M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (194)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Buhârî'de Peygamber Efendimiz'in ayakta su içtiği yazılıyor. Bu bir istisnai durum mudur?

Cevap: Evet, istisnai durumdur. Ayakta su içmek mekruhtur. Normal olarak oturarak içilmesi lazım gelir.

Ayakta su içmek sadece, yeryüzünün en şerefli suyu olan zemzem içindir. Zemzeme hürmeten, mânevî bereketinden ve şerefinden dolayı o ayakta içilir.

Soru: Müzikle ilahi dinlemek câiz midir?

Cevap: Musikînin, ilahinin, nâmenin insanda uyandırdığı tesir önemlidir. Derûnî duygular, takvâ duygusu, havfullah, haşyetullah, şevkullah, aşkullah, muhabbetullah uyandırıyorsa olabilir.

Musikî aletleri hakkında ulemânın ihtilafı vardır. Kimisi telli musikî aleti tarzında yapılmış şeyleri câiz görmemiştir. Tanbur gibi, böyle yaylı telli [aletleri] kimisi câiz görmemiştir. Ulemâ ittifak etmemiştir, yani "câizdir" dememiştir. İmam Gazzâlî bir alettir gibi bir yorum yapıyor. Yani hayra kullanılırsa hayırdır, şerre kullanılırsa şerdir gibi.

Bugün Türkiye ve dünya üzerinde musikî ile iştigal eden müslümanlar var. Musikî İslâmî muhitlerde fiilî bir durum meydana getirmiş. Tarih boyunda da böyle. Bazı tekkelerde musikî aletleri kullanılmış.

Tabii Peygamber Efendimiz'den sonra, sahâbe-i kirâmın devrinden sonra yapılan bir şey büyük bir delil olmaz; ama "İyi maksatla kullanıldığı zaman câizdir." diye söyleyen alimler var. O "doğru" diye düşünülebilir.

Soru: Sakal üstünden toplamak veya çevirmek câiz midir?

Cevap: Câizdir; dağınık olmaması, derbeder olmaması bakımından. Ama böyle bir kısmını kesip bir kısmı bırakmak uygun olmuyor. Dağınıklığı derleyip toparlamak, uçlarını almak uygun oluyor.

Soru: Biz arkadaşlarla hep tevbe ediyoruz ama bir daha yapıyoruz. Ne yapalım?

Cevap: Bu tabii zaaf alametidir. İnsan verdiği sözde durmalı. Tevbe demek, "Yâ Rabbi, ben senin yoluna döndüm, senin istediğin kul olacağım." demektir. Çok kuvvetli azmetmeli. Günaha tevbe ettikten sonra, günaha dönmektense ateşe atsalar, "Seni atacağız!" deseler ateşe atılmaya razı olmalı. Günaha dönmeye razı olmayacak kadar titiz davranmalı.

Büyüklerimizin hayatlarını çok okumak lazım. Sahâbe-i kirâmın hayatını çok okumak lazım. Hadîs-i şerîflerde çok deliller var, muhterem kardeşlerim.

Biraz Ümmet-i Muhammed'de laubalilik var. "Allah nasıl olsa affeder." diye bir gevşeklik var. Ama kazın ayağı öyle değil. İş aslında o kadar kolay değil!

Sahâbe-i kirâmdan birisi Peygamber Efendimiz'le savaşa gitmemiş. 52 gün burnundan gelmiş! Pişmanlık, ağlama, dua vesaire… 52 gün yani iki aya yakın… Ondan sonra affolunduğuna dair âyet-i kerîme inmiş. Peygamber Efendimiz'le savaşa gitmek istiyordu, tembellendi, gecikti, gidemedi diye.

Birisi… Tekrar tekrar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem nidacı, dellal çağırtmış; "Ganimet olarak topladığınız şeyleri ortaya yığın." diye. Getirmişler, yığmışlar. Çünkü taksimden evvel ganimet malı alınmaz. Gaziler ne aldıysa hepsini ortaya getirecekler. Çünkü savaş müşterek yapılmıştır. Birisi altın kesesi bulur, birisi teneke bulur; eşit olmaz. Hepsi bir araya getirilecek, beşte biri hazineye ayrılacak, beşte dördü gaziler arasında bölüştürülecek. Allah'ın emri böyle. Va'lemû ennemâ ganimtüm min şey'in fe-enne lillâhi humusehû âyet-i kerîmesi bunu delili. Getirmişler ortaya, işlem yapılmış, taksimat yapılmış, gazilere dağıtılmış. Neden sonra birisi iki tane ayakkabı bağcığı, ayakkabının sırımından, bağcığından getiriyor. Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Ben üç defa çağırttım, nida ettirdim, dellal bağırttırdım, seslendirdim, duymadın mı?"

"Duydum yâ Resûlallah."

Ateşten iki tane şeydir. Almam artık!" diyor.

Affedilmek o kadar kolay değil, muhterem kardeşlerim!

Allah'a karşı müslümanların laubaliliği artmıştır. Günaha karşı [cüretleri] çoğalmıştır. Tevbeyi laçkalaştırmışlardır. Korkuları azalmıştır, ondan oluyor. Azap âyetlerini, Resûlullah Efendimiz'in, sahâbe-i kirâm menâkıbını çokça okumaları lazım geliyor. Çünkü gerçeği görmüyor. Çok büyük laubalilik var müslümanların hepsinde… Vaizinde de, hocasında da, müftüsünde de, hacısında da, tüccarında da, babasında da, evladında da, dervişinde de çok laubalilik var! Aman dikkat edin ki Allahu Teâlâ hazretlerinin [bu işi] oyuna gelmez.

Soru: Tesettürde pardösü ve çarşaf arasında bir kıyas yapılabilir mi?

Cevap: Bu çok net olarak bilinen bir konudur. Tesettürün formu, formatı, özel bir şekli yoktur. "Çarşaf ya da manto veya şu ya da bu olacak." diye mecbur bir kıyafet yoktur İslâm'da. Bölgeye göre, iklime göre, örfe göre değişen ama ana hudutları belirlenmiş bir örtünme vardır. Bizim fıkhımız açıkça beyan ediyor ki, şeriat "Tek bir tip, belli bir tip olacak." dememiştir. Yalnız, "Kadın yüzü ve elleri hariç örtünecek. Erkek de en aşağı [diz kapağından göbeğine] kadar örtünecek." demiştir. "Örtünmenin de altı göstermeyen ve dar olmayan bir şekilde olması lazımdır." diye söylemiştir. O halde çarşaf veya pardösü veya abaye veya saye veya çadır veya başka bir şey örtünmeyi sağladı mı [tamamdır.]

Yalnız burada bir incelik daha olduğunu söylemek lazım. Müslümanın kıyafeti olarak bilinen şey kullanılmalı; örfte gayrimüslimin kullandığı şeyler kullanılmamalı ki müslümana mahsus kıyafet olduğu belli olsun. Pardösü olabilir; ama İslâmî ölçüler içinde.

Soru: Ağabeylerimiz birbirine dargınlar, konuşmuyorlar. Yakın bir akrabamız da sürekli aralarını açmak istiyor ve açıyor da… Dua etmenizi istiyoruz.

Cevap: Muhterem kardeşlerim! Bu dargınlık ve küskünlük, kötü huy, buğz ve adâvet, içten pazarlılık ve birbirini sevmemek müslümanların içini yakmıştır. Ateş bacayı sarmıştır. Siz öyle dışarıdan müslümanlara bakarsanız, sakalı vardır, unvanı vardır; ama iç muhakemesi eksik, iç kontrolü, ihlâsı vesairesi zayıftır. Maalesef müslümanlar Allah'ın gazabına sebep olacak çok günahları âdet hâline getirmiş, yapıyorlar.

O âdetlerden birisi dargınlık âdetidir. Müslüman müslümana dargın. Bir tanesi gıybet âdetidir. Müslüman müslümanın gıybetini yapar. Bir tanesi iftira âdetidir. Müslüman müslümana iftira eder. Bir tanesi laf götürme âdetidir. Onun lafını öbür tarafa söyler; "Bak o sana şöyle dedi, böyle dedi…" diye. Bunlar yaygın günahlardır. Allah'ın çok gazap ettiği, ceza verdiği günahlardır. Ve kulun sevgi seviyesinden aşağı düşmesine sebep olan şeylerdir. Millet buna alışmış ve müslüman bunu âdet hâline getirmiş. Müslüman müslümana dargın. Müslüman müslümana suizan ediyor. Müslüman müslümana iftira ediyor. Müslüman müslümanı çekiştiriyor. Çok yaygın. İşte bundan belalar geliyor. Müslümanların başına belaların yağması bundan dolayıdır.

Bir müslümanın bir müslümana üç günden fazla dargın kalması câiz değildir. Ara açmak câiz değildir, şeytan işidir. Arayı buluşturmak, düzeltmek Rahman işidir. Müslümanlar dayak garibi olmuştur. Hepsini yatırıp kaldırıp dövmek gerekiyor. Allah ondan ceza veriyor. Bazen cezalar biriktiği zaman ceza ile temizlenir insanlar, öyle temizleniyorlar.

Allah her türlü kötülükten günahtan korusun.

Soru: Ben orta yaşlı bir ev kadınıyım. Kalbimden rahatsızım. Oğlum çok hayırsız, çalışmıyor. Allah rızası için dua buyurunuz.

Cevap: Buyurun bir hastalık daha. Evlat kendisine küçükken bakmış olan annesine babasına saygı duymuyor, bakmıyor ve dediğini yapmıyor. Kundakta büyüttü, altını temizledi, karnını doyurdu, âcizken korudu, kolladı, yetiştirdi; şimdi büyüdü, solucan gibiyken ejderha gibi oldu; anasını babasını dinlemiyor. Büyük bir yaygın rahatsızlık. Kimse anasını babasını dinleme taraftarı değil. Rejim de kışkırtıyor; "Eskilerin sözünü dinlemeyin. Analarınıza babalarınıza hürmet etmeyin…" Filmler, sinemalar çocukları anarşist yetiştiriyor. Böyle gelmiş, böyle gidiyor…

Tabii o annesine babasına hizmet etmediği için Allah onun neyse cezasını verecek. O da evlendiği zaman aynı belalara uğrayacak. O da belasını bulacak evladından…

Allah ıslah etsin.

Soru: İç ve dış olaylar konusunda üzerimize düşen vazifeler konusunda görüşmek, istişare etmek istiyoruz.

Cevap: Kendi aranızda istişareler yapın, meseleleri konuşun. Dernek iseniz dernek olarak, değilseniz arkadaş grubu olarak toplanın. Meseleleri takip edin.

Sohbetlerinizin bir bölümünde "Politika nereye geldi, nereye gidiyor?", bir bölümünde "Dış politikada neler oluyor? Dışarıdaki müslüman kardeşlerimizin durumu nedir?" diye düşünün. Ondan sonra "Biz grup olarak burada ne yapabiliriz?" diye düşünün. Böyle istişarelerle çalışmalarınızı geliştirin.

Allah hayırlara erdirsin.

Sayfa Başı