M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Lâ İlâhe İllallah Demenin Önemi

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm. el-Hamdülillahirabbi'l-âlemîn.

Nahmedühû bi-cemî'i mehamidih. Lehü'l-hamdü kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânihi ve's-salâtu ve's-selâmu alâ-seyyidinâ Muahmmedin ve âlihi ve sahbihî ecma'în. Ve men-tebi'ahu bi-ihsânin ecma'în e't-tayyibîn e't-tâhirîn ila yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd.

Muhterem kardeşlerim!

Bugün mü'minlerin bayramı olan cuma günüdür. Her hafta elhamdülillah cuma günü böyle bir bayramla müşerref oluyoruz. Cuma gününün fevkalade önemi ve değeri vardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz cuma gecesini nurlu gece e'l-leyletü'l garrâ'u ve gündüzünü de nurlu ve şaşalı gündüz, el-yevmü'l-eğarru diye isimlendirmiştir. Allahu Teâlâ hazretlerinin çok büyük lütuflarının cereyan ettiği, kullarına ihsan olunduğu mübarek bir gündür, bayramımızdır. Cumanız mübarek olsun.

Cuma günü önemli işler vardır; kişinin kişisel olarak yapması gereken, sevabını kaçırmamaya dikkat etmesi gereken işler. Bunlardan birisi cuma günü gusül abdesti almaktır. "Kim cuma günü gusül abdesti alırsa geçmiş haftanın günahları üç gün ziyadesiyle affolur." Yedi artı üç, on günlük günahı affolur. Onun için müslümanlar her cuma, bir bardak suyun bir altın lira olduğu zaman bile olsa, cuma gusül abdesti almayı terk etmemişlerdir. Çöllerde, suyun az olduğu yerlerde, pahalı olduğu yerlerde, sıkıntılı olduğu yerlerde bile bunu ihmal etmemişlerdir. Ama biz şimdi elhamdülillah çok büyük nimetlere mazhar insanlarız. Bunları rahatlıkla sağlayabiliyoruz. O bakımdan cuma günü bu önemli.

Bir de cuma günü insanların geçmişleri gelirler, kendilerinden dua talep ederler, dua beklerler, dua umarlar. O hayatta olanlar, o geçmişlerine dua etmezlerse çok mahsun olarak dönerler. Onun için cuma günü geçmişlerimize dualar etmek, hele Yasin sûresini okumak çok sevaptır. Onun için Yasin sûresini beraber okuduk, geçmişlerimizin ruhlarına hediye ettik. Okuyanla dinleyen eşit sevaba sahiptir. Curcuna olmasın diye İslâm böyle bir kaide koymuş; birisi okur, ötekiler dinler. Ama hepsi okumuş gibi sevabı alır. Onun için bu zamanımızı bir Yasîn-i şerîfi okuyarak değerlendirdik, geçmişlerimizin ruhlarına hediye eyledik. Allah ruhlarını şâd etsin. Kabirlerini nur doldursun. Makamlarını yüceltsin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Cuma günleri hayatta olan kişilerin işledikleri işler geçmişlerine bildirilir."

"Senin oğlun şöyle yaptı, böyle yaptı" filan gibi geçmişlerine kabirlerinde tebliğ olunur, ihtar olunur, bildirilir. "Dünyadaki oğlun, dünyadaki eşin, dünyadaki filanca yakının, akraban şöyle yaptı böyle yaptı" diye... Onlar dünyadakilerin yaptığı güzel şeylerden çok sevinirler ve kabirlerinde nurları artar, sevinçleri ziyadeleşir, şâd olurlar.

Ama dünyadaki insanlar eğer ehl-i iman, ehli takvâ ve ehl-i amel-i sâlih kimseler değillerse o zaman yaptıkları kötü şeyler onlara bildirilir. "Senin oğlun içki içti. Senin oğlun adam dövdü. Senin oğlun şöyle etti, böyle etti…" veya böyle çeşitli şeyler. O zaman da onlar bunları duyunca kahrolurlar, üzülürler, ezalanırlar. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Allah'tan korkun, mevtanızı ezalandırmayın." İnsan günah işlediği zaman günah sadece kendisine bağlı, kişisel bir olay olarak kalmıyor. Geçmişlerine bile tesir ediyor. Topluma da tesir eder, başkalarına da zararı olur. Kendisine de hayli hayli zararı olur.

Onun için özellikle cuma günü amel-i sâlih işlemeye gayret etmelidir. Amel-i sâlihten, güzel işlerden birisi, cuma namazına gitmektir erkekler için. Cuma namazına üç defa mazeretsiz gitmeyen kimsenin kalbi mühürlenir. Gönlü çalışmaz, cezalı olarak kapatılmış hâle gelir. Kepengi indirilmiş bir dükkân, çalışmaktan, ticaretten men edilmiş bir dükkân nasıl olursa böyle bir duruma gelir. Hapsedilmiş, engellenmiş duruma gelir.

Onun için cuma namazı müslümanlar için çok önemlidir. Önemli olduğundan dolayı İslâm ülkelerinde cuma günü tatildir. Fakat maalesef bu güzel imkânı bazı İslâm ülkeleri kaçırmışlardır. Kaçırılmaması gerekir ve elde edilmesi için uğraşılması lazım gelir. Bir takım yalan dolanlarla pazara kaydırılmıştır. Halbuki pazar bizim ibadet zamanımız değildir, cuma bizim ibadet zamanımızdır. Ve bir müslüman cumaya gitmediği zaman mahvolur. Onu bilmesi lazım. Bütün hayatını, iş gücünü, sözlerini, çalışmalarını, cumayı kaçırmayacak şekilde düzenlemesi gerekir.

Cuma günü yapılacak işlerden birisi kabir ziyaretidir. Burada böyle bir imkân belki yoktur. Ama mümkün olanlar gidip kabirde geçmişlerini ziyaret etmesi lazımdır. Çünkü müteveffanın ziyareti de hayatta olanın ziyareti gibi ona fayda verir, memnun eder, ona sevinç kazandırır. Cuma günü yapılacak işlerden birisi hasta ziyaretidir, çok sevaptır. Cuma günü yapılacak işlerden birisi sadaka, hayır yapmak, fukarayı sevindirmektir.

Kim bu saydığım işlerin hepsini birden yaparsa, onun cennetlik olacağı da müjdelenmiştir. Demek ki hepsine birden gayret etmeli. Cuma'dan sonra da "Hastamız var mı hastanelerde bir gidelim, ziyaret edelim." diye çalışmalıdır.

Bu arada yapılan çalışmaların ibadetlerin en hayırlısı, sevabı en çok olanı ilim öğrenmek, öğretmek olduğu için birkaç hadîs-i şerîf okuyarak cumaya gitmemiz gereken vakitte harekete geçebiliriz.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfini birinci hadîs-i şerîf olarak onu açıklamak istiyorum. Peygamberimiz Abdullah İbn Ömer, halife Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'ın bize rivayet buyurduğuna göre şöyle buyurmuş:

Bu hadîs-i şerîfte Lâ ilâhe illallah diyenler müjdeleniyor. Biliyorsunuz Lâ ilâhe illallah; Allah'ın var olduğunu, bir olduğunu, şerîki, nazîri, ortağı, eşi, benzeri olmadığını ifade eden çok kıymetli bir sözdür. Hz. Âdem aleyhisselam'dan Peygamber Efendimiz'e kadar bütün enbiyâullah ve evliyâullah bu sözü insanlara öğretmek ve bu sözün karşısında bulunan müşriklerle mücadele etmek için yaşamışlardır.

En büyük görev onlara yüklenmiş, en büyük görev bu Lâ ilâhe illallah'ı insanlara öğretmektir. Ve bunun uğrunda çarpışmışlardır. Âdem aleyhisselam, Nuh aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam… Bütün Peygamberler bununla ilgilenmiş ve bunu söylemişlerdir. Eftalu ma kultü ene'n-nebiyyûne min-kablî: Lâ ilâhe illallah diye Efendimiz bunu bildiriyor.

Ehli lâ ilâhe illallah demek; lâ ilâhe illallah'ı benimsemiş, ona inanmış ve bunu söyleyen insan demektir. Onun sahibi, bu sözün, o inancın sahibi demektir. Lâ ilâhe illallah diyen kimseye vahşetün fi'l-mevt. Ölümde yalnızlık çekmek, "hiç kimse yok, yapayalnızım." filan diye böyle bir korkuya düşmek yoktur.

Ve fi kubûrihim? Kabirlerinde de bunlar yalnızlık ve korkuya düşmeyeceklerdir. "Kimse yok! Buralar da tenha da karanlık yer de toprağın altında benim halim nice olacak?" filan gibi bir korku bahis konusu değildir.

Ve la men şerihim? Kıyamet koptuktan sonra, insanlar kabirden kalkıp mahşer yerine gittikleri zaman da "Hiç kimsem yok! Benim bu telaşlı günümde halim ne olacak?" filan diye orada da bir korku yoktur. Ölürken yoktur, kabirde yoktur. Ba'sü bağde'l-mevt. olduğu zaman, mahşer yerine giderken yoktur.

Ne demek?

Allah onlara gönderecek demek. Onunla ünsiyet edecek, onun korkusunu, telaşını, endişesini bertaraf edecek yoldaş, arkadaş verecek demektir. Hoş olacaklar, mutlu olacaklar, rahat olacaklar, huzurlu olacaklar demektir.

Bu nasıl olabilir?

Allah melek gönderebilir, salih kullarını arkadaş yapabilir… Bir de hadîs-i şerîflerden biliyoruz. Allahu Teâlâ hazretleri bazen Kur'ân-ı Kerîm'e ve böyle güzel cümlelere insanların anlayacağı bir şekil veriyor.

Hadîs-i şerifte buyuruluyor ki; "Bir adam kabre girdiği zaman; yalnızlıktan ürperip dururken, korkarken, endişelenirken, bakacak, böyle güleç yüzlü, nurlu, mübarek bir insan geliyor yanına. Diyecek ki; "Ay burada korkuyorken, yalnızlık çekiyorken, seni görünce çok sevindim. Canım sana ısındı. Ya sen kimsin?" diyecekmiş. Yani sevdiği bir kimse olarak karşısında gördüğü bu şahsa. O da cevap olarak buyuracakmış ki; "Ben senin dünyada okuduğun Tebârake sûresiyim. Allah bana bu şekli verdi, bu görünümü verdi, beni sana gönderdi."

Tebârake sûresi bizim anlamadığımız, bir görünmez sevap olarak yanına gitse görmeyecek tabii, anlamayacak… Allah insanoğlunun anlayacağı bir şekil vererek, hoşlanacağı bir şekil vererek onu yoldaş ediyor.

Demek ki Kur'ân-ı Kerîm insana yoldaş olacak, anlayacağı bir şekilde yoldaş olacak. Hatta konuşabileceği şekilde. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in şefaatçi olacağını da biliyoruz. "Yâ Rabbi sen buna şefaat et! Yâ Rabbi sen bunu affet, sen buna ikram eyle! Yâ Rabbi sen bunu cehennemden koru! Yâ Rabbi sen bunu cennetine koy! Yâ Rabbi sen bunun ikramını daha arttır, daha arttır." diye Kur'ân-ı Kerîm'in sözleri olacak, şefaati olacak. Hadîs-i şerîflerden biliyoruz. Lâ ilâhe illallah'ın da böyle.

Ke-ennî enzur ilâ ehli la ilahe illallah? İsrafil aleyhisselam insanlar kabirden kalksınlar, mahşer yerine gelsinler diye sura üfürdüğü zaman onların kalktıklarını görür gibi oluyorum." diyor Efendimiz.

Nasıl kalkıyorlar?

Yenfudûne't turâb an ru'ûsihim.? Kabirden başlarını çıkartıyorlar, toprakları üzerlerinden silkeliyorlar.

Ve diyorlar ki; yekûlûn: Elhamdülillahillezi ezhebe anne'l-hazen. Bizden mahsunluğu, üzüntüyü, endişeyi, korkuyu uzaklaştıran, bizi emin, mutlu ve bahtiyar kılan Allah'a hamdolsun, diye kabirden kalkıp geldiklerini görür gibi oluyorum, diyor. Şu sırada değil ama öyle olacağını Peygamber Efendimiz "Görüyor gibiyim." diyor, öyle olacak. Kabirden kalkacaklar: Elhamdülillahillezi ezhebe anne'l-hazen, diyecekler.

Burada ve bunun emsali hadîs-i şerîflerden ne anlıyoruz?

Lâ ilâhe illallah sözünün ve inancının ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Kim ihlasla, katıksız, sapasağlam, sâfî bir şekilde Lâ ilâhe illallah derse cennete girer. O kadar kesin. Lâ ilâhe illallah demek insanı cennete sokar.

Bu konuda bir hadîs-i şerîf daha okumak istiyorum.

Bu da Ebû'd-Derdâ radıyallahu anh'ten Beyhâkî'nin rivayet ettiği bir hadis. Bu hadîs-i şerîf de lâ ilâhe illallahı 100 defa diyen bir kimseye ne mükâfat verileceğini bildiriyor. 100 defa lâ ilâhe illallah diyene Allah kıyamet gününde yüzü dolunay gibi nur saçar bir vaziyetteyken, mahşer yerine böyle güzel, nur saça saça gelmeyi nasip eder.

"Bir günde" demiyor burada. Yani ömründe bir defa dese de öyle olacak gibi bir mana çıkıyor. Demediği için, zaman tahdidi yapmadığı için. "Bir insan 100 defa lâ ilâhe illallah dese, yüzü dolunay gibi ışık saçarak mahşer yerine gelecek." diye bir mana çıkıyor

Ve lem yurfa'li-ehadin yevme izin amelün efdalü min amelihi. O gün, maşher günü, hiç kimsenin bundan daha güzel bir iş yapmış olarak gelmediği görülecek. En iyisini bu yapmış, bunun ameli en kıymetli. Böyle olacak.

İlla men kale misle kavlihi. Ya onun gibi lâ ilâhe illallah demişse o müstesna.

Ev zâde. Ya da 100'den fazla demişse. O onun gibi olacak veya ondan üstün olacak. Başka bir kimsenin yaptığı ibadet bundan daha üstün olmayacak, demek.

Bu hadîs-i şerîf birinci hadîs-i şerîfle uygun düştü ve bir şeyi önemini perçinledi. Lâ ilâhe illallah demenin önemini perçinledi.

İslâm'da böyle bir sözü tekrar tekrar söylemek var. 100 defa Lâ ilâhe illallah demek var. Bu bir eğitim metodudur, bir terbiyedir, bir tesir yoludur. İnsan bir şeyi çok söylediği zaman bir defa söylediğinden daha büyük tesir hâsıl olur. Kalbi daha çok nurlanır. Her seferinde ayrı bir mükâfat alır. Sevabı artar. Ama tesir de her seferinde daha fazlalaşır. Nasıl bir çiviyi çakmak için tak tak tak vuruyoruz, sonunda çivi tahtanın dibine kadar gidiyor. Onun gibi olur.

Onun için çok söylemekte fayda var diye yarısı Türkçe yarısı Arapça bir latife, şaka söz söylemişlerdir eskiler. Ettekraru ahsen velev kâne yüzseksen. Tekrar etmek daha iyidir. Yüz seksen defa olsa bile. Bir şeyi yüz seksen defa bile olsa tekrar tekrar söylemek çok daha iyidir. Neden? O zaman perçinlenir.

Almanya'da toplanıp da transandantal meditasyon yapanları duyuyorum. Hatta onlardan garip şeyler duydum. Müslümanlığı kabul etmedikleri halde müslümanlar gibi tekrar tekrar Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah diyorlarmış. Aynı sözü tekrar ederek kendi kendilerini hipnoz tesiri mi yapmak istiyorlar, ne yapmak istiyorlarsa... Herhalde bilimsel, tıbbî bir şeyler düşünüyorlar. Böyle yaptıklarını duyuyorum. Bu da yaptığımız şeyin aynı zamanda maddî, elle tutulur tesiri olduğunu gösteren bir deneyim oluyor. Biz bunun daha ziyade mânevî yönüyle ilgileniyoruz. Sevap cihetiyle, Allah'ın sevdiği, razı olduğu bir söz olması dolayısıyla ilgileniyoruz.

Buradan bizim tutturmuş olduğumuz, büyüklerimizden bize öğretilen takvâ yolunun önemine gelmek istiyorum. O heyecanı yaşayarak has müslüman olmanın önemini vurguladım.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bize tavsiye buyurduğu şey, görüyorsunuz, bazı şeyleri çokça, tekrar tekrar yapmak. Namazı tekrar tekrar yapmak, lâ ilâhe illallah'ı tekrar tekrar yapmak, orucu 30 gün tutmak gibi şeyler ne yapıyor insanı? Sağlamlaştırıyor, kuvvetlendiriyor ve sevabını arttırıyor.

Ve bizim yolumuz, başka müslümanların tutturmuş oldukları çeşitli yollardan sünnet-i seniyeye ve Kur'ân-ı Kerîm'e çok çok daha yakın bir yol diye buradan bunu anlıyoruz. Çünkü herkes -müslüman olduğu halde- bizim gibi Lâ ilâhe illallah demiyor. Herkes bizim gibi 99'luk tesbih taşımıyor, biz taşıyoruz. Biz diyoruz ki; "Biz dervişiz, zikir erbabıyız." Biz taşıyoruz. "Müslümanım" diyen, Arabistan'da okumuş birçok kimse bunu yapmıyor.

Demek ki biz sünnet-i seniyyeye daha uygun yaşıyoruz. Bunu da ispat ettiği için seviniyorum. Bu gibi hadîs-i şerîfleri okuyunca, elhamdülillah yolumuz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yoluna uygun diye, ben ayrıca mutlu ve bahtiyar oluyorum.

Buradan bizim her gün yaptığımız Lâ ilâhe illallah'ın veya daha fazla çektiğimiz Lâ ilâhe illallah'ın bize ne kadar fayda sağlayacağını, elhamdülillah ne kadar büyük mükâfata ereceğimizi görmüş oluyoruz ve mâneviyatımız kuvvetleniyor. Elhamdülillah… "Meğer ben neymişim ya! Ne kadar güzel işler yapıyormuşum!" diye böylece takviye olmuş oluyoruz.

Bu da Enes radıyallahu anh'ten İbn Asâkir'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîftir. Bunu da okuduktan sonra yine bir sonuca bağlamak istiyorum.

Leyse bi-hayriküm. "Ey müslümanlar! Sizin en kıymetliniz, en doğru yolda olanınız, en hayırlınız değildir." Men-tereke dünyahu li-âhiretihi. Âhireti kazanacağım diye dünyasını terk eden. Dağın başına çıkmış, işi gücü bırakmış, "Âhireti kazanacağım, ibadet edeceğim." diye dünyasını terk etmiş olan sizin en hayırlınız değildir.

Ve la ahiretehu li-dünyahu. Dünyalık kazanacağım, para kazanacağım, âmir olacağım, başkan olacağım, zengin olacağım, diye dünyalığa yönelip de âhiretini terk eden de en hayırlınız değildir. Ne o ne ötekisi. Ne dünyayı terk etmek var ne âhireti terk etmek var.

Hatta yusîbe min-ha cemî'â. En hayırlı olmak için her ikisine de gereken değeri verip yapmak lazım. Dünya için de çalışmak lazım, bu da sevap. Âhiret için de çalışmak lazım. Elbet bu da sevap. Bunu da biliyoruz.

"Âhiretimi kazanacağım" diye dünyayı terk etmek yok. "Dünyalığım çok önemli ya! Bırak hocam ya şu ibadeti, taati! Başıma iş açma ya! Çoluk çocuk evde aç." filan diye ibadeti de bir tarafa itmek yok. Kimisi böyle yapıyor, kimisi öteki türlü yapmış. Bu devirde öyle dünyasını terk eden az da ekseriyetle âhiretini terk ediyorlar, elinin tersiyle itiyorlar.

Peygamber Efendimiz "İkisini birden yapacak." diyor.

Çünkü dünya sizi âhirete ulaştırıyor, dünyadaki yaşamınızdan dolayı âhirete ulaşıyorsunuz. O da lazım.

Dünyalık bizi âhirete nasıl ulaştırıyor?

Para kazanıyoruz, zekât veriyoruz; fakir seviniyor. Para kazanıyoruz, cami yaptırıyoruz; cemaat istifade ediyor. Para kazanıyoruz, cihada yardımcı oluyoruz; İslâm genişliyor, savunuluyor, müslümanlar rahata eriyor, yıkılanlar tamir ediliyor. Demek ki dünyalık, âhireti kazanmakta da bir araç oluyor, bir vasıta oluyor. Demek ki o da lazım.

Ve la tekûnu kellen 'ale'n-nâs. Sakın insanlara yük olmayın, askıntı olmayın, asalak olmayın, parazit olmayın, beleşçi olmayın. Başkasının sırtından geçinmeyin.

İşte bizim dinimiz bu. Bizim dinimiz böyle dengeli, bizim dinimiz böyle güzel. Bizim dinimiz böyle tabiî. Onun için İslâm'a deniliyor ki; el-İslâmu dînü'l-fıtrati. Yaratılışa uygun din. Yani yaratılışa aykırı bir şey yok.

Mesela rahip olalım, dünyayı terk edelim, evlenmeyelim, manastıra çekilelim, sırf ibadet edelim… Ama Allah seni kadınlı erkekli yaratmış; yuva kur diye, çoluk çocuğun olsun, onları büyüt, onların mürüvvetini gör diye… Niye yasaklıyorsun? Tabiî değil. İslâm, tabiî.

Peygamberlerin hepsi evlenmişler. Büyük çoğunlukta. Doğru olan evlenmek, eş sahibi olmak, çoluk çocuk sahibi olmak. En doğru olanı evlenmemek olsa, herkes evlenmese insan nesli söner. Dünyaya insan olmayan başka yaratıklar hâkim olur. Demek ki neslin devamı için, fıtratın yürümesi için ve daha sayısız faydalar var. Tıbbî, ruhî pek çok faydaları var. İslâm'ın emirlerine uygun hareket etmek gerekiyor.

el-Hamdülillah Allah bizi böyle bir fıtrata uygun din üzere kendisine ibadet etmeye muvaffak eyledi. Allahu Teâlâ hazretleri İslâm'ın kıymetini bilip müslüman olarak yaşamayı ve rızasını kazanmayı cümlemize nasip etsin.

el-Fâtiha…

Sayfa Başı