M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Yöneticilerin Sorumlulukları Çok Yüksektir

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

Fe-kâle'n-Nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem:

Küllüküm râin ve küllüküm mes'ûlün an raiyyetihî. Fe'l-imâmi râin ve hüve me'sûlün an raiyyetihî, ve'r-raculü râin fî ehlihî ve hüve mes'ûlün an raiyyetihî, ve'l-mer'etü râiyetün fî beyti zevcihâ ve hiye mes'ûletün an raiyyetihâ, ve'l-hâdimu râin fî mâli seyyidihî ve hüve mes'ûlün an raiyyetihî, ve'r-raculü râin fî mâli ebîhi ve hüve mes'ûlün an raiyyetihî. Fe-küllüküm râin ve küllüküm mes'ûlün an raiyyetihî.

Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sahih hadis kitaplarından rivayet edilmiş olan meşhur bir hadîs-i şerîfinin size metnini okumuş bulunuyorum. Mânası çok önemlidir, hepimizi yakından ilgilendiriyor; erkekleri, kadınları, büyükleri, küçükleri…

Küllüküm râin. "Her biriniz çobansınız, güdücüsünüz." Ve küllüküm mes'ûlün an raiyyetihî. "Ve her biriniz güttüğünüz sürünüzden, o gözetip kollamakla vazifeli olduğunuz gruptan sorumlusunuz."

"Hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden sorumlusunuz." diye bütün müslümanlara, hepimize birden hitap ediyor. Ben de çobanım, siz de çobansınız; hanımlarınız çoban, başkaları da çoban.

Nasıl çobanın bir sürüsü varsa ve sürüsündeki koyunları, hayvanları ondan sorarlarsa, nasıl onlar o sürüyü kurda kaptırmamakla vazifeliyse, nasıl otlatıp bakıp geçirmekle, sahiplerine teslim etmekle vazifeliyse; hepimizin de elimizin altında, başında bulunduğumuz, âmiri bulunduğumuz bir tebaamız var, bir raiyetimiz var, güttüğümüz bir sürümüz var, bizim emrimizde bir grup var. Ve ondan bize sorumluluk düşüyor.

Kim sorguyu suali açacak olan? Soruyu soracak olan kim?

Allah celle celâlühû. O herkesi sorguya suale çekecek ve sürüsünü ona soracak. "Sen çobandın, sürünü kolladın mı, korudun mu? Yoksa kurda mı kaptırdın? Yoksa kaçırttın mı, çaldırttın mı?" diye herkese soracak.

Bakın, Peygamber Efendimiz devamını nasıl misallerle açıklamış, buyuruyor ki;

Fe'l-imâmi râin ve hüve me'sûlün an raiyyetihî. "Devletin başkanı çobandır."

Reisicumhur veya padişah veya melik veya imparator veya bir başka isimli devlet başkanı... "İmam" diyor. İmam, "önder" demek.

"Önder devletinden, tebaasından mesuldür." diyor.

"İmam" sözünü biz çok hafif mânaya alıyoruz. "İmam, cemaatin imamı işte…"

Ben çocuğumu İmam-hatip okuluna götürdüm. Bir kere çocuk istemiyor. "Baba ben doktor olmak isterim, mühendis olmak isterim... Beni İmam-hatip okuluna niye veriyorsun?" der gibi, küçük çocuk, istemiyor. Muhiti istemiyor.

"Aa, o kadar çalışkan çocuğu İmam-hatip okuluna mı verdin? Tüh, vah! Yazık ettin çocuğa!"

Sanki çocuğu çöplüğe atmışsın! "Yazık ettin!" diyorlar.

Çocuk istemiyor.

"Evladım, ben sana dinini öğretirim, ama yaz tatilinde bir aylıkla din öğrenilmez. Çok meşgul de olamam. Başka bir muhitte olduğun için de bozulabilirsin. Ben seni koleje verebilirim. Amerikan kolejine veririm, Alman kolejine veririm, Fransız kolejine veririm. Ama elden çıkarsın. Sen elden çıktıktan sonra ben sana ne diyeyim? Ben seni kaybetmemek istiyorum. Ben seni İslâm camiası için faydalı bir eleman yetiştirmek istiyorum."

"Yoksa ben sana paşa olamazsın, vezir olamazsın demedim; adam olamazsın dedim." demiş. Hani tarihte böyle bir fıkra var.

Doktor olabilirsin, hıristiyan doktorlar da var. Mühendis de olabilirsin, hıristiyan mühendisler var. Her şey olabilirsin. Ama ben senin her şeyden önce tahsilsiz de olsan, köylü de olsan, işçi de olsan, müslüman olmanı istiyorum. Çünkü müslüman olduğun zaman âhiretini kurtaracaksın. Ebedî saadete sahip olmanı istiyorum. Ben seni ebedî saadetten mahrum etmemek istiyorum.

Sana parayı Allah her yerden veriyor. Sen Allah'ın yolunda yürüdün mü para senin arkandan böyle gölge gibi seni takip eder, gelir. Allah sana hangi kısmeti yazmışsa gelir o.

Adamın birisi bir tarla almış. Müslüman adam, iyi adam, dürüst adam. Gitmiş, bir tarla almış. "Şurayı ekeyim." demiş. Kazarken bir küp çıkmış. Küpün içinde para. Kaşlarını çatmış adam; "Bu küp bana helal olmaz. Çünkü bunu ben gömmedim." Kucaklamış küpü, tarlanın eski sahibine götürmüş. Demiş ki;

"Buyur, tarlanda küp çıktı, içi de para dolu, al."

Ne insanlar varmış dünyada… Masal gibi…

"Al." demiş. O da kaşlarını çatmış;

"Neden alacakmışım? Almam!" demiş. "Ben tarlayı sana altıyla üstüyle, her şeyi ile sattım. Tarla senin. Bunu da ben gömmedim, benim param değil bu. Ben sana tarlayı her türlü ağacıyla, otuyla, taşıyla, her şeyi ile sattım. Onun için bu bana helal olmaz."

"Yok, ben senden sadece tarlayı aldım. Yoksa içinden bu kadar küp çıkan şeyi herkes alır. İçindeki küple kaç tane böyle tarla alınır. Benim hakkım değil bu. Ben tarlanın parasını verdim, o kadarına sahibim; bu bana helal olmaz." demiş.

Adam almak istemiyor. Eski sahibi de almak istemiyor. Mahkemelik olmuşlar. Kadıya gitmişler. Kadı bir onu dinlemiş, bir onu dinlemiş, sakalını sıvazlamış. Demiş ki;

"Sen neyin nesisin bakalım? Evli misin? Nerelisin? Çoluk çocuğun var mı?"

Kurcalamış biraz.

"Sen nerelisin? Çoluk çocuğun var mı?"

Bakmış ki birisinin bir oğlu var, bir kızı var. O demiş ki;

"Kızını buna verir misin? Sen de bunun kızını oğluna gelin alır mısın?"

"Alırım."

"Veririm."

Nikâhlarını kıymış, küpü de ona vermişler. Meseleyi böyle çözmüşler.

İnsan Allah'ın sevgili kulu olursa Allah tarlasında küp de çıkartır. Allah insanı zengin edecek olduktan sonra ummadığı yerden rızıklandırır, "yürü ya kulum" dediği zaman kimse önünde duramaz. Köyünden çıkarken elini kolunu sallayarak, maydanoz satan bir insan olarak çıkar, ondan sonra bir fabrikatör olur. Hepsi mümkün.

Allah'ın sevgili kulu olmak lazım.

Herkes sürüsünden mesul. Devlet başkanı da tebaasından mesul, dedik. Devlet başkanına eskiden "imam" deniliyordu, dedik. Eskiden "imam" sözü kıymetliydi, şimdi "imam" sözü biraz kıymetten düştü. İmam-hatip okullarını kimse istemiyor, dedik.

Ama biz istiyoruz. Çocuklarımız dindar yetişsin, Allah'ın ahkâmını öğrensin, Allah'ın rızasının yolunu öğrensin diye biz zorluyoruz, biz gönderiyoruz, dedik. Söz buradan açıldı.

İmam demek, aslında "önder" demek.

"İmam, boyun kadar konuş! Metnin kadar konuş! Sus! Namaz kıldır! İn aşağı! Kalk hutbeni okut! Sus, konuşma! Fazla karışma! Etliye karışma, sütlüye karışma, şuna karışma, aşağı karışma!.."

Öyle şey mi olur?

"Önder" demek aslında.

Devlet başkanı, imam, önder, tebaasından mesul. Saddam, Irak'tan mesul. Özal, Türkiye'den mesul. Bush, Amerika'dan mesul.

Heraklius'a, o zamanın Bizans imparatoruna mektup yazmış da Peygamber Efendimiz, diyor ki;

"Müslüman ol. Ben Allah'ın hak peygamberiyim. Allah beni âlemlere rahmet olarak, peygamber olarak gönderdi. Müslüman ol, hem kendin sevap kazan hem de tebaanın sevabı senin olsun. Hem onların sevabı olur hem de onları müslüman ettiğin için onun sevabı senin olur."

Eslim teslem yu'tika'llâhu ecreke merrateyn. "Allah ecrini sana kat kat verir."

Eğer kabul etmezsen hem kendin kabul etmediğin için cehennemde yanarsın hem de senin tebaanın vebali senin omzuna yüklenir." diyor.

Heraklius Peygamber Efendimiz'i kabul etseydi ne olurdu?

İsterse ölsün, ne olursa olsun. Habeş imparatoru kabul etti. Habeş imparatoru Peygamber Efendimiz'in peygamber olduğunu kabul etti, "inandım" dedi, "Ben ona tâbiyim." dedi. Efendimiz de onu sevdiği için vefatını haber verdi. Hicaz'dan. Dedi ki; "Kardeşiniz Necaşi şimdi Habeşistan'da vefat etti." Onun gıyabında, o yok, cenazesi yok ortada, orada sahabesiyle o zâtın namazını kıldırdı Peygamber Efendimiz. Gıyabında cenaze namazı kıldırdı. Düşünebiliyor musunuz?

Hz. Muhammed-i Mustafa, Rabbü'l-âlemîn'in sevgili habîbi, bir insanın cenaze namazını kılıyor. Sahâbe-i kirâm cemaat oluyor. Allahu Ekber, dört tekbirle ölmüş olan bir kişiye dua ediyorlar. Ondan bahtiyar insan mı olur?

Cân-ı gönülden dua etti Peygamber Efendimiz.

Neden?

Kureyş'in zulmünden kaçıp da kendi ülkesine giden müslümanları korudu, kolladı. Hatta Kureyş'in elçisi hediyelerle gitti; "Bunları öldür. Bunları barındırma. Memleketinden kov." dediği zaman, "Hediyelerin senin olsun, o hak peygamberdir!" dedi. Cafer-i Tayyar hazretlerinin müdafaasını kabul etti. İslâm'a inandı. Müslüman oldu. Ebedî saadete erdi.

Ne olurdu Bizans imparatoru da müslüman olsaydı?

Sâsânî imparatoru kabul etmedi.

Bizans imparatoru ilk başta; "Doğru, haklı." dedi. Fazla gürültü patırtı çıkınca salondan, komutanlar, vezirler itiraz edince; "Tamam tamam, ben sizin dine bağlılığınızı denemek için böyle söyledim." dedi. "Tamam tamam" dedi, yan çizdi, kaytardı. Hak peygamber olduğunu anladı; hak peygamber olduğunu söyleyecek babayiğitliği, cesareti gösteremedi. "Saltanat sizin olsun. Taç sizin olsun. Taht sizin olsun. Ben onun hak peygamber olduğuna inandım. Ne halt yiyecekseniz yiyin. Alın, devlet sizin olsun. İdare de sizin olsun. Ben bu vazifemden gidiyorum." diyebilirdi. "Ben kabul ettim, siz de kabul edeceksiniz. Etmezseniz sizinle savaşırım." diyebilirdi. Diyemedi, fırsatı kaçırdı.

Ama Habeş imparatoru dedi, Peygamber Efendimiz'in sevgisine mazhar oldu. Onun ümmetinden oldu. Cennetlik oldu muhakkak ki. Ne kadar güzel bir şey!

Peygamber Efendimiz Sâsânî imparatoruna elçi gönderdi.

Ne yaptı?

"Vay Arabistan'ın bilmem hangi bölgesinden bir kabilenin içinden çıkmış basit bir insan! Bu ne küstahlık, bana mektup mu göndermiş!" Peygamber Efendimiz'in mektubunu yırttı ve elçisini öldürdü. "Seni küstah seni! Sen ne cüretle bana mektup getirebiliyorsun!" diye elçi olarak kedisine gelen o mübarek sahabîyi şehit etti.

Peygamber Efendimiz yine Medine'den dedi ki; "Kardeşinizi öldürdü. Allah onun da saltanatını benim mektubumu yırttığı gibi parça parça parçalasın!" diye ona beddua etti.

O beddua ettiği insanın durumu ne oldu?

Oğlu onu öldürdü. Peygamber Efendimiz'in mektubunu yırtıp parça parça ettiği gibi, bedduasına uğradığı için Sasanî imparatorluğu parça parça parçalandı, müslümanların eline geçti.

Devlet başkanlarının sorumluluğu çok yüksek. "Büyük başın derdi büyük olur." derler. Mevki makam ne kadar yüksek olursa sorumluluk o kadar çok olur. Öyle saltanatına, işin sarayına, hazinesine, alkışına pek aldanmamak lazım! Aklı başında olan bir insan bir kenarda şöyle sade bir hayat yaşamayı tercih eder. Vebali çok, sorumluluğu çok.

Ama âdil bir devlet başkanı olduğu zaman da, Allah yolunda hizmet ettiği zaman da tebaanın sevaplarının bir misli de ona verildiği için sevabı da çok oluyor, o da ayrı.

Demek ki devlet başkanları sürülerine çobanmış, o sürüden sorumluymuş. Sürü imandan ayrılırsa devlet başkanı sorumlu. Sürü günah işlerse devlet başkanı sorumlu. Kanuna, Allah'ın kanunlarına aykırı olur da günahlar işlenirse; genelevler açılıyor, hırsızlık serbest oluyor, içki serbest oluyor… Hepsi yöneticilerin başına vebal. Sorumluluğun var; "Düzeltseydin." diyecek. Allah sorgu sual edecek.

İkincisi:

Ve'r-raculü râin fî ehlihî ve hüve mes'ûlün an raiyyetihî. "Ailenin reisi de ailesinden sorumludur."

Evli insan ailesinden sorumludur. Ailesinin fertlerini Müslümanlıktan, helal lokma yemesinden, barınmasından, tehlikelerden korunmasından sorumludur. Allah ona soracak. "Niye aileni korumadın? Niye çocuklarını yetiştirmedin? Niye hanımına günahlı yerlere müsaade ettin? Niye kendin helal kazanmadın? Niye vaktini şöyle geçirdin?" Bir sürü sorgu sual…

Allah, güzel aile reisliği yapmayı, günahlardan uzak olarak ailemizi yönetmeyi cümlemize nasip etsin.

Ve'l-mer'etü râiyetün fî beyti zevcihâ ve hiye mes'ûletün an raiyyetihâ. "Kadın da kocasının kendisine emanet ettiği evden, kocasının o evinden, namusundan sorumludur."

Ona da sorgu sual var. "Kocan sabah erken kalktı, işe gitti. Sen ne yaptın? Gel bakalım kadın. Sen çocuklarını nasıl yetiştirdin? Sen kendin Allah'ın emrine uygun hareket ettin mi? Kocanın sana emanet ettiği evi, parayı pulu Allah'ın rızasına uygun mu harcadın; yoksa kocan bir tarafa sen de arkasından, kapıdan çıkıp bir başka tarafa, çarşı pazar mı gezdin, eğlence yerlerine mi gittin? Açıldın mı, saçıldın mı, boyandın mı, donandın mı, kokular mı süründün, herkesi kendine baktırtın mı?" Allah bunların hepsini soracak. "Çocuklarına helal süt emdirdin mi? Onlara İslâm'ı öğrettin mi? Allah'tan korkmayı öğrettin mi? Aile terbiyesi, anne terbiyesi verebildin mi vermedin mi?" Soracak. Kadın da sorumlu. Kadın da çoban. O da sorumlu.

Ve'l-hâdimu râin fî mâli seyyidihî ve hüve mes'ûlün an raiyyetihî. "Evin kethüdası, hizmetçisi, konağın vekîl-i harcı, o da sorumlu."

O da efendisinin malını usûlüne uygun kullandı mı, helal olarak aldı mı, helal olarak sarf etti mi? Yoksa hepsini cebine mi yerleştirdi, çarçur mu etti, israf mı etti, yanlış hesap mı verdi? Efendisini aldattı mı? Kendisine emanet edilmiş olan paradan, bütçeden, mutfaktan aşçıbaşı sorumlu, vekîl-i harç sorumlu, seyis sorumlu…

Hadîs-i şerîf demek istiyor ki; kim hangi sorumluluğu aldıysa ondan sorumludur.

Şimdi bizim evlerimiz küçüldü tabii. Eskiden evler konaktı. Konağın bir ağası vardı. O konak bir köy gibiydi. İhtiyar dedeler, nineler konaktaydı; dul teyzeler, halalar konaktaydı. Öksüz yeğenler, [vesaireler] konaktaydı. Aşçıbaşılar, dadılar, Arap halayıklar, seyisler, hizmetçiler, bahçıvanlar... Konak bir köy gibiydi. Bir adamın geliri buna yetiyordu.

Neden?

İslâm vardı, bereket vardı; Allah müslümana rızkını kat kat fazla verdiğinden, bir çalışan adam bir konak idare ediyordu.

Şimdi bir adam, boylu poslu, levent gibi bir adam, bir evi idare edemiyor da karısı da çalışacak, çoluğu çocuğu çalışacak, kızı da çalışacak, para getirecekler de ev idare olacak. O da bereketsizlikten.

Demek ki her sorumlu insan, aşçıbaşı da mutfağından sorumlu. Çuvalları getirdi koydu, pirinçleri koydu, tereyağını koydu. Tereyağının bir kısmını alıp evine mi götürdü? Kullandı mı, kullanmadı mı? Pirinci ne yaptı? 50 kilo pirinç alıp "75 kilo aldım efendim." deyip de 25 kilosunun parasını cebine mi koydu? Allah biliyor. Efendisi bilmez ama Allah biliyor. Ondan sorumlu.

Ve'r-raculü râin fî mâli ebîhi ve hüve mes'ûlün an raiyyetihî. "Kişi babasının işinde çalışıyorsa babasının malından sorumludur."

Dükkânda oturtmuş babası, o da parayı akşam alıyor, cebine koyuyor. "Arkadaşıma uğradım." diyor. Kahveye gidiyor, kumarhaneye gidiyor, eğlence yerine gidiyor, ondan sonra geliyor. Sorumlu, sorgu suali var. Allah ondan hesap soracak.

Fe-küllüküm râin ve küllüküm mes'ûlün an raiyyetihî

"Demek ki, bu misallerden anlaşıldığına göre" diyor Peygamber Efendimiz; "Hepiniz bir çeşit çobansınız. Hepiniz, hangi sürü size emanet edilmişse o sürüden mesulsünüz."

Bu hadîs-i şerîf hepimiz için büyük bir tehdittir, sorumluluğu hatırlatmadır, ihtardır, ikazdır!

Muhterem kardeşlerim!

Evlenmek kolay bir şey değil. İş sahibi olmak kolay bir şey değil. Bir iş yüklenmek kolay bir şey değil. Yüklenmemek de kolay değil. Başkasının sırtından geçinmek de kolay değil. Hepsi vebal, hepsi sorumluluk. Hangi işi aldıysan tamı tamına yapacaksın. Eksiksiz yapacaksın. Harama bulaşmadan yapacaksın. Günaha dalmadan yapacaksın.

Düşüneceksin; "Ben evlendim. Allah bir de çocuk verdi. Benim karıma karşı sorumluluklarım neler, çocuğuma karşı sorumluluklarım neler? Ben bunların Müslümanlığını nasıl hıfz edeceğim? Bu çocuğumu nasıl müslüman yetiştireceğim?"

Kardeşimin oğlu "Ben bir gayrimüslimle evleneceğim." diye tutturmuş. Soruyor bana:

"Evlenebilir mi?"

Evlenir ama uyuşamazlar ki. Kültürler farkı, zihniyetler farklı. Kadın yarın gelecek; "Ben mayoyla yüzme havuzuna gireceğim." diyecek, ne yapacaksın? Ya çatal çatal boynuzlanacak, ya da "gitme" diyecek. "Gitme" deyince, "Sen bana ne karışıyorsun?" diyecek. "Avustralya kanunlarına göre seni istemiyorum." diyecek. "Çık evden!" diyecek. Ayıkla pirincin taşını… Pirincin taşına da benzemez bu. Pirincin taşını ayıklarsın, şöyle yaparsın, atarsın biter. Pirincin taşından da beter.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Onun için, hepimiz evliliğin şuuruna varalım. Tuttuğumuz işin sorumluluğunu bilelim. Amir olabiliriz, başkan olabiliriz, reis olabiliriz veya tek başımıza olabiliriz. Biliyor musunuz ki nefsimiz ve vücudumuz bile bize Allah'ın bir emaneti?

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selllem buyuruyor ki;

Nefsüke matiyyetüke ferfak bihâ. "Nefsin senin bineğin, atın gibidir. Yumuşak davran, besle, bak, harcama."

Ne demek?

Sen bu vücudunu yıpratamazsın.

Bir çocuk gördüm, beli iki kat. Boylu poslu, yakışıklı; ama bitirmiş kendisini. "Buna ne olmuş böyle?" dedim. -Türkiye'de.- "Hocam, niye olmasın; her gün içer, her gün içer, işte 30 yaşında çöktü." Beli iki kat olmuş. 80 yaşında bastonla gezen ihtiyar gibi geziyor.

Neden?

Harcamış gençliğini.

Harcayamazsın!

"Vücut benim, ben istediğimi yaparım."

Yapamazsın! Vücut sana Allah'ın emaneti.

Sigara içiyor. İçemezsin!

Neden?

Ciğerlerin kurum doluyor. Seni akşamları bacaklarından asıp bekletecek miyiz kurumların ağzından dökülsün diye? Kurum doluyor. Kurumlar yapışıyor, ciğerlerin doluyor; arkasından kanser, öksürük, tıksırık, nefes darlığı, damar sertliği, kalp rahatsızlığı...

Bizim levent gibi, arslan gibi müslüman kardeşimiz, 50 yaşında ıskartaya çıkıyor. Elin 80-90 yaşındaki adamı dışarıda koşu yapıyor; çıta gibi, tığ gibi sapasağlam. Benimki 40 yaşında ıskartaya çıkmış. Böyle mi olacaktı?

Ey Koca Yusuflar, ey koca pehlivanlar, gelin de torunlarınızı görün, ne hâle geldi!

Yapamaz. Vücuduna karşı sorumluluğun var. Vücudun sana emanet. Ben sana şimdi bir emanet versem cebimden, "Al, namazdan sonra alacağım." desem, üstüne mi oturacaksın? "Türkiye'ye gidiyorum, sen buna iki-üç ay bak. Ondan sonra gelince alacağım arabamı." Üstüne mi oturacaksın? Oturamazsın, emanet. Vücut da emanet. Vücut, Allah'ın emaneti. Sen bunu istediğin gibi harcayamazsın, yıpratamazsın. Gece istirahatini vereceksin, yemeğini de vereceksin, hem helal lokma vereceksin. Haram lokma verirsen cehennemde yanacağı için haram lokma da veremezsin.

Düşünecek olursa, insanın bir sürü mesuliyeti var. Anla, bak bu hadîs-i şerîf onu biraz anlatıyor.

Allah celle celâlühû bizim yardımcımız olsun.

Bizim işimiz zordur. Kâfirin işi kolay. Her işi dağıtmış, darmadağın cehenneme doğru yuvarlanıyor. Zahmet çekmesine lüzum yok. Topun böyle bayır aşağı yuvarlandığı gibi cehenneme doğru gidiyor. Onun işi kolay. Bizim işimiz zor. Cennetin yolu sarp yerde. Uğraşacaksın da cennete varacaksın. Aşağı doğru gitmek kolay, uçurumdan aşağı uçar, gider insan. 70 yıl uçar gider, cehennemin gayyâ kuyusuna düşer gider. Ama hadi bakalım, sen a'lâ-i illiyyîn'e çık bakalım. Cennete kavuşmak önemli.

O bakımdan, Allah sorumluluğunun idrakinde olmayı bize nasip etsin. Allah bize şuur versin. En önemli olan şey, şuur. İslâmî şuur versin. Her işimizi Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle [yapabilmeyi nasip eylesin.]

İmam Gazzâlî rahmetullahi aleyh, cennet-mekân, diyor ki;

"İnsanın aklı olsa Allah'tan başka sevilecek bir şey yok."

Her türlü güzelliğin sahibi Allah. Bir insanın Allah âşığı olması lazım. İnsanların kimisi sigara âşığı, kimisi spor âşığı, kimisi kahvenin âşığı, kimisi şunun veya bunun veya bunun, saçma sapan şeyler…

Allah gözümüzden perdeleri kaldırsın, gerçekleri görmeyi nasip etsin. Hakikatleri yakalamayı, anlamayı nasip etsin. Ömrümüzü en sonunda arkaya baktığımız zaman, pişman olmayacağımız bir şekilde geçirmeyi nasip etsin.

"Vah, vah, vah! Heba etmişim ömrümü!"

"Dur yâ Azrail! Canımı alma! Bana 80 yıl daha vakit tanı. Ben bundan sonra iyi bir insan olayım!" dersen, Azrail dinler mi seni?

Dinlemez. Bir an geriye gitmez, bir an ileriye gitmez. Ecelin geldiği zaman ömrün biter.

Onun için, o ânın geleceğini kitaplar yazdığı için, o ânı şimdi gelmiş gibi düşün, o sorumluluğu, o pişmanlığı şimdiden duy, hakiki bir tevbe ile tevbe et.

Ramazan tevbe ayıdır, gufran ayıdır, Allah'ın mağfiret ayıdır. Hadîs-i şerîfleri karıştırırken gözüme ilişti. Allah her akşam, cehennemi hak etmiş yüz binlerce müslümanı şu Ramazan hürmetine cehennemden azat ediyor.

Onların içine girmek istemez misin?

Toparlayıp kendini cehennemde yanmaktan, ızdıraplara uğramaktan kurtulup saadete ermek istemez misin?

Bir gayret göstereceksin, onu yapacaksın.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi rızasına uygun yaşam tarzına döndürsün. Her işimizi rızasına uygun yapacak bir şuura sahip eylesin. Kendimiz, dünyamız, âhiretimiz ve Ümmet-i Muhammed için faydalı işler yapmaya muvaffak eylesin. Son nefeste mü'min-i kâmiller olarak, Allah'ın sevdiği kullar olarak, Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû diye diye, mü'min-i kâmiller olarak, sevdiği kul olarak şu emanet canımızın sahibi olan Rabbü'l-âlemîn'e teslim etmeyi nasip etsin. Âhirette Efendimiz'e komşu eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.

Bi-hürmeti esrârı sûreti'l-Fâtiha!

Sayfa Başı