M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (206)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Türkiye'deki eğitim sistemi hakkında konuşmak

istiyorum.

Bizim bildiğimiz kadarıyla Türkiye bir laik ülke. Ama İslâmî eğitime de gördüğümüz kadarıyla ağırlık var. Bu İslâmî eğitim hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Türkiye coğrafî bölgesi dolayısıyla İslâm'la çok eski zamandan temasa geçmiş bir ülkedir. Hz. Ömer zamanından, 2. Halife zamanından İslâm'a girmiştir. Ve 10. 11. asırdan itibaren de 9 asır müslüman olarak yaşamıştır. Ve İslâm aleminin liderliğini yapmıştır. Halkının % 99'u da müslüman olduğu için İslâm ile çok yakın ilgisi vardır. Bu ilgi cumhuriyetin kurulmasından sonraki yıllarda İslâmî eğitimin durdurulması sonunda azalmamıştır. Halkın kendi yapısı içinde Müslümanlık mevcut olduğu için, yaşanan bir din olduğu için, İslâmî eğitimin kaldırılması istekleri arttırmıştır. Nihayet 1949'dan itibaren İslâmî müesseseler kurulmaya başlanmıştır.

İslâm kendisi ayrıca ilme çok önem vermiştir. Ve âdetâ geldiği ülkelerde ilim bakımından bir büyük hamle, patlama tarzında hamle meydana getirmiştir. Cahiliye devrindeki Arap toplumunu kısa bir zaman sonra, yarım asır içinde bütün ilimlerle ilgilenen bir toplum hâline getirmiş ve çok büyük alimler yetiştirmiştir. Bu bakımdan devletin baskısı olsa da müslümanların ilimden, hele kendilerinin dinî yaşantılarıyla çok yakından ilgili olan dinî ilimlerden uzak kalmaları düşünülemezdi. Onun için halk demokrat baskı ile dini eğitimin yeniden konulmasını sağlamıştır Türkiye'de.

Benim vazife gördüğüm İlâhiyat Fakültesi 1949'da açılmıştır. Onunla beraber İmam Hatip Okulları da din adamı yetiştiren tedrisat müesseseleri olarak faaliyete geçmiştir. Bunların faaliyetinden önce dinî eğitim sadece camilerde ve Kur'an kurslarında Kur'ân'ı Ker'im'i öğretmek ve dinî temel bilgileri vermekten ibaret idi. Bugün bu ilâhiyat fakülteleri dokuza çıkmıştır. Ve hepsi halkın isteğiyle, halkın hükümete istek götürmesiyle, âdetâ sosyal bir baskı sonunda kurulmuştur. İmam Hatip Okulları'nın sayıları da 400'e kadar yükselmiştir. Bu da halkın dine olan ilgisini büyüklüğünü gösteren bir ölçek olarak karşımızda bulunuyor. Bunun dışında ayrıca Kur'an kursları da, Kur'ân'ı Kerîm'i öğretme kursları da, pratik olarak dinî bilgileri verme müesseseleri de şu anda rakam veremeyeceğim kadar fazlalaşmıştır.

Bunun dışında sivil hayatta özel eğitim müesseseleri hizmete girmiştir. Çok sayıda İslâmî eser neşredilmeye başlanmıştır kitap olarak. Ve laik neşriyattan hiç de geri kalmayacak, dikkat çekici ölçüde dinî neşriyat başlamıştır. Ben de mesela bunlardan 3-4 derginin neşrini yapmaktayım.

Türkiye çok enteresan bir laik devlettir. Hem laikliğin tesiriyle din olmaması gerekirken, son 50 senedir bu dinî eğitimi bünyesinden atamamış veya kendi bünyesine çekmiş, kendi inhisarı altına almaya çalışmış. Son 50 senedir çok şeyler yapılmış dinî tedrisat yönünden, filan diyor. Sizin düşüncenizce daha yapılması gereken şeyler var mıdır? Devletin İslâmî eğitime karşı daha da gevşetmesi gereken yerleri var mıdır, diyor. Genişletmesi için İslâmî tam tedrisat görmesi için neler daha yapılmalıdır?

İlk önce şunu düşünüyoruz biz. Laikliğin manasını dinden uzaklaşmak olarak almıyoruz. Bunu savunuyoruz dergilerimizde. Ve Türkiye'de münevver, aydın kesim, aydın müslümanlar bunu savunuyorlar. Laiklik dinsizlik demek değildir, diye algılıyorlar. Yalnız dinî hayatı yaşamak vardır. Fakat devletin yönetimi dinî kuralların etkisi altında ve din kadrosunun yönetiminde olmaz, diyorlar. Biz demokratik ülkelerdeki mesela İngiltere'deki, Avustralya'daki, Fransa'daki, Almanya'daki halkın dinî konusundaki hürriyeti gibi hürriyet istiyoruz. Halkımız bunu istiyor. Dinî hayatını devletin baskı ile yönlendirmesi veya engellemesini antidemokratik buluyor. Bunu kabul etmiyor ve bunun karşısında bir şey yapıyor, savunma çalışması yapıyor.

Bir şey daha söylemek istiyorum. Türkiye'de bu İslâmî konudaki serbestliği isteyen ve daha dindar olmayı aydınlar arasında, gençler arasında savunan gençlik daha ziyade teknik tahsil yapmış, dolayısıyla Avrupa'ya, Amerika'ya, Fransa'ya İngiltere'ye gitmiş olan insanlardan geldi. Mesela benim tanıdığım pek çok kimse mühendistir. Ve dindardır. Onlar, oradaki o demokrasi ile yani din konusundaki hürriyet ile, ülkedeki dini engelleyici hükümet baskısı arasındaki tezatı görüp ilk çalışmaları yaptılar. Hatta bugün meşhur olan bazı parti liderleri ve bir takım meşhur tanınmış din adamları, çoğu teknik personeldir. Yani mühendis vesaire olan kimselerdir. Bu Batı'daki toplumlarla bir mukayese sonunda Türkiye'de Batı'yı örnek göstererek savunma yapılıyor.

Bir şey daha çok farklı, enteresan geliyor Türkiye'de. Halkın nabzını tutan bir kimse olarak, bildiğim için söylüyorum. Avrupa'daki dindar insanların sözleri veyahut dini savunan filozofların sözleri veyahut İslâm'ı ve Hazreti Peygamber'i savunan, Kur'ân'ı Ker'im'in yüceliğini savunan veya beşeriyete, hürriyetlere getirdiği değerleri ? savunan Batılılar'ın sözlerinin Türkçe'ye tercümesi çok sempati topluyor. Çok ilgi kazanıyor. Ayrıca Batılı filozoflardan ve bilim adamlarından müslüman olanlar çok büyük popülerite kazanıyor. Roger Garaudy gibi mesela, Maurice Bucaille gibi, Kaptan Cousteau gibi ve diğer bazı kimselerin böyle müslüman olduğu çok büyük sansasyon meydana getiriyor ve çok ilgi topluyor. Onlara delil oluyor, bunlar Avrupalı oldukları halde müslüman olabiliyorlar. Demek ki laiklik dinsizlik demek değilmiş, diye örnek oluyor.

Gördüğüm kadarıyla sizin arzunuz hiç değilse Avrupa'nın yaşadığı kadarıyla bir laiklik istemeniz. Bu bize öyle veriyor ki Türkiye'de laiklikte hep yanlış tatbikat var. Ve sizin diyor daha ne çeşit serbestlik istiyorsunuz. Mesela hangi meselelerde örnek verebilir misiniz, diyor. Hangi konularda laiklik size baskı yapıyor din meselesinde?

En popüler konulardan birisi herhalde Avrupa basınına da geçmiştir. Başörtü konusunda garip tutumlar oldu. Ve ben şahsen üniversitedeyken de bunun mücadelesi içinde bulundum. Mesela bir hanım kız İslâm'ı yaşamak istiyor. İslâm'da başörtüsü, tesettür çok önemli bir emir olduğu için, yani buradaki rahibelerin örtündüğü gibi örtünmeleri gerektiğini İslâm söylediği için, onlar başlarını örtmek istiyorlardı. Fakat üniversiteler bunları derse almıyordu. İmtihana sokmuyordu. Profesörler derslerinden çıkartıyorlardı. Mesela bu çok antidemokratik bir şey.

Sonra bir insanın sakalı olduğu için bir takım baskılar, mesela işçilerin ve memurların işten çıkarma durumları vardı. Hatta modern duygularla mesela ressam, dini duygusu olmayan ressam bazı profesörler vardı, böyle sakal bırakmış. Onların sakallarını kesmeyi YÖK yani Yüksek Öğretim Kurumu zorladı. Bu benim şahsiyetimin bir parçasıdır, dediği halde kesmeye teşvik etti. İnsan şahsiyetine bir tecavüz.

Biz bir insanın başka insana baskı yapmasını uygun görmüyoruz. Ve İslâm'ın emirleri, Allah'ın emirleri neyse onların hepsini rahat bir şekilde uygulamayı istiyoruz. Bunun karşısına çıkıldığı zaman tabii halkımız buna reaksiyon gösteriyor. En bariz iki misali bu. Bir başka misal daha vermek hatırıma geldi. Mesela bizde zikir vardır ve sofizmle ilgili sorularda sorulacak tahmin ediyorum. Zikir vardır. Kişiler toplu zikir yaptıkları zaman, bir araya geldikleri zaman polis onları alıp mahkemeye çıkartıyordu ve mahkûm ediyordu. Yani ibadetine müdahale ediyordu. Ve kıyafetine müdahale ediyordu. Mesela camide dahi sarık saramayan hocalar vardı bir ara.

Özetle söylememiz gerekirse biz iki şey istiyoruz. Bir, çok önemli olan İslâmî öğretimi yani müslümanlara İslâmî öğretimin serbest bir tarzda, baskısız bir tarzda İslâm nasılsa böyle öğretmeyi istiyoruz. İki, öğrendiğimizi pratiğe intikal ettirebilmek, yapabilmek, uygulayabilmek istiyoruz. Çünkü Allah kendisinin emirlerini tutana mûti diyor. Tutmayana âsi diyor, yani tutmamak günah oluyor İslâm'da. Onun için biz öğrenmeyi bir, öğrendiğimizi uygulamayı iki, serbest bir şekilde yapmak istiyoruz. Özeti bu.

Birçok Avrupalı yazarın ve gözlemcilerin dikkat ettiği bir mesele var. Her ne kadar ibadet hürriyeti Türkiye'de kısıtlandığı mevzu bahis ise de müslümanlar ciddi bir şekilde İslâm'ı yaşamaya başladıkları taktirde antidemokratik yollara doğru yönelecekler diye bir fikir atıyorlar. Şöyle ki şeriat hakim olursa diğer insanların, diğer fikirlerin kendi bünyesinde yaşamaması antidemokratik olarak kabul ediliyor. Anlatabiliyor muyum?

Buna nasıl cevap vereceksiniz, diyor. Madem diyor şeriat gelmiş olsa diğer insanları o şeriatın bünyesinde yaşarken onlara karşı antidemokratik durum meydana gelmeyecek mi, diyor? Onlara müsaade edilmeyecek mi?

Bir benzetmeyle anlatabilirim. Mesela Batı ülkelerinde din hürriyeti var. Ve dinî yaşantı çok canlı. Benim mesela Avustralya'da da gördüğüm bu. Her köşe başında, yani her cadde üzerinde, dört beş tane kilise görüyorum. Ve kiliseler çok aktif. Sosyal hayatın içine girmiş. Eğitimin içine girmiş. Görüyorum. Ve akşamları kapıları açılıyor. Toplantılar yapılıyor. Bahçeleri kalabalık. Geçerken görüyorum. Yani sosyal hayatın içinde, son derece aktifler. Yani acaba Avustralya'da ya da Avrupa'da herhangi bir ülkede, bu papazlar tekrar Ortaçağdaki uygulamaları getirecekler diye bir endişe var mı? Onun gibi durum, öyle bir endişe düşünülerek onların hürriyetleri engellenebilir mi? Engellenebiliyor mu? Böyle bir mantık, yani ilerde olacak hayal cinsinden bir şeyden dolayı, bir insanın en tabii ihtiyaçları yani evrensel insan hakları engellenebilir mi?

Bir şey daha söylemek istiyorum. Mesela İtalya'da papalık ayrı bir devlet. Ama tamamen dinî kurallara göre yönetiliyor. Ve hiç kimse o devletin yapısı Fransa gibi olsun veya Almanya veya İngiltere gibi olsun diye bir düşünce içinde değil. Hatta İngiltere'de Avustralya'da Papa'ya bağlı katolik kiliseler var. Ve o da müstakil olarak yönetimini devam ettirebiliyor. Bir toplulukta, bir devletin toprakları üzerinde yaşayan insanlar topluca bir şeye karar verdikleri zaman dinî veya laik veya başka türlü bir şekilde istedikleri gibi hareket etme serbestliğine sahip olmaları gerekir. Bu onun misali oluyor.

Son gördüklerimize göre, halkın nazarında dini yönden ileri insanlarla toplantı yaptı. Ve onlarla İslâm hakkında görüştü. Bu gibi toplantılar sizin kanaatinizce İslâm'a karşı bir yaklaşım mıdır? Veya halktan gelen, İslâm'ı yaşamak için din hürriyeti vermek için biraz yol mudur? Ne düşünüyorsunuz bu hususta?

Gerçek şu. Daha önceki rejimlerden Turgut Özal'ın rejimi daha hürriyetler sağlamış durumda. Yani demokratik devrelerle hükümet devreleri mukayese edildiği zaman bir takım hürriyetler sağlamış. Bu Turgut Özal'ın genel yapısından kaynaklanıyor. Ticarete de serbestlik getirdi. Parayı serbest hâle getirdi. Dış ticareti teşvik etti. Dışa döviz çıkartmak, dışardan döviz getirmek eskiden suçtu. Bunları serbest hâle getirdi. Kapitalizm ve serbest hareket etmenin bir sonucu olarak bunları sağlıyor. Ama bütün hareketlerinin yani dinî duygularla yapıldığını söylemek çok zor. Birçok bakımdan halkla ters düştüğü noktalar var. Halkın büyük bir kısmı kendisine hele dindar kesim şu sırada sanıyorum. İki aydır uzaktayım ama karşıdan gördüğüm o.

Türkiye'nin bir müslüman memleketi olarak, diğer bir müslüman memleket olan Irak ile çatışması veya öteki mezheple, ne düşünceleri var diyor? Halk ne düşünüyor, Müslümanın müslümanla çarpışması diyor.

Benim aldığım haberlere ve telefon konuşmalarına göre halk savaş istemiyor.

Savaş konusunda Özal'la ters düşmüş durumda. Saddam'ın suçlu olduğunu kabul ediyorlar. Çünkü bir ülkenin hürriyetine saldırdı. Bu İslâmî yayınlarda zikrediliyor. Bahis konusu ediliyor. Saddam yanlış bir iş yaptı. Yalnız bu yanlışlığın düzeltilmesi konusunda uygulanan metod binlerce ve belki yüzbinlerce sivilin ölmesine ve Körfez'de petrolün suları tahrip etmesine, insanların, hayvanların zarar görmesine, İsrail'in bombalanmasına, daha başka birçok komplikasyonlara sebep oluyor. Bu bakımdan savaşı genel olarak istemedikleri için.

İkincisi, müslümanların birbiriyle savaşması yasak olduğundan. Yani müslümanların birbirleriyle savaşmasının İslâm'da yeri olmadığı için, kardeşin kardeşle savaşması doğru olmadığı için, savaşı büyük ekseriyet tasvip etmiyor. Muhalefet tasvip etmiyor. Laik muhalefet mesela Erdal İnönü ve Süleyman Demirel gibi laik Batı muhalefet de tasvip etmiyor. İslâmî kesim de tamamen harbin aleyhinde. Yani İslâmî kesimden harbi tasvip eden çok az insan bulunur. Halkın büyük çoğunluğunun karşı durumda olduğunu sanıyorum.

Sayfa Başı