M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 293.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eüzübillahimineşşeytaniiracim Bismillahirrahmanirrahim

el-Hamdülillahi rabbil alemine hamden kesiran tayyiben mübareken fih. Ala külli halin ve küllü hiyn. vesselatu vesselamu ala seyyidina Muhammed'in ve alâ âlihi ve sahbihi ve men tebihu bi ihsânin ecmaine ettayyibine ettahhirin. Emmâ ba'du fe kâle Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem.

Abdullah b. Ömer radiyallâhu anhümâ'dan rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:

Zevvicû. Evlendirin. Ebnâekum ve benatiküm. Erkek çocuklarınızı ve kız çocuklarınızı evlendirin. Çocuğu evlenecek çağa geldiği zaman evlendirmek anne babaların önemli bir görevidir. Hem de iyi bir kimseyle evlendirmek görevidir. Çok dikkat etmeleri gerekir. Çok mühim bir olaydır evlendirmek. Çünkü uygunsuz bir kimseyle evlendirdiği zaman yavrusunun dünyası da âhireti de mahvolabilir. Hem dünyası mahvolabilir. Mutsuzluk, kavga, gürültü, geçimsizlik. Hem âhireti mahvolabilir. Haram, günah, imansızlık vesaire. O bakımdan çok önemli. Çok dikkat ederek evlendirmek lazım.

Yetişmiş olan kızını uygun gördüğü, sevdiği bir delikanlı, dinini imanını beğendiği bir kimse varsa "Evladım ben sana kızımı vermek istiyorum." diyebilir. Demesi de lazım. Çünkü hayırlı bir kimseyle evlendirmek istiyor. Utanırım ben, isteyemem vesaire filan diye değil.

Ve evlendirme hususunda birbirlerinize yardımcı olun. Kardeşlerinizin çocuklarını, yani ahbaplarınızın, arkadaşlarınızın çocuklarını iyi kimselerle evlendirmeleri için onlara yardımcı olun. Çünkü siz birisine birisini teklif edebilirsiniz. Ama annesi babası teklif edemeyebilir. Onun için çok namuslu, çok becerikli, çok iyi bir kızcağız evde kalır da kendisini arz etmesini, kıvırtmasını, bilen bir kız kolayca hemen evlenebilir. Bu haksızlığa müdahele etmek lazım, yardımcı olmak lazım.

Hüllü hunne ezzehebe vel fidda. Altınla gümüşle onları süsleyin. Halla, yuhalli, tahniyeten. Süslemek demek. Bu ondan emir oluyor. Altın, gümüş, süs, ziynet takın; yani bilezik, yüzük, vesaire filan süsleyin.

Ve ecidü lehunne kisvete. Bu le hunne zamiri kız çocukları için. Erkeklerin, biliyorsunuz, İslâm'da altın takı kullanması yasaktır. Haramdır yani. Kızlar için bunlar. Kızları altınla, gümüşle, ziynet eşyalarıyla ziynetlendirin. Küpeydi, yüzüktü, gerdanlıktı, bilezikti, halhaldı neyse âdetlere göre.

Ve ecidu lehunne kisvete. Ve elbiselerini kıymetli, alımlı güzel elbiseler ile onların giyimlerini güzelleştirin. Güzel yapın, diyor Peygamber Efendimiz. Bakıldığı zaman beğenilecek veya yakışacak elbiseler giydirin.

Ve ahsenu ileyhinne binnihle. Ve onlara cömertçe ikramda bulunun. Al evladım, evleniyorsun, al bol bol.

Liyurdava fihinne. Rağbetleri artsın. Damat namzetlerinin o kızlara meyli, rağbeti daha fazlalaşsın diye cömert davranın. "Al kızım, sana şu tarlayı verdim, falanca yerdeki tarlayı da verdim. Şunu da verdim. Rahat geçinin. Her şeyiniz hallolur." deyince o zaman ama der; "Ben bununla evlenirsem, ev kirası meselesinden kurtulacağım." der. Bilmem ne, der filan. Herkes bir hesap yapıyor şimdi.

Benim hanım çalışan bir hanım olsun, diyor şimdi. Nerden çıkarttın bunu? İslâm'da, aslını sorarsanız bana, aslında kadının ve çocuğun yemesi içmesi, giymesi, barınması erkeğin görevidir. Binâenaleyh kadının çalışması nereden çıkıyor? Kadının çalışması kıyamet alâmetlerindendir. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde buyuruyor ki: "Kadının ticarethanesinde çalışıp kocasına yardımcı olması kıyamet alâmetidir."

Yoktu eskiden böyle bir şey. Erkek kazanırdı. Hanım evde hanım hanım otururdu. Çoluk çocuğunu terbiye ederdi. Kur'an öğretirdi. Dikiş dikerdi vesaire. Öyle yürürdü iş. Sonradan çıktı bu şeyler. Kadın çalışamaz mı? Çalışır. Mecburiyet olursa çalışır. Niye çalışmasın? Çalışır. Ama kadınların yapacağı işleri iyi ayarlamak lazım. Elin adamının karşısına çıkartmamak lazım mümkünse. Çünkü akıllısı vardır, delisi vardır. Zır delisi vardır. Hınzır delisi vardır. Zır deliden öte bir de hınzır deliler var. Ondan dolayı dikkat etmek lazım gelir.

Bu hadîs-i şerîfe dikkat edelim. Evlilik konusunda şefaat, yardımcı olmak. Bazen de mesela iyi bir çocuk birisine talip oluyor. Allah'ın emriyle Peygamber'in kavliyle kızınızı istiyorum efendim, diyor. Kasılıyor baba. "Nerden mezunsun? İşin var mı? Maaşın ne kadar? Evin var mı?" Bilmem ne filan. Terletiyor damat namzeti, ama damat namzeti melek gibi bir insan. Biliyorum ki çok iyi. Melek gibi bir insan. Akıllı, uslu, terbiyeli filan. Ama ahım şahım parası pulu, malı yok.

Sen onu biliyorsan gideceksin diyeceksin ki; kardeşim, hacı kardeşim. Haccı senle beraber yapmıştık hani, hatırlıyor musun? Safa ve Merve arasında sa'y etmiştik. Arafat'ta sıcakta nasıl birbirimize ayran ikram etmiştik, filan. Bu çocuk iyi çocuktur. Bunu kaçırma. Evet bu zengin değil parası yok ama iyidir. İyi insandır. Müslümandır. Kızını rahat ettirir. Cennete de girmesine yardımcı olur.

Eskiden file yokmuş. Zenbil varmış. Neden? Fileden aldığın şeyler görünür. Aralıklı.

Ay

Kırmızı kırmızı elmalar. Bir tane de altın gibi kavun. Bir de karpuz. Adam yutkunmaya başlar uzaktan gördüğü zaman. Üzümler, bilmem neler. Eskiden ne vardı? Zenbil vardı. Zenbil ne demek? Torba demek. İçi görünmüyor. Ne taşıdığı görünmüyor. Neden? Göz hakkı var diye. Göz hakkı olur diye. Görene vermen lazım. Ya da göstermemen lazım. Canı çeker, göz hakkı var.

Eskiden başkaydı işler. Şimdi değişti. Ama iyi mi oldu? Her değişme iyiye doğru değişme mi oldu? Hayır. Hanımlar ayrı otursunlar, dikişten nakıştan kendi dünyaları kendi bildiklerini konuşsunlar. Beyler de burada konuşsun. Haremlik selamlık Peygamber Efendimiz'in yaptığı bir şey. Sünnet olan bir şey. Uygun olan biruygulama. Kur'an'ın emri. Ondan dolayı ayıplıyor kişiyi.

Çalışkan talebeyi asistan aldırtmıyor. "Almayın, hem hafız. Onu almayın." diyor. "O haremlik selamlık yapıyor." diyor. Sen de yapıyorsun. Hepimiz yapıyoruz. Elimizden geldiğince haremlik selamlık yapıyoruz. Örtünmek Allah'ın emri diye. Örtünmenin bir çeşidi de kadınlarla erkeklerin karma olmaması. İhtilaf etmemesi diye ayrı oturuyoruz. Eskiden dârü'l müallimât vardı. Muallim hanımlar mektebi. Dârü'l muallimîn vardı. Muallim erkekler mektebi. Ayrıydı. Şimdi karıştı. Karışınca ne oldu? Karışınca bakışır. Bakışınca konuşur. Konuşunca başka şeyler yaparlar. Ayrı olmayınca.

Ben bir gün profesörün evinden Kızılay'dan fakülteye yürüyorum. Cebeci'de o zaman fakülte. Arka sokaktan yürüyorum, ana caddenin tozu toprağı dumanı iyi değil. Kızılay'da arka sokaktan Cebeci'ye doğru yürüyoruz. Maarif Mektebi var orada. Özel, paralı. Oraya kızlar gidiyorlar. İlkokul kısmı da var; ortaokul, lise kısmı da var. Paralı, kıymetli bir mektep. Yabancı dil filan öğretiliyor. Küçücük kızlar gidiyor önümde. Maarif Koleji'nin ilkokul öğrencileri. Maarif Koleji'nin kıyafetlerini giymiş belli. Bacaksız. Bacakları var ama küçük. Bacaksız demek ne demek? Yani ufacık demek.

Niye bacaksız diyorum? Şimdi ben arkalarından hızlı gidiyorum, onların adımları küçük olduğundan yavaş yavaş gidiyorlar. Ben arkadan onlara yetiştim. Hizalarına geldim. Geçtim gittim. Aman Allah'ım aman. Duyduklarımı size söyleyemem. İki kız konuşuyorlar. Boylarından bir milyar uzaklıktaki, yükseklikteki şeyleri konuşuyorlar. Evlilikten İlkokul çocuğu, ya 3. sınıfta ya 4. sınıfta. Küçücük kızlar. Aman Allah'ım. Ağzım açık kaldı. Kendilerinden geçmişler, birbirleriyle konuşuyorlar. Evlilikler, mahremiyetler vesaire meselelerini. Ben yanlarına arkasından duya duya geldim. Yanlarından geçtim. Kulak misafiri bile değilim. Onlar benim kulağıma zorla girdi, o sözler yani. Ben onları dinlemek bile istemedim. Ağzım açık kaldı. Bu ne demek? Böyle olur bu işler.

Onun için uygun olanı terbiyelerini ayrı yapıp vakti gelince evlendirin. Doğru olanı budur. Tanıştırdın mı birbirlerine bakarlar. Beğenirler. Dayanamazlar. Dayanamıyorum anne, der gelir. Boynuna sarılır annesinin. Yanaklarından öper. "Çok seviyorum, dayanamıyorum. Asacağım kendimi, bu hapların hepsini yutacağım. İntihar edeceğim." Yapma kız, etme deli kız. Etme bilmem ne. Çünkü şair ne diyor:

"Göz gördü gönül sevdi. A benim yüzüm ahım.

Kurbanın olam var mı benim bunda günahım?"

Var tabii. Olmaz olur mu? Günahın sünnet-i seniyyeye uymaman. Hadîs-i şerîflere uymaman farklıdır. Müslüman ayrı bir dinin, yüce bir dinin, mukaddes bir kitabın, Allah'ın seçtiği mümtaz bir ümmetin mensubu. Müslümanın her şeyi kendine özeldir. Yani çok kıymetli bir şey. Her şeyi farklıdır. Özeldir. Kendisine mahsustur. Müslümanın çocuğu yetiştirmesi başka türlü olur. Büyütmesi başka türlü olur. Evlendirmesi, düğünü başka türlü olur. Kazanması başka türlü olur. Sözü doğru olur. İşi ciddi olur. Allah'ın rızasını düşünür. Haramdan sakınır. Öyle her kazançlı işe atılmaz hemen. Haram mı, helal mi diye düşünür. Haramsa yanaşmaz.

Müslüman kahraman bir insandır. Destanı yazılacak insandır hakiki bir müslüman. Adam şimdi her şeyi topa tutuluyor. Müslümanın her huyu topa tutuluyor. Aldırmayacaksın. Peygamber Efendimiz'in zamanında müslümanlar tenkit edilmedi mi? Edildi. Bu halkın çenesini tutamazsın. Bu halk sana dil uzatmak değil, Peygamberlere dil uzatmak değil, âlemlerin Rabbine dil uzatıyor.

O halkın dediğine ne bakıyorsun? Sen kendi doğru bildiğini yapacaksın. Birisi dünya tepsi gibi düz, dese inanacak mısın? Değil. "Hocam görmüyor musun? İşte tepsi gibi düz. Göz var izan var. İşte denize bakıyorsun dümdüz. Zaten yuvarlak olsa aşağı tarafa dökülür." Senin aklın ermez bu işe. Dünya yuvarlaktır. "Dümdüz görünüyor işte, güneş buradan doğuyor buradan bakıyor." Güneş doğup batmıyor bir kere. Onu da bilmiyorsun. Dünya dönüyor da sen öyle görüyorsun. Güneş doğup batmıyor. Güneş olduğu yerde duruyor. " Öyle mi?" Öyle tabii. Ne sandın.

İşte İslâm'ı tenkit edenler böyle. Mantıklı konuşsalar bile konuştukları mantıklı değil. Onun için sen hakk bildiğin şeyi bırakmayacaksın. Hanımlar ayrı otursunlar. Beyler ayrı otursunlar. Çocuğunu güzel terbiye et. Kız çocuğunun yataklarını bile belli yaştan sonra ayrı yapmak lazım. Kız çocuklarının oğlanlarla yatakları ayrı olur. Erkek çocukların odaları ayrı olur.

Almanlar hoşuma gitti. Bir ailenin çocukları varsa. Kız ve erkek çocuğu varsa. Üç odadan daha az odalı yerde kiralık durmaları yasakmış. Ceza sebebiymiş. Ben duydum. Aferin Almanlara. Diyorlarmış ki; anne babanın bir odası olması gerek. Erkeklerin bir odası. Kızların bir odası. Çocuklara en aşağı üç oda lazım. "Param yok alamıyorum." "Gel ben sana devletten yardımla böyle üç odalı ev bulacağım." diyormuş ve veriyormuş. O neden yapıyor? O da kendi dinlerinde bizim bu dinimizdeki usul olduğundan biliyor da ondan yapıyor. Dindar da ondan yapıyor.

"Onların bazı huylarının bizim bazı huylarımıza benzemesinin sırrı nedir hocam?" Gayet basit. Hepsini Allah öğretiyor güzel şeylerin. Peygamberler gönderiyor. Peygamberler öğretiyor. Aynı şeyi öğretiyor. Güzel olan şeyleri öğretiyor. Haram yemeyin. Hırsızlık yapmayın. Musa aleyhisselamın bildirdiği emirden Kur'ân'ı Kerîm'de de var. Hepsi var Kur'ân'ı Kerîm'de. Hocalar bilir. Musa aleyhisselama ne emretmişse Kur'ân'ı Ker'im'de var. İbrahim aleyhisselama emrettikleri Kur'ânı Kerîm'de var. Onun için benziyor. Bozulmamış emirleri koruyabilmişlerse bizimkine benziyor. Bozulmuşsa benzemiyor.

"Hocam bu hıristiyanlar böyle açık saçık geziyor, hem dindar." Onlar da gezmezdi şaşkın kardeşim. Bunlar da yene açıldılar. Bunlarda da kapalılık vardı eskiden. Ben hatırlarım, Kapalıçarşı'da bir yaz terlikçi dükkanında çalıştım. Bir Ermeni dudusu geldi. Dul kadın. Dudu demek dul kadın. Böyle örtünmüş. Eline de eldiven giymiş. Pabuç alacak, terlik alacak yani bizden. Geldi oturdu. Takvâsına hayran kaldım. "Ben Allah'tan korkarım aman." diyor. Örtülü. Aslı öyle. Sonradan şaşırmışlar. Bilmiyor musunuz eski şarlo filmlerinde 1900lü yıllarda plajlarda giyim filan nasıl? Kollar uzun uzun kadınların. Eskiden böyle kısa kıyafetler yoktu. Onlar da sonradan bozuldu.

Onun için hiç şaşırmayalım. Aldanmayalım. Doğru bildiğimiz işi "Bu doğrudur." diyelim, yapalım. Eğriye eğri, doğruya doğru. Evet birinci hadîs-i şerîf bu.

İkinci hadîs-i şerîf.

Yine İbni Ömer radiyallahü anhüma ve Ebû Ümâme radiyallahu anh'ten bu hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:

Zeyyinu mecalisetun. Meclislerinizi, toplantılarınızı, yaptığınız toplantıları ziynetlendirin.

Bissalate aleyye. Bana salât ü selâm getirmekle ziynetlendirin.

Fe inne salatekum aleyye. Çünkü sizin bana salat-u selam getirmeniz. Essalatü veselamü aleyke ya Rasûlallah demeniz. Veyahut Allahümme salli ala seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sellim demeniz, salatu selam getirmeniz

Nurullekum yevmel kıyameh. Kıyamet gününde sizin için nur olur. Kıyamet gününün zulümâtında, karanlıklarında sıratı geçerken mahşer yerinde nur olur. Müslümanların ibadetleri, taatleri nur olacak. Önlerini, arkalarını, sağlarını sollarını görecekler. Sıratı rahat geçecekler. "Aman Yâ Rabbi! Nurumuzu tamamla Yâ Rabbi!" diye dua ede ede gidecekler. Bir sönüverirse, ışıksız kalırsak diye korka korka geçecekler.

Rabbena etmimlenâ nurena fağfirlena rabbena inneke raufurrahim

diye dua ede ede geçecekler. Salât ü selâm nurdur Peygamber Efendimiz'e. Bir mecliste müslümanlar bir yerde toplandılar. Konuştular konuştular. Kalktılar. Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm getirmediler. Peygamberimiz'in anılmadığı, Peygamberimiz'e salât ü selâm getirilmemiş bir mecliste toplananların durumu neye benzer?

Sanki bir leşin başına o leşin etini yemek üzere köpekler toplanmış da dağılmışlara benzer. Yani o toplantı hayırlı bir toplantı değil. Hayırlı toplantıda Allah celle celalühü anılır Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm getirilir. Allahümme salli ala seyyidinâ Muhammed diye. Toplantı hayırlı bir toplantı olur. Allah adı anılmayan salât ü selâm getirilmeyen İslâmî meclis, toplantı olmaz. O Peygamber Efendimiz'e getirilen salât ü selâmlar nur olacak. Müslümanın önünü ardını aydınlatacak. Onun için Peygamber Efendimiz'e salât ü selâmı çok getirmeye dikkat eyleyin.

Ve üçüncü hadîs-i şerîf. Ebû Hüreyre radiyallahü anh'ten bu da. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadiste buyurmuş ki:

Bu hadîs-i şerîfte bahsedilen ilginç bir konu. İnsanlar birbirlerini ziyaret edecekler. İslâm'da müslümanın müslümanı sevmesi, ahbaplık arkadaşlık etmesi, dostluğunu sürdürmesi, ziyaret etmesi çok sevaptır. Müslümanın müslümanı sevmesi ibadet. Ben Ahmet'i seviyorum. Niçin seviyorsun? Müslümanım, o yüzden ondan seviyorum. Mehmet'i de seviyorum. Hasan'ı da seviyorum. Hocam seviyorum tamam.

Neden seviyorsun? Menfaat mi var? Hayır. Tabi menfaat de olabilir ama ben onu müslüman olduğu için seviyorum. Falanca adama niye kızıyorsun? O da biraz günahkâr bir adam. Zalim bir adam. Kusurlu bir adam. Kusurlarından dolayı kızıyorum. Allah'ın bildiğini ne saklayayım. Ona da kızıyorum.

O da var mı İslâm'da? O da var. Allah için sevmek de var İslâm'da. İyi insanı sevmek var. Kötü insana da kötülüğünden dolayı buğz etmekte var. El hubbu fillah ta var. El buğzu fillah ta var. Kötüye Allah rızası için buğz etmek de var. Adam hırsız. Adam rüşvetçi. Adam hep haram yiyor. Adam hep haksızlık yapıyor. Batırdı memleketi. Allah rızası için ona kızıyor. Neden? Yaptıkları işler yamuk da ondan. Sevecek değilim onu. Kötülüğü Allah rızası için sevmemek, iyiyi Allah rızası için sevmek.

Sevmek ibadet ve sevap. Hem de çok sevap. Hem dünyada sevap hem âhirette mükâfat. Bir müslüman bir müslümanı severse Allah da onu seviyor. Ve mahşer yerinde birbirini Allah için seven insanları Arş-ı Âlânın gölgesinde nurdan minberlerde oturtuyor. Aşağıda bırakmıyor. Mahşer kalabalığının içinde sıkışıklıkta, terli yerde bırakmıyor. Onlar bizim şimdi gökte yıldızları seyrettiğimiz gibi, yukardakileri seyredeceklermiş. Mahşer halkı.

Kim bunlar yâ Rabbi!? Nurdan minberlere oturmuş yüzleri pırıl pırıl nur. Elbiseleri nur. Kim bunlar yâ Rabbi!? Bunlar şehitler mi acaba? Bunlar Peygamberler mi acaba? Yâ Rabbi! Bu nurdan minberlere oturan kimler, diyeceklermiş.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Bunlar birbirlerini Allah için sevenler." Arş-ı Âlâ'nın gölgesine oturacak başka insanlar da var ama Allah için birbirini sevenler arşın gölgesinde gölgelenecekler. Onlardan birisi de onlar. Sonra cennete girecekler. Çünkü birbirini Allah için sevenleri Allah seviyor. Sevince de cennete sokuyor. Cennete de girecekler mi? Girdiler. Sonra? Cennette bir tanesinin yeri biraz aşağılarda. Ötekisi çok yukarda. Allah bu iki kardeşi birbirinden ayırmaz bunu da onun yanına getirir. Onun seviyesine getirir. Derecelerini de eşit yapacak. Onu sevdiğinden dolayı. Ve kişi sevdiğiyle beraber haşrolunacak.

Söz sözü açıyor. Sevbân radiyallahü anh Peygamber Efendimiz'in yüzüne hayran hayran bakıyordu. Herkes bakamaz. O bakıyor böyle. Peygamber Efendimiz dedi ki: "Ne oluyor Sevbân? Bakıyorsun. Niye?"

"Etemette'u bi nazari ileyke ya ResulAllah." Yâ Resûlallah senin yüzüne bakarak nimetleniyorum. Bakış bile bir nimet bir lezzet. Zevkten zevke geçiyorum. Yalnız yâ Resûlallah bir derdim var. Bir üzüntüm var.

"Sen yarın firdevs-i âlâya gireceksin. Makâm-ı Mahmûd'a çıkacaksın. En yüksek derecelere ereceksin. Acaba ben cennete girecek miyim? Girmeyecek miyim? Cennete gireceksem bile senin makamın nerede? Ben gariban fakirin yeri nerede? Ben cennete girsem bile acaba seni görebilecek miyim cennette diye üzülüyorum." dedi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona ne buyurdu?

"Kişi sevdiğiyle beraber haşrolacak." Kimi severse onunla beraber olacak. Allahu Teâlâ hazretlerinin bir ikramı da bu. Seven kardeşlerin yüksek olanın seviyesine aşağıdaki gelecek. O yüzden yüksek insanları sevin.

Seversen bir güzel sev

Çekme çirkin derdini.

Türkü ama buraya yakıştı şimdi. Halk türküsü ama yakıştı. Yakışmadı mı? Veysel yakışmadı mı? "Seversen bir güzel sev çekme çirkin nazını." Güzel kimse, mübarek Allah'ın bir evliyâsını sev. Peygamberlerini sev. Sahabe-i kirâmı sev. Onların yanına git. Abuk sabuk, sonradan uydurma, şişirme, sahte kimselerle ne uğraşıyorsun? Seversen bir güzel sev.

Bir de cennete girdikten sonra ne olacak biliyor musunuz? O da beni çok duygulandırıyor. Sizin de hoşunuza gideceğini sanıyorum. Cennetin biliyorsunuz gölgelik, safalı yerleri var.

Fî zilâlin ve uyûn.

Subaşları var. Irmak kenarları var.

La yerevne fi ha şemsen ve la zemherina. Acı soğuk görmeyecekler. Güneşte, sıcakta bunalmayacaklar. Cennet her bakımdan güzel. Cennetin gölgelikleri var. Romantik değil şairâne. Şairâne yerleri var güzel yerleri var. Oraları aydınlanacakmış. Bilmiyorum ona mı benzeyecek nasıl olacak.

Resim çekerken ışıklanıyor ya birden. Tam o esnada. Flaş diyorsunuz. Birden ışık parlıyor. Öyle ışıklanacakmış. Ortalık ışıklanacak ama parlayıp geçmedi devam ediyor. O loş yerlerde, şairane yerlerde oturan oradaki cennetlikler diyeceklermiş ki: "Birbirlerini Allah için sevenlerden birisi köşkünün balkonuna çıktı. Varalım da şunları seyran eyleyelim."

Yani anlayabiliyor musunuz ki Allah için birbirini seven insan köşkünün balkonuna çıktığı zaman cennetin loş yerleri ışıklanıyor. Işıklanmasından anlıyorlar ki o mübarek balkona çıkmış. Bir de ne diyorlar? Gidelim seyran edelim. Seyri de güzel. Yüzleri demek ki o kadar güzelleşecek ki gidelim şunları seyredelim. Işıl ışıl, pırıl pırıl, renk renk.

Biz bu sefer dünyanın gelir seviyesi en yüksek veya parası en çok olan sultanı kimmiş? Brunei sultanı. En zengini oymuş yani. Brunei diye Borneo adasında bir sultanlık var. Çok güzel camileri var. Brunei'ye gittik. Orada dediler ki: "Sultanın kardeşi burada bir gezinti yeri yaptı ki. Gezme yeri. Sefa yeri. Gidin bir görün." Aldılar bir akşam götürdüler. Aman Allah'ım aman. Aman Allah'ım aman. Görmeyince tarifi zor. Öyle geniş bir sahaya öyle güzel şeyler yapmışlar. Bedava.

Bir lunaparka girdiğin zaman inmeler çıkmalar parayla değil mi? Bedava. Her şey bedava. Gezdik tozduk bindik. Her şey gayet güzel. Çok paralar harcanmış. Nihayet en son bir havuzun kenarına geldik. Burada şu saatten şu saate kadar fıskiyelerin gösterisi olacak, dediler. Havuz kocaman, bir muazzam havuz. Orada da yüzlerce fıskiye var. Kimisi bu tarafa su fışkırtıyor. Kimisi bu tarafa. Kimisi dikine. Kimisi havaya. Yani akıl almaz bir düzen kurmuşlar orada. Bir de ışıklandırma yapmışlar.

Birden musiki başladı çalmaya. Musikiye göre bu fıskiyelerden sular fışkırıyor. Işıklar değişiyor. Sular da fışkırıyor ama düz fışkırmıyor. Kimisi böyle küçükten başlıyor fışkırmaya. Sırayla açılıyor. Kimisi yukarıya çıkıyor. Böyle kat kat oluyor. Bin bir türlü şekil. Musikinin namelerine uygun olarak bir musiki ziyafeti. Doyulamayacak bir ziyafet. Fıskiyelerin raksı. Dansı değil.

el-Fâtiha.

Sayfa Başı