M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sahabe-i Kirâm Gittikleri Yerde İslâm'ı Yaydılar

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillahirrahmânirrahim,

el-Hamdülillahi hakka hamdihi nahmedühü bi cemihi meâmilih lehül kema yenbeği li celali vechihi veli azimi sultanih. nahmedühü hamden kesiran tayyiben mübareken fih. Âlâ külli halin ve fi külli hîn. Vesselâtü vesselâmü âlâ seyyidil evveline vel âhirin. Ve şefîi' müznibin Ve Muhammedin'il Mustafâ ve âlâ âlihi ve sahbihi ve men tebiahu bi ihsani âlâ yevmid'dîn.

83 yerde cami var. Mescid var. İslâmî merkez var. Burada, bu çevrede bulunan müslümanlara hizmet veriyorlar. Ben buraya davet edildiğim zaman bu sene, gelmeme ramak kalmıştı. İşlerimiz o kadar çok gibiydi ki Türkiye'deyken birazcık gevşek dursaydı kardeşlerimiz, valla hocam siz bilirsiniz, nasıl isterseniz öyle olsun filan deseydi galiba biz gelemeyecektik. Ama çok ısrar ettiler biz de geldik. Allah hem sizi bahtiyar eylesin hem de sizin sevdiklerinizi bahtiyar eylesin.

Sizden bir temennîmiz var. Siz bu diyâra işçi olarak geldiniz, akrabanız çağırdığı için geldiniz. Evlilik münasebetiyle geldiniz ama bu diyar güzel bir diyar. Yani ben muhtelif yerleri çok gezmiş bir insan olarak bunu size söylüyorum. Ayrıca bu diyar bâkir bir diyar.

Bâkir diyar ne demek? Yani henüz daha keşfedilmemiş olan bir yer, daha nimetleri tam olarak bitirilmemiş, istifadeye tam kavuşmamış yerler var.

Sonra Melbourne'de belki 90, 100, 120, 150 bin veriyorsunuz bir ev alıyorsunuz. Bahçeli bir ev, Türkiye'ye göre güzel. Yani Türkiye'de ancak zenginlerin çok büyük semtlerde sahip olacakları evlere burada normal olarak sahipsiniz. Bahçeli villa şeklinde geniş evlere, arabaya sahipsiniz vesaire filan. Ama şu imkânlarla Avustralya'nın başka yerlerinde Türkiye'nin ilçeleri kadar, illeri kadar arazi alabilirsiniz. Biz onu gördük, şaşırdık. 18 bin hektar yer satılık. İçinden 2 kilometre river geçiyor. Dağlarında ormanları var, iki arkadaş birleşse alabilir. - 72 bin dönüm yer-. Yani gezmeye kalksanız gezemezsiniz ancak helikopter almanız lazım ki gezebilesiniz. - böyle yerleri var.- Ucuz, iki arkadaş buradaki evlerinin satsa orayı alabilir. Gez Allah'ım gez. Nehir sizin dağ sizin çam sizin ağaç sizin. Öyle bir diyar.

Sonra bize bir diyar yaptılar, bir arsa gösterdiler. Biz bir yerde arsa aradık. Tamam, şu arsa ucuz çok ucuz gene iki arkadaş alabilecek kadar. Belki bir arkadaş bile alır. Babayiğit bir arkadaş tek başına alabilir. Emlakçı gezdiriyor bizi. Vallahi dedi nerelerde bilmem, bu sizin arsanın komşusunda aşağıda dehlizler olacak, maden ocakları falan olacak. ''Ne madeni?'' dedik. ''Altın madeni vardı buralarda.'' dedi.

Sübhanallâh! Yani arsayı alsan, belki ev yapacağım diye kazma vursan, belki altın çıkacak altından. Öyle bir yer yani çok ucuz. Bir yerde Hervey'e 500 metre cephesi olan 50 arlık yere -yani 200 dönümlük yer- 42.000 lira istemiş. Belki bir pazarlık edilse 30, 35 bine alınacak. Yani 42 bin sizin bir evinizin parasının üçte biri kadar bir fiyat. E Hervey'e cephesi olduğuna göre, orada gördük, o civardan buz alsanız koysanız gelene geçene satsanız, meşrubat satsanız bile geçiminizi sağlarsınız. Hem de 200 dönümlük yeriniz olacak. 50 lira ise 200 dönüm eder.

Yani Türkiye'de olmayan şeyler bunlar. Büyük imkanlar tabii bunlar dünyanın fâni dünyanın fâni imkanları. Hepimiz gelip geçiciyiz bu dünyada. Öyle kalacak değiliz. Ama bir şey daha bizi çok sevindirdi. Brisbane'da geziyorduk. 4 tane camisi var dediler. Dördünü de gezelim dedik.

E gittik mahalle arasından birer evlik parsel içinden yerler satın almışlar Islamic Center demişler. Kilise imiş, cami olmuş. Evmiş, cami olmuş bu kadar kolay. Yani 80.000, 70.000 verirsen herhangi bir şehirde tek başına bir cami koyabileceksin, kurabileceksin, kendi soyadını verebileceksin. Adın ne mesela diyelim Kartal, Kaplan, Aslan neyse… Aslan Cami, Kaplan Cami mümkün. Yani birazcık dişini sıksan bir şehirde bir özel camin olabilir. Türkiye'de kolay değil bunlar yani büyük nimet.

Ondan sonra Peygamber Efendimiz bildirmiş ki;

''Kim Allah rızâsı için bir mescid binâ ederse, Allah da cennette ona bir köşk binâ eder.'' Diyorlar ki ''Ya resulallah! Yani mescid yapmaya gücümüz yetmezse yol kenarındaki çardaklar, hurma dalları dikilmiş, üstü de yapraklarla gölgelendirilmiş cami… Bu da o hükme girer mi? Yani öyle bir şey yapsak da namazgah, namaz çardağı yapsak o da öyle cennette köşk kazanmamıza sebep olur mu? ''

''Evet.'' buyurmuş Peygamber Efendimiz. ''Hem de onları temizler silip süpürürseniz o tozunu toprağını, süprüntüleri de huri kızlarının mehirleri olur.'' buyurmuş.

E huri kızının mehri ne demek? Cehennemde huri kızı yok. Huri kızları cennette girecek. O kadarcık bir orayı temizlemek bile ne kadar büyük bir mükâfat bulacağını gösteriyor.

Şimdi ben düşündüm ki benim kardeşlerim çalışkandır, her biri Hervey'in bir kilometresinde. Bir şehirden bir şehire giden bir yerde kendi nâmına bir cami kursun. Rica etsem her kardeşimiz kurabilir. New Castle yolu üzerinde üç tane, Adelaide yolu üzerinde 5 tane, Cairns'de 7 tane, Brisbane yolu üzerinde 10 tane, Brisbane'dan yukarıya 5 tane, falancaya giderken şu kadar kurabilirsiniz.

Oralarda ucuz, buradaki gibi pahalı değil. 60.000 verdin mi, 50.000 verdi mi genç bir arazi alıyorsun. Bir çardak yap, 5- 6 bin liraya burada insan bir ev yapabilir. Ben onu gördüm, yapar. Türk işi ise yapar. Bir şeysi yok yeter ki şöyle üstü kapalı bir yer olsun, uyku tulumu yanında oldu mu, yastığı oldu mu küt yatıyor kalabiliyor orada.

Böylece geziyorlar, görülmemiş yerlere gidiyorlar. İslâm'ı tebliğ ediyorlar veya İslâm'ı onlara göstermiş oluyorlar. Veya Müslümanlık, Allah'ın râzı olduğu tek ve yegâne hak din, var diye onların gözünde görünüyorlar.

Allah onlara yarın mahşer gününde diyecek ki

''Bilemedik yâ Rabbi! Senin hak dinini tanıyamadık.''

E falanca kullarım gelmedi mi? Sakallılar, beyaz gömlekliler ordan geçmediler mi? Allah'ın birliğini söylemediler mi? Namaz kılarken -kulaklarına hani ellerini dayadılar da eşhedü enlâ ilâhe illallâh dediler.

''There is no god but Allah.'' bunları duymadınız mı? Duyduk ama bilmem unuttuk. Hâ madem duydunuz o hâlde cezayı hak ettiniz diyecek. Islak süngerle silelim mi kara tahtayı? Ondan sonra ilâhi ente maksûdi ve rızâke matlûbi yazalım.

''Maksadım sensin ya rabbi ben senin rızanı arıyorum, senin rızanı istiyorum. Bundan sonraki ömrüm senin dinine vâkıftır, senin dinin için çalışacağım.'' yazalım.

Burada Allah'ın dininin öncüleri olalım.

Dedelerimiz Anadolu'ya gelmişler. Balkanlar'a geçmişler. Kafkasya'ya gitmişler. Bizim bugün hatrımıza hayallerimize gelmeyecek diyarlara gitmişler.

Nasıl gitmiş? Gariban bir derviş eline tesbihini almış, çıkınını almış, çarığını ayağına geçirmiş ''yâ Allah tevekkeltü aleyke.'' demiş. Sana tevekkül ettim yarabbi.

Bismillâhi ve billâh tevekkeltü alellâh. Çıkmış yola hemen bir yerde bir kulübe kurmuş. Etrafında çabalamış boş durmak günahtır diye. Fidan dikmiş meyve dikmiş, orada bir çadır yapmış. Çardak yapmış, barınak yapmış. Gelen geçeni buyur etmiş. Buyur biz de yiyelim Allah ne verdiyse tuz, ekmek, çorba, bilmem ne. Tarhana çorbası içmişler. Oturmuşlar akşam zikretmişler, yatmışlar sabah vedâlaşmışlar filan derken orası bir İslâmi merkez olmuş.

Yolcular düşünmüşler ki falanca yerden çıkarsam filanca dervişin tekkesine giderim. Orada gece yatarım oradan öbür tarafa giderim.Oradan öbür tarafa. Kolaylık olur yani durak yeri olur. Mola yeri olmuş böylece, Balkanlar müslümanlaşmış. Arnavut kardeşlerimiz müslüman olmuş. Boşnak kardeşlerimiz müslüman olmuş. Roman kardeşlerimiz müslüman olmuş. Nasibi olanlar Allah'ın nasip ettiği kimseler İslâm'ı kazanmış.

Allah'ın hiçbir kulu ötekilerden hiç eksik değildir. Belli olmaz belki bakarsın İngiliz müslüman olur. Bakarsın bir Aborjin müslüman olur. Bakarsın bir Fransız müslüman olur. Bakarsın bilmediğin ummadığın hesap etmediğin bir kimse müslüman olur.

Senin elinle müslüman olursa Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem diyor ki:

''Senin elinle bir kimsenin müslüman olması üzerine güneşin doğduğu battığı her şeyden daha hayırlıdır.''

Onun için biz bu kara tahtadaki eski yazıları silelim. ''Yarabbi ben senin dinine yardım edeceğim hizmet edeceğim.'' diyelim. Adam kazanmaya çalışalım adam kurtarmaya çalışalım. Cehenneme düşecekleri yanmaktan kurtarmaya çalışalım. Gâfilleri uyarmaya çalışalım. Yanlış yolda gidenleri doğru yola çekmeye çalışalım. Mutsuzları mutlu etmeye çalışalım. Afyonkeşleri ibâdet ettirmeye çalışalım. Sarhoşları meyhaneden kurtarmaya çalışalım. Kumarbazları kumarhaneden kurtarmaya çalışalım. Hâsılı Allah yolunda çalışalım. Bu en büyük vazifemizi en karlı iş bu. En karlı ticaret bu.

Allah'u teâlâ hazretleri Kurân-ı Kerim'de buyuruyor ki;

''ya eyyühellezine âmenu hel edüllüküm âlâ ticaretin tünciküm min azebin elim ''

''Ey iman edenler sizi cehenneme düşmekten, feci bir azaba uğramaktan, elim bir âhirete dûşâr olmaktan kurtaracak bir alışveriş , bir yol, bir ticaret size tavsiye edeyim mi? ''

Ve müminine billah ve resûlihi ''Allah'a inanın'' ve rasulihi ''Resûlullâh'a tabii olun.''

Ve tücâhidüne fi sebilillâh bi emvâliküm ve enfisüküm. ''Malınızla, canınızla Allah yolunda ter dökün, gayret sarf edin, cenk sarfedin, uğraşın, çabâlâyın.''

Zeliküm hayrül leküm in küntüm ta'lemün. ''Ah bir bilseniz bu dünya diğer dünyadan sizler için çok daha iyi.''

Yağfirleküm zünübeküm. ''Allah geçmiş günahlarınızı affeder.''

Ve in küntüm cennâtin tecri min tahtihel enhar. ''Aşağıda şırıl şırıl ırmakların aktığı cennet köşklerinde bahçelerine nimetlerine sizi kavuşturur.''

Ve mesâkine tayyibeten fi cennât-i ad'n zalike fevzül azim. Rabbimiz tespit ediyor en hayırlı ticaretin bu olduğunu bize söylüyor .

Ben sizde bu imkanı görüyorum. Yani elinizde en büyük imkan dünyanızı bir kere garantilemişsiniz. Yani aç kalacağım diye korkan olduğunu sanmıyorum içinizde. Maaş bakımından endişe edecek olanlar kalmamıştır. Hem burada ev sahibi olmuşsunuz hem de Türkiye'de de iki katlı ev, bir dükkan, bir bahçe, bir tarla, bir şeyler ayarlamışsınız. Kalmış şimdi âhiret. Dünya tamam olmuş kalmış şimdi âhiret.

Onun için çok geniş bir ülke, çok büyük imkanları var. Çok rahat etme, çok nimet elde etme imkanımız var. O yolda çalışırsınız diye temenni ettik sizler için. Sizlerin gözüyle biraz Avusturalya'yı dolaştık. Dedik ki Melbourne'e yığılmış olan kardeşlerimize teşvik edelim, tahrik edelim, kışkırtalım. Biraz böyle muhtelif yerlere yayılsınlar dağılsınlar.

Bir de sizin işçi olmanızı istemiyoruz. Başkasının emrinde olmanızı istemiyoruz.

Hür olun kendi işinizde olun.

Tuz ekmek yiyin. Soğan ekmek yiyin kendi bahçenizde ektiğiniz şeyi yiyin. Kimseye muhtaç olmayın. Bunların peşin maaşına da tenezzül etmeyin. Verirlerse alırsınız da, hesabı da ona göre yapmayın. Yani Trabzon'da Rize'de böyle bayırlara bir şeyler dikiyorlar da rızıklarını kazanıyorlar.

Bizim bu Anadolu halkı cefâkeştir. Yapar bu işi, becerir her yere gidersiniz. Böyle grup grup, onar onar, beşer beşer gidersiniz. Köy kurarsınız, belediyeleri sizin olur, yönetimleri sizin olur her şeyi yapmanız mümkün olur.

Bunlar için biraz çalışma yaptık. Arkadaşlar Mehmet Ali Hoca, Muammer Hoca onlar da geldiler inceledik. İnşallah bu çalışmaları siz sürdüreceksiniz biz gittikten sonra. İnşallah bir dahaki gelişimizde İslam'ın müslümanların Avustralya'nın daha başka yerlere yayılmış olduğunu göreceğiz. Yapacaksınız inşallah bunu. Ve başka müslümanlar da sizlerin konak yerlerinizden faydalanarak başka yerleri, başka imkanları sağlayacaklar. Görmüş olacaklar beğenmiş olacaklar ve oralara heves etmiş olacaklar, böylelikle yayılacağız.

Bundan sonraki amacımız kaliteli bir müslüman olarak İslam'ın güzelliğini fiilen göstermek. Giyimimizle, davranışımızla, konuşmamızla, kibarlığımızla, iyilikseverliğimizle, hayırhahlığımızla bunu göstermek.

Lafla müslüman oldu demekle müslüman olunmaz. Size hayran olursa müslüman olur.

Onun için Allah rızası için süsleneceksiniz, Allah rızası için taranacaksınız, Allah rızası için giyineceksiniz. 50 dolarlık elbise giyeceğinize, Allah rızası için 100 dolarlık elbise giyeceksiniz. 20 dolarlık pabuç giyeceğinize, Allah rızası için 70 dolarlık pabuç giyineceksiniz. Bunu dünya gösterişi için değil gayrimüslim beni görsün, imrensin, sevsin diye yapacaksınız.

Allah da sevmeli, kullar da sevmeli, herkes de dua etmeli. Böyle olacağız yaptığımız işi dürüst yapacağız. Hileli iş yapmayacağız. Temiz yapacağız, aslan gibi olacağız. Bizim avımızdan tilkiler de istifâde etsin.

Tilki gibi olup da akbaba gibi olup da leş yiyenler gibi olmayacağız.İşimizi kendimiz göreceğiz. Çalışacağız onurumuzla (örnek olacağız).

Dedelerimizin ahlakına hayrandı. Ahlakından dolayı müslüman oldular başkaları. Herkes aptal değil enayi değil. Ancak beğenirse ve güzel, kaliteli olduğunu anlarsa o zaman geliyorlar. Baklavanın güzelini buluyorlar. Hanın alt katında köşeye saklansa baklavacı dükkanı, kaliteli baklavacıyı buluyor. Kaliteli olan her malı buluyorlar. Ucuz ve kaliteli olan her malı dağ başında da olsa gidip alıyorlar.

Onun için sen kaliteyi yükselteceksin sana gelecek. Senin hanımın da senin kızın da senin çocuğun da senin ticaretin de senin dinin de ne diye düşünüyorum ben.

İslam'ın güzelliği parıldayacak. O da bu kim ya diyecek bu pırıl pırıl. ''Bu müslüman ne kadar güzel maşallah.'' diyecek. Müslümanlığa heves edecek böyle sevdirebilirsiniz Müslümanlık'ı, yoksa şu halinizle adam beğenip de İslâm'a gelmez.

Daha kötüsü bizi beğenmez de İslam'dan kaçar.

La tecalna fitneten lillezine keferu ayetin izâhında büyükler diyorlar ki; ''kâfirlere bizim fitne olmamız ne?''

Kâfir bizi görür, berbatlığımızı görür, bizim yüzümüzden İslam'dan kaçarsa o zaman biz onlara fitne olmuş oluruz. Çok kötü bir durum bu. Onun için sözümüz kibar olacak.

Caminin imamı nasıl olsun? Kanuni Süleyman vasiyet etmiş. Boylu poslu olacak yakışıklı olacak güzel kılıç kullanacak. Güzel ok atacak, şiir bilecek, edebiyat bilecek. Bir sürü şey sayıyor âlim olacak, kamil olacak, fâzıl olacak. Neden? İslam'a ısınsınlar diye. İslam'a ısınmaları için.

Onun için her biriniz çocuklarınızı öyle yetiştireceksiniz. Hem kendiniz dikkat edeceksiniz, hem de aile fertlerinize aynı şekilde dikkatli olacaksınız. Hem de yayılacağız, yayıldığımız yerlerde birer cami yapacağız. Allah rızası için İngilizce'yi öğreneceğiz güzelce. Çocuklarımızı güzel yetiştireceğiz. Tahsilli yetiştireceğiz çocuklarımızı. Bilgili yetiştireceğiz, hukukçu yetiştireceğiz. Emlakçı yetiştireceğiz. Ticaretten anlayan, mevzuâtı bilen insan yetiştireceğiz. Belediye reisi olabilecek gibi yetiştireceğiz. Ondan sonra da yumuşak yumuşak, tatlı tatlı Allah'ın kullarını Allah'ın dinine davet edeceğiz.

Peygamber Efendimiz kaç kişiyle işe başladı? Nasıl gelene gidene İslam'ı tebliğ etti?

Nasıl başka başka şehirlere gitti. İcabında taşlandı. İcabında yaralandı ama nasıl tebliğ etti?

Bak bir yahudi çocuğunun ziyaretine gitmişti. Kendisine hizmet eden bir yahudi çocuğu hastalanmış. Onu ziyarete gitmiş.

E İslam peygamberi yahudi çocuğunun ziyaretine gider mi?

Güzel ahlakı göstermek için gidiyor demek ki. Ziyaretine gitmiş yahudinin ziyaretine gitmiş. Gitmiş orada da ''Bak ben Allah'ın hak peygamberiyim. Allah vardır, birdir, şeriki, naziri yoktur. müslüman ol'' demiş.

Çocuk hasta yatakta yatıyor babasının gözüne bakmış şöyle. Bir Peygamber Efendimiz'i izlemiş bir babasının gözüne bakmış. Babası da dinle sözünü gibilerinden başıyla işaret edince Kelime-i şehâdet getirmiş müslüman olmuş çocuk.

Nasıl yani?

Bir hasta ziyaretinde bile vazifesini yapıyor.

Tâif'e gitti mi, gitti. Oradan taşladılar mı, kovaladılar mı, kovaladılar. Yaralandı mı, yaralandı. Ama gene onlara bedduâ etmedi.

''Affet yâ Rabbi kavmimi. Onlar cahil bilmiyorlar, bilmediklerinden yapıyorlar. Benim Allah'ın hak Peygamberi olduğunu bilseler yaparlar mı?'' dedi.

Dedikoducular çıktı, Efendimiz'in icraâtını tenkit edenler çıktı. Güldü geçti. Musa aleyhisselama daha çok ezâ, cefâ ettiler. ''Benimki hafif kalır.'' dedi, sabretti. Çok sabretti.

Peygamberim diye saltanatını yaşamadı. Cefâ çekti, halkın arasına katıldı. Cefâ çekti, onlarla bir oldu. Harbe gitti, aç kaldı, borç aldı, sıkıntı çekti, insanlık hâli hepsini gösterdi ama hepsinin içinde İslâm'ın güzelliğini gösterdi. Ve İslâm'ı yaydı.

Sahabe-i Kirâm'la gittikleri yerde İslâm'ı yaydılar. Şam'da diyor ki birisi Şam'da Emevi Camii'ne gittim. Baktım ki diyor çok güzel yüzlü birisi konuşuyor. Kim bu dedim. Bu peygamber efendimizin sahabesinden filanca dediler diyor. E Aşık olmuş daha görünüşünden kim bu güzel diye soruyor yani. Efendimiz'in sahabesi nurlu, pırıl pırıl nurlu.

Peygamber efendimiz ashabi ke'nucumi ''Benim ashâbım yıldızlar gibidir.'' buyurdu.

Sevmiş hemen gönlü ısınmış. E Mus'ab İbni Ümeyir Medine'ye gönderdiği kimse. Çok yakışıklı bir insanmış. Bir ailenin biricik oğluymuş. İzzetli, itibarlı bir zengin çocuğuymuş. İslâm yolunda her şeyini fedâ etmiş. Yamalı, yırtık eski elbiselerle durmaya razı olmuş. İslâm'dan dönmemiş. Ama bir Kur'an okudu mu karşısındaki erirmiş. Hadi bakalım bir Kur'an oku. Kuranı dinleyince okuyuşunun güzelliğinden karşısındakinin kalbi damla damla erirmiş.

Yani böyle böyle fethetmediler mi diyarları? Böyle böyle yaymadılar İslâmı? İslâm nerelere gitti?

Afrika'ya gitti, İspanya'ya geçti. Fransa'ya ulaştı. İngiltere kralı müslüman oluyor da La ilahe illallâh muhammeden resulullâh diye para basıyor. 700 küsur takip ediyor. E emevilerin son zamanı.

İsveç kralı Endülüs müslüman hükümdarlarına yalvarıyor. Gönderiyorum, çocuklarımız size tahsil görsün diye. Lütfen kabul edin bunları güzel terbiye edin diye. Endülüs'ün bilgisi görgüsü dillere destan tarih kitapları yazıyor.

Kan dolaşımını müslümanlardan öğrenmiş Avrupalılar. Çiçek aşısını müslümanlardan öğrenmişler.

Niye öyle değiliz şimdi?

Öyle olacağız Niye işçi olmaya razı olalım? Niye belimizi sakatlatalım? Niye ciğerimizi hasta edelim? Temiz havalı yerde yaşarız. Kendi şeyimizde yaşarız. Çok çalışırız, geniş zaman buluruz. Televizyondan İngilizce'yi güzel öğreniriz. Dershaneler kurarız, kültürlü olarak yetişiriz. Her birimiz cevher oluruz, pırlanta oluruz. Çocuklarımızı pırıl pırıl yetiştiririz. Ondan sonra yavaş yavaş, yavaş yavaş kendimiz çoğalsak biz bunlardan çabuk çoğalırız. Yani bunlar Müslümanlığa gelmeseler biz çocuklarımızı evlendiririz çocuklarımız, gelinlerimiz, damatlarımız, torunlarımız derken bu hâkimiyet bize geçer.

Çünkü bunlar köpek besleyip yetiniyorlar. Tamam bir köpeği var ya, üç tane köpeği almış şişman bir delikanlı. Köpekler onu sürüklüyor o köpekleri sürüklüyor. Yolda gidiyor, seviyorlar. Ben bakınca acıyorum ''hey Allah'ın Şaşkınları'' diye. İzbandut gibi her birisi bir yarım kuzuyu yer. Koca koca köpekler insan üstüme sürecek diye şöyle kenarından yarım daire çizip öyle geçiyor. Onlarla yatıyor, kalkıyor, beraber konuşuyor. Dertleşiyor, efkarlanıyor beraber. Böyle bunlar.

Türklerin Rusya'da bu gidişle 5-10 , 20- 30 sene sonra hakimiyet Türklerin eline geçecek diye yazıyor. Yani bu gidişle geçecek diye yazıyor.

Sonra Türkiye'nin 20- 30 sene sonra Ortadoğu'nun sayılı ülkeleri arasında olacağını yazıyor.

Niye ona göre hazırlamayalım evlatlarımızı?

Diyor ki Peygamber Efendimiz; ''Çocuklarınız sizin devrinizin insanı değildir. Onlar gelecek devrin insanıdır. Onun için çocukları gelecek devire göre yetiştirin.''

Sizin en büyük sermayeniz ne? Elinizdeki en büyük pırlanta, elmas, cevher, yakut ne?

Evladınız.

Onu güzel yetiştirirsiniz, müslüman yetiştirirsiniz. Hem mürüvvetini görürsünüz hem de sevabını alırsınız. Onu yetiştirdin diye Allah size sevap verir. Onun için evlatlarınızı iyi yetiştirmeye gayret edin. İyi güzel çocuk olsun, terbiyesi güzel olsun. Bilgisi, görgüsü yerinde olsun. Her türlü şeyi güzel öğretin. Hem İngilizce'yi güzel öğretin, edebiyatı öğretin.

Kıymetini bilmediğimiz ilimlerden birisi edebiyattır. Edebiyat öğretin.

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz

Söz söylemek çok önemli, sözü güzel söylemek çok önemli. Peygamber Efendimiz'in mesleği.

Efendimiz neydi?

Cevâmiü'l kelim . ''Kısa sözle çok mana ifade eden'' hatip idi.

Efsâhül arap idi. Araplar dünyada edebiyâtı en ileri millet idi. Peygamber Efendimiz de Arapların en ''fasih'' dili olanı idi.

Şaşarlardı Efendimiz'in ifadesinin düzgünlüğüne güzelliğine. Peygamber mesleği bu, onun için güzel konuşacağız. İlgili olacağız, onurlu olacağız, mesleklerimize dikkat edeceğiz. Mesleğimiz İslam'ın şerefine gölge düşürmeyecek bir şekilde olacak. Kimsenin emrine girmeyeceğiz. Girmemek asli vazifemiz olacak.

Müslüman milyarlarca kâfirden daha üstündür, çünkü Allah'ın kuludur. Allah'ın varlığını kavramıştır. Müslüman ötekisinin emrine girmemeli. Hele böyle hürriyet varsa, Rusya gibi değilse, emirperve gibi değilse, zorlu bir rejim yoksa, o zaman hemen hürriyetine kavuşmak boynuna borç olur.

Alışmış esarete öyle gidiyor. Eyvallah, ya müslüman kâfirden emir alır mı? Almaması lazım.

Bu zihniyetle kendinizi, çocuklarınızı yetiştirin. Onurlu, terbiyeli, bey olun.

Bizim dedelerimizi İslam diyarlarına Abbâsî saraylarına asker, babayiğit olarak almışlar savaşçı filan diye almışlar. Kısa zamanda yönetimi ele geçirmişler. Selçuklu Devleti'ni kurmuşlar. Mısır'a gitmişler yönetimi ele geçirmişler. Devlet kurmuşlar.

Suud'da bir arkadaşımız anlatıyordu. Ortalık bir karışmış bir meydanda. Bizim arkadaşlardan bir tanesi de inmiş. Bir arabaya sen dur demiş, sen biraz ileriye gel demiş, şöyle yap demiş bilmem ne. Kavşaktaki düğümü çözmüş yani. Kenarda bir şey zıplıyormuş yerinde ihtiyar Suudlu. ''Demedim mi size işte Türkler bu işleri böyle çözerler, böyle başarılar falan diye. Bak nasıl becerikli.'' diyormuş.

Becerikli olacağız, tuttuğumuz işi güzel, kırmayarak yapacağız.

Gene hoşuma gitti. Geçen sene hac organizasyonunda vazife olan kardeşlerimiz kimisi mühendis, kimisi veteriner, kimisi doktor ama kimse bilmez onları. Söz vermişler hacılara iyi hizmet edeceğiz. Kimseye ters yüz göstermeyeceğiz. Sabredeceğiz, söz vermişler gık demeyeceğiz diye.

Hacı bir şeyden haberi yok karşısındakini hizmetçi sanıyor. Bağırmış, çağırmış, yüklenmiş, sakinleştirmişler ikna etmişler falan. Güzel hizmet vermişler, güzel bak. Yani sabredince, azmedince, karar verince hiç kızmayacağız diye oluyor. Hiç kötü söz söylemeyeceğiz, hiç kimseyi üzmeyeceğiz diye söz vermişler, kendi aralarında ant içmişler. Çok büyük sevap aldılar. Çok büyük takdir topladılar. Devletin resmi müfettişleri gezdi. En çok bizim müesseseyi beğendiler. İntiâma hayran oldular.

Hatta bizimkiler computerla çalıştılar. Tüm hacıların yerlerini numaralamışlar ama tabi yerler bol diye biraz serbest bırakmışlar. Uygulama bizim dışımızda olan bir takım aksamalardan dolayı tam tatbik edilmedi. Bizim yerimize giden hacıları arıyormuş filanca firmada benim hacım var. Ne listesi var, hangi odada oturduğu belli değil, bilmem ne falan. Bizimkilerin hepsi computerle tık çıkıyormuş

Hizmet güzel yapılırsa Allah da sever kullar da memnun olur.

Biz müslümanlar olarak küntüm hayra ümmetin uhricet lin'nasi te'murune bil ma'rufi ve tenhevne an'ilmünker ve tücahidüne fi sebilillah.

Biz Allah'ın seçkin bir ümmetiyiz. Seçtiği bir ümmetiz. Görevlendirdiği bir ümmetiz. Sizin vazifeniz, bizim vazifemiz işçilik değil. Biz görevli bir ümmetiz. Allah'ın yeryüzünde görevli hizmetlileriyiz. Allah'ın hizmetlileri, hizmetçileri, askerleri, görevli ümmetleriyiz.

Asıl vazifemizi unutursak Allah sorar.

Ben seni dünyaya niye göndermiştim?

Yâ Rabbi unuttum daldım dünyanın zevkine keyfine. Ben seni ne görevle göndermiştim. Hani sen ümmet-i Muhammed'din ya, senin bir görevin vardı ya. Hani çocuğa soruyorsun ya nerede kaldın iki saattir kahvaltı masasında ekmek bekliyoruz. Ben seni çarşıya niye göndermiştim? Ekmek al diye göndermemiş miydim? 2 dolar vermemiş miydim, vermiştim. Peki iki saattir neredesin sen? Arkadaşları gördüm de, sohbete daldım da, top oynadım da bilmem. Gel bakalım buraya. Bir ceza değil mi?

Yani Allah da bizi buraya öyle göndermiş -dünyaya-. Kadın, erkek fark etmez. Herkesin görevi var. Kadınların daha çok görevi var. Çocuklarını yetiştirecekler, kocalarına hizmet de ibadet. Çocuklarına hizmet de ibadet , onlar için çocuğunu büyütmek de cihat. Onların görevleri ve sevapları daha çok.

Şeksiz şüphesiz annenin mertebesi ailede babadan daha yüksek. Yani manevi bakımdan annenin hasta çocuk üzerinde daha fazla. Babadan daha fazla bunu hadisler bildiriyor. Onun için burada sizin çalışmanızı çok beğendim. Yanınızda çok rahat ettim. Kamp yaptınız, çok güzel bir şey.

İsveç'ten şimdi aman diyorlar öyle bir kampı burada da yapar mısınız?

Bizi transfer etmeye çalışıyorlar, oraya İsveç'e. Yani bu eğitim kampları çok güzel. Bunu sık sık yapın her tatilde bir eğitim kampı. Bir yer alalım, alın. Müşterek. Beşer, onar verin. Ben de vereyim. Herkes versin, müşterek olarak güzel bir yer alalım. Kamplarımızı yapalım. Hanımların kampı, çocukların kampı, yaz kampı, güz kampı ,bir haftalık kamp, on beş günlük kamp, bir aylık kamp. Bunlar yetiştirici oluyor.

Müslüman bir mü'min birbirinden görüyor. İslam'ı öğreniyor çocuklar. Bu kamp şeyleri güzel. İnşallah kardeşlerimiz konuşmaları basacaklar. Zaten basmasa bile videoda ve ses bantlarında var. Bu güzel bir şey. Burada bu imkanlar geniş, Türkiye'de belki zor. Belki pahalı geliyor, belki herkes alamıyor ama burada herkes için yemek, meşrubat içmek gibi basit bir şey. Bunları yaparsınız İslâm'ı öğrenirsiniz ondan sonra İslâm'ı uygularsınız. Oradan da büyük sevap kazanırsınız.

Temennimiz bunlar tabii. Aranızda bulunduk, her birinizin evinde kaldık. Yemeğinizi yedik, yük olduk, hizmet ettiniz. Hakkınız geçti, lokmanızı yedik. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur demişler. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun hepinizden. Bizden yana da hepsi helal olsun. Biz sizin duacınızız. Allah razı olsun.

İnşallah temenni ederiz ki Türkiye'de de görüşürüz sizlerle. Tekrar can ata ata, seve seve gelmek de isteriz. Gelemezsek kusurumuza bakmazsınız. Gelirsek memnun oluruz, yine böyle çalışmalar olur.

Allah hepinizden razı olsun, vücutlarınıza sıhhat afiyet versin. Hastalıklardan maddi mânevi üzüntülerden, gamlardan, kederlerden geri ve sâlim eylesin. Evlatlarınızı, aile fertlerinizi, nesillerinizi hayırlı evlatlar, hayırlı nesiller, hayırlı aile fertleri eylesin. Rabbimiz şaşıranlara doğru yolu göstersin. Gevşeyenleri şuurlandırsın. Cümlemize helal rızıklar nasip etsin. Temiz rızıklar nasip etsin. Kimseye kul olmadan, şerefli ve hür hizmetler nasip etsin.

Ticaret büyük bir rızık kapısıdır. Kolay bir kazanç yoludur. Bereketlidir. Böyle geniş evleriniz olsun.

Bir kardeşimize gittik bir diyarda. Varlıklı. Varlıksız değil ama bu bir görenek meselesi galiba. Tabii sıkışmış burada, sıkışmaya lüzum yok. Böyle sıkış tepiş sardalya balıklarının konserve kutusu içinde gibi yapmasına lüzum yok. Bir misafir geldiği zaman insanın bir ikram edecek yeri olmalı. ''Odamız var hocam korkmayın.'' diyebilmeli. Veya ''Bahçemiz geniş.'' diyebilmeli. Bahçeye bir karavan koysa insan, karavan 3- 4 bine alınıyor. 5 - 7 kişi kalabiliyor karavanda. Üç kişi kalabiliyor.

Misafirperverlik çok kıymetli ve sevaplı bir iştir. Biz müslümanların ana vasıflarından biridir. Biraz canınızın kıymetini bilin, rahatınıza bakın. Yani rahat yerde oturun. Geniş yerde oturun, sıkıntıya düşmeyin. Çocuklarınız da rahat etsin.

Şimdi bizim bir kardeşin çocukları geniş bir yer gördü, koşturuyordu. ''Ona böyle geniş yer lazım.'' dediler arkadaşlar şaka yaptılar. Hepinizin çocuğuna geniş yer lazım. Bahçesi geniş olursa ona uygun olursa çocuk istediği gibi koşturursun. Ağaca salıncak kursun, çimenlerin üstünde oynasın.

Bu mu iyi?

Daracık bir yerde ''Aman evladım gürültü etme.'' ''Aman evladım taş atma.'' ''Aman evladım yapma, gitme, gelme, kapıya çıkma.'' ''Otomobil geçer.'' bilmem ne.

Bu mu iyi? Hangisi iyi?

Rahatlık iyi. Çocuklar hür yetişsin. Temiz havada yetişsin. Biraz rahatımıza bakalım.

Çünkü Avustralya rahat edilecek bir yer. Böyle sıkışılacak bir yer değil ki. Burası Türkiye değil ki, mecbur değilsiniz. Böyle en rutubetli en soğuk yerde yaşamayın. Güzel yerlerde yaşayın ve Allah ağız tadı versin.Huzurla, mutlulukla yaşamayı nasip etsin.

Zamanınızı boş geçirmeyin. Zamanı değerlendirmenin en kolay ve en sevaplı şekli zikirdir. Hiçbir şey yapamazsa, insanın eli ayağı bağlı olsa kalbi ve dili ile ''Allah!'' der sevap kazanır.

Dili ile Allah derse 70.000 sevap kazanır. Kalbiyle sessiz Allah derse 4 milyon 900 bin sevap kazanır her seferinde. 4 milyon 900 bin, 4 milyon 900 bin diye gider kalbi ile zikir yaptığı zaman. En kolay şekli budur.

Daha muntazam olan çalışma şekli Kur'an ezberlemektir. Kur'an öğrenmektir, fıkıh okumaktır. Dinimizin kitaplarını okumaktır. Hocalarımıza sorarsın ''İlk önce hangi kitaptan başlayayım?'' diye. O kitabı bitirirsiniz altını çizerek.

Çünkü ilim öğrenmek en sevaplı iştir. İlmi öğrendiniz mi başkasına da faydanız olur. Kendinize de faydanız olur yalan yanlış yapmazsınız. Sevap kazanacağım derken günaha girmezsiniz. Kaş yapayım derken göz çıkartmazsınız. Onun için boş zamanlarınızı zikirle ve ilimle değerlendirin. Zaten ilim deyince ilme sizi bağlayınca kurtulursunuz. Çünkü ilim size yolu gösterir. Şu vakitte namaz kıl şu vakitte şu sevaplı işi yap. Şu hayrı şu zamanda yap. İlim size yol gösterir .

Mesela hadis-i şerifte okuduk Ramazan Bayramı'nda kurban kesmek. Kurban Bayramı'nda değil. Ramazan Bayramı'nda kurban kesmek 700 misli sevapmış. E bunu insan hadisi okuyunca anlıyor. Neden? Bir bolluk bereket olacak. Evde gelenler misafire ''Kal yahu beraber yiyelim yemeği.'' demek mümkün olacak. Konuya komşuya ikram mümkün olacak. Bir bolluk olacak, hakikaten bayram olacak. O bakımdan kurban kesmek sevapmış mesela bu ilimle öğreniliyor.

E zikrin sevabı ilimle öğreniyor. Şu vakitte namaz kılmak şu kadar sevap. Mesela sabah namazından sonra Efendimiz oturup zikirle meşgul olmayı severmiş. Ve güneş doğup şöyle yarım saat geçinceye kadar falan, bir hac ve umre sevabı var.

Allah nasip ederse Allah yolunuzu açık etsin. Nasip etsin müesser etsin. Allah tekrar tekrar gitmemizi nasip etsin. Hacca gideceğiz yolculuk var, zahmet var, meşakkat var. Sıkışmak var, günlerce beklemek var. Güneşte yanmak var vesaire vesaire vesaire.

Bir insan sabah namazından işrâk vaktine kadar beklerse, Tirmizi'nin hasen hadis dediğine göre başka hadis-i şeriflerde Ebu Davud'da var başka yerde var. Bir Hac ve Umre sevabı kazanıyor. Bu ilimle öğreniliyor işte. Okudukça öğrenir insan.

Şimdi kardeşlerimizle sohbet ediyorduk. Akşam biz ha o mesele öyle mi onu bilmiyordum diyor. Öyle bileceğiz ilim en kıymetli varlık. İlme çalışırsanız, ilme sarılırsanız en büyük sevabı alırsınız. Ve din ilmine sarılınca da şaşırmazsınız.

Şimdi biz mesela birbirimize küsüz dargınız. Ben dargın değilim benim kalbimde kimseye karşı bir kızgınlık, kırgınlık yok da ama mesela ilk gelişimde, ikinci gelişimde evinde bile misafir olduğum kardeşler var. Ben fırsat bulsaydım onları ziyaret edecektim ama çok gezdiğimiz için fırsat bulamadık. Onlar gelmediler, mesela bayram geçti seyran geçti benim onlara onların da bana bir kötülüğü yok. Dolayısıyla kötü olmaz. Doğrudan doğruya kötülüğüm yok da, buradaki kavga ettikleri kardeşler dolayısıyla beni de hasım cephesinde gördüklerinden gelmiyorlar.

Halbuki ilim kitaplarında okuyoruz ki bir müslüman öteki müslümana dargın olursa, dargın göçerse, dargın ölürse cennete giremezler diyor. Biz evvelki gün okuduk burada kaç tane İmam Buhari'nin hadislerini okuduk. Şimdi biz darılmayız birbirimize kurtuluruz. Onlar bilmezlerse zavallılar kurtulamazlar. Cehenneme giderler

Şimdi ben dergide yer vereceğim, yazacağım inşallah. Kendilerini de yazacağım dargınlık yok. Bak ilim kurtarıyor insanı. Bilmeseydik sen bana gelmedin, ben de sana gelmem, sen bana küstün, ben de sana küstüm. Böyle Gidecektik yani. Kontur gidecektik birbirimize kontrgerilla. Böyle gidecektik.

Ama ilim öğrendik, kalbimiz yumuşadı. Affettik herkesi. Arif Nihat Asya'nın Aff-ı Umumî şiiri var. Herkesi affettim diyor. Güzel bir şiir, uzun uzun böyle yazmış. ''Seni affettim, şununla affettim, bununla affettim.'' diye. Böyle şairâne bir şekilde sıralamış.

Biz de herkesi affettik. Yaratılanı Yaratan'dan ötürü hoş gördük. Kimseye kızgınlığımız yok, kırgınlığımız yok, haklarımız helal olsun. Bir kimseye hakkımız varsa istesin, veririz. Paramız var, pulumuz var, yoksul değiliz. Eksikli kusurlu değiliz. İstesin, bu dünyada istesin, ahirete bırakmasın. Acısın bize, ''Senin borcun var bana.'' desin. ''Senin borcun var bana.'' desin. "'Benim hakkım var sende.'' desin. Ödeyelim, öderiz. Ödemeye çalışırız. İmkanınız var. Elhamdülillah. Eh lütfedip affederseniz, bağışlarsanız, haklarınızı helal ederseniz, edersiniz. Ettiğinizi söylediğiniz

Ama bu genişliğe nereden geldik biz? Bu rahat duygulara nereden geldik?

İlimden geldik.

İlim öğrenmeseydiniz vallaha bizim elimizden zor kurtuldunuz. Bizim şerrimiz dokunmadan zarara uğratırdı. Beş kıtaya yayılırdı şerrimiz. Ama ilim bizi böyle yumuşatıyor. Vaz geçiyoruz, yaradılanı Yaradan'dan ötürü seviyoruz. Yoksa şerde şerlilerden aşağıya kalmayız ki.

Nefsi insanın kuvvetli oldu mu, şeytanın esiri oldu mu, her türlü kötülüğü yapar. Anarşi de yapar. Evvelallah her şey gelir elimizden. Adam dövdürür kıtır kıtır 10 tanesini keseriz, kılımız kıpırdamaz.

Ama niye yapmıyoruz?

İslam dini, ilim bize yumuşaklık verdiğinden. Allah korkusu verdiğinden, hesap duygusuna yatıyor. Onun için ilim kurtarır. Bir milleti ilim kurtarır. İnsanı ilim kurtarır. İlme sarılırsan kurtulursun. Vasiyetim o. ''Tek bir söz söyle hocam, çok uzun sözleri hatırımız da tutamayız, unuturuz.''

''Tamam, ilme sarılın Kur'an'a sarılın.'' Bitti. Kur'an sizi Resulullah'a götürür, hadis-i şerife götürür, fıkha götürür, affa götürür, gıybet etmemeye götürür, suizan etmemeyi öğretir. Her şeyi öğretir. Yeter ki okusun. Millet okumuyor. Okumuyoruz.. Hiç okumuyoruz. Okusak çok güzel şeyler var kitapların içinde. Kadınlar okumaz çocuklarının sebebiyle. Erkekler okumaz işleri sebebiyle. Biz hocalar okumayız biliyoruz diye. Bilmediklerimiz bildiklerimizin yanında çok daha fazla. Okusak neler öğreneceğiz. Ballar, kaymaklar, mücevherat, her şey onun içinde. Kitapların içinde okumuyoruz. Kur'an ezberlesek ne kadar sevap kazanacağız.

İnsanın bildiği Kur'an'ı unutmasından daha büyük günah olamıyor. Koca koca adamlar olmuşuz. Kur'an'ı bilmiyoruz. Sureleri okuyamıyoruz. Elem neşrahleke suresi hatm-i hâcegânda lazım. Bazı kardeşler ''Elem neşrahleke suresini bilmiyorum.'' diyor. 1000 dolar ceza en aşağı o da. Öğrenecek çünkü 6-7 satır bir şey.

Elem neşrah leke sadrek Ve vada'na 'anke vizreke Elleziy enkada zahreke Ve refa'na leke zikreke Feinne me'al'usri yüsren İnne me'al'usri yüsren Feiza ferağte fensab Ve ila rabbike ferğab.

Bu kadar yani olmayacak şey değil. Günde 10 defa okursa ister istemez öğrenir. Bazısı da diyor ki ''Hocam kafam almıyor.'' Kafası alıyor insanın. En karışık şeyleri bile kafası alıyor insanın.

Ne zaman? Tekrar ettiği zaman onun için eskiler çok güzel söylemişler.

Et tekrar-u ahsen ''Tekrar etmek çok güzeldir.'' Ahsen en güzelleridir.

Ve lev kâne 180. Eyle Kapalı Çarşı dediği gibi yani. Ve lev kâne 180. Yani 180 defa da olsa tekrar iyidir. Demek ki 180 defa okumadığımız için ezberleyemiyoruz. İşin püf noktası burası. Çok okursun öğrenirsin.

En karışık sure mesela fe bi eyyi âlâ i rabbiküma tükezziban. Rahman Suresi öğreniliyor. Koca Allah'ın kelamı, kitabı başından sonuna ezberlenilebiliyor. Çalışırsan olur.

Bir doktorla tanıştım. ''Hocam.'' diyor. ''Ben meal hafızıyım.'' Arapçasını okuyamıyor, dili dönmüyor. Yok Arapça'sı filan. Meali o kadar çok okumuş ki numarasıyla söylüyor. Nahl suresinin 27. ayeti şöyledir, tıkır tıkır , tıkır tıkır söylüyor. Elektronik beyin gibi. Neden? Çok uğraşmış, okumuş da merakla okumuş. Hepsi aklında kalmış.

Allah bir kula ne isterse verir. Sen iste yeter ki güzel şeyi iste Allah verir.

Ud'unî estecip leküm ''Siz bana dua edin ben sizin duanızı karşılıksız koymam.'' buyuruyor Allah.

Onun için sizin ve bizim en büyük silahımız ve varlığımız ve imkanımız nedir?

Dua etmemiz, duamız. Allah duaları kabul ediyor. Muradına erdiriyor insanı, neler neler veriyor.

Onun için ağzınız duada olsun, gönlünüz ilimde olsun. Kalbiniz Allah'ın dinine hizmet de olsun. Allah tekrar tekrar buluştursun Türkiye'de, burada sizin açtığınız camilerde. İnşallah hepsinin açılışlarına gelelim. Konuşmalar yapalım hacda, güzel yerlerde. Ahirette de, cennette buluştursun cemali ile müşerref eylesin.

Bir hürmeti esmâihil hüsna ve habibihil müctebâ ve bi hürmeti esrârı suretil fatiha.

Sayfa Başı