M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hac ibadeti ve zikir

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdü li'l-lâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebahû bi-ihsânin ecmaîn. Emmâ ba'd.

Sübhâne rabbiye'l-aliyyi'l-a'le'l-vehhâb. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ ma'bûd. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ meşkûr. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şukrike yâ meşkûr. Sübhâneke mâ arafnâke hakka ma'rifetike yâ ma'rûf.

Çok mühim, çok önemli, çok değerli, mükâfatı çok büyük, sonucu cenneti kazanmak olabilecek bir ibadeti yapma halindeyiz. Hac ibadetini îfâ halindeyiz. Allah kusurlarımızı affetsin. O'nun dergâhına, şânına, ulûhiyetine layık ibadeti kimse yapamaz. Ama biz emredilenleri bile muntazam bir şekilde yapmakta zorluk çekiyoruz; kusurluyuz, eksikliyiz, hatalıyız, zayıfız. Ya bilmiyoruz, cahillik yapıyoruz ya bildiğimizi tam uygulayamıyoruz, tembellik yapıyoruz ya da bildiğimizin aksini yapıyoruz. Çok kusurlarımız vardır. Allah yardım eylesin. Tevfîkini refîk eylesin. O'nun yardımı olursa O'na ibadet mümkün olur. O yardımını keserse insan havada kalır, ortada kalır, eli boş olur, ameli hebâ olur. Lütfetsin, bizi çeşitli nimetlerine erdirdiği gibi ibadetini de güzel yapmaya muvaffak eylesin, tevfîkini bize rehber eylesin; yâr ve refîk eylesin.

Buranın müstesna bir yer olduğunu hiç unutmamamız lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz "Kur'an okurken ağlayınız; ağlayamasanız bile ağlamaya kendinizi zorlayınız, ağlar gibi yapınız." buyurmuş. Bu önemli. Ağlamak, duygu ve hassasiyet işaretidir. Hakikaten biz de haccı yaparken her anda, her zaman ağlamaya çalışmalıyız, ağlamaya kendimizi zorlamalıyız. "Güzel yapamadık, çok büyük bir ibadet, günahlarımız çok, Allah rahmet etmezse, elim boş gidersem halim nice olur?" diye çok ağlamalıyız. İhram bezini belimize ağlaya ağlaya sarmalıyız, tavafı ağlaya ağlaya yapmalıyız.

Buranın azametini bilmeliyiz. Kâbe-i Muazzama. Ne demek? Allah tarafından muazzam kılınmış, tâzim olunmuş, tekrîm olunmuş, muhteşem, mübarek; insanlık tarihi kadar eski, muazzam bir mâbed. Özel durum takınılarak girilebilen, ihramsız girilemeyen bir mübarek mahal. Onun için bunları hissedebilmek lazım; duygulu, hassas bir şekilde ibadet etmek lazım.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuş:

İnnemâ cüıle't-tavâfü bi'l-beyti ve bi's-safâ ve'l-merveti ve remyü'l-cimâri li-ikâmeti zikri'l-lâhi. "Bu tavafın, bu Beyt-i Muazzama'nın, Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafında dönmenin, Safâ ile Merve arasında gitmenin gelmenin, sa'y etmenin, şeytan taşlamanın sebebi, Allah'ı zikirdir." Onun içindir bunlar. Allah zikri, Allah duygusu, Allah şuuru, Allahu Teâlâ hazretlerinin bizi gördüğü, her yerde hâzır ve nâzır olduğuna dair şuurun kuvvetlenmesi içindir. Haccı anlatan âyet-i kerîmelerde de onun için tekrar tekrar zikretmek,

Fe'zküru'l-lâhe inde'l-meş'ari'l-harâmi vezkürûhü kemâ hedâküm diye hep zikir tavsiye ediliyor.

Demek ki insanın bu günlerde zikri çok yapması lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu on günün faziletini beyan ettiği hadîs-i şerîfin sonunda binaenaleyh bu on günde lâ ilâhe illallâh demeyi, sübhânallah demeyi, Allahu ekber demeyi; "Zikri çok yapın." buyurmuş. Bugünlerin en önemli faaliyetlerinden, işlerinden birisi; daima her yerde Allah'ı zikretmektir. Sahabe-i kirâm bu günlerde çarşıda pazarda yüksek sesle tekbirler getirerek, zikirler yaparak dolaşırlardı. Özellikle bu günlerde zikri çok yaparlardı.

İnsan ihrama girdiği zamandan ihramdan çıktığı zamana kadar ibadet halindedir; ibadet halinde olduğunu unutmamalı. Namazdaki insanın namazına dikkat ettiği; "Ben şu anda namazdayım her şeyi yapamam." dediği gibi. Burada eğer temettu haccı dolayısıyla ihramdan çıkmış bile olsa yine de diğer ibadetleri yaparken buraya tâzimi, buranın şânına layık hürmeti, sevgiyi, huzûyu, huşûyu takınması lazım. Bunlara çok dikkat etmek lazım. Bazıları tamamen kendisini salıyor. Arkadaşlarla şaka içinde, sanki memleketinde kahvedeymiş gibi bir gevşekliğe düşüyor. Böyle bir şeyin olmaması lazım. İşin oyuna, eğlenceye tahammülü yoktur. Kimisi namazlara gelmiyor. O tarafta namaz kılınıyor, bu sokakta dolaşıyor, aldırmıyor. Cemaat çok önemli, cemaatle kılınan namaz çok önemli. Kimisi itişme kakışma içinde; başkasına karşı kötü tavır, söz, edebe mugayir hareketlere düşebiliyor.

[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız'ın odasında, başının ucunda büyük bir levha vardı; "Edeb yâ Hû" diye başlıyor, uzun satırlar aşağı kadar devam ediyordu. Bütün ibadetlerin kabul olması için insanın edepli, saygılı, titiz olması lazım; "Aman bir hata yapmayayım." diye düşünmesi lazım.

Edep dediğimiz şey nedir?

İnsanın; "Aman bir hata yapmayayım." diye pür dikkat olmasıdır. Hatadan kaçınmaya edep derler. Bir işi yaparken hatalı yapmama işine edep derler. Ona çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Zilhicce'nin mübarek ilk on gününün yedinci günü de bitiyor. Yarın sekizinci günü. Zilhicce'nin sekizinci gününün özel bir adı vardır; buna yevm-i terviye derler. Terviye ‘r' harfi önce, ‘v' harfi sonra; terviye. Terviye; revâ-yervî-ervâ-yürvî kelimesiyle ilgili; suya kandırmak, bol bol su vermek demek. Hac yolculuğuna çıkacak hacılar develerini şehirden dışarı çıkarıyor, onları suluyor; mühim bir iş başlıyor. İsmi buradan geliyor. Yevm-i terviyede yani Zilhicce'nin sekizinde Peygamber Efendimiz Mina'ya giderdi. Onun için bütün hacı kardeşlerimizin yarının ahkâmına uygun hareket etmesi gerekiyor.

Haccın yapılış şekilleri, umreli umresiz oluşuna göre, bir de umrenin hacla beraber olup olmamasına göre değişiyor. Bir insan sadece hac yapmaya niyetlenmişse, fert kelimesiyle ilgili, hacc-ı ifrâd diyorlar. Sonu ‘t' ile değil ‘d' ile. Ferd; bir, hacdan başka bir şey yok, bir tek hac demek. Hacc-ı ifrâd umre yok, sadece hac demek. İfrat eğer ‘t' ile olursa bir şeyi aşırı kaçırmak mânasına kötü bir sıfat. Öyle değil. Hacc-ı ifrâd; sırf hac yapmak demek. Hacc-ı ifrâda niyetlenmiş olan bir kimse Mîkat'ta ihrama girmiş olacak, haccı bitirinceye kadar ihramlı olacak. Bugünde de, yarında da ihramı üzerinde olması lazım çünkü ihramlı oluşu Mîkat'tan başladı. Vazifesi ihramlanması zamanından başladı, hac bitinceye kadar devam edecek.

Eğer bir insan hacc-ı ifrâd yapmayacaksa ya umreyi önce yapar, ihramdan çıkar, hac vakti gelinceye kadar serbest olur, serbestlikten istifade eder. Bu serbestlikten istifade etmeye temettu etmek deniliyor. Nimetlerden, rahatlıklardan, refahtan, genişlikten, bolluktan istifade etmek manasına geliyor. O zaman hacı Mîkat'tan gelirken diyecekti ki; "Yâ Rabbi! Ben umre yapmaya niyet ediyorum." Gelecekti, umresini yapacaktı, tıraş olup umreden çıkacaktı. Arada serbest bir durum var. Bu serbest durumda da dikişli elbise giyiniyor, koku sürünüyor, serbest, ihram yasakları yok; Mekkeli gibi, Mekke ahalisi gibi oldu. Temettu ediyor, sefa sürüyor, keyif sürüyor; bu işin zevkini sürüyor. Temettu haccı yapan yarın ihrama girecek. Artık serbestlik zamanı bitti. Teneffüs bitti, tekrar ders zili çaldı gibi. Temettu yapanların bu sefer hac yapmak üzere yarın ihrama girmesi lazım.

Bir de kıran haccı var. Kıran, kırmakla ilgili değil. Yakın olmak, karîn olmakla ilgili bir kelime. Kârene-yukârinü-mukâreneten ve kırânen Arapça bir kelime, Türkçe değil. Hacla umre yakın olduğundan, karîn olduğundan buna hacc-ı kırân deniliyor. O hacc-ı kırâna niyet eden insan da Mîkat'tan girerken diyecekti ki; "Yâ Rabbi! Ben hem umre hem hac yapacağım. Birbirine yakın, karîn olarak ikisini birlikte yürüteceğim." Gelince umresinin tavafını, sa'yini yapacaktı. Haccının tavafını, kudüm tavafını, sa'yini yapacaktı. Bunlar geride kaldı. Ama haccını tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmayacaktı.

Demek ki hacc-ı ifrâd yapanlarla, hacc-ı kıran yapanlar şu anda zaten ihramlı devam ediyorlar. Haccı bitirinceye kadar devam edecekler. Hacc-ı temettu yapanlar, umreyi yapmış olup çıkanlar aramızdaki dikişli elbise giyiyorlar. Ben de öyleyim, bazı arkadaşlar da öyle. Biz umremizi geldiğimiz zaman yapmışız, ondan sonra teneffüse geçmişiz. Ders bitmiş, ibadet bitmiş, teneffüse geçmişiz.

Ama bu teneffüste de yine buranın âdâbına riayet etmek lazım çünkü burada ibadetler sevaplı olduğu kadar günahlar da katmerlidir. İbadetlere çok sevap verildiği kadar, günahlara da ceza çok büyük miktarda verilir. Hatta deniliyor ki; "Başka yerde değil ama burada insanın kafasından geçen kötü düşüncelerden bile ceza yazılır. Burada aklından kötü bir şey geçti mi; kötü düşüncesinden, niyetinden dolayı bile ceza yazılır. Kötü düşünce bile geçirmeyecek, içi dışı tertemiz olacak; içinin dışının temiz olmasına çok dikkat edecek."

Demek ki temettu haccı yapacak olan kimse, yarın yeniden ihrama girecek. İhramsız olan, dikişli elbise giyen herkes yarın ihramlanacak. İhramdan önce bir gusül abdesti almak sünnettir, müstehaptır. Gusül abdesti aldıktan sonra ihrama girmeden önce yani sözle niyet etmeden önce güzel kokular sürebilir. Bunu öğleden önce yapması sünnettir. Öğleye kadar bu işi yapacak. Öğleyin nerede olacak? Peygamber Efendimiz ne yapmış? Mina'da olmuş. Olabilecekse, durumu müsaitse; kafilesinin tasarısı, programı müsaitse Mina'ya gidecek. Durumu müsait olmayanlar, başka türlü tasarlamış olanlar da doğrudan Arafat'a gidiyorlar. Çünkü ertesi güne kaldığı zaman bütün insanların hep birden Arafat'a gitmesi, arabaların gelip alması, büyük kafilelerin oraya intikali zorluklar arz ediyor. Bu zorluklardan dolayı böyle yapmışlar. Herkesin Mina'ya gidebilme durumu olamıyor. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz öğle namazını Mescid-i Hayf'ta kılacak şekilde Mina'ya giderdi. Gidilebilecekse öğle namazını orada cemaatle kılacak şekilde gitmek lazım.

Peygamber Efendimiz Mina'da beş vakit namaz kılardı. Orada beş vakitlik ikameti var. Gittiği zamanki öğle namazı, aynı günün ikindi namazı, akşam namazı ve yatsı namazını orada kılardı. Gece Mina'da yatardı. Mina'dan dışarıya çıkmamak, orada zikirle, ibadetle meşgul olmak, geceyi ihya etmek lazım. Ertesi gün yani Arefe günü sabah namazını da Mina'da kılardı. Etti beş vakit; öğle, ikindi, akşam, yatsı, ertesi günün sabah namazı. Ertesi günün sabah namazında bir şey daha yapılacak; bayram tekbirleri. Yani Allahümme entes'selâmü ve minke's-selâm tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm bile demeden, selam verir vermez, işrak tekbirleri denilen, bayram tekbirlerini de unutmamak lazım. Çünkü bizim mezhebimize göre o tekbirleri getirmek vaciptir.

Niyetini tamamlayıp lebbeyk çekecek, Mina'ya gidecek. "Bu yerler peygamberlerin dolaşma yerleriydi." diye düşünecek. İbrahim aleyhisselam rüyada görünce oğlunu kurban etmesi kendisine işaret olununca diyor ki; "Oğulcuğum! Ben rüyamda seni kesme emri aldım, kendimi seni kesiyor gördüm; kesmem lazım. " Enbiyâullahın rüyası vahyin bir çeşididir, onlar boşuna rüya görmezler.

"Rüyada Allah seni kurban etmemi emrediyor. Ne dersin evladım?" Fe'nzur mâ zâ terâ "Sen de, bak bakalım bu hususta ne görüştesin?" Danışıyor, oğluyla istişare ediyor. Ne istişaresi yapıyor? "Seni keseceğim oğlum. Bakalım sen ne düşünüyorsun?" diyor. Babadaki, İbrahim aleyhisselam'daki Allah'a bağlılıktan ibret almamız lazım. İbrahim aleyhisselam çok hassas, çok merhametli bir insandı.

İnne İbrâhîme le evvâhun halîm. "Muhakkak ki İbrahim, çok halim selimdi." Çok yumuşaktı, çok cömertti, herkese merhametliydi. Gözü yaşlıydı. Ama Allah'ın emri olunca; "Oğlum seni kesmem lazım, ne diyorsun?" diye danıştı. İmtihan işte. O günlere geliyoruz, oraya gidiyoruz. Oğlu da has halis, edepli peygamber oğlu peygamber bir insan. Ne diyor? Yâ ebeti'f'al mâ tü'mer. "Babacığım! Allah sana ne emretmişse emrolunduğun şeyi yap." Setecidünî inşâallÂhu mines'sâbirîn. "İnşaallah beni sabırlılardan bulursun. İnşaallah kesilirken sabırsızlık yapmam, inşaallah sana karşı gelmem, çırpınmam." dedi. Böyle işlerin cereyan ettiği yerlere gidiliyor.

Allah'ın imtihanına bak! Cenâb-ı Mevlâ dağına göre kar veriyor. Ne zor! Sen peygamber misin? Değilsin. Ben peygamber miyim? Değilim. peygamberler de bizim gibi birer beşer, bizim gibi birer insan ama ne kadar büyük insanlar! Evladı olsun diye ne kadar bekledi. Çocukları olmuyordu. Çocuğu olunca nasıl sevindi, gözünün bebeği gibi nasıl büyüttü. O da edepli büyümüş, terbiyeli peygamber çocuğu, ne kadar güzel büyümüş. " Emrolunduğunu yap babacığım, inşaallah sabrederim." diyor. Kesileceği kendisine söylenen hangi çocuk bunu diyebilir?

İşte öyle mübarek yerlere, peygamberlerin dolaştığı yerlere gidiliyor. İbrahim aleyhisselam'ın; ondan evvelki, ondan sonraki peygamberlerin dolaştığı yerlere gidiliyor. İhramlı insan ibadet halinde; Allah'ı zikrederek gidiyor. Vazifeleri; dünyanın fâniliğini, bir gün gelip bizim de öleceğimizi, hayatımızın imtihanlarla dolu olduğunu düşünerek yapmak lazım. Oralardaki günlük ihtiyaçlardan, yemekten, içmekten, yorulmaktan, istirahat ihtiyacından dolayı raydan, çizgiden çıkmamak, ölçüyü kaçırmamak, edebi terk etmemek, dikkatli olmak lazım.

Zikri elden bırakmamak lazım. Sahabe-i kirâm zamanında çarşı pazar inlermiş. Özellikle sahabeden bazı kimseler, çarşı pazarda yüksek sesle tekbir getirirlermiş, esnaf da tekbir getirirmiş. Allahu Ekber; Allah en büyük, her şeyden büyük, hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek kadar karşılaştırılması bahis konusu olmayacak kadar sonsuz büyük demek. Hz. Ali Efendimiz ne dedi? "Gökyüzüne, semanın sonsuzluğuna bak; yıldızlara ve yıldızların arasındaki lacivert derinliğe, boşluğa bak. Allah'ın mülkünün genişliğini gör, bu mülkün sahibinin ekberliğini anla." diye

İnsanoğlunun eti yenmez, derisi giyilmez. Onun kıymeti gönlündedir, gönlündeki duygulardadır, o duyguların safiyetinde, temizliğindedir. Gönlünüzü, kalbinizi temiz tutmaya, kalbinizdeki duyguların güzel olmasına çok dikkat edeceksiniz.

Yarınki gün de geçecek. Artık herkes ihramlı. Yarın dikişli elbiseli hacı yok. Dikişli elbiseli hacılar yalnızca hâcceler; hanım hacılar. Onlarda bizim gibi değildir. Bize bu ibadette üstümüze bir örtü, altımıza bir örtü gerekiyor. Bize dikişli elbise yasak ama onların tesettürü mühim olduğundan istedikleri gibi giyinirler. Tesettürün kıymetini buradan anlasınlar.

Malezya'ya gittim. Orada camide bir müddet oturmam icap etti. Geleni gideni gördüm. Kapı açılıyor, içeriye tini mini bir hanım giriyor. Başı açık, japone kollu, pantolonlu bir hanım. Allahu Ekber, fe-sübhanallah! Sübhanallah şaşırma nidâsıdır. Şaştım bu işe. Bu ne haldir? Hanım içeriye giriyor. Üst kat kadınlar kısmı; oraya çıkıyor, güzelce giyiniyor. Aşağısına etek çekiyor, güzel; oyalı bir Malezya eteği, hanımların imreneceği bir şey. Topuklarına kadar örtünüyor. Üstüne örtüyü alıyor, başını örtüyor. Tamam, işte şimdi müslüman hanımların giyimi gibi oldu. Namazı kılıyor. Namaz kıldıktan sonra yine her şeyi çıkarıyor, inip gidiyor.

Yahu bu tesettür camiye mi mahsus? Müslümanlık camiye mi has?

Hayır. Bilakis camide kötülük ihtimali çok azdır. Akıl ve mantık gösteriyor ki bilakis caminin dışında daha fazla olması lâzım. Camide müslüman yine haramı helali bilir, başını çevirir, bakmaz; " Harama bakmayayım, gözümü haramdan koruyayım." der. Dışarıdaki korumaz, asıl dışarıdan sakın. Şaşılacak bir iş.

Şaştığım bir iş daha var. Ana, kız, torun karşıdan geliyorlar. Çok gördüm bu manzarayı, dikkatimi çekti. Anneanne çarşaflı, burnundan kapatmış, bazen tek gözünü açmış, her tarafı kapalı; zor yürüyor. Annesi mantolu, mantolu olduğundan biraz vücudunun şekli belli. Etekleri anneanne kadar uzun değil, biraz kısa. Başına da bir örtü örtmüş ama nedense o kadınlar başına örtüyü örttükten sonra arkasından bir çekiyorlar, önü açılıyor. Örtünün hükmü havaya gitsin, boşa gitsin diye başını güzelce örtüyor sonra da arkasından şöyle bir çekiyor, saçlar meydana çıkıyor. Saçlar göründü mü örtü gitti, örtü olmuyor. Kadın mantolu, yarım başörtülü, etekler biraz dizlerin altında bile olsa öteki teyze kadar değil. Kıza bakıyorsun, torun, belli; ana, kız, torun; çaydanlık takımı gibi. Demlik, semaver, bardak. Kıza bakıyorsun; japone kollu, kısa etekli, boyalı. A cadaloz, asıl senin örtünmen lazım; anneannen isterse açılsın. Kur'ân-ı Kerîm'de bile gayre müteberricâtin bi-zîneh. "Çok da açılıp saçılmamak şartıyla onlara biraz daha müsamaha var." Çünkü yaşlı. Asıl örtünmesi gereken o genç kız. İşte bir terslik de bu.

Tesettürün öneminden dolayı Cenâb-ı Hak hanımlar için dikişli elbiseye müsaade ediyor. Bize müsaade yok. Dikişli bir elbise giyersek ceza var; onlar ise dikişli elbise giyiyor; örtülüler. Hangi renk isterse örtebilir. Siyah olacak, beyaz olacak diye bir şart da yok; ne isterse giyebilir. Yalnız peçe örtülmüyor, peçe yüzünü örtmeyecek. Vech, yani burun, ağız, kaş, göz olan kısmı örtmemek şartıyla öbür tarafları örtecek.

Hepimiz ihramlı olacağız. Hanımlar da ihramlı, bizler de ihramlıyız. Erkeklerden dikişli elbisesi olan yok; herkes ihramlı. Yarın zikirle geçecek. Peygamber Efendimiz ne buyurdu? "Bu tavaf, bu sa'y, bu şeytan taşlama hep Allah'ın zikri için, zikrullah içindir. " Hac ibadeti çok büyük bir zikirdir. Namaz da zikirdir. Namaz da başlangıcından sonuna kadar; başlama tekbirinden selam verinceye kadar zikirdir, büyük bir zikirdir. Onun için namazın bir adı da bazı âyetlerde zikir olarak geçiyor.

İnne's-salâte tenhâ âni'l-fahşâi ve'l-münkeri ve le-zikru'l-lâhi ekber va'l-lâhu ya'lemü mâ tesnaûn.

Zikrullah diye geçiyor. Namaza zikrullah deniliyor. O da zikir içindir. Ekımı's-salâte li-zikrî buyuruluyor. İşin aslı, esası, temeli; Allah'ın şuuruna ermek, Allah'ın kendisini gördüğünün idrakinde olmak, Allah'ı hatırlamak. Zikir, hatırlamak demek, unutmamak demek, Allah'ı hatırında tutmak demek. İşte bu, hac ibadeti boyunca böyle olacak. Yarın zikirle geçecek. Herkes, bütün hacılar derviş. "Yok hocam! Ben tarikate girmedim." Girmedin ama Allah seni hac tarikatine soktu. Mîkat'ta hac tarikatine girmedin mi? Zikredeceksin. Her anın zikir olacak. Yarın zikirle geçecek.

Geldik Arafat'a. Ertesi gün Mina'da olan da, burada olan da, yarından giden de, öbür gün sabahtan giden de Arafat'ta buluşacak, Arafat'a gidecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki; el-haccu arafetü "Hac Arafat'a çıkmak demektir." "Arafat'a çıkmadan hac olmaz." demek. Yarına kadar burada durdu da, bir işi çıktı veya hastalandı, Arafat'a gidemedi ama ondan sonra Mina'ya gitti. Hac olmaz. Arafat'a çıkmayan; gündüz, öğleden sonra, zevalden sonra Arafat'ta bulunamayan hacı olamaz. Çok mazeretliler için cezalı olarak gecesine kadar müsaadesi var ama gün bitti mi hacı olamaz. "Hac demek Arafat'a çıkmak demektir." O düz meydana çıkacak. O etrafı dağlık, Arafat ovasına çıkacak. Baş açık, yalın ayak, örtülere sarınmış; dikişli elbiselerden, üniformalardan, makamlardan, rütbelerden soyunmuş; kimin padişah, kimin köle olduğu belli değil; herkes orada Cenâb-ı Hakk'a tazarru ve niyazda bulunacak, zikirde bulunacak.

Allahu Teâlâ hazretleri Arafat halkının o tazarru ve niyaz halini çok seviyor. Meleklerine gösterip övünüyor; her sene övündüğü gibi övünüyor. Yarından sonra da yine aynı durum olacağı hadîs-i şerîflerden anlaşılıyor. "Bakın benim kullarıma! Nasıl üstleri başları toz toprak olmuş, nasıl saçları başları karışmış, nasıl uzak yerlerden kumlara bata çıka, terleye soğuya buraya gelmişler, nasıl benim rahmetimi istiyorlar ey meleklerim!" diye Arafat meydanındaki müslümanlarla övünecek. Onların halini meleklerine methedecek, meleklerine övecek ve onları afv u mağfiret edecek. Arafat'ta sayısız insanı afv u mağfiret edecek.

Arafat'ın çeşitli duaları var. Hac rehberlerinin hepsinde sayfa sayfa Arafat duaları yazar. Tabi insan mânasını bilerek o duaları okursa güzel olur. Dua bilmeyen ne yapacak, tavafta ne okuyacak, Arafat'ta ne söyleyecek, nasıl dua edecek? Gönlünden geldiğini söyleyecek. "Yâ Rabbi! Beni affet!" diyecek, "Beni mağfiret eyle!" diyecek. "Halimi biliyorum suçum çok, suçluyum, kendimden memnun değilim ama sen erhamü'r-râhimîn'sin, gaffârü'z-zünûb'sun, settarü'l-uyûb'sun affedicisin, affetmeyi seversin, yâ Rabbi! Buraya affolmaya geldim, beni de affet!" diyecek. Orada, Cenâb-ı Mevlâ'nın divanında hüngür hüngür ağlayacak. Ağlayamazsanız kendinizi ağlamak için zorlayın. Ağlayacak ağlayacak; orada gözyaşı dökecek; yalvaracak, yakaracak.

Arafat'ta en kestirme dua; lâ ilâhe illallâh demektir.

Efdalü mâ kultû ene ve'n-nebiyyûne min-kablî lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. "Âhir zaman peygamberi olarak ben Muhammed-i Mustafâ'nın söylediği ve benden önceki bütün evvelki peygamberlerin söylediği sözlerin en hayırlısı lâ ilâhe illallâh sözüdür. " Dünyada pek çok insan bunu söyleyemiyor. Dünyadaki insanların yüzde sekseni bunu diyemiyor. Müşrik, kâfir, gayrimüslim. Lâ ilâhe illallâh demedi mi Allah sevmiyor. Allah'tan başka ilâh yok; yeri göğü yaratan âlemlerin Rabbi, insanların ve bütün varlıkların hâlıkı, mâliki, sahibi, Rabbi Allah. Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh. "O'nun şerîki, nazîri yok." İşte bunu herkes diyemiyor. Ne mutlu diyenlere! Lâ ilâhe illallâh diyeni Allah seviyor. Çok faziletli bir söz, çok kıymetli bir söz. Demeyeni Allah sevmiyor. Birliğini anlayamayanı Allah sevmiyor.

Hacılar Arafat'ta laubali olmamaya, zamanını iyi değerlendirmeye çok dikkat edecek. Hac ibadeti ömürde bir defa yapılması farz olan bir ibadet. Bir daha ya gelir ya gelemez. Zaten hükümetler geldiğini bir bilirse, damgayı vuruyorlar; "Gelemezsin." diyorlar. Ya gelirsin ya gelemezsin. Bugünün kıymetini bileceksin. Bilhassa Arefe gününün kıymetini bileceksin.

Arafat'ın hudutları içinde olmaya çok dikkat edeceksiniz. Çünkü insan Arafat'ın hududu içinde olmazsa Arafat vakfesini yapmamış olur, haccı olmamış olur. Arafat'ın hududu, 10 metre yüksekliğinde direklerin üstüne "Arafat buradan başlar, Arafat'ın nihayeti burası." diye işaretlerle belirtilmiştir. İnsan bakarsa görür ama bilen görür, bilmeyen onun ne olduğunu bile anlamaz. Soracak. Herkesin durduğu yere sen bakma. Kimisi kurnazlık yapıyor. Arafat'ın Müzdelife tarafına getiriyor, çadırını kuruyor, arabasını koyuyor; oraya yerleşiyor. Neden? "Vazife bittiği zaman en önde ben olayım, Müzdelife'ye çabuk geleyim, orada yer kapayım" diye düşünüyor. Biliyor o kurnaz! Onlar umumiyetle buranın ahalisi. Onların yirminci yüzyıl çağdaş devesi denebilecek, dört tekerlekli, cemse dedikleri araçları var. Duvardan bile atlar, düz duvarı bile tırmanır, kumlardan, yasaklardan çatır çutur, patır kütür geçerler. Bakarsın iki şeritlik yolda beş şerit araba olmuş. Kaldırımlardan atlayıp taşları geçip giderler. Biliyorlar. Onlar nasıl hacı oluyor? Orada yerleşiyorlar, çoluk çocuk, eşya, ağırlık orada duruyor. Arafat'ın hududuna, içeriye giriyorlar. İşlerini orada görüp, farzı yerine getirdikten sonra gidiyorlar. Bilmeyen de, "Burada çadır kurulmuş." diye gelir, onların yanında durursa, Arafat'ın hududu dışındaysa hacı olamaz. Haccı tamam olmaz çünkü Arafat'ta durmamış olur.

Arafat'ın Mekke tarafına doğru olan batı tarafında kumluk bir sel yatağı vardır. Üstünde köprüler vardır. Köprülerden geçilip Arafat'a öyle gidilir. Kumluk, epey geniş bir sel yatağı vardır. İçinde su yok; sel yatağı. Demek ki yağmur yağdığı zaman seller oradan akıyor. Oraya Batn-ı Urane derler, Urane vadisi demek. Batın karın demek, vadi demek. Urane vadisi. Urane vadisi Arafat'ın dışıdır.

"O derenin yatağında durmam. Giderim, Arafat Mescidi'nde dururum." Tamam. Şimdi iyi dinleyin! Arafat Mescidi'nin de ön taraftaki üçte birlik kısmı Arafat'ın dışıdır. Mescit öyle bir yere yapılmış ki ön tarafındaki üçte birlik kısmı; imamın durduğu, namaz kıldırdığı yer Arafat'ın dışıdır. Adam; "İmama yakın olayım." diye erken zamanda oraya gitti, seccadesini serdi. "Tamam, ben burada otururum, kalkarım. İki arkadaşla beraber bulunuruz. Abdest alacağımız zaman ötekisi yerimizi muhafaza eder, ben burada oturayım." diye düşündü, hacı olamaz. Neden? Arafat'ın dışında durdu da ondan. "Mescidin içindeydim." İçindeydin ama orası Arafat'ın dışı. Tamam mı? Bak bu da önemli.

"Ben mescitte durmuştum." demeyin. Neresi Arafat'ın içidir, neresi dışıdır bilin, iç tarafa gidin. "Arafat hududu neresidir?" diye askerlere sorun. Zaten dil bilsek, nasihatçiler ciplerle dolaşıyor. "Ey hacı namzetleri! Buralarda durmayın, burası Arafat'ın haricidir, içeri geçin." diyor ama siz; "Bu adam ne diyor?" dersiniz. Arapça bilmediğiniz için onların lafını kulağınız almaz. " Hüccâc-ı kirâm! Burası Arafat değildir, içeri geçin." der; anlamazsınız. " Arkadaşlar kebap getirmiştir, tavuk getirmiştir. Onu pişireceğim, yiyeceğim." derken yanlış iş olur. Dikkat edin!

Arafat'ta yapılacak, düşünülecek şeylerden birisi Arafat'ın hudutları içinde olmaktır. İkincisi nedir? "Tamam, ben Arafat'ın hudutları içinde bulundum." Akşamüstü herkes Müzdelife'ye doğru bir hücuma geçiyor, sonra Müzdelife'de çok izdiham oluyor. Ben ikindiden sonra önceden Müzdelife'ye gideyim. Güneş batmadan Arafat'ın içinden ayrılmayacaksın! İkinci önemli nokta da neymiş? " Akşam ezanı okunmadan Arafat'tan ayrılmak yok." Vakit girecek, akşam olacak, güneş batacak.

Arafat'ta zikirle, tesbihle meşgul olacak. İhlâs sûresini okumak çok sevaplı.

Kul hüva'l-lâhu ehad Allahus'samed lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad.

Çok sevaplı bir sûredir. Onu okursunuz. Yanınıza Kur'ân'ı Kerîm götürür, Kur'ân-ı Kerîm okur, hatim tamamlar, tesbih çekersiniz. Evrâd-ı şerîfemizi alır, onu baştan sona okursunuz; çok kıymetli dualar var. Ah bir Arapça öğrenseniz! Biraz vakit bulursam inşaallah radyomuzdan, televizyonumuzdan size kolay, kestirme yoldan Arapça dersleri başlattıracağım. Kolay; hepiniz öğreneceksiniz. Defteriniz, kitabınız, çantanız olmadan kolayca öğreteceğim; öğretirim diye içimden öyle heves ediyorum "Aklınıza girecek şekilde kolay öğretirim." diye düşünüyorum. Arapça'yı bir bilseniz! Namazlar, dualar, zikirler ne kadar tatlı olur. Kur'ân-ı Kerîm'i okurken ne kadar iyi olur, çok güzel olur. Kur'an okursunuz, Evrâd-ı şerîfemizi okursunuz. Hac rehberi kitaplarını alırsınız, Arafat dualarını okursunuz.

Benim güleceğim geliyor, tavaf ederken rehberleri ellerine alıyorlar."Yâ Rabbi!" Üç adım gidiyor. "Sen," iki adım gidiyor. "Biliyorsun ki!" Cümleyi tamamlayacağım diye uğraşıyor. Cümlenin başı neydi, sonu neydi haberi yok. Bırak onu! Bırak! "Yâ Rabbi! Beni affet!" de Ağla, Kâbe'ye bak. Biraz candan ol. Orada öyle edebiyat yapmanın, noktanın virgülün âlemi yok. Doğru okuyamıyor, yanlış okuyor. Ben kulak misafiri oluyorum, yanlış okuyor, mânayı berbat ediyor. Araplar da öyle, harekesi yanlış, mânası kayıp. Hangi birini düzelteceksin? Dinliyorum, yanlış okuyor; öyle değil. Başını gözünü yarıyor. Ya önceden ezberle öyle tavaf yap ya da cân u gönülden neler istiyorsan iste! İşte Mevlâ'nın huzurundasın; "Yâ Rabbi! Beni affet! Yâ Rabbi! Bana cennetini nasip et! Yâ Rabbi! Ben cehennemden çok korkuyorum, aman ha beni cehenneme atma, ateşlere yakma! Bir kibrit ateşi elimi yaktığı zaman bile kaç gün parmağım zonkluyor; aman yâ Rabbi! Beni cehennemden koru. Anama babama rahmeyle." de, içtenlikle dua et. İnsanın içinden isteği yok mu? Dilediğini diler. Arafat'ta da öyle. Kem küm ederek mânasını bilmediği şeyleri okuyacağına; içinden cân u gönülden mânasını bildiği şeyleri söylese, zikir etse, lebbeyk çekse, lâ ilâhe illallâh dese, kul hüvallâh okusa çok daha iyi olur.

Bunun en güzel zamanı, en kıvamlı zamanı tam ikindiden sonraki zaman. Akşama, gurûba yakın zaman. Asıl böyle lebbeykleri çekerek, gözyaşları dökerek dua etmenin zamanı. Güneşin kızardığı, batmaya yüz tuttuğu zaman ağlaya ağlaya orada duayı yapacaksınız; kendinize, ana babanıza, hocalarınıza, şeyhlerinize, yakınlarınıza, âhiret kardeşlerinize, ümmet-i Muhammed'e. Kendilerine dua sözü verdiğiniz kimselere, sizi uğurlarken sizden dua isteyen kimselere, hepsinin adını zikrederek dua edersiniz.

Arafat çok önemli bir meydan; Arefe çok çok önemli, çok mühim, çok ciddi bir gün. Tam işin kızıştığı zaman. Yarından sonraki gün, yani cuma günü. Bir de şimdi cuma günü Arafat'a çıkış gününe denk geldi. Hacc-ı ekber oldu. Yetmiş kat daha sevaplı oldu. Çok güzel oldu. Umreye hacc-ı asgar, hacca da hacc-ı ekber derler. Bir de öyle bir ayırım var ama böyle cuma gününe rastlayana da Türkiye'mizde hacc-ı ekber deniliyor. O da çok güzel. Allah, o günü güzel, ibadetle, rızasına uygun vechile geçirmeyi nasip etsin.

Gidebilirse mescide gidecek, namazı orada kılacak. Ama gidilmiyor. Ben bir sefer gittim, çadırıma dönemedim. Gidiyorsun, dönemiyorsun. Gitmek istiyorsun, yarı yolda polis "Dur!" diyor, "Bu tarafa git!" diyor. Biz az önce buraya gelemiyorduk. Köprünün altında polislerin dördü beşi bizim geleceğimiz yola durmuşlar, o tarafa bu tarafa savurup atıyorlar. "Biz bu tarafa gideceğiz, buradan yukarı çıkacağız, evimiz orada." dedik. Birbirleriyle istişare ettiler de bizi buraya öyle bıraktılar. Bırakmadığı zaman hapı yutuyorsun. Ne çadır kalıyor, ne hanım, ne çocuk, ne arkadaş kalıyor. Ayrı düşebiliyor insan, kendi başının çaresine bakacak. Neyse. Çadırda bulunup ibadet edebilir. Öğleyle ikindi, öğlenin vaktinde beraber kılınıyor. Arafat'ta öğlenin vaktinde hemen arkasından ikindi de kılınıyor. Sünnet olmadan iki rekât cem'-i takdim ile kılınıyor.

Akşama kadar serbest. Hiç kimseyi itmemeye, incitmemeye, kalp kırmamaya çok dikkat edeceksiniz. Şeytan her seferinde aldatır. Bu sözleri söyleyen hocaları bile, bu kitapları yazan yazarları bile aldatır. Çok usta. Şeytan aldatmakta çok usta. Biz evvelki seneler bir şoförle kavga ettik. Ben bile indim, ben bile konuştum; münakaşa ettik. Adam bana, "Terbiyesiz!" dedi. Geldi bizim arabaya, böyle çatır çatır, çatır çatır ezdi, kırdı. Biz de; "Arafat'ta böyle olur mu?" diye güya nasihat etmeye gittik. Bize, "Terbiyesiz" dedi. Şeytan yaptırıyor. Hak yedirtiyor. İmtihan. Biz de; "Arafat'ta böyle yapılmaz." diye söylemeye gittik. Şeytan aldatıyor, kandırıyor. Ona kırma işi yaptırıyor, bize savunma işi yaptırıyor. Çok dikkat etmek lazım.

Allah'a sığınalım; Euzû bi'l-lâhi mine'ş'şeytâni'r-racîm. "Aman yâ Rabbi! Bu şeytan çok usta, ben bunu her seferinde yeneyim diyorum, yine kanıyorum, o beni yeniyor; sen bana yardım et yâ Rabbi, şu şeytana beni mağlup düşürme, şu şeytan aleyhillâne'yi bana kıs kıs güldürme, aman yâ Rabbi! Beni rızanın yolundan ayırma!" diye çok dikkatli olmamız lazım.

Bir keresinde biz yeri ayırdık, başkası geldi orayı tutmak istedi. Arkadaşlar; "Biz daha önceden almışız, sen başka yere git." dedi. Al sana bir mücadele! İnsan yapmak istemiyor ama imtihan işte.

Sayfa Başı