında kıymetin işte o kadar.

Sen Allah'ın dinine önem veriyor musun? Sen Allah'ın ibadetine önem veriyor musun? Sen Allah'ın sözünü dinliyor musun? Sen Allah'ı seviyor musun? Sen Allah'ın yolunu seviyor musun? Hiç aldırmıyor, kılını kıpırdatmadan hiç dinlemiyor bile. O zaman Allah'ın indinde sen sıfırsın. Hiç kıymetin yok.

Ben "Allah" deyince yüreğim ağzıma geliyor, gözlerim yaşarıyor. Allah'ın emirlerini tutmaya çalışıyorum, yasaklarından kaçınmaya çalışıyorum. Yolunda yürümeye gayret ediyorum. Allah da seni sever. Ölçü budur muhterem kardeşlerim. Hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz böyle bildiriyor. Kendi kendinizi yoklayın. Allah'ı sevebilmiş misiniz. Anlayabilmiş misiniz, dinin özünü anlayabilmiş misiniz. Yüreğinize Allah'ın sevgisi girmiş mi? Dine candan mı bağlısınız ite kaka mı geliyorsunuz. Zar zor mu geliyorsunuz, pamuk ipliğine mi bağlısınız. Durumunuz ne? Yani duygularınızın kuvveti ne? Allah'a karşı bağlılığınızın, duygularınızın kuvveti ne.

Kuvvetli, candan, gözleri yaşarıyor. Her şeyini vermeye, feda etmeye razı. Tamam o zaman Allah o kulu seviyor demektir. Ondan hiç şüphe etmeyin. Öyle değilse sevmiyor demektir. Çünkü bazıları kaval dinler gibi duygusuz, şuursuz, ot gibi, o zaman onların kıymeti olmuyor.

Madem şöyle güzel bir mevsim geldi çok kıymetli kardeşlerim. Çok güzel bir ay başladı. Recep ayı, Allah'ın ayı geldi. Allah'ın kullara afv u mağfiret ettiği ay geldi. Allah'ın rahmetini kullara saçtığı ay geldi. O tövbe ayı geldi. Tövbe zamanı, evvela bi tövbe edelim.

"Affet yâ Rabbi! Şimdiye kadar hiç ben sana layık kulluk edemedim. Çok kusurluyum, çok mahcubum. Bağışla yâ Rabbi, tövbe yâ Rabbi. Şu Recep ayında tövbe ettim, bundan sonra iyi kul olacağım." diye evvela bir aşk ile sıdk ile kendimiz tövbe edelim. Hanımımıza tövbe ettirelim, çocuklarımıza tövbe ettirelim.

Bütün kardeşlerimize söyleyelim, tövbe ayı gelmiş diyelim. "Tövbe edelim aman." diye teşvik edelim, bir kere Allah'ın yoluna bir dönelim. Tövbe ne demek? Allah'ın yoluna dönmek ve girmek demek. Tövbe ile Allah yoluna girelim, ondan sonra en iyi temizleme vasıtası şu bizim kalplerimizin kirinin, pisliğinin, karasının en iyi temizleme vasıtası oruç tutmak demek.

Bak bu ay da çok oruç tutacağız. Ama orucu güzel tutun. Günahlardan kaçınarak tutun. Haramlara bakmadan tutun. Dilinize sahip olarak, elinize sahip olarak tutun. Kalbinize, gönlünüze sahip olarak tutun. Oruç tutun, oruç tuttukça günahlarınız hafifler. Silinir, azalır azalır ondan sonra Allah'ın sevgili kulu olmaya çalışırsınız.

Kendi duanızı kabul olmasını istiyorsanız başkalarına dua edin muhterem kardeşlerim. Çünkü Allah başkasına dua eden kulu sever. Siz şimdi burada rahatsınız, biz burada rahatız ama öteki kardeşlerimiz rahat değil. Bağdat'da belki hiç bu işlere karışmamış insanların başına bomba yağıyor şimdi. Hiç ilgisi olmayan insanlar ölüyor. Litvanya'ya Sovyet teröristi girdi onüç kişi öldü diye yer yerinden oynuyor. Ama şimdi Bağdat'ta kim bilir kaç tane ölü var, bilmiyoruz. Onun için başkalarına dua edelim müslüman kardeşlerimize dua edelim.

Allah şaşıranlara akıl versin. Doğru yolu göstersin. Sapıtanları hak yola getirsin. Bize şeytana uymamak kuvvetini versin. Nefsimizi yenmek kuvvetini versin. Nefsi yenmekle oruç tutmak aynı şeydir. Böyle olur, kendi kendine olmaz. Oruç tuta tuta insan nefsini yenmeyi öğrenir. Nefsimizi Allah bize yendirsin. Nefsimizin esiri olmaktan bizi Allah kurtarsın. Şeytanın maskarası olmaktan Allah bizi kurtarsın. Şu üç ayları bizim hak yola girişimizin mevsimi eylesin. Artık bu sene inşaallah adam olalım.

Bilmiyoruz, bu köhne dünyada kaç sene ömrümüz var. Birisi bir atom bombası patlatır, ötekisi ona cevap verir. Bombalar etrafa saçılır. Radyoaktivite etrafa yayılır. Bakarsın dünyanın enkazı kalır. Kaç sene daha yaşayacağız bilmiyoruz. Allah uzun ömür versin ama şu Recep ayı tövbe ayımız olsun. Allah bizim cümle günahlarımızı affetsin.

Namazdan sonra inşaallah hep beraber bir tövbe ve istiğfar ederiz güzelce. Ondan sonra dualar ederiz. Allahu Teâlâ hazretleri Recep ayınızı mübarek eylesin. Regaip kandilinizi mübarek eylesin. Bu gecenin ihya edilmesi lazım. Bu gecenin değerlendirilmesi lazım. Hiç ibadet edemiyorsan Kur'an okuyarak, tesbih çekerek, Allah diyerek geçir. Öyle de yapamazsan abdestli yat uyu. Dört rekat namaz kılıp abdest alıp abdestli uyu. Geceleyin teheccüd namazına kalk. Teheccüd namazını da kıl, o da çok sevap. Ondan sonra sabah namazında camiye cemaatle namaz kılmaya gel. O da çok sevap.

Bunların hepsini yaparsan bu geceyi ihya edilmiş olur. Yarın da zaten mübarek cuma günü. Evde bir güzel gusül abdesti alırsın. "Yâ Rabbi ben dışımı yıkadım, sen de benim içimi yıka. Beni günahlardan halk eyle." diye ağlayarak dualar ederek bir güzelce gusül abdesti alırsın. Cuma'ya da erken saatte gelirsin. Cuma namazını bir güzel kılarsın. Allah ondan sonraki zamanında da sana yardım eder.

İnşaallah bu Recep ayı Allah'ın sevgili kulu olmaya başlamanın mevsimi olur. Zamanı olur. Şaban daha hayırlı olur. Ramazan daha hayırlı olur. Bayram en güzel bayram olur. Ondan sonra Allah'ın sevdiği bir kulu olarak yaşarsın. Sevgili kulu olarak huzuruna varırsın. Cennetiyle cemaliyle müşerref olursun. Allah hepinize bunları nasip etsin.

Bi-hürmeti esrârı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı