M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 474.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.

El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l evveline ve'l-âhirîn. Muhammedini'l Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ila yevmi'l-ceza. Emmâ ba'dü fe-kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.

La tashabul melaiketü rufkaten fiha kelbün vela ceresun.

Ümmü Seleme ve Ebu Hureyre radıyallahuanh'ten bir çok hadis kaynağında nakledildiğine göre Ahmet ibn Hanbel, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, ibn Hibban, Taberani, Hatibi Bağdadi gibi. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki

La tashabul melaike.

Melekler arkadaşlık etmez, refakat etmez

Rufkaten.

bir kafileye ki

fiha kelbün vela ceresun.

Kafilede köpek ve çan varsa melekler o kafileye refakat etmez, o kafilede bulunmaz. Demek ki bunları evde, yolda kullanmamak lazım. Çünkü melekler gelmiyorlar. Meleklerin gelmemesi iyi bir şey değil. Bu çanlar, ziller Çinli'lerin evlerinde bakıyorum, cangıl cungul kapılarında böyle şeyler asılı oluyor. Onların dinlerinin bir icabı galiba, ne sebeple takıyorlarsa.

Bu ne diyorum?

Çinli'nin evi diyorlar. Çeşit çeşit, türlü türlü, yalan yanlış inançlar var. Allah bizi Peygamber Efendimiz'in sünnetinden, tavsiye ettiği yerden yoldan ayırmasın. Var bir sebebi ki Peygamber Efendimiz kedi bulundururdu evinde, severdi ama köpeği istemiyor. Kedi sizi korur, devriyedir diyor evinizin etrafında. Köpek de korur ama köpeğin demek ki çeşitli rahatsızlıklar verme ihtimalleri olduğundan onu tavsiye buyurmamış. Buradan anlaşılıyor ki din böyle Peygamber Efendimiz söylemeseydi öyle akılla mantıkla her tarafı dinin ahkamı anlaşılmazdı. Onun için Peygamber Efendimiz bir Hadîs-i şerîfinde dini kendi mantığınızla ahkam koymaya kalkmayın diyor. Çünkü hazreti Ömer de demiş ki. Bana kalsaydı aklımı kullanmak gerekseydi mestlerin üstüne değil de altına elimi sürerdim, abdest aldığım zaman, ayağıma mest giydiğim zaman. Mantık onu daha hoş gösterir insana. Çünkü altı tozlanıyor üstü tozlanmıyor ama öyle değil işte.

O halde dinin aslı nedir?

Dinin aslı Peygamber Efendimiz'in öğrettiğidir. Hadîs-i şerîf'tir, Kur'an-ı Kerîm'dir. Efendim işte alışveriş de faize benziyor.

Ve ehellallahul bey'e ve harramel riba.

Allah alışverişi helal kıldı, alışveriş yap ama faizi haram kıldı, faizi yapma. İşte benziyor da bilmem ne de. Fazla konuşma. Yani din biraz dikkat ister. Öyle kendi mantığınla benim aklıma sığdı sığmadı filan demekle kalkan bir insan sonra çok yanlış noktalara varabilir. Çünkü aklı tam bir ölçek değil.

Ya eğriyse?

Çizgi çiziyorsun ama ya cetvel sıcaktan kıvrılmışsa, bozuksa. Tahta cetvelse, o zaman çizgiler eğri gider.

Cetvel, santimler var üstünde, var ama eğri. Ölçek eğri oldu mu kafa yamuk oldu mu ters gider. Sonra dünyada ne kadar insan varsa o kadar akıl vardır. Bir konuda ne yapalım dediğin zaman kırk tane laf çıkar ortaya.

Hangisini dinleyeceğiz?

Bana göre bu böyle. Onun için demişler ki zevklerle renkler tartışılmaz. Çünkü Salih şunu istiyor, Esad şunu istiyor, Ahmet şunu istiyor, Ömer bunu istiyor. Bu işin en son bir kararı sonucu olması lazım. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ne demişse öyledir. Kediyi besle.

Köpek?

Köpek geldi mi melekler gidiyor.

Köpeği mi istersin melekleri mi istersin?

Bizim papağan bile Erol'un verdiği papağan, birisi geldi mi köpekten daha güzel bizi ikaz ediyor. Bangır bangır bir bağırıveriyor. Yataktan fırlıyoruz, bakıyoruz ne oldu ne geldi diye. Yani köpekten daha güzel ikaz ediyor, hem de korkutuyor, bağırıyor. Gelene bir hello diyor mello diyor ondan sonra bir bağırtı basıyor. Demek ki çeşitli şekillerde kendini koruma imkanı var. Allah'ın yasakladığını yapmayacaksın. İçki içinde demişler ki onda bize bazı faydalar var.

Ne oluyormuş?

Satıyormuş alıyormuş da bilmem ne. Satışı da alması da yasak. İçince biraz rahat da oluyormuş da bilmem neymiş. Bir sürü helal gıda var.

Müslüman mısın sen?

Allah'a teslim olacaksın, Allah'ın emrine. Çünkü senin aklın incir çekirdeğinin içine koysan gene bir sürü boş yer kalır.

İkinci Hadîs-i şerîf.

La tüşeddürrihal illa selasetü mesacid. El mescidü'l haram ve mescidi haza ve mescidü'l aksa.

Bu da çok sahih bir Hadîs-i şerîf. Çok kaynaklarda zikredilmiş. Buhari, Ahmet ibn Hanbel, Müslim, Ebu Davud, Nesei, İbni Mace, Ebu Hureyre radıyallahuanh'ten. Üç mescitten başkasına yolculuk yapılmaz. Şu mescide gideyim de orada namaz kılayım diye ziyarete kalkılmaz. Ancak üç mescit müstesna. Bir, Mescid-i Haram. Ortasında Kabe'nin olduğu Mescid-i Haram. Oraya sefer yapılır. Türkiye'den kalkarsın, Avustralya'dan kalkarsın, Amerika'dan kalkarsın, Asya'dan kalkarsın, Japonya'dan kalkarsın gidersin ziyaret edersin.

Neden?

Mescid-i Haram. Yeryüzündeki mescidlerin en eskisi, en şereflisi, en kıymetlisi. İçinde ibadetin en sevaplı olduğu yer.

ve Mescidi Haza.

Şu benim mescidim diyor birde. Buna da ziyaret edilir gelinir. Bu mescidime de ziyaret yapılır. Kalkarsın Peygamber Efendimiz'in mescidini ziyaret edeceğim, namaz kılacağım, itikaf edeceğim, Ramazan'ı orada geçireceğim diye gidersin. Allah tekrar tekrar ziyaretleri nasip etsin.

ve'l-Mescidi'l-aksâ. "Bir de Kudüs'teki Mescid-i Aksâ."

Oraya da ziyaret edilir.

Allah yakın zamanda müslümanların eline geçirsin.

Yolda giderken gelirken orayı da ziyaret etmek ne kadar da yakışır Türkiye'den hacca gideceklere…

Oraları da ziyaret etmeyi nasip etsin. Allahu Teâlâ hazretleri Ümmet-i Muhammed'e uyanıklıklar ihsan eylesin.

Üçüncü hadîs-i şerîf:

Lâ tatrahu'd-durre fî efvâhi'l-kilâbi. Ya'ni'l-fıkha.

Lâ tatrahu'd-durre fî efvâhi'l-hanâzîr. Ya'ni'l-ilme.

İbnü'n-Neccâr, Enes radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.

Bu okuduğumuz iki ibareden birisinin mânası ne, ötekisinin mânası ne?

Birincisinin mânası:

Lâ tatrahu'd-durre fî efvâhi'l-kilâbi. "İnciyi köpeklerin ağzına, önüne atıverme."

Ağzına inciyi verme. Neyi kastetmiş?

Din ilmini, fıkhı. Yani köpek tabiatlı insanlara onu öğretip de ondan sonra onların da köpek gibi kötü maksatlarla o bilgileri kullanıp geçim sağlamasına sebep olmuş olursun. "Layık olmadığı için onlara onu öğretme." demek.

Bu hadîs-i şerîfin râvileri arasında bir adam varmış, o güvenilir bir insan değilmiş. Ama yine bu sözü almış. Altında bir de İbnü'n-Neccâr'ın rivayet ettiği Enes radıyallahu anh'ten bir hadîs-i şerîf var. Onu da altına koymuş ki, yani "Bakın, mâna yanlış değil." demek.

Birincide Lâ tatrahu'd-durre diye geçiyor. İkincide:

Lâ tatrahu'd-durre fî efvâhi'l-hanâzîr. "Hınzırların ağzına inci atma." Ya'ni'l-ilme. Yani Peygamber Efendimiz din ilmini kastetmiş.

Ne demek?

"Hınzır tabiatlı, kötü huylu insana din ilmini öğretip de onun dini sömürmesine, istismar etmiş olmasına sebep olma." demek.

Onun için, ilmi ehline vermek çok önemli bir edeptir. İlmi ehline vereceksin. "Ben buna ilim öğreteceğim ama bu adam, bu çocuk buna layık mı? Sonra bunu ne yapar?" Nâehil olduğunu anladığın zaman da vermeyeceksin. Bu ilmi öğrenecek, sonra İslâm'ın aleyhine kullanacak, sonra kendi menfaatine kullanacak. Böyle yapan birçok kimse var. Misyonerlerden Türkiye'ye gelip din ilimlerini öğrenip müslüman ailelerin yanında yetişip ondan sonra gidip "İslâm'da şu şöyledir, bu böyledir." diyor. "Vay be! Âyetten, hadisten bahsediyor. Arapça biliyor!" Ondan sonra milletin kafası karışıyor.

Eskiden Kur'ân-ı Kerîm matbaada basılmıyordu. Eline ne geçerse yazıyorlardı. Peygamber Efendimiz'in zamanında hatta deve küreklerine bile yazmışlar. Kürek kemiği yassı diye, ona bile yazmışlar. Tahtaların üstüne yazmışlar. Hâlâ Afrika'da tahta üzerine yazıyorlar. Televizyonda, Afrika kabilelerinde gördüm; tahta üzerine yazıyorlar. Bu yazılan Kur'ân-ı Kerîm parçaları hepsi toplanmış, bir heyet bunu düzenlemiş. Ondan sonra asırlarca okunmuş. Bir harfine bile zarar, halel gelmeden Kur'ân-ı Kerîm güzelce [bugüne gelmiş.] Çünkü Allah "koruyacağım" diye Kur'ân-ı Kerîm'de vaat etmiş:

İnnâ nahnu nezzelne'z-zikre ve innâ lehû le-hâfizûn. "Kur'ân-ı Kerîm'i ben indirdim, ben koruyacağım!" buyuruyor Allahu Teâlâ hazretleri. Bu âyetle sabit.

Türk gazetelerinden birisinde [vardı.] Almanya'da bir alim bunun doğruluğunu incelemiş de, eski bir el yazması bulmuş da, Kur'ân-ı Kerîm'in her yerde, hepsinde aynı olmadığını anlamış.

Bak nasıl domuzluk yapıyor, görüyor musun?

Ne buldun sen? Getir bakayım! Bizim müzelerimizde var. Hz. Ali'nin imzasıyla. Hz. Osman'ın yazdığı en eski Kur'ân-ı Kerîmler var. Sen ne buldun da neresi eksikmiş bakalım?

Oradan Allah'ın âyetine karşı çıkıyor; "Kur'ân-ı Kerîm değiştirilmiş." diye. Hem de bunu Türkiye'de [bir] gazete yayınlıyor. Çünkü Türkiye'de bazı televizyon kanallarının, bazı gazetelerin, bazı gazetecilerin gayrimüslim olduğu biliniyor. Hatta gizli gizli kilisenin televizyon kanalı aldığı ve işlettiği biliniyor.

Bu hadîs-i şerîfte, layık olmayan kimselere ilim öğretilmeyecek. Bu iki hadîs-i şerîfin yanyana gelmesinden anlıyoruz ki talebeni seçeceksin. Temiz talebe olacak. İyi niyetli talebe olacak. Öğrendiği bilgiyi kötüye kullanmayacak talebe olacak. Onu seçeceksin, bir.

İkinci bir [husus] daha var. [Birincisi] alimlere ait bir kural. Bir de umuma, bütün müslümanlara ait bir kural daha var. İlmi her şahıstan dinlemeyeceksin.

Neden?

Ya fitneci, fesatçı, karıştırıcı, domuz, tilki, köpek biriyse? Ya o bilgileri öğrenmiş de bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz'in söylediği gibi köpek tabiatlıysa, hınzır tabiatlıysa?

Öğrenmiş, kıvırtıyor. Arabistan'a gider, öğrenir, ne olacak. Burada ben kaç tane insanla karşılaştım. Siz müslüman mısınız? "Müslümanız." "Ben de Arabistan'da bir şirkette çalışmıştım." Çalışır. Gider. Arapça da öğrenir. Melbourne üniversitesinde Arapça bölümü yok mu? Var. Sdyney'de de vardır.

İlmi kimden aldığınızı iyice inceleyeceksiniz. Kim söylüyor? Bu adam neyin nesi? Niçin? Çünkü çok kötü niyetli, yalancı dolancı insanlar var.

Bursa'da arabamı tamir ettiriyordum. Tamircide birisi bizim -siyasetteki- dervişlerden birisinin aleyhine laf söylüyor. Diyor ki;

"Herif 'müslümanım' der, müslüman geçinir. Halbuki akşamları içki içer."

Bizim ihvâna söylüyor. Siyasî hayatta meşhur olmuş ya, ona söylüyor, "İçki içer." diyor.

Ben de dedim ki;

"Nerden biliyorsun? İçki içtiğini kimden duydun?"

Çünkü ikimiz de aynı tamirciye gitmişiz. O yüksek perdeden yalanları attırıyor. Ben de;

"Kimden duydun bunu?" dedim.

"Kimseden duymadım. Bizzat biz akşamları oturur, beraber içeriz." dedi.

"Nerede içersiniz?" dedim.

"O benim arkadaşım." dedi.

Dondu kaldı. Yani yalanın usturupluluğuna bak! "Başkasından söylemiyorum, akşamları beraber içeriz." diyor. Allah'tan korkmuyor ki, yalancı!

O tamirci de işi bilmeyen bir kimse olarak; "Vay, bu herifler çıkıyorlar, dinden imandan bahsediyorlar, bak şunların yaptıklarına!" diyecek.

İn câeküm fâsikun bi-nebein fe-tebeyyenû. "Fasıkın birisi size bir haber, bir bilgi, bir söz getirirse araştırın, inceleyin." diye Kur'an'da Allah emrediyor.

"Gazete yazdı!"

Ekseriyetle Türkiye'de bizim gittiğimiz yerlerde konuştuğumuz insanlara;

"Yok öyle değil kardeşim, bak yanlış yapıyorsun. Şu şöyle olacak…" [diyorsun.]

"Ama gazete yazdı!" diyor. Fesübhanallah! Gazeteye kitap gibi inanıyor. Din kitabı gibi, fıkıh kitabı gibi gazeteye inanıyor. "Gazete yazdı bir kere kardeşim." diyor.

Ya sen bu gazeteyi kimlerin çıkarttığını biliyor musun?

Ben Patnos'ta askerlik yaparken, -1600 metre denizden yüksek- zehir gibi ayaz... Ama bazen bulut olmuyor ve pırıl pırıl güneş oluyor. Ama ayaz. İnsanın burnu donup da düşecek… Kulağının şurası kırılacak, düşecek. Bizim kıtaya -bizden daha sonra- birisi geldi. Milliyet gazetesinde çalışıyormuş, muhabirmiş. Ondan sonra orada birkaç çocuğa para verdi. "Soyunun, sizin resminizi çekeceğim." dedi. Onlar da üstlerini çıkarttılar, soyundular. Onların resmini çekti. Bir de kuraklıktan yağmur yağmadığı için toprak çatlamıştı. Onun da resmini çekti. Milliyet gazetesine haber olarak gönderdi. Çünkü haber başına o zamanın parasıyla yüz lira alıyorlarmış. Milliyet gazetesinde haber çıktı: "Batı Anadolu soğuktan titrerken -Halbuki Batı Anadolu sıcaktır, İzmir sıcaktır- Doğu Anadolu'da çocuklar atletle oyun oynuyorlar. Sıcaktan toprak çatladı." Bak, yalana bak! Hem de fotoğraf da var. Görüyor musunuz?

Bu olayı ben kendi gözlerimle gördüm ve yaşadım. Neden yapıyor?

Öyle bir haber yaptı da gazetede neşredildi mi o parayı alıyormuş da ondan. Muhabir bu, işte yedek subay.

Hürriyet gazetesinin Münih'te bir temsilcisi vardı. General çocuğuydu. Bizim ev beşinci kattaydı. Ben böyle sokağı görürdüm. Sokakta karşıda meyhane vardı. Tekme tokat meyhaneden attıkları, içki içen, hiçbir şeyine güvenilmez bir insandı. Hürriyet gazetesinin oradaki muhabiri. Bir generalin oğlu. Bir gün geldi, benim kapımı çaldı.

"Hocam." diyor.

"Ne var?" dedim. Şaşırdım, karşıma geldi.

"Bir bar kadını Türk öldü. Şunu yıkar mısınız?" diyor.

Dedim ki;

"Ya Serdar, kadın ölünce erkek yıkamaz, kadınlar yıkar."

Bana gelmiş, kadının cenazesini yıkamayı bana söylüyor. Bundan ne hayır olur ya! Birahaneden, bardan, pavyondan tekme tokat dışarı atılan böyle bir insan.

"Hürriyet gazetesi yazdı. Milliyet gazetesi yazdı." Millet kanun gibi, anayasa gibi [doğru] sanıyor.

Müslüman, bilgiyi kimden aldığını tahkik edecek, araştıracak.

Çok hainlikler yapıyorlar. Hele şimdi böyle Avrupa'nın avucuna da düştüler, eline de geçtiler. Şimdi artık gizliden gizliye yamuk yamuk işler yapan bir sürü ajan dolaşıyor. Hani Osmanlı zamanında böyle şeylere fırsat vermezlerdi ama şimdi artık neler dolaşıyor…

Allah bizi uyarsın, uyandırsın. Şerlilerin şerrinden korusun, kurtarsın.

el-Fâtiha!

Sayfa Başı