M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mısır Gezisi (1995)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bugün öğleden önceki programımız, bu Firavun kâfirlerinin ehramlarını görmekti, ibret almak için. Onları gördük dışından. Sfenks putunun yanına gittik. Ona baktık. Öğleden sonra da müzeyi gördük. O özellikle Tutankhamun'un eserlerinin muhafaza edildiği kutular, çok şey, aynen muhafaza edilmiş. Beni hayretler içinde bıraktı. Şu zalim nefisler, şu fâni dünyada zalim ve kâfir insanlar neler yapmışlar da biz Allah'ın kulları, biz dinimiz imanımız için neler yaptık diye utandım.

Nasıl paralar harcamışlar! Nasıl büyük zahmetler çekmişler! Nasıl büyük eserler ortaya koymuşlar! Nasıl uzun yıllar harcamışlar! Nasıl ömürler çürütmüşler! Bir bâtıl, bir hiç, cehenneme götüren bir yolda... Kâfirler bu kadar himmetli gayretli olursa mü'min-i kâmillerin ne olması lazım? Mü'minlerin Allahu Teâlâ hazretlerinin yoluna neler yapmaları lazım. Çok utandım. Allah bizleri affı mağfiret etsin. Ve bu kadar böyle kâfirce bir inanç sisteminin içinden insanoğlu nasıl sıyrılabilir? Böyle bir debdebenin böyle bir düzenin...

Allahu Teâlâ hazretleri;

Ve ma erselnâke illa rahmeten li'l-'âlemîn

buyuruyor. "Ey Resûlüm! Biz seni, biz azimü'ş-şan, alemlerin rabbi olarak, alemlere rahmet olarak gönderdik." Rahmetin Arapça'daki mânası; alemlere rahmet olarak gönderdik. Yani acıdığımız için gönderdik. Seni göndermesek, insanlar dalalette kalsalar hepsi cehenneme gidip yanacaklar.

Kurân-ı Kerîm'de buyuruluyor ki;

Ve ma ene bi'z-zalâmin li'l-'abîd.

Ben kullarıma zulmedici değilim. Bir başka âyet- i kerîmede de.

Ve lâ kinne'n-nâse en füsehüm yazlimûn.

"Allah kullarına zulmetmez, kullar kendi kendilerine zulmediyorlar." İnsanlara acıdığı için peygamber göndermiş.

Ve tabii bizim peygamberimiz alemlere rahmet olarak gönderildiği gibi Mûsa aleyhisselam da alemlere...

Ve nürîdu en-nemunne 'alellezine tudif'u.

"Yeryüzünde horlanan, ezilen insanlara minnet eylemek, lutfetmek istedik." Onun için Mûsa aleyhisselam'ın peygamberliğini takdir eyledik buyuruluyor Kurân-ı Kerîm'de. Minnet de Allah'ın bir lutfudur, ihsanıdır. Mûsa aleyhisselam da Allah'ın bir ihsanı, bir lütfu olarak gönderilmiş oluyor ki; bu zalim sistemin içinden insanlar hak yolu buluyorlar ve muvahhid oluyorlar. Hz. Mûsaya iman ediyorlar, Allah'a kulluk yapıyorlar.

Fakat tesir o kadar büyük ki yine Mûsa aleyhisselam Tur Dağı'na gittiği esnada Sâmirî isimli şahıs bu kavme altından bir buzağı heykeli yapmış.

Ve ahrece lehum ve 'iclen ceseden lehü huvâr.

İçi oyuk yapmış, ağzını delik yapmış. Önden, esintili bir yerden hava girince ağzından bir ses çıkıyor. Huvâr böğürtü demek. Usta adamlar, belli. Öğleden sonra müzeyi gezdik, gözleri kamaşıyor insanın. Sanatta fevkalâde ustalıklarını gördük.

Oltalar var. Tam bizim bu balıkta kullandığımız oltalar gibi oltalar var. Her türlü âlet, edevat, cihaz... Her şeyi biliyor. Teraziler, şunlar bunlar... Herhalde bir hafta gezse insan daha neler görecek. Ve Avustralyalıların attıkları zaman kendilerine gelen bumerangların aynısı var orada. Kaç bin yıl önce. Çok usta oldukları anlaşılıyor.

O sanatla, o incelikle Sâmirî altından öyle bir buzağı dökmüş ki.

Min huliyyehim.

Kadınların ziynetlerini, altınlarını, şeylerini toplamış ve onlara altından, böğürtü sesi çıkartan, bir buzağı yapmış.

Hâzâ ilâhukum ve ilâhu Mûsa.

"İşte sizin ilahınız bu." demiş. Çünkü bu Mısırlıların - kâfirlerin - her şeye taptıkları anlaşılıyor. Bir kere kafaları yamuk; insan başlı, köpek kafalı; insan başlı, şahin kafalı; insan kafalı arslan gövdeli... Bir şeyi tam, bütün düşünememişler. Her şey yamuk. Kobra yılanı başlarında. Bir tarafında kobra yılanı var. "Mûsa'nın sizi şey yaptığı tanrı bu." demiş. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Mûsa'ya iman etmişler ama bu şeyin tesirinden de kurtulamamışlar. Bu tantananın bu şaşanın... Her taraf altın deryası gibi bir şey. Rehberin dediği doğruysa piramidin üstünü, kademeli taşların hepsini bir örtüyle, bir tabakayla örtüyorlarmış; dümdüz, kaygan bir hâle getiriyorlarmış. Onun üstünü de altın gümüş karışımı bir alaşımla kaplıyorlarmış parıldasın diye.

Bağdat'ı filan gördüyseniz, Bağdat'ı görenler bilir. Bilmiyorum Kahire'de var mı? Bazı kubbelerin kurşun yerine, bizde Osmanlıların kurşun dökmesi yerine, üstü altın örtülüdür. Ve nereden baksan Bağdat'ta da, Samarra'da da, Kerbela'da da, birçok yerde böyledir. Kubbeler altın kaplıdır. Altın... Pırıl pırıl böyle uzaktan parlar. Bu adamlar da o koca piramitlerin satıhlarını altınla gümüşü karıştırıp kaplamışlar. Muazzam bir şaşaa. Sonra o koca meydanları o kesme taşlarla, yollarla çok büyük emekler harcanarak yapılmış olduğu anlaşılıyor.

O inancın tesirinden kurtulamamışlardır. Mûsa aleyhisselam'a iman ettiler. Mûsa aleyhisselam'ın mucizelerini gördüler, denizden kurtuluşunu gördüler. Firavun'un gark oluşunu gördüler. Bıldırcınla, kudret helvasıyla beslendiler...

Kudret helvası gördünüz mü siz hiç buralarda? Evet Kurân-ı Kerîm'de.

Ve zallennâ 'aleykümü'l-ğamâm .

Allahu Teâlâ hazretleri güneşten rahatsız olmasınlar diye gölgelendirmiş. Ve zallennâ 'aleykümü'l-ğamâm ve enzelnâ 'aleykümü'l-menne ve's-selvâ. Men işte o kudret helvası denilen şey.

Âl-i Firavun'un ve ordusunun gözlerinin önünde ibret-âmiz bir şekilde gark olduğunu gördüler. Bulutun kendilerini gölgelediğini gördüler. Bıldırcın eti, sapır sapır, üzerlerine yağdı. Bıldırcınlar geldi, onları yediler. Kudret helvası yediler. Bu ibretleri gördüler. Ondan sonra da yine bir kısmı bu buzağı heykeline tapındı. Bu Mûsa aleyhisselam'ın muhatabı olan hangi firavunmuş? İsmi, cismi derslerde okutuldu mu sizlere? Biz sorduk da rehber bilemedi. II. Ramses olabilir filan, dedi ama.

Firavun Kızıldeniz'de boğuldu. Kızıldeniz kenarında, kumların arasında, böyle büzülmüş vaziyette bir insan bulmuşlar filan. Ama Ramses olsa, Ramses'in mumyası, vesairesi filan vardı, bayağı bir şeyi vardı. Acaba boğulduktan sonra onu kıyıdan aldılar, mumyaladılar mı? O Londra'ya götürülen Kızıldeniz'in kenarında bulunmuş, böyle kumların arasında bir şey. Allahu âlem.

Ayette geçiyor da yani o ayette geçen mi o şey? Firavun mu? Yoksa lâlettayin bir insan mı? Üstünde elbiseleri mi var, yazısı mı var, işareti mi var, arması mı var... Ellerinde bir sürü yuvarlak bir şey var, böyle tutuyorlar bir şeyler. Her birinin bir işareti var. Kafasının tacı var. Tacının bir tarafında kobra var...

Müzeyi gezdiniz mi buradaki?

Gezmediniz.

Ben de hiç gezmezdim müzeyi ama anladım ki müzelerin bazılarını gezmek lazımmış.

Hiç bozulmayan çıkan mumyalar var, bozulmuş olanlar var, sadece kabuğu kalmış olup da arkasına destek koyup o şeyi görsün diye bırakmış olanlar var. Ama hiçbir şeyi bozulmamış olanlar da var.

Bir kere mumyanın yüz tarafı, omuzları ve başı ayrı bir maskeyle örtülüyor. O maske, kendisi değil. Vaziyeti kurtarmak için, güzel göstermek için bir şey. Ayaklarına da öyle bir şeyler örtüldüğü görülüyor. Öbür tarafı iyice dolana dolana sarılıyor. Hatta parmakları, her birisi ince ince otlarla... Onların sayısının bile önemi varmış. Yılın günleriyle vesaireyle ilgiliymiş. Bir ot sarılıyormuş ondan sonra başka bir şey yapılıyormuş. Ondan sonra yüzük yapılıyormuş. Parmaklara sokulduğu yüksük diyelim. Ondan sonra üstüne başka bir şeyler oluyormuş. Neyse yani sağlam olanlar var.

İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne gitmiştim ben. Burada hiç öylesini görmedim, çok gezemedim ama. Orada da mumyayı açmışlar, adamın kendisi var. Camekanın içinde, kendisi var. Etleri metleri aynen duruyor. Kararmış ama duruyor. Adam böyle yatmış... İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde. Zayıf bir insan gibi kurumuş. o şekilde her şeyiyle muhafaza ediliyor. Yani iskelet gibi değil de etli.

Kullandıkları aletlerin çeşitlerine hayret ettim. Milattan o kadar yıl önce ya da üç bin yıl, iki bin küsur yıl önce... Çok ileri bir medeniyetleri olduğu anlaşılıyor. Ama kafaları da o kadar geriymiş demek ki. Ansiklopediye baktım. Mısırlıların dini diyor. Kitapların hepsi eksik. Kitapları matah sanmayın. Hepsi eksik!..

Bizim Kurân-ı Kerîmimiz firavunlara Mûsa aleyhisselam'ın geldiğini bildiriyor mu? Bir. Ayrıca Mü'min Suresi'nde firavunun sülalesinden bir insanın mü'min olarak kavmine nasihat ettiğini bildirmiyor mu?

Yâ kavmi't-tebi'ûnî ehdiküm sebiler-reşâd.

diye nasihat ediyor, deliller ileri sürüyor. Firavun bir şey söylüyor, o bir şey söylüyor. Bunlar var. Ama kitaplarda yok. Onu da koysana oraya. Bütün kitapların müslümanlar tarafından yeniden yazılması lazım. Bütün konuların müslümanlar tarafından dikkatle incelenmesi lazım.

Ben şahsen, kendim bir şeyi anlatayım. Türkiye'de matbaayı bulan İbrâhim-i Müteferrika. Bulan değil de ilk matbaayı tesis eden. Hani getirmiş, Türkiye'de matbaa tesis etmiş. Ve çok çok kitaplar basılmış. Kitâb-ı Bahriye filan. Kıymetli eserler basılmış. Çok faydalı olmuş.

İbrâhim-i Müteferrika... Müteferrikalık sarayda bir rütbe. Bir Avrupalı bu İbrahim Efendi hakkında bir makale yazmış, Türk Tarih Kurumu neşretmiş bu makaleyi, Belleten'de. Ben de doçentlik tezim dolayısıyla o konuyla ilgilendim.

Niye ilgilendim?

Doçentlikten sonra, profesörlük çalışmalarından birisi olarak bu İbrahim Efendi'nin kendisinin yazdığı kitabı buldum Süleymaniye'de. Kendisi yazmış. Kitabın ismi Risâle-i İslâmiyye. Ne demek Risâle-i İslâmiyye? İslâmî risale demek.

O Tarih Kurumu'nun neşretmiş olduğu uzun makalede adam, bir kere, bu İbrahim Efendi'nin hayatı hakkında yalan şeyler söylüyor. İkincisi de Risâle-i İslâmiyye hakkında yalan bilgi veriyor. "Bu İslâm'la ilgili bize kitap yazmıştır." diyor. O zaman "İslâm'la ilgili bir kitap yazmışsa önemli değil." der insan, geçer gider. Çünkü İslâm'la ilgili çok eserler var. İbrahim Efendi'ye mi kalmış İslâm'la ilgili kitap yazmak. İncecik, bir parmak kalınlığında bir kitap. Önem vermez insan.. İmâm-ı Buhârî'miz var, Fıkıh alimlerimiz var, tefsir alimlerimiz var, incecik bir kitaba mı kaldık? Halbuki ben incelediğim zaman bir kere hayatı hakkındaki bilgiler yanlış.

Neden yanlış?

Adam kendi kitabında hayatını anlatıyor. Diyor ki; "Ben papazdım. Papaz mektebinde yetiştim." diyor. Üstâd-ı bî-mürüvvetler diyor. "Mürüvetsiz, nâmert hocalar, üstadlar benden hakikatleri sakladılar. Ama ben tahsil gördüğüm müessesenin kütüphanesinde eski kitapları gördüm, okudum. Onların benden sakladıkları bir takım hakikatleri öğrendim. Ve ondan sonra İslâm'ın hak din olduğunu oradan anladım." diyor.

Kendisi Romanya'da Kaloşvar şehrinden olduğunu söylüyor. Kaloşvar şehrinde papaz tahsili yapmış. Sonra o kütüphanelerdeki yasak kitaplar, herkes okuyamaz diye ayırdıkları kitapları bu okumuş. O yasak kitaplarda İslâmiyet'in hak din olduğunu Hz. Muhammed-i Mustâfâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hak peygamber olduğunu anlamış, Müslüman olmuş.

Halbuki adam esir alınarak buraya geldiğini, köle pazarında satıldığını ve sahibinin buna çok zulmettiğini filan yazıyor. Yalan! O orada İslâmiyet'i anlamış İslâm diyarına gelmiş kendisi. Ötekisi, hepsi yalan, senaryo.

Sonra gelelim Risâle-i İslâmiyye adlı esere. Risâle-i İslâmiyye'nin konusu hıristiyan kaynaklarında İslâm dininin ve Hz. Muhammed'in hak din ve hak peygmber olduğunu gösteren hususları yazıyor. Papazların bizden sakladıkları şeyleri o okumuş olup, o kendi kaynaklarından faydalandığı bilgileri Risâle-i İslâmiyye'de bize anlatıyor.

Onun için saklıyor adam. Bu kitap Hıristiyanlığın aleyhine olduğu için saklıyor. Ve yalanla dolanla geçiştiriyor. Onun için bir adam bir konuda bir kitap yazmışsa bu adam kim, diye bir incelemek lazım. Ben inceledim; o makaleyi yazan adam papazmış. Papaz olduğu için, kıskandığından gerçekleri saklıyor. Ve yalanla dolanla... Hem de Tarih Kurumu'nun bilimsel mecmuasında yayımlanmış. Bir kitabı yazan insanın kim olduğunu inceleyeceksiniz. Ne cins insan olduğunu inceleyeceksiniz. O konuda ne derece salahiyetli olduğunu inceleyeceksiniz. Yetenekli olup olmadığını inceleyeceksiniz. Herkes kitap yazıyor!..

Niğde Aksaray tarafından bir yerde birisi kitap yazmış. Abuk sabuk şeyler. 8, 10, 15 bölüm var. Her bir bölüm abuk sabuk. İlk sayfadan tashih etmeye başladım. İlk sayfada 25-30 tane hata buldum. İkinci sayfada öyle... Kitabı tashih etmeyi bıraktım. Tashih edilerek düzeltilecek gibi değil ki! Kanser olmuş kitap.

Ve şey yapıyor mesela; bir yanlış fikri; "Kurân-ı Kerîm'in cümlelerine âyet demek yanlıştır." diyor. Deliller gösteriyor. "Âyet demek büyük gök olayları filan –

Senürîhim âyâtinâ fi'l-'âfâki ve fi-enfüsihim.

filan gibi âyetleri alıyor - büyük, böyle insana ibret duygusu verecek büyük olaylar mânasına gelir." diyor. Tamam, o mânası var ama bilmediği bir başka şey var.

Ali İmran Sûresi'nin başında da Allahu Teâlâ hazretleri Kurân-ı Kerîm'in cümlelerinin de onlar kadar büyük âyetler olduğunu ve cümlelere ayet denildiğini kendisi ifade ediyor.

Hüvellezi enzele 'aleyke'l-kitâb. "O Allah'tır sizin üzerinize kitabı indiren." Min-hü âyâtün muhkemâtün. "Onun içinde bir kısmı muhakeme ayetleridir." Ve uharu müteşâbihât. Hünne ümmü- kitâb. Bunlar kitabın aslıdır, özüdür, esasıdır. Ve uharu müteşabihât...

Yalan yanlış şeylerle koca bir kitap doldurmuş; hiçbir işe yaramaz, hepsi yalan yanlış. Okusa bir kimse sapıtır. Şimdi böyle şeyler var. Mesela Leone Caetani'nin bir heyete yazdırıp da üzerine imzasını koyduğu Annali dell'Islam diye bir kitap var. İslâm Tarihi diye. Bunu Hüseyin Cahit Yalçın hapisteyken İtalyanca'dan Türkçe'ye çevirmiş, eski harflerle basılmış, bez ciltlerle ciltlenmiş, bedava dağıtılmış. Çünkü misyonerlerin işine geliyor.

Burada Peygamber Efendimiz'le ilgili bilgilerin hepsi kasıtlı, hepsi yanlış. Hepsi yanlış! Ama 10 cilt kadar olan bu eser bizim eski harflerle yazılınca, Osmanlı münevverlerinden bunları okuyanlar zehirlenmiş. Bunları okuyanların, Annali dell'Islam'ı, Caetani'nin İslâm Tarihi'ni okuyanların kafaları bozulmuş, gönülleri kararmış, imanları zayıflamış. Ama safsata, yanlış! Delil gösteriyor. Delilleri inceliyorsunuz, öyle değil. Hepsi uydurma, kasıtlı. Onun için bir esere hemen inanmamak lazım. Sahibini araştırmak lazım. İçindeki konuların doğruluk derecesini ölçmek lazım geliyor. Bu çok önemli bir husus.

Maalesef hakkı, hakikati saklamak için çeşit çeşit insanlar, çeşitli dünya menfaatleri dolayısıyla, çok dalavereler çeviriyorlar, yalan yanlış işler yapıyorlar, yalan yanlış sözler söylüyorlar. Millet de avam. El-avâmu ke'l-hevâm demiş, eski kitaplarda yazar. Millet de "Şu gazete şöyle yazdı, bu adam böyle dedi." diye inanıyor, kanıyor ve onu delil olarak gösteriyor. Onun için her kitabı bir müslümanın yeniden incelemesi, yazması lazım. Her konuda... Her konuda mü'min bir insanın mü'mince konuya bakıp onu yazması lazım.

Mesela ben bu Mısır'ın tarihin alsam Egyptolog olarak, yani Mısır ilimleri üzerine çalışan bir alim olsam, mutlaka Mûsa aleyhisselam meselesini koyarım. Bu Allah'ın varlığına inanıp kavmini ona çağıran bir olayları araştırırım. Yani bu işi böyle burada bırakmam.

Rehber kadın bize diyor ki; "Bak Firavun'un daima yanında bulunurmuş. Beş harfli bir şey var böyle uzunca. İşte üzerinde bu olduğu zaman hayatı diri kalırmış. Öteki firavunlar da o isimlerini silerlerse o hayata, tekrar geriye gelemezmiş filan. Böyle safsataları, efsaneleri anlatıyor da. Ondan sonra da akşam bize diyor ki; "Bunlardan almak isterseniz alın." diyor. Kendisi almış buraya asmış böyle o şeyi. "Almak isterseniz alın" diyor. Ben "Biz firavunların hiçbir şeyini sevmiyoruz." dedim. Saçma sapan küfriyatlarını, şevkiyatlarını...

Bizlere bunları mü'min insanlar doğru düzgün anlatırsa yetişen insanlar da ona göre yetişir, Müstakim bir kafayla yetişir. "Demek ki Mısırlılar böyleymiş. Öküze tapmış, köpek başlı bilmem neye tapmış, arslan bedenli bilmem kime tapmış, kobra yılanına tapmış, her şeye tapmışlar." Allah'tan gayrı ne varsa hepsine tapmışlar maalesef. Güneşe tapmışlar, öküze tapmışlar. Hem de öküz bayağı büyük putlarıymış, bayağı hatırlı putlarıymış. Horoz kafalı, şahin kafalı insan şeklinde Horus isimli putları var. Tutmuş onu Mısır li't-tayerân, Mısır Hava Yolları kendisine amblem yapmış. O putlarının heykeli o, put kafası. Mısır'da da gizli küfür çok. Böyle köşe başlarını tutmuş. Çok büyük şeyler var. Çok ibret alınacak yerler var burada.

Yüşheru'l-mer'u me'a men ehabbe. "Kişi kimi severse onunla haşrolunacak." Firavun'la beraber ila cehenneme zumera.

Vesîkallezine keferû ilâ cehenneme zümerâ.

"Zümre zümre cehenneme sevk olunacaklar." O da firavunla beraber... Kim firavunu severse onunla beraber haşrolur. Rabbimiz şahit olsun ki biz hiçbir şeyini sevmiyoruz.

Yalnız hakikaten beni dehşete düşürdü. Kâfir ve müşrikin bu gayret ve bu himmeti mü'minde niye yok? Mü'minler niye bu kadar gevşek. Ona çok üzüldüm. Mehmet Ali Paşa'nın camisini ziyaret ettik de kendisine Fâtiha okumadım ben. Çünkü ona kızıyorum. Osmanlı'nın sıkışık zamanında Osmanlı'ya destek vermesi gerekliyken savaş açmış ve arkadan hançerlemiş. Bizim zavallı dedelerimizi yenmiş de. Kütahya'ya kadar da ilerlemiş. Osmanlı bir de bununla, bu zıpır zibidiyle uğraşmış. Alevî bu Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Sünni değil. Batı'yla iş birliği yapmış. Yürekler acısı şeyler...

İslâm âlemi birleşse böyle şey mi olur? Arkadaşın birisi bana bir vesika getirdi. "Bütün bu Doğu Anadolu Ermenilerindir." diyor. Vesikada "Hepinizi keseceğiz. Başbağlar gibi olacak. Orayı hükümet imar etse de tekrar mahvedeceğiz." diyor. Kâfirler böyle çalışıyor. Birlik beraberlik içinde olsalar bu kadar melânet olur mu? "Avrupa'nın ,Amerika'nın desteğiyle Büyük Ermenistan'ı kuracağız. Buralara kadar bizim hudutlarımız geliyor." diyor. "Azerbaycan ve Türkiye elimize geçecek." diyor vesika. PKK liderleri belediye başkanlığına faks göndermiş, o vesika... Mü'minler birlik ve beraberlik içinde olsalar böyle mi olur durum?

Biraz tevbe istiğfar eyleyelim de ikram getirilinceye kadar boş geçmesin zaman.

Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah el-'azîm el-kerîm ellezî lâ ilâhe illahu. El hayye'l-kayyume ve'etûbü ileyh. Allahümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene 'abdüke ve ene 'ala ahdike ve va'dike mesteta'tü e'ûzübike min-şerri ma sana'tü ebû'üleke bi-ni'metike 'aleyye ve ebû'ü bi-zenbî fağfirlî fe-innehü lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente.

Allahu Teâlâ hazretleri tevbemizi kabul eylesin. Günahlarımızı affeylesin. Mütebâki, bundan sonraki ömrümüzü rızasına uygun geçirmeyi nasip eylesin. Kâfirlerden ibret alıp mü'mince gayrete gelmeyi, dîn-i mübîn-i İslâm'a güzel hizmet etmeyi, Rabbimiz'in vahdaniyetine mûtekit olarak güzel kulluk yapıp, huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı cümlemize nasip eylesin.

Üzerinize kul hakkı almamaya gayret edin. Kul hakkı varsa onları ödeyin. Namaz, oruç borçlarınız varsa ödeyin, bırakmayın. Devamlı abdestli gezin ki şeytan yanınıza sokulamasın, hayrınız bereketiniz çok olsun. Her gün hadîs-i şerîflerden alınma bazı zikirler tavsiye edeceğim size. Onları çekin. Zikirden gafil olmayın. Zikirden uzak durmayın. Zikirsiz kalmayın. Zikir yapacağınız zaman gününüzün istediğiniz saatinde bu zikirleri yapabilirsiniz.

Kıbleye doğru oturun. Diz çökerek mümkünse. Gözlerinizi yumun. Çünkü kıble cihetine hürmet etmek sünnettir. Göz yummak da insanın kendisini derleyip toplaması, fikrini, kendisini tam zikre verebilmesi için iyidir. Evvela 25 defa Estağfirullah çekin. Sonra bir Fâtiha, üç İhlâs-ı şerîf okuyup bunları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e ve Peygamber Efendimiz'den bize kadar gelmiş geçmiş bütün pirlerimizin, şeyhlerimizin, mürşid-i kâmillerimizin, silsilemiz mensubu, selef-i sâlihînimizin ruhlarına hediye eyleyin. O mübareklerin himmetlerini, teveccühlerini, mânevî yardımlarını talep ve niyaz eyleyin. Ruhaniyetlerinden istimdad eyleyin.

Sonra gözünüz kapalı ölümü düşünün. Tefekkür-ü mevt eyleyin. Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tavsiye ediyor. Eksirû zikre'l-mevti, zikrü'l-mevtü sadakatün. diye hadîs-i şerîfler var. Ölümü, şöyle bir düşünün nasıl öleceğinizi. Nasıl melekü'l-mevt Azrail gelecek? Nasıl canınızı alacak? Nasıl sizi hazırlayıp kefenleyip namazını kılıp kabre gömecekler? Nasıl melekler gelip kabirde sorgu sual edecek? Nasıl kıyamet kopacak? Nasıl kıyamet kopunca mahşer yerinde toplanacağız? Nasıl mahkeme-i kübrâ kurulacak? Nasıl insanlar hesaba çekilecek; sevaplar günahlar tartılacak; iyiler cennete giderken kötüler cehenneme atılacak, cayır cayır yanacak... Bunları düşünün. Nefsinize deyin ki; "Ey nefsim! Dünya hayatının kadrini, kıymetini bil. Burada cehennemden kendini kurtarmaya çalış. Cenneti kazanmaya gayret et. Haramlardan günahlardan uzak dur. İbadet ve taat ederek, Allah'ın rızası yolunda ömrünü geçirmeye gayret et. Âhirette durumun iyi olması için bunları yapman şart. Bunları yapmayıp da ahirete gidip sonra kötü durumla karşılaşırsan oradaki pişmanlık sana fayda vermez..." diye nefsinize nasihat edin.

Bu ölümü düşünmek insanın kalbini nurlandırır. Kalbinin pasını giderir. Nefsini ıslah eder. Feyzini çok eyler. Gafletten uyanmasına sebep olur. Çok da sevap kazanmasına sebep olur. Çünkü ölümü düşünmek sevap olduğuna dair hadîs-i şerîfler vardır. Bu bir.

İkincisi; zikrullahı beraberce yaptığımızı düşünün. Gönlünüzü gönlümüze bağlayıp gelecek olan feyz-i ilahiye muntazır olun. Hocalarımızla beraber biz karşınıza oturmuşuz. Siz de bizim meclisimizdeymişsiniz diye düşünün. Böylece gönlünüzü gönlümüze bağlayın. Bir müddet böyle intizar eyleyin. Bekleyin. O zaman insana mürşidinden çok feyizler gelir. İçi dışı nurlanır. Yaptığı zikrin, ibadetin tadını duyar, faidesini görür. Seyr-i sülûkü ilerler. Nihayet tarikatın esrarına âşinâ olur. Güzel hallere yükselir. Rabıta-i mürşidi de güzelce yapın.

Üçüncü olarak da kendinizin Allahu Teâlâ hazretlerinin huzurunda olduğunuzu hatırlayın. Deyin ki; yâ Rabbi biliyorum ki sen her yerde hazır ve nazırsın. Sen beni görmektesin.

Lâ tüdrikühü'l- ebsar ve hüve yüdrikü'l-ebsar ve hüve'l-latîfü'l-habîr.

Her şeyimden haberdarsın. Geçmişimi bilirsin geleceğimi bilirsin. Niyetimi bilirsin. İçimi, dışımı bilirsin. Ben senin âciz naçiz bir kulunum. Şimdiye kadarki ömrümde sana layık kulluk edemediğimin pişmanlığı ve hicabı içindeyim. Bundan sonraki ömrümde bana yardım eyle yâ Rabbi. Tevfîkini refîk eyle de sevdiğin bir kul olarak yaşayayım. Sevdiğin işleri yapayım, yapabileyim. Huzuruna sevdiğin, razı olduğun bir kul olarak gelmemi nasip eyle diye dua eyleyin. Ve zikre başlayın.

Zikir olarak, evvela 100 defa Estağfirullah çekin ki Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinde tavsiye edilmiş bir zikirdir. Sonra 100 defa Lâ ilâhe illallah çekin ki o da hadîs-i şerîflerde tavsiye edilmiştir. Sonra 1000 defa Allah diye lafza-i celâli zikredin. O da çok sevaptır. Lafza-i celâl, bütün Esma-i Hüsnâ'nın manasını sinesinde, tahtında cem etmiş olan bir lafza-i celâldir, bir kelimedir. Allah lafza-i celâlinin içinde bütün Esma-i Hüsnâ'nın mânası vardır. Allah'ın zâtının ismi olduğundan çok kıymetlidir. Onu öyle, kıymetini bilerek zikredin. Dile de kolaydır. Dil dudak kıpırdamadan da söylenebilecek kadar böyle harfleri dahi sıralanışı hikmetlidir.

Her 100 defasında Allah dedikten sonra her 100 defasında ilâhî ente maksudi ve rıdake matlubi deyin. "Yâ Rabbi! Maksudum sensin. Ben senin rızanı istiyorum." diye. Çünkü maksudumuzun Allah celle celalühü olmasını, hadîs-i kutsîlerde bizzat Allahu Teâlâ hazretleri emrediyor, tavsiye ediyor. Yanımda bulunan hadis kitaplarında vardır bu. Bu söz de, binaenaleyh, hadîs-i kutsîden alınmadır. Bunu da unutmayın.

Sonra 100 defa Salavât-ı şerîfe getirin Peygamber Efendimiz'e. Bu da Kurân-ı Kerîm'dendir. 100 defa da İhlâs-ı Şerîf suresini okuyun besmelesiyle. Bu da hadîs-i şerîftendir. O halde size bu tasavvufa girdiğiniz, intisab ettiğiniz anda tavsiye ettiğim şeyler, Peygamber Efendimiz'in tavsiyeleridir. Kurân-ı Kerîmin tavsiyeleridir. Elhamdülillah sünnettir. Bidattan uzak, sapasağlam güzel yoldur. Allah'ın ve Resûlullah'ın emirlerini tutmaktır.

Bunları niye bastıra bastıra söylüyorum?

Çünkü tasavvuf şeriatten başka bir şey gibi görenler, hatta zevkî ve keyfî, ihtiyârî bir şey gibi görenler vardır. Halbuki öyle değildir. Tasavvuf gerçek Müslüman olmak demektir. Ve herkesin böyle olması lazım aslında.

Bu zikirleri yaptıktan sonra dua edin. Çünkü dua da ibadettir. İbadetin aslı, esası, özü, iliğidir; çok kıymetlidir.

E'd-du'â'u hüve'l-'ibâdeti.

"Dua ibadettir." Dua etmek, ibadet ettikten sonra Allah'tan bir şey istemektir ama o istemek de ibadettir.

Men lem yed'ullâhe gadiballahu 'aleyhi.

Kim Allah'a dua etmeyecek kadar gafil olursa Allah ona gazap eder. Dua etmeyene gazap eder Allahu Teâlâ hazretleri. Men lem yed'ullâh. "Kim ki Allah'a dua etmiyor" gadiballahu 'aleyhi. "Allah ona gazap eder." Gazab-ı ilâhiye uğrar. Onun için mü'min-i kâmil ağzı dualı mü'mindir. Duayı çok eder.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatını okuduysanız, ibret gözüyle, dikkatle bakarsanız. Görürsünüz ki Efendimiz yatağa yatarken, arada uykudan uyandığı zaman dua ediyor. Misvaklanıyor dua ediyor. Kalkarken dua ediyor. Bir şey giyerken, çıkartırken dua ediyor. Yüz numaraya girerken dua ediyor, yüz numaradan çıkınca dua ediyor. Ellerini yıkarken, abdest alırken dua ediyor. Yemeğe oturduğu zaman, yemekten kalkarken dua ediyor. Çarşıya girerken dua ediyor. Evine girerken, evinden çıkarken dua ediyor... Peygamber Efendimiz'in hayatında her şey, her an dua ile ve her an Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Allah'la beraber olduğunu anlıyoruz hayatına baktığımız zaman. Her anında öyle bir güzel duasını müşahede ediyoruz.

Onun için duayı geçiştirmeyin. Duayı aceleye getirmeyin. Duayı özene bezene yapın. Dua da ibadettir. Nasıl namazda tâdil-i erkâna riayet gerekiyorsa duada da sakin olun. Aceleye getirmeyin. Manasını düşünün. Candan isteyin. Ve ısrarla isteyin. Allahu Teâlâ hazretleri duada ısrarı sever. Allah'a duada ısrar etmek edepsizlik değildir; edeptir. Israrla istemek lazım. Duada, duanızı kabul edeceğine kâni olarak, ısrarla istemek lazım. "Aman Yâ Rabbi!" demek lazım. Tekrar tekrar istemek lazımdır. Tabi kötü şey istememek şartıyla. Kötü şeye, Allah'ın rızasının olmadığı, şeriatin emretmediği şeye dua olmaz, o ters olur da, iyi olan şeyi ısrarla istemek lazımdır.

Hadîs-i şerîfte geçer ki; "Bir kul 'Yâ Rabbi!' dese günahkarlığından, kusurlarından dolayı Allah ona nazar etmez." diyor Peygamber Efendimiz. "Sonra bir kere daha 'Yâ Rabbi!' dese. Allahu Teâlâ hazretleri yine nazar etmez. Sonra bir kere daha 'Yâ Rabbi!' dese. O zaman Allahu Teâlâ hazretleri der ki; Yâ melâiketî. 'Ey benim meleklerim!' İşhedû. 'Şahit olun.' Kad ğafertu lehû. 'Bu kulumu affeyledim.' Kad istehyeytü min-'abdi. 'Kulumdan utandım.' Ve leyse lehû rabbun gayrî. "Onun benden başka Rabbi olmadığını o biliyor, 'Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! Yâ Rabbi!' diyor. Ben onu mağfiret etmemeye utandım." der ve afv u mağfiret eder, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, böyle bildiriyor.

Onun için Şeyh Sâdi de hadîs-i şerîfi almış Gülistan'da diyor ki; "Şu Rabbimizin rahmetine ve lütfuna bakın ki günahı kul işliyor da affetmemeye Allah utanıyor.'' Kul günahı işlemeye utanmıyor da – Subhanallah - Allahu Teâlâ hazretleri günah işlemiş günahkâr cürümlü kulu affetmemeye utanıyor. Allahu Teâlâ hazretlerinin halleri aciptir, Cenâb-ı Mevlâmız erhamü'r-râhimîndir. Rahmeti çoktur, lütfu çoktur muhterem kardeşlerim. Onun için duayı ganimet bilin. Dua çok güzel bir şeydir. Candan dua edin.

Kime?

Kendinize dua edin. Anne ve babanıza mutlaka dua edin. Ve insanın hocası annesinden önde gelir. Fıkıhta, bütün kitaplarda kesin olarak bu böyledir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de öyleydi. Peygamber Efendimiz, biliyorsunuz, hadîs-i sahihte buyuruyor ki;

vellezi nefsî bi-yedihi. "Canım elinde olan Allah'a yeminler olsun ki." Lâ yü'minu ehadiküm. "Sizden biriniz gerçek mü'min olmuş olamaz." Hatta ekûne ehabbe ileyhi min-vâlidihi ve veledihi ve'n-nâsi ecma'în. "Ben ona babasından da evladından da bütün diğer sevgili insanlardan da daha sevgili, daha yakın olmadıkça, beni onlardan daha çok sevmedikçe gerçek mü'min olmaz." diyor. İnsanın mürşidini, alimleri, evliyâullahı sevmesi, Resûlullah'ı sevmenin devamıdır. O bakımdan babasına dua edecek, mürşidine dua edecek, arkadaşlarına dua edecek.

Duanın en süratle kabul olan şekli kişinin kendinden başkasına yaptığı duadır. Din kardeşine, din büyüğüne yaptığı dua süratle kabul olur. Onun için arkadaşlarınıza dua edin. Bakın Çeçenistan'da bir harp oluyor, Bosna Hersek'te çok zulümler olmuştur ve olmaya devam ediyor. Kar kış, kıyamettir. Burası sıcaktır, orası soğuktur; yakacak yoktur, yiyecek yoktur. Müslümanların dünyanın her yerinde başları derttedir, sıkıntıdadır, açtır, sefildir, perişandır, mahrumdur, malzumdur, müstad'aftır, cahildir, gafildir, zavallıdır...

En büyük tehlike onların dinlerinin, imanlarının zaafa uğramasıdır. Bir insan için en büyük tehlike hastalık değildir. Bir insan için en büyük tehlike hapis, öldürülmek değildir. Mazlumen ölürse insan şehit olur. Hasta olursa sevap alır. Başına bir sıkıntı, bela, musibet, gelir de sabrederse sevap alır. Bunlar dert değildir. Bir insanın başına gelebilecek felaketin en büyüğü onun imanı kaybetmesidir veya imana erememesidir. Bu en büyük derttir. Çünkü âhireti mahvolur. Ve bir müslüman evladının İslâm'dan uzak olarak yetişmesi, Müslüman evladının müslümanken İslâm'dan uzaklaşması en büyük felakettir.

Binâenaleyh ben diyorum ki; biz Bosna ve Hersek'e, Sırplar Bosna Hersek'te Müslümanlara saldırıp onu kesmeye başladıkları zaman değil de oralara komünist rejimi geldiği ve onlara komünizmi, dinsizliği öğretmeye başladığı 30-40-50 yıl önce ağlamaya başlamalıydık. Vah! Bunların imanları elden gidiyor. Çocukları komünist yetişiyor, kâfir yetişiyor, açık yetişiyor, namazsız niyazsız oluyor diye o zaman ağlamalıydık.

Almanya'ya ben gittim. Münih'te bir camide beni vaaza çağırdılar. Orada camide çay ocağında çalışan bir Bulgaristan göçmenini gösterdiler. "Hocam şuna dua et." dediler. İsmi müslüman ismi. Hatta ismi Mü'min. "Ama İslâm'dan bir tek şey bilmiyor." dediler. Babası doğduğu zaman ona Mü'min adını vermiş. İmanlı olmasını istiyor. Ama adam 40 yaşına, 50 yaşına gelmiş, koca adam olmuş, İslâm'dan bir tek şey bilmiyor. Hiçbir şey bilmiyor. Kimisi Lâ ilâhe illallah'ı bile doğru söyleyemiyor. Dinin imanın inceliklerini bilmek nerede... Lâ ilâhe illllah'ı doğru söyleyemiyor

Onun için, sizler şimdi burada ulûm-u dîniyye öğreniyorsunuz, ulûm-u şer'iyye öğreniyorsunuz. Çok büyük sorumluluklarımız var hepimizin. Kâfirler, firavunlar için koca şeyleri yapmışlar. 150 metre yüksekliğinde dünyayı taşlar ucu uca konulsa dönecek kadar geniş, böyle büyük masraflar, zahmetler, eziyetler, cefalar, gayretler ile neler yapmışlar. Bizim bu Müslümanların imandan uzaklaşmasını engellemeye çalışmamız lazım. Mesleğimiz bu. Her türlü fedakârlığa razı olmalıyız. Misyoner gibi, misyonerlerin yaptığı gibi onlardan daha fazla çalışmalıyız, gayret göstermeliyiz. İnsanlara gerçek İslâm'ı öğretmeliyiz, aşılamaya çalışmalıyız.

Bizim işimiz dünya işi değil. Bizim işimiz ticaret değil. Bizim işimiz Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmak olmalı. Mü'min kardeşlerimize de dua edelim demek istiyorum. Zikir yaptıktan sonra Ümmet-i Muhammed'e umumi olarak dua edelim. Ondan sonra artık kendimize, dünyamıza, ahiretimize dua ederiz.

Şimdi ben size... Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sahabesini karşısına alıp da onlara böyle zikir telkin etmiş. Ben de size ananevî olarak zikir telkin ediyorum, edeceğim. Beni dinleyin. Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah. Şimdi buyrun siz de söyleyin, Allah şahit olsun. Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah. Allah Allah Allah. Şimdi ağzınızı kapatın. Ve gözlerinizide yumun. Allah demeyi içinizden devam ettirin sessiz olarak. Allah mübarek eylesin.

İşte böyle, sessizce, hiç kimsenin duyamayacağı, anlayamayacağı şekilde kalbinizden zikretmeye de alıştırın kendinizi. Bu zikre zikr-i kalbî derler. İçten yapılan zikir. Bunun sevabı çok fazladır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; Allah yolunda cihat etmek, masraf etmek insana 1'e 700 sevap kazandırır.

Nafakatüke fi-sebîli'llahi bi-seb'i mî'eti derecetin.

Başka bir hadîs-i şerîfinde de buyuruyor ki; zikrullahi teâlâ efdalu 'indallahi min-e'n-nafakati fi-sebilillahi bi-mi'eti derece.

Ne demek?

Zikrullah, Allah yolunda masraf yapmaktan 100 kat daha sevaplıdır.

Allah yolunda masraf yapmak kaçtı?

1'e 700'dü. 1 milyon harcamışsan 700 milyon harcamış gibi oluyordun. Zikrullah ondan 100 misli fazla. 1'e 700'ün 100 misli ne oluyor? 70 bin oluyor. 700, önüne bir sıfır, 7 bin. Bir sıfır daha 70 bin. 1'e 70 bin oluyor. İnsan bir Allah dedi mi 70 bin Allah demiş gibi oluyor. Bir Lâ ilâhe illallah dedi mi 70 bin Lâ ilâhe illallah demiş gibi oluyor. Bir Subhânallah dedi mi 70 bin Subhânallah demiş gibi oluyor. Yani o kadar mükâfat alıyor.

Düşünün, bir insan oturmuş 70 bin Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah demiş. Bir kez Allah dese aşk ile lisan. Dökülür cümle günah misl ü hazan. Zikrin ecri, sevabı çok. 70 bin yapmış gibi olacak. Ama insan zikri içinden yaparsa. Sessiz olarak, demin öğrettiğim gibi yaparsa. O zaman bu da 70 kat daha fazladır. Dille Allah Allah derse 70 bindir. Kalbinden, demin söylediğim gibi, sessiz yaparsa o da hadîs-i şerîfe göre dille yapılandan 70 kat fazladır. Kaç oldu 70 binin 70 kat fazlası? 70 binin önüne bir sıfır koyalım 700 bin. 7 ile çarpalım 700 bini. 4 milyon 900 bin. 5 milyondan 100 bin eksik. Kalbinden bir defa Allah derse, Lâ ilâhe illallah derse, Subhânallah derse 5 milyona yakın oluyor. Onun için zikr-i kalbî çok sevaplıdır. Buna da kendinizi alıştırın. Çarşıda, pazarda, yolda, otobüste, gelirken giderken, otururken kalkarken, fırsat buldukça fırsatı ganimet bilip kalbinizden zikir edin. Zamanınız hayırlı geçsin.

Biliyorsunuz cennete giden insanların da bir pişmanlığı olacak.

Ne olacak pişmanlığı?

Cennette üzülmek yok.

Lâ havfun 'aleyhim velahüm yahzenûn.

Korku yok, mahzun olmak da yok. Ama bir 'ah!' ve hasretlik olacak, bir pişmanlık olacak. 'Ah! Vah!' diyecekler.

Neye?

Dünyada zikirsiz geçirdikleri zamanlara 'Ah! Vah!' diyecekler. Ahmed-i Bedevî hazretlerini ziyaret etti bizim grubumuzdan kardeşlerimizin büyük bir kısmı. O münasebetle Ahmed-i Bedevî hazretlerinin kitaplarda yazılan menâkıbını okuduk. Devamlı zikir halinde olduğunu çok az konuştuğunu ifade ediyorlar. Bu devamlı zikir hâlinin insana çok büyük faideleri olduğunu siz de göreceksiniz, yaparsanız.

Bizim yolumuz tasavvuf içinde şeriatı savunan yoldur. Tasavvuf içinde bidatlarla mücadele eden yoldur. Bizim yolumuz tasavvuf içinde sahabe-i kirâm gibi yaşama yoludur. Ehl-i Sünnet yoludur, bidatlardan uzak durma yoludur. Bunun kuru bir iddia olmayıp da gerçek olduğunun ispatı nedir? Mürşid-i kâmillerimizin hepsi müfessirdir, muhaddistir, fakihtir. Meşhur şahısların hangi eserleri yazdığına bakın, hayatını nasıl geçirdiğine bakın. Büyük müfessirdir, büyük muhaddistir, büyük fakihtir, büyük mücahittir, büyük takvâ ehlidir. Onun için buradan anlayabilirsiniz.

Hürriyet Gazetesi bir kitap yazmış. Küçük, birisine yazdırmış. Tarikatlar diye Hürriyet Gazetesi'nin hediyesi olarak vermiş. Bektaşi Tarikatı'nı methediyor mesela. Diyor ki; "Bektaşi Tarikatı hoşgörülü bir tarikattır; kadın erkek beraber bulunmakta mahsur yoktur, içki içmekte mahsur yokur." diyor. Bektaşi Tarikatı aslında öyle değil ama o onu öyle yorumluyor. "Kadın erkek hoşgörüsü vardır. Biraz böyle şeriatın katı taraflarıyla alay ederler, bilmem ne…" filan diyor. Benimsiyor, teşvik ediyor. Nakşibendi tarikatına gelince; "Bu Nakşî tarikatı gerici bir tarikattır. Bunlar şeriata bağlıdır, tehlikelidir. Bunlar devrimlere de karşı çıkmışlardır." diyor. Bir sürü kötüleme, karalama yapıyor.

Ama ibret gözüyle okur, dikkatle takip eder ve tefekkür ederseniz hepsi medihtir aslında. Şeriate bağlıdır demek büyük medihtir. Bidatlardan uzak olmak, elhamdülillah, Allah'ın ahkâmını yürütmeye çalışmak büyük medihtir. Onu iyice bilin ki yanlış bir takım iddialarla beyniniz sarsılmasın.

Bizim yapmak istediğimiz sahabe Müslümanlığını savunmaktır. Bizim büyüklerimizin yaptığı budur. Bunun için hapse girmişlerdir. Hapislere girmişlerdir. İmâm-ı Rabbanî Efendimiz hapse girmiştir. Ruslar'ı Kafkasya'da, şimdiki Çeçenlerin dedeleri olan Şeyh Şamiller nice zaman cihat edip oralardan geçirmemeye çalışmışlardır. İslâm'ın Rusya'da hala ayakta kalmasının sebebi bizim tarikatımızdır. Hala... Dağıstan'daki, Çeçenistan'daki bu mücahitler halen bizim tarikatımızdadır. İslâm'ın Orta Asya'ya, Sibirya'ya yayılması bizim tarikatımızla olmuştur. İslâm'ın Anadolu'ya yayılması bizim tarikatımızla olmuştur. Bizim şeyhlerimiz, Ahmet Yesevî'ler göndermişlerdir oralara, İslâm'ı öğretin diye. Balkanlar'a yayılması ondan olmuştur. Gözünüzü açın, gerçekleri doğru olarak görün. Avrupalıların, emperyalistlerin en çok korktuğu tarikat bizim tarikatımızdır. Çünkü aldatamıyorlar. Çünkü şeriate bağlıdır. Ötekileri bir çeşit oyunla kendilerine uydurabiliyorlar.

Mesela Türkiye'de böyle bir takım modernist gruplar var. "Banka faizi yiyebilirsin. Bira, alkol nispeti az olduğu için, içebilirsin. Kadın erkek bir arada oturabilir. El sıkmanın mahsuru yoktur. Tokalaşmak olabilir." Hep böyle yalan yanlış şeyler söyleyen grupları görebilirsiniz. Onun için dikkatli olun. İşin aslını özünü bilin. Bizim bu konulardaki mevkiimizi ve cephemizi iyi bilin.

Devamlı abdestli gezin. Cemaatleri ve cumaları terk etmeyin. Namazları evvel vaktinde kılmak en sevaplıdır. Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bu hususta hadîs-i şerîfi vardır. Ve farz namazlardan başka Efendimiz'in tavsiye ettiği sevaplı namazlar vardır. Sabah namazından sonra zikirle, Kur'an'la meşgul olup kerahat vakti çıkınca iki rekât, dört rekât işrak namazı vardır. Hac ve umre sevabı olduğu bildiriliyor. İmam Tirmizî "Hasen hadistir." diye bu hadîs-i şerîfe değer vermiştir. Sabahla öğlenin arasındaki geniş vakitte duhâ namazı vardır. "Rubû'u nehar geçince" diye yazar kitaplar. Gündüzün dörtte biri kadar miktarı geçince demektir. Dört, sekiz, 12 rekât kılınabiliyor. O da çok güzel bir namazdır. Sevabı bakımından insanı muhsin kullar zümresine dahil olmaya götürür.

Akşam namazının arkasından evvabîn namazı vardır. Sahih namazlardandır. İlmihal kitaplarında yazılır. Sünnetin hemen arkasından iki rekât, dört rekât, altı rekât... "Bu namaza müdavim olanın 70 yıllık günahı affolur." diye müjde vardır. Gece yatarken namaz kılmak vardır. Abdest alırsınız, dört rekât namaz kılarsınız, yatarsınız. Hadîs-i şerîflerde mevcuttur. Gece uykuyu bölüp kalkıp teheccüt namazı kılmak vardır. Kurân-ı Kerîm'de ve hadîs-i şerîflerde çok tavsiye edilmiştir. Çünkü gecenin o vakti çok kıymetlidir. Bunların kıymetini bilin. Pazartesi, perşembe oruçlarını eyyâm-ı biyz oruçlarını tutmaya çalışın. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tavsiye ediyor. Hadîs-i şerîflerde tavsiye edilmiş oruçlarla da sevabınızı arttırmaya çalışın.

Çok güzel bir yol tutturmuş gidiyorsunuz. İlim öğreniyorsunuz. Çünkü ilim yolu cennet yoludur. Allah'ın en çok sevap verdiği yoldur. Bu yolda şaşırmayın, gevşemeyin ve zamanınızın kıymetini bilin, çok iyi yetişmeye çalışın.

Bir tehlike vardır. Mısır'da yetişen din görevlileri, Suudi Arabistan'da yetişen din görevlileri, dini tahsil yapanlar kuvvetli yetişmiyorlar. Siz bunu belki kendiniz de çevrenizde görüyorsunuzdur. Kuvvetli yetişmiyorlar ve Türkiye'ye dönmüş olanların bazılarından fevkalade, hayret edilecek şikayetler vardır. Onun için siz kendinizi iyi yetiştirmeye çalışın. Özel hocalara gidin, özel dersleri takip edin. Fıkıh bilginizi, hadis bilginizi, tefsir bilginizi kuvvetlendirmeye çalışın. Aşk ile şevk ile çalışın.

Şu firavunların 147 metre yüksekliğindeki piramitleri gözünüzün önünden gitmesin. Sarf ettikleri altınlar, gümüşler, müzelerdeki...110 kilo!.. Tutankhamun'un maskesi, tabutu vesairesi için harcadıkları altın. Ayrıca o Tutankhamun'un lahdinin olduğu şey müthiş bir şey! İnsanın aklını başından alıyor. O kâfirlerin o gayretleri biz mü'minlere bir örnek olmalı. Malımızla, canımızla Allah yolunda çalışmamıza bir örnek olmalı.

İlim yolu güzeldir. İslâm'a hizmet etmek yolu güzeldir. Cihat yolu güzeldir. Ve çok sevaplıdır, çok güzeldir. Sevabınızı arttıracak şeylere gayretli olun. Paranız olur da zengin olursanız hayır hasenât yaparsınız. O da önemlidir. Çünkü para da çok lazımdır.

Büyük sahabe Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında, Aşere-i Mübeşşereden, mesela Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz, Osmân-ı Zinnûreyn Efendimiz, Sa'd İbn Ebî Vakkas Efendimiz rıdvanullahi aleyhi ecmaîn, büyük paraları Allah yoluna verebilmiş insanlardır. Bir insan büyükse neden büyük olduğunu inceleyin, araştırın. İmanı kavî olunca Allah yolunda malıyla canıyla çok gayret ediyorlar. Bunları göz önünde tutarsınız. Büyüklerin menâkıbı size örnek olmalı. Onların yolu bizim yolumuzdur. Binâenaleyh paranız olduğu zaman da hayır hasenât yaparsınız.

Çünkü her şey parayla oluyor. Cihat da parayla oluyor. İmanla oluyor da, imanlı insanların da ortaya koyduğu paralarla işler oluyor ve Ümmet-i Muhammed'e hizmetler öyle yürüyor. Böyle sevaplı işlere koşturun. Çeşitlerini öğrenin, yazın ve uygulayın. Sevaplı olduğunu duyduğunuz bir şeyi mutlaka yapın. Sonra günahlardan kaçınmaya çok dikkat edin. Takva ehli olun. Haramlardan, günahlardan uzak durmaya dikkat edin.

Ebû Hüreyre radıyalahu anh'ın rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde; "Altı şeyi hususunda sağlam duracağınızı iyi hareket edeceğinizi bana garanti edin, ben de size cenneti garanti ederim." diyor. Namaz; zekât; emanet, üç; bâtın, mide, helal lokma yemek; ferc, namus; lisan. Bu altı şeyi garanti edin. Namazı garanti edin, eksiksiz kılacaksınız. Zekatı garanti edin, vereceksiniz. Hayır hasenât, malî hizmet. Emanete hıyanet etmemek, emin bir kul olmak. Muhammed el-Emîn'in ümmeti Müslümanlar da 'emîn' olur. Emanete riayetkâr olmak. Emanetin çeşidi çoktur da detaya girmiyorum. Sonra, midenize haram lokma sokmamaya, helalinden yemeye dikkat edin. Namusunuza çok dikkat edin ki gölge düşmesin.

Biliyorsunuz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor:

El-'aynâni tezniyân. "İki göz de zina eder." Ve'l yedâni tezniyân. "Eller de zina eder." Gözlerin zinası nedir? Helal olmayana, nâmahreme bakmaktır. Ellerin zinası nedir? Helal olmayana değmektir. O bakımdan fercin ismeti, yani namusun korunması gözü kollamaktan başlar. Allahu Teâlâ hazretleri Kurân-ı Kerîm'de;

Kul li'l-mü'minîne yeğuddû min-ebsârihim ve yahfezû furûcehum.

"Gözlerine sahip olsunlar, namuslarını korusunlar." buyuruyor. Çünkü gözünü korumayan şeytanın tuzağına düşer. Şeytanın tuzağına düşen hatalı işleri işler.

O bakımdan bizim tarikatımızın prensiplerinden bir tanesi de kişinin nazar-ber-kadem olmasıdır. Bakışının pabucunun üstünde, ayağı üzerinde olması. Ayağında, başı eğik olmasıdır. Bunun başka sembolik manaları da vardır ama - Allahu âlem - mana dikkati dağıtmamak, gözü başka yerlere çevirmemek, harama bakmamaktır. Çünkü gözden çok günah kazanır insanlar. Namazı kılıyorsunuz, zekâtı vereceksiniz, emanete riayetkâr olacaksınız, midenize haram lokma girmeyecek, namusunuzu kollamaya dikkat edeceksiniz. Sonra, altıncısı da, lisanınıza sahip olacaksınız.

Dil, bir kelime insanı cennetlik ediyor - Lâ ilâhe illallah deyince - bir söz de insanı cehenneme yuvarlayabilir. Şunu güldüreceğim, bunu sevindireceğim, diye veya şu menfaati elde edeceğim bu menfaati elde edeceğim diye, dikkatsizce, gafilce, cahilce söylenmiş bir söz insanı cehenneme düşürebilir. Bir sözden gümbür gümbür yuvarlanıp gider cehenneme. Çok dikkat etmek lazım. Diline sahip olmak lazım. "Altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti ederim." buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Demek ki haramlardan sakınmak da çok önemlidir. Takvâ ehli olacaksınız. Pek çok âyet-i kerîme bize bunları emrediyor, takvâ ehli olmayı emrediyor.

En başta gelenleri hatırlayalım:

Yâ eyyühellezine âmenu't-tekullahe hakka tukâtihi vela temûtünne ve illa entüm müslimûn.

"Hakkıyla, takvâ üzere Allah'tan korkun, sakının. Sakın ha iyi bir Müslüman olmaktan başka bir hâl üzere ölmeyin; müslüman olarak ölün. Dikkat edin ha! İlle Müslüman olarak ölün!" diyor.

Başka, çok meşhur herkesin ezberinde olan ne var?

Yâ eyyühellezine âmenu't-tekullahe ve'l-tenzur nefsun ma kaddemet liğad.

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun, sakının. Kişi yarın rûz-u mahşer için buradan ne gönderdiğine, ne hazırladığına baksın, kendisini kontrol etsin." Ve't-tekullah. "Yine Allah'tan korkun, sakının. İnnallahe habîrun bi-ma-ta'melûn. "Allah sizin işlediklerinizi biliyor." Birinci ittekullah nedir? Cennet için gerekli, sevaplı işleri yapın, demektir ki biz dedik deminden beri. İkinci ittekullah nedir? Allah sizin yaptıklarınızı görüyor. Kötü şey yapmayın, takvâ ehli olun. Sakın ha cehenneme düşecek şeylere, haramlara günahlara bulaşmayın demektir.

Daha pek çok 'ittekullah'lar var.

Yâ eyyühe'n-nâsü ittekû rabbeküm. Bir tanesi de bu, dehşetli. Yâ eyyühe'n-nâsü ittekû rabbeküm. "Ey insanlar! Rabbinizden sakının, çekinin!" İnne'z-zelzelete's-sâ'ati şey'ün 'azîm. "Kıyametin zelzelesi muazzam, korkunç, müthiş bir şeydir!" Yevme teravneha tezhelü külli mürdi'atin 'amma 'arda'at ve teda'u küllü zâtin hamlin hamleha ve terâ'n-nâse sükârâ vema hüm bi-sükârâ ve lakinne 'azâba'llahi şedîdün. Müthiş bir âyet-i kerîmedir bu ayetler! Onun için takvâ ehli olmamızı da çok dikkatli bir şekilde takip edin.

Çünkü bizim tasavvuf dediğimiz yol takvâ yoludur. Tasavvufun şariatteki hadisteki adı ihsan yoludur, bir.

En ta'büdallahe ke-enneke terâhu fe-in-lem-tekün terâhu fe-innehu yerâke.

Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir, bir. İkinci bir adı da takvâ yoludur. Fetva yolu vardır, takvâ yolu vardır. Takvâ ehli olun.

Üçüncü tavsiyem kendinizi geliştirin, güzel ahlaklı bir insan olun. Geçimli, tatlı dilli, güleç yüzlü, güler yüzlü, iş bitiren, iş gören, güzel meziyetlere sahip bir insan olun. Güzel meziyetlere sahip olun. Güzel ahlâka sahip olun. Kötü huylarınızı atın. Çünkü

ekseru ma yudhile'n-nâse cenneh. İnsanları ekseriyetle en çok cennete sokan şey nedir? Takva'llah, onu söyledik; takvâdır. Ve hüsnü'l-huluk, güzel huydur. Güzel huylu olacaksınız. Sabırlı olacaksınız, yılmayacaksınız. Adaletli olacaksınız, sapmayacaksınız. Merhametli olacaksınız, ezmeyeceksiniz. Cömert olacaksınız, Allah için malınızı, canınızı, vaktinizi, gayretinizi, paranızı pulunuzu vereceksiniz. Güzel huylara sahip olacaksınız.

Can sevmek ile müyesser olmaz cânân. Yâ bundan ümîd yâ tama' andan kes diyor Fuzuli. Ne demek? İnsan canını sevdi mi cânân insanın evine girmez, sevgiliye kavuşamaz. "Ya canından vazgeç ya sevgiliye kavuşmaktan." diyor. Sevgiliye kavuşacaksa insanın çok çalışması lazım.

Ahmed-i Bedevî hazretlerine demişler ki; mâneviyat aleminden seslenmişler; "Büyük insanlar uyuyamaz. Büyük insan olacaksın. Kalk, uyuma. Büyük insanlar pek uyumaz." demişler. Ve men-talebe'l- 'ulâ sehere'l-leyâliye. Ne demek? "Kim mücevher çıkarmak istiyorsa denize dalar. Yücelikler isteyen de geceleri uykusuz durur." diyor. Men veğâse fi'l-bahri... Gavvâs, dalmak. Veğâse fi'l-bahri men talebe'l-le'âliye. "Lü'lü'ler, inciler isteyen denize dalar." Ve men-talebe'l- 'ulâ. "Yücelikler isteyen de" sehere'l-leyâliye. "Geceleri uykusuz geçirir." Sehere, iki gözlü h ile, sin, iki gözlü h ile sehere, uykusuz olmak demek. Sâhir... Vallahi nimtü sâhiren ne demek? "Yeminler olsun ki gece hiç uyumadım, geceyi uykusuz geçirdim." demek. sehere'l-leyâliye... Ve men-talebe'l- 'ulâ sehere'l-leyâliye. Yücelikler isteyen, mânevî kemalât ve makamât isteyen geceleri uyumaz. Yani çok çalışır. Gaflet uykusunda olmaz, çalışır, gayret eder. Sizin de öyle olmanızı Mevlâ'dan dileriz.

Bismillâhirrahmânirrahim...

İnnellezine yübâyi'ûneke innema yübâyi'unallah. Yedullahi fevka eydîhim ve men-nekese fe-innema yenküsü 'ala nefsihi ve men-evfâ bi-ma 'âhede 'aleyhullahe fe-seyü'tîhi ecran 'azîmâ.

Sadakkallahu rabbune'l-a'l'a...

Bu âyet-i kerîmeyi derviş tarikate girerken en sonunda okurlar kendisine. Bu bir bakıma müjdedir bir bakımada ihtardır.

Ne deniliyor?

Bismillâhirrahmânirrahim. İnnellezine yübâyi'ûneke innema yübâyi'unallah. Ey Resûlüm! Sana beyat eden bu sahabe... Ne yapmış oluyor? Sana beyat edenler ancak ve ancak, sadece ve sadece Allah'a beyat etmişler demektir. Sen nesin? Allah'ın Resûlüsün. Sana beyat edenler Allah'a beyat etmişler demektir.

Yedullahi fevka eydîhim. "Allah'ın eli onların seninle beyat ettiği zaman, senin elini tuttukları zaman oradadır, onların elinin üstündedir." Yani anlaşmada Allahu Teâlâ'nın eli vardır.

ve men-nekese fe-innema yenküsü 'ala nefsihi. "Ahdini kim bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Sonu fena olur, feci durumlara düşer."

ve men-evfâ bi-ma 'âhede 'aleyhullah. "Allah'a ahd ü vefasına sadakat gösterenler ise" fe-seyü'tîhi ecran 'azîmâ. "Allah onlara büyük ecirler verecektir." Ecr-i 'azîme nâil olacaklar demektir.

Bu da bir ahittir ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in vekili ulemâ olduğundan, siz de ulemâya beyat etmek suretiyle Resûlullah'ın çağındaki sahabenin yaptığı gibi yapmış oluyorsunuz. Allah'a söz vermiş oluyorsunuz. Âyet- i kerîmenin innema yübâyi'unallah dediği gibi.

Binâenaleyh Allah'a olan ahdinize sıdk ile sâdık olun ve vefalı olun. Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda yürüyün. Nefse ve şeytana kul olmayın. Dünyaya kapılmayın. Âhireti ihmal etmeyin. Hubbü'd-dünya re's-ü küllü hatî'etin. "Dünya sevgisi bütün hataların başıdır." Ve men-erâde'l-âhirete ve sa'â le-ha sa'yeha. "Kim âhireti isterse ve gerekli çalışmaları da yaparsa" Fe-'ulaike kâne sa'yühüm meşkârâ. "Allah onların mükafatını verir, sa'yi meşkûr olur."

Allahu Teâlâ hazretleri sizi de ahdine sâdık kullarından eylesin. Dîn-i mübîn-i İslâm'a güzel hizmet etmeyi cümlenize nasip eylesin. Hakiki, mütteki alimler olun. Dîn-i mübîn-i İslâm'a güzel hizmetler eyleyin. Ömrünüzü Allahu Teâlâ hazretlerinin rızası yolunda geçirmeyi Mevlâm cümlenize, cümlemize nasip eylesin. Şeriatin yolundan bir göz yumup açıncaya kadar ayırmasın. Tarikatın inceliklerini, âdâbını esrarını öğrenmeyi nasip eylesin. Gönlünüzü nurlandırsın. Basiretinizi açsın. Tarikatın güzel esrarına, âdâbına aşina olup marifetullaha erdirsin. Aşkullahı, muhabbetullahı içinize yerleştirsin. Mevlâmın huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varın. Rabbim cümlenizi cennetiyle, cemaliyle taltif eylesin. Rıdvân-ı ekberine vâsıl eylesin.

Bi-hürmet-i esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha...

Sayfa Başı